İlay Aksoy: MI7 Propaganda Yöntemleri Yine Devrede!
3 Eyl 2026 Tarihli Youtube yayınının özetidir.
https://www.youtube.com/watch?v=75jOI75F72k
Herkese merhabalar.
Birkaç gündür neden yayın yapamadığımı özelden ve yorumlarda soran tüm dostlarımıza teşekkür ediyorum. Bu süreyi açıkçası araştırmaya ayırdım.
Doğrusu, bu ihanet yasası ve muhalefetin olmaması beni o kadar rahatsız ediyor ki, biraz daha farklı açılardan tam olarak ne yaşadığımızı anlamak için tarihe dönerek bu süreci araştırmak istedim.
Bu nedenle bugün, Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerin kurduğu ve günümüzde de esas olarak psikolojik savaş yöntemleri şeklinde kullanılan MI7 propaganda birimini biraz inceledim. Bulduklarımı da sizlerle paylaşmak istiyorum.
Aynı zamanda bugün aynı yöntemlerin Türkiye’ye karşı nasıl kullanıldığını da anlatmak istiyorum. Bunları anlatırken, “Neden iktidar ve muhalif kanallar sanki hep aynı konuyu işliyor?” sorusuna da cevap vermiş olacağız.
Biliyorsunuz, bu ihanet yasası 10 Ağustos tarihinde imzalandı.
10 Ağustos’un Sembolik Anlamı
Tam 10-Ağustos-1920’de Osmanlı hükümetinin adeta kendisini emperyalistlere teslim ettiği günün 106 yıl sonrasında, yeniden, emperyalistlerin Türk devletini ortadan kaldırmak için yetiştirdiği teröristlere af getiren bir yasanın Meclis’te onaylandığını görüyoruz.
Bu yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanmasının son derece önemli ve sembolik bir anlamı var.
Zira Sevr Antlaşması hükümet tarafından imzalanmış olsa da dönemin Meclisi tarafından onaylanmamıştı.
Böylece, bu yasayı kimler tasarladıysa —ki bu çok önemli bir soru hâline gelmeye başladı— aynı tarihte ihanet yasasını Meclis’e getirerek, 106 yıl sonra aynı Meclis’te bu yasayı onaylattırmış oldular.
Yani arka arkaya bir dizi gelişmenin, pürüzsüz bir şekilde ülkemize ve devletimize karşı emperyalistler tarafından yürürlüğe konulduğunu görüyoruz.
Bu yasa, tıpkı Sevr Antlaşması gibi, yürürlüğe girmiş durumda. Ancak hayata geçerse Türkiye’nin kaderinin tamamen değişeceğini başından söylemem gerekiyor.
İşte o yüzden, bu yasanın AKP'nin 24 yıllık iktidarından sonra neden özellikle bu dönemde önümüze geldiğine bakmamız lazım.
Bununla birlikte, şu anda yasa sonrasında medyada yapılan tüm paylaşımların esas olarak İngilizlerin Osmanlı’ya karşı MI7 aracılığıyla yürüttüğü propaganda unsurlarıyla birebir örtüştüğünü de görmemiz gerekiyor.
Peki, bu bilgilere sahip olmamız neden önemli?
Çünkü bu ihanet yasasına karşı halkın tepkisi o kadar büyüyor ki emperyalistler bu süreçte istediklerini gerçekleştiremeyebilirler.
Bu nedenle, daha anlaşılır olmak adına, konuyu başlıklar altında aktarmaya çalışacağım.
1. Neden 24 Yıl Sonra Bu Yasa Şimdi Önümüze Getirildi?
Bunun birinci nedeni, Türkiye’nin özellikle ekonomik durumu ve emperyalistlerin siyasetçiler üzerindeki gücünün, Osmanlı’nın son dönemiyle muazzam bir benzerlik taşımasıdır.
Ekonomik olarak kesinlikle sağlıklı bir durumda değiliz. Siyasetçilerimiz de ortada.
Bu durum bizi oldukça kırılgan hâle getiriyor.
İçeride üretim çok ciddi anlamda kısıtlandı. Tarımda yaşanan çok büyük sorunlar nedeniyle kendi kendine yetemez hâle geldik. En fazla mesleği bırakan insan gruplarından biri de çiftçiler oldu.
