Yeni Akit müzisyen Haluk Levent ile iktisatçı Haluk Levent’i karıştırdı, Kavala’yı hedef aldı
Gezi davası nedeniyle cezaevinde tutulan Osman Kavala’nın kurucusu olduğu Yurttaşlık Derneği, Yeni Akit’in Kumarcı Haluk Levent, Kızıl Soros ile de ’Ahbap’mış! başlıklı haberini yalanladı: Basit bir araştırma ve doğrulama çabası dahi yok.
Siyasi iktidara yakınlığıyla ve iktidara muhalif kişi ve kurumları hedef gösteren haberleriyle bilinen Yeni Akit’in salı günü yayımladığı Kumarcı Haluk Levent, Kızıl Soros ile de ’Ahbap’mış! başlıklı haberine yalanlama geldi.
Yeni Akit’in Kızıl Soros diyerek hedef aldığı, Gezi davası nedeniyle cezaevinde tutulan iş insanı Osman Kavala’nın kurucuları arasında bulunduğu Yurttaşlık Derneği, söz konusu haberde ismi geçen Haluk Levent’in, Ahbap Derneğine yönelik soruşturmada tutuklanan müzisyen Haluk Levent değil, iktisatçı Prof. Dr. Haluk Levent olduğunu açıkladı.
Söz konusu haberde müzisyen Haluk Levent’in, Yurttaşlık Derneğinin yönetim kurulu üyesi olduğu iddia edilmiş, Ahbap Derneğinin kurucusu Levent’in, ‘yabancı güçlerin Türkiye’yi bölme/zaafa uğratma aracı’ olarak yorumlanan Helsinki Yurttaşlar Meclisinin ülkemizdeki uzantısı Yurttaşlık Derneğinin Yönetim Kurulu üyesi olduğu tespit edildi denilmişti.
Gazeteciliğin en temel ilkesinin çiğnenmesidir
Derneğin açıklamasında, Yönetim Kurulu üyemizi Ahbap Derneği ile ilişkili gösteren yayın, eğer maksatlı olarak hazırlanmış yanıltıcı bir karalama değilse, tamamen asılsızdır denildi.
Her türlü hukuki başvuru hakkını saklı tuttuğunu belirten derneğin açıklaması özetle şöyle:
Yeni Akit gazetesinin 21-Temmuz-2026 tarihli nüshasında yapılan yayınlarda üyelerimiz ve derneğimiz hedef gösterilmiş, olgusal gerçeğe aykırı bir kurgulama ile kamuoyu yanıltılmıştır.
Metinde adı geçen Ahbap yöneticisi Haluk Levent Acil, derneğimizin Yönetim Kurulu üyesi olan Prof. Dr. Haluk Levent ile aynı kişi değildir.
Saygın bir iktisatçı ve akademisyen olan ve Yönetim Kurulu üyelerimiz arasında yer alan Prof. Dr. Haluk Levent, söz konusu yayınlarda bahsedilen Ahbap Derneğinin kurucusu, kamuoyunun müzisyen olarak tanıdığı kişi değildir.
Sırf bir isim benzerliği üzerinden, 'Ahbap' ibaresini başlığa taşıyarak bir Yönetim Kurulu üyemizi Ahbap Derneği ile ilişkili gösteren yayın, eğer maksatlı olarak hazırlanmış yanıltıcı bir karalama değilse, tamamen asılsızdır. Basit bir araştırma ve doğrulama çabasıyla dahi öğrenilmesi mümkün iken, iki farklı kişinin bilerek ya da bilmeyerek aynı kişi gibi gösterilmesi, gazeteciliğin ve haberciliğin en temel ilkesinin çiğnenmesidir.
Açıklamada, haberde Osman Kavala hakkında yer alana ifadelere de tepki gösterildi:
Osman Kavala, son yıllarda sıkça görüldüğü üzere haksız ve temelsiz şekilde cezalandırıldığına inandığımız, derneğimizin kurucularından, onur duyduğumuz bir üyemizdir. Bu ilişkimiz de, saklanacak değil, sahip çıktığımız bir bağdır. Osman, derneğimizin bu yana ilke ve değerlerimizi paylaştığımız kuruluşundan dostumuzdur.
Yıllardır süregelen ve bu yayınla da bir kez daha tekrarlanan itibar suikastı, ne Osman Kavala’nın, ne de derneğimizin meşruiyetine gölge düşürebilir. Hak, hukuk, özgürlükler, demokrasi ve bir arada yaşamı inşa yönündeki çalışmalarımızı, bu tür karalama girişimlerine rağmen sürdürmeye devam edeceğiz.
Her türlü hukuki başvuru hakkımızı saklı tutuyoruz
Dernek, söz konusu yayının asılsız ve maksatlı olduğunu vurguladı:
Bir isim benzerliğine dayanarak derneğimizi ve kurucularımızı hedef gösteren bu yayının asılsız ve maksatlı olduğunu açıklamayı, toplumu doğru bilgilendirme sorumluluğumuz çerçevesinde gerekli görüyoruz. Ayrıca 5187 sayılı Basın Kanunu kapsamındaki cevap ve düzeltme haklarımızı ve her türlü hukuki başvuru hakkımızı saklı tuttuğumuzu belirtiriz.
79 yıl önce, 30-Nisan-1945 gününün akşamında Hitler intihar etti. Adolf Hitler’in hikayesi 1889 yılının Nisan ayında küçük bir Avusturya kasabasında başlayıp, 30-Nisan-1945’de Berlin’de son buldu. Otoriter bir babanın oğluydu. Çocukluğu uyumsuz geçmiş, en büyük hayali ressam olmak olan Hitler nasıl oldu da 20. yüzyıl, belki de insanlık tarihinin en nefret edilen insanı haline geldi?
Onbaşılıktan parti liderliğine
Viyana’da işsiz güçsüz dolaşıp, kartpostal resimleri yaptığı dönemde, ressam olmaya karar verir. Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’ne başvurur ve yetersiz olduğundan okula kabul edilmez. Birinci Dünya Savaşı öncesinde Avusturya Ordusu’na başvurur, boyunun kısalığından ve çelimsizliğinden dolayı oradan da red cevabı alır. Almanya’ya gelir.
Savaşın başlaması ile birlikte Alman Ordusu’na girer. Bavyera Bölüğü’nde onbaşı olur. Savaşta yaralanır. Sonrasında Münih’e döner. Viyana’da olduğu dönemlerde, Yahudi nefreti yavaş yavaş oluşmaya başlar. Lanz von Liebenfels’in ırk ideolojileri ve antisemitizm hakkındaki yazılarından ve Viyana Belediye Başkanı, aynı zamanda Hristiyan Sosyal Partisi’nin kurucusu ve tarihin en şiddetli demagoglarından Karl Lueger ve pan-
Cermenist Georg Ritter von Schönerer gibi politikacıların yarattığı polemiklerden etkilenir. 1919 yılında Karl Harrer tarafından kurulan Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ne girer. Hiçbir vasfı olmayan Hitler Münih’te işsiz güçsüz bohem bir hayat sürmektedir. 1. Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle ayrılan Almanya’da büyük bir ekonomik buhran yaşanmaktadır. Birahaneler, günlük siyasi konuşmaların yapıldığı yere dönüşmüştür. Hitler de buralara takılır. Viyana’da edindiği antisemitik, antikomünist düşüncelerini Münih birahanelerinde yüksek sesle dile getirir. Almanya’daki sefaleti Yahudilere bağlayan konuşmalar yapar. Öte yandan Almanya’da komünizm rüzgarları esmektedir. Liderliğini Karl Liebknecht ile Rosa Luxemburg’un yaptığı Spartakist Hareket’in yaktığı ateş, Almanya Komünist Partisi ile büyümektedir. Ajitasyon yeteneği olan Hitler’in farkedilmesi uzun sürmez. Alman sermayesi Hitler’i 1921 yılında Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi’ne lider yapar. İşin trajik yanı Yahudi sermayesi de Hitler’i komünist mücadeleye karşı kullanılacak bir aparat olarak görüp, destekler.
Kavgam kitabı ve iktidara yürüyüş
Hitler ve partinin paramiliter grubu SA (Fırtına Birliği) ile birlikte 8-9 Kasım 1923 tarihinde Münih’teki Bavyera Hükümeti’ni devirmek için darbe girişiminde bulunur. Sonuç başarısızlıktır. Karşılığında sembolik olarak 5 yıl ceza alır. İçerideyken Kavgam (Mein Kampf) kitabını yazar.
Genç yaşta girdiği Landsberg hapishanesinde 1924 yılında yazdığı, daha doğrusu Rudolf Hess’e yazdırdığı Mein Kampf kitabı, Versay Anlaşması sonucu darmadağın olan Almanya’nın, işsiz, başıboş, sefalet içindeki gençliğine hitap eder. Bütün bu kötülüklerin temel nedeninin Yahudiler olduğunu belirtir. Kavgam ilk olarak 1925 yılında Almanya’da yayınlanır.
Tamamen Anti-Semitist (Yahudi düşmanı) ve Alman ırkının yüceliği üzerine dem vuran yazıları, 2. Dünya Savaşı’nda milyonlarca insanın ölmesine neden olan sapkınlıklarının ipuçlarını ele veriyordu.
Mein Kampf (Kavgam) kitabı, ne edebi anlamda, ne siyasal anlamda ne de insani anlamda hiçbir estetik, zeka ve etik değeri içinde barındırmamasına rağmen, o günkü koşullarda Nazi örgütlenmesinin amentüsü oldu. Kitapta *Çoğunluk, bireyi asla temsil etmez. Çoğunluk yalnız bilgisizlik değil aynı zamanda korkaklık ve alçaklığı temsil eder… Yahudiler başka milletlerin bünyelerinde parazit olarak yaşayıp zenginleşmektedirler. Yahudilere karşı koyarak Tanrı’nın buyruğunu yerine getiriyorum* derken işsiz, aç Almanlara zengin olmanın yolunu gösteriyordu. Bu zenginlik Yahudileri yok etmekten geçiyor demekteydi.
Ayrıca ateist olmasına rağmen, Yahudileri öldürmenin tanrı buyruğu olduğunu söyleyerek bir yandan da Vatikan’a mesaj veriyordu. Kitabın yazılmasından hemen sonra Hitler serbest bırakılır. Çünkü ona dışarıda ihtiyaç vardır.
Hitler’in liderliğini yaptığı partisi ilk olarak 1924 seçimlerine girdi ve sadece %6,5 oy aldı. 1928 seçimlerindeyse desteği daha da düştü, aldığı oy sadece %2,6’ydı. Hitler iktidara gelmeden önce Almanya’nın ekonomik panoraması şöyle idi; 40 milyonluk Almanya’da işsiz sayısı 10
milyonu buluyordu. Enflasyon %3000’di. Bu manzaraya koşut olarak, Alman düşüncesi yeni içerik peşindeydi. Hitler’in adı daha hiçbir şekilde duyulmadan bir yaşama felsefesi ortaya atılmıştı. Bunun bir ayağı Nietzsche’de, bir ayağı da Spengler’deydi. Bu düşüncenin çevresinde birçok ikincil derecede isimler vardı. Kimisi devlet misyonunu yeni bir savaşta görüyordu, kimisi de yeni bir sosyalizmden, Prusya sosyalizminden yani Alman Nasyonal Sosyalizminden söz ediyordu. İşte bu kafa bulanıklığını iyi gördü Hitler. Üstelik komünizm tehlikesi de kapıdaydı. Alman sermayesi Hitler’in eteğine tutuştu. İnanılmaz para desteği sunuyorlardı. Öyle ki Hitler, 1930 seçimleri öncesi tarihte ilk kez olarak bir şey yaptı. Partisinin kiraladığı bir uçakla, şehirden şehire seçim çalışmasına gidiyordu. 1932 seçimlerinde %37,4 ile birinci parti oldu. Şansölye Hinderburg, Katolik Merkez Partisi ile koalisyona gitmesini önerdi Hitler’e, sonrasındaysa onu başbakan olarak atadı. 27
Şubat 1933’teki Reichstag’da (Alman Parlamentosu) yangın çıkardılar. Bu yangını muhaliflere mal edip, onları da tasfiye ettiler. Bütün partileri yasakladılar. Sanatçılar, yazarlar ülkeyi terk etti. Nazi propagandası yapmayan bütün sanat eserleri yasaklandı. Grev yapmak yasak hale getirildi. Ari alman ırkına mensup olanların çok çocuk yapmaları teşvik edildi. Yahudi işyerlerine boykot uygulandı. Gazeteciler tutuklandı, politikacılar kurşuna dizildi. Zamanla gücü eline geçiren Hitler, 1933’te cumhurbaşkanlığını lağvederek tek lider, Führer oldu.
Faşizm, hukuk ve Irk Yasası
Artık sıra Kavgam kitabında yazdığı şeyleri hayata geçirmeye gelmişti.
Hitler tarihin en büyük mitinglerinden birini Nürnberg’de 1934 yılında gerçekleştirdi. Yine tarihin en aşağılık yasasını da 1 yıl sonra burada ilan etti. 15-Eylül-1935 tarihinde Nürnberg Irk Yasası’nı duyurdu.
Önemli iki alt başlığı vardı: Reich Vatandaşlık Yasası ve Alman Kanını ve Alman Onurunu Koruma Yasası. Alman Kanını ve Alman Onurunu Koruma Yasası, Nazilerin ırkları birbirine karıştırma ya da ırkı kirletme (Rassenschande) olarak gördükleri duruma karşı çıkarılan bir yasaydı.
Bu yasa uyarınca Yahudiler ve Alman ya da Alman kanıyla ilişkili kişiler arasında evlilik yapılması ve cinsel ilişki yaşanması yasaklanmıştır.
Naziler, karma ırk mensubu çocukların doğmasına neden olduğu için bu ilişkilerin tehlikeli olduğunu düşünüyordu. Nazilere göre bu çocuklar ve onların soyundan gelenler, Alman ırkının saflığına zarar veriyordu.
Örneğin Aufartung, ırk sağlığının amacı, Blutbewusstsein ise kanın bilincinde olmak anlamına kelen kelimeler türetilmiş, 1924 yılında Blutschander kelimesi, anne veya kardeşle cinsel ilişki (ensest) anlamına gelirken, bu kelime 1936 yılında yapılan bir değişiklikle Aryan olmayan biri ile yakın ilişki şeklinde değiştirilmiştir. Yani üstün Alman Irkından birinin Yahudi biri ile ilişkiye girmesi, ensest ilişkiye girmiş gibi lanetleniyordu. Aryan ırkı en üstteydi. Fransız, İngiliz gibi ırklar bir altta. Slavlar daha düşük bir ırktı Hitler’e göre. En altta ise Yahudiler, çingeneler, özürlüler, komünistler yer alıyordu. Bütün bunlar olurken, 1936 Berlin Olimpiyat Oyunları’nın Almanya’da düzenlenmesine dünya sessiz kalıyordu. 1937 yılında Adolf Hitler Parti Okulları adında 12 yatılı okul açıldı. Bu okulların amacı genç erkek ve kızları çiftleştirip, Aryan ırkına mensup çocuklar yapmaları içindi. 1936’da Irk Yasaları’nın yürürlüğe girmesi ile birlikte başta Yahudiler ve komünistler tutuklanmaya başlandı. İlk toplama kampı bu dönemde yapıldı. 9 Kasım 1938 gecesi, tarihe Kırık Camlar Gecesi olarak geçen eylem organize edildi. Nazi Fırtına Birlikleri’ne bağlı kişiler tarafından Yahudi işyerlerine, evlerine, dini mekanlarına saldırılar yapıldı. 400 Yahudi öldürüldü. Binlerce işyeri, ev, sinagog tahrip edildi, yakıldı. 35 bin Yahudi toplama kamplarına gönderildi. Artık Nazi Partisi’ne üye olmayanlara hayat hakkı yoktu. Propaganda Bakanı Goebbels, Nazi ideolojisinin ve Hitler’i Führer yapan propagandanın ardındaki isimdi. Tek Devlet, Tek Millet, Tek Lider üçlemesi, Nazi Almanya’sının ete kemiğe bürünmüş haliydi.
Hukuk artık yoktu. Harry Reicher, Nazi hukukunun mantığını tek bir kelime ile özetlenebileceğini söyler/: //*Führerprinzip.*/ Liderin sözünü yazılı yasanın üstünde tutan bu liderlik ilkesi, devletin bütün gücünün, bu gücü keyfi olarak kullanabilen tek bir adamın elinde toplanmasını ifade eder. 1934’te Nürnberg’de düzenlenen Nazi Partisi mitinginde bu husus, Hitler’in özel sekreteri Rudolf Hess tarafından dile getirilir: /*Parti, Hitler’dir. Bununla birlikte Hitler Almanya’dır, tıpkı Almanya’nın Hitler olduğu gibi. *//Öyle ki Adli Yıl açılışında konuşan Adalet Bakanı Franz Gürtner, *Bir karar verirken önce hukuk metinlerine değil, Führer’e bakın. Verdiğiniz karar Führer’i mutlu ediyor mu diye düşünün. */
Sonrasını herkes biliyor. Polonya işgali, 2. Dünya Savaşı, toplama kampları, ZiklonB Gazı, Krematoryumlar, milyonlarca ölüm. Ve nihayetinde en büyük hayali SSCB’ne diz çöktürmek olan Hitler, Kızıl Ordu Berlin’de sığınağına 200 metre uzaktayken siyanür ve tabanca ile intihar etti.
Madde bağımlısı, sosyopat, psikopat bir kişiliğe bütün suçları yüklersek eksik kalır. Kötücül bir ekibi vardı: Ribbentrop, Himmler, Göring, Speer, Goebbels, Borrman, Heydrich, Eichmann… Sorulması gereken asıl soru şu olmalı: Faşizm sadece bir ideolojiydi, Hitler ve ekibi bütün bu kötülükleri yaparken, milyonlarca Alman bu kötülüğe nasıl ortak oldu?
Belki de faşizmin sıradanlaşmasındandı.
Notlar…
► Hitler’in, gün gelecek tüm Yahudileri öldürmedim diye bana küfredeceksiniz adlı bir sözü bulunmamaktadır. Aksine Hitler’i iktidara getiren Yahudi sermayesiydi. Almanya’da sermaye Yahudilerin elindeydi. 1930’ların başında iktidara aday iki güç vardı. Bunlar komünistler ve Hitler’in partisi Nasyonal Sosyalist Parti’ydi.
Yahudi sermaye Hitler’i destekledi. Thysen, Krupp, Kirdoff ve Rotchilds ailesinin Amerika’da bulunan uzantılarına ait olan General Motors, Du Pond, Ford’un yanı sıra Yahudi petrol şirketi Standard Oil (Rockefeller Ailesi’nin şirketi) Hitler’e destek olan kuruluşlardan bazılarıydı. Daha ötesi toplama kamplarında kullanılan Zyklon B gazını Nazilere satan Farben de bir Yahudi şirketiydi.
► Hitler sadece 6 milyon Yahudiyi öldürtmedi. 250 bin Çingeneyi de yok etti. Bu sayı Avrupa’daki Çingenelerin üçte biri demekti. 150 bin civarında özürlünün de öldürülme emrini verdi. 1939 yılında Berlin’deki bir akıl hastanesinde kalan 350 civarındaki hastanın zehirli iğne ile öldürülmesini de hatırlamak lazım.
► Führer kendisine biat etmeyen herkese düşmandı. Sosyal demokratlar, liberaller, sosyalistler, din adamları da bu katliamlardan paylarına düşeni aldılar. Hitler’in başlattığı savaş sonucu yaklaşık 70 milyon insan öldü. Bunların 8 milyonu toplama kamplarında Naziler tarafından öldürüldü. Yaklaşık 35-40 milyon Sovyet vatandaşı anayurtlarını savunmak için hayatını kaybetti.
► Hitler 1933 yılında bir parti toplantısında yaptığı konuşmada, ‘genetik havuzu temizleme’ diye bir programın başlayacağını belirtti. Bunun sonucunda, ülkedeki tüm özürlü, sakat, cüce, çirkin Almanlar kısırlaştırıldı.
► Hitler’de psikoseksüel bozukluk en üst noktadaydı. Yeğeni Geli ile bir süre ensest ilişki yaşamıştı. Orgazm olmak için Geli’nin üzerine çiş yapmasını emrettiğini yakın komutanlarından Roehm’e söylemişti.
Mazoşistti. Başkanlık Sarayı’na çağırttığı Renarte Müller’in sevişme öncesinde kendisini tekmelemesi ve hakaret etmesi için ayaklarına kapanıp yalvarmıştı. Bu iki kadının sonradan intihar ettikleri söylendi. (Hitler’in Psikopatolojisi- Walter C. Langer kitabında daha detaylı bilgi vardır.)
► Naziler, işgal edilen ülkelerdeki kadın-erkek politik aktörleri yok etme kararı aldı. Bütün istenmeyen insanlar, özellikle Yahudiler, Çingeneler, Slavlar ortadan kaldırılacaktı. 1941 yılında SSCB ile savaş başladığında, komünist olarak bilinen bütün memurlar partizan olarak nitelendirilip yok edildi. Bu görevlerin uygulanması Himmler ve Heydrich’e düşmüştü. (Polis Devleti-Roger Manvell/Nazi Faşizmi üzerine yazılmış en iyi kitaplardan biridir.)
Hic kimse, basari merdivenine elleri cebinde tirmanmamistir.
~J.k.moorhead~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Mantığı, analitik felsefeyi, matematiği ve bilimi sizi yoldan çıkarmak için Şeytan icat etti.
- - - - - - - - - - - - - - - -
Bütünü anlamaya çalışırsanız, parçalara gitmek kolay olur, parçalara takılırsanız bütünü algılayamazsınız
~Prof.Dr.Ahmet DAVUTOĞLU, Dışişleri Bakanı~
- - - - - - - - - - - - - - - -
"Uçurtmalar rüzgar gücüyle değil, o güce karşı koydukları için yükselir."
~Winston Churchill~
- - - - - - - - - - - - - - - -
"İnsanlığın kaderi boyunca, öteki dünyanın neye benzediğini bulma çabasıyla ne çok zaman heba edildi Onu bulmak için ne kadar istekli olduysa, yaşadığı hayat hakkında da o kadar az şey öğrendi."
~SEAN O'CASEY~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Yeni Bir Dünya
Tam üç ay hasta yattım,
kendimi bilmeden
ve şehrin sokaklarını,
tavlada dübeş kapısını unuttum.
sevdiğim kızın yüzünü.
şimdi ne güzel, yeni baştan
yürümeye ve sevmeye başlamak…
~Melih Cevdet Anday~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Parmak gunesi gosterir de sen parmaga bakarsan, aptalsin demektir.
Gunese bakarsan daha da aptalsin.
Bakman gereken sey, gunesle parmak arasindaki mesafeden ucan kustur.
~Zapatista deyisi~
- - - - - - - - - - - - - - - -
BEDAVA
. . . . . .
Bedava yasiyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yagmur camur bedava;
Otomobillerin disi,
Sinemalarin kapisi,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek degil ama
Aci su bedava;
Kelle fiyatina hurriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yasiyoruz, bedava.
~Orhan Veli KANIK~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Kral olsun, koylu olsun, evinde huzura kavusan, dunyanin en mutlu insanidir.
~PETAIN~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Sayın inanan , eğer gerçekleri önemsiyorsan, iddia ettiğin her şeye rağmen, o zaman bu temel sorunlarla karşı karşıya gelmen gerekir. Hatta daha iyisi, Carl Sagan ın da dediği gibi; Güven verici bir yalan yerine, zor bir gerçeği kucaklamak.
Yalova’da askeri öğrencileri güneş çarptı! 1 öğrenci şehit oldu, 3 öğrenci hastanede
21-Temmuz-2026
Yalova’da askeri eğitim sırasında rahatsızlanan öğrenciler hastaneye kaldırıldı. İlk belirlemelere göre güneş çarpması sonucu bir askeri öğrenci şehit olurken, 3 öğrencinin tedavisinin sürdüğü bildirildi. Olayla ilgili Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.
Yalova’da askeri eğitim sırasında rahatsızlanan öğrenciler hastaneye kaldırıldı. İlk belirlemelere göre güneş çarpması sonucu bir askeri öğrenci şehit olurken, 3 öğrencinin tedavisinin sürdüğü bildirildi. Olayla ilgili Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı.
Yalova’daki Hava Kuvvetleri Komutanlığı 18’inci Ana Üs Komutanlığı’nda dün gerçekleştirilen eğitim sırasında rahatsızlanan Hava Harp Okulu hazırlık sınıfı öğrencisi Veli Bilgin, kaldırıldığı hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamayarak şehit oldu.
Aynı eğitimde rahatsızlanan 3 öğrencinin hastanedeki tedavisinin devam ettiği öğrenildi.
EN AZ 10 ÖĞRENCİ ETKİLENDİ
Cumhuriyet’ten Çağdaş Bayraktar’ın haberine göre Hava Harp Okulu öğrencilerinin okul öncesi askeri eğitim yaz kampı sırasında meydana geldi. Eğitim sonrası en az 10 askeri öğrencide güneş çarpması belirtileri görüldü.
Günün Trend Haberlerieye sevk edilirken, bunlardan Veli Bilgin tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti. Hastanede tedavisi süren öğrencilerden birinin yabancı uyruklu olduğu belirtildi.
SORUŞTURMA BAŞLATILDI
Olayla ilgili Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldığı bildirildi.
GEÇEN YIL DA BENZER OLAY YAŞANMIŞTI
Askeri öğrencinin güneş çarpması sonucu şehit olması, ihmal iddialarını gündeme getirdi. Geçen yıl Temmuz ayında Hatay’ın İskenderun ilçesindeki Deniz Er Eğitim Alayı’nda eğitim gören iki asker, yüksek ateş ve bulantı şikâyetiyle kaldırıldıkları hastanede şehit olmuştu.
Kaynak olarak ekle
Otopsi raporunda, askerlerin ölüm nedeninin aşırı sıvı kaybına bağlı çoklu organ yetmezliği olduğu belirlenmişti.
Kurulacak yeni partinin Meclis grubuna sahip olup olmaması ya da milletvekili sayısı Hazine yardımı almasını etkilemiyor. Siyasi Partiler Yasası’na göre Hazine yardımı, son genel seçimde alınan oy oranına bağlı.
Özgür Özel, dün son kez konuştuğu CHP Meclis grubunda CHP'den ayrılarak yeni bir parti kuracaklarını resmen duyurdu. Özel ayrıca Milletvekillerimizle birlikte yeni kuracağımız partimizle, hiç şüpheniz olmasın ki açık ara farkla TBMM'nin ana muhalefet partisi oluyoruz ifadelerini kullandı.
Grup toplantısına 80’den fazla milletvekili katıldı. Kulislerde yeni partinin sandalye sayısının 90’nın üzerine çıkabileceği ve Meclis grubunun kısa sürede kurulacağı konuşuluyor. Peki ana muhalefet partisi konumuna gelecek ’Yeni Parti’, seçim sürecinde yaygın bir kampanya yürütebilmek ve parti faaliyetlerini sürdürebilmek için önemli bir kaynak olarak görülen Hazine yardımını alabilir mi? İşte detaylar…
Özgür Özel’in katıldığı ve yeni partiyi duyurduğu son CHP Meclis grup toplantısı
Yasal düzenlemeler izin vermiyor
Cumhuriyet’ten Merve Kılıç’ın haberine göre, mevcut yasal düzenlemeler, milletvekili transferiyle oluşacak yeni bir partinin Hazine yardımından yararlanmasının önünü kapatıyor.
2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nın ek 1’inci maddesi, siyasi partilere yapılacak devlet yardımının, son milletvekili genel seçiminde aldıkları oy oranına göre belirlenmesini düzenliyor.
Yasaya göre devlet yardımından yararlanabilmek için partinin son milletvekili genel seçimine katılmış ve geçerli oyların en az yüzde 3’ünü almış olması gerekiyor.
Bu nedenle CHP‘den ayrılacak milletvekilleriyle kurulacak yeni parti, Mecliste grup da kursa, hatta TBMM’de en fazla sandalyeye sahip parti konumuna da ulaşsa Hazine yardımı alamayacak.
Yeni partinin devlet yardımı alabilmesi, katılacağı ilk milletvekili genel seçiminde en az yüzde 3 oy almasıyla mümkün olacak.
Özgür Özel’in katıldığı ve yeni partiyi duyurduğu son CHP Meclis grup toplantısı
Hazine yardımı sistemi yıllar içerisinde nasıl değişti?
Türkiye’de siyasi partilere yapılan Hazine yardımı sistemi yıllar içinde çeşitli değişikliklere uğradı. Bu değişiklikler şöyle:
► 1965: Siyasi partilere devlet yardımı ilk kez yasal zemine kavuştu.
► 1971: Anayasa Mahkemesi, devlet yardımına ilişkin ilk düzenlemeleri iptal etti. Sonraki yıllarda sistem yeniden şekillendirildi.
► 1983: 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası yürürlüğe girdi. Devlet yardımının esasları yeniden belirlendi.
► 1995: Anayasa’nın 68’inci maddesinde yapılan değişiklikle siyasi partilere yeterli ve hakça mali yardım yapılacağı hükmü Anayasa’ya girdi. Böylece Hazine yardımı anayasal güvenceye alındı.
► 2000’li yıllar: Devlet yardımı kriterleri çeşitli yasal değişikliklerle yeniden düzenlendi. Yardımdan yararlanacak partilerin seçimlerde alması gereken oy oranı ve yardımın hesaplanma yöntemi değiştirildi.
► 2014: Yapılan düzenlemeyle Hazine yardımından yararlanmak için gerekli oy oranı yüzde 7’den yüzde 3’e indirildi.
Hangi parti ne kadar Hazine yardımı aldı?
2025 yılında partilere aktarılan Hazine yardımı toplamda yaklaşık 5 milyar TL seviyesinde gerçekleşti. 14-Mayıs-2023 seçimlerindeki oy oranları esas alınarak 2025 yılı Ocak ayında partilerin hesaplarına yatırılan Hazine yardımı miktarları yaklaşık olarak şöyle:
HAMAMDA
. . . . . .
Gunlerden bir gun
Hamama gidecegi tuttu,
Basbakan hazretlerinin.
. . . . . .
Bir yaninda birinci veziri
Bir yaninda ikinci veziri
Bir yaninda ucuncu veziri.
. . . . . .
Sonra efendime soyleyeyim
Peskircibasi,
Nalincibasi
Sabuncubasi.
. . . . . .
Velhasil tam dort yuz kisilik kafile
Pestamal takip girdiler hamama
Gectiler kurnalarin basina
Ucer beser.
. . . . . .
Basbakan deseniz
Kuruldu gobek tasina
Yan gelip yatti.
. . . . . .
Memleketin en unlu tellaklari
Sardilar dort yanini
Kimi elini kapti, kimi bacagini
Bir keseleme surtme fasli basladi.
. . . . . .
Tam on iki saat
On iki unlu tellak
Incitmeden keselediler
Hazretin mubarek vucudunu.
. . . . . .
Oylesine kir cikti ki sormayin
Her biri nah parmagim gibi.
. . . . . .
Aman efendim bu NE kiri
Demeye kalmadi
Keselerin altinda eriyip gitti
Koskoca basbakan…
. . . . . .
Butun maiyet erkani yerinden firladi:
- Nettunuz devletliyu?…
Dediler tellaklara.
. . . . . .
Tellaklar cevap Verdi:
- Biz yikadik, keseledik.
Devletlinin kirden ibaret oldugunu bilemedik.
. . . . . .
Suc bizde degil.
Neyleyelim,
Kir bitti,
Basbakan elden gitti …
~Umit Yasar Oguzcan ~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Bir Tanrı ya inanmamak daha iyi olmaz mıydı, yanlış Tanrı yı seçmek yerine? Bana soruyorsun; Ya yanılıyorsan?Ama ya sen yanılıyorsan? Ya Yahveh yerine doğru olan Allah olsaydı? Ya da Şiva ya da Wooten? Ya da adını hiç duymadığın bir Tanrı. Diğer inançların taraftarları senin için yanlıştır, sapmıştır, aldatılmıştır. Ama onlar da aynısını senin için düşünüyorlar. Onlar seni, senin onları gördüğün gibi görüyorlar.
- - - - - - - - - - - - - - - -
Ömer Hayyam Bütün Dörtlükler [ 22. - 389 ]
Bir geldi mi derin ölüm uykusu,
Biter bu dünyanın dedi-kodusu.
Ölenden bir haber bekler insanlar:
Ne söylesin? Bilmez ki ne olduğunu
- - - - - - - - - - - - - - - -
Ukde
Dünyamın güzeli martılar
Sizden nasıl da yok yere korkmuşum
Kaşık Ada’nın orda
Dalın üstüme dalın
Vurun beni, urun
Denizanası kokan gagalarınızla
Ah sizden ben nasıl da yok yere korkmuşum
Bilmiyordum ki çünkü
Ben hem balığım hem kuşum
Ben ama hala anlayamıyorum ki
Bunca zaman niye sizden ayrı oturmuşum
~Can Yücel~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Halki bir tek insan, bir tek insani butun halk gibi gor.
~Montaigne~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Tekrar edeyim, bütün zihniyetlerin tenevvür etmesi için tekrara lüzum görü-yorum.
Türkiye halkı bilâ kaydü şart hakimiyetine (koşulsuz egemenliğine) sahip olmuştur.
Hakimiyet Halife olsun, ünvanı ne olursa olsun, bu milletin mukad-deratına bir müşareket sahibi (ulusun yazgısına ortak ) olamaz.
Efendiler, millet buna katiyen müsaade etmez ve bunu teklif edecek hiçbir Millet Vekili olduğuna kani değilim (Alkışlar)
Kemal Atatürk
Yüce Önder.
Bu günleri çok öncelerden bilen adam.
- - - - - - - - - - - - - - - -
Hayat kisa, sanat uzun, firsat fani, deneyim aldatici, muhakeme ise guctur.
~Hipokrates~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Herseyi bilmek cok kotudur.
~Anonim~
- - - - - - - - - - - - - - - -
GUL BAHCESI
. . . . . .
Gece gul bahcesinde ararken seni
Gulden gelen kokun sarhos etti beni
Seni anlatmaya baslayinca gule
Baktim kuslar da dinliyor hikayemi.
15 Temmuz darbe girişiminin ardından çenesi kırıldığı için hastanede tedavi gören Zafer Onaran, basına darbe gecesi tankları durdurmak isterken yaralandığını anlattı. Onaran’ın açıklamaları, ‘5 tankı durduran kahraman’ diye manşetlere çıkmıştı
Eşi Aysel Onaran aracılığıyla Sincan Kaymakamlığı’na ‘gazilik’ için başvuran Onaran’ın hastane masrafları ödendi, hesabına para yatırıldı.
Hürriyet gazetesindeki habere göre, olayı medyadan öğrenen akrabası Beytullah Koca ise karakola giderek “Ne kahramanı...16 Temmuz’da kavga ettik, çenesini ben kırdım, devleti dolandırıyor” diyerek şikâyetçi oldu.
Savcılık, Onaran çifti hakkında ‘kamu kurumunu dolandırmak’ suçundan dava açtı. Onaran, aldığı paraları iade etti. Kaymakamlığa, “Gazilik haklarımdan vazgeçiyorum” diyerek dilekçe verdi
Yavuz Sultan Selim, 1517’de Mısır’ı fethetti. Böylece halifelik Türklere geçti ve İstanbul hilafetin de merkezi oldu. Ancak İstanbul’a getirilen sadece halifelik değildi… Padişah Mısır seferinden dönerken çok sayıda Eşari İslam alimini de beraberinde İstanbul’a getirdi. Osmanlı başkentine getirilen Eşari alimler medreselerde görevlendirildi. Mısır’dan İstanbul’a alimler göçü ile birlikte, Osmanlı Devleti’nin benimsediği Türk Müslümanlığının yani Maturidi İslam anlayışının yerini ağırlıklı olarak Eşari düşünce tarzı aldı.
Böylece ne mi oldu? Bana sorarsanız, Osmanlı’nın duraklama ve gerileme devri, Müslüman Kardeşler hareketinin de benimsediği Eşariliğin medreselerde hâkim olmasıyla başladı. Erken dönem Osmanlı alimleri akıl ile nakli uzlaştırmaya çalışırken, Eşariliğin baskın hale gelmesiyle felsefi nitelikli kelam tartışmaları yerini daha geleneksel fıkıh ve hadis yorumlarına bıraktı… Fatih Sultan Mehmet döneminde medreselerde okutulan felsefe, mantık, matematik ve astronomi gibi akli dersler bidat denilerek müfredattan kaldırıldı… Öyle ki, ünlü Osmanlı alimi Katip Çelebi, medreselerden felsefe, matematik ve astronomi gibi akli ilimlerin dışlanmasını ve tamamen nakilci bir Eşari çizgiye kayılmasını sert dille eleştirmiştir. Sizin anlayacağınız aynı dönemde Avrupa’da rönesans ve bilimsel devrim yaşanırken Osmanlı medreseleri Eşarilerle birlikte içe kapanmış, gerici kurumlara dönüşmüş, devletin gelecekteki duraklama ve gerilemesinin ana sebebi o yıllarda ortaya çıkmış ve bugün dahi var olan Maturidi kimlikli Eşari zihniyetli garip bir Müslümanlık profili oluşmuştur…
Yazıma böyle bir giriş yaptım; çünkü tam da Yavuz Sultan Selim dönemindeki kırılmayı akıllara getiren bir bilgiyi aktarmadan önce tarihin ders alınmadığı için tekerrür ettiğine bir örnek olsun diye… Zira yeni bir alimler göçü ile karşı karşıyayız. Aktarılana göre, Türkiye’deki tarikat ve cemaatlere bağlı yabancı din insanlarına uzun dönem ikamet izni verilmesi için İçişleri’nin talimatıyla bir alimler listesi hazırlanmış. Uzun dönem ikametin sonu en geç beş sene sonunda doğal yoldan vatandaşlık demek. Söz konusu alimler listesinin iki-üç bin civarında olduğu da aktarıldı. Listede Irak, Suriye ve Mısırlı isimlerin yoğunlukta olduğu belirtiliyor…
En fazla yabancı din alimine sahip cemaat ise İsmailağa cemaati. Sadece geçmişteki yazılarıma ve yaptığım haberlere bakıldığında dahi, İsmailağa cemaatinin başta Suriyeliler olmak üzere yabancı din alimi ve yabancı mürit konusuna özel bir ilgisi olduğunu görebilirsiniz… (Kocaeli Başiskele’de Suriyeli kaçaklardan medrese kurmaları, Suriye’de kalmak istemeyen HTŞ militanlarını Türkiye’ye getirmeleri gibi…) İsmailağa, sadece Orta Doğu’dan değil, Orta Asya’dan da mürit ithal ediyor. Hatta bir haberimde, bir ara İstanbul İl Göç İdaresi’nin insani ikamet bölümünün İsmailağa cemaatine çalıştığını aktarmıştım…
Türkiye IŞİD tarafından adeta yeni üs haline getirilmişken ve IŞİD’in ideolojisi Selefilik Türkiye’de yerelleşirken, Alimler listesi talimatıyla dışlayıcı ve radikal tonları ülkemize taşımak hangi aklın ürünüdür? Öğrendiğime göre bu listedeki bazı isimler katı Eşari yorumun da ötesinde bir anlayışa sahip…
Türkiye’deki tarikat ve cemaatler zaten sıkıntılı, sorunlu… Bir de üstüne kendi ülkelerinde bile toplumsal barışı sağlayamamış, dini çatışmaların öznesi olmuş isimlerin Türkiye’de kanaat önderi yapılması, gerici, kadın ve cumhuriyet karşıtı ve cihadist söylemleri alimlik maskesiyle pazarlanmasına yol açacak…
Dünyanın hiçbir modern ve egemen devleti, vatandaşlık ya da uzun dönem ikamet gibi en kritik haklarını kapalı kapılar ardında, cemaat listeleri üzerinden dağıtmaz. Şimdi soralım; bu listedekilerin güvenlik soruşturmaları ne kadar sağlıklı? Ya da güvenlik soruşturması yapıldı mı? Öyle ya, tahdit kodu konulan yabancılar cirit atıyor memlekette! Peki bu isimlerin yarın birer etki ajanı veya istihbarat aparatı olarak kullanılmayacağının garantisini kim verebilir?
Abrakadabra Safsatası (Fallacy of Red Herring) :
Savunulan şey hakkındaki bir eleştiriyi konuyu başka bir yere çekerek göz ardı etmekten oluşan hata.
Örnek 1:
Ölüm cezalarının suç işlemeye karşı caydırıcılığı yetersizdir diyorsunuz.
Peki, suçlular hakkında ne düşünüyorsunuz?
Oğlu öldürülen bir anne ne hissedecektir?
Oğlunu öldüren katilin hapishanede beslenmesi ve barınması için vergi vermesi doğru mudur?
Örnek 2:
Evin taksitlerini zamanında ödemelisin, aksi takdirde buradaki komşularımızı görmeye devam edemeyeceğiz, zaten karşı komşu beni hiç sevmedi.
Güncel Örnek 1:
İçinde Atatürk ismi geçmeyen namaz, namazdan sayılır mı, sayılmaz mı?
Haydi bakalım çıkın işin içinden çıkabilirseniz?
30 Ağustos Ordu Günü, Cottarelli hazretleri Ankara’ya geliyor, elinde 300 milyon dolarlık bir yardım ve destek çeki ile birlikte!
(Atilla Özdür, 1.9.2000, Akit)
Yazar, İçinde Atatürk ismi geçmeyen namazın namazdan sayılıp sayılmayacağını soruyor, akabinde de 30 Ağustos’ta Ordu Gününde Cotarelli’nin 300 milyon dolarlık çekle gelmesini anlatıyor.
Birbirinden bağımsız İki konu arasında alaka kurmaya çalışıyor
Güncel Örnek 2:
Konu dinle ilişkili olduğu için FP lideri Recai Kutan’a da sormuşlar:
Dinen kadın dövme doğru mudur değil midir diye tartışılıyor, siz ne dersiniz?
Kutan’ın yanıtı tarihe geçecek bir şey:
Ben konunun uzmanı değilim, demiş!
Kadınlara dayak atmanın bir uzmanlık işi olduğunu ilk kez işitiyorum.
(Türker ALKAN, 6.8.2000, Radikal)
Yazar, Recai Kutan’ın kadın dövme hakkındaki soruya verdiği ben konunun uzmanı değilim, cevabını saptırarak kadın dövmenin uzmanlığı şeklinde çıkarım yapıyor.
- - - - - - - - - - - - - - - -
- Yunan kuvvetlerinin özel bir tören ve saygı ile karşılanması….(26.05.1919)
~İzmir’in Osmanlı Valisi Kambur İzzettin'in genelgesinden….~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Hangisi daha tehlikeli: fanatizm mi yoksa ateizm mi?…
Fanatizm kesinlikle birkaç bin daha tehlikeli; ateizm asla kanlı bir tutku vermez insana ancak fanatizm verir; ateizm suçun karşısındadır, fanatizm ise suçu işlememeye yönlendirir.
~Voltaire~
- - - - - - - - - - - - - - - -
"Bağışlamak geçmişi değiştirmez ama geleceği genişletir."
~Paul Boese~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Fabricando fit faber
Pratik mukemmellestirir.
~Latin Atasozu~
- - - - - - - - - - - - - - - -
YILMAZ ÖZDİL: CAN ALLAH’IN MÜLK PADİŞAHIN
Mihrişah Sultan…
1745 doğumluydu.
Gürcü asıllıydı.
Asıl ismi bilinmiyor.
Çok güzel çok zarif bir kızdı Osmanlı sarayına getirildiğinde güneş gibi ışık saçan şah güneşlerin şahı manasında Mihrişah ismi verildi.
III. Mustafa’nın eşlerinden biri oldu.
III. Selim’i doğurdu.
Oğlu tahta çıkınca valide sultan oldu.
Mevleviydi devlet işlerine karışmadı hayırişleriyle uğraştı camiler çeşmeler okullar yaptırdı.
Vakıf kurdu.
Oğlu kendisine çok düşkündü.
Annesinin vakfına milyonlarca dönüm toprak bağışladı Mihrişah Sultan da bu toprakların bir bölümünü kiraya vererek gelir elde etti.
Böylece devletin parasını harcamak yerine Mihrişah Valide Sultan Vakfı’yla gelir sağlayarak hayırişlerine kaynak yaratmış oldu.
1805 yılında hayırla anılan bir kadın olarak oğlunun saltanatı sırasında Topkapı Sarayı’nda vefat etti Eyüpsultan’da toprağa verildi.
★
Aradan 150 yıl geçti.
★
Osmanlı tarih oldu.
Cumhuriyet kuruldu.
★
1948 yılında…
Mihrişah Valide Sultan Vakfı’ndan tee 150 yıl önce arazi kiralayanların varisleri ortaya çıktı o kiraladıkları toprakların kendilerine ait olduğunu öne sürerek mahkemeye başvurdular.
★
Nereleri istiyorlardı?
Sıkı durun…
Marmaris Hisarönü yarımadasını ve Gökova’yı istiyorlardı…
Bu bölgede yer alan ormanları dağları tarlaları bağları kumsalları turistik tesisleri yazlık siteleri Karacasöğüt Hisarönü Çamlı Çetibeli ve Yeşilbelde köylerini istiyorlardı.
Aralarında cumhurbaşkanlığının yazlık sarayının da bulunduğu Okluk koyu dahil 475 milyon metrekarelik araziyi istiyorlardı.
★
Bu arazi üzerinde yaşayan ve ellerinde Cumhuriyet tapusu bulunan insanların derhal tahliye edilmesini Cumhuriyet tapularının iptal
edilmesini istiyorlardı.
★
Osmanlı vakfı’yla Cumhuriyet tapusu davası 72 yıl önce işte böyle başladı.
★
Talep edilen bölgeye kabaca 40 milyar dolar değer biçiliyor…
★
Cumhuriyet tapusu iptal edilmek istenen 3 bin 700 konut sahibi aile var 10 binden fazla köylü var.
★
72 yıl boyunca yüzlerce duruşma yapıldı.
Tapuları iptal edilmek istenen vatandaşlar mahkemelere koşturmaktan hakimlere dert anlatmaktan avukatlara para ödemekten adliyelere harç ve bilirkişi masrafı yatırmaktan bıktı usandı.
★
Arapsaçına dönen davada 2001 yılında nihayet karar verildi.
Cumhuriyet tapusu olanlar haklı bulundu.
Osmanlı vakfından medet umanların talepleri reddedildi.
Ancak köylülerin çilesi henüz bitmemişti.
Çünkü Mihrişah Valide Sultan Vakfı’nın varisi olduklarını iddia edenler yeni bir hamlede bulundular Türkiye’nin şöhretli arazi yatırımcılarından biriyle ortak oldular.
Şöhretli arazi yatırımcısının gayrimenkul şirketi vardı onlarca kişilik avukat ordusu vardı yeniden davalar açtılar bir tanesini kazandılar hadi bakalım işler iyice karman çorman oldu.
★
Üstelik… Mihrişah Valide Sultan Vakfı’nın varisi olduklarını iddia edenler Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu yargılamanın adil ve makul sürede tamamlanmadığı gerekçesiyle Türkiye’yi mahkum ettirdi.
★
72 yıllık dava tam bu aşamadayken…
Ayasofya müzesi cami yapıldı.
★
Cumhuriyet’in müze kararı iptal edildi.
Osmanlı’nın vakıf kararı uygulandı.
★
Tarihimizde ilk kez…
Cumhuriyet hukuku yerine Osmanlı hukuku geçerli kabul edildi.
Osmanlı hukuku Danıştay tarafından içtihat haline getirildi.
★
Ve böylece…
Mihrişah Valide Sultan Vakfı hukuki açıdan tıpkı Ayasofya kararına dayanak oluşturan Fatih Sultan Mehmet Han Vakfı gibi oldu.
★
Biri padişahın vakfı.
Öbürü padişah annesinin vakfı.
★
E noolacak şimdi?
Mihrişah Valide Sultan Vakfı’nın varisi olduğunu iddia edenler Danıştay’ın Ayasofya kararını mahkemeye sunmayacak mı?
Emsal göstermeyecek mi?
★
Şimdi daha sıkı durun…
★
Osmanlı vakıflarıyla Cumhuriyet tapularını karşı karşıya getiren davalar sadece Marmaris’le sınırla değil.
İzmir’de tıpkı böyle bir dava var Karaburun’da.
Edirne’de var.
Aydın’da var.
Muğla’da var.
İstanbul’da Beşiktaş’ta var Şişli’de var Ortaköy’de var Bakırköy’de var Kağıthane’de var Beykoz’da var.
★
Abdülhamid’in varisleri mesela davalar açtılar…
Talep ettikleri yerler için iki binden fazla Osmanlı tapusunu mahkemelere sundular.
★
Ellerindeki Osmanlı tapusuyla Üsküdar’da hak talep eden şehzade torunları var.
★
Osmanlı tapusunu belge olarak göstererek İstanbul Boğazı’nda 113 dönüm arazi talep eden Osmanlı paşası torunları var.
★
Osmanlı tapusuyla Antalya’da 300 bin dönüm araziyi isteyen Serik’i Aksu’yu isteyenler var.
★
Ayasofya cami oldu diye sevinen arkadaşlar bunların hepsini vermeyi hukuken kabul etmiş oldu.
★
Danıştay’ın Ayasofya kararıyla Türkiye’de onbinlerce vatandaşın Cumhuriyet tapusu riske girdi.
Türkiye Cumhuriyeti devleti milyar dolarlar boyutunda tazminat ödeme riskiyle karşı karşıya bırakıldı.
★
Emeği geçenleri tebrik ederim Ayasofya’da hayırlı namazlar dilerim. https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/yilmaz-ozdil/can-allahin-mulk-padisahin-2-5933672/
- - - - - - - - - - - - - - - -
İnsanın doğası iyidir.
~Mencius~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Yenilgi egitimden baska bir sey degildir..
~WENDELL PHILIPS~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Quae fuerant vitia mores sunt.
* * *
Eski ayiplar simdi adetten oldu.
~Latin Atasozu - (Seneca)~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Kirli çevre insanın ruhunu kirletir, kirli ruhlar çevreyi kirletir.