Amerika Birleşik Devletleri’ne Karşı Mücadele Eden Son Büyük Kızılderili Savaşçı: Geronimo Geronimo, çok sayıda soydaşının kendi yüzünden öldüğü düşünceyle, 1886 yılında teslim oldu. Mehmet Can Demir Amerika’nın keşfi, uzun zamandır kıtada yaşayan yerliler ile Avrupa’dan gelen beyaz istilacıların çatışmasını da beraberinde getirdi. Kızılderili <https://listelist.com/kizilderililer-hakkinda-bilmeniz-gerekenler/>Savaşları veya Amerikan-Kızılderili Savaşı olarak isimlendirilen savaş, 1600’lü yıllardan 1900’lü yılların ilk dönemine kadar çeşitli aralıklarla devam etti. Sonunda Kızılderili halklarının büyük acılar çektiği ve “beyaz adamın” galip geldiği bu savaş, sayısız hüzünlü hikâyeye ve unutulmaz kahramanlık öykülerine sahne olmuştu. İşte bu kahramanlık öykülerinden birinin başkahramanı Geronimo isimli Kızılderili savaşçıydı. Geronimo, hem Meksikalılarla hem de Amerika Birleşik Devletleri’ne ait kuvvetlerle amansız bir mücadeleye girişti. Yıllar boyunca süren savaşta, ölümsüz bir halk kahramanı haline gelen Geronimo, beyaz adamın en çok koktuğu “düşmanlardan” biriydi. Buna karşın Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı mücadele eden son büyük Kızılderili savaşçısı olarak tarihe geçen Geronimo, yaşamını esaret altındayken kaybetti. İşte hayranlık uyandıran kahramanlık öyküleriyle adını tarihe yazdıran büyük Kızılderili savaşçısı Geronimo hakkında bilmeniz gerekenler. Geronimo, 1829 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin New Mexico eyaletinde dünyaya geldi İlerleyen yıllarda büyük bir kahraman haline gelecek Geronimo’nun yerli dilindeki adı ise Gokhlayeh (Esneyen adam) idi. Ancak Meksikalı askerler onu Geronimo, İspanyollar ise Jerome olarak isimlendiriyordu. 8.000 kişilik bir Apaçi klanının üyesi olan Geronimo, kabile şefi olmamasına karşın tüm Kızılderililer arasında büyük bir saygı görüyordu. Oldukça yetenekli bir avcıydı. Üstelik kendi kabilesindeki en önemli şifacılardan biriydi geronimo Tüm bu özellikleri ve korkusuz yapısı Geronimo’yu önemli bir savaşçı haline getiriyordu. Bu sebeple yalnızca kendi kabilesinde değil tüm Kızılderili toplulukları içerisinde sevilen ve saygı duyulan bir isim olmayı başarmıştı. Tüm ömrü Amerikan-Kızılderili Savaşı’nın devam ettiği yıllarda geçen Geronimo yalnızca 17 yaşındayken Amerika’daki beyaz ırkın en önemli düşmanı haline geldi Meksikalı askerler tarafından gerçekleştirilen bir baskında tüm ailesini kaybetti 500 kişilik bir ordu ile Geronimo’nun yaşadığı bölgeye saldıran askerler, bu sevilen Kızılderili savaşçısının ailesinin de aralarında bulunduğu çok sayıda insanı katletti. Saldırı anında olay yerinde olmayan Geronimo, köyüne döndüğünde bu korkunç manzara ile karşılaştı. İşte bu ağır kayıp, Geronimo’nun yaşamında büyük bir değişme neden oldu. Ailesini kaybettikten sonra zorlu bir özgürlük mücadelesinin yanına şiddetli bir intikam savaşı ekledi! İz süreme, saklanma ve silah kullanma alanlarındaki ustalığı önemli zaferler elde etmesine olanak tanıyordu. Düşman karşısında elde ettiği başarılar ise onu gün geçtikçe büyüyen bir efsaneye dönüştürüyordu. Geronimo kısa bir süre sonra tüm Kızılderili topluluğunun en önemli komutanı haline gelmişti. Öyle ki ardında savaşan Kızılderililerin pek çoğu, bu büyük komutanın tanrılar tarafından kutsandığına, öldürülemez ve yakalanamaz olduğuna inanıyordu! Yıllar boyunca Meksika’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne uzanan geniş coğrafyada devam eden amansız bir gerilla savaşına liderlik etti Çoğunlukla 100 veya en fazla 200 kişiden oluşan küçük ordusuyla birlikte farklı şehirlerdeki kalabalık düşman birliklerine saldırıyor, bu saldırılarda karşı tarafa ciddi kayıplar yaşatıyordu. Kızılderililer için zafer ve özgürlük anlamına gelen Geronimo, düşman için ölümü ve tehlikeyi çağrıştırıyordu. İşte bu nedenle yalnızca Geronimo’yu ele geçirmek için yüzlerce askerden oluşan bir ekip dahi kurulmuştu geronimo Geronimo’nun kahramanlıkları, Kızılderililer arasında büyük bir memnuniyetle karşılansa da bu cesur savaşçının eylemlerinden rahatsız olan yerliler de vardı Çünkü iki taraf arasındaki kanlı mücadele, neredeyse Geronimo ile onu yakalamak isteyen yetkililer arasında süren kişisel bir mesele haline gelmişti geronimo Üstelik Geronimo efsanesi Amerikalı ve Meksikalı silahlı unsuların Kızılderili köylerine her gün yeni bir saldırı düzenlemesine neden oluyor, bu saldırılarda çok sayıda Kızılderili hayatını kaybediyordu. Chiricahua kabilesinin şefi ve aynı zamanda Geronimo’nun kayınpederi olan Cochise, 1872 yılında Amerikalı yetkililerle bir anlaşma imzaladı geronimo Anlaşma, savaşın sona erdirilmesini ve Kızılderili toplulukların yeni bir yerleşim yerine yerleştirilmesini içeriyordu. Elbette bu anlaşma Geronimo tarafından pek de hoş karşılanmadı. Büyük Kızılderili savaşçısı, savaşı sürdürmekte kararlıydı. 1877 yılındaki bir çatışmada yakalandı ve esir düştü! geronimo 4 yıl boyunca esaret altında yaşayan Geronimo, birkaç başarısız kaçma girişiminin ardından nihayet 1881 yılında özgürlüğüne kavuşabildi. Takip eden süreçte, sadık yoldaşlarıyla birlikte savaşmaya devam etti. Ancak soydaşlarının kendi yüzünden öldüğüne dair düşüncesi, Amerika’ya karşı mücadele eden son büyük Kızılderili savaşçısının pes etmesine neden olacaktı… 1886 yılında Amerikalı yetkililere teslim olan Geronimo, ABD’nin Oklahoma eyaletindeki Fort Sill isimli bölgeye gönderildi ve burada hapsedildi geronimo Kızılderili kabileleri arasında bir efsane haline gelen büyük savaşçının esaret altındaki günleri de bu şekilde başlamış oldu. Geronimo, kalan ömrünü bir tutsak olarak geçirdi… 1909 yılında, 23 yıllık esaretin ardından hayatını kaybetti geronimo ABD’ye karşı mücadele eden son büyük Kızılderili savaşçısının yaşamı ve kahramanlıkları hakkında ortaya atılan farklı görüşler var geronimo Kimilerine göre Geronimo’nun tarihteki en önemli Kızılderili savaşçılarından biri olduğu su götürmez bir gerçek. Ancak bazı insanlar onu gözü intikamdan başka bir şey görmeyen inatçı, sorumsuz ve tehlikeli bir adam olarak tanımlıyor.
Oraj POYRAZ Hoş geldiniz!...
Benim zaman içerisinde guruplarda yayınlamış olduğum epostalardan bir demet bulacaksınız
17 Nisan 2026 Cuma
Menzil Tarikatı; Gavs Kimdir? Nasıl Çalışırlar? Mal Varlıkları Nedir?
