10 Eylül 2013 Salı

10-Hasan Pulur - Selcan Taşçı - Müyesser Yıldız - Metin Özkan - Mümtaz Soysal Endişe - Hasan Demir


Hasan Pulur - Altın Yıllar

Cumhuriyet'in ilk kuruluş yıllarını araştıranlar "İzmir İktisat Kongresi"ni hep hatırlayacaklardır.

Cahit Kayra da, 1921/1950 yılları için "Altın yıllar" der.

Nasıldır o yıllar, nasıl başlamıştır?

Cahit Kayra, son kitabında, o yıllardan bir günü anlatır:

"Mart ayının hüzünlü günlerinden biri, kapalı ama yağmursuz bir hava ve bıçak kesen bir soğuk.
Bozkır, küskün ve her zaman bilinenden daha sarı, daha renksiz, yapraksız ağaçlar, dağınık bahçeler.

Uzaklarda ahşap, toprak karışımı bağ evi, vakit öğleye yaklaşmaktadır.
Çankaya'ya çıkan ağır ağır tırmanan tek atlı talika (atlı binek arabası).

Talikanın içinde genç bir adam vardır.
31 yaşında, Mustafa Kemal'in beğendiği, hırslı Mahmut Esat Bey.

Çankaya Köşkü'nde devrimciler o gece İzmir Kongresi'nin geleceğini tartışacaklardır.

Mahmut Esat Bey'i, Çankaya'ya çıkaran arabanın yaşlı bir atı vardır, yokuşta zorlanmaktadır.
Mahmut Esat Bey, hayvana acır:

- Ali Çavuş atı zorlama, yavaş çıkalım, vaktim var, hayvan yaşlı!

Arabacı Ali Çavuş, atına güvenmektedir:

- Beyim, biz bu hayvanla, Demirkazık Dağı'ndan indik.
Düşmanı sardık.
Bunlar bizim Anadolu hayvanıdır, yaşlılığına bakma, benim gibi.."
(*)

***

Mustafa Kemal Paşa, İzmir Kongresi'nin kararlarını özetler:

"Milli ve bağımsız ekonomi

Kapitülasyonlar olmayacak

Özel, imtiyazsız olarak yabancı sermayeye açık.

Gerekli olduğunda devlet ekonomiye teşvik verecek, doğrudan yatırım yaparak müdahale edecek.

Çiftçi, köylü kalkındırılacak

Ulaşım, iletişim ve demiryolları getirilecek"

Cumhuriyet'i kuran Mustafa Kemal tek bir şeyi vurgular:

"İktisat demek her şeydir"

***

Kaynaklar çok azdır ama onların güvendikleri bir kaynak vardır.

Asıl kaynak, asıl servet ve sermaye odur.

"Devrimi yönetenlerin namusu ve şerefi.."

Birkaç yıl sonra, devrimi yönetenlerden İsmet Paşa şöyle diyecektir:

"Bir memlekette namus erbabı, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memleket için kurtuluş yoktur"

***

Evet, onlar, Cumhuriyet'i böyle kurdular, onlar "ayyaş" değildiler, "torunları" da "çapulcu" değil!

-                               -                               -                               ^^^^^ - vvvvv

Selcan Taşçı - Musalla taşındaki kalemin başında...

Ölüm haberi aldığımda böyle olurum genelde ben...
Çok sevdiğim kişilerin kaybını öğrendiğimde;

Mesela yoklukları bir boşluk oluşturacaksa,

Mesela o boşlukta kaybolmak gibi bir tehlike varsa ufukta,

İşte öyle zamanlarda, böyle bakakalırım ekrana!

"Ne yazacağım" dan çok daha tehlikeli olan "ne için yazacağım ki" duygusu kaplamaya başladığında içimi;

Alır bilgisayar kucağıma, hiçbir şey yapmadan dururum şimdiki gibi.

Bir kahve daha içeyim...
Aaa haber başlamış; onu izleyeyim...
Twitter'da mesajlar birikmiş cevap vereyim; küstürmeyeyim...
İlham verir belki biraz bahçedeki gülü izleyeyim...
Sonra her durumda gülümsetebilen birkaç dostla telefon görüşmesi...

Vee...