AKP iktidarında sadece kendi kendimize yeten bir toplum olmaktan çıkmadık.
Artık toprağı bilen, çiftçilik yapabilen ve çiftçilik yapmak isteyen nesiller de gelmiyor.
Dolayısıyla verimli topraklarımızı terk ediyor ve satışa çıkarabiliyoruz. Özellikle tarla vasfını taşıyan araziler çok kolay satılıyor ve elden çıkarılıyor.
İkinci neden, siyasette aktif rol alan siyasetçilerin sürece engel olmayacak şekilde dizayn edilmiş olmasıdır.
Üçüncü neden ise içeride barınan milyonlarca yabancının bulunmasıdır. Birçoğuna üstelik vatandaşlık da verildi.
Eğer istenilen yapılmazsa, tıpkı Ocak ayında İran’da yapıldığı gibi, dış koordinasyonlarla ayaklanmalar çıkarılması istenebilir.
Dolayısıyla böyle bir tehdit de var.
2. MI7 Nedir ve Nasıl Çalışıyordu?
Şimdi gelelim MI7’nin ne olduğuna, nasıl çalıştığına ve neler yaptığına.
MI7, Mart 1916’da İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olarak kurulmuş bir propaganda birimiydi.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra feshedilmedi; İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na devredildi ve daha sonra, tabii ki BBC üzerinden de faaliyetleri devam etti.
MI7’nin görevi, savaş sürecinde İngilizlerin ve müttefiklerinin basınla olan ilişkilerini yürütmek, sansür ve propaganda faaliyetleri gerçekleştirmek ve Birinci Dünya Savaşı’nda askerî propaganda yürütmekti.
Bununla birlikte, özellikle Osmanlı’ya karşı Mısır, Mezopotamya ve Filistin’de ayrı propaganda kampanyaları yürütüldü.
Bunu yaparken İngiliz hükümetinin ürettiği ve yaymak istediği tüm propagandaların Ticaret Bakanlığı, Eğitim Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı üzerinden kendi halkına da servis edilmesini sağladılar.
Şimdi Türkiye’ye baktığımızda, bugün tam da bu yasanın çıkarıldığı dönemde Eğitim Bakanlığı’nın Kurtuluş Savaşı’nın “Millî Mücadele” olarak adlandırılmasını istediğini ve eğitimde millî şuur ile tarihimizin oldukça azaltıldığını da görüyoruz.
Yandaş eğitim sendikalarının da çok güçlendiğini görüyoruz.
Açıkçası, 1918’e kadar yalnızca servis edilen manşet haberlerin sayısı 41.891’di. Buna ek yazılar, propaganda broşürleri ve benzeri materyaller dâhil değildi.
Bu bilgiler rutin olarak İngiltere, Fransa ve Selanik’teki genel merkezlere gönderiliyor ve oradan da yayılıyordu.
Elde edilen bilgiler, özellikle yazılmış haberler, farklı dillere tercüme edilerek tüm müttefiklerin haber temsilcilerine günlük, haftalık ve aylık yayınlar şeklinde önceden servis ediliyordu.
Yani her şey tamamen İngiliz merkezli olarak kontrol ediliyor, dizayn ediliyor, yazılıyor ve herkese gönderiliyordu.
Yapılan haberler 55 ana başlık ve 1.200 alt başlık altında üretiliyordu.
Bu başlıklar, askerlere motivasyon vermekten savaş kazanıldıktan sonra barınma ve gıda bulma sorunlarının nasıl çözüleceğine kadar uzanan propaganda içeriklerinden oluşuyordu.
1917-ile-1918 arasında rehin alınmış askerlerin mektupları manipüle edilerek 594.000 kez basılmış, 90.000 kez tekrarlanmış ve 85.000 büyük sahte mektup postere dönüştürülerek halkın görebileceği yerlere asılmıştı.
888.200 el broşürü dağıtılmış ve haftalık yayımlanan 50 dergiden 250.000 kopya üretilip dağıtılmıştı.
3. Propagandanın İki Yönü
Bakın, bunlar savaş zamanında yapılıyor.