Menzil Tarikatı; Gavs Kimdir? Nasıl Çalışırlar? Mal Varlıkları Nedir? Yorgo Angelopoulos <https://yorgoangelopoulos.medium.com/?source=post_page---byline--f4f306ab7590---------------------------------------> 30, 2020 Menzil Tarikatı Raşit Erol zamanında duyulmaya başlamış Nakşibendiliğin kollarından birisidir. Raşit Erol suikaste kurban gidince yerine kardeşi Abdulbaki Erol geçti(up). Görüldüğü gibi Raşit Erol zamanında derme çatma bir yerdi Menzil. (Fevzettin Erol olayına sonra geleceğiz) Bir müridin Menzil Tarikatı’na bağlanması için öncelikle şeyhten tövbe alması gerekir. Fotoğrafta şeyhin tuttuğu ipe tutunan müridler şeyhin söylediklerini tekrar ederek 1. aşamayı geçer, 2. aşama “Tövbe Adabı”nda yazan talimatları yerine getirmektir. Menzil’de camide konaklarsınız, sabah-akşam çorbanız ücretsizdir. Menzil’deki alışveriş yerleri Şeyhe aittir, fiyatlar 2 katıdır. Menzilde bütün işleri sofiler yapar, buna “hizmet” denir; Şeyhin: bağını,bahçesini, tarlasını, inşaatını sofiler yapar ve sevap kazanırlar Dergah dediğimiz yerler 5–10 yıl öncesine kadar müridlerin bulunduğu yerlerde bodrum katı ya da evlerde toplandıkları yerlerdi. Bugün buralar genelde lüks mekanlar ve ana merkezler olan “Semerkand Kültür Merkez”lerine bağlıdırlar. Dergahlar aynı zamanda vergisiz ticaret merkezleridir. Her dergahın içinde bir market vardır ve bu marketlerde genelde duyulmayan, sofilere özel ürünler satılır. Aynı zamanda Semerkand adı altındaki dergi ve kitaplarını buradan dağıtırlar. Menzil Tarikatı Akp kuruluşundan beri onlara destek vermiştir. Görseldeki tweet pro-menzil hesabından paylaşılmıştır, bir nevi başbakanlık özel hesabı gibi. Zaten Ahmet Davutoğlu’nun ziyareti her şeyi açıklıyor. Menzil Tarikatı’nın kendisine ait hastahanesi vardır ve açılışını açılış seven bir isim yapmıştır. EM-SEY yani “Emret Seydam” Seyda Menzil Şeyhinin diğer ünvanlarından birisidir. Twitter’da sürekli dolaşan “Menzil şeyhine kul, köle, köpek olmak farzdır” diyen bu şahıs Raşit Erol’un oğlu, şimdiki Menzil Şeyhinin yeğeni Fevzeddin Erol’dur. (Fevzeddin Erol olayı Ergenekon’a kadar gidiyor, sonra paylaşacağım) Eskiden Menzil Şeyhinin kerametleri dilden dile yayılırdı, artık Semerkand TV’den her eve naklen keramet yayını yapıyorlar. Bu ve benzeri binlerce deli saçması şeye sofiler tapıyor. *Menzil Tarikatı Şeyhinin tövbe verme ayini.* Menzil Şeyhinin en büyük oğlu, ondan sonraki Menzil Şeyhi Muhammed Saki Erol’un demokrasi, laiklik hakkındaki mütavazı görüşleri. Not: Hz. Hüseyin’in soyundan geldiklerini iddia ettikleri için Elhuseyni soyadını/lakabını kullanırlar. Menzil Tarikatı’nın zengin müridleri ve oğul/torunları GVS(gavs) plaka araçlar kullanır. Sağlık Bakanlığı’da Menzilcilerin yuvası olduğu için bu tarz uçaklar görmek sıradan sayılıyor. *“Devlete götünü dayamak”* teriminin yerini “Tarikata gir seni devlete sokar” olarak değişmiştir. Menzil tarikatı öncelikle belediye başkanları emniyet mensupları ve diğer dairelerin amir/memurlarıyla irtibata geçip onları tarikata katar. Sonrasında sofiler devlet kademelerine … Menzil Şeyhi’nin 3 milyon TL’lik aracına laf edenlere “Şerefsizler” diyen Cübbeli de Menzil’in büyüme hızını görüp ittifak kuranlardan. Menzil Şeyhi’nin amcasının oğlu Abdulhalim El Hüseyni’ye ait kebapçı, akaryakıt istasyonu ve alışveriş sitesi. Menzil Tarikatı ailesinin el atmadıgı sektör neredeyse yok gibi. Şeyhin büyük oğlu @HasemiErol <https://twitter.com/HasemiErol> ‘un ortağı olduğu SEM Diamond. Gökcek’in kanalında programa bile çıkarmışlar firmayı. * Firma ilk kurulduğunda adı Macha Diamond. Sonradan isim değiştirip Sem oluyor. Menzil Tarikatı’nın isteyipte elde edemeyeceği bir şey yok gibi. ‘Semerkand Bilim ve Medeniyet Üniversitesi’ kurulması için 18 Mayıs’ta Menzilcilere özel KHK bile çıkarıldı. Diyelim zenginsiniz ve Menzil köyüne gittiniz; toplu şekilde camide yatmanız gerekiyor ama siz ZENGİNSİNİZ. İşte Menzil Ailesi sizi düşünüp köye yürüme mesafesinde ve fakirlerin giremeyeceği kadar pahalı bir proje hazırlamış. Çekirdekten yetişme Menzilci Yeni Şafak yazarı Serdar Tuncer’in bir Tv programında mercedese binen şeyhini peygamberlere benzetip savunması. Koca koca adamlar menzil şeyhinin entarisini öpüyor küçücük çocuklar da şeyhi öven kürtçe, Türkçe ilahiler söylüyor. Bir millet işte böyle böyle köleleştiriliyor! Raşit Erol öldükten sonra yerine kardeşi Abdulbaki Erol (şu an ki şeyh) geçer ama Raşit Erol’un oğlu Fevzeddin Erol kabul etmez. Sonradan o da kabullenir ama Eskişehir’de bir çiftlik alıp orasını mesken tutar kendisine. Köy ilk zamanlar bu şekilde. Menzil’de olduğu gibi sofiler tarlaları ekiyor biçiyor falan ufak ufak yerleşiyorlar. Bunlar da 2011 yılında çekilmiş fotoğraflar. Fotoğrafta görünen ev Fevzeddin Erol’un fakirhanesi. Her ne kadar Menzil şeyhi olamamışsa da sofiler üzerinde baya etkilidir. Tansu Çiller’den hediye olarak silah almışlığı da vardır. Org. Bilgin Balanlı’ya Balyoz kumpasında çiftliği bombalayacak diye düzmece dosyalar hazırlandı. Balanlı 3 yıl tutuklu kaldı, Fevzeddin Erol imparatorluğunu daha da büyüttü. *Köyün en son görüntülerinden biri:* *Menzil ailesinin vazgeçilmezi olan son model araç dibinde el öptürme ayini. Yer Yozgat’ın bir köyü.* Menzil Tarikatı’nın “Hizmet Nimettir” felsefesi. Hizmetin büyüğü küçüğü yoktur, amele gibi çalışın yeter. Bu ve benzeri depolar her ilde vardır. Menzil şirketleri bu depolara ürünleri gönderir, gelen ürünler dergahlara buradan dağıtılır. Videoda hizmet aşkıyla yanan sofileri görmektesiniz. Not: Dağıtım ücreti, işçilik ücreti, dükkan ücreti, vergi levhası, vergi yok. SemBilet nedir diye bir araştırayım dedim sahipleri yine Menzil Şeyhi’nin çocukları çıktı. Eski ortaklardanmış. Şimdiki sahibi Menzilci iş adamlarının topluluğu olan TUMSİD’ın yönetim kurulu başkanı. Bu ve daha niceleri. Şimdi anladınız mı Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun ne kadar vahim olduğunu? Şimdi anladınız mı ülkenin hangi düşman tarafından ele geçirildiğini? Anlamadıysanız çok yakında anlayacaksınız. Emin olabilirsiniz… Ve daha bugün, Tarih 30.11.2020. Covid-19 testleri için, 144 milyon TL ödenen Hastane Menzil Tarikatının hastanesi çıktı… Soru şu: Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Sağlık Bakanı olmadan önce hangi cemaatin içinden gelmişti? Söylenecek çok şey var, hem de çok. Show yapmak için İsveç’e sağlık bakanlığının uçağını gönderip, covidli diye hasta aldırmalar, yoğun bakım sırası bekleyen 1,5 yaşındaki çocuğun hastane koridorlarında ölmesi, daha bugün SMA Hastası bir annenin: Oğlum ölüyor, ben burada otururum da, yatarım da! Polis: Demagoji yapma, burası normal bir yer değil, Sağlık Bakanlığı. Başkentin göbeğindesin.” demesi… Yazmakla bitmeyecek kadar çok olan biten. Her zaman dediklerimi tekrar ederek yazıyı bitirelim: Bu zihniyet bugün iktidarı bırakıp gitse, ertesi günü CIA Türkiye’ye gelse, bu ilişkileri açığa çıkarması 50 yılı alır. Ülkenin durumu budur. Son 18 yılda yaşadıklarımızı senaryo haline getirip Hollywood’a götürüp Steven Spielberg’e okutsanız, daha ilk sayfada “Hasss… ulan biz bile bu kadarını hayal edemedik” der, elindeki senaryoyla bizi evire çevire döver kapı önüne koyar… Son söz: Her fırsatta Atatürk’ün, “Türkiye Cumhuriyeti Şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz” sözünü paylaşan kardeşim, üzgünüm… Bu günün Türkiye’si tamamen Tarikatlar devleti olmuştur. Geçmiş olsun… *Yorgo Angelopoulos* <https://twitter.com/yrgangelopulos> - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin: Tarikatlarla protokol yapmaya devam edeceğiz.
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin: Tarikatlarla protokol yapmaya devam edeceğiz.
https://t.me/buzznews_tr/15829
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
| Gruba mesaj göndermek icin | : | ozgur-gundem@googlegroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamiz | : | https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
| Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) |
: |
0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc |
ABD ordusunun Suriye'deki 12 yıllık askeri varlığı tamamen sona erdi.
ABD ordusunun Suriye'deki 12 yıllık askeri varlığı tamamen sona erdi. Son askeri konvoy da bugün ülkeyi terk ederek tüm askeri üsleri Suriye hükumetine devretti. <https://t.me/ww3media/86868> - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
Nasuh Bektaş: Maalesef dün yaşadığımız acı olaydan sonra ak troller, ak Yandaşlar, kimi Akepeli siyasiler ve AKP’li medya, laikliği ve lâik eğitimi sorumlu olarak gösteriyor.
Nasuh Bektaş: Maalesef dün yaşadığımız acı olaydan sonra ak troller, ak Yandaşlar, kimi Akepeli siyasiler ve *AKP*’li medya, laikliği ve lâik eğitimi sorumlu olarak gösteriyor. @nasuhbektas En acı olayda dahi ilk yaptıkları şey laikliğe saldırmak oluyor. Dini eğitim olsaydı bunlar olmazmış, dini eğitim olmadığı için ahlak çöküyormuş. ► Uşşaki Tarikatı şeyhi Eyyüp Fatih Şağban, 12 yaşında çocuğa istismarda bulundu. ► Faruki Tarikatı Süleyman Işık hakkında, Çocuğa cinsel istismardan 62 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Yargıtay /*“eylemlerin mağdurların rızası ile gerçekleştiği”*/ gerekçesiyle beraat kararı verildi. ► Ümraniye Fıkıh-Derneğine ait Kuran Kursunda 6 çocuğa cinsel İstismar davası. 3 sanık hakkında 74 yıl 25 yıl 37 yıl hapis cezası verildi. ► Karaman’da Ensar Vakfı ve *KAİMDER*’e ait evlerde sekiz ila 10 yaşlarındaki 45 erkek öğrenciye cinsel istismar ► İsmailağa Cemaati‘ne bağlı Hiranur Vakfı’nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı H.K.G.’nin 6 yaşında imam nikâhı ile evlendirilmesi ► Gerze’de İslamcı Gençlik İlim ve Hikmet Derneği’nde (*GİHDER*) Kuran kursuna gelen 4 erkek çocuğuna tecavüz ve cinsel taciz Aşağıdaki ek liste ise 31 Aralık 2016 tarihinde Mehmet Akkaya’nın hazırladığı liste, aydınlık gazetesinde yayınlanmıştı ► Afyonkarahisar... Köyü imamı... Arabasına aldığı kıza tecavüz... Tecavüzde kanama durmayınca kızı diş hastanesi yanına bırakıp köye döndüğünü, cemaate namaz kıldırdığını sorguda anlattı. ► Adana... Gönüllü cami imamı... Camiyi temizleyen 8, 10 ve 12 yaşındaki kızları taciz... Tutuklandı. ► Afyonkarahisar... Cami imamı... 7 ve 9 yaşındaki kuran kursu öğrencilerini taciz... ► Afyonkarahisar... İmam... Bir kıza tecavüz... ► Akçaabat İmam Hatip öğretmeni... Kız öğrenciye defalarca tecavüz... /*“Muta nikâhı yapayım”*/ dedi. Sonra yurtdışına kaçtı. ► Ankara... Din dersi öğretmeni... Üç kız öğrenciye taciz... Tutuklandı ► Ankara... İmam Hatip öğretmeni... Kız öğrenciye taciz... Tutuklandı. ► Ankara... Kuran kursu çalışanı... 7 yaşındaki kızı sandalyeye bağlayarak taciz... Dava açıldı. ► Antalya... Hurmalı Erkek Yurdu kuran kursu... İlk günden arkadaşlarınca cinsel taciz... ► Artvin Yusufeli... Merkez Talebe Yurdu Kuran Kursu... Erkek öğrenciye tecavüz... Tutuklandı ► Artvin... İmam Hatip öğretmeni... Erkek çocuklara taciz... Tutuklandı. ► Bartın... Köy imamı... Kuran kursunda çocuklara taciz... Tutuklandı. ► Bartın... Kuran kursu imamı... Üç erkek çocuğa taciz... Tutuklandı. ► Bitlis... İmam Hatip öğretmeni... Öğrenciye taciz... Suçüstü yakalandı. ► Bursa... Fahri imam Vahit K... Zorla grup seks... Tutuklandı. ► Bursa... U.D adlı şeyh... Cennet vaadiyle çiftlerle, erkek ve kadınla ilişki... ► Ceyhan... İmam, Hacı, 4 kızı var, din dersi öğretmeni... /*“Sınıfta bırakırım”*/ tehdidi ile 12 yaşındaki kıza tecavüz... Devriye gezen polislerce suçüstü... ► Çorum... Din dersi öğretmeni, Ensar Vakfı Çorum Şube Başkanı, evli, iki çocuk babası, 52 yaşında... 16 yaşındaki kızı tecavüzle hamile bırakmak... Başka bir kıza taciz... Muhtemelen tutuklandı ► Çorum... İmam Hatip Mezunları ve Mensupları Derneği Başkanı, imam... 2 kıza tecavüz... Tutuklandı. ► Diyarbakır... İmam... Kuran kursunun 2 kız öğrencisine taciz... 23 yıl 5 ay ceza. ► Düzce... İmam... Kız çocuğa taciz... Dava açıldı. ► Eğridir... İmam Hatip öğretmeni... Öğrenciye tecavüz ve kameraya çekmek... Eşi tecavüzü ortaya çıkarınca, öldürülme korkusundan 1 yaşındaki çocuğu ile yurt dışına, ailesine sığındı. ► İstanbul Küçüksu... Kuran kursu hocası... 4 yaşındaki öğrenciye tecavüz... ► İzmir... İmam... Kuran kursunun 3 küçük kız öğrencisine taciz... Dava açıldı. ► Kahramanmaraş... Süleymancı Hamidiye Yurdu... 10 yaşındaki 4 erkek çocuğa tecavüz... ► Karaman... Ensar Vakfı yurdu. 45 erkek çocuğa tecavüz... ► Kayseri... Nakşibendi Yahyalı Safa Vakfı’nın Merve Koleji öğretmeni... Kız öğrenciye taciz... Tutuklandı. ► Kocaeli... Ölü yıkama görevlisi... Erkek çocuğa tecavüz... Tutuklandı. - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
Selim Gürselgil: Necip Fazıl 'ın AYDINLAR ARİSTOKRASİSİ
*Selim Gürselgil: Necip Fazıl 'ın AYDINLAR ARİSTOKRASİSİ* * BAŞYÜCELİK DEVLETİ <#mozTocId521429> * OTOKRASİ DEĞİL, BAŞYÜCELİK DEVLETİ! <#mozTocId885932> * İslâm ve Devlet <#mozTocId29207> * Teşkilât ve İdare <#mozTocId453037> * Devlet <#mozTocId383159> * Aydınlar Aristokrasisi <#mozTocId185136> * Yüceler Kurultayı <#mozTocId82112> * Başyüce ve Kurultay <#mozTocId702503> * Başyüce <#mozTocId943248> * OTOKRASİ DEĞİL, AYDINLAR ARİSTOKRASİSİ! <#mozTocId498078> * Demokrasinin Üstünde <#mozTocId965210> * Otokrasinin Dışında <#mozTocId104488> * Kuvvetler Birliği ve Kuvvetler Ayrılığı <#mozTocId68041> * Murakabe ve Muvazene (Check and Balance) <#mozTocId288072> 12-Temmuz-2014 Üstad, totalitarizme olduğu gibi, demokrasiye de inanmaz. Ona göre, bir Sokrat ile bir kahvehane müdaviminin oyu birbirine eşit olamaz. Yakın dönemde kemalistler tarafından benzer biçimiyle çok kullanılan bu tesbit, temel olarak Üstad’a aidtir ve doğrudur. Necip Fazıl demokrasiyi bir /*“Amerikan dayatması”*/olarak görür; hattâ ona /*“zorla gelen hürriyet“, “San Fransisco diktesi ile gelen hürriyet”*/gibi ironik boyutunu gösteren adlar verir. Üstad Necip Fazıl, demokrasinin, Batı emperyalizminin bir dejenerasyon aracı olduğunu düşünür. Tabiri caizse, /*“ayakların baş olması”*/diye niteler. Marx’ın şu sözünü ele alır: ► “/*Kapitalist düzenlerde edilen hatâ ve biriken yanlış, emeği ödenmemiş işçinin gasbedilmiş haklarından yığılmadır.”*/ Onu şöyle düzeltir: ► “Başıboş düzenlerde edilen hatâ ve biriken yanlış, hakkı verilmemiş aydının yol açılmamış faaliyetlerinden yığılmadır.“ Üstad için, ileri sınıf, aydınlar sınıfıdır. O, proleteryaya da, burjuvaziye de, bunların tek elde toplanmış hâli faşizme de inanmaz. Ancak aydınlardan oluşmuş bir aristokrasinin, insanlığın mutluluğunu sağlayabileceğine ve halka ideal olanı gösterebileceğine inanır. Bunun, İslâmın özüne ve ilk İslâm devletine en uygun rejim biçimi olduğunu savunur. Bu rejim içinde aydınlara, sadece eser vermek şartıyla, sınırsız haklar tanır. Demokratik parlamentarizme karşı aydınlar aristokrasisi, postmodern epistemolojinin yanında fenomenolojinin belirttiği farkı belirtir. Çünkü bu düzende halkın seçtikleri değil, Hakk’ın seçtikleri egemendir. Aydınlar, insanlar arasında Hakk’ın seçtiği asiller sınıfı olarak kabul edilir. Bunun dışında hiçbir zümre ve kişiye maddî ve manevî bir imtiyaz tanınmaz. /*“Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?”*/mukaddes ölçüsü, bu anlayışın temel esprisini verir. Fikirlerini çilesiyle yoğuran sanatkar: Necip Fazıl Kısakürek | Aktüel HaberleriDemokrasi ve saltanat idaresini üçgenin alt köşeleri kabul edersek, ikisine de aynı açı ve aynı uzaklıkta, üçgenin tepe noktası olarak, aydınlar aristokrasisini elde ederiz. Saltanat idaresinin, babadan oğula geçen yönetim biçiminin taban tabana zıddıdır; çünkü bu tarz bir yönetim anlayışının tarihte yeri olmakla birlikte, ne günümüzde, ne de ideal alanda bir geçerliliği yoktur. Aynı sebebten klâsik aristokrasinin de zıddıdır. Çünkü babadan oğula geçen bir ayrıcalığa ve yönetim ve mülkiyet hakkına inanmamaktan doğar. Zaten kan aristokrasisi, Doğu’da çok geçerli olmamış, Batı’da da tarihe gömülmüş bir yönetim biçimidir. Buna karşılık, aydınlar aristokrasisi, yine de bir çeşit soyluluktur; fikir ve idrak soyluluğu… Yine de bir çeşit ayrıcalıktır; fikir ve idrak ayrıcalığı… Bu ayrıcalık, demokratik ayrıcalığın taban tabana zıddıdır. Demokratik ayrıcalık nedir? Bir tür gizli plütokrasi (zenginler idaresi) ayrıcalığıdır. Demokraside bütün amaç zengin olmaktır, parayı bulmaktır. Zenginler ayrıcalıklıdır, zenginler soyludur, zenginler belirleyicidir. Geri kalanının kuru bir oy hakkı varsa da o da kuru bir palavradan ibarettir. Çünkü oy hakkı /*“yapmak ve yönetmek”*/değil, yapma ve yönetmenin istismarıdır. Tıpkı kendi yapan adamın mutluluğuyla, başkasının yaptığını seyrederek keyiflenen adamın mutluluğu arasındaki fark… Demokrasi, kapitalizmin yardakçısı, emperyalizmin ayakçısıdır. Kapitalizmin yardakçısıdır, çünkü demokrasi özünde bir yozlaşma ve soysuzlaşma rejimidir, kapitalizm bu soysuzlaşmadan beslenir. Soysuzlaşma ne kadar ileri boyuta varırsa, demokrasi o kadar ileri seviyede uygulanır. Burada soysuzlaşmadan kasıd, insanî görevlerden istifadır. Topluma ilişkin duyguların terkidir. İnsanı insan yapan ve insan topluluklarını yükselten ahlâk duygusunun terkidir. Demokraside iki şeyin değeri yoktur: Fikir ve emek… Demokraside sadece yozlaşmanın ve eğlendirmenin değeri vardır. Gerçek fikir ve sanat adamları, demokratik idarede değer görmezler. Zirâ en adî bir katille, bir ayyaşla, bir sapıkla eşitlenirler. Hakikat bu eşitlenmeyi kabul etmez. Hakikat ile hakikat olmayanın eşitliği yoktur. İyi ile kötü arasında eşitlik olursa, iyi daima kaybeder. Demokrasi işte bu prensibe dayanır. Ve, /*“eğlence kitlelerin afyonudur.”*/ Demokraside değerleri tayin eden burjuvazi olduğuna göre, bir pavyon şarkıcısının, bir mankenin, bir futbolcunun bir günde, bir gecede kazandığının (aldığı değer), bir kol işçisinin bir yılda kazandığına eşit olması mubahtır. Aydınlar aristokrasisi, işte bu yozlaşmayı yıkar. Orada öncelikle fikirciler ve sanatçılar, onların ardından da emekçiler değer görür. Dansözlerin, fahişelerin, pezevenklerin orada değeri yoktur. İnsan türünü alçaltan, fikir ve hakikat kavgasından, kardeşlik ve hürriyet yolundan koparan bağımlılıkların orada değeri yoktur. Emperyalizmin, çağımızda öncelikle /*“kültür emperyalizmi”*/olması, demokratik yozlaşmanın onun en önemli ayakçısı olmasındandır. Çünkü kültür emperyalizminin girdiği, zevkleri ve ilişkileri onun tayin ettiği ülkeleri, ancak demokratik yozlaşma bu çizgide tutabilir. Orada cinayetler, tecavüzler, vurgunlar, haksızlıklar sonu gelmez bir biçimde devam eder. Bunlarla mücadele yalandan yapılır; bunlar üretilir. Travestileri üreten sebeb, onların çizgi dışı (vesikasız) eylemleriyle göstermelik mücadeleyi de yanına kor. Ve bunların insanın doğasının parçası olduğuna inandırır. Aydınlar aristokrasisi, gerçek fikir hürriyetidir. Orada insanlar, fikirlerinde ve kanaatlerinde, bunları ifade etmede, bunlara muhalefet etmede hürdür. Ama orada yozlaşma ve soysuzlaşma hürriyeti yoktur. Orada kavga hakikat kavgasıdır. *BAŞYÜCELİK DEVLETİ* Başyücelik Devleti, Necip Fazıl`ın temelini attığı, Salih Mirzabeyoğlu’nun geliştirdiği İslâmî devlet modelidir. /*“İslâm’da idare şekli yoktur, idare ruhu vardır”*/anlayışına dayanarak idealize edilmiştir. Bugüne kadar en çok -örnekleri görüldüğü gibi- sözde İslâmcıları rahatsız etmiştir. Neden? Çünkü sorumluluk yüklüyor. Onlar sorumluluk istemiyorlar, ihale istiyorlar. Onlar zor karşısında dik durmak nedir bilmiyorlar; sıvışmaktan hoşlanıyorlar. (…) Başyücelik Devleti idealinin en temelden karşı olduğu şey, saltanat. Bununla beraber bir cumhuriyet de değil. İslâmî bir devlet modeli olmak bakımından, iki temel kurguya dayanıyor: Türk devlet geleneği, Eflatun’un devlet ideali, Bunlar belki ilk bakışta kaba sınıflandırmalar, ama içi doldurulunca öyle olmadığı görülüyor: Eski Türk devlet geleneği, hattâ ordusunun adı bile Altun Ordu, ama günümüz Türkçülerinin anladığı anlamda faşist bir devlet değil; federatif bir devlet. Eflatun, bilindiği gibi, demokrasiyi ve tiranlığı reddeder; aristokrasiyi över. Ve şöyle der: “Devleti en iyiler yönetmelidir“. Ama kendi Devlet kitabında bu anlayışı alıp geliştirmez, başka yönlerde gezinir. İdeali orada kalır. Necip Fazıl, Eflatun’un bu –yarım bıraktığı- idealini alarak Aydınlar Aristokrasisi şeklinde formüle eder. Aristokrasi; ama kan aristokrasisi değil, fikir aristokrasisi… Yani, toplumda babadan oğula bir aristokrasi sınıfı yoktur; fikir soyluları sınıfı vardır. Kim idrak bakımından en üstünse, fikir bakımından en ileriyse, o bu sınıftandır. Babası isterse keçi çobanı olsun. Kan kardeşliği değil, fikir kardeşliği; fikir soyluluğu. Hâkimiyetin kendisine istinad edeceği ideal sınıf! Başyücelik Devleti’nin bel kemiğini Başyücelik Akademyası oluşturur. Bu akademya üç şubelidir: Fen ve Keşifler Kolu, Edebiyat ve Güzel Sanatlar Kolu, İlim ve Tefekkür Kolu… Bu üç koldan yetişen ve eser veren aydınlar, Başyücelik Akademyası’na dahil olur. İkinci aşama: Yüceler Kurultayı’dır. Bu kurultay, 101 üyeden oluşan bir tür parlamentodur. Ama halk seçimiyle kurulmaz. Ya? Hakk’ın seçtikleri, tutup kaldırdıkları ile inkılab aşamasında tesis olunur ve Başyücelik Akademyası onu idame edici başlıca bir müessese olarak altında kalır. Yüceler Kurultayı, Başyücelik Hükümeti’ni ve Başyüce’yi seçer. Başyüce, yetkileri çok geniş, sorumlulukları çok ağır, tam bir /*“sultan”*/portresidir. Ama, Yüceler Kurultayı tarafından sıkı bir denetim altında tutulduğundan, tam bir sultan olamaz. İktidarı oğluna, akrabasına vs de bırakamaz. Kurultay’a bırakır. Kurultay seçer, Kurultay azleder. Burada /*“Yüce Din Dairesi”*/adında bir kurum vardır. Yapılan işlerin, çıkarılan kanunların İslâma uygunluğunu denetler, bir tür anayasa mahkemesi hüviyetindedir. Bu, İslâmın başlangıcındaki devlet anlayışıdır. Sahabîlerin kurduğu İslâm devletinin günümüz siyasî literatürüyle ifade edilişidir. Türk devlet geleneği ve Eflatun’un devlet ideali, Üstad Necip Fazıl ve Kumandan Salih Mirzabeyoğlu tarafından, İslâm devlet ve idare ruhu içinde yerli yerine oturtulmuştur. Üstad Necip Fazıl’ın teklifi hâlinde şöyle özetlenebilir: Başyücelik Devleti’nin en tepesinde, ulu bir kişi, Başyüce bulunur. Onun yanındaki kurumlar, Yüceler Kurultayı ve Yüce Din Dairesi’dir. Her ikisi de Başyüce’ye bağlı olmakla beraber, onun emrinde değildirler. Hele Yüce Din Dairesi, tam özerk bir kurumdur ve gerektiğinde Başyüce’ye karşı Yüceler Kurultayı’nı hakem olarak göreve çağırabilir. Bir başka denetleyici kurum da, Halk Divanı’dır. Halk Divanı, Başyücelik halkına, hükümete ve devlete karşı hakkını arama ve hesab sorma hakkını verir. İlk İslâm devletinde Vefd adı verilen bu tür halk divanları vardı. Her şehirde toplanır, halkın şikâyetlerini Halife’ye iletmek ve gerektiğinde yakasına yapışmak üzere birer heyet çıkarırlardı. Hazret-i Ömer, halkın vefd hakkını elinden bırakmaması ve kendisini yöneticilerine ezdirmemesi için sıkı sıkı tenbihlerde bulunurdu. Fakat zaman içinde halk, sultanlar ve yöneticilere karşı denetim hakkını kaybetti. İşte Halk Divanı, halka bu hakkını iade ediyor. Demokrasilerde denetim, 5 yılda bir sandıkta olur. Bunun dışında, halkın protesto ve gösteri hakkı prensipte vardır. Ama tüm bu haklar, Halk Divanı’nın belirttiği hak ölçüsü yanında zayıf kalır. Çünkü asıl sorun, gösteri ve protesto yapabilenler değil, yapamayanlardır. Devlete karşı yürüyüşe geçemeyen zayıflar, sorunlarını nasıl dile getirecek? Ve devlet, bir protesto ve şikâyeti kaale almadığında ne yapılacak? Oysa Halk Divanı’na şikâyeti olan herkes katılabilir. Bütün devlet erkânı, her sene belli bir dönemde, halkın karşısına çıkıp, yargılanırcasına hesap vermek durumundadır. Bir başka tam özerk kurum, Başyücelik Akademyası’dır. Bu kurum Aydınlar Aristokrasisi’nin temel direğidir. Hiç kimse bir aydına emir veremez, baskı uygulayamaz. Necip Fazıl, Başyücelik Akademyası’nın bir tür /*“kültür genelkurmaylığı”*/olduğunu söyler. Başyücelik Hükümeti, /*“vekâlet”*/adı verilen 1 başvekil ve 11 bakanlık ile her bakanlığa bağlı 3’er (toplam 33) müsteşarlıktan oluşur. Bunlar: *1.*Maarif Vekâleti: İlim ve Güzel Sanatlar, Halk Terbiyesi ve Evleri, Umumî Öğretim müsteşarlıkları… *2.*Savaş Vekâleti: Kara, Deniz, Hava müsteşarlıkları… *3.*İktisad Vekâleti: Sanayi, Ticaret, Ziraat müsteşarlıkları *4.*Mâliye Vekâleti: Bütçe ve Umumî Denge, Vergiler ve Resimler, Bankalar ve Tekeller müsteşarlıkları… *5.*Sağlık ve Bakım Vekâleti: İyileştirme, Güzelleştirme, Çoğaltma müsteşarlıkları… *6.*Adliye Vekâleti: Mahkemeler, Islahhaneler, Kanunlar müsteşarlıkları… *7.*Matbuat ve Propaganda Vekâleti: Matbuat, Propaganda, Turizm müsteşarlıkları… *8.*Dahiliye Vekâleti: Mülkî Teşkilat, Belediyeler, Umumî İnzibat müsteşarlıkları… *9.*Nâfia (Bayındırlık) Vekâleti: Tesisler, Yollar, Ulaşım Vasıtaları müsteşarlıkları… *10.*Düzenleme Vekaleti: Teşkilat Düzeni, İş Düzeni, Sigorta ve Emekli Sandığı müsteşarlıkları… *11.*Hariciye Vekâleti: Doğu, Batı ve Haber Alma müsteşarlıkları… Bu idealin en çarpıcı bölümlerinden biri de /*“Başyücelik Emirleri”*/dir. Üstad Necip Fazıl, bu emirleri şöyle sıralamıştır: *1.*Kanun: Cinayetin cezası derhal idam… Hırsızın kolu kesilecek. Suistimal, zimmet, rüşvet, irtikab gibi fiillere de hırsızlık cezası… *2.*Zevk ve terbiye: Sokaklarda berduşluk, serserilik, topluma ve kişiye rahatsızlık vermek, kabadayılık vs patırtı yapmak, sokağa tükürmek, sümkürmek gibi fiilleri işleyenler, terbiye cezasına çarptırılacak. *3.*Kumar: Her türlüsü yasak… Oynayana, oynatana hapis… *4.*İçki ve zehir: Alkol ve uyuşturucu yasak… Satana 5 yıl, kullanana 3 yıl amme hizmeti cezası… *5.*Zina ve fuhuş: İkisi de yasak… Fuhuş toplum planında olduğu için kökünden kazınacak; ama zina toplum planına dökülmediği sürece yapılacak bir şey yok… *6.*Faiz: Mutlak olarak yasak. Devlete de, millete de… Faiz uygulayanlar, tüm vatandaşlık haklarını kaybedecek… *7.*Kahvehane: Başıboşluğa aid tüm mekânlar yasak… Okuma ve kültür evleri, sinema ve tiyatro salonları serbest… *8.*Külhanbeylik: Mafya ve özentiliği yasak… Halka korku salan ve ondan haksız çıkar sağlayan, en ağır şekilde cezalandırılacak… *9.*Vatan dışı: Tüm yabancı unsurlar, yabancı sermaye, varlıkları kendilerinde kalmak şartıyla ülkeden çıkarılacak… *10.*Sinema: Kontrol altında serbest… Millî terbiye ve ahlâka mugayir örnekleri şiddetle yasak… *11.*Dans: Yasak… *12.*Parazitler: Dilencilik, tefecilik, mekânsızlık, sokak serseriliği, mesleksizlik, işsizlik yasak… *13.*Heykel: Şahsa aid kısmıyla, put niteliğiyle yasak… Plâstik sanatlara giren kısmıyla, serbest… *14.*Matbuat: Basın, ahlâksızlığı ve kötülüğü teşvik yönüyle yasak… *15.*Yine basın: Haber ve eleştiri yönüyle serbest… Hükümeti ve devlet başkanını yerden yere vurucu eleştiriye kadar, fikir serbest, fikir hür… *16.*Radyo: Eğitici ve eğlendirici olarak mevcud… *17.*Üniversite: Parasız eğitim… Kız ve erkek için ayrı üniversiteler… Eser ve ahlâk sahibi olmayan hoca olamaz… Fikir, fen ve sanata sonsuz teşvik ve himaye, başıboşluğa ve ahlâksızlığa paydos… *18.*Batı’da tahsil: Belli başlı şartlar altında, Avrupa’ya öğrenci gönderilebilir. *19.*Ecnebî mütehassıs: Özellikle üniversite, lise, askeriye ve asayişte kesinlikle kullanılmayacak… *20.*Harf dâvâsı: Eski harflerle yeni harfler, ilmî bir heyet tarafından tekrar karşılaştırılacak ve incelenecek… *21.*Kıyafet ve şapka: Millî bir kılık kıyafet şekli geliştirilecek ve benimsenecek… *22.*Kadın kılığı: İslâm kadını, tesettürü altında her türlü süs, zarafet ve güzellik unsuru kullanabilir. Geçmiştekinin aksine, kadın her yerde olacaktır. Türbanına bürünmek istemeyen kadının, çıplaklığa ve müstehcenliğe varan kıyafetine izin verilmeyecek. Cinsiyetini bayraklaştırmadan dilediğini giyebilir… *23.*Vaizler: /*“Aydın”*/bir vaiz tipi yetiştirilinceye kadar, camilerdeki vaiz kürsüleri boşaltılacak… Çirkin ve softa vaiz tipine göz açtırılmayacak… *24.*Yine kılık: Kılık kıyafet devrimlerinin eleştirisi… *25.*Köy imamı: Yaşı 25’i geçmeyecek… Köy öğretmeniyle birlikte, köylüyü ruh ve kafaca yükseltme gayesini yaşatacak… *26.*Subay: Büyük Doğu idealinin en ideal insan tiplerinden biri olacak… Saygın ve aydın, politikadan katiyyen uzak, sivil (aydın) idare emrinde ve en aydın bir hüviyette… *27.*İşçi: İşçi sınıfı, emeğinin karşılığını alınteri kurumadan alan adaletin güvencesi altında; ama sendikası, grevi, boykotu, örgütü, tıpkı sosyalist ülkelerdeki gibi, yok… *28.*Sermaye ve patron: /*“Mülkiyet hakkına bağlı cemiyet sermayedarlığı!”*/ *29.*Fabrika: Her cami minaresine bir fabrika bacası nişanlamak gaye… Cami sayısı kadar fabrika sayısı yoksa, millî ekonomi hüsranda… Makineyi yapacak makineyi yapma hüneri geliştirilecek ve millî bir sanayi kurulacak… *OTOKRASİ DEĞİL, BAŞYÜCELİK DEVLETİ!* Üstad Necip Fazıl, eserlerinin en önemlisi kabul ettiği /*“İdeolocya Örgüsü”*/nde, İslâm İnkılâbını bütün yönleriyle ele almış, tasvir ve teklif etmiştir. Bu inkılâbın, çekirdeği, zübdesi ve özü ise, bilindiği gibi /*“Başyücelik Devleti”*/idealidir. Üstad için İslâm İnkılâbı, Müslümanların boyunlarının borcudur. Müslümanlar, /*“Allah’ın hükmüyle hükmetmeyene itaat edemez”*/ler. İslâm, kimsenin çıkar aracı veya şahsî avuntusu değildir. İslâm ancak İslâm inkılâbı ile, İslâm devletinde idrak edilebilir. O devletin adı da, yine İslâmî bir incelikle /*“İslâm devleti”*/değil, /*“Başyücelik Devleti”*/dir. Başyücelik Devleti, /*“Hâkimiyet Hakkındır!”*/düsturuna dayanır ve bütün hâkimiyetinin kaynağını ve temel ölçülerini İslâmiyetten alır. Bu temel ölçülerden çıkan sonuç ise ne saltanata, ne cumhuriyete benzer. Üstad Necip Fazıl’ın tarif ve tasvirleri içinde –kısaca özet hâlinde verirsek- şudur: *İslâm ve Devlet* İslâm, devlete, ruhun uzviyete yapışık olması gibi sımsıkı bağlıdır; asla ayrılmaz ve onsuz uzviyet düşünülemez. *Teşkilât ve İdare* İslâm inkılâbı, başlı başına ve müstakil ideal kıymetinde, bütün bir teşkilât ve devlet şekli gayesine sahiptir. Bu gayenin ismi, /*“BAŞYÜCELİK DEVLETİ”*/ve teşkilâtıdır. … Başyücelik Devleti, Eski Yunan’dan bugüne kadar gelen örnekler arasında misilsiz bir ilerilik ve yenilik temsil ettiği gibi, tarih boyunca gelmiş, ya ferdî, ya içtimaî, yahut da zümrevî irade hâkimiyetine bağlı şekillerden teker teker herbirinin faziletlerini toplayıcı son ve üstün buluştur. Öyle bir buluş ki, İslâm’ın /*“Şûrâ”*/ölçüsüne de sımsıkı bağlı… … Teşkilât cephesi Büyük Doğu İdeolocyası’nda gergef gibi nakışlandırılmış olan bu davanın fikir özü, bir topluluğu, o topluluk içindeki en üstün ruh ve idrak kahramanlarının emir ve iradesine teslim etmekten ibarettir. Açıkçası, her sahadaki idrak soylularının, bir hastahanede ilmî doktorluk hâkimiyeti gibi mutlak hegemonyasını kurmak… *Devlet* Bütün zıtlarından ve sahte benzerlerinden ayırarak, şeriat, tasavvuf ve onlara tâbi akıl anlayışı ile derin ve gerçek mümine bağladığımız İslâm inkılâbı içinde devlet ve hükümet şekli, serbest ve ileri akıla bırakılmış, bütün bir icat ve ibdâ mevzuudur. Bu davada serbest ve ileri akıl, ana ölçüye daima bağlı kalarak, insan cemiyetlerinin ve idare nizâmlarının tarih boyunca macerasını takip ederek, en doğru, en iyi ve en güzel şekli seçmekte veya bulmakta yüzdeyüz hürdür. *Aydınlar Aristokrasisi* Bir İmam-ı Gazali ile bir keleş çoban arasındaki farkı daima aziz tutan ve tutacak olan ölçümüz, keleş çobanla uyuz keçinin de hakkını kendilerinden daha emniyetle tekeffül edecek nizamın nihaî hak ve adl tecellisi içinde fenâya ermiş ve nefslerini aşmış entellektüeller hâkimiyeti olduğunda asla tereddüt sahibi değildir. *Yüceler Kurultayı* “/*Büyük Doğu”*/mefkûresinde, cemiyet iradesini temsil adına, dünyanın her yerinde örnekleri bilinen millet meclisleri yerine, bir /*“Yüceler Kurultayı”*/vardır. (…) /*“Yüceler Kurultayı”*/nın mânâsı, milleti, en ileri düşünenlerin ve en iyi yapanlarının kadrosunda özleştirmektir. *Başyüce ve Kurultay* “/*Başyüce”*/den itibaren /*“Yüceler Kurultayı”*/âzasına ve topyekûn hükûmet kadrosuna kadar hiçbir ferdin, kanun muvacehesinde mesuliyetsizlik ve şahsî masuniyet [dokunulmazlık] gibi bir imtiyazı yoktur. Meselâ, sokağa tükürmek, /*“Yüceler Kurultayı”*/ndan çıkacak bir zevk ve terbiye yasasına göre suçsa, zâbıta, bunu yapacak bir /*“Başyüce”*/ile bir /*“Yüce”*/yi, bir hükümet reisini veya bir çöpçüyü bir tutar. *Başyüce* Anlaşılıyor ki, /*“Başyüce”*/, İslâm’ın /*“Ulülemr”*/diye isimlendirdiği büyük içtimaî irade ve icra makamını, bu makama en küçük nefs ve hırsı karıştırmamak ve kendi öz nefsaniyeti bakımından mâdum [altta] kalmak borcu altında, şahsıyla dolduran ideal ferddir. /*“Başyüce”*/, temsil ettiği imân ve hakikat kutbunun, en ileri hürriyet içinde her şeyi ve herkesi köleleştiren mânâsına karşı mukaddes mizân önünde, bizzat, her şeyden ve herkesten fazla köleleşecektir. İdeolocya Örgüsü’nde ayrıntısıyla ortaya konulan bu fikirleri, daha sonra Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, /*“BAŞYÜCELİK DEVLETİ – Yeni Dünya Düzeni”*/adını verdiği eserinde, günümüz dünyası ile ilgisi içinde detaylandırdı. Böylece Başyücelik Devleti ideali, Hristiyan-Yahudi Batı Emperyalizmini ve onun kurduğu yeni dünya düzenini red tavrı içinde, İslâm birliğinin ve İslâm devletleri birliğinin fikrî altyapısı olarak tamamlanmış oldu. *OTOKRASİ DEĞİL, AYDINLAR ARİSTOKRASİSİ!* Başyücelik idealini günümüzdeki Başkanlık sistemi tartışmaları bakımından ele aldığımızda, bu tartışmaların tam da merkezinde bulunduğunu görürsünüz. Başkanlık sistemine taraftar olanlar, klâsik parlamenter sistemin dünyanın hiçbir yerinde, örnek alındığı Fransa’da bile kalmadığını ve âtıl bir sistem olduğunu savunuyorlar. Başkanlık sistemine karşı olanlar ise onun kolayca otokrasiye, yani keyfî yönetime, yani diktatörlüğe dönüşebileceğini öne sürüyorlar. Başyücelik idealine yakından bakıldığında, bu iki mahzuru da ortadan kaldırıcı olduğu kolayca görülebilir. Başyücelik ideali, hem klâsik parlamentarizmin ataletinin, hem de otokrasi tehlikesinin bir arada ve yegâne tedbiridir. *Demokrasinin Üstünde* Üstad Necip Fazıl’ın teklif ettiği /*“Başyücelik Sistemi”*/, bir tür başkanlık modelidir. Ancak bu model, /*“Amerikan tipi başkanlık”*/modelinden veya /*“Fransız tipi yarı başkanlık”*/modelinden ayrı, nevi şahsına münhasır bir başkanlık modelidir. Başyücelik Sistemi, her şeyden önce /*“demokratik bir rejim”*/değil, /*“aristokratik bir rejim”*/öngörür. Sözkonusu aristokrasi, /*“kan ve soy üstünlüğü”*/esasına dayanmayıp, /*“fikir ve idrak soyluluğu”*/esasına dayandığı için, Üstad Necip Fazıl bu sistemin ortaya koyacağı rejime /*“Aydınlar Aristokrasisi”*/adını vermiştir. Bu rejimde, yasama kuvvetini temsil eden Yüceler Kurultayı ve yürütme organının başı olan Başyüce, halk seçimiyle ortaya çıkmaz. Yüceler Kurultayı, ilk defa /*“Müessisler Meclisi – Kurucular Meclisi”*/adı verilen, memleketin en ileri idrak soyluları arasından oluşturulur ve daha sonra kendi kendini idâme eder. Başyüce ise 5 yıllığına bu Kurultay içinden, Kurultay içinde yapılacak seçimle belirlenir. *Otokrasinin Dışında* Başyücelik Sistemi’nde, Amerikan sisteminde olduğu türden yasama ve yürütme kuvvetleri arasında keskin bir ayrılık yoktur. Başyüce (Başkan), Yüceler Kurultayı’ndan (Kongre) ayrı bir seçimle değil, doğrudan doğruya Yüceler Kurultayı içinden seçilir. Yüceler Kurultayı’nda bir Başvekil (Başbakan) vardır ve Başvekil, yine Yüceler Kurultayı içinden, bizzat Başyüce tarafından seçilir. Başvekil, Kurultay dışından oluşturacağı /*“Vekiller Heyeti”*/(Bakanlar Kurulu) listesini Başyüce’ye arzeder ve liste onun tasdikinden geçerek ve /*“Başyücelik Hükümeti”*/adıyla göreve başlar. Yine Amerikan Sistemi’nden farklı olarak Yüceler Kurultayı, gerek Başyüce’yi, gerekse Başyücelik Hükümeti’ni denetleme ve gerektiğinde düşürme yetkisine sahibtir. Yüceler Kurultayı’nın Başyücelik Hükümeti’ni düşürebilmesi için mutlak çoğunluk (yani yüzde 51) kararı lazımdır. Başyüce’yi düşürebilmesi için ise, Yüceler Kurultayı’nın yüzde 75’i bulması gerekir. Başyüce ise doğrudan doğruya Yüceler Kurultayı’nı feshedemez. Kurultayı feshetmek için, Kurultay üyelerinin yüzde 40 desteğiyle beraber halk oyuna (referandum) başvurması lâzımgelir. Bu takdirde, Başyüce, halk desteğini arkasına alırsa, kendi karşısında olan yüzde 60’lık Kurultay çoğunluğunu feshedebilir. Eğer halk oyu, Yüceler Kurultayı’ndan yana çıkarsa, bu sefer Başyüce görevinden azledilir. *Kuvvetler Birliği ve Kuvvetler Ayrılığı* Üstad’ın teklif ettiği bu sistem, Başyücelik Devleti adını alır. Sözkonusu sistem içinde Başyüce, /*“kuvvetler birliği”*/nin sadece bir sembolüdür; bunun dışında, yetkileri sınırsız değildir ve /*“kuvvetler ayrılığı”*/bütün alanlarda geçerlidir. Meselâ bu sistemde /*“masuniyet – dokunulmazlık”*/diye bir şey yoktur. Başyüce, Yüceler Kurultayı üyeleri, Vekiller Heyeti mensubları, hiç kimse, en küçük bir suç isnadı karşısında kanun karşısına çıkmaktan kurtulamaz. Yargı ise mutlak hürdür. Her ne kadar Başyüce adına hüküm verirse de, gerektiğinde Başyüce üzerine de hüküm verir. Yargı bağımsızlığı, bu sistemde, diğer bütün kuvvetlere tanınan ayrıcalıklardan daha geçerlidir. Yasama ve yürütme, belli şartlar altında, yukarıda söz ettiğimiz gibi, birbirine müdahale edebilir. Fakat yargıya hiç kimse müdahale edemez. Başyücelik Sisteminde kanun, bütün fani şahıslardan daha üstün bir güçtür. Buradan anlaşılacağı gibi, Başyücelik Sisteminde Başyüce, parlamenter sistemdeki cumhurbaşkanı gibi /*“sembolik”*/ve /*“sorumsuz”*/değildir. Ancak Başkanlık Sistemindeki gibi, katı sınırlarla yasama organının dışına çıkarılmış da değildir. Daha yakın olduğu sistem, /*“yarı başkanlık”*/modelidir. *Murakabe ve Muvazene (Check and Balance)* Necip Fazıl’ın öngördüğü Başyücelik Sistemi’nin denetleyici unsurları, üç tânedir. Bunlardan biri, dinî uzmanlık bakımından, diğeri aydınlar rejimi bakımından, üçüncüsü ise doğrudan doğruya halk şikâyetleri ve çıkarları bakımından sistemi denetler. Dinî uzmanlık bakımından bu sistemin denetleyici unsuruna, Üstad Necip Fazıl /*“Yüce Din Dairesi”*/adını vermiştir. Yüce Din Dairesi, hükümet üstü bir seviyede ve Yüceler Kurultayı’nın yanında bir dinî uzmanlık sahasıdır. Hükümleri dine uygunluk noktasından denetler. Her ne kadar soyut olarak Başyüce adına bu denetimi yaparsa da, somut ifâdesinde Başyüce’nin dahi etkisine kapalıdır. Onunla çelişmesi hâlinde, Yüceler Kurultayı’nı hakem tutabilir. Aydınlar rejimi bakımından Başyücelik Sistemi’nin denetim organı ise Başyücelik Akademyası’dır. Necip Fazıl onu İlim ve Tefekkür kolu, Fen ve Keşifler kolu, Edebiyat ve Güzel Sanatlar kolu olarak üç şubeli görür. Bu alanlarda kendini gösteren eser ve buluş sahibi aydınlar, Başyücelik Akademyası’nın kadrosunu oluştururlar. Başyücelik Akademyası, Yüceler Kurultayı’nın soyut ifâdesidir. Onun somut hâli, Yüceler Kurultayı’dır. Bir müessese olarak Başyücelik Akademyası’nın, siyasî, idarî veya hukukî olarak bir yaptırım gücü yoktur. Ancak o, Başyüce’nin danışma çevresidir ve görüşlerini rapor hâlinde Başyüce’ye arzeder. Bunun yanında, Yüceler Kurultayı’nın bir tür tamamlayıcı ve onu devam ettirici unsurudur. Sözkonusu sistemin bir diğer denetleyici mekanizması da Halk Divanı’dır. Bu divan, senenin belli başlı günlerinde kurulur. Halktan, şikâyet ve taleb sahibi her ferd bu divana katılabilir. Başyücelik Sarayı’nda kurulan bu divan karşısında başta Başyüce olmak üzere bütün hükümet erkânı halka hesap vermeye ve onların ihtiyaçlarını dinlemeye hazır bir ruh hâleti içinde bulunur. *https://akademyadergisi.com/ustad-necip-fazil-ve-buyuk-dogu-13-basyucelik-devleti-aydinlar-aristokrasisi/ <https://akademyadergisi.com/ustad-necip-fazil-ve-buyuk-dogu-13-basyucelik-devleti-aydinlar-aristokrasisi/>* - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc
Gazeteci Zafer Arapkirli hakkında "halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak" suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
Gazeteci Zafer Arapkirli hakkında *_"halkı yanıltıcı bilgiyi yaymak" _*suçundan 2 yıl 6 ay hapis cezası verildi. - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
16 Nisan 2026 Perşembe
Gazeteci Rıza Zelyut: “İslam dünyasının perişan haline bakın
Gazeteci Rıza Zelyut: /“İslam dünyasının perişan haline bakın/ /-Sünni şeriatçı Afgan Talibanlar, Sünni Pakistan’a karşı terör yapıyor. Pakistan da onları bombalıyor. Hem de pek kutsal Ramazan ayında…/ /-Pakistanlı Sünni şeriatçılar Şiilerin camilerini havaya uçuruyor. İslam adına…/ /-Suriye’deki Sünni IŞİD teröristleri Alevileri katlediyor ama siyonist İsrail’e tek kurşun atmıyor. İslam adına…/ /-Bu mezhepçi çetenin elebaşısı Colani, CIA ve MOSSAD eliyle ülkenin başına oturtuluyor. O da İran’a saldıran ABD-İsrail çetesini değil İran’ı kınıyor. İslam adına…/ /-Birçok Hıristiyan ülke İran’a saldıran ABD-İsrail çetesini kınıyor ama hiçbir Sünni İslam ülkesi bu çeteye söz söylemiyor./ /-Mezhepçilik, öldürücü bir hastalıktır. Türkiye’ye bu hastalığı tarikatlarla ve hatta Diyanet eliyle bulaştırmaya çalışıyorlar. İslam dünyasını emperyalistlerin sömürge alanı haline getiren mezhepçiliğin tedavisi laikliktedir./ /Bu sistemi de geleceği okuyan Kemal Atatürk kurmuştur. Atatürk düşmanlarının CIA ve MOSSAD ajanları olduğunu şu yaşananlar en açık biçimde gösteriyor.” / Image - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
23 TEMMUZ 1908 HÜRRİYET DEVRİMİ AMACI:
İstanbul’daki 13 Nisan 1908 isyanında mürteci asilerin öldürdüğü Adliye Nazırı (Adalet Bakanı) Nazım Paşa, Lazkiye Mebusu Emir M. Aslan Bey, Dz. Binbaşı Ali Kabulü Bey olmak onlarca masum insanın aziz anıları önünde saygı ile eğiliyorum. ALINTIDIR *23 TEMMUZ 1908 HÜRRİYET DEVRİMİ AMACI:* Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasını, toprak yitimini durdurmak, 1876 Anayasası’nın yürürlüğe girmesini sağlamak, Anayasanın getirdiği Millet Meclisi’nin ( Meclis-i Mebusan) açılmasını sağlamaktır. *DEVRİMİN GERÇEKLEŞMESİ SONUNDA:* Anayasa yürürlüğe girer. Millet Meclisi açılır. Çürümeye terkedilen ordudaki liyakatsiz/**//*‘Alaylı’ */tabir edilen okuma ve yazması bile olmayan subay( * ) kadrolarında personelin arındırılmasına ( tasfiye) başlanır. Medrese öğrencilerinden askerlik çağında olanların askere alınmasını sağlayacak hukuki düzenleme yapılır. *13-27 NİSAN 1909(31 MART 1325) GERİCİ AYAKLANMASI VE NEDENLERİ:* Ordudaki alaylı liyakatsiz subayların arındırılmaya başlanması ve Medrese talebelerinin askere alınmaya başlanması bu kesimlerin tepkisine neden olur. İttihat ve Terakki’nin 23 Temmuz 1908 Hürriyet Devrimi ile ivmelenen yenileşmeyi (devrimi) durdurmaktı. Ordu ve Medrese’deki yenileşme ve arındırmayı engelleme amacı taşıyordu. Kalkışmanın (perde ardındaki ) azmettiricisi ve destekleyicisi İngiltere ve emrine amade Osmanlı Sarayıdır. 13-27 Nisan 1909 günleri arasında asiler başkent İstanbul’da terör estirirler. Özellikle Harp Okulu çıktılı kara ve deniz subaylarına saldırırlar. *İSYANIN BASTIRILMASI VE SONUÇLARI:* 27 Nisanda, Hareket Ordusu İstanbul’a girerek isyanı bastırır. Öncelikli sorun o gün için İmparatorluğun bütünlüğüdür. Bunun için ordunun bir an evvel disipline sokulması, derlenip toparlanmasıdır. Çünkü: Silah kullanmayı bilmeyen askerler, her taburda askerin dörtte üçünü teşkil etmektedir. Bu perişan hali Balkan Harbi’ne katılan Garp Ordusu Başkomutanı Ali Rıza Paşa şöyle anlatır: "Türk ordusunda, harp mefhumunu bilen kumandan yok gibiydi….1878 yılından beri Osmanlı ordusu harbi unutmuştu. Abdülhamit devrinde ordu, harp için yetiştirilmiyordu…. Alayları, taburları, tümenleri, hatta daha yukarı birlikleri idare edecek kumandan yoktu.” Sultan *II*. Abdülhamid, 33 yıllık saltanatının ardından Meclis-i Mebusan ve Meclis-i Âyan’ın ortak kararıyla tahttan indirilir. Tahttan indirilen Abdülhamit, ailesiyle birlikte Selanik’te sürgüne gönderilir. Saltanat hedef alınmadığı için padişah hakkında yargı yolu işletilmez Yerine kardeşi V. Mehmet Reşat getirilir. Kurulan örfi idare mahkemesi yargılamaları sonucunda Saray görevlilerinden/*"parmağı"*/ olanlardan bazıları idam edilir. Tarihçi yazar Şevket Süreyya Aydemir o dönem ilişkin olarak şunları yazar: İlk toplu gösteriler medreselerden başlar. Oralarda yerleşen softalar, o vakte kadar askerlikten muaftı. Bunun için de herhangi bir imtihan kaydı yoktu. Fakat o günlerde Harbiye Nezareti, bu muaflığın devam edebilmesi için softaların hiç olmazsa basit bir okuma-yazma yoklamasına tabi tutulmasını istiyordu. Fatih, Süleymaniye medreseleri 27 Şubat’ta, işte bu karara karşı gösterilere geçtiler. Asıl dikkati çeken, medreselerin ileri sürdürdükleri istekti. Bu istek, yoklamaların yapılmaması, bir müddet ertelenmesi idi. Demek ki softalar bir şey bekliyorlardı! Şeyhülislamlık dairesi, tabi hiç imtihan yapılmadan medreselere yığılan softaları, askerlikten muaf tutulmasını ister…. Şeyhülislamlık, hesap gibi, tarih gibi, coğrafya gibi konulardan sorular sorulmamasını ister. Medrese softasına birkaç satır yazı yazdırılsın. Birkaç basit cümle okutulsun, Namaz, oruç bahisleri sorulsun ve askerlikten böylece muaf tutulsun. (…) Hulasa bir pazarlıktır sürer gider. 31 Mart (13Nisan ) ayaklanmasında ise softaların asıl aradığı, çıkardığı bu imtihan kaidesinin (hesabını) kendisinden sorulması için Harbiye Nazırıdır. Orduda da huzursuzluk vardı. Ordu siyasetle zehirlenmişti. Nitekim 21 Şubat’ta Harbiye Nezareti bir emir yayınlayarak askerlerin siyasetle uğraşmamaları gereğini bildirdi. Fakat ihtilal bu alaylı subayları tedirgin etmişti. Artık alaylı subaylık olmayacağı, mevcut alaylı subayların ordudan çıkarılacağı, tasfiye edileceği haberleri ortalığa yayıldı. İşte bu hava içindedir ki, bunlardan başkentte olanlarının veya dışarılardan gelenlerinin, İstanbul’da ve kendi aralarında veya dışarılardan gelenlerinin, İstanbul’da ve kendi aralarında kaynaştıkları, toplantılara başladıkları görüldü. Nitekim az sonra patlayacak olan 31 Mart ayaklanmasının bir sloganı;/*" Şeriat isteriz"*/, diğer biri de/*" Mektepli zabit istemeyiz, alaylı zabit esteriz"*/ davası olacaktı! (Şevket Süreyya Aydemir, Makedonya’dan Ortaasya’ya Enver Paşa, C.2, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1976, s.127-130.) (* ) Osmanlı ordusunda subaylar kadrosu mevcudunun üçte ikisini mektepli olmayan, erlikten gelen zabit (subay) teşkil etmektedir. - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
AtaTürk napmış ki? Kesik Kablolar.... Tevfik Bey Çanakkale 1891
Kesik Kablolar.... Tevfik Bey Çanakkale 1891 Tevfik Bey anlatıyor: 9 Ekim günü, mütarekenin en kritik maddesi olan Trakya’nın boşaltılması konusunda İngilizler ve Türk heyeti arasında ipler kopma noktasına gelmişti. İsmet Paşa, Ankara ile irtibat kurmak istiyor ancak Mudanya’daki telgraf hatlarında sürekli bir/*"arıza"*/ yaşanıyordu. Paşa’nın odasına girdiğimde yüzü simsiyah kesilmişti. Ankara’dan, Mustafa Kemal Paşa’dan talimat bekliyorduk ancak hatlar işlemiyordu. Dışarıda ise İngiliz zırhlılarının Mudanya’ya doğrulttuğu dev namluları camdan görebiliyorduk. Harrington, hattın arızalı olduğunu iddia ederek bize zaman kaybettiriyor, bizi yalnızlığa iterek masada pes ettirmeye çalışıyordu. Paşa bana döndü, sesi çok alçaktı ama titriyordu: /*'Tevfik, bu hat açılmazsa yarın bu binada imza değil, cenaze töreni olur. Git ve o hattı ne pahasına olursa olsun çalıştır.'*/ Telgraf dairesine koştum. Memurlar ağlamaklıydı. İngilizler teknik bir arıza olduğunu söylüyorlardı. O an bir şeyi fark ettim; hat bozuk değil, sabotaj vardı. Yanımdaki jandarma çavuşuna dönüp,/*‘Hattın geçtiği güzergahı kontrol edin, kesen olursa yerinde infaz edin’ */emrini verdim. Jeneratörün başına bizzat geçtim. Binadaki İngiliz nöbetçiler üzerimize yürümeye kalkınca, bizim muhafız birliği süngü taktı. Bir mütareke binasının içinde, Türk ve İngiliz askerleri burun buruna, tetikte beklemeye başladık. Gece yarısı hattı tamir ettirdiğimde gelen ilk mesaj şuydu:/*‘Ordularımız Trakya sınırına dayanmıştır. Masada geri adım atmayın.’ */Bu mesajı alıp İsmet Paşa‘nın önüne koyduğumda, Paşa aşağıya indi ve Harrington’a sadece şunu dedi: /*‘Hattımız açıldı General, Ankara’nın cevabı çok net; ya Trakya ya savaş.’ */Harrington o gece ilk kez herşeyi yarım bırakıp odasına çekildi. yazı görseli olabilir - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>