Hazır değilim ama saat yazıdan kaçamayacağım "son dakika"yı gösterdiğine göre kalksın bakalım o kendini salmış kollar, klavyenin üstünde son sürat koşmaya başlasın sabahtan beri tembellik eden parmaklar.

***

İlk bakışta hemen her güne bir tane düşen "kovulan gazeteci" haberlerinden biri gibi Mustafa Mutlu'nun da işine son verilmesi.

Ama işte bizim yerimize geçtiğinizde, satırlarınızın aktığı ekran bir anda "aslında ne olduğunu"gösteren sihirli aynaya dönüştüğünde;

Boşa değil beni esir alan bu "yas" hali;

Karşısında saf tuttuğumuz şey gazeteciliğin cenazesi.

İnanç dünyamızın her alanına sirayet ettirdikleri yozlaşma burada da egemen olmuş ki; bekletilmemesi gereken o cenaze neredeyse 11 yıldır musalla taşının üzerinde...
Ve canice, soykırımcılara yakışır tarzda, hemen her ayla başladı, her hafta, artık her gün yeni
"naaş" lar konuluyor tabutun içine; belli ki bir yerlerde bir "toplu mezar" kazıyorlar hepimize.

***

Necati Doğru...
Bekir Coşkun...
Can Ataklı...
Rahmi Turan...
Emin Çölaşan...
Uğur Dündar...
Ayşenur Arslan...
Mine Kırıkkanat...
Özdemir İnce...
Oray Eğin...
Ferai Tınç...
Cüneyt Ülsever...
Burhan Ayeri...

"Gidenler" in listesi öyle uzun ki çoktan alışmış, kanıksamış, kalem kırığının ağrısına bağışıklık kazanmış olmam gerekirdi değil mi?

Mustafa Mutlu gecenin bir yarısı Halk TV'de "gazetecilik benim tek geçindiğim şey" diye haykırdı ya; hiçbir şey değil işte bu tek cümle altüst etti beni.

Susturmak değil, konuşturmamak, yazdırmamak değil; anlayın artık ne olur yaşatmamaya çabalıyorlar bizi!
Tek bizi değil; onlardan olmazsanız sizi de!

Ne demek yanaşmanın birinin kaprisi yüzünden ekmeğini elinden almak birinin, "açlığa mahkum etmeye"kalkışmak ne demek;

Zulüm mü arıyorsunuz Şam'a, Tahrir'e gitmeyin burnunuzun dibinde işte!

Bir gazeteciyi gazetesiz bırakmak; hayatını sürdürme yolunu tıkamak ne demek?

Düpedüz cana kast etmek!

***

Mübalağa değil sabaha kadar uyku girmedi önceki gece gözüme;

Sebep olanlar "kul hakkı"yedikten sonra uyuyabilmişler midir gerçekten de horul horul, gerine gerine!

Zor bekledim saatlerin geçmesini; ertesi gün/dün ilk iş Mustafa Mutlu'yu aradım;

Ağzından laf almak, manşet çıkarmak için filan değil ha...
Sırf sesini duymak için.
Dev medya holdinglerimiz, milyon tirajlı gazetelerimiz olmasa bile onun için dualarımız, iyi dileklerimiz olduğunu bilsin diye.

"Üzgünüm" dedim.

"Üzülme" dedi;

"Üzülecek bir şey yok...
Bitmedik, çok şey yazacağız, çok şey yapacağız daha.."

Cezaevlerine, mahkeme salonlarına gidişlerimizde güya "içeride tutsak" gazeteciler, biz güya "dışarıda hür" olanlara cesaret, inanç aşılıyor ya her seferinde; Mutlu da, "kovulan" o olduğu halde hâlâ yazan bana moral vermeye çalıştı sohbetimiz süresince!

Halk TV'de söylediklerini tekrarladı:

"Namussuzluk, hırsızlık, şerefsizlik yapmadım ki.."

Babasının sözüymüş bu.

Konuştuk biraz; ve sözleştik daha çok da konuşacağız.

Gün gelecek konuştuklarımızı uzun uzun yazacağız; sizi da tanığı yapacağız...