İngilizler iki koldan propaganda yürüttü.
Birinci kol kendi kamuoylarına ve müttefiklerinin kamuoylarına yönelikti.
İkinci kol ise Alman ve Osmanlı halkına yönelikti.
Bunu uçaklardan broşürler atarak gerçekleştirmeye çalışıyorlardı.
Yürütülen propaganda o kadar başarılı olmaya başlamıştı ki Alman hükümeti uçaklarla bilgi dağıtmayı savaş suçu ilan etti.
Aralık 1917’de iki İngiliz pilotu yakalanarak askerî mahkemede yargılandı ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Bu olaydan sonra İngilizler uçak kullanmayı bıraktı ve balonlarla propaganda dağıtmaya başladılar.
Aralık 1917-ile-1918 arasında 1.694 balon kullanılarak Almanya ve Osmanlı topraklarına 25.986.000 propaganda malzemesi gönderildi.
4. Aynı Haber, İki Farklı Görüş Gibi Sunulabilir mi?
Şimdi yapılan yayınlarda iki çok önemli detay var.
Birincisi, aynı haber her zaman iki farklı şekilde servis edilmişti.
Bir taraf destek verirken, diğer taraf sanki karşı duruş sergiliyormuş gibi yazıyordu. Ancak özünde ikisi de aynı fikri savunuyordu.
İşte Yeni Parti’nin evet veya hayır diyenlerinin yürüttüğü kurgu tam da budur.
Yoksa yasaya hayır diyenler niye partiden ayrılmadı, niye itiraz etmedi? Hâlâ partide duruyorlar.
Dolayısıyla bunun da aynı kurgunun bir parçası olduğunu düşünüyorum.
Diğer çok önemli detay ise İngilizlerin Osmanlı’yı parçalamak için, özellikle Osmanlı ordusunu bölmek ve karşı isyanları başlatmak amacıyla Mısır, Mezopotamya ve Filistin üzerine özel bir propaganda çalışması yürütmüş olmasıdır.
Sadece bu iş için özel bir birim kurdular.
Osmanlı askerlerine, savaşmalarının ve direnmenin sonuç vermeyeceğini, çaresiz olduklarını hissettirmek istediler.
Nasıl bugün biz, seçmen olarak çaresiz hissediyoruz?
Askerlerin teslim olmaları veya orduyu terk etmeleri için de teşvik edildiler.
İngilizlerin Osmanlı rehinelerine iyi baktığı, onlara işkence yapılmadığı ve firar ettikleri takdirde İngiliz ordusunun onlara iyi davranacağı yönünde propaganda yapıldı.
5. Araplar Üzerinden Yürütülen Propaganda
Özellikle Araplar üzerine yürüttükleri politikada, Arapların Osmanlı ordusuna olan bağlılığını kesmeye çalıştılar.
Bunun için özel bir birim kuruldu.
İngilizler özellikle Arapların Osmanlı’ya karşı bağlılığını ve sadakatini koparmaya çalıştı.
O dönemde sık sık şu propaganda vurgulandı: Arapların kendi çıkarları ve menfaatleri için değil, Türkler ve Almanlar için çalıştıkları ve öldükleri söylendi.
MI7’den kısmen bağımsız olan ve sırf Arapların Osmanlı’ya karşı ayaklanmasını sağlamak amacıyla Mısır’da bir Arap bürosu kurulmuştu.
Öte yandan İngilizler, Osmanlı ve Almanları da birbirine düşürmeye çalıştı.
Bakın, bu da çok önemli.
Burada özellikle kullanılan argümanlar arasında, Almanya’nın Osmanlı askerlerini Alman stratejik çıkarları için kullanmaya çalıştığı, Osmanlı hükümetinin Berlin için halkını feda ettiği veya Müslümanların ve Arapların Almanya’nın çıkarları için savaştıkları vurgulanıyordu.
Osmanlı’nın cephede yaşadığı yenilgiler, gıda eksikliği, kayıplar ve ekonomik sıkıntılar da hep onu yıpratmak amacıyla karşı propaganda malzemesi olarak kullanıldı.
Bu mesajların Türkçe ve Arapça basın aracılığıyla ve el broşürleri üzerinden yayılması sağlandı.
6. Okuma Yazma Oranının Düşüklüğü ve Görsel Propaganda
Okuma yazma oranı çok düşük olduğundan, o dönemde İngilizler özellikle görsel olarak hazırlanmış basılı malzemelere de büyük önem verdiler.
Bu yüzden kurdukları MI7 kadrosunda çok sayıda ressam da vardı.
İngilizler özellikle Arapları Osmanlı’ya karşı isyan ettirmeye çalışırken kullandıkları argümanlarda, bugün bu ihanet yasasıyla birlikte ortaya atılan argümanlarla neredeyse birebir örtüşen söylemler kullandılar.
Türklerin Arapları kullandığı, Türklerin Arapları eşit görmediği, haklarını yediği ve özlerini inkâr ettiği sürekli söylendi.
Bağımsızlık ve kendi kaderlerini yönetmenin onların en doğal hakkı olduğu İngilizler tarafından Araplara anlatıldı.
Müslüman Osmanlı’nın, Hristiyan olan Almanya için Müslümanları feda ettiği ve onların ölmesini istediği de sürekli vurgulandı.
Öte yandan Osmanlı’nın Kasım 1914’te cihat ilan etmesi üzerine İngilizler, özellikle Hindistan, Mısır ve Sudan gibi yerlerde kendilerine karşı ayaklanmalar olmaması için yoğun bir propaganda yürüttü.
İngilizler, Osmanlı’ya karşı savaştıklarını, İslam’a karşı savaşmadıklarını özellikle izah etmeye çalıştılar.
Mısır’da kurulan bu Arap bürosu tamamen Osmanlı ordusunda bulunan Arap askerlere ve esir düşmüş Araplara yönelik propaganda yürütmekteydi.
Çünkü silahlı insanların isyan etmesini istiyorlardı.
İngilizler Araplara, Arap bağımsızlığını ve Arapların birlik olması gerektiğini savunuyordu.
Osmanlı’ya karşı Arap ayaklanmasını da bu argümanlarla teşvik etti ve kışkırttı demek daha yerinde olur.
Yani MI7 ve sonradan kurulan bu Arap bürosu, Araplara karşı çok yoğun bir psikolojik harp yürüttü.
7. Bugünkü Türkiye’de Benzer Bir Psikolojik Savaş Yürütülüyor mu?
Şimdi gelelim bugünkü duruma.
Sistematik bir şekilde, AKP'nin iktidara geldiği günden beri bize karşı çok ciddi bir itibarsızlaştırma ve kutuplaşma siyaseti yürütüldüğünü düşünüyorum.
Bunu başta kadınlar üzerinden gördük, mezhepler üzerinden gördük, doktorlar ve hastalar arasında gördük, öğretmenler ve öğrenciler arasında gördük.
Orduya karşı yapılan uygulamalarda gördük.
Din üzerinden zaten fazlasıyla gördük.
Ülkemize getirilen milyonlarca yabancının ileride toplumda çok büyük sorunlara yol açacağını söyleyerek buna karşı çıkan insanlar üzerinden de gördük.
Ki ben şahsen geçen hafta, Özgür-Der’in hakkımda Esad ajanı olduğuma dair yaptığı bir şikâyet nedeniyle ifade vermeye gittim.
Ve tabii ki şimdi, yıllardır süren Kürt-Türk kutuplaşması üzerinden de görüyoruz.
Tam da bu süreçte, “Kürtler PKK'lıdır” ve “Bu ihanet yasasına karşı çıkanlar barışa karşı çıkıyor” algısının yürütüldüğünü de görüyoruz.
Burada iktidar ve muhalefet arasında, tam da İngilizlerin yaptığı gibi, farklı görüşlerde görünüp esasında aynı merkeze ve aynı düşünce yapısına hizmet eden taraflar olduğunu görüyoruz.
8. İktidar ve Muhalefetin Aynı Kurgunun Parçası Olduğu İddiası
Bunu en son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gördük.
Meral Akşener’in masadan kalkması, Kılıçdaroğlu’nun kazanması en düşük ihtimalli aday olmasına rağmen kendisinin aday gösterilmesi konusundaki ısrarı, halkta hiçbir karşılığı olmamasına rağmen Gelecek ve DEVA Partileri gibi partilere olağanüstü milletvekili sayıları verilmesi ve Ümit Özdağ’ın aday gösterdiği Sinan Oğan’ın büyük ihaneti olarak gördüğüm gelişmeler toplumda çok büyük travmalar yarattı.
Bu yaşanan bütün olaylar dönüp AKP'nin kazanmasına da neden oldu.
Dolayısıyla bu kurguyu her aşamada görmemiz lazım.
İktidar toplumu germe, bölme ve itibarsızlaştırma görevini üstlenirken, muhalefet ise aciz bir politika yürüterek çaresizliği halka resmen ezberletiyor.
Bakın, bunu hafife almayın.
Tüm çıkış yollarını da kapatıyor.
9. Emanet Oylar ve “Kent Uzlaşısı”
Şimdi sürecin bu noktaya gelmesi için muhalefetin oynadığı başka çok önemli bir rol var.
O da her seçimde HDP, DEM veya hangi harf kombinasyonu olursa olsun, “baraj altında kalmasın, oylar AKP'ye gitmesin” diye bu bölücü ve siyonist aparatlar için kendi milletvekili sayılarını düşürerek kendi seçmenlerinden onlara emanet oy vermelerini istemeleriydi.
Böylece kendi milletvekili sayıları daha yüksek çıkabilecekken düşük kaldı ve terörist sevicileri Meclis’e girebildi.
Ve o terörist seviciler, emanet oylarla sanki kendi oylarıymış gibi, yerelde özellikle İstanbul’da “Kent Uzlaşısı” adı altında belediye başkanlığı pazarlığı yaptılar.
İnanılmaz basit ama son derece başarılı bir toplum mühendisliği yürütüldü.
Görüyorsunuz, propaganda toplum mühendisliğinde ne kadar önemli bir yere sahip.
10. Toplumun Umutsuzlaştırılması
İşte bugün CHP'nin bölünmesi, bölünüp de ikisinin esasında evet oyu vermesi, ikisinin aynı anda farklı kollardan hareket etmesi sadece oyları bölmedi.
İkisinin de aynı anda PKK'yı meşrulaştırmak için bir kurgu ve çaba içinde olduğunu gördük.
“Her Kürt PKK'lı değildir” şeklinde özelden veya Kılıçdaroğlu’ndan bir itiraz duydunuz mu?
Hayır, duymadınız.
Bölücü söylemlere itiraz ettiklerini duydunuz mu?
Hayır, duymadık.
Olmaz.
Çünkü her ikisinin de aynı merkezden kontrol edildiğini ve aynı merkeze hizmet ettiğini düşünüyorum.
Özellikle son derece seviyesiz, aile değerlerini ve ahlaki yapıyı yozlaştıran kadın programlarının ve Türk toplumunu son derece geri zekâlı veya tamamen umutsuz gösteren sokak röportajlarının da bu psikolojik harbin çok önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum.
Yani şunu söylemeye çalışıyorum:
Bu süreç içinde bize karşı yürütülen toplum mühendisliğinde muhalefet ve iktidar bir bütün hâline geliyor ve bütün yayın organları da esas olarak bizim kendi hakkımızda olumsuz düşünmemizi sağlamaya çalışıyor.
Bu nedenle sıklıkla iki ifadeyi duyuyoruz:
“Hadi bunlara oy vermeyeyim de kime vereyim?”
Bir de:
“Bu halka müstahak.”
Sanki başka bir halktan söz ediyorlar.
Bu, çok bilinçli şekilde bize karşı yürütülen bir psikolojik savaştır.
Emperyalistler bizim değer verecek bir toplum olmadığımıza; ırkçı, faşist, tembel ve aptal olduğumuza, Kürtlerle sorunumuz bulunduğuna inanmamızı ve bunları ezberlememizi istiyorlar.
Daha da ötesinde, yarın aynı kurgunun bu sefer Türkiye’de tekrar yaşanması için yurt dışından getirilen Araplar üzerinden yapılmaya çalışılacağını düşünüyorum.
11. Güneydoğu’da Çaresizlik ve Kutuplaşma
Bu ihanet yasasının geçmesi için de özellikle Güneydoğu’da çaresizlik ve eş zamanlı kutuplaşma planları yapıldı.
Bu uzun yıllardır yapılıyor.
Ama nasıl yapılıyor?
Bu da kayyumlar üzerinden yapılıyor.
HDP veya DEM, artık hangi harf kombinasyonunu isterseniz, görevden alınacaklarını bildikleri sorunlu adayları koyup kazandıktan sonra belediyeleri kayyumlar üzerinden AKP'ye teslim etti.
Şimdi bu iki yönlü çalışıyor.
Çünkü AKP belediyeyi alıyor.
Karşılığında da DEM, beş yıl boyunca mağduriyet siyaseti yürütebiliyor.
DEM ise toplumda mağdur gösterilip haklarının yenildiği yönünde bir altyapı oluşturabiliyor.
Böylece bölgede “Kürtlerin hakları yeniliyor, temsiliyetleri engelleniyor, iradelerine saygı gösterilmiyor” argümanlarını beş yıl boyunca tepe tepe kullanabiliyorlar.
Yoksa her seçimde bile bile neden sorunlu aday koysunlar diye sormak lazım, değil mi?
Hiç mi düzgün aday yok?
12. Öcalan’ın Kahramanlaştırılması İddiası
Şimdi tüm bunlar olurken bir de Öcalan’ın bir halk kahramanı gibi gösterilmesi yönünde bir çaba var.
Ancak bunun da tutmayacağını düşünüyorum.
Çünkü Güneydoğu’da Öcalan’ın karşılığı olmadığını düşünüyorum.
Şimdi emperyalistler bir başka argümanı daha devreye koymaya başladı.
Hani şu Lozan’ın gizli maddeleri iddiası gibi bir şey var ya; onu da terörist Öcalan’ın avukatı Ahmet Zeki Okçuoğlu tarafından servis edilmeye başlandı.
Önce size bu şahsın iddiasını bir dinleteyim.
13. “Türk Diye Bir Kavim Hiçbir Zaman Var Olmadı” İddiası
“Batı dünyasının bir icadıdır.
Tarihte Türk diye bir kavim hiçbir zaman var olmamıştır. Orta Asya’da Türk diye bir kavim yoktur.
Türkilerden söz ederler ki onun Türklükle hiçbir alakası yoktur.
Eğer kısmet olursa bir programımızı Tukiler üzerinde yapmak isterim. Bu konuyu, Çin kaynaklarında ismi zikredilen toplulukların kimler olduğu ve bunların asıllarının Türkler tarafından nasıl tarif edildiği hakkında Türk kaynaklarından istifade ederek ele almak isterim.
Şimdi Türklerin bir tarihi yoktur. Türklerin tarihi Tanzimat’la başlar.
Onun ötesinde Türk diye bir kavim tarihte var ama Türkmen vardır.
Biraz sonra o konuyu bütünüyle ele alacağız.
Onun dışında Orta Asya’da Türk diye bir kavim hiçbir zaman var olmamıştır.
Türkmenler mesela, dediğim gibi, Türkmenler vardır. Türkmen İslamı, bir de Uygur Türk Türkmenleri...
Onun dışında bir Türk milleti, Türk kavmi, Türk ırkı mevcut değildir.”
Gördüğünüz gibi, bu şahsa göre Türk diye bir şey yokmuş. Türklerin tarihi de yokmuş. Türkmenler aslında Kürtmüş. Türk kimliği veya soyu Batı’nın uydurmasıymış.
Yani Allah bize gerçekten sabır versin, derim.
14. Yasanın Toplumdaki Tepkisi ve Dikkat Dağıtma Stratejisi
Evet.
Şimdi son olarak, bu yasa toplumda çok ciddi bir tepkiye neden oluyor.
Bunu bizden daha fazla iktidar görüyor.
O yüzden konuyu biraz dağıtması lazım.
Halkın dikkatini başka yöne vermesi gerekiyor ki süreç biraz soğusun ve tekrar devam etsin.
İşte burada yeniden MI7’nin taktiğinin devreye girdiğini görüyoruz.
Almanların ve Osmanlı’nın kullandığı argümanları alıp nasıl kendi toplumlarına karşı kullanmaya çalıştıysa, İngilizler bugün de aynı şeyi birebir yapıyor.
15. “Yanlış Yapan Kim Varsa Gözünün Yaşına Bakmıyoruz” Söylemi
Şimdi son zamanlarda ne deniliyor?
Hep, “Operasyonlar CHP belediyelerine veya muhaliflere karşı yapılıyor” deniliyor.
Değil mi?
İşte bugün Melih Gökçek, Binali Yıldırım veya İdris Naim Şahin’in ifadeye çağrılması tam da tipik bir MI7 operasyonudur.
Yani AKP ne diyor?
“Yanlış yapan kim varsa gözünün yaşına bakmıyoruz.”
söylemini, esasında bu eleştiriye karşı geliştiriyor.
Yani tüm operasyonların muhaliflere değil, bize ve bizim yandaşlarımıza karşı da yapıldığını söylüyor.
Oysa Melih Gökçek 28-Ekim-2017 tarihinde istifa etmişti.
Onca hakkında şikâyet olmasına rağmen dokuz yıldır niye soruşturma başlatılmadı?
Binali Yıldırım’ın 14-Mayıs-2023 tarihinde milletvekilliği görevi sona erdi.
Peki, neden 2023’ten itibaren herhangi bir işlem yapılmadı?
Neden mal varlığı araştırılmadı?
Muhalif olarak geçinen tüm habercilere de bir bakalım isterseniz.
Tamamen bu konuyu işliyorlar.
Ne oldu?
İhanet yasası Abdullah Öcalan’ın Meclis’e gelmesini sağlayacak.
Ne oldu?
Dolayısıyla dünyada çok önemli gelişmeler olmasına rağmen, ben şahsen bu ihanet yasasını her şeyin üstünde tutuyorum, açıkçası önem sırasına göre.
O yüzden özellikle yaşadığımız bu yoğun propaganda sürecini çok iyi anlamamız gerekiyor.
Daha önce İngilizlerin Osmanlı’yı parçalamak için Araplar üzerinden yürüttükleri bu kışkırtma ve “böl, parçala” yöntemini bugün Kürtler üzerinden yaptıklarını da görüyoruz.
16. Sonuç: Tarih Tekrar Ediyor mu?
O yüzden çok dikkatli olmamız lazım.
Ama tarih tekrarlıyor.
Evet, beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Bu ihanet yasası gerçekten çok, çok önemli bir yasa ve Türkiye’yi kalıcı olarak maalesef değiştirecek bir düzeyde.
O yüzden gerçekten kritik ve çok önemli.
Türkiye çok değişti.
Aramızda çok fazla yabancı var.
Çok farklı fraksiyonlar var.
Ekonomimiz hiç sağlam değil.
Çok kırılganız.
Bakın, savaşta olmamıza rağmen, savaş hâlinde olan ülkelere kıyasla bizim enflasyonumuz neredeyse onların dört katı.
Yani bunu nasıl izah edebiliriz?
Bilinçli bir şekilde topraklarımızdan kopartılıyoruz.
Ekemiyoruz, biçemiyoruz, satamıyoruz.
Yani yarın açlıkla terbiye edileceğiz.
Bugün zaten ekonomik krizle terbiye ediliyoruz.
Sadece karın tokluğuna yaşamaya başladık.
Bu da gerçekten olağanüstü zor bir durum.
Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşananlar da buna çok benzer bir durumdu.
İşte bu yüzden MI7 propaganda birimini size aktarmak istedim.
Çünkü onların Osmanlı’yı parçalamak, Sevr Antlaşması’nı masaya getirmek ve Osmanlı’nın bunu imzalamasını sağlamak için yürüttükleri perde arkası propaganda yöntemlerinin bugün birebir aynı şekilde uygulandığını düşünüyorum.
Evet, beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Umarım bu yayından faydalanmışsınızdır.
Yarın daha farklı dış haberlerle birlikte karşınıza geleceğim.
Görüşmek üzere.
Hoşça kalın.
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -