15 Temmuz 2026 Çarşamba

Türkiye, bir Amerikan LGBTQ gemisinin limanlarına yanaşmasına izin vermeyi reddetti.

Türkiye, bir Amerikan LGBTQ gemisinin limanlarına yanaşmasına izin vermeyi reddetti.


Şimdi internet ikiye bölünmüş durumda: Bu, geleneksel değerlerin savunulması mıydı yoksa turistlere karşı ayrımcılık mıydı?

5 Temmuz 2026’da Virgin Voyages tarafından işletilen Scarlet Lady gemisi Atina’dan Venedik’e doğru yola çıktı.

Ancak bu sıradan bir gemi yolculuğu değildi.

ABD merkezli Atlantis Events, web sitesinde "tamamen eşcinsel yolcu" olarak tanımladığı özel bir LGBTQ gemi yolculuğu düzenledi.

Orijinal güzergaha göre, geminin Türkiye’nin Kuşadası ve İstanbul limanlarına uğraması planlanmıştı.

Ancak Türk yetkililer, ahlaki standartlar ve aile değerlerini gerekçe göstererek geminin yanaşmasına izin vermedi.

Sonuç olarak, güzergah son dakikada değiştirilmek zorunda kaldı ve gemi Türkiye yerine Mısır ve Girit’i ziyaret etti.

Ayrıca, İstanbul’da polis, medya haberlerine göre gemi yolcuları için bir etkinliğin düzenlenmesi beklenen bir bara baskın düzenledi.

Bu olay, internette hararetli bir tartışmaya yol açtı.

Bazıları şöyle diyor:

“Türkiye geleneksel değerlerini koruyor.”

Diğerleri ise bunu ayrımcılık ve hoşgörüsüzlük olarak nitelendiriyor.

Siz ne düşünüyorsunuz?




- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin
To send a message to the group


:
ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba üye olmak icin
To join the group


:
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak için
To write to the group founder


:
0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamız
Our Group Page


:
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz
You can also check out my blog if you wish


:
http://orajpoyraz.blogspot.com/
Yeni web sayfam
Our new website


:
https://erkin.cc/
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
Email addresses (Contact us here if you have any problems.)


:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc



Sizi unutmadık…

15 Temmuz darbe girişiminin ardından çenesi kırıldığı için hastanede tedavi gören Zafer Onaran, basına darbe gecesi tankları durdurmak isterken yaralandığını anlattı. Onaran’ın açıklamaları, ‘5 tankı durduran kahraman’ diye manşetlere çıkmıştı

Eşi Aysel Onaran aracılığıyla Sincan Kaymakamlığı’na ‘gazilik’ için başvuran Onaran’ın hastane masrafları ödendi, hesabına para yatırıldı.

Hürriyet gazetesindeki habere göre, olayı medyadan öğrenen akrabası Beytullah Koca ise karakola giderek “Ne kahramanı...16 Temmuz’da kavga ettik, çenesini ben kırdım, devleti dolandırıyor” diyerek şikâyetçi oldu.

Savcılık, Onaran çifti hakkında ‘kamu kurumunu dolandırmak’ suçundan dava açtı. Onaran, aldığı paraları iade etti. Kaymakamlığa, “Gazilik haklarımdan vazgeçiyorum” diyerek dilekçe verdi

Onaran çifti sizide unutmadık..


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin
To send a message to the group


:
ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba üye olmak icin
To join the group


:
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak için
To write to the group founder


:
0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamız
Our Group Page


:
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz
You can also check out my blog if you wish


:
http://orajpoyraz.blogspot.com/
Yeni web sayfam
Our new website


:
https://erkin.cc/
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
Email addresses (Contact us here if you have any problems.)


:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc



Muhammed’in emriyle öldürülen kişiler listesi

  1. Muhammed’in emriyle öldürülen kişiler listesi
    1. Öldürülenlerin listesi:
      1. Esma bint Mervân
      2. Ebu Afek
      3. Nadr bin Haris
      4. Ukbe bin Ebi Muayt
      5. Ka’b bin Eşref
      6. Sellâm b. Ebî’l-Hukayk
      7. Süfyan bin Halid (Halid bin Süfyan)
      8. Ebu Azze
      9. Ümmü Kırfe
    2. Kaynakların güvenilirliği
      1. Esma bint Mervân
      2. Nadr Bin Hari
      3. Ümmü Kırfe


Muhammed’in emriyle öldürülen kişiler listesi

Muhammed, İslam’ı duyurmaya başlamasıyla zaman içerisinde kendisine taraftar topladı ve böylece giderek artan bir nüfuz elde etti. Diğer inançlara mensup bazı kimseler, kendilerini yanlış yolda olmakla itham eden Muhammed’e karşı koydu. Bazı şairler şiirleriyle Muhammed’i hicvederken bazıları ise şiirleriyle insanları ona karşı savaşmaya davet etti. Muhammed muhaliflerini ortadan kaldırmak amacıyla onları öldürttü.

Muhammed’in emriyle Esma bint Mervân, Umeyr bin Adî tarafından öldürüldü. Ebu Afek, Salim bin Umeyr tarafından öldürüldü. Nadr bin Haris, Ali tarafından öldürüldü. Ka’b bin Eşref; şiirleriyle Muhammed’i hicvettiği gerekçesiyle Muhammed b. Mesleme, Ebû Nâile b. Selâme, Abbâd b. Bişr, Hâris b. Evs ve Ebû Abs tarafından öldürüldü. Ebi Rafi bin Ebi Hukayk, Abdullah bin Atîk tarafından öldürüldü. Süfyan bin Halid, Abdullah bin Üneys tarafından öldürüldü. Ebu Azze, Asım bin Sabit veya Zübeyr tarafından öldürüldü. Ümmü Kırfe, Zeyd bin Hârise tarafından öldürüldü.

Öldürülenlerin listesi:


Esma bint Mervân

Esma bint Mervan Yahudi kökenli Arap bir şairdi. İslam dini aleyhinde şiirler söyleyerek insanları Muhammed’e karşı kışkırtıyordu. Muhammed’in “Bu kadına hak ettiği cevabı verecek bir kimse yok mu?” sözünü işiten Umeyr bin Adî, “Allahım! Eğer Resûlullah Bedir’den sağ salim dönerse bu kadını öldüreceğim” diyerek adakta bulundu.[1] Umeyr bin Adî bir gece kadının evine girdi. Etrafta kadının uyuyan çocukları vardı. O sırada Esma çocuklarından birini emziriyordu. Umeyr çocuğu annesinden ayırdı, kılıcını Esma’nın göğsüne dayadı ve kılıç sırtından çıkana kadar bastırarak kadını öldürdü.[2]


Ebu Afek

Ebu Afek, Benî Amr bin Afv kabilesine mensup 120 yaşında bir Yahudi’ydi. Etrafındaki insanları Muhammed’e karşı kışkırtır ve Muhammed aleyhinde şiirler söylerdi. Muhammed, Ebu Afek’in kendisi aleyhinde şiirler söylediğini işitince: “Bu habisi benim için kim öldürebilir?” diyerek onun hakkında ölüm fermanı çıkarttı.[3] Salim bin Umeyr onu öldürmek için fırsat kollamaya başladı. Ebu Afek’in avluda yattığını öğrenen Salim bin Umeyr, kılıcını onun ciğerine sapladı ve kılıç yataktan çıkana kadar bastırarak onu öldürdü.[4]


Nadr bin Haris

Nadr bin Haris İslam’a karşı çıkanların başında geliyordu. Müfessirlerin çoğu bazı ayetlerin inişini onun faaliyetlerine bağlamaktadır.[5] Babasından tıp ve diğer alanlarda eğitim alan Nadr’ın Müslümanlara olan karşıtlığı bilgi birikimi, anlattığı hikâyeler, hitâbet gücü ve iknâ kabiliyetini kullanmak şeklinde olmuştur. Müslümanlara işkence ettiği hakkında hiçbir bilgi bulunamayan Nadr, daha çok entelektüel kimliğiyle ön plana çıkmıştır. Muhammed’in oturduğu meclisleri takip ettiği, o ayrıldıktan sonra gelerek, “Vallahi ey Kureyşliler! Ben ondan daha güzel konuşurum. Bana gelin, ben size onun sözünden daha güzelini aktarırım” dediği ve yolculuk ettiği ülkelerde öğrendiği hikâyeleri Kureyşlilere anlattığı söylenir. Muhammed ile Nadr’ın aynı mecliste karşı karşıya gelerek tartıştıkları da olmuştur. Nadr’ın, bir kişinin Müslüman olacağını duyduğu zaman o kişiyi, satın aldığı şarkıcı cariyesine götürerek cariyesinden bu kişiyi yedirip içirmesini, ona şarkılar söylemesini istediği, sonra da ona bu hayatın Muhammed’in davet ettiği dinden daha iyi olduğunu söylediği anlatılır.[6][7][8] Bedir’de esir alınan Nadr, Muhammed’in emriyle Ali tarafından öldürülür. Nadr’ın bizzat Muhammed tarafından öldürüldüğü de söylenir.[5][9][10]


Ukbe bin Ebi Muayt

Mekke zenginleri ve ileri gelenleri arasında yer alan Ukbe bin Ebi Muayt, İslam’ın ilk günlerinden beri Muhammed’i davetten vazgeçirmeye ve yeni Müslüman olanları dinlerinden döndürmeye çalışıyordu. Muhammed’e komşuydu ve onun kapısının önüne pislik atıyordu. Bir gün Muhammed Kâbe’nin yanında namaz kıldığı sırada onun yanına gitti ve secdeye vardığı sırada elbisesini boynuna dolayarak onu boğmaya çalıştı. Bedir Muharebesi sonrasında esir düşen Ukbe bin Ebi Muayt, Muhammed’in emriyle ölüme mahkûm edildi ve Asım bin Sabit veya Ali tarafından öldürüldü.[11]


Ka’b bin Eşref

Ka’b b. Eşref, Tayoğullarından olup anne tarafından soyu Nadiroğulları Yahudilerine dayanıyordu.[12] Medine şairlerinden olan Ka’b bin Eşref, Bedir Muharebesi’nin Müslümanların lehine sonuçlanması sonrası Mekke’ye giderek söylediği şiirlerle Kureyşlilerin intikam duygularını tahrik etti.[13] Daha sonra Medine’ye dönerek şiirleriyle Müslüman kadınların iffetleri hakkında kötü sözler söylemeye başladı.[3] Bunun üzerine Muhammed bu duruma son verilmesini istedi. Ka’b bin Eşref 4 Eylül 624’te Muhammed b. Mesleme, Ebû Nâile b. Selâme, Abbâd b. Bişr, Hâris b. Evs ve Ebû Abs tarafından öldürüldü.[13]


Sellâm b. Ebî’l-Hukayk

Ebu Rafi, Muhammed’e muhalefetiyle bilinen ve politik olarak aktif olan Yahudi bir aileye mensup bir şairdi. Müslümanlara karşı savaşan Putperest Araplara Ebu Rafi tarafından destek sağlanmaktaydı.[12] Ebu Rafi’nin adamlar toplayıp Muhammed’e karşı savaşmak için törenler düzenlediği haberi duyulunca Muhammed; Abdullah bin Atîk, Abdullah bin Üneys, Ebû Katâde, el-Esved bin Huzâ’î ve Mesud bin Sinan’a Ebu Rafi’yi öldürmelerini emretti.[14] Abdullah bin Atîk’in önderlik ettiği grup onu evinde öldürüp Medine’ye geri döndü.[15] Bir diğer görüş Ebu Rafi’nin öldürülme nedeninin kabile rekabetinin bir sonucu olduğu yönündedir.[16] Ka’b bin Eşref için Evs kabilesi aracılığıyla suikast düzenlenmişti. Evs kabilesine rakip olan Hazrec kabilesi, Evs kabilesinden geri kalmamak amacıyla Ebu Rafi’yi öldürmek için Muhammed’den izin istedi.[16]


Süfyan bin Halid (Halid bin Süfyan)

Muhammed, Medine’ye yürümek için adam toplamakta olan Yahudi lideri Halid b. Süfyan’ı (veya Süfyan bin Halid) öldürmek amacıyla daha önce Ebu Rafi’yi öldürme görevinde yer alan Abdullah bin Üneys’i görevlendirdi.[17] Abdullah, Muhammed’den yalan söyleme konusunda izin istedi.[12] Muhammed, Abdullah’a ona güven verebilmek için gerekirse kendi aleyhinde rahatça konuşabileceğini söyledi.[17] Abdullah, Lihyan[12] veya Huza’a[18] kabilesinin yaşadığı bölgeye gitti ve onu buldu. Tanınmamak için kıyafetini değiştirmişti. Abdullah, Muhammed aleyhinde konuşarak Süfyan’ın sevgisini kazandı.[12] Süfyan’ın arkadaşları dağılıp uyuyunca Abdullah, Süfyan’ı öldürdü ve başını kesip Muhammed’e götürdü.[18]


Ebu Azze

Ebu Azze, asıl adı Amr bin Abdullah olan ve Kureyş’in Cumahoğulları boyuna mensup bir şairdir. Mekke ordusuyla birlikte Bedir Savaşı’na katılmış ve Müslümanlara esir düşmüştü. Bunun üzerine Ebu Azze, fakir olduğunu ve bakıma muhtaç 5 kız çocuğunu gerekçe göstererek kendisinin serbest bırakılmasını istedi. Buna karşılık Müslümanlara karşı bir faaliyette bulunmayacağına dair söz verdi. Bunun üzerine Muhammed onun karşılıksız salıverilmesini emretti ve Ebu Azze Mekke’ye döndü. Ebu Azze Mekke’de şiirler söyleyerek halkın intikam duygularını tahrik etti. Uhud Muharebesi’ne de katılan Ebu Azze savaşta Müslümanlara esir düştü. Ebu Azze, tekrar fakirliğini ve bakıma muhtaç 5 kızını gerekçe göstererek salınmasını istedi. Muhammed “Mekke’ye gidip ’Muhammed’i iki defa kandırdım’ demene fırsat vermeyeceğim” ve “Mümin, bir delikten iki defa sokulmaz” diyerek Asım bin Sabit veya Zübeyr’e Ebû Azze’nin boynunu vurmasını emretti.[3]


Ümmü Kırfe

Ümmü Kırfe, Vadi el-Kura’daki pagan Beni Fezare kabilesinin lideri[19] ve nüfuz sahibi bir kimseydi.[19] Malik İbn-i Huzeyfe İbn-i Bedir el-Fezari’nin karısıydı.[20] Zeyd bin Hârise tarafından Muhammed’in verdiği emirler üzerine Ümmü Kırfe’nin iki bacağına iki ayrı ip geçirildi ve bacakları iki deveye bağlandı, ardından kadın iki parçaya ayrılıncaya dek develer sürüldü.[21][22] İnfazdan sonra Ümmü Kırfe’nin başı kesildi ve daha sonra Medine sokaklarında gezdirildi.[23]

Ümmü Kırfe Arapların dillerine destan olmuştu. Araplar:

"Ümmü Kırfe’den daha emniyette, daha şerefli kimse yok" derlerdi.

Evinde elli kişinin kılıcı asılı dururdu ki onların hepsi de Ümmü Kırfe’nin ev halkı idi. (İbni Seyyidi’n-nas-Uyunu’l-Eser)

Kays b. Muhassir, Ümmü Kırfe’nin bir ayağını bir deveye, öbür ayağını da başka bir deveye bağladıktan sonra develeri ayrı istikamette yürütmeye zorladı. Develer yürüyünce Ümmü Kırfe ikiye ayrıldı." (İbni Sa’d-Tabâkat)[24]„


Kaynakların güvenilirliği

Aslında itirazlar kefidir.
Söz konusu hadisler Kitab-ul Sittede yer alır.


Esma bint Mervân

Klasik ve klasik sonrası hadisçiler bu rivayeti reddetmiş ve bunun uydurma (mevzu') olduğunu ilan etmiştir. Olayın gerçekliğine karşı argümanlarında, hikâyenin nakledildiği rivayet zincirlerinin (isnadlar) hepsinin en düşük dereceden (mevzūʻ) zayıf (zaʻif) olduğuna işaret ederler.[22]


Nadr Bin Hari

Dr. Muhammed Abdullah el-Avsan, Peygamberin Biyografisinde Söylenenler ve İspatlanamayanlar adlı kitabında bu olayı yalanlamış ve El-Elbani’nin hadisin rivayet zincirini eleştirirken söylediği şu sözlerini aktarmıştır: "Zayıftır. El-Beyhaki (9/64) tarafından Şafii’den rivayet edilmiştir: Kureyş’ten bazı alimler ve diğer savaş alimleri, Allah’ın Elçisi Bedir günü Al-Nadr ibn Al-Haris Al-Abdi’yi yakaladı ve çölde öldürdü. Veya Al-Asîl sabırlıydı ve Ukbe bin Ebi Muayt’ı yakaladı ve onu sabırla öldürdü. diye rivayet ettiler. Gördüğünüz gibi bu problemlidir (ikilemdir)." Ayrıca Nadr bin Haris ile birlikte esir düştükten sonra başı kesilerek öldürüldüğü söylenen Ukbe bin Ebi Muayt, Buhari’ye ve hadisçilerin güvenilir bulduğu bazı kaynaklara göre Bedir Savaşı esnasında savaş meydanında öldürülmüştür.[7][9][11]


Ümmü Kırfe

Sahih-i Müslim’deki rivayette Ümmü Kırfe’nin esir alındığı belirtilmekle beraber katledildiğine dair bir bilgi mevcut değildir.[25] Savaşlarda ibadetle meşgul olanların, yaşlıların, savaşmayan sivillerin, özellikle çocukların ve kadınların öldürülmesinin yasak ve günah addedilmesi Ümmü Kırfe’nin katledilmesi olayına karşı ileri sürülür.

Bir görüşe göre Ümmü Kırfe’nin bacaklarının ayrılıp öldürülmesi iddiasının kaynağı Vâkidî’dir. Vakıdi; Buhari, Müslim, Nesai, İbn Hanbel, Hakim, Zehebi gibi en büyük hadis alimleri ve diğer hadis otoriteleri tarafından yalancılıkla itham edilmiş, oldukça zayıf ve metruku’l-hadis olarak kabul edilmiştir.[26]


Kaynakça

  1. Güler, Zekeriya. "UMEYR b. ADÎ". TDV İslâm Ansiklopedisi. 30-Aralık-2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 3 Aralık 2020.
  2. İbn Sa’d. "Umeyr b. Adî Seriyyesi". Kitabü’t Tabakati’l Kebir - Cilt:2: Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Gazve ve Seriyyeleri. Siyer Basim Yayin Dagitim San. Ve Tic. Ltd. Sti.
  3. a b c Arslan, İhsan (30-Haziran-2020). "İslâm Devleti’nin İstiklal ve İstikbalini Tehdit Eden Şairlere Karşı Hz. Peygamber’in Tavrı". Akademik Siyer Dergisi. Erişim tarihi: 4 Aralık 2020.
  4. İbn Sa’d. "Sâlim b. Umeyr Seriyyesi". Kitabü’t Tabakati’l Kebir - Cilt:2: Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Gazve ve Seriyyeleri. Siyer Basim Yayin Dagitim San. Ve Tic. Ltd. Sti.
  5. a b Aycan, İrfan. "NADR b. HÂRİS". TDV İslâm Ansiklopedisi. 24-Eylül-2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Aralık 2020.
  6. Köse, Feyza Betül (30-Haziran-2018). "Bir Entelektüel Müşrik: Nadr b. el-Hâris el-Abderî ve Mücadelesi". İnönü Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 1 (9). ss. 69-85. 18-Ağustos-2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Aralık 2020.
  7. a b Vâkıdî, Ebû Abdillâh Muhammed b. Ömer b. Vâkıd el-Vâkıdî el-Eslemî el-Medenî (ölm. h.207/m.823), Kitâbü’l-Megāzî, c.1, sh. 134
  8. İbn Hişâm, Ebû Muhammed Cemâlüddîn Abdülmelik b. Hişâm b. Eyyûb el-Himyerî el-Me'âfirî el-Basrî el-Mısrî (ölm. h.218/m.833), es-Sîretu’n-Nebeviyye, sh. 542, 596
  9. a b İbn Hazm, Cevâmiu’s-Sîre, 114.
  10. İbn Kuteybe, Ebû Muhammed Abdullah b. Müslim b. Kuteybe ed-Dineverî (h.276/m.889), el-Ma'ârif, c. 2, sh. 155
  11. a b Yiğit, İsmail. "UKBE b. EBÛ MUAYT". TDV İslâm Ansiklopedisi. 24-Eylül-2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Aralık 2020.
  12. a b c d e Ayyıldız, Esat (28-Ekim-2020). "Klasik Arap Edebiyatında Yahudi Şairlere Düzenlenen Suikastlar". Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi. 15-Şubat-2021 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Aralık 2020.
  13. a b Kapar, Mehmet Ali. "KÂ'B b. EŞREF". TDV İslâm Ansiklopedisi. 25-Eylül-2019 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 4 Aralık 2020.
  14. İbn Sa’d. "Abdullah b. Atîk’in Ebû Râfi’ye Karşı Seriyyesi". Kitabü’t Tabakati’l Kebir - Cilt:2: Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Gazve ve Seriyyeleri. Siyer Basim Yayin Dagitim San. Ve Tic. Ltd. Sti.
  15. Çakan, İsmail Lütfi. "ABDULLAH b. ATÎK". TDV İslâm Ansiklopedisi. 30-Aralık-2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Aralık 2020.
  16. a b Akbaş, Mehmet (28-Ekim-2020). "Hz. Peygamber’in İslam Düşmanlığı Yapan Müşrik ve Yahudi Elebaşlarının Öldürülmesi İçin Görevlendirdiği Sahâbîler" (PDF). Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 37. Erişim tarihi: 6 Aralık 2020.
  17. a b Çakan, İsmail Lütfi. "ABDULLAH b. ÜNEYS el-CÜHENÎ". TDV İslâm Ansiklopedisi. 30-Aralık-2020 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 6 Aralık 2020.
  18. a b İbn Sa’d. "Abdullah b. Üneys’in Seriyyesi". Kitabü’t Tabakati’l Kebir - Cilt:2: Resulullah’ın (Sallallahu Aleyhi Vesellem) Gazve ve Seriyyeleri. Siyer Basim Yayin Dagitim San. Ve Tic. Ltd. Sti.
  19. a b Ibn Kathir, Ismāʻīl ibn ʻUmar Ibn Kathīr (2000). The Life of the Prophet Muhammad: Al-Sira Al-Nabawiyya. trans. Trevor Le Gassick. Garnet & Ithaca Press. s. 314. ISBN 9781859641453. 9 Mayıs 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 27-Ocak-2018.
  20. Ibn 'Abd Rabbih (2012). The Unique Necklace, Volume 3. trans. Issa J. Boullata. UWA Publishing. s. 6. ISBN 9781859642405. 9 Mayıs 2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 27-Ocak-2018.
  21. The History of Al-Tabari: the Victory of Islam. trans. Michael Fishbein. SUNYP. 1997. ss. 95-97.
  22. a b The Muslim Empire and the Land of Gold, p.287, Rodney J. Phillips, Strategic book publishing
  23. Al-Jamal, Khalil Abd al-Karim Manshurat. Al-Nass Al-Muasas wa Mujtamauhu. s. 174.
  24. ""Zeyd b. Harise’nin Beni Fezarilere Gönderilmesi, İslam’ın Hareket Metodu 3", davetulhaq.com". 27-Ocak-2018 tarihinde kaynağından arşivlendi. Erişim tarihi: 27-Ocak-2018
  25. Cihâd, 46
  26. bk. el-Mizzi, Tehzibu’l-Kemal, Muhakkik Beşşar Avvad Maruf’un taliki, 26/193-195; Nevevi, el-Mecmu, 1/114

https://tr.wikipedia.org/wiki/Muhammed%27in_emriyle_%C3%B6ld%C3%BCr%C3%BClen_ki%C5%9Filer_listesi


4 Temmuz 2026 Cumartesi

'PKK Gara’yı boşalttı’ iddiası

Acabaaa, bu pek inandırıcı değil,  hükumet sözcüleri bile yalanlıyor Saygılar Oraj POYRAZ L2fSIJNoA0xfSNxA -------------- *'PKK Gara’yı boşalttı’ iddiası* PKK’nın silah bırakma ve fesih kararının ardından Irak’ın kuzeyindeki Gara Dağı’nda hareketlilik başladı. Güvenlik kaynakları, Siyani Kampı ve Bahar Tepe bölgesindeki teröristlerin alanları boşalttığını teyit etti. 03 Temmuz 2026 ** Terör örgütü PKK’nın silah bırakma ve fesih kararı almasından sonra Irak’ın kuzeyindeki barınma alanlarında da gözle görülür hareketlilik yaşandı. Nefes gazetesinden Özgür Cebe’nin haberine göre, Türkiye sınırına yakın Gara Dağındaki Siyani Kampı ile Bahar Tepe bölgesindeki teröristler bölgeyi boşalttıkları güvenlik kaynaklarınca teyit edildi. Siyani Kampı’nda PKK’lı teröristler 2013 yılında yol kesip kaçırdıkları asker ve polislerden oluşan 12 güvenlik görevlisini şehit etti. Aynı olayda bir Irak vatandaşı hayatını kaybetti. 'Öcalan' mitinginde polise flaş belleği vermediler'Öcalan' mitinginde polise flaş belleği vermediler *DİKİMHANE VE HAPİSHANE DAHİ VAR* Gara Dağı terör örgütünün en kritik barınma alanlarından biriydi. Türkiye içindeki teröristlerin verilecek eylem talimatları buradaki 11 kişilik sözde Kuzey Sevk İdare Komutanlığınca koordine ediliyordu. Gara Dağı içinde yer alan ve yeraltına kazılan birbiriyle bağlantılı tünellerden oluşan Siyani Kampı tahliye edildi. Terör örgütü PKK’nın burada sözde Özel güç adı verilen suikast, sabotaj ve istihbarat ve branş eğitimlerinin verildiği sözde Apollo Akademiler Komutanlığı, ideolojik eğitimlerin verildiği Ali Çiçek Akademisi bulunuyordu. Terör örgütünün burada el yapımı patlayıcı, bombalı Drone ve uzaktan kumandalı bomba yapımında kullandığı iki ayrı bomba imalatı yapılan yeraltı laboratuarı bulunuyordu. Kampta terörist elebaşlarıyla görüşmeye gidenlerin tutulduğu misafirhane, dört ayrı dikimhane, satın alma birimi, teröristlerce kaçırılanların rehin tutulduğu iki hapishane bulunuyordu. Odatv.com - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - *Gruba mesaj göndermek icin To send a message to the group* : ozgur-gundem@googlegroups.com *Gruba üye olmak icin To join the group* : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com *Grup kurucusuna yazmak için To write to the group founder* : 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc *Grup Sayfamız Our Group Page* : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ *Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz You can also check out my blog if you wish* : http://orajpoyraz.blogspot.com/ *Yeni web sayfam Our new website* : https://erkin.cc/ *Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) Email addresses (Contact us here if you have any problems.)* : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc

DOKTORLARIN ÖMRÜ HASTALARDAN KISA

DOKTORLARIN ÖMRÜ HASTALARDAN KISA

medikritik.com

@medikritik

Türkiye’de ortalama yaşam süresi 75’e dayanmasına karşın

bu süre cerrahlarda 58,

dahili branşlarda ise 62.

Ülkemizde hekimlerin yaşam süresi, sıkıntı ve stresten dolayı, Türkiye ortalamasının altında.

14MARTTIPBAYRAMI

hekimlertakiplesiyor


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin
To send a message to the group


:
ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba üye olmak icin
To join the group


:
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak için
To write to the group founder


:
0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamız
Our Group Page


:
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz
You can also check out my blog if you wish


:
http://orajpoyraz.blogspot.com/
Yeni web sayfam
Our new website


:
https://erkin.cc/
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
Email addresses (Contact us here if you have any problems.)


:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc




Kemalizmle dini kıyaslayanlar için söylüyorum.


Kemalizmle dini kıyaslayanlar için söylüyorum.

Din safsatadır.

Yalnızca inananlar için kıymetlidir.

İnanmayanlar için safsatadır, nifaktır, ötekileştirmedir, cepheleştirmedir, nefret üretir, büyüklere masallardır.

Harry Potter serisinde, ya da Yıldız Savaşları, ya da Yüzüklerin Efendisinde anlatılan evrenlerden daha gerçek, daha tutarlı değildir.

İnanmıyorsan saygı duy lafı saçmalıktır.

İnanmayı bilmeye tercih eden insana ancak acınabilir.

Bir şeyleri ya bilirsin, ya bilmezsin, ama totondan uyduramazsın.

Bilmiyorsan bilmiyorum demek yeterlidir.

Dinler bilimle aynı ipte oynayan cambazlar gibidir.

Olmaz, aynı ipte olamazlar.

Astroloji-astronomi, simya-kimya, numeroloji-matematik gibi din-bilim ikilemi de aynı hükümdedir.

Birisi gerçektir, gerçeğin açıklamasıdır, evrenseldir, diğeri hiç bir şeyi açıklamaz, öngörü üretmez, hayalidir, kişiseldir, zamana, mekana, dönemine, toplumuna göre yereldir.

Dikkat ederseniz Kemalizmin ne olduğuna hiç değinmedim.

Çünkü Kemalizm gerçek üstü varlıklara, kavramlara dayalı değildir.

Elfler, periler, nimfleri açıklamaya çalışmaz, ya da açıklamalarına dahil etmez.


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin
To send a message to the group


:
ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba üye olmak icin
To join the group


:
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak için
To write to the group founder


:
0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamız
Our Group Page


:
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz
You can also check out my blog if you wish


:
http://orajpoyraz.blogspot.com/
Yeni web sayfam
Our new website


:
https://erkin.cc/
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
Email addresses (Contact us here if you have any problems.)


:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc




Fullbright anlaşmaları tam olarak neydi?

İsmet İnönü döneminde başlayan Fullbright burs programını çoğu kişi  millî eğitimin  ABD hakimiyetine terk edilmesi olarak sunar.
Oysa yalnızca bir öğrenci değişim ve burs anlaşmasıdır.

Saygılar

Oraj POYRAZ

L2fSIJNoA0xfSNxA

--------------

Fullbright anlaşmaları tam olarak neydi?

Fulbright Anlaşmaları (Fulbright Programı), tek bir anlaşmadan ziyade ABD ile diğer ülkeler arasında yapılan ikili kültürel ve eğitim değişim anlaşmaları ağıdır. Genelde Fulbright anlaşması denince bu programın ülkelerle kurduğu resmi çerçeve kastedilir.

Aşağıda net ve sade biçimde özünü anlatıyorum:

📌 Temel Tanım

📜 Fulbright Anlaşması ne demektir?

Her ülke, ABD ile ayrı bir ikili anlaşma (binational agreement) imzalar.

Bu anlaşmaların amacı:

  • ABD ile ilgili ülke arasında eğitim ve kültürel değişim programını kurmak

  • Bursların nasıl verileceğini belirlemek

  • Finansman ve yönetim modelini düzenlemek

  • Ortak bir Fulbright Komisyonu oluşturmak (çoğu ülkede vardır)

🏛️ Nasıl çalışır?

Tipik bir Fulbright anlaşması şunları içerir:

  • 🇺🇸 ABD Dışişleri Bakanlığı + 🇹🇷 (veya başka ülke) hükümeti ortaklığı

  • Bağımsız Fulbright Komisyonu kurulması (ülkelerin çoğunda vardır)

Öğrenci ve akademisyenlerin:

  • ABD’ye gitmesi

  • ABD’den diğer ülkelere gitmesi

  • Karşılıklı kültürel değişim

🎯 Amaç

Programın resmi amacı çok nettir:

  • ABD ile diğer ülkeler arasında karşılıklı anlayış ve kültürel diplomasi geliştirmek

Bu yüzden Fulbright:

  • Sadece akademik değil

  • Aynı zamanda yumuşak güç (soft power) ve kültürel diplomasi aracıdır

🌍 Özellikleri

  • 160’tan fazla ülkede aktiftir

  • Yılda yaklaşık 8.000 civarı burs verir

  • Rekabetçidir (seçim merit-based)

  • Alan sınırlaması yoktur (bilim, sanat, sosyal bilimler vb.)

🧠 Kısaca özet

Fulbright anlaşması dediğimiz şey:

ABD ile başka bir ülke arasında yapılan, eğitim ve kültür alanında karşılıklı insan değişimini düzenleyen resmi ikili iş birliği çerçevesidir.


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin
To send a message to the group


:
ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba üye olmak icin
To join the group


:
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak için
To write to the group founder


:
0raj.p0yraz@neomailbox.net /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamız
Our Group Page


:
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz
You can also check out my blog if you wish


:
http://orajpoyraz.blogspot.com/
Yeni web sayfam
Our new website


:
https://erkin.cc/
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
Email addresses (Contact us here if you have any problems.)


:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc




Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya: Karasuları ve Münhasır Ekonomik Bölge Konusunda Yasal Düzenleme

*Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya: Karasuları ve Münhasır Ekonomik Bölge Konusunda Yasal Düzenleme* *Deniz Alanlarında Yasal Düzenleme* Deniz alanları, 1982 Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde belirlenmiş olup taraf olmayan devletler için dahi bağlayıcıdır. BM Genel Kurulu kararları bağlayıcı olmadığı halde, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi nitelikli çoğunlukla alınan kararlar uluslararası hukuk teamül kuralı sayılmaktadır. 169 devletin taraf olduğu Deniz Hukuku mutabakatının teamül vasfı daha güçlüdür. Türkiye, adaların deniz alanları konusundaki düzenlemelere itirazla sözleşmeye taraf olmamıştır. Bununla beraber sözleşmeden kaynaklanan mesela Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) hakkını Karadeniz’de kullanmaktadır. 1982 Sözleşmesi konferanslarına katılan Yaşar Yakış, /*“keşke Türkiye, sözleşme dışında kalmak yerine taraf olup Adalar konusunda muhalefet şerhi koysaydı”*/ diye hayıflanmıştı. Sözleşme yürürlüğe girdikten sonra benzer sorunları yaşayan devletler yargı yoluna gitmişler, davalarda Türkiye lehine kararlar çıkmıştır. Kıyılarımızın dibindeki Yunan adalarının deniz alanları olmayacağı, benzer durumdaki uyuşmazlıklarla ilgili yargı kararlarıyla tespit edilmiştir. Bunlar arasında ilginç olanı Fransa ile İngiltere arasında görülmüştür. Fransa kıyılarına yakın İngiltere’ye ait Manş adalarının, deniz alanları olamayacağına dair uluslararası yargı kararı son derece önemlidir. Çünkü Fransa, Türkiye’nin bir kaç mil ötedeki Yunan adalarının deniz alanlarını savunurken kendisi, çok daha uzaktaki İngiliz adalarının deniz alanları olamayacağı iddiasıyla yargıya gitmiş, kazanmıştır. Benzer birçok örnekte açılan davalarda iki ülke arasındaki adaların MEB ve kıta sahanlığı olamayacağına hükmedilmiş, deniz alanlarının iki ülkenin ana karaları arasında orta hat metoduyla tespit edileceğine hükmedilmiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin sözleşmeye taraf olup adalar konusunda şerh koymaması ciddi bir kayıp değildir. Çünkü benzer davalarda Türkiye’nin lehine kararlar verilmiş, içtihat birliği oluşmuştur. Fakat içtihatlarla desteklenen bu hakkını kullanma konusunda Türkiye’nin yıllardır süren tereddütleri söz konusudur. Asıl sorun Yunanistan’ın ilan ettiği kıta sahanlığı ve diğer ülkelerle imzaladığı MEB alanları konusunda da Türkiye’nin yetersiz kalmasıdır. Yunanistan, mutlak egemen olduğunu iddia ettiği adaların kıta sahanlığı ve MEB alanları konusunda diğer Akdeniz ülkeleriyle de sözleşmeler imzalamıştır. Bu iddialarını AB’ye de mal etme girişimlerinde belirli başarıya ulaşmıştır. Bu tür tek taraflı iddiaların tanınmadığı deklare edilmesine karşın Türkiye, Akdeniz ve Adalar Denizi’nde kendi MEB alanını ilan etmeyerek Yunanistan’a bir anlamda manevra alanı açmıştır. Bu yanlıştan dönüş konusunda kapsamlı yasal düzenleme haberi sızdırılmıştır. Bir gazete genel yayın yönetmenin yazısından izlediğimiz bilgilerdeki yanlışların gazetecinin bilgisizliğinden kaynaklanmış olabileceğini ümit ederiz. Ancak böyle bir konuda parlamento, komisyonlar silsilesi yanında askeri ve akademik uzmanlarla işbirliği halinde düzenlemenin olgunlaştırılması, ülkemiz aleyhine olabilecek bilgi kirliliğinin önlenmesi gerekmektedir. Köşe yazarının aktardığı bilgilerde bugüne kadar Türkiye’nin sanki hiç deniz alanları olmamış, ilk defa bu düzenlemeyle hakların elde edileceği ima edilmektedir. İkili/çoklu sözleşmelerle ve genel olarak ulusararası hukukun garantisi altında on yıllardır sahip olduğumuz haklar bir anlamda yeniden müzakere/tartışma masasına taşınmaktadır. Mavi vatan olarak adlandırdığımız deniz alanları, bir devletin egemenlik haklarını kullanabildiği deniz alanları demektir. Denizlerde egemenlik hakkı iç sularda mutlak olup karasuları, bitişik bölge, kıta sahanlığı ve MEB’e doğru ekonomik haklarla sınırlı hale gelmektedir. Söz konusu egemenlik olduğuna göre bu alandaki düzenlemelerin de yasayla yapılması son derece önemlidir. 1982 tarihli 2674 nolu yasayla Türkiye’nin karasuları 6 mil olarak tespit edilmiş daha sonraki düzenlemelerle Akdeniz ve Karadeniz’de 1982 sözleşmesinin verdiği yetkiler çerçevesinde 12 mil olarak düzenlenmiştir. Adalar Denizi’ndeki 6 mil, aynı zamanda Yunanistan’ın da uyması gereken bir sınır olup bunu 12 mile çıkarması, yeni düzenlemede açıkça ifade edilmesi beklendiği gibi /*“6 mili aşması”*/ savaş sebebi olacaktır. 1982 sözleşmesi devletlere karasularını ilan ederken /*“12 mili aşmama”*/ sınırını getirmiştir. Bu sınır garanti edilen bir hak olmayıp coğrafi özelliklere ve ilgili ülkelerin mutabakatlarına göre üst sınırdır. Nitekim benzer coğrafyalarda komşu ülkelerin uzlaşmasıyla karasuları 3 mil olarak tespit edilenler vardır. Esasen 1936’da Yunanistan’ın karasularını 3’ten 6 mile çıkarması kararına itiraz etmeyerek Dışişleri Bakanı’nın ani kararıyla Türkiye’nin de 6 mile çıkarması yakın dönemin vahim yanlışlarındandır. Parlamenter sistemde deniz alanlarıyla ilgili bazı yetkiler Bakanlar Kurulu’na bırakılmış olup bu kapsamda bazı düzenlemeler de yapılmıştı. Cumhurbaşkanlığı sisteminde yasaların yetkilendirdiği /*“bakanlar kurulu kararları”*/ yerine /*“cumhurbaşkanlığı kararnamesi”*/ ifadesi yer almıştır. Bununla beraber söz konusu egemenlik hakkı olunca muhtemel baskı ve tehditlere karşı kamuoyu desteğini sağlamak üzere yasal düzenleme dışındakilere imkan verilmemeli, 1936 yanlışı dikkate alındığında askeri ve akademik müzakerelerle olgunlaşmadan, partilerüstü mutabakat sağlanmadan kesinlikle tek imzalı kararnameyle yükümlülük altına girilmemelidir. Usulüne göre yürürlüğe giren uluslararası sözleşmeler de kanun hükümünde olup bu kapsamda daha SSCB dağılmadan Türkiye, Karadeniz’de diğer kıyıdaş ülkelerle MEB alanlarını orta hat ve dik hat yöntemleriyle belirlemişti. SSCB’nin dağılmasından sonra aynı mutabakat yeni bağımsız cumhuriyetlerle tekrar düzenlenmiştir. Yunanistan’ın adalar konusunda mahkeme kararlarını ve diğer hakkaniyet kıstaslarını dikkate almayan uygulamalarına ve başka ülkelerle sözleşmelerine karşın, Türkiye’nin kendi alanlarını uluslararası hukuk normlarına göre ilan etmesi son derece önemli ve gereklidir. Muhtemelen Rum lobisinin AB ve ABD üzerinden baskıları, Türkiye’nin haklarını yasal düzenlemeyle garanti altına almasını engellemiştir. Bununla beraber Türkiye-Libya MEB antlaşması, Yunanistan ve destekçilerinin oldu-bittiye getirme politikalarına darbe vurduğu halde arkası gelmemiştir. Trump yönetimi veya haddini aşan büyükelçisinin Rum lobisinin baskısıyla deniz alanları konusundaki muhtemel tehditlerine karşı kamuoyu, akademi, güvenlik birimleri, hatta muhalefet baskısı yeni düzenleme yolunda son derece kıymetli olacaktır. Köşe yazarlarına sızdırılan hatalı bilgiler yerine alt komisyonlarca hızla olgunlaştırılan taslak her zeminde tartışılmalı, üst komisyonlar ve genel kurula kadar egemenlik hakları tahkim edilerek bir an önce yürürlüğe konulmalıdır. Bu süreçteki kararlılık komşularla hakkaniyete uygun sözleşmelerin de yolunu açacaktır. Uzlaşmaya varılmaması demek, Türkiye’nin haklarından feragat ettiği anlamına gelmemelidir. Beklenen düzenlemede İzmir ve Aydın’ın mahallesi durumundaki adalarda Yunan işgaline son verecek imkanlar da kullanılmalı, gerekirse savunma sanayimizin gücü değerlendirilmelidir. İddia edildiği /*“gizli sözleşme”*/ ile devredilen adalar varsa, bu sözleşmelerin geçersizliği ilan edilmeli, sorumlular anayasa mahkemesinde yargılanmalıdır. Ülkeyi satmak anlamına gelen böyle bir ihanet tespit edildiği halde yasal görevini yapmayanların da bir gün yargılanacakları bilinmelidir. twitter.com/alaeddinyalcink * <imap://oraj.poyraz%40erkin.cc@mail.erkin.cc:993/fetch%3EUID%3E.INBOX.Templates%3E51?part=1.6&filename=text.html>* *https://www.turkishnews.com/2026/06/11/karasulari-ve-munhasir-ekonomik-bolge-konusunda-yasal-duzenleme/* - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net>  / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>

Cenk Özatıcı: Türkiyeyi Ayağa Kaldıracak! AKP ve Bahçelinin Planı Bu Olabilir!


Cenk Özatıcı: Türkiyeyi Ayağa Kaldıracak! AKP ve Bahçelinin Planı Bu Olabilir!

Kaynak: SÖZCÜ Televizyonu

1. Bölüm: NATO Zirvesi ve Terörsüz Türkiye Süreci

Sunucu:

Düşünülmeyeceğine inandığımız bir Terörsüz Türkiye süreci var. Geçtiğimiz hafta Bayrağını Al Gel mitingi yaptınız. Şu an gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

NATO Zirvesi de yaklaşırken ortaya çıkan tabloyu nasıl özetlersiniz?

Cenk Özatıcı:

Şöyle söyleyeyim: Aslında en başından başlayalım. Hiç hamasete girmeden, tamamen somut olaylar üzerinden konuşalım. Çünkü son bir buçuk yılda gerçekten ilginç gelişmeler yaşadık.

Bu süreç başladığında, yani sözde Terörsüz Türkiye süreci başlatıldığında, bize ne vaat edilmişti?

Sayın Bahçeli ne söylemişti? Topluma, halka ve Türk milletine ne vaat edilmişti?

Açıklaması hâlâ ortada. Elimde duruyor.

Sayın Bahçeli açıkça şunu söylüyor:

Bize söylenen buydu.

Türk milletine, hiçbir pazarlık yapılmadan, hiçbir şart ileri sürülmeden, PKK'nın bütün unsurlarıyla silah bırakacağı söylendi.

Fakat bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız.

Üstelik bu söylemler eşliğinde, yaklaşık elli bin vatandaşımızın, askerimizin, polisimizin ve kundaktaki bebeklerin katili olduğu belirtilen Abdullah Öcalan için kurucu önder ifadesi kullanılmaya başlandı.

Ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir komisyon oluşturuldu ve bu komisyon İmralıya gönderildi.

Bütün bunlar, kamuoyuna verilen bu vaatler doğrultusunda gerçekleştirildi.

Şimdi çok net bir soru soruyorum.

İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı buna cevap versin:

PKK, vaat edildiği gibi silah bıraktı mı?

Bugün Suriyenin kuzeyinde, Ayn el-Arabda, Hasekede ve Derikte PKK silah bıraktı mı?

Hayır.

Tam tersine, Sipan Hemo kod adlı bir PKK mensubu olduğu belirtilen kişi bugün Suriye Savunma Bakan Yardımcısı olarak görev yapıyor.

Belki bunu ilk kez duyan izleyicilerimiz şaşıracaktır.

Tekrar ediyorum:

Türkiye Cumhuriyetinin kırmızı bültenle aradığı belirtilen Sipan Hemo kod adlı PKK mensubu, şu anda Suriye devletinde Savunma Bakan Yardımcısı konumundadır.

Hani devlet aklı deniliyordu ya…

İşte devlet aklı dedikleri buysa, o zaman soruyorum:

Yarın bu kişi Türkiyeye gelirse ne yapacaksınız?

Kırmızı halıyla mı karşılayacaksınız?

Resmî tören mi düzenleyeceksiniz?

Evlatlarımızın katili olduğu belirtilen bir kişi hakkında nasıl bir tutum sergileyeceksiniz?

2. Bölüm: PKK Silah Bıraktı mı? İktidarın Çelişkili Açıklamaları

Cenk Özatıcı:

PKK Suriyede silah bıraktı mı?

Bırakmadı.

Peki Iraka geçelim.

Sincarda PKK silah bıraktı mı?

Bunu ben söylemiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan söylüyor. Kendisi, PKK'nın Sincarda varlığını sürdürdüğünü ve silah bırakmadığını ifade ediyor.

Peki Kandilde silah bıraktı mı?

Hayır.

İranda faaliyet gösteren PJAK silah bıraktı mı?

Hayır.

Bunu da ben söylemiyorum.

Geçtiğimiz haftalarda ABD Başkanı Donald Trump bir açıklama yaptı. Açıklamasında, PJAK'a gönderilen silahların İrandaki muhaliflere ulaştırılmasının amaçlandığını; ancak bu silahların muhaliflere verilmediğini ve örgütün elinde kaldığını söyledi.

Şimdi başlangıçta ortaya konulan vaat neydi?

Peki bugün geldiğimiz nokta ne?

Asıl dikkat çekici olan da bu.

Geçtiğimiz ay AK Parti Sözcüsü Ömer Çelikin yaptığı iki ayrı açıklama var. İkisi de elimde.

Her iki açıklama da aynı kişiye ait.

Biri 24 Haziran tarihli, diğeri ise 27 Haziran tarihli.

24 Hazirandaki açıklamasında Sayın Ömer Çelik şunu söylüyor:

Çünkü onların da silah bırakmadığını görüyorlar.

Fakat yalnızca üç gün sonra yaptığı ikinci açıklamada bu kez şu ifadeyi kullanıyor:

Aynı kişi…

Sadece üç gün arayla yapılan iki farklı açıklama…

İlkinde, Silah bırakmadan yasa çıkmaz. deniliyor.

Üç gün sonra ise, Silah bırakabilmeleri için yasa çıkarmamız gerekiyor. deniliyor.

Yani başlangıçta millete vaat edilen şartsız ve pazarlıksız silah bırakma söyleminden bugün gelinen nokta, Meclis'ten yasal düzenlemeler çıkararak PKKnın silah bırakmasına zemin hazırlama anlayışıdır.

İşte bugün gelinen tablo budur.

O hâlde bizim de şu soruyu sorma hakkımız var:

Siz yine mi kandırıldınız?

Yoksa bu kez Türk milletini mi kandırmaya çalıştınız?

Biz size bunları daha önce söylemedik mi?

Sayın Müsavat Dervişoğlu söylemedi mi?

Defalarca ifade ettik:

PKK, KCK adlı çatı yapılanmasının bir unsurudur.

Suriye'deki YPG, Iraktaki PÇDK ve İrandaki PJAK silah bırakmadığı sürece, yalnızca PKK silah bıraktı demek Türk milletine eksik ve yanıltıcı bir bilgi vermektir.

Biz bunu en başından beri söyledik.

Buna rağmen Abdullah Öcalan için kurucu önder ifadesi kullanıldı.

TBMM'den oluşturulan komisyon İmralıya gönderildi.

Bütün bunlar yapılırken aslında bu ülkeye, bu millete ve özellikle etnik kökeni Kürt olan vatandaşlarımız da dâhil olmak üzere toplumun tamamına büyük zarar verildi.

Ancak asıl soru şu:

Bütün bunlar neden yapıldı?

Demokrasi için mi?

Allah aşkına, AK Partinin bugün demokratikleşme gibi bir gündemi olduğunu gerçekten söyleyebilir miyiz?

Türkiye her geçen gün daha otoriter bir yönetim anlayışına doğru gidiyor.

Bir yandan demokrasi adına komisyon kuruluyor; diğer yandan komisyon çalışmalarının hemen ardından CHP Genel Merkezine polis operasyonu düzenleniyor.

Peki bunlar toplumsal barış için mi yapılıyor?

Toplumsal uzlaşma için mi?

Ben buna da inanmıyorum.

Çünkü Abdullah Öcalan üzerinden toplumsal barış ve toplumsal uzlaşma sağlanabileceğini düşünmüyorum.

3. Bölüm: Tek Hedefleri Erdoğanı Ömür Boyu O Koltukta Tutmak

Cenk Özatıcı:

Bakın, burada tek bir politik hedef olduğunu düşünüyorum. Bunun çok net görülmesi gerekiyor.

Bence bütün bu sürecin temelinde tek bir siyasi amaç var.

Acaba terör örgütü lideri Abdullah Öcalan üzerinden DEM Parti, Cumhur İttifakına dâhil edilebilir mi?

Cumhur İttifakı genişletilebilir mi?

Böylece Anayasa değiştirilebilir mi?

İstenildiği zaman 360 milletvekiline ulaşılıp Meclis üzerinden erken seçim kararı alınabilir mi?

Ve bu yolla Sayın Recep Tayyip Erdoğan yeniden cumhurbaşkanı adayı yapılabilir mi?

Hatta ömrünün sonuna kadar o makamda kalmasının önü açılabilir mi?

Ben projenin özünün bu olduğunu düşünüyorum.

Mesele budur.

Türkiyede yeni bir siyasal düzen kurulmak isteniyor.

Bunun çok açık görülmesi gerektiğine inanıyorum.

Ben, Türkiyede yeni bir rejim inşa edilmeye çalışıldığını düşünüyorum.

Bu rejimde en tepede Recep Tayyip Erdoğan bulunacak.

Bir tarafta Milliyetçi Hareket Partisi ve Sayın Devlet Bahçeli yer alacak.

Diğer tarafta ise Abdullah Öcalanın etkisi altında olduğu öne sürülen DEM Parti sisteme dâhil edilecek.

Böyle bir yapıda cumhurbaşkanı yardımcılarının kimlerden oluşacağına ilişkin çeşitli tartışmalar da kamuoyuna yansıyor.

Ben bütün bu gelişmeleri aynı siyasi projenin parçaları olarak değerlendiriyorum.

Bugün atılan adımları tek tek ele aldığınızda belki birbirinden bağımsız gibi görünebilir.

Ancak tamamını bir araya koyduğunuzda ortaya çıkan tablo farklıdır.

Anayasa tartışmaları…

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi…

Terörsüz Türkiye söylemi…

İmralı ile yürütülen temaslar…

DEM Parti ile kurulan diyalog…

Bana göre bunların tamamı aynı siyasi hedef doğrultusunda ilerliyor.

Bu nedenle süreci yalnızca güvenlik politikaları açısından değil, Türkiyenin gelecekteki yönetim modeli açısından da değerlendirmek gerekiyor.

Bizim itirazımız da tam olarak bu noktadadır.

4. Bölüm: Türkiyede Yeni Bir Rejim mi Kuruluyor?

Cenk Özatıcı:

Benim kanaatime göre kurulmak istenen yapı, Türkiye Cumhuriyetinin mevcut devlet anlayışından farklı bir yönetim modelidir.

Bu modelde en tepede Recep Tayyip Erdoğanın bulunduğu bir siyasi yapı öngörülüyor.

Bir tarafta Milliyetçi Hareket Partisi ve Sayın Devlet Bahçeli yer alırken, diğer tarafta DEM Partinin de sisteme dâhil edilmesi hedefleniyor.

Cumhurbaşkanı yardımcılarının kimlerden oluşacağına ilişkin yapılan tartışmalar da bu çerçevede değerlendiriliyor.

Dolayısıyla bugün yaşanan gelişmeleri birbirinden bağımsız olaylar olarak görmüyorum.

Bunların tamamının aynı siyasi projenin parçaları olduğunu düşünüyorum.

Sunucu:

Sayın Özatıcı, söylediklerinizden anladığım kadarıyla Sayın Kemal Kılıçdaroğlunun da ileride Cumhur İttifakına dâhil olabileceğini düşündüğünüzü ifade ediyorsunuz. Doğru mu anlıyoruz?

Cenk Özatıcı:

Evet, ben böyle bir ihtimali görüyorum.

Çünkü bugüne kadar yaptığı açıklamalara baktığımda bu yönde işaretler olduğunu düşünüyorum.

Şöyle ifade edeyim:

Bu konu uzun uzun tartışılabilir. Sayın Deniz Baykal döneminden itibaren yaşanan bazı siyasi gelişmeler de ayrıca değerlendirilebilir.

Ancak özellikle 2016 yılında Milliyetçi Hareket Partisinin Cumhur İttifakına katıldığı süreci hatırlayalım.

O dönemde Sayın Devlet Bahçeli hangi siyasi gerekçeleri öne sürüyorsa, bana göre Sayın Kemal Kılıçdaroğlunun son dönemde yaptığı bazı açıklamalar da benzer bir çizgiye yaklaşmaktadır.

Benzer söylemler kullanılıyor.

Devlet aklı vurgusu yapılıyor.

Dış güçler söylemi öne çıkarılıyor.

FETÖ söylemi tekrar ediliyor.

Osmanlı referansları kullanılıyor.

Ben bütün bunların iktidarla aynı siyasi zeminde buluşmanın hazırlıkları olabileceğini düşünüyorum.

Elbette bu benim siyasi değerlendirmemdir.

Ancak dikkat edilmesi gereken daha önemli bir konu var.

Bana göre bu süreç yalnızca yeni siyasi ittifaklar kurma meselesi değildir.

Aynı zamanda Türkiyenin daha otoriter bir yönetim anlayışına yönelmesiyle de doğrudan bağlantılıdır.

Toplumu sürekli olarak Türkler, Kürtler ve Araplar şeklinde etnik kimlikler üzerinden tanımlamak…

Cumhurbaşkanı yardımcılarının etnik veya mezhepsel kimlikler esas alınarak belirlenmesini tartışmaya açmak…

Bunlar bana göre toplumu ortak vatandaşlık anlayışından uzaklaştıran yaklaşımlardır.

Türkiyeyi etnik ve mezhepsel temelde parçalara ayıran bir siyaset anlayışının doğru olmadığını düşünüyorum.

Ben bunun, çok kimlikli ve çok uluslu bir yönetim modelinin altyapısını oluşturma çabası olduğu kanaatindeyim.

İYİ Parti olarak bu sürece itiraz ederken yalnızca Abdullah Öcalan için kullanılan kurucu önder ifadesine veya PKK'ya taviz verildiğini düşündüğümüz uygulamalara karşı çıkmıyoruz.

Aynı zamanda AK Partinin, Türkiye Cumhuriyetinin üniter devlet yapısını dönüştürmeye yönelik olduğunu düşündüğümüz siyasi projelerine de karşı çıkıyoruz.

Bizim mücadelemiz, cumhuriyetin temel niteliklerini koruma mücadelesidir.

Sayın Müsavat Dervişoğlunun Tandoğan Meydanında taşıdığı bayrağın ve yükselttiği sancağın anlamı da budur.

Biz, o sancağın artık inmeyeceğine ve bu mücadelenin devam edeceğine inanıyoruz.

5. Bölüm: 50+1 Sistemi ve Siyasette Yeni İttifak Arayışları

Sunucu:

Sayın Mustafa Bey, Cenk Özatıcı Sayın Kemal Kılıçdaroğlunun ileride Cumhur İttifakına dâhil olabileceğini düşündüğünü ifade etti.

Öte yandan, DEVA Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan'ın da CHPnin içinde yer almadığı olası bir ittifaka ilişkin değerlendirmeleri oldu.

Bu çerçevede siz nasıl bir siyasi tablo görüyorsunuz?

Ayrıca, Sayın Kılıçdaroğlu'nun yeniden CHP Genel Başkanlığına gelmesi ve Cumhur İttifakıyla aynı çizgide hareket etmesi ihtimali gerçekleşirse, özellikle'Terörsüz Türkiye süreci açısından nasıl gelişmeler yaşanabileceğini düşünüyorsunuz?

Mustafa Bey:

Serap Hanım, öncelikle şunu söylemek gerekir:

Türkiyedeki mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, siyasi partileri doğal olarak ittifak kurmaya zorlayan bir sistemdir.

Bugün cumhurbaşkanı seçilebilmek ya da en yüksek oyu alabilmek için yüzde 50 artı 1 şartı bulunuyor.

Parlamenter sistemle karşılaştırıldığında en önemli farklardan biri de budur.

Eskiden partiler daha çok kendi programlarıyla, projeleriyle ve ekonomik vaatleriyle yarışıyordu.

Bugün ise seçim kazanabilmek için en başarılı ittifak modelini kurabilen partiler avantaj elde ediyor.

Dolayısıyla yalnızca yüksek oy almak yeterli olmuyor.

Örneğin yüzde 49 oy alsanız bile, eksik kalan yüzde 1 ya da 2yi tamamlayabilmek için farklı siyasi partilerle iş birliği arayışına giriyorsunuz.

Bu durum yalnızca iktidar partileri için değil, muhalefet partileri için de geçerlidir.

Mevcut sistem bütün siyasi aktörleri ittifak kurmaya yöneltiyor.

Bu nedenle benim kanaatim, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçiminin çok adaylı ve çok ittifaklı bir seçim olacağı yönündedir.

Bugünden kesin ittifak formülleri üretmek kolay değil.

Çünkü seçim süreci yaklaştıkça çok farklı senaryolar ortaya çıkabilir.

Ancak sonuçta başarılı olacak olanlar, toplumun beklentilerini doğru okuyabilen ve bu beklentilere cevap verecek en güçlü ittifak modelini oluşturabilen siyasi partiler olacaktır.

Artık seçimlerin kaderini yalnızca tek bir partinin oy oranı değil, oluşturduğu siyasi iş birlikleri belirliyor.

. . . Bu nedenle benim kanaatim, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçiminin çok adaylı ve çok ittifaklı bir seçim olacağı yönündedir.

Bugünden kesin ittifak formülleri üretmek kolay değil. Seçim süreci yaklaştıkça çok farklı senaryolar ortaya çıkabilir.

Ancak sonuçta başarılı olacak olanlar, toplumun beklentilerini doğru okuyabilen ve bu beklentilere cevap verecek en güçlü ittifak modelini oluşturabilen siyasi partiler olacaktır.

Artık seçimlerin kaderini yalnızca tek bir partinin oy oranı değil, kurduğu siyasi ittifaklar belirliyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde yeni ittifak arayışlarının artacağını düşünüyorum.


İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Dr. Cenk Özatıcı, Sözcü Televizyonu canlı yayınında iktidarın Terörsüz Türkiye ve yeni çözüm süreci söylemlerinin perde arkasını anlattı. PKK'nın silah bırakmadığını ve iktidar sözcülerinin çelişkili açıklamalar yaptığını vurgulayan Özatıcı; asıl hedefin DEM Partiyi ittifaka katarak anayasayı değiştirmek ve Recep Tayyip Erdoğanı ömür boyu cumhurbaşkanı yapmak olduğunu iddia etti. Eski CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlunun tutumuna dair de çarpıcı gizli forvet benzetmesinde bulunan Özatıcının açıklamaları ve Ankara kulislerindeki yeni ittifak senaryoları bu videoda.

00: 00 - NATO Zirvesi ve Terörsüz Türkiye Süreci

00: 22 - PKK Silah Bıraktı mı? İktidarın Çelişkili Yasama Açıklamaları

03: 55 - Tek Hedefleri Var: Erdoğanı Ömür Boyu O Koltukta Oturtmak

05: 50 - Türkiyede Yeni Bir Rejim mi Kuruluyor?

06: 10 - Kılıçdaroğlu Cumhur İttifakının Gizli Forveti mi?

08: 24 - 50+1 Sistemi ve Siyasette Yeni İttifak Arayışları

Sözcü Televizyonunu nasıl izleyebilirsiniz?

Digiturk: 60

D-smart: 93

Turkcell TV Plus: 69

Tivibu: 69

Türksat Kablo TV: 76

Türksat 4A: 11837 Frekans, 30. 000 V, batı, fec: 2/3

https: //www. youtube. com/watch? v=j8Hw06HjECw


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin
To send a message to the group


:
ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba üye olmak icin
To join the group


:
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak için
To write to the group founder


:
0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamız
Our Group Page


:
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz
You can also check out my blog if you wish


:
http://orajpoyraz.blogspot.com/
Yeni web sayfam
Our new website


:
https://erkin.cc/
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
Email addresses (Contact us here if you have any problems.)


:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc