22 Ocak 2018 Pazartesi

MÜYESSER YILDIZ : JANDARMA BUNU SÖYLEDİ: “MENZİL TARİKATINA TABİYİM!”



MÜYESSER YILDIZ : JANDARMA BUNU SÖYLEDİ: "MENZİL TARİKATINA TABİYİM!"

Ordumuz savaşta. "Bunları yazmanın zamanı değil" denebilir. Lâkin tam aksine bazı şeyleri sorgulamak gerekiyor zira ülkemizi ve ordumuzu daha da zor günler bekliyor...

21.01.2018

Ordumuz savaşta. "Bunları yazmanın zamanı değil" denebilir. Lâkin tam aksine bazı şeyleri sorgulamak gerekiyor zira ülkemizi ve ordumuzu daha da zor günler bekliyor.

"FETÖ"nün meşhur Abant toplantılarını hatırlarsınız.

İlki 1998'de yapılan toplantının konu başlığı "İslâm ve Laiklik"ti. Sonuç bildirgesinde şu hususlar yer aldı:

"Devlet bütün dinlerin inançların ve dini yorumların önündeki engelleri kaldırır din ve vicdan özgürlüğünün dini inançların gereklerinin serbestçe yerine getirilmesini herkes için güvence altına alır... İnsanların din ve felsefi inanç ve kanaatleriyle inançlarına göre yaşama haklarını kullanmaları kamu görevlerinden uzaklaştırılmasına eğitim ve diğer kamu hizmetlerinden yoksun bırakılmasına sebep ve gerekçe kılınamaz. "

2001'deki "Çoğulculuk ve Toplumsal Uzlaşma" başlıklı toplantıya AKP'den çok önemli isimler katıldı. Bu toplantının koordinatörü AKP iktidarında bakan olacak birisiydi. Açış konuşmasında "Zaten bu konu bizim yolumuzun üstündeki konulardan biriydi" dedi. O zaman ve sonraki yıllarda "Türkiye'nin bütün vatandaşlarına ve her toplumsal kesime eşit mesafede duran bütün farklılıkların kamusal alanda temsil edilmesini mümkün kılan bir devlet anlayışına ihtiyaç" olduğunu savunup şunu söyledi: "Hiçbir din sadece kalpte yaşamaya devam edemez. Din gücünü insan ve cemiyetten alır. "

Bu ifadeleri yıllar sonra bir başka AKP Milletvekili "İnşallah hedefimiz kamu hizmetlerinde de yani kamu hizmeti veren personelde de böyle bir yasağın olmamasıdır. Zamanı gelince o düzenlemeler de gündeme gelecektir" sözleriyle ete-kemiğe büründürdü. Partisinden gelen tepkiler üzerine "Bunlar kişisel görüşüm parti adına konuşma yetkim yok" demek zorunda kaldı.

2004'te Washington'da düzenlenen "İslâm Laiklik ve Demokrasi-Türk Tecrübesi" başlıklı Abant Platformunda ise iktidarın bugün "FETÖ'nün projesi" olarak nitelendirdiği 28 Şubat süreci eleştirildi.

2005'teki "Eğitimde Yeni Arayışlar" konulu toplantıda da "İmam Hatip'ler için üniversite sınavlarında uygulanan katsayının kaldırılması eğitimin kız-erkek karma veya müstakil olarak yapılabilmesi ana dilde eğitim Kuran kurslarında yaş sınırının olmaması" gibi kararlar alındı.

"FETÖ"nün "İslâm laiklik demokrasi çoğulculuk" maskesi arkasında nereye vardığını gördük!. .

ERDOĞAN'A GÖRE GERÇEK STÖ'LER

Erdoğan'ın geçmişteki görüşlerini de hatırlayalım. 1990'lı yıllarda şunları savunuyordu:

"Türkiye'de insanların hemen hemen tamamı gerek varlık olarak fıtratları gereği gerekse üzerinde yaşadıkları coğrafya ve tarihi misyonları gereği zaten Müslümandırlar. Ancak bu özelliklerini ortaya koymaları engellenmiştir cebri yollarla bastırılmıştır. Eğer insanların beyinlerindeki ipotekleri kaldırırsak onlar kendiliğinden İslâm'ı seçecektir. Çünkü özlerinde inanç vardır. Biz Türkiyelilere ve insanlığa diyoruz ki bu konuda gerek teorik gerekse pratik referanslarımızın sayılmayacak kadar çoktur. "

"2000'li yıllar dünyada dine dayalı sistemlerin iktidar olduğu yıllar olacaktır. Bunu Hıristiyan ülkeler söylüyor. Biz bu ülkede 'Elhamdülillah Müslümanız' demekten başka bir şey diyebiliyor muyuz? Ne demeye başlamalıyız. Müslümanca yaşamak istiyoruz dememiz gerekir. Buna muhtacız. "

"Gerçek sivil toplum kuruluşları dini tarikat ve cemaatlerdir. "

Şuraya geleceğim; "FETÖ"nün 20 yıl önceki "Bütün farklılıkların kamusal alanda temsil edilmesi" hedefine adım adım varıldı.

Türk Silahlı Kuvvetleri dahil. . !

Üniformalı ziyaretler ve namazlar sarıklı komutan figürleri cami yaptıran Genelkurmay Başkanı vs.

Son olarak verfi muafiyeti tanınan vakıfların başkan ve temsilcileri "Resmi Kutlamalar ve Bayram Törenleri protokolüne" dahil edildi. Buna göre İsmailağa Cemaati Ensar Vakfı TÜRGEV de protokol listesine girdi. Yani Erdoğan'ın 1990'lardaki "Gerçek sivil toplum kuruluşları dini tarikat ve cemaatlerdir" görüşü de yaşama geçmiş oldu.

TARİKATA TABİ ASKER

Dünkü "Genelkurmay Said-i Nursi'ye üniformalı ziyaret hakkında ne düşünüyor?" başlıklı yazımı "İyi de yarın öbürgün oraya hatta iktidar katında kabul gören başka 'Şeyhlere' akın akın üniformalı ziyareti başlarsa ne olacak?" diye bitirmiştim.

Tanıdık bir Avukat kanalıyla öyle bir mahkeme tutanağı geldi ki!. .

Yer yine Güneydoğu'da bir ilimiz.

Dava konusu yine darbe.

Yeni değil 7 ay önce 12 Haziran'daki celsede; İl Jandarma Alay Komutanlığı Harekat Merkezi'nde Uzman Jandarma olarak görev yapan bir asker tanık olarak dinlenir. Darbe gecesi yaşadıklarını gördüklerini duyduklarını anlatır. İfadesinin ardından bir avukat bazı sanıklar hakkında sorular yöneltir. Tanık sanıklardan birisi hakkında anlattığı hususları idari tahkikat aşamasında verdiği beyanda da anlattığını belirttikten sonra "Ancak ifadeyi alan binbaşı 'Bunları yazmayalım' demişti. Sanık İ.... ile ilgili olarak hususlarda da bana bir şey sorulmadığı için anlatmamıştım" der.

Avukat tanığa son olarak herhangi bir cemaate üye olup olmadığını sorar. Tanık mahkeme tutanaklarına da geçen şu cevabı verir:

"Evet Menzil tarikatına tabiyim. "

İŞLEM YAPMAYIN EMRİ VERİLDİ?

Dahası var.

Söz konusu tanık ifade verirken ve alenen bunu söylerken amiri konumundaki İl Jandarma Komutanı da duruşma salonundadır.

İddialara göre Komutan bu kişi hakkında işlem yapılıp yapılmaması hususunu Ankara'ya Jandarma Genel Komutanlığı'na sorar. Komutanlıktan "İşlem yapmayın" emri gelir.

Özetle hiçbir işlem yapılmaz.

Tanığımız aynı ilde görevine devam ederken Komutan terfien önemli bir makama atanır.

15 TEMMUZ'A NASIL GELDİK?

Şöyle bitirelim:

2003 yılıydı; İktidarın YAŞ kararıyla ihraçlara şerh koyması üzerine dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök "Tarikat mensubu bir üsteğmenin yine aynı tarikat mensubu bir astsubayın emrine girmesinden" söz edip "Orduda böyle bir ast-üst ilişkisine izin verilir mi?" dedi. 2. Başkan Yaşar Büyükanıt da şu örnekleri anlattı:

"Bir birlikteki subay bir gün nöbete çıkmayı reddetmiş. 'Neden' diye sorulunca 'Namaz saatime rastlıyor. Ben o saatte namaza gidiyorum o nedenle nöbet tutamam' demiş. "

"Donanmaya ait bir muhrip İsrail'e ziyarete gidiyormuş. Gemideki subaylardan biri 'Ben gitmem' diye itiraz etmiş. Nedeni sorulunca da 'Ben Müslümanım. İsrail Müslüman Filistinlilere eziyet ediyor. O nedenle ben o ülkeye gitmem' cevabını vermiş. "

15 Temmuz'u "İmamlardan abilerden" emir alan askerler yaşatmamış gibi gelinen nokta bu!. .

Müyesser Yıldız

Odatv.com

https://odatv.com/yazar/muyesser-yildiz/jandarma-bunu-soyledi-menzil-tarikatina-tabiyim-2101181200.html


a45UyF587661-180122104045 Oraj Poyraz At Alpinaasia oraj_poyraz@alpinaasia.com
2018/01/22  11:47 2  65  AtaturkMilliyetcileri@googlegroups.com

 



TÜRKİYE AFRİN’E OPERASYON YAPARKEN YUNAN ADASINDA DİKKAT ÇEKEN İNŞAAT

Haberde kullanılan resme bir bakın.
Adam gözüne ve kafana çakar gibi kocaman bir Yunan bayrağını dağa kazımış.
Sen istediğin kadar cilve cümbüş yap o bayrak orada.
Yunan askeri orada, Yunan gemileri orada.
Ve kuvvetle muhtemel yapılan tesis askeri.
Deniz fenerini andıran bir yapı.
Belki de bir ileri gözlem noktası.
Ya da hava ve deniz sahasını çok yakından izlemek için deniz ve hava radarı için istasyon.
Belli olmaz belki de burnumuzun dibine hava savunma füzesi koyacak?

Ancak, kesin olan ihtilaflı adalar, muhalefet ve ulusalcı cevrelerin bu adalar bizimdir, hatta milli haritalarımızda dahi yer almaktadır, Muğla ilimize bağlıdır dedikleri bu adalar AKP iktidarları tarafında bir şekilde peşkeş çekilmiş.
Bu nedenle iktidarın sesi çıkmadığı gibi, ses çıkaranları da demokratik olmayan yöntemlerle susturmaya çalışması çok anlamlı.

Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc / oraj_poyraz@alpinaasia.com )
           L2fSIJNoA0xfSNxA      

TÜRKİYE AFRİN'E OPERASYON YAPARKEN YUNAN ADASINDA DİKKAT ÇEKEN İNŞAAT

Türkiye'nin hava ve kara harekatıyla Afrin'e operasyon düzenlediği saatlerde Yunanistan Kalalimnos Adası'nda inşaat çalışması yapılması dikkat çekti.

22 Ocak 2018

Bodrum'un Gümüşlük Mahallesi'ne 3.5 mil uzaklıktaki Kardak Kayalıkları'na balıkçıları ve sahil güvenlik botlarını sık sık göndererek gerginliğe neden olan Yunanistan'ın Kalalimnos Adası'nda bugün görülen hareketlilik dikkat çekti. Kardak'a yarım mil uzaklıktaki Kalalimnos Adası'na Leros ve İstanköy (Kos) Adası'ndan bu sabah roro gemisi ile kamyonlar getirildi.

Kamyonların kasasındaki inşaat malzemeleri adadaki askerler tarafından indirilerek inşaat çalışmalarına başlandı. Adaya 50 kadar asker de getirildi. Adanın Kardak tarafına bakan yönündeki gözetleme kulesinin hemen yanında yapılan inşaat çalışması DHA tarafından görüntülendi.

Adadaki inşaat çalışmasının ne amaçla yapıldığı merak konusu olurken Leros Adası'ndan gelen Yunan savaş gemisinin Kalalimnos Adası önlerinde güvenlik önlemi alması dikkat çekti. Zaman zaman Kardak'a yaklaşmak isteyen Yunan savaş gemisine Türk Sahil Güvenlik botları engel oldu. Kardak'a yaklaşık 1 mil mesafade devriye gezen 313 no'lu Türk Sahil Güvenlik botu Kalalimnos Adası'ndaki gelişmeleri bulunduğu yerden izledi.

Yaşar ANTER/BODRUM (Muğla) (DHA)

http://www.sozcu.com.tr/2018/gundem/yunanistandan-kalalimnos-adasinda-askeri-yapi-insaati-2184253/


a45UyF587661-180122105829 Oraj Poyraz At Neomailbox 0raj.p0yraz@neomailbox.net
2018/01/22  11:47 2  65  AtaturkMilliyetcileri@googlegroups.com

 



ZEYNEP GÜRCANLI : AFRİN’İN ŞİFRELERİ DIŞARIDA İDLİB İÇERİDE SEÇİM…

Zeynep Abla diyor ki, biz ne Afrin'i ne de El Bab'da kalıcı olmadığımız, buraları bir gün birilerine teslim edeceğimiz açık.
Biz bunca harekatı yaptıktan sonra bir gün bu her iki yeri de, yine Kürtlere teslim edeceksek bu durumda yapılan bu harekatlar aslında Kürtleri durdurmuş değil, güçlendirmiş olacak.
Biz kendi elimizle bu toprakları temizleyip, arındırıp, Batı Kürdistan (Rojave Kürt Eyaleti) için toprak hazırlamış olacağız.
Amerika zaten bu bölgede yok, Amerikaya karşı babalanıp durmanın iç politikada oy devşirme dışında bir anlamı yok.
Kürtler ise özellikle Ruslara karşı infial halinde, demek ki, Afrin harekatı Suriye Kürtlerini ABD'nin kucağına itmiş olacak.
Ve harekat devam ederken, daha ilk günden AKP liderleri seçim hazılıklarından olmak üzere meydanlarda dolaşıp duruyorlar.
Demek ki, Afrin harekatı büyük oranda iç politikaya yönelik.

Yaşayıp göreceğiz, bu işgal edilen topraklara Arap nüfusu iskan edilebilecek mi?
Ülkemizde bulunan Arap mültecilerden hiç değilse bu bölgelere ait olanlar kendi memleketlerine dönecek mi?
Kürtlerin bölgede Akdenize uzanan şerit boyunca etnik yapıyı değiştirme çabaları tersine döndürülebilecek mi?
Ve en son olarak bu işler bittiğinde biz bu toprakları kime teslim edeceğiz?

Bu topraklarda bir gün otorite devri olacak, ve bu toprakların meşru hükumeti Şam hükumetleridir.
Bunu kimse unutmasın ve gerekli akord çalışmalarını şimdiden Şam/Esat hükumetleriyle yapsınlar.
Bugünden Şam hükumetleriyle yapılacak eşgüdüm ve uyum çalışmaları bize Suriye'de rahatlık sağlayacak, Kürt/AB(D) planlarının bozmakta faydalı olacak, gelecekte işler bittiğinde de iyi komşuluk zemini yaratacaktır.

  Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc / oraj_poyraz@alpinaasia.com )
           L2fSIJNoA0xfSNxA      

ZEYNEP GÜRCANLI : AFRİN'İN ŞİFRELERİ DIŞARIDA İDLİB İÇERİDE SEÇİM…

22 Ocak 2018

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın adeta davul zurna ile ilan ettiği Afrin Operasyonu başladı.

Operasyonun adı hem Afrin'de çokça yetişen zeytine atıfla hem de tüm dünyaya bunun bir "işgal değil terörle mücadele operasyonu" olduğunu anlatmak için "Zeytin Dalı" konuldu.

Suriye topraklarında canını-kanını ortaya koyan Mehmetçik'e selam edip hepsinin burunları bile kanamadan dönmesini dileyip bundan sonrasında neler olabileceğine bir bakalım.

Öncelikle operasyonun zamanlaması:

Tam da Esad ordusu Rus ve İran desteğini de alıp İdlib'de AKP hükümetinin desteklediği cihatçı gruplara karşı harekete geçtikten hemen sonra başladı operasyon.

Ocak sonunda yapılacak ve Suriye'deki muhalif grupları bir araya getirecek Soçi toplantısından da hemen önce.

Ruslar bir yandan Esad'la birlikte Türkiye'nin desteklediği cihatçıları yerle bir ederken diğer yandan da Ankara'yı YPG-PYD'yi Soçi'ye dahil etmek için iknaya çalışıyorlardı. Bugüne kadar pek çok isim değiştirip pek çok kılığa giren YPG-PYD (en doğrusu aslında PKK) Soçi'de de yeni bir isimle arz-ı endam etmeye hazırlanıyordu.

Afrin operasyonu ile Ankara bunun önünü kesmek için adım attı.

Ancak elbette bunun bir "bedeli" de olacak.

O bedelin İdlib olması kuvvetle muhtemel. İdlib'deki Ebu Zuhur Havaalanı kritik önemde… Esad ordusu aralık ayı sonu itibarıyla burayı ele geçirmek için uğraşıp duruyor. Şam yönetiminin Ebu Zuhur'u almasını Türkiye destekli cihatçı gruplar engelliyordu.

Son birkaç gün içinde İdlib'in güneyindeki bu cihatçı gruplar Afrin yönüne doğru kaydırılmaya başlandı. Kısacası İdlib'de Esad ordusunun önü açıldı.

Buna bir de AKP hükümetinin hiç yapmadığını yapıp Zeytin Dalı operasyonu başlamadan önce Esad yönetimini bu operasyon konusunda bilgilendirmesini ekleyin.

Ortada Esad-Rusya ile AKP hükümeti arasında "İdlib'e karşı Afrin" gibi bir uzlaşı varmış gibi görünüyor.

Operasyonun genişliği:

İkinci kritik konu Türkiye'nin Zeytin Dalı operasyonu ile Suriye içinde ne kadar ilerleyeceği. Burada da Ankara sessizliğini korurken yanıt dolaylı şekilde Rusya'dan geldi. Rusya Afrin'de bulunan Rus askerlerini "Tel Rıfat'a çektiğini" açıkladı. Ankara Suriye'de Mehmetçiği Rus askeriyle karşı karşıya getirmeyeceğine göre Rusya Savunma Bakanlığı'ndan yapılan bu açıklama aslında Zeytin Dalı operasyonuna da konulan "coğrafi sınırı" olarak da okunabilir. Tel Rıfat Suriye'nin kuzeyi için son derece kritik bir nokta… Türkiye ile Halep'i bağlayan kara ve demiryolu Tel Rıfat'tan geçiyor. Tel Rıfat'ın hemen altındaki bölgeyi ise Esad ordusu kontrol ediyor.

Rusya askerlerini Tel Rıfat'a çekerek bir yandan Ankara'ya "Halep yolu kapalı" mesajı verdi diğer yandan da Halep'teki Esad güçlerini korumaya almış oldu.

Operasyonun yarattığı etki:

Cumhurbaşkanı Erdoğan Afrin operasyonunun yapılacağını dünyaya ilan ederken Afrin'de ne askeriyle ne sivil unsurlarıyla hiç olmayan Amerika'yı hedef aldı.

Hatta farklı bir açıdan bakılırsa Afrin operasyonu değil ABD'yi kızdırmak Suriye'de kalıcı olacağını açıklayan Washington yönetiminin işine bile geldi.

Rusya Ankara'ya Afrin operasyonunun önünü açarak PYD-YPG ile arasını bozdu. Bu da en çok PYD-YPG üzerindeki etkinlik konusunda uzun süredir Moskova ile rekabet eden ABD'nin işine yaradı. Bugüne kadar ABD ile Rusya arasında "denge politikası" izyeyen PYD-YPG artık tamamen Washington'a teslim.

ABD'nin bir başka kazancı ise İdlib'deki cihatçı grupların Esad yönetimi tarafından ezilmelerinin önünün açılması. Bir önceki Başkan Obama'nın aksine Trump yönetimi her alanda ılımlı ya da cihatçı İslamcı gruplara karşı bayrak açmış durumda. Suriye'de Fırat'ın doğusunda PYD-YPG eliyle kendisine bir "etki alanı" yaratan ABD yakın komşusu olarak cihatçı gruplar yerine Şam rejimi ile (Esad demiyorum. Esad gidici görünüyor ama onun benzerleri ardıllarının yönetime gelmesi büyük ihtimal) ile yaşamayı tercih eder.

Üstelik Amerikalılar TSK unsurlarının ne Afrin'de ne de El Bab'da kalıcı olamayacağının da farkında… İdlib işi bittikten sonra Moskova ve Şam'ın yönünü döneceği alanın Türkiye kontrolündeki bu bölgeler olacağı aşikar. -Nitekim her açıklamasında Suriye'nin toprak bütünlüğüne atıf yapan AKP hükümeti de bunun işaretini veriyor. - Şu anda Mehmetçiğin kontrolündeki bölgeler çok da uzak olmayan bir zaman diliminde Şam yönetimine teslim edilecek gibi görünüyor.

Operasyonun içeriye etkisi:

Erdoğan'ın operasyonun başlaması ile birlikteki söylemi dikkate değer…

Cumhurbaşkanı bundan sonraki hedefin ABD'nin "etki alanındaki" Membiç olacağını açık açık ilan etti.

Mehmetçik Afrin'le meşgulken Membiç'e olası bir operasyon öyle çok kısa bir zamanda yapılacak gibi görünmüyor.

Anlaşılan AKP hükümeti Membiç'e karşı kısa süre içinde harekete geçecek olmasa da söylem bazında Amerikalıları hedef almaya devam edecek.

ABD Türkiye'de solcusu ya da sağcısıyla tam bir nefret objesi. Dolasıyla söylem olarak ABD'ye yüklenmek -gerçekte İncirlik'i kapatmak gibi Amerikan çıkarlarını zora sokacak herhangi bir adım atılmasa bile- AKP'ye Türkiye içinde ciddi bir propaganda alanı sağlayacak.

Bir de buna Zarrab-Atilla davasıyla bağlantılı olarak ABD Hazine Bakanlığı'nın Türkiye'ye keseceği -miktarı konusunda milyar dolarların havada uçuştuğu- cezayı ekleyin. ABD'ye yüklenmek -altı doldurulmasa da- AKP için bulunmaz nimet.

Afrin'e operasyon gerçekte Amerikalıların Suriye'de rahatlamasını sağlarken diğer yandan söylem bazında hedefe Washington'u koymak AKP iktidarının içeride elini rahatlatacak.

Üstelik son derece maliyetli olan Afrin operasyonu felakete doğru gittiği artık tüm uzmanlarca açık açık dile getirilen Türk ekonomisinin geldiği durum için iyi bir "kılıf" haline de gelebilecek. AKP iktidarı vatandaştan ekonomik olarak biraz daha "fedakarlık" isterken karşısına "Türkiye'nin bekası için yapılan operasyonları" koyabilecek.

Ancak ne bu ekonomik söylem ne de gerçekte altı doldurulmayan anti-Amerikancılık -AKP hükümetinin daha birkaç ay önce Erdoğan'ın son ABD ziyaretinde ABD'den 11 milyar dolarlık uçak alım anlaşması yaptığını unutmayalım- hükümeti 2019'a kadar taşımaz.

Afrin operasyonu aynı zamanda baskın bir seçimin habercisi gibi…

http://www.sozcu.com.tr/2018/yazarlar/zeynep-gurcanli/afrinin-sifreleri-disarida-idlib-iceride-secim-2184084/


a45UyF587661-180122104802 Oraj Poyraz At Openmail oraj.poyraz@openmail.cc
2018/01/22  11:47 2  65  AtaturkMilliyetcileri@googlegroups.com

 



21 Ocak 2018 Pazar

ERDAL SARIZEYBEK : AKIL DURDU!. . AFRİN HAREKATINDA İNANILMAZ İDDİA!. .

Mevcut tabloyu herkes bir başka şekilde okuyor.
Bu abi de böyle okumuş,
Tutarsız mı?
Değil.
Akıl dışı mı?
Değil.

Biz ne yapıyoruz, yaptığımız işler kimlerin işine yarıyor?
Bilmeden ve istemeden Türk halkı neyin yardakçılığını yapmak durumunda kalıyor?
Bunları sormak lazım dedim hep.
Abi de işte bunları sormuş ve cevaplamış.

Benim düşüncem, karar vericiler, ve kamuoyu bu makaleyi okumalı.
Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc / oraj_poyraz@alpinaasia.com )
           L2fSIJNoA0xfSNxA      

ERDAL SARIZEYBEK : AKIL DURDU!. . AFRİN HAREKATINDA İNANILMAZ İDDİA!. .

BU SAVAŞ KİME YARAR

Ta en başta hani şu HANİ ŞU Fırat Kalkanı adı verilen harekatla Türk Ordusu neden Suriye'ye gönderildi?

Diyelim ki "IŞİD tehdidi" ya da "sınır güvenliği" için.

Peki Türk Ordusu Suriye'ye girince ne oldu?

Esad'a karşı rejim muhalifi ÖSO güçlendi. IŞİD ele geçirdiği toprakları PYD'ye devretti. Yani bu iş bize yaramadı.

Şimdi Türk Ordusu Afrin'e neden gönderiliyor?

IŞİD'le bağlantılı PKK terör örgütünün uzantısı PYD teröristlerini temizlemek için.

Ama ortada şöyle bir gariplik var…

Esad rejimi IŞİD'e karşı Türkiye de karşı… Esad rejimi PKK/PYD'ye karşı Türkiye de karşı ama… Türkiye bu karşı olduğu unsurlara karşı Esad rejimiyle işbirliği yapmıyor. Neden?

Öte yanda…

ABD Esad'a karşı İsrail de Esad'a karşı ama ilginçtir AKP de Esad'a karşı bu nasıl oluyor bu iş?

"İSRAİL'İN İSTEDİĞİ DE BU"

Olan biten şu; şu anda Esad muhalifi olan Özgür Suriye Ordusu dedikleri ÖSO Esad'a karşı güçleniyor hem de Türkiye eliyle güçlendiriliyor. Bu da hem İsrail'in hem de ABD'nin işine geliyor.

IŞİD'e gelince… O teröristler zaten ABD'nin ve İsrail'in kontrolünde…

Yani?

Yani Türkiye yapacağı bu Afrin harekatıyla PKK'lı teröristleri ortadan kaldırmıyor Esad'a karşı olan unsurları yine Esad'a karşı güçlendiriyor.

PYD'ye gelince…

PYD'yi besleyen ana kaynak Barzani bölgesindeki Hakurk Basyan Avaşin ve Zap. Bu kamplar duruyor ve himaye altında. Bu kamplar yok edilmeden ne PKK biter ne de PYD onları besleyen kaynak burası. Ve buraya biz nedense harekat yapamıyoruz hükümet izin vermiyor.

Yani?

Yani PYD'ye olacak bir şey yok üç beş çatışma ve bizi yakacak olan şehit haberleri ama… Ama ardından PYD daha güçlü çıkacak çünkü Terör üzerinden meseleyi uluslararası Kürt sorununa dönüştürecek ve güçlenecek VE BU DURUM Türkiye'de iç siyaseti de etkileyecek. Belki bununla bağlantılı yeni bir çözüm süreci gelebilir…

Peki bu neye yolaçar?

Böyle giderse eğer Suriye'nin eninde sonunda parçalanmasına…

Peki Suriye'nin parçalanmasını kim istiyor?

İSRAİL! Evet İsrail istiyor çünkü Araplara karşı Arap olmayan unsurlardan kendine müttefik devletçikler kurmak peşinde…

İsrail planında yer alan şu hususlar bu tespitlerimizi tartışmasız bir şekilde kanıtlamaktadır:

"LÜBNAN PARÇALANSIN"

"…Lübnan'ın beş bölgeye bölünmesi Mısır Suriye ve Irak da dahil olmak üzere tüm Arap dünyası için bir başlangıçtır ve aslında Arap yarımadası şimdiden bu yolda ilerlemektedir. "

"İSRAİL'İN HEDEFİ IRAK VE SURİYE"

"Suriye ve daha sonra Irak'ın feshi ve Lübnan'da olduğu gibi etnik ve dini bölgelere ayrılması İsrail'in uzun vadede Doğu cephesindeki bir numaralı hedefidir ve bunun için kısa vadede bu devletlerin askeri gücünün feshi ana hedeftir. "

"SURİYE PARÇALANSIN"

"Suriye etnik ve dini yapısına istinaden tıpkı bugün Lübnan'da olduğu gibi birkaç eyalete bölünecek ve kıyıda Şii-Alevi bir eyalet Halep bölgesinde Sünni bir eyalet Şam'da Kuzey komşusuna düşman olan bir diğer Sünni eyalet olacak ve Dürziler de belki bize ait olan Golan'da mutlaka Havran'da Kuzey Ürdün'de başka eyaletler kuracaklardır. Bu gelişmeler uzun vadede barış ve güvenlik için garantör olacaktır ve bu hedef bugün bile erişebileceğimiz bir noktadadır. "

Bu İsrail planı 1982'de Dünya Siyonist Dergisi Kivunim'de yayımlandı. İsrail burada hem Lübnan'ı hem Suriye'yi parçalamak için elinden geleni yapacağı söylüyor.

"BU SAVAŞ KİM İÇİN SAVAŞ"

Türkiye ise Suriye'nin toprak bütünlüğünden yana olduğunu söylüyor ama Türk Ordusunu Suriye'ye göndermekle hem Esad muhaliflerini güçlendiriyor hem de Suriye'nin toprak bütünlüğünü tehlikeye atıyor.

Peki bu siyaset kime hizmet ediyor?

Erdal Sarızeybek

https://sarizeybekhaber.com/akil-durdu-afrin-harekatinda-inanilmaz-iddia


a45UyF587661-180121213743 Oraj Poyraz At Alpinaasia oraj_poyraz@alpinaasia.com
2018/01/21  22:49 2  65  AtaturkMilliyetcileri@googlegroups.com

 



ERCAN CANER : PENTAGON: ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI KAPIDA HIZLI VE ÖLDÜRÜCÜ OLACAK!




ERCAN CANER : PENTAGON: ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI KAPIDA HIZLI VE ÖLDÜRÜCÜ OLACAK!

14 Ekim 2016

Arpası Fazla Gelen ABD'li Generallerin Açıklamaları

Çeviren: Ercan CANER

Gelişmiş teknoloji ve yapay zekânın kullanımıyla ABD ve Rusya veya Çin'in içinde olacağı gelecek savaş öylesine hızlı ve öldürücü olacak ki insanoğlu varlığını sürdürme yeteneğine sahip olamayacak.

Şiddet ve çatışmaların hedefinde olan dünya sersemlemiş durumdayken Pentagon hükümet sitelerini hackleyen ''We Are Anonymous'' isimli hacker grubunun ana hatlarını çizdiği gibi Üçüncü Dünya Savaşının ufukta göründüğünü itiraf etti

Müşterek Karargâh Komutanı Deniz Piyadelerinden General Joseph Dunford ABD'nin Suriye ve Rusya'ya savaş ilan etmesi ve bu suretle Suriye hava sahasında bir uçuşa yasak bölge tesis edilmesi gerektiğini belirten bir açıklama yaptı. Bu yakın gelecekte bir dünya savaşının kapıda olabileceği anlamına mı geliyor?

Washington'da düzenlenen ordunun geleceğinin tartışıldığı bir panelde Tümgeneral William Hix de; ''Yakın gelecekte meydana gelecek konvansiyonel bir çatışmanın çok öldürücü ve hızlı olacağını ve kronometrenin ellerinde olmayacağını. '' ifade etmiştir.

Tümgeneral Hix Çin ve Rus ordularının teknolojik açıdan gittikçe geliştiklerini ve Pentagon'un ABD Ordusunun Kore savaşından beri karşılaşmadığı ölçekte bir şiddet için hazırlanmakta olduğundan da söz etmiştir.

ABD – Rusya çatışma olasılığı gittikçe artıyor ve durum Soğuk Savaş sonrasında karşılaşılan en kötü durum. Rusya Halep'in ele geçirilmesinde Suriye hükümetini desteklemek maksadıyla Suriye'de yürüttüğü askeri operasyonlarını gittikçe artırmaktadır.

Moskova ABD'yi işlerine burnunu sokmaktan uzak tutmaya çalışmakta. Bununla beraber Dışişleri Bakanı John Kerry Suriye'ye müdahale ve sonuçlarıyla yüzleşmesi için Başkan Obama'nın başının etini yemektedir. Obama'ya nükleer bir caydırıcının dahi kabul edilebilir olduğu tavsiyesinde bulunmuştur.

Ordu Kurmay Başkanı General Mark Milley Senato Silahlı Kuvvetler Komitesinde bir Rus yetkilinin Avrupa'da bir konvansiyonel savaş olması durumunda Rusya'nın kazanacağı yönündeki açıklaması üzerine; ''Suriye'de bıçaklar çekilmiş durumda ve İki Büyük arasında bir ''vekalet savaşı'' sürmektedir. '' ifadelerini kullanmıştır.

Dokuz Çizgili Hat

Çin ile olan mücadelede de ABD gittikçe derin sulara gömülmektedir. Çin'in Güney Çin Denizi ile ilgili dokuz çizgili hatla[1] ilgili Daimi Hakem Divanının 12 Temmuz 2016 tarihli kararı ABD'nin Seyrüsefer Özgürlüğü kalkanı adı altında harekete geçmeye hazırlandığını göstermiştir. Filipinler'in 2013 yılında Çin aleyhine açtığı Güney Çin Denizi Davası'nda verilen karar Çin'i gerçekten çok öfkelendirmiştir.

Nimitz sınıfı bir uçak gemisini tek bir atışla batırma kabiliyetinde olan DF-21D gemi savar füzelerini taşıyan Çin askeri araçları İkinci Dünya Savaşının sona ermesinin 70.nci yıl anma törenlerinde Tiananmen Meydanında düzenlenen bir geçit töreninde. Reuters

Çin Savunma Bakanı Chang Wanguan Çin'in bir okyanus çatışması için hazırlandığını ifade etmektedir. Bölgede nükleer silahların denendiği ve askeri tatbikatlar için planlar yapıldığı görülmektedir. ABD yaptığı açıklamada Çin'in yarım saat içerisinde dünyanın her yerini vurabilecek bir Kıtalararası Balistik Füze denemesi gerçekleştirdiğini ifade etmektedir.

Geride hiç bir şey kalmayacak ise bu nasıl bir Dünya Savaşı olacak? Bu insanlar kendileri ve diğer insanlar için tehlikeliler. Bu yazıyı PAYLAŞIN ve YORUMLARINIZI EKLEYİN ki herkes öğrensin.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında nükleer deneme gerçekleştiren ülkeler

Çevirenin Notları: ABD ve Rusya'nın Suriye'ye gönderdiği silah sistemlerinin tamamen bir güç gösterisi olduğunu değerlendiriyorum. Soğuk Savaş sonrasındaki en kötü durumu yaşıyor olsak da vekalet savaşlarında sarf edilebilir ve ölmeye hazır piyonları kullanan ne ABD ne de Rusya'nın direkt olarak birbirlerini hedef aldıkları ve kazananın olmayacağı askeri bir çatışmaya girme olasılığı oldukça düşüktür. ABD dünya hakimiyeti için engel olarak gördüğü Rusya Çin ve İran ile savaşmaya devam edecektir bu açıdan bakıldığında Üçüncü Dünya Savaşı çoktan başlamış durumdadır ve hiç bitmeyecektir.

[1] Dokuz çizgili hat 1947 yılında oluşturulmuştur. Milliyetçi Çin hükümeti Güney Çin Denizi'ndeki egemenliğini ortaya koymak için 11 çizgili hattan oluşan haritayı uluslararası topluma sunmuştur. Daha sonra Çin Halk Cumhuriyeti hükümeti ise bu çizginin Vietnam'daki iki bölümünü ortadan kaldırmış ve şimdiki 9 çizgili hattı belirlemiştir. O dönemde ABD ve İngiltere de hazırladıkları haritalarda dokuz çizgili hattı kabul ettiklerini ve bu alanda egemenliğin Çin'e ait olduğuna karşı çıkmamışlardır.

https://sunsavunma.net/pentagon-ucuncu-dunya-savasi-kapida-hizli-oldurucu-olacak/


a45UyF587661-180121214853 Oraj Poyraz At Openmail oraj.poyraz@openmail.cc
2018/01/21  22:49 2  65  AtaturkMilliyetcileri@googlegroups.com

 



19 Ocak 2018 Cuma

MUSTAFA ÖNSEL : İÇERİ GİRDİĞİMDE KOCA BİR ÇINAR GİBİ TERTEMİZ KANIN İÇERİSİNDE YATIYORDU

Eli kanlıdır AKP iktidarlarının, onun tetikçisi olan medyanın, köşe yazarlarının, onu arkalayan ve işbirliği yapan cemaatlerin.
Çok insanın hakkını yemiş, geleceğini karartmış, yaşamaz hale sokmuştur.
Ve bunlar Müslüman.
Ve bunlar bütün bunları ülkeyi daha çok Müslüman yapmak için yapılıyor.
İdeal, ülkü budur.
Ülke, Türk halkı bunların hayal ettiği gibi Müslüman olacak.
Zorbalık, dayatma, bütüncüllük (totaliterizm) kaçınılmaz elbette.
Kimse size sormuyor, dayatıyor.

Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc / oraj_poyraz@alpinaasia.com )
           L2fSIJNoA0xfSNxA      

MUSTAFA ÖNSEL : İÇERİ GİRDİĞİMDE KOCA BİR ÇINAR GİBİ TERTEMİZ KANIN İÇERİSİNDE YATIYORDU

19 Ocak 2009'da intihar etmişti Kerim Kırca. Evi görev yaptığım yere çok yakındı. Korumalı lojmanlarda kalıyordu. Olay yerine ilk gidenlerdendim. Çok etkilenmiştim onun intiharından.

19.01.2018

19 Ocak 2009'da intihar etmişti Kerim Kırca. Evi görev yaptığım yere çok yakındı. Korumalı lojmanlarda kalıyordu. Olay yerine ilk gidenlerdendim. Çok etkilenmiştim onun intiharından. Sivaslı bir Türkmen çocuğu idi Kerim Kırca.

Abdülkerim Kırca; Güneydoğu'da ailesinden uzun süreler ayrı kalmak pahasına yıllarca PKK ile mücadele etmişti. Binbaşıyken Antalya'ya Toros dağlarına kadar sızan PKK'ya karşı operasyon yapması için Ankara'dan görevlendirilmişti. Burada girdiği bir çatışma sonucu omuriliğine aldığı mermi yüzünden belden aşağısı felçliydi. 11 yıldır tekerlekli sandalyeye bağlı olarak yaşıyordu. Madalya sahibi bir kahramandı.

Ama 2007'den itibaren yandaş medya diline dolamıştı onu. Yasadışı işler yapan bir örgüt olarak algılatılan JİTEM'de çalıştığını yazarak yasadışı işler yaptığını ifade ediyorlardı. Dayandıkları kaynak Abdülkadir Aygan ismindeki eski bir itirafçıydı.

Bu eski terörist İsveç'e yerleşmiş kendisine çeşitli vaatlerde bulunanlarca istenildiği gibi konuşturuluyordu. Abdülkadir Aygan konuşuyor; başta Taraf Zaman ve Star gibi gazeteler onun savurduğu iftiraları manşet yapıyorlardı.

BU PSİKOLOJİK SAVAŞ OLDUKÇA BAŞARILI OLDU

Kırca'nın intihar ettiği gün Star gazetesinin manşeti "Madalyanın arkasındaki korkunç sır" idi. Manşetin hemen yanında eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından kendisi tekerlekli sandalyede olduğu halde göğsüne Devlet Övünç Madalyası takılırken çekilmiş bir resim bulunuyordu. Gazetenin iç sayfasında haberin devamının başlığı ise "Yanımda kafalarına sıktı"idi. Şok iddia olarak Kırca'nın bu eski bölücü terör örgütü militanı PKK'dan ayrılıp sözde JİTEM adına çalışan ve hemşire yüksekokulunda okuyan Serpil T. ile ilişkisi olduğu için JİTEM tarafından cezalandırıldığı konusunda bazı şeyler duyduğunu ifade ediyordu. Sabah gazeteyi okuyan bir arkadaşı Kırca'yı arayarak söz konusu haberle ilgili kendisine bilgi verdi.

Haberi duyar duymaz yüreğinin sıkıştığını hissetti Kırca. Sanki yüreğini mengeneye vermişler sıktıkça sıkıyorlardı. "Ne istiyorlar benden?" diye tekrarladı defalarca. "Neden beni onursuzlaştırmak istiyorlar?" diyordu. "Ne sevgilisi ne yasak aşkı benim sadece iki sevgilim oldu. Biri ülkem biri de eşim. " Defalarca "Neden?" diye bağırdı. Eşi teskin etmeye çalıştıysa da pek başarılı olamadı.

Sonra kendiliğinden sakinleşti. Gözlerini uzaklara dikti öylece daldı gitti. Bu arada eşi haberi yapan gazeteyi alıp gelmişti. Abdülkerim Kırca gazeteyi eline aldı kendisiyle ilgili olan habere göz attı.

Onun gibi onurlu birinin bu başlığı ve devamında yazılanları kaldırması mümkün değildi. Çünkü gazete eski bir teröristin ağzından kendisini faili meçhul cinayet ve ahlaksızlıkla suçluyor devamında PKK tarafından değil arkadaşları tarafından ahlaksızlık yaptığı gerekçesi ile vurulduğunu ifade ediyordu. Gazete de bunun doğruluğunu araştırmaya gerek duymadan manşet yapıyordu.

Amaç belliydi. "İtibar infazını" yargısız gerçekleştirmek isteyen çevreler böyle "itibarsız iftiracıları" buluyor istediklerini söyletiyor sonra da kontrol ettikleri basın yoluyla kamuoyu oluşturuyorlardı. Peki artık görevde olmayan ancak arkadaşları tarafından kahraman olarak sembolleştirilen yeni kuşakların 'rol modeli' olan bu insanlarla neden uğraşılıyordu? Bu terörle mücadeleyi de akamete uğratmaz mıydı?

Doğrusunu söylemek gerekirse bu psikolojik savaş oldukça başarılı oldu. Çünkü hayatını hiçe sayarak kıyasıya yapılacak bir mücadele paradan puldan ziyade onur için yapılır.

Onur için yapılan mücadele sonunda eğer siz itibarsızlaştırılma tehlikesi ile karşılaşabileceğinizi düşünüyorsanız yeterince mücadele etmeniz risk almanız düşünülemez. Çevremden biliyorum ki; bu olaylar yüzünden pek çok insanda 'Biz de Kırca gibi kelle koltukta risk alarak bir şeyler yapsak bu uğurda gözümüzü bacağımızı kaybetsek bırakın kahraman muamelesini hain ahlaksız infazcı diye kamuoyu nezdinde yargısız infaza tabi tutulabiliriz' düşüncesi hâkim oldu.

Bence istenen de buydu…

ÇEKİLEN ACILAR YORGUNLUKLAR AYRILIKLAR

Tekrar Kırca'nın intihar öncesine dönelim. Kırca eşinin yardımıyla banyo yaptı. Sonra 11 yıldır mahkûmu olduğu tekerlekli sandalyesine oturdu. Eşi her zamanki gibi ona çayını getirdi sonra da mutfaktaki işlerini halletmek üzere odadan çıktı. Abdülkerim Kırca çayını bitirdi. Çok seviyordu çayı hele demlisini. Terörle kora kor mücadele ederken en önemli arkadaşlarından biriydi çay. Uykusuz geçmesi gereken zamanlar için en önemli yardımcı idi bu meret.

Son kez Star Gazetesine baktı hep yanında bulundurduğu tabancasını çıkardı hazneye bir mermi sürdü namluyu kafasına dayadı. Bir an bütün hayatı gözünün önünden geçti. Çekilen acılar yorgunluklar ayrılıklar… Bugünleri görmek için miydi bütün bunlar?

Eşini ve iki kızını düşündü. Acıdan başka ne yaşatmıştı onlara. Görev aşkı yüzünden kızlarının ne zaman büyüdüğünü bile anlayamamıştı. "Ellerinden tutup bir kere bile gezdiremedim onları" diye düşündü. Zaten eşine yük hissediyordu kendini. "Bir gün yüzü göstermedim ona da" diye geçirdi içinden. "Bu tür iftiralara uğramak mıydı bunun karşılığı" dedi. Omuriliğine o gün saplanan PKK mermisinin canını almadığına hayıflandı. En okkalısından bir küfür etti o mermiye. İnançlı bir adamdı af etmesi için Allaha dua etti sonra derin bir nefes aldı ve kafasına dayadığı tabancanın tetiğini çekti…

Boğuk bir ses duyulmuştu. Sese koşan eşi yanına geldiğinde kan gölüne dönmüş odanın ortasında büyük bir aşkla sevdiği adamın cansız bedeniyle karşılaştı ve yürek parçalayan bir çığlık attı…

KOCA BİR ÇINAR GİBİ TERTEMİZ KANININ İÇERİSİNDE MASUM MASUM YATIYORDU

Ben o an için olaydan habersiz Güvercinlikte bulunan Eşref Bitlis Kışlasındaki görev yerindeydim. Telefonum acı acı çaldı. Arayan Askeri Mahkeme Başkanı Albay Dinçer Ural'dı. O da yıllarca Güneydoğu'da terörle mücadele etmiş sonrasında hukuk fakültesini bitirerek hâkim sınıfına geçmişti. Terörle mücadelenin sembol isimlerinden biriydi. Dolayısıyla Kerim Kırca ile çok samimi idiler.

Telefonda bana "Kerim Abi ile ilgili bir şey duydun mu? İntihar ettiğini filan söylediler. Öğrenip bana bilgi verirsen sevinirim" dedi oldukça tedirgin bir sesle. Hemen lojmanlara telefon ettim. Haber doğruydu ve çok yeni olmuştu. Hemen Dinçer Albay'a durumu iletip süratle olay yerine hareket ettim.

Kırca'yı henüz kaldırmamışlardı olay yeri ekibi ilk incelemelerini yapıyordu. Olayın geçtiği odaya oldukça gergin girdim. O heybetinden bir şey kaybetmemiş şekilde koca bir çınar gibi tertemiz kanının içerisinde masum masum yatıyordu. Yüzünü tarif edemeyeceğim bir nur kaplamıştı. Her şeye rağmen "Neden yaptın bunu?" diye söylendim kendi kendime. "Senin gibi bir adam nasıl kıyar canına?"

Neler yaşadığını neler çektiğini biliyordum. Çektikleri aklıma geldi. O görüntü ile duygular düşünceler birbirine karıştı. "Erkekler de ağlar" dedim ve göz pınarlarıma dolan gözyaşlarımı serbest bıraktım.

Sonuç olarak gerçek bir kahraman hayatına son verecek kadar canından bezdirilmişti. Başka ülkede olsa heykelini dikerlerdi onun…

BU İNTİHARA SEBEP OLAN HABERİ YAPAN STAR GAZETESİ

Abdülkerim Kırca'nın kan gölünün ortasında yattığı dakikalarda Etimesgut'ta bulunan bir benzin istasyonunda pompacı çocuk arabasına benzin koyduğu orta yaşlı bir adama "Abi belediye bugün Star Gazetesini bedava dağıtıyor buyur" diyerek malum gazeteyi uzatacaktı.

Gazeteyi alan bey hareket etmeden beleş gazeteye kısa bir göz atacak ve Kerim Kırca ile ilgili haberi görür görmez; "Ulan ne kadar ahlaksız şerefsiz subaylar varmış bu orduda. İyi ki şu gazeteler var. Yoksa biz bunları kahraman sanarak bağrımıza basmaya devam edecektik" diye geçirecekti içinden.

Bu intihara sebep olan haberi yapan Star Gazetesi o gün bazı belediyeler tarafından bedava dağıtılıyordu. "Bu devirde kimse kimseye günahını bile vermezken bu gazeteler neden ve nasıl bedava dağıtılır bunların finans kaynağı nedir?" diye düşünmezdi tabii orta yaşlı adam ve onun gibi düşünenler…

O gazeteyi okuyan kaç kişi bu şekilde düşünmüştür bilemiyorum. Ama inandığım hiç de azımsanmayacak sayıda olduklarıdır. Maalesef toplumumuzu yönlendirmek çok kolaydır.

Gerçeği tam olarak bilmeden; insanlar rahat yataklarında uyurken onlar güvenlik içinde olsunlar ve çocukları özgür bir ülkede yaşasın diye ölüme talip olanların arkasından kötü sözler söylenmesinin ve hemen hemen her şeyin Allah'ın verdiği aklı kullanmadan sorgulamadan kabul edilmesinin sonucunun ilahi anlamda mutlaka bir karşılığının olacağını düşünüyorum…

Şunu ifade edeyim ki 2006-2014 yılları arasında kahramanlar ülkeyi yöneten siyasilerinde desteğiyle CIA beslemesi Fetullahçı çete militanlarınca yok edildiler. Kimi intihar etti kimi cezaevine tıkıldı bir kısmı da bu manzara karşısında artık fedakârlık yapmanın anlamsız olduğunu düşünerek köşelerine çekildi. Artık geriden gelenlerin önlerinde rol modelleri yok.

Ama kahramanlığın sonu ile ilgili günümüzde pek çok model olay var. Bunun sonunda yaşanacaklardan ülkem adına hem korkar hem de üzülürüm. Çünkü gidebileceğimiz bir başka ülke yok. Herhalde bu ülke ile ilgili projeleri olanların özellikle son 10 yıldır ellerini ovuşturdukları bir dönemi yaşıyoruz.

Son söz olarak; bir ulusun kahramanları o milletin gözünün önünde canından bezdirilip intihar edecek noktaya getiriliyorsa ve ulus buna kayıtsız kalıyorsa bilinsin ki aslında o ulus intihar etmektedir…19 Ocak 2018

(Not: Yazı 2012 yılında Cezaevinde iken kaleme aldığım "Beşiktaş'ta Sırtlan Pususu" kitabından derlenmiştir...)

Mustafa Önsel

Odatv.com

https://odatv.com/iceri-girdigimde-koca-bir-cinar-gibi-tertemiz-kanin-icerisinde-yatiyordu-1901181200.html


a45UyF587661-180119165108 Oraj Poyraz At Alpinaasia oraj_poyraz@alpinaasia.com
2018/01/19  17:47 2  65  AtaturkMilliyetcileri@googlegroups.com