11 Ağustos 2011 Perşembe

POLITIK - Cumhuriyet’e Atılan Bomba...

Cumhuriyet'e Atılan Bomba...

Kim ne derse desin, dava yeni bir kanala girmiştir.

Kuşkusuz, davadaki sanıklar ve avukatları Bedirhan Şinal'ın sözlerini ele alıp bunların açığa çıkması için büyük gayret sarf edeceklerdir.

Dr.Alev COŞKUN

Yıllar sonra, yaşadığımız bugünlerin siyasi tarihini yazacak olan tarihçiler ve siyaset bilimciler, kuşkusuz titizlikle Ergenekon ve Balyoz davalarına da bakacaklar; bu sıra dışı davaları analiz edeceklerdir.

Ergenekon adı verilen dava dördüncü yılına girdi.
Bu dava ile ilgili olarak muvazzaf ve emekli asker, gazeteci, yazar, hukukçu, sivil toplum örgütü yöneticisi, birçok saygın kişi "Ergenekon Terör Örgütü"ne üye olmakla suçlanıyorlar...

Birinci Ergenekon davasında 27'si tutuklu 108 sanık yargılanıyor.

Danıştay'a yapılan saldırı ile Cumhuriyet gazetesine atılan "molotofkokteyli" sanıkları da bu davanın kapsamı içine alındı.

Ergenekon davasının 4 Ağustos 2011 Perşembe günü, 191.
duruşmasında çok önemli bir gelişme oldu.

Sanık Bedirhan Şinal, Cumhuriyet gazetesine atması için polisin kendisine el bombası verdiğini ileriye sürdü.

Dava önemli

Bu dava Cumhuriyet gazetesi yönünden çok önemlidir.
Gazetemizin başyazarı merhum İlhan Selçuk bu davanın baş sanığı olarak sorguya çekilmiş, evine gece sabaha karşı saat 04.
00'te baskın yapılmış ve kendi gazetesine bomba attıran örgüt başı olarak suçlanmıştı.

Davanın seyri değişir

Ancak sanık Şinal'ın mahkeme önündeki son konuşmaları, son derece önemli ve davanın seyrini değiştirecek bir çıkıştır.
Bu nedenle tarihe not düşmek açısından sanık Bedirhan Şinal'ın söylediklerini burada bir kez daha, özetleyerek anımsatalım:

"Bugüne kadar davanın diğer sanıkları hakkında haksız suçlamalarda bulundum.
2007 yılında Or­ganize Şube'ye bağlı ekipler beni baskı altına aldılar ve bazı olaylar­da beni kullanmaya başladılar, bazı olayları üstlenmemi istediler.
Polis­ler, aslında 1992 olan doğum yılımı 1988 olarak değiştirdiler ve yaşımı büyüttüler.
Yaşım büyütüldükten sonra cezaevine girmem gerekiyor­du.
Organize Şube tarafından bana bir silah verildi.
Ben bu silah ile Haydarpaşa Garı'nda yakalandım.
16 yaşındayken tutuklanarak Bayrampaşa Cezaevi'ne gönderildim.

Daha sonra tahliye edildim.
Polisler her şeyi planlamıştı, sadece dosyada bir oyuncu eksikti.
Oyun­cu olarak da ben seçildim.
Tahliye olduktan sonra irtibatlı olduğum polisler benimle irtibata geçerek, tehditler ederek Bayrampaşa'daki bir bombalama olayını üstlenmemi istediler.
Olayı üstlendim, polisler bana olayın detaylarını anlattılar.
Ancak soruşturmaya bakan savcı olay yerini tespit etmemi istedi.
Olay yerini tespit edemediğim için savcı,
'Sen bu olayın içinde değil­sin' diyerek beni serbest bıraktı.
O olay öylece kapanmış oldu.

Daha sonra Cumhuriyet gazetesine bomba atmam için bana baskı yapıldı.
Sivil polisler el bom­bası verdi.
Daha sonra bomba atarsam oradaki insanlara ne ola­cağını düşünerek böyle bir işi ya­pamayacağımı söyledim.
Bunun üzerine tekrar plan yapıldı ve mo­lotofkokteyli atmamı söylediler.

Olay günü mahalleden 13-14 ya­şında iki çocuğu da yanıma alarak Cumhuriyet gazetesine gittim, molotofu attım.
Evime gidip yat­tım.
Beş saat sonra polisler tarafın­dan gözaltına alındım.
TEM Şube Müdürlü­ğü'nde bana öğrettikleri şekilde olayı üstlenmemi istediler.
Bana para yardımları da geliyordu.

İl­han Selçuk'u tehdit ettim ama ben onu tanımam.
İlhan Selçuk'a tehdit mektubunu bana yazdıran­lar bu komployu bana kurduran­lardır.
Veli Küçük'ü, Muzaffer Tekin'i işin içine sokmamı istediler.
Ben birkaç defa polisle yaptığım anlaşmadan caymak istedim.
Bundan endişe ettiler.
Davanın sanıklarının burada olmasının nedeni, Türkiye Cumhuriyeti Emniyeti içinde örgütlenmiş çetenin üretimidir.
Size bunları anlattıktan sonra benim can güvenliğimin de olmayacağını biliyorum!"

Ertesi gün (Cuma-5 Ağustos 2011) sanık Şinal, bir gün önce ileriye sürdüğü konuyla ilgili olarak kendisine molotofkokteyli veren polislerin isimlerini de açıkladı.

Bu konuşmalar sarsıcıydı, dava ile ilgilenenler açısından adeta bir deprem etkisi yapmıştı.

Gazetelerin tutumu

Şinal'ın bu ifadelerini Cumhuriyet, Sözcü, Aydınlık ve Yeniçağ gazeteleri manşetten duyurdular.

Holding basını, ifadelere adeta sansür uyguladı.
Akşam gazetesi Şinal'ın ilk duruşmadaki önemli iddialarını birinci sayfadan "dikkat çekmeyecek küçüklükte" verirken, Milliyet, Vatan, Habertürk, Taraf ve Zaman ise Şinal'ın ifadelerini birinci sayfadan görmediler.
Hürriyet, orta sayfada büyük puntolarla haberin hakkını vermeye özen gösterdi.

Kimi gazeteler, sanık Şinal ertesi gün polislerin isimlerini verdiği halde konunun can alıcı noktalarını "es" geçerek Şinal'ın, Dink davasının sanığı Yasin Hayal'le arkadaş çıktığını vurguladı.
Sabah ve Yeni Şafak ise Şinal'ın ilk duruşmadaki ifadelerini hiç görmediler, gazetede hiç yer vermediler.

Oysa asıl konu, Şinal'ın ileriye sürdüğü, kendisine "Cumhuriyet'e bombayı polislerin attırmak istemesi" noktasındaki iddiasıydı.

Konu Meclis'e taşınıyor

Sanık Bedirhan Şinal'in mahkeme ifadesi büyük yankı yaptı...
Sanığın "Gaziosmanpaşa'da Hakan adlı bir işadamının tekstil atölyesinde Terörle Mücadele Şubesi'nden polisler bana Cumhuriyet gazetesine atmam için bir el bombası ve silah verdi" beyanını anımsatan CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce konuyu ele aldı ve sordu:

"İsimsiz ihbarların dikkate alınmaması konusunda Başbakanlık genelgesi bulunduğu halde insanların özgürlüklerini elinden alan yargı, mahkeme önünde verilen beyanın gereğini yapacak mı?"

Böylece İnce, konuyu siyasal olarak kamuoyuna taşıdı.

Bir adım sonra, CHP Hatay Milletvekili Hasan Akgöl, konuyu bir soru önergesine dönüştürdü.

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'in yanıtlaması istemiyle verdiği soru önergesinde:

"Sanık Şinal Cumhuriyet gazetesine karşı yaptığı saldırının polis tarafından organize edildiğini, bomba ve silahları da polislerden aldığını açıklamıştır.
Konuyu ele alıp sorumluları kamuoyuna açıklamayı düşünüyor musunuz"
diye sordu.

Şimdi gözler İçişleri Bakanı'nın bu yakıcı soruya vereceği yanıtta...

Yazarlar

Vatan gazetesi yazarı Mustafa Mutlu, 5 Ağustos Cuma günü konuya ciddiyetle eğildi.
"Sahte haham Tuncay Güney'in iddialarını ciddiye alarak yüzlerce kişinin tutuklanmasına karar verenler, elbette bu iddiaları da ciddiye almak ve araştırmak zorundadır" dedi.

6 Ağustos Cumartesi, Milliyet'te Melih Aşık, konuyu ele alarak, sanık Şinal ile hâkimler arasındaki konuşmalara değindi.
Tarihe not düşmek amacıyla mahkemedeki bu diyalogları aynen veriyoruz:

Bedirhan Şinal, duruşmanın öğleden sonraki bölümünde "Aydınlık dergisinde okumuştum.
Beşiktaş Terör Örgütü diyordu, çok doğru"
deyince sanıkla yargıçlar arasında aşağıdaki konuşmalar geçti ve zabıtlara alındı.

"Üye Hâkim Sedat Sami Haşıloğlu: Biraz frene basın.
Beşiktaş Terör Örgütü falan...
Laflara dikkat edin.

Bedirhan Şinal: Zorunuza gitmesin.

Doğu Perinçek: Korkutmayın.
Biz bu Beşiktaş Terör Örgütü haberine açılan davadan beraat ettik.

Oturum Başkanı Özese: Mahkemeyi töhmet altında bırakmayın.

Haşıloğlu: 20 yaşında olan bir çocuğun bunları ifade etmesi normal değil.
Dinle beni.
Öyle hareket etme.

Şinal: Benim 16 yaşımda verdiğim ifadelere inanıyorsunuz da 20 yaşımda verdiğim ifadelere neden inanmıyorsunuz?"

Bu ifadelerin sarsıntıları, hemen her yönde ve köşede kendini gösteriyordu...

Geçen pazartesi günü (8.8.2011) bu sarsıcı iddialara karşı kimi gazeteler karşı atak stratejisine girdiler.
Bugün ve Yeni Şafak gazeteleri, adeta birbirine uyan bir format içinde, sanık Şinal'ın, "davayı sulandırmak için bu ifadeleri verdiğini, Şinal'ın Ergenekon'un sanıkları tarafından baskı altına alınarak yönlendirildiğini" yazdılar.

Ama aslında, hukuksal açıdan tüm davayı etkileyecek bir durumla karşı karşıyayız.

Hele sanık Şinal'ın şu sözleri çok önemlidir:

"Size bunları anlattıktan sonra benim can güvenliğimin de olmayacağını biliyorum!"

Bir hukukçu olarak benim dikkatimi çeken ve mahkemece üzerinde ciddiyetle durulacağına inandığım iddialar şunlardır:

Şinal'ın iddiaları

1- "Haydarpaşa'da silahlı yakalandığımda 16 yaşındaydım.
1992 doğumlu olduğum halde 1988 yazdılar.
Yaşımı büyüttükten sonra cezaevine girmem gerekiyordu."

2- "2007 yılında bana Organize Şube'den bir polis tarafından silah verildi."

3- "Gaziosmanpaşa'da Hakan adlı bir işadamının tekstil atölyesinde, polisler bana Cumhuriyet gazetesine atmam için bir el bombası ve silah verdiler."

4- "Anneannem ölünce hesabında 150 milyar çıktı.
Beş kuruşu olmayan kadının hesabında bu kadar para nasıl çıktı?"

5- "Bana son 15 gün öncesine kadar cezaevine, hiç tanımadığım insanlar, anneannemin ismiyle her ay 1-2 milyar para gönderdiler.
Hesaplarım incelensin."

6- "İlhan Selçuk'a tehdit mektubunu bana yazdıranlar bu komployu bana kuranlardır."

Kim ne derse desin, dava yeni bir kanala girmiştir.

Kuşkusuz, davadaki sanıklar ve avukatları Bedirhan Şinal'ın sözlerini ele alıp bunların açığa çıkması için büyük gayret sarf edeceklerdir.

--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ De gustibus et coloribus non est disputandum. *  *  * Zevkler ve renkler tartisilmaz.

POLITIK - İşte müthiş bir Türkiye gerçeği!

İşte müthiş bir Türkiye gerçeği!
Mustafa Mutlu

Her ilin bir "protokol" listesi vardır.
Resmi törenlere, davetlere, kutlamalara ya da karşılamalara katılan il yöneticileri, bu protokol listelerine göre sıraya girer.

Gaziantep'in protokol listesi de şöyle:

1) Vali

2) TBMM üyeleri

3) Garnizon Komutanı

4) Büyükşehir Belediye Başkanı

5) Cumhuriyet Başsavcısı

6) Adalet Komisyonu Başkanı

7) Bölge İdare Mahkemesi Başkanı

8-10) Rektörler.

11) Baro Başkanı

12) Rektör Yardımcıları ve İlde Fakültesi Bulunan Dekanlar

13) Vali Yardımcıları

14) İl Hukuk İşleri Müdürü

15) İl Jandarma Komutanı

16) İl Emniyet Müdürü

17) Polis Meslek Yüksek Okulu Müdürü

18-20) Kaymakamlar

21-23) İlçe belediye başkanları

24) MİT Bölge Başkanı

25) Ağır Ceza Mahkemesi Başkanları

26) İdare Mahkemesi Başkanı

27) Vergi Mahkemesi Başkanı

28) Cumhuriyet Savcıları

29) Adli ve İdari Yargı Hâkimleri

30) Noter Odası Başkanı

31) Noter Odası Yöneticileri

32) AK Parti İl Başkanı

***

Bu liste devam ediyor ama gerisini yayınlamıyorum.

Çünkü buraya kadar olan bölüm bana yeter…

AKP İl Başkanı kaçıncı sırada?

Otuz iki…

Siz öyle sanın!

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin'in Gaziantep Valiliği'ni ziyareti sırasında AKP İl Başkanı Ahmet Uzer birinci sıraya geçmiş!

Diğer zevat ise; listeye uygun bir şekilde onun solunda yer almış!

***

Sakın AKP İl Başkanı Ahmet Uzer'e kızmayın, onu eleştirmeyin…

Çünkü o, fiili gerçeği protokol gerçeğine dönüştürmüş sadece!

"Bu kenti ben yönetirim arkadaş, herkesin amiriyim.
Benden habersiz kuş uçmaz Gaziantep'te"
demek istemiş!

Gaziantepliler değil, "Bay 32 Numara"nın soluna geçmeyi kendilerine yediren ilk 31 utansın!

Sessiz kalmışlar, tepki göstermek bile gelmemiş akıllarına…

Bunun için utansınlar…

Peki; utanırlar mı?

Tabii tabii…

***

İşte size bir Türkiye gerçeği!

Koskoca devlet erkânı bu halde!

İster ağlayın, ister bu sayfayı kesip, yelpaze yapın…

Bu sıcaklarda en azından biraz olsun serinlersiniz!

 

--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ Türkiye nin gerçek efendisi, hakiki üretici olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstehak olan köylüdür. 1922.   K.Atatürk

POLITIK - (E) Orgeneral Hasan İgsiz tutuklandi



-------- Original Message --------
Subject:     "ÖNCE VATAN" (E) Orgeneral Hasan İgsiz tutuklandi
Date:     Thu, 11 Aug 2011 05:39:52 +0000
From:     aytekin ertugrul <draertugrul@hotmail.com>

Eski 1.Ordu Komutani ve Genelkurmay 2.Baskani  (E) Orgeneral  Hasan İgsiz tutuklandi.
Haberin linki ve acilmis hali asagidadir.
Yasadigimiz gunler bir hukuk faciasindan gectigimizi dusundurmektedir.
Sayin Komutanimiz AKP iktidari icin kara propaganda yapmak uzere kurulan İnternet siteleri nedeniyle hazirlanan andicta imzasi oldugu icin tutuklanmistir.
Suclama da haberden cikardigimiz kadari ile Silahli orgut kurmak ve orgutu yonetmektir.
Bir devletin hukuku bu duruma dusurulurse devlet yok olur gider.
Bu davalarin ve tutuklamalarin sonunda devletimiz cagdas demokrasiye ve cagdas hukuk devletine  ulasamaz.
SEVR anlasmasina yeniden ulasir.
Bize gore bu yapilan ugulamalar hic bir hukuk kalibina sigmaz.
Andic adi ustunde bir karagah calismasidir.
Andic karargahta komuta kati onayi alinmasi icin ozel bir formatla yapilan karargah calismasidir.
AKP iktidari Laikligin karsiti faaliyetlerin odagi oldugu Amnayasa Mahkemesi karari ile sabit oldugundan Her TuRk milliyetcisinin gorevi AKP iktidarindan kurtulmak ve yeniden cagdas uygarlik yoluna cikmaktir.
Cunku hayattaki tum sorunlarin bilimle cozulmesini emreden laiklik.
Ayni zamanda bir paeygamber buyrugudur.
Peygamberimiz diyor ki: Bilim Cinde bile olsa gidin alin.
Bu peygamber buyrugu dunya islerine din islerinin karismasini yasaklar.
Onun icin peygamberimizin yasadigi doneme Asr-i saadet donemi denilir.
Saadete ulasmanin yolu bilime dort elle sarilmaktir.
AKP iktidari basimiza geldiginden bu yana Turkiyemizde bilim kalmamistir.
Bilim adamlarimiz rektorlerimiz silahli orgut uyesi diye tutuklanmislardir.
Turkiye Cumhuıriyetini  Hukuk ve bilimin disinda yonetmeye tesebbus basli basina dinimize ve milli ilkelerimize ihanet sucunu teskil eder.
Agir ceza mahkemelerinden TSK lerinin butun davalari alinmalidir.
Cunku Hukuk ve Adalet de bir uzmanlik isidir.
Nasil ki bosanmalar Aile mahkemeleri, İcralara İcra Mahkemeleri, Ticari davalara Ticaret mahkemeler, Tapu ve kadastro mahkemelerine kadastro mahkemeleri bakiyorsa askeri suclara da askeri mahkemeler bakmalidir.
90 senelik uygulamadann neden donulmuıstur.
BU basli basina bir Anayasal ihlal olayidir.
İste butun dunyaya rezil oluruz.
Normal adliye mahkemeleri Andic nedir ne degildir bilemez.
Uygulamada bilmediklerini goruyoruz.
Boyle butun dunya alay konusu oluruz.
 Sayin Hasan İgsizin Avukati Orhan Onder cok onemli bir savunma yapmis hukuk dersi vermistir.
Burada orgut yoktur silah yoktur Hukumeti devirmeye tesebbus sucu  yoktur.
Belki gorevi kotuye kullanma iddiasi one surulebilir.
Gorevi kotuye kullanma iddiasi olsa dahi bunlar o ucube Anayasaya monte edilen maddeye gore de Askeri Mahkemeler yetkilidir.
Ozetle Hasan İgsiz pasanin tutuklanmasi Anayasayi ve butun hukuk kaliplarinin ihlalidir.
Anayasamiza gore butun mahkeme kararlari gerekceli olmak zorundadir.
Bu kararda hic  bir Tutuklama gerekcesi yoktur.
Turk ordularindan Malazgirt zaferinin, İstanbulu fethinin, Viyana sefelerinin, Ordular İlk Hedefiniz Akdenizdir ileri emrinin ve Kibris baris harekatinin intikamlari haclilarla isbirligi yapilarak alinmaktadir.
Derin uzuntulerimizle
Turk Milletinin bir ferdi.

----------------------------------

Tutuklandı

Ayşegül USTA-Murat KAZANCI

11 Ağustos 2011

Şimdi git sonra gel tutuklarızHükümet aleyhine kara propaganda yapmak amacıyla Genelkurmay tarafından kurulduğu öne sürülen internet sitelerine ilişkin açılan İnternet Andıcı davası sanıklarından emekli Orgeneral Hasan Iğsız hakkındaki yakalama emri tutuklamaya çevrildi.

Sabah, avukatı Orhan Önder ile Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne gelen Hasan Iğsız, öğleden sonra gelmesi istenince adliyeden ayrıldı.
Saat 12.
00 sıralarında yeniden adliyeye gelerek, İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin heyeti karşısına çıktı.
Kimlik tespitinde emekli subay ve gelirinin 5 bin TL civarında olduğunu belirten Iğsız, Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese'nin hakkındaki suçlamaları okumasının ardından beyanda bulunmayacağını söyledi.
Iğsız'ın avukatı Orhan Önder, şunları söyledi:

"Uzun süre karargâhlarda ve yurt dışında ülkemizi temsil etmiştir.
İkinci başkanlığı bir yıl sürmüştür.
Bu süredeki çalışmalarını savcılıkta anlatmıştır.
50 yıl sonra terör örgütü üyesi olmakla suçlanması hayatın olağan akışına aykırıdır.
İddianameden öğrendiğimiz kadarıyla 10 yıl çalışan bu sitelerin faturası müvekkilim ile andıcın altında imzası olan kişilere çıkmıştır.
İddianame tutarlı değildir.
Ortada yazılı bir belge olduğuna göre illegal durum söz konusu değildir.
Çünkü yazılı bir belge ile illegal bir durumun üstünün örtülmesi söz konusu değildir.
En üst makama da sunulmuştur.
Bu silsilede yer alan subayların hepsinin terör örgütü üyesi olması hayatın olağan akışına uygun değildir.
Bilgisayarların silinmeleri doğru değildir.
Her halükarda internet andıcı açısından cebir ve şiddet unsuru yoktur.
Müvekkilimin kaçma şüphesi yoktur.
Adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının yeterli olacağını düşünüyoruz."

Savunmanın ardından mahkeme heyeti, suçlarının mahiyeti, dosya içeriği, sanığın isnat edilen suçları işlediğine dair kuvvetli şüphe sebeplerinin olması, delilleri gizleme veya değiştirme hususlarında da kuvvetli şüphenin bulunması, adli kontrolün yeterli olmaması ve suçun CMK'nın 100/3.
maddesinde sayılan tutuklamayı gerektirebilecek suçlardan olmasının dikkate alınarak Iğsız'ın "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme" ve "silahlı terör örgütünü yönetme" suçlarından tutuklanmasına hükmetti.
Iğsız, saat 15.
00'te Beşiktaş Adliyesi'nden, Metris Cezaevi'ne götürüldü.

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/18461349.asp?gid=381


--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ Ipsa scientia potestas est. *  *  * Bilgi tek basina bir güçtür.  Latin Atasözü - (Bacon)

POLITIK - Sıfır Sorunun Sıfırı...

Bekir Coşkun

Sıfır Sorunun Sıfırı...

Güneydoğulu erkekler baktılar sıfır sorun "vıza" kalktı...

Sınır vız vız...

İkinci eşlerini Suriye'den alıp getirdiler...

İthalat, ihracat, turizm artacaktı...

Kuma arttı...

Sadece Urfa ve Mardin'de 136 kadın intihar etti, Suriye'den gelen belki de binlerce kuma yüzünden.

Artacak olan ticaretin TIR'ları hiçbir zaman gözükmediyse dahi her gün yüzlerce kurdele bağlanmış gelin arabası gitti geldi...

Vız vız...

Çünkü Suriye'de dört evlilik yasal...

*

Şu "vıza"nın kalkması, bizim büyük devlet adamı ve diplomat arkadaşın "Sıfır sorun" demesi ve arada bir Esad'ı öpmeye gitmesinin meyvesi...

Gidip gidip sarıldı...

Ailece pozlar, kucaklaşmalar, koklaşmalar...

Zaten "Sıfır sorun" dediği gün biz anladık:

Savaş çıkacak...

Nitekim bir anda "Sabrımız taştı" dedi ve Esad'a savaş açtı...

*

Neden, niçin?..

Ne değişti, nasıl oldu?..

Birdenbire, durup dururken ne lüzumu vardı?..

Bilemeyiz...

ABD ne istiyorsa onu yapıyor diyorlar...

Tamam da...

Asıl sorun o değil...

*

Asıl sorun; böyle birisinin Türkiye'nin başında "devlet adamı" olarak oturuyor olması bence...

Boyutsuz...

Tutarsız...

Değişken...

Hırsı yeteneğinden fazla...

Cesareti bilgisinden önde...

Yetkisi de zaten kendisinden büyük...

*

O kuma kültürüdür aslında...

Güvenilmeyen sevgi...

Satışa gelen sadakat...

Pazarlanabilir dostluk...

O kültür; dönüp dolaşıp yüzde 50 oyla devlet yönetimine ve dış politikaya yansıdığında böyle oluyor...

Kargaşa, kavga, kıyamet, kuma, intihar, bunalım, kriz...

Sıfır sorun yani...

--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ Bis repetita non placent İki kez tekrar eden artık baştan çıkarmaz. (Horatius, Şiir Sanatı, 365. dize)  Latin Atasözü

POLITIK - Taşeronluğun tescili

Taşeronluğun tescili

"Ankara'da bir güvenlik zirvesi yapıyorsunuz ABD Büyükelçisi oraya adeta baskın yapıyor.
Bir başka zirveyi de elçiyle yapıyorsunuz.
Elçinin bildiğini biz bilmiyoruz.
TBMM Başkanı da, partiler de bilmiyor" diyen Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: "Böylesine angaje olduğunuz bir konuda siyasi hedefiniz yoksa siz başkalarının siyasi hedeflerine taşeronluk yapıyorsunuz demektir.
Libya'da böyle olmadı mı?
Dış politika stratejiniz ülkenizin çıkarları, bekası ve sokaktaki insanın refahı bakımından artı değer üretmiyorsa doğru tespit edilmemiş demektir.
Cehaletin büyüğü budur.
Bu cehaletten kaynaklanmıyorsa bunun diğer adı ihanettir.
Meclis'ine, anamuhalefetine, halkına değil de Batının egemen güçlerine bilgi vermeyi düstur edinenler egemen güçlerin taşeronluğunu yapanlardır.
Başbakan siz anamuhalefeti eleştirseniz de bu böyledir, suçlasanız da bu böyledir.
Sizinki toplum vicdanının isyanı sonucu suçluların ve suçlunun telaşıdır.
Bu aynı zamanda taşeronluğun tescilidir."

 akilcagi_1919@yahoogroups.com

--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ TENHA..  Ben öleceğim, kimse seyretmesin, Güneş ve düşünceler içinde. Soyunacağım elbiselerden ve hatıralardan, Bir semalar sessizliğinde. Asude ve mahzun ellerimle, Nasibimi bir kenara bırakıp. Eski şarkılar söylerken, Dağlarda ateşler yakıp. Kimse seyretmesin, aşk ve sonsuzluk, Garip mezarlıklar -arasından gideceğim.- Kokulu sularla yıkanarak Karanlıklarda zevk edeceğim.  Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

Şamanizmden gelen adetlerimiz(kadim töslerimiz)



Şamanizm'den gelen adetlerimiz ... 

 

Türkler'in Şamanizm'den İslamiyete geçişi yüzyıllar öncesine dayansa da

 günümüzde Şamanizm'den kalan birçok adet ve gelenekleri bulunuyor.

 

İşte onlardan birkaçı:


Su dökerek uğurlama:

Gidenin arkasından su dökmek 

eski Türkler'deki su kültünün doğurduğu bir adettir.



Mum yakma, çaput bağlama: 

Câmi avlularında mum yakılması, 

ağaçlara bez ve çaput bağlanması da 

Şamanizm döneminden

 günümüze aktarılan geleneklerdir.


Tahtaya Vurmak:

Yine, 

istenmeyen bir olay duyulduğunda 

tahtaya el ile tokmak gibi üç kere vurulması 

da, 

kötülükten korunmak, 

kötü ruhların duymasını önlemek amacına yönelik eski bir Şaman inanışıdır.

Bazısı Amerikalılar'a da geçmiş adetlerdir. 

Geçerken Kuzey Buz Denizi'ndeki Bering Boğazını kullanmış olsa gerektir. 

 

Zira Amerikalılar da 

"knock on the wood" 

deyip 3 defa tahtaya vururlar.

 


Kurşun Dökme: 

 

Kurşun Dökme de

 Şaman geleneklerinden kalan bir âdettir.

Şamanlar bu ritüele "Kut Dökme" anlamına gelen "Kut Kuyma" adını vermişlerdi.

İnsana musallat olan kötü ruhların olumsuz etkisini ortadan kaldırmaya yönelik

 olarak çok eski dönemlerde uygulanan sihir kökenli bir ritüeldi.



Kırmızı kurdela:

Loğusa kadınların başına bağlanan kırmızı kurdela 

Şaman döneminden günümüze kadar gelmiş bir adettir.

Bu kurdelanın anneyi ve yeni doğan çocuğu, 

Albız denen şeytana karşı koruduğuna inanılır.

Alevilikte mezarın başına bağlanan kırmızı kurdelanın da 

ölüye kötü ruhların 

musallat olmasını engellediğine inanılır.


Ay: 

 

Anadolu'da yeni ayın görünmesi sırasında yere diz çökerek niyaz edilmekte, 

gökyüzüne, aya ve toprağa bakarak dilekte bulunulmaktadır.

 

Yeni ayın yeni umutlara ve yeni başlangıçlara vesile olacağı düşünülür.

Bu olgu da Türklerin eski Göktanrı inancından kaynaklanmaktadır.

 


40 Sayısı:

Eski Türk inanışına göre ruh fizikî bedeni 

40 gün sonra terk etmektedir. 

 

Türk destanlarında

kırk sayısı 

çok yer alır ve kırk yiğitler, 

kırk kızlar

epeyce geçer.

Manas destanında olduğu gibi, 

Dede Korkut hikâyelerinde 

kırk yiğitler görülmektedir.

Kırgız türeyiş efsânesinde de, 

Sağan Han'ın 

bir kızı ve otuz dokuz hizmetçisi 

ile 

kırk kız 

bir gölün kenarına giderek sudan gebe kalmışlardı.

 

Oğuz'un verdiği şölende, 

diktirdiği sırıkların boyu kırk kulaç uzunluğunda idi.

Hikâyelerde ve masallarda kırk gün ve kırk gece düğünler,

 kırk haremiler,

 kırk satır ve kırk katır 

çok geçer.

 

Bazı ejderhalar vardır ki onlar yenilmez ve ölmezler,

 ancak bunların tılsımları bozulursa ölürler. 

Bu gibi ejderhaların kırk günlük bir uyku zamanı vardır.

 İşte bu zamanda ejderhanın yanına gidilir,

 üzerinden kırk tâne kıl koparılır, 

ateşe atılarak yakılırsa ejderha da ölür.

 

 

40 sayısı da totemcilik döneminden kalma bir inanıştır. 

 

Semâvî dinler dâhil tüm dinlerde 40 sembolizmasının görülmesi 

dinlerin evrim süreci konusunda fikir vermektedir.

 

İslâmiyet'te ölümün ardından 40 gün geçtikten sonra 

Kur'an ve Mevlit okutma âdetlerinin,

 

Musa'nın Tanrı'nın buyruklarını Tur dağında

 40 gün 40 gecede almasının,

eski Mısır'da firavunun ölümünden kırk gün sonra cennete gidebilmek 

için bir boğa ile mücadele etmek zorunda kalmasının,

 

Hıristiyanlar'ın paskalyaya 40 gün oruç tutarak hazırlanmasının,

Ayasofya kilisesinin zemin katında 40 sütununun ve kubbesinde de 

40 penceresi olmasının kökeninde Şaman veya totem gelenekleri bulunmaktadır.

Mezartaşı:

 

Şaman âyin sırasında yardımcı ruhlarını kullanmaktadır.

Ölülerin, âilenin vefat etmiş büyüklerinin, 

eski Şamanlar'ın ruhlarının,

 ormanın, suyun ve yerin yardımcı ruhlarının da 

Şaman'a yardım ettiği kabûl edilir.

Ölen büyüklerin ruhlarının çoğalması sonucu 

bu ruhların en kıdemlisinin ruhların başına geçeceğine

 ve

 bunun da diğerlerinin yardımı ile 

Şaman'a yol göstereceğine inanılır.

 

Kuş biçiminde düşünülen bu ruhlar

 Şaman'a gökyüzüne yapacağı yolculukta

 yardımcı olmaktadırlar.

 

Toplumda ulu kabûl edilen kişilerin ölümünden sonra ruhlarından medet ummak 

mezarları kutsamış ve bu yerler medet umulan yerler hâline gelmişlerdir.

Günümüzde mezar, 

türbe, yatır ve benzeri yerlerin ziyareti 

ve

 bunlardan medet umulması da 

bu inanç sisteminin devamı olarak ortaya çıkmıştır.

 

Eski Türkler'de mezarları gizleme geleneği yoktur, 

aksine özellikle büyüklerin özel mezarları yapılıp, 

üzerlerine bir yapı (bark) yapılmış, 

barkın iç duvarları ölünün yaşarken katıldığı savaş sahnelerini gösteren 

resimlerle süslenmiştir.

 

Ayrıca mezarın veya mezar yapısının üstüne Balballar dikilmiş, 

sıradan kişilerin mezarlarına da, 

belirli olması için tümsek biçimi verilmiştir.

 

Arap dünyasında mezar taşı yoktur.

 Ölünün toprakla bütünleşmesi ve zaman içinde kaybolması istenir. 

Kutsanması günahtır.

Mezarlara taş dikilmesi ve bu taşın san'at eseri hâline getirilecek kadar süslenmesi

 İslam coğrafyasında sadece Anadolu'da görülmektedir.


Dilek tutma:

Göktanrı inancında kanlı kurbanlardan başka bir de 

kansız kurbanlar 

vardır.

Saçı, yalma, 

yani ağaçlara veya kamın davuluna bağlanan paçavralar, 

ateşe yağ atma,

tözlerin ağızlarını yağlama 

ve 

kımız serpme 

gibi törenler bu kansız kurbanlardır.

Köpek uluması:

Şamanizm'de köpek ruhun yaklaştığını uzaktan acı ulumayla haber verebilmektedir.

Sıradan bir kişi bu ruhu görürse bu onun pek yakında öleceğine işaret sayılır. 

Anadolu'da günümüzde köpek uluması uğursuz sayılmaktadır.

Köpeklerin bâzı olayları önceden algıladıklarına ve bunu uluyarak anlattıklarına inanılır.

İçki:

Şamanlar (kamlar), Tanrı ve koruyucu ruhlar için arak (rakı) saçı saçarlar, bu kansız kurban sayılır.

 

Eski Türk kültüründe içki içilmesi yaygın bir gelenektir. Özellikle düğünlerde ve mutlu günlerde müzik eşliğinde içki içilmesi geleneği vardır.

Kubbe: 

 

Ayrıca, cami mimarisine kattığımız "kubbe" gök tanrı dini'nden taşıdığımız bir durumdur.

Nazar:

Anadolu'da halk arasında "nazar" olgusu çok yaygın bir inançtır.

Bâzı insanların olağandışı özellikleri olduğu

 ve 

bunların bakışlarının karşılarındaki kimselere rahatsızlık verdiğine,

 kötülük yaptığına inanılır.

Bunun önüne geçmek için 

"nazar boncuğu",

 "deve boncuğu",

 "göz boncuğu"

 v.s. takılır. 

Nazar olgusu da eski Türk inançlarındandır.


Halı Kilim Desenleri:

 

Şaman'ın üzerine giydiği giysiye

 yılan, akrep, çiyan, kunduz 

gibi yabanî ve zararlı hayvan şekiller

çizilerek onların kaçırılacağına inanılırdı.

Bugün Anadolu'da Türkmen köylerinde dokunan halı, 

kilim gibi örgüler Şaman giysilerinin izleri taşımaktadır.


Müzik: 

 

Şamanlar âyinlerinde davul ve kopuz kullanmışlardır. 

 

Müziksiz bir âyin düşünülemez.

 Oysa

 İslam dininde Kur'an dışındaki dinî eserlerin 

müzikle okunması günahtır.

 

Şaman geleneğinin devamı olarak Anadolu'da 

Hz. Muhammed'in, Hz. Ali'nin hayatları

 müzikle okunmaktadır.

 

Mevlit ve İlâhiler sâdece Anadolu'da uygulanan müzikli anlatımlardır.