Ama bugünlük veda vakti;

Gazetelere, dergilere, bloglara, sosyal medyaya, dövizlere, pankartlara, afişlere, bahçe duvarınıza, sahildeki kumlara, yaşlı bir ağacın gövdesinde, okulda sıranıza...
Her nereye, her ne yazıyor olursanız olun, o yazdığınızın pranga vurulmamış son sözünüz olabileceğini aklınızdan çıkarmayın.
İçinizde söylenmemiş bir tek söz dahi bırakmayın...
  Yarın ölecekmiş gibi yaşa derler ya, yarın susturulacakmış gibi konuşun, haykırın...

En azından, kaleminizi o musalla taşına yatırdıkları gün; hiçbir "gerçek", hiçbir "doğru" borcunuz kalmaz insanlığa...
En azından bu iç huzuruyla doyurmaya çalışırsınız ruhunuzu işsiz bırakıldığınızda!

-                               -                               -                               ^^^^^ - vvvvv

Müyesser Yıldız - O Selâmın ve Sahibinin Sırrı...

İlk kez Çankaya Köşkü'nde düzenlenen 30 Ağustos resepsiyonunda bir Paşa'nın Gül çiftini beline kadar eğilerek, selamlaması TSK'yı karıştırdı.
Paşa'ya gösterilen tepkinin, yöneltilen eleştirilerin haddi hesabı yok.
 

Tepkilerin odağındaki isim Tuğgeneral Ertuğrul Gazi Özkürkçü, Genelkurmay Başkanlığı İletişim Daire Başkanı.

O selâmın ve Özkürkçü'nün özelliğini anlatmadan önce, sıcak bir ayrıntıyı paylaşmak istiyorum.
Tarihi selâmın fotoğrafı Hürriyet Gazetesi başta olmak üzere birçok gazete ve internet sitesinde yayınlandığı halde, şu an itibarıyla adeta buharlaşmış durumda.
Genelkurmay İletişim Daire Başkanı olmanın fazileti olsa gerek.

Bugün Ankara'da 28 Şubat davası başladı.
Selâmcı Paşa ile davanın ne ilgisi mi var

Tuğgeneral Ertuğrul Gazi Özkürkçü de 28 Şubat davasının sanıklarından, ama tutuksuz yargılanıyor.

Düşünebiliyor musunuz; 28 Şubat'çı bir Paşa...
Aynı görevi yapan bir çok arkadaşı yaklaşık 2 yıldır çok ağır şartlarda tutuklu.
Ama o Genelkurmay İletişim Daire Başkanı!..

Biraz daha açayım:

28 Şubat sürecinde Genelkurmay'daki her daireden bir sorumlu Batı Çalışma Grubu toplantılarına katılıyordu.
Ve sadece bu kişiler BÇG Kriz Masası Kurulu'na giriş kartına sahipti.

O dönemde Genelkurmay Plan-Prensipler Dairesi'nden bu toplantılara katılmaya yetkili olan isim Ertuğrul Gazi Özkürkçü'ydü.
Nitekim Balyoz soruşturmasını yürüten Özel Yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından 28 Şubat soruşturmasını yürüten Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilen ve basına yansıyan Batı Çalışma Grubu Kriz Masası Kurulu listelerinde onun da adı vardı.

Bu listelere istinaden Nisan 2012'de bir operasyon daha yapıldı.
Listede adı olan, hatta olmayan, BÇG toplantılarına hiç katılmayan isimler dahi gözaltına alınıp, tutuklanırken, o günlerde Topçu Kurmay Albay olan Ertuğrul Gazi Özkürkçü'yle ilgili uygulama iddialara göre, şöyle oldu:

Özkürkçü Savcılığa özel olarak davet edildi ve ifadesi de özel bir oturumda alındı.
İfadesinde,
"28 Şubat konusunda ben de sizin gibi düşünüyorum"  dediği öne sürülen Özkürkçü'nün tutuksuz yargılanmasına karar verildi.

Peki bundan sonra Özkürkçü kızağa veya pasif göreve mi alındı?

Aksine, 4 ay sonraki YAŞ toplantısında Tuğgeneralliğe terfi etti.
Hemen ardından da Genelkurmay İletişim Daire Başkanlığı'na getirildi.

Önemli bir not daha:

Bugün başlayan 28 Şubat davasında, tutuksuz sanıkların tamamına yakını hazır olduğu halde Özkürkçü Paşa gelmedi, rapor gönderdi.
Bu demektir ki, İletişim Daire Başkanlığı'ndan da raporlu.
Duruşma kulislerinde gün boyu Özkürkçü'nün davadaki konumunun ötesinde, Çankaya Köşkü'ndeki
"özel"selâmına gelen tepkilerden rahatsız olduğu için rapor aldığı konuşuldu.

Herhalde şu olay bile 28 Şubat davası ve AKP iktidarının bu davadaki duruşu hakkında bir fikir vermeye yeter!..

Silivri, Hasdal, Hadımköy, Maltepe, Sincan, Mamak ve Şirinyer'e kucak dolusu sevgiler

-                               -                               -                               ^^^^^ - vvvvv

Metin Özkan - Ortadoğu'nun her köşesinde kan akıyor

Ortadoğu alev alev!

Her taraf Müslüman kanı!

Tunus'ta, Libya'da, Irak'ta, Lübnan'da, Suriye'de, Mısır'da,

Kısacası Ortadoğu'nun her köşesinde kan akıyor.

Siyonist grupların ellerin ovuşturarak seyrettikleri bu manzara da,

Birbirini kırmaya devam eden Müslümanlar ise,

İslam düşmanlarının ekmeğine yağ sürmeye devam ediyor.

Dahası Müslüman coğrafyası sergilediği bu aciz görüntüyle,

Parçalanmışlık algısından kurtulamayacağa benziyor.

***

Her gün yeni bir olay...

Her gün yeni bir vaka...

Yaşananların birini analiz edemeden,

Diğer bir olay önümüze servis ediliveriyor.

Öyle olaylar yaşıyoruz ki,

Doğruyla yanlışı,

Gerçekle sahteyi,

İyi ile kötüyü birbirine karıştırdık.

***

Mesela İran, Esad'ı destekliyor.

Ama körfez ülkeleri Esad'a karşı çıkıyor.

Esad, Müslüman Kardeşler'e karşı çıkarken...

Müslüman Kardeşler de Obama ve General Sisi'ye karşı çıkıyor.

Peki ya Körfez ülkeleri?

Onlar da Sisi'yi destekleyip Müslüman Kardeşler'e karşı çıkıyorlar...

Öte yandan İran, Hamas'ı, Hamas da Müslüman Kardeşler'i desteklerken...

Obama, Müslüman Kardeşler'i destekliyor ama bu defa da Hamas ABD'ye karşı çıkıyor.

Bitmedi.

Biliyoruz ki Körfez Ülkeleri ABD'nin kararlarını destekliyor,

Türkiye ise Müslüman Kardeşleri desteklerken Mısırda darbeye, Suriye de Esad'a karşı.

Çık çıkabilirsen bu karmaşık fotoğraftan.

***

Yeter artık,

İçte ve dışta,

Savaş tamtamlarından...

Naralarından...

Korkmaktan ve korkutulmaktan bıktık.

Usandık bu kavgalardan,

Ve bizi "dost ve müttefik"kılıfıyla sırtımızdan vuranlardan!

Yalan mı?

Irak merkez hükümeti öteden beri bize düşman...

Peşmerge yönetimi zaten dönek...

Libya Fransa'nın ağzına bakıyor...

Rusya ve İran ile bir ileri iki geriyiz...

Suriye'de bizi ortada bıraktılar...

Mısır'da yalnızları oynattılar...

***

Özetle;

Alevlerin yüzümüzü yalamaya başladığı şu günlerde hatırlatmalıyım ki,

Uluslararası siyasetler bir anda saptanmaz!

Onun içindir ki ABD Başkanı Vilson'un,

Yüz yıl önce belirlenmiş,

Büyük Ortadoğu Projesi,

Başka bir deyişle Yeşil Kuşak Hareketi,

ABD tarafından bunca yıl devlet politikası olarak izlendi.

***

İran, Irak savaşı...

Irak'ın işgali...

İsrail'in kurulması...

Suriye'deki iç savaş...

Mısır, Libya, Tunus, Cezayir'e yapılan müdahaleler...

PKK'nın Kürdistan hayali!

Hepsi ama hepsi,

ABD'nin Ortadoğu hayalidir.

Eğer yüzümüzü yalamaya başlayan Ortadoğu yangınına dur diyeceksek,

İtfaiye görevi yine Türkiye'ye düşmektedir.

Çünkü artık daha net görüyoruz ki;

"Bizim bizden başka dost ve müttefikimiz yok!"

-                               -                               -                               ^^^^^ - vvvvv

Mümtaz Soysal - Endişe

SAYIN Başbakan'ın Suriye konusundaki tutumu birkaç açıdan endişe verici olmaya başladı.
Son haftaya gelinceye kadar böyle bir endişe pek belirgin değildi.
Hatta kimyasal silah kullanımı az çok kesinlik kazanır duruma geldikten sonra bile, sözü edilen
"müdahale"nin daha önce belirlenmiş çok az bazı hedeflere sınırlı sayıda nokta atışıyla yetinilmesi düşünülmekteydi.
Şimdi de aynı düşünce yaygın.

Gelgelelim, Türkiye hükümetinin başında bulunan kişi, herkesten farklı olarak, böyle bir uyarıcılıktan çok öteye, tam bir savaş niteliğinde büyük ve ortak bir operasyonla sorunun kökünü kazımaktan söz ediyor.
Zaten, uzun zamandan berigüneyindeki komşusuyla köprüleri atmış ve onun devletini başka bir yapıya sokup kendi istediği çizgiye getirmeyi hedef edinmişti.
Kimyasal silahlar konusu artık bu hedefin gerçekleşmesini kolaylaştıracak bir savaşa yol açmış oluyordu onun düşüncesine göre...

Yaygın endişenin nedenlerinden biri budur: Erdoğan'ın, Mussolini ve Hitler benzeri iktidar sahiplerinin büyüklük hevesine ya da kompleksine kapılmış bir iktidar sahibi izlenimi vermekte olması.
Aslında Avrupa tarihinde izi bile kalmamış böyle bir imgeyle sorun çözmeye kalkışmak kimseye pek sevimli gelmiyor atık.
Üstüne üstlük, bizim açımızdan, böylesi tam da bazı Avrupalıların zihinlerindeki Türk imgesine de tıpatıp uygun düşüyor.

Dahası var; bu tür çözüm formülleri ölüm korkusuyla ülkeden ülkeye göç eden, sığınmacılıktan sığınmacılığa koşan yüz binlerce insana da ürperti vermekte.
Bu durumdan en çok şikâyetçi olan Türkiye değil midir?
Kaş yapalım derken, bile bile ve göz göre göre, hem de kendi gözünü çıkarmak bu olsa gerek.
Kısacası, Sayın Başbakan böyle bir savaş sevdasından bir an önce vazgeçse çok iyi eder.

En çok da kendisi için.
Böyle bir tutumla seçim kazanması ve hayal ettiği makamlara gelmesi olanaksızdır.
Çevresindeki bakanlar, uzmanlar, danışmanlar bunu hiç anlatmıyorlar mı kendisine yoksa?

Sayın Başbakan'ın çok iyi bildiği bir deyimle, onları "yanından uzaklaştırmak" da mı olmuyor acaba?

-                               -                               -                               ^^^^^ - vvvvv

Hasan Demir - Savaş çare olur mu?

Afganistan'da, Irak'ta ve daha pek çok ülkede milyonlarca Müslüman'ın kanını dökmüş, nâmusunu kirletmiş, camilerini postalları ile çiğneyip Haçlı kışlası haline getirmiş ABD ve müttefiklerini Suriye'ye saldırtmak için çırpınırken "Hiç mi Allah'tan korkmuyorsunuz" dediğimizde, "Haçlılar gelmesin diye Zalim Esed yüz binlerce mâsumun kanını dökmeye devam etsin, öyle mi?"  gerekçesini ileri sürüyorlar.

Velhasıl, "Allah'tan ümidi kesmiş ve umudunu ABD'ye bağlamış" larla "Allah'tan umudunu kesmemiş, 'Çâresiz iseniz, çâre siz siniz'diyen"lerin Türkiye'sinde yaşıyoruz.
Bu tavır karşısında söyleyecek o kadar çok şeyimiz var ki, günlerce sürer.
Amma bunu yapmayacağız.
Çünkü derdimiz birilerini incitmek değil, üzüm yemek.
İsterseniz önce bir durum tespiti yapalım.
Suriye'de bir iç savaş yaşanıyor.
Bu savaşın taraflarından biri devlet ve rejimin bizzat kendisi.
Karşısında silahlı güçler var.
Bu silahlı güçlerin arasında Suriyeli olan var, Suudi Arabistanlı olan var, Afganistanlı olan var, ABD'li olan var, İsrailli olan var.
Ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti topyekûn Suriye devleti yıkılsın, rejimi çöksün diye bu koalisyonun en şedit destekçisi.
 
"Şedit"  diyoruz, çünkü söylemde ve eylemde aşırılığın, hukuksuzluğun alıp başını gittiğini görüyor, edep sınırlarının vızır vızır aşıldığına şahit oluyoruz"Esed katil, rejimi despot"diyenler daha dün Erdoğan ve ekibinin Esed'le sarmaş dolaş olduğu AKP'nin parti olarak Esad'ın partisi ile  "kültür anlaşmaları" yaptığı günlerde,  "Siz bu katil ve bu demokrasi düşmanı ile nasıl içli dışlı olursunuz?"  demiyor, aksine, "İşte kardeşlik, işte komşuluk bu" türünden alkışlar tutuyorlardı.

Demek ki duruşta "ilke"  değil "particilik" geçer akçe.

Bizim bu dostlara sorumuz şu:

"-Kan dökülmesini önlemek istiyorsanız, tek çareniz Müslüman kanı dökme ve Müslüman namusunu kirletmeyi bir ibadet olarak gören Haçlı-Siyonist ittifakı ile kol kola girmekten başka çâremiz yok mu?"

Allah'tan umut kesip umudu Haçlıya bağlamak yerine, Haçlıdan umudu kesip umutsuzluğun yasaklandığı Allah'a iltica etmek niye aklınıza gelmiyor?
Başını Türkiye'nin yahut başka bir ülkenin çekeceği bir organizasyonla önce bir ateşkes sağlansa, sonra taraflarla görüşülse ve bu iş intikam ve kan davası haline getirilmemek kaydıyla zamana yayılsa buna Esad mı itiraz edecek?
Esad bilmiyor mu, Babasından devraldığı Suriye'yi çocuğuna devredemeyeceğini, dünyanın artık bu dünya olmadığını?
Sakın ola ki, Erdoğan ve AKP bunu yapmak için uğraştı, Esad kabul etmeyince iş bu noktaya geldi, demeyiniz.
Çünkü bunun aslı astarı yok.
Türkiye gibi milletin önüne neredeyse 70 yıldır sandık konulan ve hükümetlerin seçimle tayin edildiği bir ülkede bile siz hala 
"Bürokratik vesayet"ten bahsederken, Suriye gibi sandığın göstermelik olduğu ve başka partilere hayat hakkı tanınmadığı bir Esat Suriye'sinden nasıl olur da iki senede İngiltere'deki gibi bir demokrasi isteyebilirsiniz?

O günlerde samimi olmayan yöneticilerimiz bugünlerde ise iyi niyetli değil.
Suflörün aklı, Müslüman'ın kanına dönüşüyor.
BOP, Türkiye'nin başını BOP'a sokmuş bulunuyor.

Rabbim inşallah Müslüman'ı Obama ve füzelerinin merhametine terk etmez.

ÖNEMLİ NOT: Sağ olsun, okurlarımız ve pek çok sivil toplum örgütü hemen her gün Twitter ve Facebook kanalları ile bizimle irtibat kurmak istiyor.
Bizim msn dâhil bu tür hiçbir hesabımız olmadığı için bu davetlere icabet edemiyoruz.
Özür dileriz.

 


a45UyF587661-201307301451-10
^^^^^ - vvvvv
 

zaryop:jaro

Salus agroti suprema lex
Hastanin iyiligi en ustun yasadir.

Latin Atasozu
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com
Ayrilmak isterseniz de :
Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com

Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder