18 Nisan 2026 Cumartesi

“Alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş güvenilir bir resulüm. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” Eylül Ecem Zal

Müjdeler olsun yurdumun, taşına toprağına. Hz. İskender Erol Evrenesoğlu (Ölümü 2019, “Risalet Nurları”, MİHR Vakfı), Hz. Hasan Mezarcı (eski milletvekili, “Mesih”) sonrasında dünyanın ve Türkiyenin ilk kadın peygamberi zuhur etti. İman edin. Bir de sorarsınız, neden Türk milletine peygamber gelmiyor, hep Araplara, hep ortadoğuya diye. İşte size üç peygamber. Biri hariç, kalan ikisi sağ ve salim. Hala daha vahiy kapısı açık. Şükürler olsun, hamdolsun, inşallah. Saygılar Oraj POYRAZ L2fSIJNoA0xfSNxA -------------- “/*Alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş güvenilir bir resulüm. Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”*/ Eylül Ecem Zal <https://x.com/i/status/2044335322943664441> - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net>  / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com> 1 dosyayı bu e-postaya bağladım: * Ateist_TV_-__Alemlerin_Rabbi_taraf_ndan_go_nderilmis__gu_venilir_bir_resulu_m._Allah..._T8Cd2L.mp4 <https://app.box.com/s/g1yid9f0gec310x325isryutibw628l4> Boyut: 5,7 MB Filelink hizmeti: Box Bağlantı: https://app.box.com/s/g1yid9f0gec310x325isryutibw628l4 <https://app.box.com/s/g1yid9f0gec310x325isryutibw628l4>

Ateist_TV_-__Alemlerin_Rabbi_taraf_ndan_go_nderilmis__gu_venilir_bir_resulu_m._Allah..._T8Cd2L.mp4 dosyası Filelink olarak eklendi. Dosyayı aşağıdaki bağlantıdan indirebilirsiniz.

Fatih Altaylı: Okumamış olmayı dilediğim bir mektup

  1. Fatih Altaylı: Okumamış olmayı dilediğim bir mektup
    1. DÖRT BAŞI MAMUR UTANÇ
    2. KÖTÜ BİR ÖYKÜNÜN BAŞLANGICI
    3. DAYAK VE İŞKENCE BAŞLIYOR
    4. KORKUDAN ANA BABAYA ANLATILAMIYOR
    5. HERKESİN BİLDİĞİ KİMSENİN KONUŞMADIĞI İLİŞKİLER
    6. İHBARLAR POLİSİN UMURUNDA DEĞİL
    7. VE KAÇIŞ
    8. TÜM BUNLAR YAŞANMAMIŞ GİBİ DEVAM

Son okul katliamını seküler eğitime, Kemalizm'e bağlayanlara kapak olsun diye iletiyorum.

Saygılar

Oraj POYRAZ

L2fSIJNoA0xfSNxA

-------------- 

Fatih Altaylı: Okumamış olmayı dilediğim bir mektup

Aralık 1, 2024

DÖRT BAŞI MAMUR UTANÇ

Okurlardan, izleyicilerden sıklıkla e postalar gelir.

Ben de elimden geldiğince hepsini okumaya, en azından bir göz akmaya gayret ederim.

Bir okur bize yazacak kadar önemsemişse, benim de ona bakmamamın ayıp olacağını düşünürüm.

Ama yıllardır okuduğum on binlerce belki de daha fazla posta arasında beni bu kadar kötü yapan bir başkasına rastlamadım.

Okudum, okumamış olmayı, okuduğum şeylerin yaşanmamış olmasını diledim.

Ancak mektubu yazan kişinin arzusu üzerine sizinle paylaşmaya karar verdim.

Buyurunuz felakete, rezalete…

Merhabalar Fatih bey nasılsınız her gün olduğu gibi bugün de sizi izledim. Değindiğiniz cemaat ve tarikatlar hakkındaki bilgi ve deneyimlerimi, konuyla ilgili bilgilerimi ve bizzat yaklaşık 7 sene tarikatların içerisinde çocukluğu yok olan birisi olarak bizzat yaşadıklarımı sizinle paylaşmak istedim.

Yazdıklarımın içerisinde tek bir satır dahi abartı, uydurma, yalan yoktur. Tamamı bizzat kendi yaşadığım şeylerdir. Fazlası yoktur, eksiği olabilir.

Birazdan okuyacaklarınız kanınızı dondurmakla kalmayacak ve siz de benim gibi tüm bunların olmamış yaşanmamış olmasını dileyeceksiniz.

Olmamış olmasını dileyeceğiniz türden tüm bu olayları bizzat kendi yaşayan birisi olarak yazıyorum.

Anlatacağım konuyla alakalı kişilerin KVK’ya aykırı bir durum oluşturmaması sebebiyle sadece isimlerini yazacak ve soyadlarını paylaşmayacağım.

Başlıyorum.

KÖTÜ BİR ÖYKÜNÜN BAŞLANGICI

30 yaşında kamu görevlisi bekar bir erkek olarak hayatımı sürdürmekteyim. İslami yaşayan bir ailenin çocuğuyum. Harama, helale kul hakkına dikkat eden, kendi halinde ve yaşantıları itibarıyla yaptıkları her işte Allah’ın rızasını gözeten bir anne baba tarafından yetiştirildim.

Babam şalvar cübbeli 5 vakit namazını kılan, annem çarşaflı 5 vakit namazını kılan, ahlaklı, ülkesini seven, hakkı gözeten, samimi inançları doğrultusunda yaşayan, yaşamaya çalışan insanlar.

Gönül bağıyla İ. cemaatine bağlı kişiler.  

Zaman zaman cemaat mensubu hocaların sohbetlerine katılan insanlar. Her tarikat ve cemaatlerin peşine takılan insanlar gibi onların da hatalı oldukları birçok konular var.

Yobazlık, gericilik, hamaset, sorgulamama, Atatürk ilke ve inkılaplarına karşı bağnaz düşünceler sahip insanlar. Bunları sadece size değil, kendilerinin yüzlerine de söylüyorum fakat söylemlerim bir şey değiştirmiyor. Sadece aile içi gerginlik oluşturuyor. Ezberlerini bozma niyetleri yok.

Buraya kadar olan kısmı içinde büyüdüğüm aile yapısının anlaşılması açısından önem teşkil eden bir kısımdı.  

Gelelim benimle ve yaşadığım şeylerle alakalı olan kısma.

Ailem 6 yaşındayken beni İslami eğitimleri almam ve İslami görüşe sahip bir hayat sürmem için ana okulu gibi eğitim veren bir kursa göndermeye başladı.

Sabah servisle evden alınıp İstanbul Kirazlı tepede bulunan İ.A. cemaatine bağlı bir kursa gönderiyor akşam aynı servisle eve bırakılıyordum. 2000 ila 2002 yılları arasını kapsayan bu süreçte gittiğimiz yer dışardan bakıldığında normal bir daire gibi gözüken dini eğitimlerin verildiği kuran siyer ve diğer İslami eğitimleri aldığım bir yerdi.   

Fakat zaman zaman polis baskını olacağını öğrenen hocalar aldıkları bu haber doğrultusunda bizleri saklıyor veya bulunduğumuz yerden kaçırıyor ormanlık tenha yerlere götürüyorlardı.

Bazen de bulunduğumuz dairenin altında bulunan bodrum katına indiriyor denetim bitene kadar sessiz kalmamızı sağlıyorlardı 

DAYAK VE İŞKENCE BAŞLIYOR

Burada geçirdiğim sürenin yeterli olduğunu düşünen ailem beni oradan alarak bu sefer de yatılı olarak kalacağım yine aynı cemaate bağlı bir kuran kursuna gönderme kararı almışlardı. Bu kursta yatılı olarak kalıyor 2 haftada bir cumartesi pazar günü izin veriliyordu.

Bu kurs Kasımpaşa’da 5 katlı bir binadaydı. Binanın tamamı cemaatin kullanımındaydı. 1. katta kursta görevli hocaların odaları ve eşyalarımızı koyduğumuz dolaplarımız, lavabolar banyolar ve yatakhane mevcuttu. 2. ve 3. kat sadece kuran eğitimi verilen katlar, 4. kat mescit, 5. kat ise yemekhane olarak kullanılıyordu.

Buraya benden 2 yaş büyük olan abimle birlikte başladığımda yaşım 7 veya 8’di. Kurstaki en ufak yaştaki öğrenciler bizlerdik. 40’lı yaşlara kadar bizden ve hatta babamdan bile büyük olan insanlarla aynı çatı altında kalıyorduk.

200 kişi civarında öğrenciydik ve ben hayatımda ilk dayak yemeye, şiddete maruz kalmaya ve herkesin içinde aşağılanmaya, dövülürken kimsenin sana yardım etmek için harekete geçmeyeceğini burada, o küçücük yaşımda öğrendim.

Sudan sebepler yüzünden daha sabah ezanı okunmadan tecüt namazı kılınması için gecenin 3’ünde dövülerek uykudan uyandırılan 5 dakika içerisinde yatağını toplayıp giyinip yatakhaneden çıkmak zorunda olan ve çıkamazsa bazen hortumla dövüle dövüle odadan çıkartılan çocuklardık. 

Korktuğu için, zorbalığa maruz bırakıldığı için psikolojik olarak baskılanmadan kaynaklanan sorunlar yüzünden altını ıslatan birçok çocuktan birisiydim ve altımıza işediğimiz için tekrar dövülüyor, sonra gecenin 3’ünde toplu olarak üzerimizdeki kıyafetleri çıkartılıp, banyoda araba yıkar gibi soğuk sularla hortumla üzerimize su tutuluyor ve yer temizleme fırçalarıyla fırçalanıyorduk. Bunlar olurken bir yandan da hakaretlere aşağılamalara maruz kalıyorduk.

Başımızdaki hocalar olmadık bahanelerle evde eşleriyle yaşadıkları sorunların veya canlarını sıkan herhangi bir şeyin acısını bizden çıkartıyorlardı. Bazen neden dayak yediğimizi bile bilmiyorduk.

Size şerefim üzerine yemin ederim ki, öğrencileri döverken hocaların kullandığı sopalar zaman zaman kırılıyor ve yerlerine her zaman daha kalın, daha dayanıklı ve daha acı verici sopayı bulmak için arayış içerisine giriyorlar istedikleri sopayı bulduklarında ortada hiçbir gerekçe yokken yeni sopayı denemek için sıra dayağına çekiliyorduk.  

Yeri geliyor falakaya yatırılıyor yeri geliyor avucumuzun içleri morarana şişene kadar dayak yiyorduk.  

Tokat tekme o an canı nasıl bir şiddet uygulamak istiyorsa onu yapıyorlardı. Bu söylediğim dayaklar her gün birden fazla kez uygulanıyordu. Kimse korkusundan sesini çıkartamıyor yemek yerken bile yanında dayak yiyorduk.

7-8 yaşlarındaydım ve falakaya yatırılarak dayak yemekten ayağının üzerine basamıyordum. Falakada daha az acısın diye kat kat çorap giyiyorduk eğer o gün hoca insaflıysa çoraplarımızı çıkarttırmadan yorulana kadar vururdu ama keyfi yerinde değilse giydiğimiz o çorapları da çıkarttırıyorlardı.

Sayısız kez avuçlarımıza tüm güçleriyle vururlar, ağlarsak vurmaya devam ederlerdi.

Yemek vakti geldiğinde yemekhanede elimizin şişinden acısından tabaklarımızı tutamayacak halde olurduk.

Dayak esnasında dayanamayıp bayılanlar, küçücük çocuklara şiddet ve hiddetle vururken bileği kırılan zedelenenler zaman zaman hastaneye kaldırılmak zorunda kalınanlar oluyordu.

KORKUDAN ANA BABAYA ANLATILAMIYOR

Diyebilirsiniz ki, anne babanız bunlara nasıl izin veriyordu. Korkumuzdan ailemize anlatamazdık. Anlattığımızda da bu kadarı abartı çocuk daha bunlar diye inanmazlar, kursa gitmemek için söylediğimizi düşünürlerdi.

Burada yaklaşık olarak 2 seneye yakın bir süre kaldım. Abim benden önce ayrıldı ben daha sonra ayrıldım. Ancak çok kısa bir süre sonra yine İ. cemaatine bağlı İstanbul Ümraniye’deki bir başka bir kuran kursuna yatılı olarak gönderildim.

Burada da dayak kısmı aynıydı. Yine kursun en küçükleri abim ve bendim ama biraz daha yaşımın büyümüş olmasından kaynaklı bazı şeyleri anlamaya, farkına varmaya başlamıştım. Bu kursta yaklaşık olarak 40 ila 50 kişi civarında yatılı olarak kalan öğrenci vardı. Size yine şerefim üzerine yemin ederim ki bu satırdan sonra yazacaklarım yukarıda bahsi geçen dayak kısmını unutturacak kadar vahim durumlar.

HERKESİN BİLDİĞİ KİMSENİN KONUŞMADIĞI İLİŞKİLER

Bu kurstan abim yine benden önce ayrıldı bir süre sonra abimle alakalı bir şeyler duymaya başladım aynı beraber kaldığımız Kuran kursundaki Hikmet isminde bir şahısla cinsel ilişkisi olduğunu öğrendim.

Hemen peşinden yaklaşık hala kursta bulunan en az 10 kişinin daha birbirleriyle bu tür ilişkileri olduğunu öğrendim. Zaten bunu kendileri de inkar etmiyordu. Duyduğum bu şeyleri yaşamayı merak ederek ben de birileriyle cinsel ilişkiye girmeye başladım ilişkiye girdiğim kişilerin 1 Abdussamet 2 Hamza 3 Mahmut y 4 Yusuf 5 Bilal 6 Üsame 7 Abdulkadir 8 Mustafa 9 Ömer 10 Selman 11 Mahmut 12 Ramazan ve daha adı aklıma gelmeyen birkaç kişi.

Bu kişilerin başka kişilerle de ilişkileri vardı hatta birkaç kez kursun sorumlusu olan hoca tarafından ilişki esnasında yakalanarak dayak yedik.

Ama önemli değildi, zaten dayağı sürekli yiyorduk, bu sefer de eşcinsellikten ötürü yemiş olduk. Ne fark ederdi ki, camdan dışarı baktığımız için dayak yiyor namazı hızlı kıldın diye dayak yiyor oturuşumuz beğenilmediği için dayak yiyor yani sürekli bir şeyler için dayak yiyorduk. Bu kursta yaklaşık olarak 4 sene kaldım yukarıda saydığım isimlerle bizzat cinsel ilişkim oldu bundan ötürü defalarca yakalandım dayak yedim ve benim dışımda başka yakalanıp dayak yiyenlerde çok oldu. Herkes her şeyi biliyor fakat kimse yüksek sesle bunları konuşamıyordu.

Bu kursta en son başımızda bulunan hocayla kavga ederek ayrıldım. İlk kez bu kursta bana yumruk atan birisine gücüm yetmese de karşılık verdim ve artık bana vurana bende vurma kararı almıştım.

İHBARLAR POLİSİN UMURUNDA DEĞİL

Bu kursta okurken sayısız kez kontörlü telefonlardan 15’ i arayarak kaçak kuran kursu olduğunu ve sürekli olarak dayak yediğimizi ihbar ettim ama 1 sefer bile polis gelmedi bunun sebebini bu günlerde çok daha iyi anlıyorum.

6 yaşındayken gittiğim ilk kursta bu tür yapılanmalara müsaade edilmiyordu fakat ihbarda bulunmama rağmen polisin gelmediği dönemlerde Türkiye’de iktidar değişmiş işler artık daha farklı yürür olmuştu.

Polisin gelmediği kurslara iktidar partisinden belediyeye bağlı aşevlerinden günlük yemekler gelmeye başlamıştı.

4 sene burada kaldıktan sonra yine İstanbul Ümraniye’de aynı cemaate bağlı başka bir kuran kursu ve Arapça eğitimi verilen kursa ailem tarafından kayıt ettirildim. Ayrıldığım kursta hafızlık eğitimimi tamamlamış hatta Diyanetin hafızlık sınavlarına girmiş diploma bile almıştım.

Yerleştirildiğim bu kursa başladığımda da yaşım 12’ye gelmişti. Yine sebepsiz yere dayaklar yiyorduk ve benim gibi eşcinsel ilişki yaşayan sayısız kurs talebesi vardı.

Burada da 3 veya 4 kişiyle ilişkim oldu. Buranın mevcut öğrenci sayısı da 80 ila 100 kişi arasında idi.

1 yıl kadar burada okuduktan sonra cinsel ilişkiye girdiğim bir kişiyle başka bir konuyla alakalı olarak kavga ettim ve o kurstan da ayrıldım. Kısa bir süre sonra yine İstanbul Ümraniye’de aynı cemaatin başka bir Kuran ve Arapça eğitimi verilen bir kursunda yatılı olarak kalmaya başladım.

Alıştığımız üzere burada da yine sistematik dayak vardı ama artık ağlamıyor tepki gösteriyordum. Bu kursta yaklaşık 30 kişiydik ve ben gelmeden öncesinde de kursta eşcinsellik yaygındı.

VE KAÇIŞ

Burada da bir den fazla kişiyle ilişkiye girdim. Süreç ilerlerken bir karar aldım ve kendimi sorgulamaya başladım “Benim burada ne işim vardı?”

Bu soruyu kendime sormaya başladıkça hiçbir işimin olmadığı sadece ailem istediği için orada bulunduğum ama bana ne istediğimin sorulmadığının ve bu hayatın bu şekilde sürdürülebilir olmadığı gerçeğinin farkına vardım ve bir gün eşyalarımı alıp kurstan ayrıldım.

13 yaşımı doldurmamıştım henüz ama ailemin karşısına dikildim ve onlara onların istekleri doğrultusunda artık hareket etmeyeceğimi söyledim.

Ailem beni din eğitimi almam için gönderdiği tarikat kurslarında başıma gelenlerden, yaşadığım sayısız eşcinsel ilişkiden habersiz çocuklarının özlemini çekiyor, iyi bir eğitim aldığımı zannediyorlardı.

Kursa gitmemek istememe üzülmüşlerdi ama orada yaşadıklarımı, eşcinsel ilişkilerimi bilseler muhtemelen kafayı yerlerdi.

Gelelim bu cinsel ilişkiye girdiğim kişilere,

Bizzat kendim kuran kursundayken cinsel ilişkiye girdiğim kişilerin bazıları şu anda aktif olarak diyanetin resmî kadrosunda imamlık yaparak millete din anlatıyor bazıları ise farklı şekilde görev yapıyor ve bazıları ise şu an benimde zamanında sözde din eğitimi almam için gönderildiğim İ.A. cemaatine bağlı kurslarda hocalık yapıyorlar.

Şerefim üzerine yemin ederim ki söylediklerim zerresi zerresine doğrudur bu kişilerin açık kimlik bilgilerini paylaşmam suç teşkil edeceği için paylaşmıyorum sadece isimleri yeterli şimdilik, 

Türkiye’deki en muhafazakar cemaat olan cemaatin içerisinde bulunan ve bizzat bunları yaşayan birisi olarak söylüyorum en muhafazakar cemaat kuran kurslarında belki 20 den fazla kişiyle eşcinsel ilişkim oldu. En muhafazakar olanı bu durumdaysa gerisini siz düşünün artık, 

Bana gelecek olursak 14 yaşıma henüz girmeden kuran kursu Arapça kursu ve cemaat tarikat yapılarından ayrıldığım ailemle konuştuğum günden beri hiçbir cemaati ve cemaatçiyi yanıma yaklaştırmadım elbette bu olanları ailemle paylaşmadım. Paylaşmayı bırakın, kendi hafızamdan bile sildim. Sonrasında bir erkekle ilişkiye girmedim ve aslında beni buna sürükleyen şeyin bulunduğum ortamın olduğunu anladım. Cinsel yönelimlerimin kadınlara yönelik olduğunun farkına vardım ve hayatıma devam ediyorum. 

TÜM BUNLAR YAŞANMAMIŞ GİBİ DEVAM

Bugüne kadar hayatımın bu kısmını hiç kimseyle paylaşamadım ve hiç yaşanmamış gibi hayatıma devam etmeye çalıştım. Şu an hiçbir inanca mensup birisi değilim kendimi Apateist olarak tanımlıyorum. Herhangi bir siyasi partiye yakınlık hissetmiyorum.

Mevcut bütün siyasilere ve gelecek olanlara muhalifim.

Çevresine duyarlı, sosyal sorumlulukların parçası olmaya çalışan, yaşadığı topluma faydalı olma arzusunda, duyarlı bir birey olmaya çalışıyorum.

Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı olarak toplumun ilerleyişini sağlıklı bir şekilde sürdürebileceği, ideolojik saplantılar din eksenli ve içi boşaltılmış milliyetçilikten uzak durulması gerektiği düşüncesi ve evrensel bir bakış açısıyla olayları okumaya anlamaya çalışmanın doğru olduğu kanaatindeyim, en azından kendimi bu şekilde bu çizgide tutmaya çalışıyorum. 

Konuyla alakalı öğrenmek istediğiniz bilgiler olursa seve seve elimden geleni yapacağımı bilmenizi isterim fakat şu an kamu görevlisi bir memur olarak hayatımı idame ettirmeye çalışıyorum memuriyetime zarar gelmeyecek şekilde elimden gelen her konuda bilgi paylaşımında seve seve bulunacağım sizden tek ricam bunu cemaatlerin içerisinde neler döndüğünü millete din ahlak satanların nasıl iki yüzlüler olduğu gerçeğini halka duyurmanız ve bu acı gerçekleri topluma gösterin gösterin ki bir kişiyi bile bu hastalıklı yapıların ağına düşmekten  kurtara bilirsek bulunduğumuz toplum için faydalı bir iş yapmış oluruz.

Sağlıcakla kalın."

https://fatihaltayli.com.tr/yazarlar/fatih-altayli/2024-12-01/okumamis-olmayi-diledigim-bir-mektup


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Eposta adresleri
(Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
:
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc


Lyrid Meteor Yağmuru Gelecek Hafta Zirveye Ulaşacak — Ne Zaman İzlenmeli

Lyrid Meteor Yağmuru Gelecek Hafta Zirveye Ulaşacak — Ne Zaman İzlenmeli

Jamie Carter,

17 Nisan 2026, 04:00 EDT

Bilinen en eski meteor yağmurlarından biri, mükemmel gökyüzü koşulları altında zirveye ulaşmak üzere.

Lyridler, 21-22 Nisan gecesi zirveye ulaşacak ve karanlıkta bir avuç hızlı, parlak "kayan yıldız" gönderecek - ve bu yıl, ay gösteriyi bozmayacak.

Sadece ince bir hilal ayın erken batmasıyla, 2026 yılı Lyrid meteor yağmuru için mükemmel gözlem koşulları vaat ediyor.

Karanlık gökyüzü altında, Lyridler saatte 15-20 meteor üretebilir, arada sırada parlak "ateş topları" veya "bolidler" de görülebilir.

Amerikan Meteor Derneği’ne göre, Lyrid meteor yağmuru yaklaşık 14-30 Nisan tarihleri arasında aktiftir, ancak 22 Nisan’da 20:00 UTC civarında geniş bir zirve yapması beklenmektedir; bu da 21-22 Nisan (Salı-Çarşamba) ve 22-23 Nisan (Çarşamba-Perşembe) gecelerini Kuzey Amerika’da en iyi gözlem zamanları yapmaktadır.

NASA'nın Dünya Yakınındaki Nesneler Çalışmaları Merkezi’ne göre, karanlık gökyüzü altında Lyrid meteor yağmuru saatte 15-20 meteor üretebilir ve ara sıra parlak ateş topları veya bolidler (görünür büyüklüğü -3 veya daha parlak olan, Venüs ile yaklaşık aynı parlaklıkta olan alışılmadık derecede parlak meteorlar) görülebilir.

Lyrid meteor yağmurunun radyant noktası (meteorların kaynaklandığı nokta), Kuzey Yarımküre’nin gece gökyüzünde gece yarısından sonra yükselen Lyra takımyıldızındaki parlak Vega yıldızının yakınındadır.

Başka bir meteor yağmuru olan Eta Aquariidler, 19 Nisan-28 Mayıs tarihleri arasında aktif olacak ve 5-6 Mayıs’taki zirve gecesinde saatte 60 meteor görülebilecek, ancak güçlü ay ışığı onları görmeyi zorlaştıracaktır.

Ayrıca, Eta Aquariid meteor yağmuru Güney Yarımküre’deki gözlemciler için daha elverişlidir.

Radyant noktası (meteorların kaynaklandığı nokta), Kuzey Yarımküre’nin gece gökyüzünde gece yarısından sonra yükselen Lyra takımyıldızındaki parlak Vega yıldızının yakınındadır.

Göktaşlarının gece gökyüzünün herhangi bir yerinde görünebileceği için doğrudan ışınım noktasına bakmanıza gerek yok.

İzlemek için en iyi zaman, yerel saatle yaklaşık 02:00 ile şafak vakti arasıdır; bu saatlerde Dünya üzerindeki konumunuz kesinlikle gece tarafındadır ve gelen toz bulutuna doğru dönmektedir.

Sıcak giyinin, şehir ışıklarından uzak karanlık bir yer bulun ve gözlerinizin alışması için en az 20 dakika bekleyin.

Lyrid meteor yağmuru, Dünya’nın, 1861’de son görülen ve Güneş’in etrafında 415 yılda bir tur atan uzun periyotlu bir kuyruklu yıldız olan Thatcher Kuyruklu Yıldızı’nın (C/1861 G1) geride bıraktığı toz bulutundan geçmesiyle oluşur.

Küçük parçacıklar saniyede yaklaşık 49 kilometre hızla Dünya atmosferine girerken sıkışır ve havayı ısıtarak parıldayan ışık çizgilerine dönüşür.

NASA’ya göre, Perseidler gibi bol miktarda görülen yaz yağmurlarına kıyasla mütevazı olsa da, Lir meteor yağmuru 2700 yıldan fazla bir süredir gözlemleniyor ve ilk kaydedilen gözlem 687’de Çinli gökbilimciler tarafından yapıldı.

Lir meteor yağmuru, saatlik oranları kısa süreliğine artıran ara sıra yaşanan sürpriz patlamalarıyla bilinir.

https://www.forbes.com/sites/jamiecartereurope/2026/04/17/lyrid-meteor-shower-will-peak-next-week---when-to-look/


 
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Eposta adresleri
(Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
:
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc


“Kimsenin bilmediği ‘BAE’nin sırrı”

Nihal Bengisu Karaca*: İran, BAE’yi vurduğunda, teknik olarak bir Arap ülkesini mi vurmuş oluyor?

* Malesef aktaran kişi yanlış, söylenen doğru

Filistinli El-Cezire televizyon programcısı merhum gazeteci Cemal Rayyan’ın (1953-2026), 2021’de aktardığı bir istihbarat raporunun özeti bunu açıklıyor.

“Kimsenin bilmediği ‘BAE’nin sırrı”

(Gazeteci Cemal Reyyan)

Yüzölçümü 75 bin km²’yi geçmeyen, yerli nüfusu 800 bini bile bulmayan küçük bir ülke olan Birleşik Arap Emirlikleri’nin nasıl bu kadar hızlı bir kalkınma yaşadığı kimse tarafından bilinmiyor.

BAE’nin siyasi bir geçmişi, kurtuluş hareketleri, kültürel ya da düşünsel kurumları yoktur.

Acaba Şeyh Zayed ona “Yasin Suresi” mi üfledi de bir gecede imar ve kalkınma ile gelişmiş, Batı Asya’nın en hızlı büyüyen ekonomilerinden biri mi oldu?

Gerçek şu ki: “BAE projesinin” arkasında Yahudiler vardır.

Batı’daki zengin Yahudiler, Orta Doğu’da ticaret ve finansı yönetecek, “ana devletle” doğrudan ilişki kurmadan çıkarlarını koruyacak bir yerleşim kurmayı düşündüler.

1971’de, yani kuruluş yılında, Batı Emirlikleri önce altıya sonra yedi emirliğe böldü. Her birinin emiri, ordusu, polisi ve güvenlik yapısı vardır.

Abu Dabi ise toplam alanın dörtte üçünden fazlasını kapsar. Böylece güçlü bir devlet çekirdeği oluşmasının önüne geçildi.

Resmî rakamlara göre yerli nüfus 750 bin olsa bile, 200 farklı milletten yaklaşık 9 milyon yabancıyla kıyaslandığında bu ne ifade eder?

Tüm yerli halk istihbarat ve ordu olsa bile ülkelerini koruyamazlar.

BAE’ye girdiğinizde kendinizi Avrupa ya da gelişmiş Asya ülkelerinden birinde gibi hissedersiniz: düzen, profesyonellik, temizlik ve disiplin vardır.

Ancak “yerli vatandaş” bulmak zordur; havaalanından konuta kadar her şey yabancıların elindedir.

Havalimanları ve limanlardaki yoğunluk insanı hayrete düşürür.

Bu kadar karmaşık bir sistemi, düşünce ve vizyon olarak basit bir “Emirati”nin yönetmesi mümkün müdür?

BAE, özellikle Abu Dabi, dünyadaki en yüksek milyoner oranlarından birine sahiptir; yaklaşık 75 bin milyoner vardır ve bunların büyük kısmı Yahudi zenginlerdir.

Bu da büyük bir finansal birikim için güvenli bir ortam oluşturur.

Bu nedenle Muhammed bin Zayed’i İsrail’e yönlendiren kişinin Yahudi milyarder Haim Saban olması şaşırtıcı değildir.

BAE sadece gökdelenler ve ticaret değildir;

ümmete karşı bir komplo yerleşimidir.”

Soru:

BAE neden dünyada en çok silah harcayan ülkelerden biridir?

Ordusu nerede? Hangi sınırları savunuyor?

Cevap:

Bu silahlar bölge ülkelerine karşı kullanılıyor; BAE’nin ekonomik, siyasi veya güvenlik olarak müdahil olmadığı neredeyse hiçbir ülke yoktur.

Bir diğer soru:

Al Zayed ailesi tüm bu karmaşık işleri yönetecek kapasiteye sahip mi?

Neden büyük sermaye sahipleri BAE’yi doğrudan yönetmiyor?

Bu sorunun cevabını Henry Ford’un 1921 tarihli “Uluslararası Yahudi” kitabı verir:

Yahudiler dünyayı arkadan yönetmeyi tercih eder.”

Başka bir soru:

Neden yatırım için İsrail değil de BAE seçildi?

Cevap:

İsrail askeri bir cephedir, sürekli tehdit altındadır, ticari olarak bölgede kabul görmez ve istikrarsızdır.

Sonuç: “BAE, 1971’den beri bir İsrail yerleşimidir.”


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Eposta adresleri
(Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
:
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc


Olcay Uyar*: Deniz Üsteğmen SAT Komando Arif Ekmekçi Kimdir?

*Olcay Uyar <https://www.facebook.com/olcay.uyar.33?__cft__[0]=AZap4cvzevGXUWmQzG_URIjTIVMh_-4UUtVAnGu_pOWyZ0LgEnuAgdCdkhAsuDbrKcGq_rogCROE1KgT3JDLKiyoKN5Vvve4WizEpbnXB6LuvBeR3hAZ4c8gCCulJSA0bMjo4ao1_34ATDN_kGV1X9WkoJXW3DyAgw9usPg5cgCdz4OnNg1anoR1XPWpPZZuVUuK7gioTP9PLXEAd7HGEgb9&__tn__=-UC%2CP-R>*: *Deniz Üsteğmen *SAT*Komando Arif Ekmekçi Kimdir? * Emekli denizaltı komutanı 14 Şubat 1964 tarihinde Giresun’un Tirebolu ilçesinde doğan Arif Ekmekçi, Deniz Harp Okulu’ndan 1986’da mezun oldu. Arif Ekmekçi 1991’de 17. Dönem *SAT*Komando Kursu’ndan başarıyla mezun olduktan sonra ertesi yıl evlendi. 15 Nisan 1993 günü Karadeniz’de Amasra açıklarında icra edilen Deniz Kurdu-93 Tatbikatı çerçevesinde *SAT*Komandoları ikişerli olarak *TCG*Doğanay denizaltı gemisinden çıkacaklardı. Üsteğmen Arif Ekmekçi ile ekip arkadaşı eş zamanlı olarak denizaltıdan ayrıldı ancak Arif Ekmekçi satha çıkamadı. Yapılan arama-kurtarma çalışmaları da sonuçsuz kaldı. *SAT*Şehidimiz Ekmekçi’nin sadece dalış paleti bulunabildi. Aralık 2007’de Amasra açıklarında avlanan balıkçıların ağlarına içinde kemik parçaları bulunan dalgıç kıyafeti takıldı. Cesedin Arif Ekmekçi’ye ait olma ihtimaline karşı annesinden kan örneği ve yıllar önce rahmetli olmuş baba Yılmaz Ekmekçi’den (mezarı açılarak) kemik örneği alındı. 10 ay süren *DNA*testi sürecinin ardından bulunan cesedin Arif Ekmekçi’ye ait olduğu netleşti. Ağustos 2008’de Deniz Kıdemli Üsteğmen Arif Ekmekçi yapılan törenin ardından Edirnekapı Şehitliği’ne defnedildi. Arif Ekmekçi’nin adı ve hatıratı *TCG**ÜSTEĞMEN**ARİF**EKMEKÇİ*(A-575) lojistik destek gemisinde yaşatılıyor. Ruhun Şad Olsun Üsteğmenim yerlerine konulması zor *SAT*Komandom Arif Ekmekçi. Senden akıllanmayanlar hala bu işleri denemeye kalkıyorlar. Bunlar 3 Kts ile dalışta o konteynere paletli yüzerek gidilemeyeceğini bilmezler. Akıntıdan da anlamazlar. Denizaltı dibe otursa bu iş daha emniyetle yapılabilir, ancak denizaltı herhangi bir düşman gemisi tehlikesi anında dipten kalk denildiğinde hemen kalkamaz, fazladan aldığı deniz suyu ağırlığını tahliye ederek ağırlık atmalı. Pervaneyi dibe vursa, o pervane ancak havuzda değişir. Bu arada deniz bu, her türlü kaza/kırım da olabilir, ama ben *HEP**MANTIK*ve *AKIL*diyenlerdenim. - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net>  / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>

Selçuk Çevik: ŞANLIURFADAKİ OKUL BASKININDAN BAHSEDEYİM BİRAZ…

Selçuk Çevik: *ŞANLIURFADAKİ* *OKUL* *BASKININDAN* *BAHSEDEYİM* *BİRAZ*… Haberlerde bilgisi çok, akıllı insanlar konuşuyor. Okula idaresi, öğretmenler ne yapıyorlardı falan diyorlar. Silah okula nasıl sokulurmuş? Eğitim camiasının biraz içinde sayılırım. Eşim lise öğretmeni. Müdürlükte yaptı, yardımcılıkta. Bu nedenle bazı şeylerden haberdarım. Size acı şeyler söyleyebileceğim bu nedenle. Öğrenciler sıra olur sonra da sınıfça içeri alınır ya işte buraya kadar her şey normal ve bizim zamanımızdaki gibidir. Bundan sonra olanlar eğitimin şimdilerde ne kadar bozulduğunun göstergesi ve sorunuzun da cevabıdır; *1. *Öğrencinin üstünü veya çantasını arayamazsın. *YASAK*. Öğrenci bırakın okula av tüfeği sokmayı, çok namlulu roketatar soksa bile arayamadığınız için mani olamazsınız. *2. *Sarı zarfa aldırmayan bir idareciyseniz ve arayın üstlerini, çantalarını dediyseniz, bokunda boncuk olan çocukların, bokunda boncuklu tespih olan aileleri derhal *CİMER* denilen ispiyon sistemine sizi şikayet eder. O da yetmez aşiretçe okulu basar müdürü odasında vururlar. *3. *Hiç bir öğrenciyi hiç bir gerekçeyle okuldan atamazsınız. Ne kadar öğrenci kılığından uzakta biride olsa okul idaresinin okuldan öğrenci atma yetkisi yok. *4. *Dersle alakası olmayan, derste itlikten başka şey yapmayan bir öğrenciye, soruları verseniz dahi yazılıdan 1 alsa sınıfta bırakamazsınız. Fatura derhal o dersin öğretmenine kesilir ve sınıf geçirmesi için milli eğitimin katmanları tarafından uyarılır. Aynı sınıfta 100 alan öğrenci gözardı edilerek doğrudan öğretmen hedef alınır. *5. *En babası 45 bin lira emekli maaşı alacak öğretmen sınıfta otorite kurmak için hiç bir yaptırım uygulayamaz. Çünkü bokunda boncuk olan bütün öğrencilerden bir teki bile okuldaki bütün öğretmenlerden daha kıymetlidir. Öğretmenin tek silahı ve yaptırımı /*GÖRMEZDEN* *GELMEK*/'tir. Görmezden gelinen olay da idareye yansıdığında derhal soruşturma açılır. Zaten idareye yansımadan önce olay *CİMER*'e de çoktan şikayet edilmiş olur. Şimdi o av tüfeğinin okula nasıl sokulduğunu anladınız mı? - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net>  / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>

17 Nisan 2026 Cuma

Amerika Birleşik Devletleri’ne Karşı Mücadele Eden Son Büyük Kızılderili Savaşçı: Geronimo

Amerika Birleşik Devletleri’ne Karşı Mücadele Eden Son Büyük Kızılderili Savaşçı: Geronimo Geronimo, çok sayıda soydaşının kendi yüzünden öldüğü düşünceyle, 1886 yılında teslim oldu.  Mehmet Can Demir Amerika’nın keşfi, uzun zamandır kıtada yaşayan yerliler ile Avrupa’dan gelen beyaz istilacıların çatışmasını da beraberinde getirdi. Kızılderili <https://listelist.com/kizilderililer-hakkinda-bilmeniz-gerekenler/>Savaşları veya Amerikan-Kızılderili Savaşı olarak isimlendirilen savaş, 1600’lü yıllardan 1900’lü yılların ilk dönemine kadar çeşitli aralıklarla devam etti. Sonunda Kızılderili halklarının büyük acılar çektiği ve “beyaz adamın” galip geldiği bu savaş, sayısız hüzünlü hikâyeye ve unutulmaz kahramanlık öykülerine sahne olmuştu. İşte bu kahramanlık öykülerinden birinin başkahramanı Geronimo isimli Kızılderili savaşçıydı. Geronimo, hem Meksikalılarla hem de Amerika Birleşik Devletleri’ne ait kuvvetlerle amansız bir mücadeleye girişti. Yıllar boyunca süren savaşta, ölümsüz bir halk kahramanı haline gelen Geronimo, beyaz adamın en çok koktuğu “düşmanlardan” biriydi. Buna karşın Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı mücadele eden son büyük Kızılderili savaşçısı olarak tarihe geçen Geronimo, yaşamını esaret altındayken kaybetti. İşte hayranlık uyandıran kahramanlık öyküleriyle adını tarihe yazdıran büyük Kızılderili savaşçısı Geronimo hakkında bilmeniz gerekenler. Geronimo, 1829 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin New Mexico eyaletinde dünyaya geldi İlerleyen yıllarda büyük bir kahraman haline gelecek Geronimo’nun yerli dilindeki adı ise Gokhlayeh (Esneyen adam) idi. Ancak Meksikalı askerler onu Geronimo, İspanyollar ise Jerome olarak isimlendiriyordu. 8.000 kişilik bir Apaçi klanının üyesi olan Geronimo, kabile şefi olmamasına karşın tüm Kızılderililer arasında büyük bir saygı görüyordu. Oldukça yetenekli bir avcıydı. Üstelik kendi kabilesindeki en önemli şifacılardan biriydi geronimo Tüm bu özellikleri ve korkusuz yapısı Geronimo’yu önemli bir savaşçı haline getiriyordu. Bu sebeple yalnızca kendi kabilesinde değil tüm Kızılderili toplulukları içerisinde sevilen ve saygı duyulan bir isim olmayı başarmıştı. Tüm ömrü Amerikan-Kızılderili Savaşı’nın devam ettiği yıllarda geçen Geronimo yalnızca 17 yaşındayken Amerika’daki beyaz ırkın en önemli düşmanı haline geldi Meksikalı askerler tarafından gerçekleştirilen bir baskında tüm ailesini kaybetti 500 kişilik bir ordu ile Geronimo’nun yaşadığı bölgeye saldıran askerler, bu sevilen Kızılderili savaşçısının ailesinin de aralarında bulunduğu çok sayıda insanı katletti. Saldırı anında olay yerinde olmayan Geronimo, köyüne döndüğünde bu korkunç manzara ile karşılaştı. İşte bu ağır kayıp, Geronimo’nun yaşamında büyük bir değişme neden oldu. Ailesini kaybettikten sonra zorlu bir özgürlük mücadelesinin yanına şiddetli bir intikam savaşı ekledi! İz süreme, saklanma ve silah kullanma alanlarındaki ustalığı önemli zaferler elde etmesine olanak tanıyordu. Düşman karşısında elde ettiği başarılar ise onu gün geçtikçe büyüyen bir efsaneye dönüştürüyordu. Geronimo kısa bir süre sonra tüm Kızılderili topluluğunun en önemli komutanı haline gelmişti. Öyle ki ardında savaşan Kızılderililerin pek çoğu, bu büyük komutanın tanrılar tarafından kutsandığına, öldürülemez ve yakalanamaz olduğuna inanıyordu! Yıllar boyunca Meksika’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne uzanan geniş coğrafyada devam eden amansız bir gerilla savaşına liderlik etti Çoğunlukla 100 veya en fazla 200 kişiden oluşan küçük ordusuyla birlikte farklı şehirlerdeki kalabalık düşman birliklerine saldırıyor, bu saldırılarda karşı tarafa ciddi kayıplar yaşatıyordu. Kızılderililer için zafer ve özgürlük anlamına gelen Geronimo, düşman için ölümü ve tehlikeyi çağrıştırıyordu. İşte bu nedenle yalnızca Geronimo’yu ele geçirmek için yüzlerce askerden oluşan bir ekip dahi kurulmuştu geronimo Geronimo’nun kahramanlıkları, Kızılderililer arasında büyük bir memnuniyetle karşılansa da bu cesur savaşçının eylemlerinden rahatsız olan yerliler de vardı Çünkü iki taraf arasındaki kanlı mücadele, neredeyse Geronimo ile onu yakalamak isteyen yetkililer arasında süren kişisel bir mesele haline gelmişti geronimo Üstelik Geronimo efsanesi Amerikalı ve Meksikalı silahlı unsuların Kızılderili köylerine her gün yeni bir saldırı düzenlemesine neden oluyor, bu saldırılarda çok sayıda Kızılderili hayatını kaybediyordu. Chiricahua kabilesinin şefi ve aynı zamanda Geronimo’nun kayınpederi olan Cochise, 1872 yılında Amerikalı yetkililerle bir anlaşma imzaladı geronimo Anlaşma, savaşın sona erdirilmesini ve Kızılderili toplulukların yeni bir yerleşim yerine yerleştirilmesini içeriyordu. Elbette bu anlaşma Geronimo tarafından pek de hoş karşılanmadı. Büyük Kızılderili savaşçısı, savaşı sürdürmekte kararlıydı. 1877 yılındaki bir çatışmada yakalandı ve esir düştü! geronimo 4 yıl boyunca esaret altında yaşayan Geronimo, birkaç başarısız kaçma girişiminin ardından nihayet 1881 yılında özgürlüğüne kavuşabildi. Takip eden süreçte, sadık yoldaşlarıyla birlikte savaşmaya devam etti. Ancak soydaşlarının kendi yüzünden öldüğüne dair düşüncesi, Amerika’ya karşı mücadele eden son büyük Kızılderili savaşçısının pes etmesine neden olacaktı… 1886 yılında Amerikalı yetkililere teslim olan Geronimo, ABD’nin Oklahoma eyaletindeki Fort Sill isimli bölgeye gönderildi ve burada hapsedildi geronimo Kızılderili kabileleri arasında bir efsane haline gelen büyük savaşçının esaret altındaki günleri de bu şekilde başlamış oldu. Geronimo, kalan ömrünü bir tutsak olarak geçirdi… 1909 yılında, 23 yıllık esaretin ardından hayatını kaybetti geronimo ABD’ye karşı mücadele eden son büyük Kızılderili savaşçısının yaşamı ve kahramanlıkları hakkında ortaya atılan farklı görüşler var geronimo Kimilerine göre Geronimo’nun tarihteki en önemli Kızılderili savaşçılarından biri olduğu su götürmez bir gerçek. Ancak bazı insanlar onu gözü intikamdan başka bir şey görmeyen inatçı, sorumsuz ve tehlikeli bir adam olarak tanımlıyor.

Menzil Tarikatı; Gavs Kimdir? Nasıl Çalışırlar? Mal Varlıkları Nedir?

Menzil Tarikatı; Gavs Kimdir? Nasıl Çalışırlar? Mal Varlıkları Nedir? Yorgo Angelopoulos <https://yorgoangelopoulos.medium.com/?source=post_page---byline--f4f306ab7590---------------------------------------> 30, 2020 Menzil Tarikatı Raşit Erol zamanında duyulmaya başlamış Nakşibendiliğin kollarından birisidir. Raşit Erol suikaste kurban gidince yerine kardeşi Abdulbaki Erol geçti(up). Görüldüğü gibi Raşit Erol zamanında derme çatma bir yerdi Menzil. (Fevzettin Erol olayına sonra geleceğiz) Bir müridin Menzil Tarikatı’na bağlanması için öncelikle şeyhten tövbe alması gerekir. Fotoğrafta şeyhin tuttuğu ipe tutunan müridler şeyhin söylediklerini tekrar ederek 1. aşamayı geçer, 2. aşama “Tövbe Adabı”nda yazan talimatları yerine getirmektir. Menzil’de camide konaklarsınız, sabah-akşam çorbanız ücretsizdir. Menzil’deki alışveriş yerleri Şeyhe aittir, fiyatlar 2 katıdır. Menzilde bütün işleri sofiler yapar, buna “hizmet” denir; Şeyhin: bağını,bahçesini, tarlasını, inşaatını sofiler yapar ve sevap kazanırlar Dergah dediğimiz yerler 5–10 yıl öncesine kadar müridlerin bulunduğu yerlerde bodrum katı ya da evlerde toplandıkları yerlerdi. Bugün buralar genelde lüks mekanlar ve ana merkezler olan “Semerkand Kültür Merkez”lerine bağlıdırlar. Dergahlar aynı zamanda vergisiz ticaret merkezleridir. Her dergahın içinde bir market vardır ve bu marketlerde genelde duyulmayan, sofilere özel ürünler satılır. Aynı zamanda Semerkand adı altındaki dergi ve kitaplarını buradan dağıtırlar. Menzil Tarikatı Akp kuruluşundan beri onlara destek vermiştir. Görseldeki tweet pro-menzil hesabından paylaşılmıştır, bir nevi başbakanlık özel hesabı gibi. Zaten Ahmet Davutoğlu’nun ziyareti her şeyi açıklıyor. Menzil Tarikatı’nın kendisine ait hastahanesi vardır ve açılışını açılış seven bir isim yapmıştır. EM-SEY yani “Emret Seydam” Seyda Menzil Şeyhinin diğer ünvanlarından birisidir. Twitter’da sürekli dolaşan “Menzil şeyhine kul, köle, köpek olmak farzdır” diyen bu şahıs Raşit Erol’un oğlu, şimdiki Menzil Şeyhinin yeğeni Fevzeddin Erol’dur. (Fevzeddin Erol olayı Ergenekon’a kadar gidiyor, sonra paylaşacağım) Eskiden Menzil Şeyhinin kerametleri dilden dile yayılırdı, artık Semerkand TV’den her eve naklen keramet yayını yapıyorlar. Bu ve benzeri binlerce deli saçması şeye sofiler tapıyor. *Menzil Tarikatı Şeyhinin tövbe verme ayini.* Menzil Şeyhinin en büyük oğlu, ondan sonraki Menzil Şeyhi Muhammed Saki Erol’un demokrasi, laiklik hakkındaki mütavazı görüşleri. Not: Hz. Hüseyin’in soyundan geldiklerini iddia ettikleri için Elhuseyni soyadını/lakabını kullanırlar. Menzil Tarikatı’nın zengin müridleri ve oğul/torunları GVS(gavs) plaka araçlar kullanır. Sağlık Bakanlığı’da Menzilcilerin yuvası olduğu için bu tarz uçaklar görmek sıradan sayılıyor. *“Devlete götünü dayamak”* teriminin yerini “Tarikata gir seni devlete sokar” olarak değişmiştir. Menzil tarikatı öncelikle belediye başkanları emniyet mensupları ve diğer dairelerin amir/memurlarıyla irtibata geçip onları tarikata katar. Sonrasında sofiler devlet kademelerine … Menzil Şeyhi’nin 3 milyon TL’lik aracına laf edenlere “Şerefsizler” diyen Cübbeli de Menzil’in büyüme hızını görüp ittifak kuranlardan. Menzil Şeyhi’nin amcasının oğlu Abdulhalim El Hüseyni’ye ait kebapçı, akaryakıt istasyonu ve alışveriş sitesi. Menzil Tarikatı ailesinin el atmadıgı sektör neredeyse yok gibi. Şeyhin büyük oğlu @HasemiErol <https://twitter.com/HasemiErol> ‘un ortağı olduğu SEM Diamond. Gökcek’in kanalında programa bile çıkarmışlar firmayı. * Firma ilk kurulduğunda adı Macha Diamond. Sonradan isim değiştirip Sem oluyor. Menzil Tarikatı’nın isteyipte elde edemeyeceği bir şey yok gibi. ‘Semerkand Bilim ve Medeniyet Üniversitesi’ kurulması için 18 Mayıs’ta Menzilcilere özel KHK bile çıkarıldı. Diyelim zenginsiniz ve Menzil köyüne gittiniz; toplu şekilde camide yatmanız gerekiyor ama siz ZENGİNSİNİZ. İşte Menzil Ailesi sizi düşünüp köye yürüme mesafesinde ve fakirlerin giremeyeceği kadar pahalı bir proje hazırlamış. Çekirdekten yetişme Menzilci Yeni Şafak yazarı Serdar Tuncer’in bir Tv programında mercedese binen şeyhini peygamberlere benzetip savunması. Koca koca adamlar menzil şeyhinin entarisini öpüyor küçücük çocuklar da şeyhi öven kürtçe, Türkçe ilahiler söylüyor. Bir millet işte böyle böyle köleleştiriliyor! Raşit Erol öldükten sonra yerine kardeşi Abdulbaki Erol (şu an ki şeyh) geçer ama Raşit Erol’un oğlu Fevzeddin Erol kabul etmez. Sonradan o da kabullenir ama Eskişehir’de bir çiftlik alıp orasını mesken tutar kendisine. Köy ilk zamanlar bu şekilde. Menzil’de olduğu gibi sofiler tarlaları ekiyor biçiyor falan ufak ufak yerleşiyorlar. Bunlar da 2011 yılında çekilmiş fotoğraflar. Fotoğrafta görünen ev Fevzeddin Erol’un fakirhanesi. Her ne kadar Menzil şeyhi olamamışsa da sofiler üzerinde baya etkilidir. Tansu Çiller’den hediye olarak silah almışlığı da vardır. Org. Bilgin Balanlı’ya Balyoz kumpasında çiftliği bombalayacak diye düzmece dosyalar hazırlandı. Balanlı 3 yıl tutuklu kaldı, Fevzeddin Erol imparatorluğunu daha da büyüttü. *Köyün en son görüntülerinden biri:* *Menzil ailesinin vazgeçilmezi olan son model araç dibinde el öptürme ayini. Yer Yozgat’ın bir köyü.* Menzil Tarikatı’nın “Hizmet Nimettir” felsefesi. Hizmetin büyüğü küçüğü yoktur, amele gibi çalışın yeter. Bu ve benzeri depolar her ilde vardır. Menzil şirketleri bu depolara ürünleri gönderir, gelen ürünler dergahlara buradan dağıtılır. Videoda hizmet aşkıyla yanan sofileri görmektesiniz. Not: Dağıtım ücreti, işçilik ücreti, dükkan ücreti, vergi levhası, vergi yok. SemBilet nedir diye bir araştırayım dedim sahipleri yine Menzil Şeyhi’nin çocukları çıktı. Eski ortaklardanmış. Şimdiki sahibi Menzilci iş adamlarının topluluğu olan TUMSİD’ın yönetim kurulu başkanı. Bu ve daha niceleri. Şimdi anladınız mı Türkiye’nin içinde bulunduğu durumun ne kadar vahim olduğunu? Şimdi anladınız mı ülkenin hangi düşman tarafından ele geçirildiğini? Anlamadıysanız çok yakında anlayacaksınız. Emin olabilirsiniz… Ve daha bugün, Tarih 30.11.2020. Covid-19 testleri için, 144 milyon TL ödenen Hastane Menzil Tarikatının hastanesi çıktı… Soru şu: Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Sağlık Bakanı olmadan önce hangi cemaatin içinden gelmişti? Söylenecek çok şey var, hem de çok. Show yapmak için İsveç’e sağlık bakanlığının uçağını gönderip, covidli diye hasta aldırmalar, yoğun bakım sırası bekleyen 1,5 yaşındaki çocuğun hastane koridorlarında ölmesi, daha bugün SMA Hastası bir annenin: Oğlum ölüyor, ben burada otururum da, yatarım da! Polis: Demagoji yapma, burası normal bir yer değil, Sağlık Bakanlığı. Başkentin göbeğindesin.” demesi… Yazmakla bitmeyecek kadar çok olan biten. Her zaman dediklerimi tekrar ederek yazıyı bitirelim: Bu zihniyet bugün iktidarı bırakıp gitse, ertesi günü CIA Türkiye’ye gelse, bu ilişkileri açığa çıkarması 50 yılı alır. Ülkenin durumu budur. Son 18 yılda yaşadıklarımızı senaryo haline getirip Hollywood’a götürüp Steven Spielberg’e okutsanız, daha ilk sayfada “Hasss… ulan biz bile bu kadarını hayal edemedik” der, elindeki senaryoyla bizi evire çevire döver kapı önüne koyar… Son söz: Her fırsatta Atatürk’ün, “Türkiye Cumhuriyeti Şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz” sözünü paylaşan kardeşim, üzgünüm… Bu günün Türkiye’si tamamen Tarikatlar devleti olmuştur. Geçmiş olsun… *Yorgo Angelopoulos* <https://twitter.com/yrgangelopulos> - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net>  / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>

Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin: Tarikatlarla protokol yapmaya devam edeceğiz.

 Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin: Tarikatlarla protokol yapmaya devam edeceğiz.

https://t.me/buzznews_tr/15829




- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Eposta adresleri
(Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
:
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc


ABD ordusunun Suriye'deki 12 yıllık askeri varlığı tamamen sona erdi.

ABD ordusunun Suriye'deki 12 yıllık askeri varlığı tamamen sona erdi. Son askeri konvoy da bugün ülkeyi terk ederek tüm askeri üsleri Suriye hükumetine devretti. <https://t.me/ww3media/86868> - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net>  / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>