5 Eylül 2026 Cumartesi

Anlatayım.,Amerika çekiliyor.

Anlatayım.
Amerika çekiliyor.
Her yerden.
Ukrayna, Polonya, ve Baltık cumhuriyetlerini Avrupa'ya emanet ediyor.

Ancak, Avrupa'nın bu sorumluluğu taşıması ve üstlenmesinde sorunlar var.
Dolayısıyla Ukrayna, Polonya, Baltık Cumhuriyetleri büyük tehlikede.
Panik içindeler.

Uzak Doğuyu AUCUS ittifakına emanet ediyor.
Bu bağlamda Japonya ve Güney Korenin her anlamda önü açılıyor.
Tayvan konusu sıkıntılı, büyük olasılıkla barışçıl bir devir yapılacak.
Buna taraftar olan Tayvanlılar da var.

Ortadoğudaki Arap vassalları Medine İttifakına emanet ediliyor.

Daha önce Vietnam ve Afganistan'dan çekilirken olanlara bakarak, Kürt işbirlikçileri kurtarılmaya çabalanıyor.
Giderken yanında götürmek istemiyor.
Bunlara bundan sonra silah, para yardımı ve himaye yapmayacak.
Çerçeve Yasası ve bunun Türkiye dışında, Irak ve Suriye'de de uygulanacak olmasının sebebi budur.
Bölgede emir verebildiği büyük devletlerin hükümetleri Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan, hatta Mısır bunu gerçekleştirmek için kullanılıyor.

İsrail ise ABD'den emir alan değil, emir veren bir ülkedir.
Bu nedenle İsrail'i kurtarmak, ya da korumak adına dahi olsa bir plan öneremiyorlar.
Yoksa İsrail'i de bölgedeki hasımlarıyla barıştırıp, öyle çekilmek isterlerdi.
Ne var ki, Judeo-Hristiyan nüfus ve hükümetteki etkileri sebebiyle, İsrail'i tükenene kadar desteklemek zorunda kalacaklar.
İsrail Amerikanın kaynaklarını tüketecek, ve bunu asla umursamıyorlar.
Çünkü, sonrasında Amerika bir posaya dönüştüğünde oradaki nüfusu İsrail ve Çin'e taşımayı hesaplıyorlar.

ABD'yi devlet tahvili ihraç ederek savaşlarını finanse etmek imkanını giderek yitiriyor.
Yaptırımlar sebebiyle dünyanın önemli bir bölümü ABD devlet tahvillerinden uzak duruyor.
ABD devlet tahvillerinin faiz giderek yükseliyor ve bu borç yükünün çevrilmesi giderek zorlaşıyor.
ABD nin çok uzak olmayan bir gelecekte, belki bir iki sene içinde temerrüde düşme ihtimali güçleniyor.
Bu günümüzde kimselerin hayal bile edemeyeceği şiddette bir küresel ekonomik buhrana sebep olur.
Bütün dünyada hazineler altın topluyor.
ABD'li karar vericiler bu nedenle kontrolsüz bir içe çöküşün, kontrolü ve minumum zararla sonuçlanması için KÜÇÜLME VE ÇEKİLME HAZIRLIKLARI YAPIYORLAR.

Rusya ve ABD çatışmalardan iyice yoruldu.
Bu nedenle taktik nükleer silah kullanımı lakırdıları var.

İşler her an kontrolden çıkabilir.
Yerel bir çatışma aniden küreselleşebilir.
Herhangi bir batı ülkesinde yaşanacak bir ekonomik buhran aniden küreselleşebilir.
Dünya kendini bir anda taktik nükleer silah kullanımından stratejik nükleer çatışma içinde bulabilir.
Büyük belirsizlikler var.
Ayı çıkabilir, taş düşebilir vb.


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin
To send a message to the group


:
ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba üye olmak icin
To join the group


:
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak için
To write to the group founder


:
0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamız
Our Group Page


:
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz
You can also check out my blog if you wish


:
http://orajpoyraz.blogspot.com/
Yeni web sayfam
Our new website


:
https://erkin.cc/
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
Email addresses (Contact us here if you have any problems.)


:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc


Prof. Dr. İlber Ortaylı: Bir gecede cahil mi kaldık?

Prof. Dr. İlber Ortaylı’nın en keyifle güldüğü espiri: Harf İnkilabı yapmışız, onu yaptığımız için de eski mirasımız gitmiş, bir gecede cahil kalmışız!

Asıl bunu söyleyenler cahil...

Siz hiç Türk Tarihini anlatan Osmanlı Kroniği gördünüz mü?

Hattileri, Frigleri, Urartuları, veya Sakaları/İskitleri, Hunları, Etrüskleri, Çoban kralları, Medleri yahut Hazarları Göktürkleri, Türgişleri, Büyük Selçukluları anlatan Osmanlı kroniği gördünüz mü?

Osmanlı tarihini bile Avrupalılar yazmıştı, sonradan da Cumhuriyet müverrihleri yazmıştır.

Dil Devrimiyle Türkler eğitime katıldı, okudu yazdı, meslek sahibi oldu, işi gücü oldu, Osmanlı’daki gibi cahil kalmaktan kurtuldu.

Dertleri milleti tekrar cahil yapmak ve Araplaştırmak.


https://x.com/K_TURK_19051919/status/2078199828681535586


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin
To send a message to the group


:
ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba üye olmak icin
To join the group


:
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak için
To write to the group founder


:
0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamız
Our Group Page


:
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz
You can also check out my blog if you wish


:
http://orajpoyraz.blogspot.com/
Yeni web sayfam
Our new website


:
https://erkin.cc/
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
Email addresses (Contact us here if you have any problems.)


:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc



1 dosyayı bu e-postaya bağladım:


Prof_Dr_Ilber_Ortaylinin_en_keyifle_guldugu_espiri_Harf_Inkilabi.mp4 dosyası Filelink olarak eklendi. Dosyayı aşağıdaki bağlantıdan indirebilirsiniz.

Haberin başlığı bu: Irak'ın Şengal bölgesinde bulunan 2.200 PKK'lı terörist, Irak ordusuna katılacak. (Nedim Şener)

Haberin başlığı bu: Irak'ın Şengal bölgesinde bulunan 2.200 PKK'lı terörist, Irak ordusuna katılacak. (Nedim Şener)

Irak'da PKK Irak ordusuna katılacak, Suriye'de katılacak, Türkiye'de katılacak, ama İran'da varlığını sürdürecek, ve İran devletiyle çatışmaya devam edecek.
Hem de Türk halkının olağan üstü tepkisine rağmen, hükumet ite kaka, bu planı uygulayacak.
Bu plan sizce kimin planı?

İkinci olarak dört bölgedeki ayrılıkçıların hepsine birden emir verebilecek, söz geçirebilecek ülke hangisi?
Türkiye mi?
Türkiye olsaydı bunu çok daha önce yapardı.

Peki şimdi ne değişti de Kürtler isyandan vaz geçti?
Gerçekten vaz geçtiler mi?

Misal Irak ve Suriye'de ayrılıkçı gerillalar organizasyonlarını koruyarak topluca, ayrı birlikler halinde mi katılım yapacak?
Yoksa PKK birimleri aynı yapıyı koruyarak mı, Irak ordusu komutası altına girecek?

Doğrusu bu işin okumasını yapmak zor.

Benim düşünceme göre, ABD Kürtlere artık kaynak ayırmak istemiyor.
Silah yardımı, bütçeden  destek olmak istemiyor.
Çekip giderken onları yüz üstü ortada da bırakmak istemiyor.
Malum Vietnam'dan, Afganistan'dan çekilirken geride bıraktıklarının sonu hiç iyi ibret yaratmadı.
Yanında da götürmek istemiyor.
Çünkü, işbirlikçi de olsa mülteci istemiyor.
Ayrılıkçı Kürtleri bir şekilde kendi merkez hükumetleriyle barıştırıp, onları kurtarma planı bu.

Evangelist hükümranlığına rağmen ABD hükumeti açısından İsrail aratık taşınamayacak bir yük haline geldi.
İsrail konusunda bocalamalar var.
Yüz üstü bırakırlarsa gerçekten de İsrail'in varlığı sona erebilir.

İsrail vatandaşlığı almaya hakkı olan en abartılı sayılar.

Total

pct

pmp

United States

12,000,000

50

Israel[f]

7,299,300

31

France[g]

750,000

3.2

Canada

700,000

2.9

Russia

600,000

2.5

Palestine[h]

442,700

1.9

United Kingdom[i]

410,000

1.7

Argentina

360,000

1.5

Germany

275,000

1.2

Ukraine

200,000

0.84

Brazil

180,000

0.76

Australia

160,000

0.67

Hungary

130,000

0.55


Ancak, İsrail'e Türkiye, Suriye, Irak gibi söz geçiremiyorlar.
Tam tersine, İsrail ABD'ye söz geçirebiliyor.
Bu nedenle ABD İsrail'i himaye etmek adına bile olsa İsrail'e herhangi bir planı dayatamıyor.
Medine sözleşmesi, ayrılıkçı Kürtlerin kurtarılması planları gibi, İsrail'i komşularıyla barıştıracak bir plan bu nedenle yok.

Çünkü İsrail'i yöneten hükumet, halkın temayülleri, ve bütün bunları finanse eden küresel siyonist oligarkların böyle bir niyet ya da arzusu yok.
ABD açısından İsrail konusundaki çaresizlik, ABD'nin bölgeden çekilme planlarına köstek oluyor.

ABD'nde iç politikada judeo-Hristiyanların hakimiyeti bitmeden de bu durum düzelmeyecek.
Doğrusu Yahudilerin yüzyıllar içinde ilmek ilmek ördükleri bu yapıyı etkisiz kılmak neredeyse imkansız.
İsrail ABD'nin kaynaklarını, askeri, siyasi, ekonomik gücünü bir vampir gibi emiyor.
Ve bu böyle devam edecek.
Tüketecek, belki de bunu bilerek ve isteyerek yapıyorlar.
ABD'nin posası çıkınca büyük olasılıkla ABD'deki Yahudi nüfusu İsrail'e ve Çin'e taşımayı hayal ediyorlar.
Geride kalan Judeo-Hristiyanlar mı, onlar zaten GOYİM, yani görevleri İsrail için ölmek, çabalamak.
On yıllar değil, birkaç yıl içinde ABD'nin her anlamda ana karasına çekildiğini, içe kapandığını, hatta eyaletler arasında ayrılıkçı hareketlerin başlayacağını öngörüyorum.

ABD'nin İsraili de koruyamadığı ortaya çıktı.
Dahası, İsrail'i himaye etmeye çabalarken, Ortadoğu'daki askeri varlığını da yitirdi.
Bırakın kendi askerini, himaye vaat ettiği Arap vassalları da koruyamadığı ortaya çıktı.
Arap vassallar kendilerini ortada bırakılmış hissediyorlar, ve alternatifler arıyorlar.
Medine Anlaşmasının okuması budur.
Bu anlaşmayla sürekli olarak İran'dan dayak yiyen Arap vassalları emniyete almaya çabalıyorlar.
Ve buradan da anlıyoruz ki, anlaşmaya taraf olan bütün ülkeler ABD emri altında olan rejimlerle yönetiliyor.

Hürmüz boğazını açıkken trafiğe kapattılar, ve şimdi de açamıyorlar.
Kapsamlı kara harekatı yapacak cesaret ve cüretleri de yok.
Mühimmat sıkıntısının yeni askeri harekatları kısıtladığı çok açık.
Uçak gemilerinin sayısı dünya hakimiyeti sağlamak için artık yetersiz kalıyor, onu da anladık.

Açıkçası ABD yenildi.
Henüz teslim olmadı.
Ancak, onurlu bir geri çekilme imkanı yaratmaya çabalıyor.
Hürmüz Boğazını açmadan çekilirse, Amerika Birleşik Devletleri(ABD) hegemonyasına duyulan güven kaybı, devlet, askeri ve halkında büyük bir onur, gurur kırıklığına sebep olacak.

İran ise dersini çok iyi çalışmış, silahlanma hacmi, tarzı, yatırımları belli ki, bugünleri çok önceden gördüklerini, ve hazırlandıklarını gösteriyor.
ABD'yi bırakmıyor, savaşı sürdürmeye çabalıyor.
Belli ki, ABD'nin dayancının sınırlarına yaklaştını anlamış.

Son günlerde gerek ABD-İran çekişmesinde, gerekse Ukrayna-Rusya çekişmesinde giderek taktik nükleer silah kullanımı ciddi bir seçenek olarak konuşulmaya başladı.
Bu lakırdılar gerek Rusya ve gerekse ABD'nin savaşları sürdürebilecek takatının giderek azaldığını gösteriyor.

Açıkçası ABD çekilmeye hazırlanıyor.
Her yerden.
Çekilirken ortaya çıkacak boşluğu doldurmak ve yine de kendi lehine dengeler oluşturmak için çabalıyor.

Avrupa'dan çekilirken, Ukrayna ve Avrupanın kendi kendini savunabilecek hale gelmesine çabalıyor.
Her şeye karşın Ukrayna, Polonya ve Baltık ülkelerini gelecekleri belirsiz.
Çünkü, Avrupa'da sınırlarını, komşularını koruma iradesi ve çabaları yetersiz.

Ortadoğudan çekilirken Kürtler, Arap vassallar ve İsrail açısında olabildiğince kendi boşluğunu doldurabilecek yapılar oluşturmaya çabalıyor.
Bunun için yönetebildiği Pakistan, Suudi Arabistan, Türkiye gibi ülkelerin hükumetlerini kullanıyor.
Uzak Doğu'da özellikle Japonya ve Güney Kore'ye yol veriyor.
Artık Japonya açısından silahlanmada sıkıntı yok.
Malesef Tayvan'ı emanet edebileceği bir bölgesel güç yok.
Büyük olasılıkla Tayvan'ı barışçıl bir şekilde Çin'e terk edecekler.

Filipinler, Malezya gibi ülkelerin ABD himayesine ihtiyaçları yok.
Buralarda mevcut işbirlikçi rejimlerin korunması yeterli olacaktır.
Avustralya ile birlikte bu devletlerin kendi başlarına korunabilmesi ve emniyette olabilmesi için AUKUS ittifakı devreye alınmıştır.

AUKUS, Avustralya (AU), Birleşik Krallık (UK) ve Amerika Birleşik Devletleri (US) arasında Eylül 2021'de imzalanan üçlü bir savunma ve güvenlik paktıdır.
İttifakın temel amacı, Çin'in bölgedeki askeri ve ekonomik nüfuzuna karşı Hint-Pasifik bölgesinin güvenliğini ve istikrarını sağlamaktır.

Ekonomik olarak ABD'nin artık devlet tahvili ihraç ederek savaşları sürdürmesi imkanı kısıtlandı.
Ekonomik yaptırımlar sebebiyle pek çok ülke yüksek faize rağmen ABD bonolarını almaktan kaçınıyor.
Yüksek faiz ise orta vadede temerrüt riski yaratıyor.
ABD'nin temerrüte düşmesi ise hayal bile edilemeyecek kadar şiddetli, küresel sonuçlara sebep olur.

Doğrusu, ülkemizin kendi yerli ve millî cari açık ve bütçe açığı sorununu en ağır şekilde yaşarken, küresel bir ekonomik buhrandan sağ ve sağlam çıkabilmesi çok zor olacak.
Bu güne kadar işbirlikçi hükumetlerimize dayatılan AÇILIMLAR'IN sosyal dokuda yarattığı tepkimeleri anlamak gerekir.
Hükumetin ülkede yarattığı çeşitli cepheleşmeler, nifaklar, gerilimler de işini tuzu biberi.
Son on yılda giderek derinleşen, ve henüz dibini göremediğimiz ekonomik buhranın yarattığı toplumsal parçalanma da önemli.

Çok zor olacak ama, benim önerim, bir an önce iç cepheyi güçlendirmektir.
Bunun için hükumetin barışçıl ama kararlı şekilde iktidardan uzaklaştırılması ilk adım olmalı.
Eğer bir gün karşımızda duran organize, işbirlikçi, mafyöz cemaatler koalisyonu devrilirse, kurulacak ilk hükumetin ilk işi adalet reformu yapmak olmalı.
HSYK yüksek yetkilerle oluşturulmuş adalet mafyasını ayıklamalı.
Sonrasında adli sistemin eski dönemde işlenmiş bütün organize suçları teeek teek yargılaması sağlanmalı.

İkinci adımda yerel ve küresel ekonomik buhrana karşı gerçekçi ama halkı da önceleyen sosyal ve ekonomik programlar hayata geçirilmeli.

Halkın aile, apartman, mahalle, köy, ilçe bazında her seviyede yardımlaşmasını sağlayacak kurumlar, kurallar, yöntemler geliştirilmeli.
Amaç zenginleşme değil, aç, açıkta, sokakta, işsiz insanlara sahip çıkmaktır.
Çünkü önümüzdeki en az iki yıl çok ama çok ağır geçecek.
İflaslar, işsizlik, fakirlik, hatta açlık, mafyalaşma, karaborsa, vb. inanılmaz derecede hayatı zorlaştıracaktır.

Demokrasi iyidir, güzeldir, halkın temayüllerini göz önüne alan hükumetler üretmesi beklenir.
Bu güne kadar, darbe dönemlerinde bile halk istediğini almıştır.
Halk hastane istediyse hastane, okul istediyse okul, fabrika istediyse fabrika almıştır.
Doktor, ebe istemiştir, onu da almıştır.
Ancak, halk aynı zamanda din, iman, imam, cami, imam hatip, ilahiyat istemiştir ve onu da almıştır.
Dolayısıyla müslümanların etme bulma dünyası, Hinduların Karma ilkesi, benim gibi aklı, bilimi ve uzlaşmayı önemseyenler için etki-tepki ilkesi diyebileceğimiz bu dünyada,
Türk halkının kendi kazdığı kuyuya düşmüş olmasını zevkle izlemek gibi bir durumumuz olamaz.
Biz yine de, halkın içinde, yanında olmak, DAYANIŞMAYI, YARDIMLAŞMAYI, SEVGİYİ VE AKLI anlatmaya devam etmek durumundayız.

Şunu biri kez daha vurgulamak isterim, genelde bütün dinler, özelde İslam her zaman, her toplumda ikilik ve nifak yaratmıştır.
Özellikle belirgin şekilde çakma Yahudi imitasyonu olan İslam, erkeği kadına, Müslümanı diğerlerine, özgür bireyi köleye, takvası yüksek olanı eksik olduğu varsayılanlara üstün tutmuştur.
Ürettiği  ahlak da, hukuk da bu ayrımları korumaya, denetlemeye yönelikdir.

Özellikle peygamberin daha ilk anda, üç beş müridi varken Kabe'deki diğer kabilelerin tapındığı, saydığı, sevdiği ilahlara ait sembolleri büyük bir fütursuzlukla, cüretle kırmış olması tarihe çok kötü bir örnek olarak geçmiştir.
Bunun yarattığı büyük infial Arap toplumunda ilk nifağa sebep olmuştur.
Peygamberi linç edilmekten, öldürülmekten, Tebbet suresinde yüzyıllardır lanet edilen amcası olmuştur.
O amca ki, gerçek adı Abdüluzza bin Abdülmuttalib'dir.
Ebu lehep diyerek küçümsemek, alaya almak için lakap takılmıştır.
Ve "Abdüluzza", o dönemin putlarından biri olan Uzza'nın kulu anlamına gelir.
Evet işte o amca buna rağmen yeğenini korumuş ve kurtarmıştır.
Nankörlüğe dikkat ediniz.
Sığındıkları Medine'de imzaladıkları Medine anlaşmasını da gerekçesiz ve tek taraflı olarak bozanlar da müslümanlardır.
Muhammed Tevbe suresini bunun için vaaz etmiştir.
Müslümanların kanı bitlenince onları konuk eden Medine halkını yağmalamak için Allah tarafında(?) izin ve emir gelmiştir.
Sonrası gazveler.
Gazvelerin hemen hepsi pusu, gece baskınıdır.
Hepsinin sonunda bir yağma, bir üleş, cariyelerin paylaşımı hikayesi vardır.

Müslüman toplumun komşusu olan halkların iki seçeneği kalmıştır.
Ya yağmanın nesnesi olmaya devam ederek tükenecekler.
Ya da Müslüman olarak yağmaya katılacaklar.

Hikaye budur.
Gassaniler, Bizans, Farisiler, Türkistan üzerine yapılan bütün savaşların amacı da, sonucu da budur.
Sonradan Müslüman olan Türkler ve Farisilerin de amaçları ve sonuçları budur.
İslam ahlakı genel hatlarıyla budur.

Diğer zararı ise din bilimin tam anlamıyla zıddır.
Din çoksa, bilim azdır.
Ya da tam tersi.
Bilim merak ve şüphe ister.
Din mutlak iman ister.
Bu nedenle dindar toplumlarda inovasyon azalır, diğer toplumlarla rekabet gücü azalır.
Yüzyıldır dış güçler teranesiyle avunuyoruz.
İngiliz'in, Fransızın düşmanları yok mudur?


Bin yıldır yüce dinimiz, lanet olası imamlar teranesiyle oyalanıyoruz.
Bir  ideolojinin başarısız, akıl dışı olduğunu anlamak için kaç bin yıl ve kaç toplumda TEST edilmesi lazım.
İslamın, Araplarda 1000'li yıllardan itibaren, Fars ve Türklerde 1500'lerden itibaren kulvar dışına itildiğini anlayabilmek için feraset sahibi olmak mı lazım?
Günümüzde en kudretli İslam devletleri bile varlığını koruyabilmiş olmayı büyük bir zafer olarak görmekte ve halkına anlatmaktadır.
İran'ın uçak gemileri neden Karaiplerde, Uzakdoğuda değil.
Büyük güç, bölgesel güç, geleceğin süper gücü, oyun kuran, masayı deviren, son sözü söyleyen, yüce Türk devleti neden Amerika'dan emir alıyor.
Neden onun planlarını uyguluyor.
Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve vassal Arap devletler, Afrika ve Asyanın, Uzakdoğunun kudretli, yüz milyonun katlarıyla nüfusları olan devletlerin hükümetleri içinde neden işbirlikçi olmayan tek örnek yok.
Mekke anlaşması, Çerçeve Yasası kimin planıdır anlattık.
Önümüzdeki dönemi daha dindar olarak atlatamayız.
Bu bizi daha nifaklar, ikiliklerle, cepheleşmelerle daha da zora sokar.
Türk haklı bütün bu hayhuy içinde dinle de, İslam'la da yüzleşmek zorundadır.

Dinin yarattığı bütün olumsuzlukları, içinde barındırdığı çelişkileri, yanlışları gören, anlatan insanları dinlemeleri, izlemeleri, kitaplarını okumalarını kuvvetle öneriyorum.
Dinden çıkmak, hidayete ulaşmaktır, bir kusurdan kurtulmaktır.
Dindarlığı ile övünenler, şov yapanlar kendi kusurlarını sergiliyorlar.
Dindarlık asla bir erdem değildir.

Erdemlerin neler olduğunu sağ duyu sahibi herkes sezgisel olarak bilir.

Her neyse bir haber beni nereden nereye getirdi.

Selamlar, saygılar.

Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc )
           L2fSIJNoA0xfSNxA  






- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin
To send a message to the group


:
ozgur-gundemgooglegroups.com
Gruba üye olmak icin
To join the group


:
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak için
To write to the group founder


:
0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamız
Our Group Page


:
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz
You can also check out my blog if you wish


:
http://orajpoyraz.blogspot.com/
Yeni web sayfam
Our new website


:
https://erkin.cc/
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
Email addresses (Contact us here if you have any problems.)


:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc


4 Eylül 2026 Cuma

Akp genel başkanı Erdoğan, "deftere not alıyoruz" demiştiniz ya,,,Biz de TCK 26’ya göre kendimizce bir kaç not aldık.

Akp genel başkanı Erdoğan, "deftere not alıyoruz" demiştiniz ya,

Biz de TCK 26’ya göre kendimizce bir kaç not aldık.

Yüce makamınıza arz ederiz efendim.



Deniz Feneri,

Yimpaş,

Kombassan,

kurban paraları,

Ayakkabı kutuları,

Para sayma makina ve kasaları,

Yetim, dul, fakir, fukara, garip gureba ve kul hakları,

KIZILAY üzerinden TÜRGEV’e vergi kaçakçılığı,

TÜRGEV’den TURKEN’e döviz kaçakçılığı,

Rıza Zarrap,

Milyarlık saatler,

Bakara, makara, din tüccarları,

Habur’da kurulan çadır mahkemeleri ve davul-zurna ile karşılanan PKK maşaları,

Oslo, Dolmabahçe, Apo yandaşları ve İmralı ziyaretleri,

Askerin yoluna döşenen mayınlar,

Kazılmasına göz yumulan hendekler,

Heba edilen yüzlerce kahraman Şehitler, unutulan Gaziler,

İnadına BOP eş başkanlığı sözleri,

Başına çuval geçirilen askerler, NOTA verilsin diyenlere müzik notası mı diyenler,

Halâ iade edilmeyen yahudi üstün liyakat nişanı,

Allah Amerikan askerlerini korusun diye dua edenler,

Üç beş şehit için meclisi mi toparlanırmış diyenler,

Şehit askere kelle diyenler,

Askerse asker ölmek için maaş alıyor diyenler,

Belediyelerden, Kızılay Maden Suyu şişesine kadar kaldırılan T.C. ibaresi,

Yasaklanan öğrenci Andımız,

Tartışmaya açılan Nutuk,

Usulen kutlanan milli bayramlar,

Alçakça indirilen bayraklar,

İstiklal Marşı’nda oturan gafiller,

Türkiye Cumhuriyeti Devleti adından rahatsız olan hainler, devletin adı Anadolu olsun, Türk bayrağı değil Türkiye Bayrağı olsun diyenler,

TRT’ye çıkarılan Osman Öcalan,

İstanbul seçimlerinde okutulan terörist başının mektubu,

Dağıtılan kömürler, makarnalar, suyu, elektriği olmayan köylere gönderilen buzdolapları, çamaşır makineleri,

Gözden çıkarılan Kıbrıs ve feda edilen Ege adaları,

Sınırda petrol kaçakçılığı,

Barzani’ye gönderilen paralar,

Sözde Kürt devleti televizyonuna TÜRKSAT’tan yayın izni,

Türk düşmanı, bölücü alçak Şivan Perver ve İbo ile gözyaşları dökülerek yakılan megri megri ağıtları, elele-kolkola verilen pozlar,

Madenlerde yandaşların çıkarı için ölen gariban işçiler,

Yandaş cemaat ve tarikat yurtlarında tecavüze uğrayan masum çocuklar,

Kadın cinayetleri,

Bağımsız basına yapılan baskı, yandaş basına destek,

Tutulmayan sözler, siyasi yalanlar,

Büyük şehirlerdeki imar talanları,

Katar’a satılan varlıklar,

Cumhuriyetin kazanımlarını babalar gibi satanlar,

İç üreticiyi bitirip, tohumdan, samana, diş macunundan deterjana kadar dışarıdan ithal edilen ürünler,

Devlet hazine müşteri garantili otoyol, köprü, tünel, havaalanı, enerji santrali ve hastanelerle rant devşirilen uyanık yandaşlar,

Her ihalede alınan avantalar,

Alınan üçer-beşer, çifte çitfe maaşlar,

Çalınan sınav soruları,

Açız diyen çiftçiye "ananıda al git" diyen zihniyet,

Milletin anasına küfreden yandaş işadamları,

Bitirilen tarım ve hayvancılık,

Zam yapıyor diye suçlanan esnaf,

Ucuz ekmek ve tanzim satış kuyrukları,

Çöpten yiyecek toplayan insanlar,

Onbeş milyona yaklaşan işsiz,

Mağdur edilmiş emekliler,

Yok edilmiş eğitim sistemi, bilgi yoksunu öğrenciler,

Sağlıktan, eğitim ve barınmasına kadar her şeyi bedava karşılanan, istediği üniversiteye doğrudan kayıt edilen tam burslu mülteciler,

Kendi ülkesinde mülteci gibi yaşayan vatandaşlar,

Dünya’nın en pahalı elektriği, suyu, benzini, mazotu, doğalgazı,

Rant için sık sık yapılan araç muayeneleri,

Pahalı ancak çekmeyen internet ve telefon hizmeti,

Sıkıştıkça habire yapılan zamlar,

20 yılda 20 kat artmış olan dolar ve 20 kat fakirleşmiş bir millet,

İcralar, iflaslar, intiharlar, artan boşanmalar, dağılan yuvalar,

Aynı dağda düşen ve bir saatte bulunan ABD’li dağcılardan 2 hafta önce Muhsin Yazıcıoğlu’nun 4 günde bulunamayan helikopteri,

Ülkesinden soğutulduğu için yurt dışana giden beyinler ve yurt dışına kaçan milli sermaye,

Kur korumalı mevduat sayesinde döviz artışından servetine servet katanlar,

Arka kapı orerasyonlarıyla hazineden yok olan milli servetimiz,



Avantadan gemicikler, yatlar, villalar, saraylar, uçaklar saltanat süren aileler,

Kayıp damat ve buharlaşan 128 milyar dolar,

Bir tarafta pudra şekeri çeken "AK gençlik', diğer tarafta üniversite mezunu işsiz "AÇ gençlik',

Kumarbaz oğulların gemicikleri, malı götüren tosuncuklar, bitcoinciler,

Gri pasaportla insan ticareti,

Önlenemeyen koronavirüs salgını,

Kapatılan ve arazisi rant için talan edilen Hıfzıssıhha Enstitüsü,

Dağıtılamayan üç kuruşluk maske rezaleti,

Hazineden buharlaşan kara gün akçesi,

Pandemide lebaleb kongreler, kucak kucağa Ayasofya açılışı, aynı araçta karı kocaya kesilen cezalar, tedbirlerde ve desteklerde yandaşa uygulanan çifte standart,

Suriyeli mülteci sorunu, mültecilere harcanan 80 milyar dolar,

Yönetilemeyen dış borç, artan enflasyon,

Planlı bir şekilde çökertilen milli ekonomi, önlenemeyen kriz,

Anti demokratik rektör atamaları, tahrip edilen eğitim sistemi,

Şuursuzca devam eden din istismarı, yaygınlaşmış hurafe düzeni,

Pansumanla geçiştirilen EYT mağdurları,

KHK mağduru öğrenciler,

Atanamayıp intihar eden öğretmenler,

Onursuzca teslim edilen Rahip Brunson ve Trump’ın hakaret mektubu,

15 Temmuzun finansörü olmakla suçladıkları BAE'ni para konusu olunca aklayanlar,

Gazeteci Kaşıkçı dosyasını üç kuruş dolar karşılığı Suudi prensine satanlar,

Onur kırıcı bir şekilde Putin’in kapısında bekletilen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı,

Aziz Türk Milleti’ne kurşun sıkan ABD uşağı hain Fetönün elini öpmek için sıraya girdiği halde en üst seviyelerde halâ siyaset yapıp içeri atılmayanlar, sanki masummuş gibi devletin en tepelerinde aktif ve kaymaklı görevlerini sürdürenler, kurunun yanında yanıp içeride yatanlar, 252 kişinin şehadeti ve binlerce yaralıyla sonuçlanan 15 Temmuz’u istihbarattan değil enişte(!)’den öğrenenler,

Askere kumpas kuranlar, Ergenekon destanına kara çalanlar,

Suikast iddiası ile TSK'nın kozmik odasını talan edenler, en gizli dosyalarına, planlarına el koyanlar, bunlara müsaade ettikleri halde serbest kalanlar, üstelik halen üst düzeyde kamuda görev alanlar,

Montrö üzerinden ülkemizin tapu senedi olan Lozan’a ve dolaylı olarak milli varlığımıza dil uzatanlar,

Devlet şilt ve madalyalarından Atatürk’ü kaldırarak cumhuriyetten ve Atatürk’ten intikam peşinde koşanlar,

Her kamusal alanda pervasızca yapılan ihanet, yolsuzluk, hırsızlık, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik,

Düşürülen Rus uçağı sonrası, Cumhuriyet tarihimizde savaşsız terk edilen vatan toprağı olan Süleyman Şah türbesi,

Önce Esat sonra Eset, sonrası ülkemize çöken 5-6 milyon sığınmacı,

Kuzey Irak’ta kurulan sözde Kürdistan devletine T.C. bütçesinden ödenen maaşlar, direklere çekilen paçavralar, indirilen Türk bayrakları,

1915’de soykırım var diyen Biden’a layıkıyla verilemeyen cevap,

Yok edilen milli ve dini değerler, çöken ahlak,

Olmayan hak, hukuk, adalet, insan hakları ve bunları görmemezlikten gelen yandaş adalet,

Bütçeden ilan ve reklamlarla fonlanan şakşakçı basın mensupları ve ihalelerle doyurulan medya patronları,

Akkuyu’daki ihaneti başarı gösterenleri,

Halkın bağış ve yardımlarıyla çadır üreten, kan ve kıyafet toplayan Kızılay’ın afet anında parayla çadır, konserve ve kıyafet satanları,

Tüm kazanımları yandaşlara peşkeş çekilerek satılmış yok edilen Cumhuriyet,

Unutturulmaya çalışılan kurtuluş savaşı kahramanları ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk..

► “...fakru zaruret içinde harap ve bitap düşmüş bir millet..”

Mecliste esamesi bile okunmayan milletvekilleri, kayıplara karışmış parlamento...

Sebep olduğu onca felakete rağmen iktidarda kalabilmek için milliyetçiliğe, kahramanlığa ve hayali müjdelere sığınmış gaflet ve delalet içinde çökmekte olan bir hükümet,

Talan edilen, yağmalanan bir devlet.



Ve unuttuğumuz daha onlarcası...!



(Yücel Yıldız’dan alıntı.)

--

- - - - - - - - - - - - - - - -

OTUZUNCU SONE

Bazen gecmis gunlerden kalanlari anarim
Bir araya gelince hos, sessiz dusunceler,
Aradigim seylerin yokluguna yanarim.

Gonlumu, yitenlerle cektigim yaslar deler,
Yas bilmeyen gozlerim bogulur da yaslara
Olum gecesindeki sevgili dostlar icin
Depresir yuregimde nice kapanmis yara

Yitip gitmis yuzlere inlerim icin icin
Gecmis yaslar yeniden beni yurekten vurur
Acilari saydikca bir bir icim kan aglar
Gonlum, eski dertleri anip cile doldurur
Borcum bitmemis gibi, yine keder borcum var.

Ama sevgili dostum, seni andim mi yeter
Butun yitenler doner, butun acilar biter.

***

~William Shakespeare. (1564-1616)~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Bir insan hicbir seydir, ancak hicbir sey de bir insan degildir.

~Cezmi ERSO~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Hüsran

Ben böyle bakıp durmayacaktım, dili bağlı,
İslâmı uyandırmak için haykıracaktım.
Gür hisli, gür imanlı beyinler, coşar ancak,
Ben zaten uzun boylu düşünmekten uzaktım?…
Haykır Kime, lâkin? Hani sâhipleri yurdun?…
Ellerdi yatanlar, sağa baktım, sola baktım;
Feryâdımı artık boğarak, na'şını, tuttum,
Bin parça edip şi'rime gömdüm de bıraktım.
Seller gibi vâdîyi enînim saracakken,
Hiç çağlamadan, gizli inen yaş gibi aktım.
Yoktur elemimden şu sağır kubbede bir iz;
İnler "Safahât"ımdaki husran bile sessiz…

~Mehmet Akif Ersoy~

- - - - - - - - - - - - - - - -

MADENCİNİN VASİYETİ

~Helâl lokma! diyerek yer altına indim ben.
Helâlinden eceli tadıp geri döndüm ben.

Rabbim! Neydi şehadet? Cephelerde ölmek mi?
Helâl lokma ararken can vermeyi bilmek mi?

Tek düşüncem horantam helâl yesin aşını
Akran içinde yavrum dimdik tutsun başını.

Evdeşim baş eğmesin, ar etmesin hâlinden
Nîmet verene şükrü düşürmesin dilinden.

Bir dehlizde can vermek madencinin kaderi.
Makamdaki vicdanın acep nedir ederi?

Yedi kat yer altında rızkımı aradım ben
Canımı verir iken kimlere yaradım ben?

Şayet varsa bir ihmal mutlak bulsun devletim
Hakkımı helâl etmem unutursa milletim!

(muhacir bozkurt)
Mustafa KÜTÜKCÜ
14.05.2014 – DENİZLİ.~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Cevremizi o kadar cok degistirdik ki simdi bu yeni cevreye uyabilmek icin kendimizi Degistirmemiz gerekiyor.

~N.WIENER~

- - - - - - - - - - - - - - - -

SMS çilesi

24 Temmuz

Geçen sene bir başvuru için belediyeye gitmiştim. Orada bir form doldurup telefon numaramı yazmamı istemişlerdi. O günden sonra sürekli SMS gelmeye başladı; Belediye Başkanımız Feridun Düzağaç çevrecilerle buluştu, Belediye Başkanımız Feridun Düzağaç yarın esnaf ziyaretinde bulunacak gibi… (Burada belediye başkanının ismini vermek istemediğim için Feridun Düzağaç’ı örnek olarak verdim. Kendisinden özür diliyorum ama bir isim sallamak zorundaydım.) Başkan esnaf ziyareti yapacaksa bundan bana ne diye düşündüm. Esnaf mıydım? Bu ziyarette bana düşen bir görev mi vardı? Çevreci olduğum da söylenemezdi.

Sonunda dayanamayıp belediyeyi aradım, Şeffaf belediyecilik anlayışımız gereği, beyefendi dedi. Bana beyefendi demesi çok hoşuma gitmiş, gururum okşanmıştı. İlk defa birisi bana böyle hitap ediyordu. Birader, müdür, hacı, kardo, panpa gibi hitaplara alışkındım ama buna hazırlıklı değildim. Bir an panikleyip telefonu kapattım.

ESNAF NE ÇOK ZİYARET EDİLİYOR

SMS’ler gelmeye devam ediyordu. Bu kez belediyenin bağlı olduğu partiyi aradım. Görevli telefon numaramı sordu. Numaram şudur dedim. Numarayı söylemeyecek misiniz? dedi. Söyledim. Sorunla ilgileneceklerini belirtti.

Aradan bir hafta geçti. Belediye SMS’leri tüm hızıyla gelmeye devam ediyordu. Feridun Düzağaç kah kendinden geçmiş bir halde esnafları dolaşıyor, kah odalar birliğini kabul ediyor, kah bir halı saha açılışında penaltı kullanıyordu. Tek bir fark vardı; bu kez belediye SMS’lerine partinin SMS’leri de eklenmişti. X Parti İlçe Başkanımız yarın esnaf ziyaretinde bulunacak şeklinde mesajlar gelmeye başladı telefonuma. Esnafların ne çok ziyaret edildiklerini fark ettim. Görünen o ki X parti sorunla gerçekten ilgilenmişti ama en çok ilgilerini çeken benim cep numaram olmuştu.

İyiden iyiye uyuz olmuştum. X parti ilçe başkanı sanki kız arkadaşımmış gibi devamlı rapor veriyordu. Kimsesizler yurdu ziyaretindeyim, market açılışındayım, çevrecilerle pişti oynuyoruz, babana söyle ben onunla artık konuşmuyorum gibi mesajlar geliyordu. O sonuncusu annemden gelmiş aslında, bizimkiler boşandıktan sonra fark ettim.

Bu iş karakolda biter deyip polisi aradım. Telefonum bir belediye ve sürekli bir yerlere ziyaretler düzenleyen bir parti tarafından taciz ediliyor dedim. Numaramı sordu. Bu kez tecrübeliydim, numaramı bir kuruma daha kaptırmayacaktım. Yo dostum yo, bu tuzağa düşmem, numaramı vermiyorum dedim. Telefon numaranızı bilmeden telefon numaranıza gelecek mesajları nasıl engelleyebiliriz ki? dedi. Bir süre düşündükten sonra Evet bu gerçekten ciddi bir sorun dedim.

Uzun bir sessizlik oldu. İki taraftan biri taviz vermeden bu iş çözülmeyecekti. Telefon numaramın birinci ve altıncı hanesini söyleyebilirim dedim. Bu hiçbir şekilde işimize yaramaz diye cevap verdi. Ama böyle olmaz ki biraz da siz adım atın komserim dedim. Aslında sıradan bir memurdu ama komserim diyerek onu onore edersem işimi halleder diye düşünmüştüm. Maalesef tam tersine, polis memuru sinirlendi Kardeşim oyalama bizi, söyleyeceksen söyle şu numarayı dedi. O an gözümün önüne polislere yeni dağıtılan son model coplar geldi ve numarayı söyleyiverdim.

SEN DE Mİ TUĞÇE? SEN DE Mİ…

Takip eden haftada tahmin ettiğim üzere emniyetten de SMS’ler gelmeye başladı. Bulgar numaralarından arayıp sizinle evlenmek istediğini söyleyerek kontör isteyenlere itibar etmeyiniz gibi bir şeyler yazıyordu birinde. Son derece ötekileştirici, ırkçı bir söylemdi bu ama boşver dedim. Peşinden hemen her Allah’ın günü Şunlara itibar etmeyiniz, bunlara itibar etmeyiniz, şunlar dolandırıcı, bunlar yankesici mesajları gelmeye başladı. Bir süre sonra arayan kimseye güvenemez oldum. Anama babama itibarım kalmadı. Kontör isteyen yakın arkadaşımı polise ihbar ettim. Ailesi Bulgar göçmeniydi. Zaten hiçbir zaman tam anlamıyla güvenmemiştim ona.

Artık sinirden ağlayacak hale gelmiştim. Mesaj kutum kurum SMS’leriyle dolup taşıyordu. Sinirlerim bozulmuştu ve yapacak hiçbir şeyim kalmamıştı. Dayanamayıp eski kız arkadaşım Tuğçe’nin yanına gittim ve omzunda ağladım. Tuğçe her zaman yanımda olacağını, bütün bunların geçeceğini, sakin olmamı söyleyerek beni teselli etti.

Ertesi gün cep telefonuma XYZ mağazalarında yüzde 50’lere varan indirim seni bekliyor şeklinde bir mesaj düştü.

Tuğçe XYZ’de çalışıyordu…

http://beyinsizadam.net/
lukasaluka@gmail.com

- - - - - - - - - - - - - - - -

SIIR
. . . . . .
Siir bir tahta kasiktir
Sapi ortasina denk dusen

~CAN YUCEL~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Bir meslek yaşamın korsesidir.

~Friedrich Wilhelm Nietzsche
(d. 15 Ekim 1844 - ö. 25 Ağustos 1900)
Ahlâk ve değerler sisteminin kuruluşuna yönelik bir temel çerçevesinde
çağının kültür, din ve felsefe görüşlerini eleştiren nihilist Alman düşünür, filolog.~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Alma mater
Sut annesi

~Latin Atasozu~

- - - - - - - - - - - - - - - -

LOZAN…

https://www.youtube.com/watch?v=JVYXcx2O6r4

- - - - - - -







- - - - - - -

Firenc_Herczeg-Bizans.pdf
Mutlu_Ask_Yoktur-Aragon.mobi
French-Workbook.pdf
Charles_Dickens_Charles_Dickens-Antikaci_Dukkanci_1.pdf
Jean_Paul_Sartre-Aydinlar_Uzerine.pdf
DOSTOYEVSKI-yeraltindan_notlar.doc
Tankred_Dorst-Ben_Feuerbach.pdf
Hasmet_ZEYBEK-uygarlik-coplugu.doc
Ernest_Hemingway-Isgal_Istanbul_u.pdf
Arthur_Miller-Saticinin_olumu.pdf
Ferhan_Sensoy-Gundeste.pdf
Charles_Dickens_Charles_Dickens-Iki_Sehrin_Hikayesi.pdf
ELS_29.pdf
Belgariad_1_Kehanetin_Oyuncagi.mobi
Jean_Paul_Sartre-Baudelaire.pdf
Tolstoy-Anna_Karenina-IletisimYay_Ergin_Altay_.epub
Milan_Kundera-Kimlik.epub
Operasyon-Tuncay_Ozkan.epub
Ayse_Kulin-Kardelenler.epub
Hristo_BOYCEV-Bolnica-TURK.doc
Theodor_W._Adorno-Minima_Moralia.epub
Charles_Dickens_Charles_Dickens-Bir_Noel_Sarkisi.epub
Puskin-Bakir_Atli.pdf
William_Shakespeare-III._Richard.pdf
Ali_Seriati-Kultur_ve_Ideoloji.epub
Genel_Dilbilim_1_AOF.pdf
Belgelerle_Ergenekon-Saygi_Ozturk.epub
EGITIM_BILIMLERI_2.doc
Sefik_Can-Mevlana_Ve_Eflatun.epub
Stanislaw_Lem-Yenilmez.epub

- - - - - - -

"> "> "> "> "> "> "> ">
- - - - - - -



- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin
To send a message to the group


:
ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba üye olmak icin
To join the group


:
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak için
To write to the group founder


:
0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamız
Our Group Page


:
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz
You can also check out my blog if you wish


:
http://orajpoyraz.blogspot.com/
Yeni web sayfam
Our new website


:
https://erkin.cc/
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
Email addresses (Contact us here if you have any problems.)


:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc



Halk adamı olarak sunulan, parmağındaki tek yüzükle iktidara gelen bir siyasi liderin köşkleri, sarayları, külliyeleri, tantanalı, lüks, masraflı ziyafetleri

1. Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyafetleri <about:blank?compose#mozTocId453179> 1. 1. Masaların Devasa Boyutları ve Mimari Tasarım <about:blank?compose#mozTocId346442> 2. 2. Canlı Müzikli ve Lüks Menülü Ziyafetler <about:blank?compose#mozTocId828608> 3. 3. Katılımcı Profili ve Ünlülere Yönelik Tepkiler <about:blank?compose#mozTocId731226> 4. 4. "Zat-ı Şahaneleri" Tarzı Protokol ve Karşılama Törenleri <about:blank?compose#mozTocId242996> 5. 1. Son Dönemde Doğrudan Cumhurbaşkanlığı İçin İnşa Edilen Saray ve KülliyelerCumhuriyetin modern döneminde veya son yıllarda doğrudan idari/resmi merkez olarak kullanılmak amacıyla inşa edilen yapılar şunlardır: <about:blank?compose#mozTocId933349> 6. 2- Cumhurbaşkanlığına Bağlanan Tarihi Saraylar (İstanbul) <about:blank?compose#mozTocId998947> 7. 3. Kullanılan Diğer Önemli Köşk ve Kasırlar <about:blank?compose#mozTocId519387> * * *Recep Tayyip Erdoğan’ın ziyafetleri* Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Külliyesi <https://tr.wikipedia.org/wiki/Cumhurbaşkanlığı_Külliyesi> (Beştepe) veya _Dolmabahçe Sarayı_ <https://www.google.com/search?kgmid=/m/02qbfm>gibi mekânlarda düzenlediği ziyafetler, iftar davetleri ve uluslararası zirveler, sosyal medyada sık sık büyük tartışma konularına dönüşmektedir. Bu etkinliklerin kamuoyunda ve sosyal medya platformlarında en çok dikkat çeken ve eleştirilen unsurları şunlardır: [1, 2] *1. Masaların Devasa Boyutları ve Mimari Tasarım* * *Milyonluk Masa Tartışmaları:* Özellikle geçmiş yıllarda Diyanet İşleri Başkanı ve din adamlarına verilen iftar yemeğindeki *devasa yuvarlak masa*, tasarımı ve büyüklüğü nedeniyle günlerce gündemden düşmemiştir. Mimarlar Odası’nın bu masanın maliyetine dair yaptığı açıklamalar, sosyal medyada/*"israf"*/ ve/*"gösteriş"*/ etiketleriyle binlerce kez paylaşılmıştır. [3] * *Mekânın İhtişamı:* Toplantı salonlarındaki yüksek tavanlar, altın varaklı süslemeler, dev avizeler ve lüks mobilyalar, sosyal medya kullanıcıları tarafından sıklıkla ekonomik kriz ve geçim sıkıntısı görselleriyle yan yana getirilerek kıyaslanmaktadır. *2. Canlı Müzikli ve Lüks Menülü Ziyafetler* * *Sazlı Sözlü Karşılamalar:*Irak Başbakanı onuruna Külliye’de verilen ve sızdırılan *canlı müzikli ziyafet görüntüleri*, sosyal medyanın en çok tepki gösterdiği anlardan biri olmuştur. Pandemi yasaklarının veya ekonomik zorlukların yaşandığı dönemlere denk gelen bu tür sazlı-sözlü saray yemekleri, |#YiyinEfendilerYiyin|gibi etiketlerle Trend Topic (TT) listelerine girmiştir. [1, 4, 5] * *Menü İçerikleri:* Davetlerde sunulan ve halkın günlük olarak erişmekte zorlandığı özel saray menüleri (örneğin ejder meyveli smoothie, özel soslu etler vb.), sosyal medyada ekonomik gerçekler üzerinden sert eleştirilere maruz kalmaktadır. *3. Katılımcı Profili ve Ünlülere Yönelik Tepkiler* * *Sanatçı ve Fenomen İftarları:* Her yıl geleneksel olarak düzenlenen sanatçı, sporcu ve sosyal medya fenomenlerinin katıldığı iftar veya akşam yemekleri dijital mecralarda büyük yankı uyandırır. Sosyal medya kullanıcıları, yüksek enflasyon ortamında bu davetlere katılarak lüks sofralarda boy gösteren ünlü isimleri/*"halkın gerçeklerinden kopuk olmakla"*/ suçlamakta ve sert eleştiriler yöneltmektedir. * *Tartışmalı İsimlerin Ağırlanması:* Davetlere geçmişte katılan bazı radikal veya tartışmalı figürlerin (örneğin Kadir Mısıroğlu gibi isimlerin Beştepe Sofrası’nda ağırlanması) protokole dahil edilmesi siyasi kutuplaşmayı ve dijital tepkileri büyütmüştür. [2, 6] *4./"Zat-ı Şahaneleri"/ Tarzı Protokol ve Karşılama Törenleri* * *Muhafız Alayı ve Kostümler:* Yabancı devlet liderleri külliyede ağırlanırken merdivenlerde tarihteki 16 Türk devletini temsil eden askerlerin dönem kostümleriyle dizilmesi, sosyal medyada hem/*"ihtişamlı bir gövde gösterisi"*/ hem de/*"tiyatral/abartılı bir şov"*/ olarak iki farklı uçta yoğun şekilde mizah ve eleştiri konusu yapılmıştır. * *Altın Kaplama ve Lüks İddiaları:* Muhalefetin de zaman zaman dile getirdiği/*"altın kaplama klozet"*/ veya saray eşyaları gibi iddialar, sosyal medya trolleri ve kullanıcıları tarafından üretilen binlerce caps (mizahi görsel) ve eleştirel paylaşımla dijital hafızada geniş yer edinmiştir. [7] *Özetle;* Sosyal medya, bu ziyafet ve toplantıları genellikle/*"halkın geçim mücadelesi ile sarayın lüks ve şatafatı arasındaki tezatlık"*/ üzerinden okumakta; kullanılan eşyaların maliyetleri, menüler ve davetli profili üzerinden yoğun bir eleştiri ve mizah dalgası üretmektedir. [1, 8] [1] https://www.gazeteduvar.com.tr [2] https://teyit.org [3] https://www.cumhuriyet.com.tr [4] https://www.evrensel.net [5] https://yurtsever.org.tr [6] https://www.hurriyet.com.tr [7] https://t24.com.tr [8] https://www.instagram.com Mimarlar Odası: Kaçak Saray’da kurulan iftar masasının maliyeti 6 milyon 500 bin lira! *'Bu rakam 6 bin 689 asgari ücretli işçinin maaşına denk geliyor'* AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Irak Başbakanı Mustafa el-Kazımi onuruna Cumhurbaşkanı Külliyesi’nde verdiği ziyafetin görüntüleri ortaya çıktı. Yemeğe katılan konuklardan birinin cep telefonuyla çektiği görüntü sosyal medyada paylaşıldı. Arapça müzik eşliğinde verilen ziyafet sofrasında Erdoğan yemek yerken görülüyor. Meclis’te bütçe görüşmeleri sırasında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Grup Başkanvekili Engin Altay, “Arkadaşlar millet aç, perişan. Evet herkesin midesine bir şey giriyor; kuru ekmek giriyor” dedi. AKP Denizli Milletvekili Şahin Tin ise “O zaman aç değil demek” yanıtını vermişti. 15 Aralık günü gerçekleşen ‘kuru ekmek’ tartışmasından iki gün sonra, Erdoğan’ın, el-Kazımi onuruna ziyafet vermesi sosyal medyada tepkilere neden oldu. *Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı tarafından resmi işler, çalışma ofisi, ikamet veya ağırlama amacıyla kullanılan saraylar, köşkler ve kasırlar iki ana grupta toplanır:* Cumhuriyet döneminde doğrudan Cumhurbaşkanlığı için inşa edilen yeni modern yapılar ve Osmanlı döneminden miras kalıp kararnameyle Cumhurbaşkanlığı bünyesine (Milli Saraylar) bağlanan tarihi saraylar. *Cumhurbaşkanlığı makamının kullanımında olan yapılar kategorilerine göre şu şekildedir:* 1. Son Dönemde Doğrudan Cumhurbaşkanlığı İçin İnşa Edilen Saray ve KülliyelerCumhuriyetin modern döneminde veya son yıllarda doğrudan idari/resmi merkez olarak kullanılmak amacıyla inşa edilen yapılar şunlardır: *Cumhurbaşkanlığı Külliyesi (Ankara / Beştepe):* Türkiye Cumhurbaşkanı'nın ana çalışma binalarını barındıran, halk arasında Ak Saray veya Başkanlık Sarayı olarak da adlandırılan ana idari merkezdir. Atatürk Orman Çiftliği arazisi üzerine inşa edilmiştir. *Marmaris Devlet Konukevi / Yazlık Saray (Muğla / Okluk Koyu):* Cumhurbaşkanlığı'nın yazlık kullanımı, yabancı devlet başkanlarının ağırlanması ve dinlenme amacıyla Muğla'nın Marmaris ilçesinde inşa edilen yerleşkedir. *Ahlat Cumhurbaşkanlığı Külliyesi (Bitlis / Ahlat):* Van Gölü kıyısında, tarihi ve stratejik öneme binaen inşa edilen, Cumhurbaşkanlığı'nın Doğu Anadolu'daki çalışma ve etkinlik noktalarından biri olan köşktür. *2- Cumhurbaşkanlığına Bağlanan Tarihi Saraylar (İstanbul)* 2018 yılında çıkarılan 703 sayılı KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile daha önce TBMM'ye bağlı olan Milli Saraylar, idari olarak Cumhurbaşkanlığına bağlanmıştır. Cumhurbaşkanı tarafından aktif olarak ofis, kabul salonu ya da ağırlama mekanı olarak kullanılan veya kurum bünyesinde yönetilen tarihi saraylar şunlardır: *Dolmabahçe Sarayı:* İstanbul Beşiktaş'ta bulunan saray, hem idari olarak Cumhurbaşkanlığına bağlıdır hem de bünyesindeki bazı bölümler (ofis, kabul salonları) resmi kabuller için değerlendirilmektedir. *Beylerbeyi Sarayı:* İstanbul Üsküdar'da yer alan ve yabancı devlet konuklarının ağırlanmasında ya da resmi protokollerde değerlendirilen tarihi saraylardandır. *Yıldız Sarayı:* Cumhurbaşkanlığı tarafından aktif olarak kullanılan, yerleşkesindeki bazı yapıların ofis ve restorasyon süreçlerinin yürütüldüğü tarihi Osmanlı sarayı kompleksidir. *Topkapı Sarayı:* İdari olarak Milli Saraylar Başkanlığına (dolayısıyla Cumhurbaşkanlığına) bağlı olup müze statüsünde korunmakta ve işletilmektedir. Zaman zaman önemli kültürel/resmi etkinliklerde protokol alanı sunmaktadır. 3. Kullanılan Diğer Önemli Köşk ve Kasırlar *Sarayların yanı sıra Cumhurbaşkanlığı faaliyetleri için tahsis edilen veya aktif kullanılan köşkler şunlardır:* *Huber Köşkü (İstanbul / Tarabya):* Cumhurbaşkanlığı'nın İstanbul'daki en aktif çalışma ofislerinden ve ikametgahlarından biridir. *Vahdettin Köşkü (İstanbul / Çengelköy):* Cumhurbaşkanlığı İstanbul Ofisi olarak resmi kabuller, yabancı heyet görüşmeleri ve çalışma toplantıları için yoğun şekilde kullanılmaktadır. *Çankaya Köşkü:* Türkiye Cumhuriyeti'nin geleneksel Cumhurbaşkanlığı makamıdır. Günümüzde Cumhurbaşkanı Yardımcılığı tarafından kullanılmakta ve resmi kabullere ev sahipliği yapmaya devam etmektedir. *Florya Atatürk Deniz Köşkü:* Tarihi miras kapsamında Cumhurbaşkanlığı Milli Saraylar idaresinde bulunan diğer cumhuriyet dönemi yapılarındandır.

İlay Aksoy: MI7 Propaganda Yöntemleri Yine Devrede!

10 Ağustos’un Sembolik Anlamı
1. Neden 24 Yıl Sonra Bu Yasa Şimdi Önümüze Getirildi?
2. MI7 Nedir ve Nasıl Çalışıyordu?
3. Propagandanın İki Yönü
4. Aynı Haber, İki Farklı Görüş Gibi Sunulabilir mi?
5. Araplar Üzerinden Yürütülen Propaganda
6. Okuma Yazma Oranının Düşüklüğü ve Görsel Propaganda
7. Bugünkü Türkiye’de Benzer Bir Psikolojik Savaş Yürütülüyor mu?
8. İktidar ve Muhalefetin Aynı Kurgunun Parçası Olduğu İddiası
9. Emanet Oylar ve “Kent Uzlaşısı”
10. Toplumun Umutsuzlaştırılması
11. Güneydoğu’da Çaresizlik ve Kutuplaşma
12. Öcalan’ın Kahramanlaştırılması İddiası
13. “Türk Diye Bir Kavim Hiçbir Zaman Var Olmadı” İddiası
14. Yasanın Toplumdaki Tepkisi ve Dikkat Dağıtma Stratejisi
15. “Yanlış Yapan Kim Varsa Gözünün Yaşına Bakmıyoruz” Söylemi
16. Sonuç: Tarih Tekrar Ediyor mu?


İlay Aksoy: MI7 Propaganda Yöntemleri Yine Devrede!

3 Eyl 2026 Tarihli Youtube yayınının özetidir.

https://www.youtube.com/watch?v=75jOI75F72k

Herkese merhabalar.

Birkaç gündür neden yayın yapamadığımı özelden ve yorumlarda soran tüm dostlarımıza teşekkür ediyorum. Bu süreyi açıkçası araştırmaya ayırdım.

Doğrusu, bu ihanet yasası ve muhalefetin olmaması beni o kadar rahatsız ediyor ki, biraz daha farklı açılardan tam olarak ne yaşadığımızı anlamak için tarihe dönerek bu süreci araştırmak istedim.

Bu nedenle bugün, Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerin kurduğu ve günümüzde de esas olarak psikolojik savaş yöntemleri şeklinde kullanılan MI7 propaganda birimini biraz inceledim. Bulduklarımı da sizlerle paylaşmak istiyorum.

Aynı zamanda bugün aynı yöntemlerin Türkiye’ye karşı nasıl kullanıldığını da anlatmak istiyorum. Bunları anlatırken, “Neden iktidar ve muhalif kanallar sanki hep aynı konuyu işliyor?” sorusuna da cevap vermiş olacağız.

Biliyorsunuz, bu ihanet yasası 10 Ağustos tarihinde imzalandı.

10 Ağustos’un Sembolik Anlamı

Tam 10-Ağustos-1920’de Osmanlı hükümetinin adeta kendisini emperyalistlere teslim ettiği günün 106 yıl sonrasında, yeniden, emperyalistlerin Türk devletini ortadan kaldırmak için yetiştirdiği teröristlere af getiren bir yasanın Meclis’te onaylandığını görüyoruz.

Bu yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylanmasının son derece önemli ve sembolik bir anlamı var.

Zira Sevr Antlaşması hükümet tarafından imzalanmış olsa da dönemin Meclisi tarafından onaylanmamıştı.

Böylece, bu yasayı kimler tasarladıysa —ki bu çok önemli bir soru hâline gelmeye başladı— aynı tarihte ihanet yasasını Meclis’e getirerek, 106 yıl sonra aynı Meclis’te bu yasayı onaylattırmış oldular.

Yani arka arkaya bir dizi gelişmenin, pürüzsüz bir şekilde ülkemize ve devletimize karşı emperyalistler tarafından yürürlüğe konulduğunu görüyoruz.

Bu yasa, tıpkı Sevr Antlaşması gibi, yürürlüğe girmiş durumda. Ancak hayata geçerse Türkiye’nin kaderinin tamamen değişeceğini başından söylemem gerekiyor.

İşte o yüzden, bu yasanın AKP'nin 24 yıllık iktidarından sonra neden özellikle bu dönemde önümüze geldiğine bakmamız lazım.

Bununla birlikte, şu anda yasa sonrasında medyada yapılan tüm paylaşımların esas olarak İngilizlerin Osmanlı’ya karşı MI7 aracılığıyla yürüttüğü propaganda unsurlarıyla birebir örtüştüğünü de görmemiz gerekiyor.

Peki, bu bilgilere sahip olmamız neden önemli?

Çünkü bu ihanet yasasına karşı halkın tepkisi o kadar büyüyor ki emperyalistler bu süreçte istediklerini gerçekleştiremeyebilirler.

Bu nedenle, daha anlaşılır olmak adına, konuyu başlıklar altında aktarmaya çalışacağım.

1. Neden 24 Yıl Sonra Bu Yasa Şimdi Önümüze Getirildi?

Bunun birinci nedeni, Türkiye’nin özellikle ekonomik durumu ve emperyalistlerin siyasetçiler üzerindeki gücünün, Osmanlı’nın son dönemiyle muazzam bir benzerlik taşımasıdır.

Ekonomik olarak kesinlikle sağlıklı bir durumda değiliz. Siyasetçilerimiz de ortada.

Bu durum bizi oldukça kırılgan hâle getiriyor.

İçeride üretim çok ciddi anlamda kısıtlandı. Tarımda yaşanan çok büyük sorunlar nedeniyle kendi kendine yetemez hâle geldik. En fazla mesleği bırakan insan gruplarından biri de çiftçiler oldu.

AKP iktidarında sadece kendi kendimize yeten bir toplum olmaktan çıkmadık.

Artık toprağı bilen, çiftçilik yapabilen ve çiftçilik yapmak isteyen nesiller de gelmiyor.

Dolayısıyla verimli topraklarımızı terk ediyor ve satışa çıkarabiliyoruz. Özellikle tarla vasfını taşıyan araziler çok kolay satılıyor ve elden çıkarılıyor.

İkinci neden, siyasette aktif rol alan siyasetçilerin sürece engel olmayacak şekilde dizayn edilmiş olmasıdır.

Üçüncü neden ise içeride barınan milyonlarca yabancının bulunmasıdır. Birçoğuna üstelik vatandaşlık da verildi.

Eğer istenilen yapılmazsa, tıpkı Ocak ayında İran’da yapıldığı gibi, dış koordinasyonlarla ayaklanmalar çıkarılması istenebilir.

Dolayısıyla böyle bir tehdit de var.

2. MI7 Nedir ve Nasıl Çalışıyordu?

Şimdi gelelim MI7’nin ne olduğuna, nasıl çalıştığına ve neler yaptığına.

MI7, Mart 1916’da İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na bağlı olarak kurulmuş bir propaganda birimiydi.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra feshedilmedi; İngiliz Dışişleri Bakanlığı’na devredildi ve daha sonra, tabii ki BBC üzerinden de faaliyetleri devam etti.

MI7’nin görevi, savaş sürecinde İngilizlerin ve müttefiklerinin basınla olan ilişkilerini yürütmek, sansür ve propaganda faaliyetleri gerçekleştirmek ve Birinci Dünya Savaşı’nda askerî propaganda yürütmekti.

Bununla birlikte, özellikle Osmanlı’ya karşı Mısır, Mezopotamya ve Filistin’de ayrı propaganda kampanyaları yürütüldü.

Bunu yaparken İngiliz hükümetinin ürettiği ve yaymak istediği tüm propagandaların Ticaret Bakanlığı, Eğitim Bakanlığı ve Savunma Bakanlığı üzerinden kendi halkına da servis edilmesini sağladılar.

Şimdi Türkiye’ye baktığımızda, bugün tam da bu yasanın çıkarıldığı dönemde Eğitim Bakanlığı’nın Kurtuluş Savaşı’nın “Millî Mücadele” olarak adlandırılmasını istediğini ve eğitimde millî şuur ile tarihimizin oldukça azaltıldığını da görüyoruz.

Yandaş eğitim sendikalarının da çok güçlendiğini görüyoruz.

Açıkçası, 1918’e kadar yalnızca servis edilen manşet haberlerin sayısı 41.891’di. Buna ek yazılar, propaganda broşürleri ve benzeri materyaller dâhil değildi.

Bu bilgiler rutin olarak İngiltere, Fransa ve Selanik’teki genel merkezlere gönderiliyor ve oradan da yayılıyordu.

Elde edilen bilgiler, özellikle yazılmış haberler, farklı dillere tercüme edilerek tüm müttefiklerin haber temsilcilerine günlük, haftalık ve aylık yayınlar şeklinde önceden servis ediliyordu.

Yani her şey tamamen İngiliz merkezli olarak kontrol ediliyor, dizayn ediliyor, yazılıyor ve herkese gönderiliyordu.

Yapılan haberler 55 ana başlık ve 1.200 alt başlık altında üretiliyordu.

Bu başlıklar, askerlere motivasyon vermekten savaş kazanıldıktan sonra barınma ve gıda bulma sorunlarının nasıl çözüleceğine kadar uzanan propaganda içeriklerinden oluşuyordu.

1917-ile-1918 arasında rehin alınmış askerlerin mektupları manipüle edilerek 594.000 kez basılmış, 90.000 kez tekrarlanmış ve 85.000 büyük sahte mektup postere dönüştürülerek halkın görebileceği yerlere asılmıştı.

888.200 el broşürü dağıtılmış ve haftalık yayımlanan 50 dergiden 250.000 kopya üretilip dağıtılmıştı.

3. Propagandanın İki Yönü

Bakın, bunlar savaş zamanında yapılıyor.

İngilizler iki koldan propaganda yürüttü.

Birinci kol kendi kamuoylarına ve müttefiklerinin kamuoylarına yönelikti.

İkinci kol ise Alman ve Osmanlı halkına yönelikti.

Bunu uçaklardan broşürler atarak gerçekleştirmeye çalışıyorlardı.

Yürütülen propaganda o kadar başarılı olmaya başlamıştı ki Alman hükümeti uçaklarla bilgi dağıtmayı savaş suçu ilan etti.

Aralık 1917’de iki İngiliz pilotu yakalanarak askerî mahkemede yargılandı ve 10 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Bu olaydan sonra İngilizler uçak kullanmayı bıraktı ve balonlarla propaganda dağıtmaya başladılar.

Aralık 1917-ile-1918 arasında 1.694 balon kullanılarak Almanya ve Osmanlı topraklarına 25.986.000 propaganda malzemesi gönderildi.

4. Aynı Haber, İki Farklı Görüş Gibi Sunulabilir mi?

Şimdi yapılan yayınlarda iki çok önemli detay var.

Birincisi, aynı haber her zaman iki farklı şekilde servis edilmişti.

Bir taraf destek verirken, diğer taraf sanki karşı duruş sergiliyormuş gibi yazıyordu. Ancak özünde ikisi de aynı fikri savunuyordu.

İşte Yeni Parti’nin evet veya hayır diyenlerinin yürüttüğü kurgu tam da budur.

Yoksa yasaya hayır diyenler niye partiden ayrılmadı, niye itiraz etmedi? Hâlâ partide duruyorlar.

Dolayısıyla bunun da aynı kurgunun bir parçası olduğunu düşünüyorum.

Diğer çok önemli detay ise İngilizlerin Osmanlı’yı parçalamak için, özellikle Osmanlı ordusunu bölmek ve karşı isyanları başlatmak amacıyla Mısır, Mezopotamya ve Filistin üzerine özel bir propaganda çalışması yürütmüş olmasıdır.

Sadece bu iş için özel bir birim kurdular.

Osmanlı askerlerine, savaşmalarının ve direnmenin sonuç vermeyeceğini, çaresiz olduklarını hissettirmek istediler.

Nasıl bugün biz, seçmen olarak çaresiz hissediyoruz?

Askerlerin teslim olmaları veya orduyu terk etmeleri için de teşvik edildiler.

İngilizlerin Osmanlı rehinelerine iyi baktığı, onlara işkence yapılmadığı ve firar ettikleri takdirde İngiliz ordusunun onlara iyi davranacağı yönünde propaganda yapıldı.

5. Araplar Üzerinden Yürütülen Propaganda

Özellikle Araplar üzerine yürüttükleri politikada, Arapların Osmanlı ordusuna olan bağlılığını kesmeye çalıştılar.

Bunun için özel bir birim kuruldu.

İngilizler özellikle Arapların Osmanlı’ya karşı bağlılığını ve sadakatini koparmaya çalıştı.

O dönemde sık sık şu propaganda vurgulandı: Arapların kendi çıkarları ve menfaatleri için değil, Türkler ve Almanlar için çalıştıkları ve öldükleri söylendi.

MI7’den kısmen bağımsız olan ve sırf Arapların Osmanlı’ya karşı ayaklanmasını sağlamak amacıyla Mısır’da bir Arap bürosu kurulmuştu.

Öte yandan İngilizler, Osmanlı ve Almanları da birbirine düşürmeye çalıştı.

Bakın, bu da çok önemli.

Burada özellikle kullanılan argümanlar arasında, Almanya’nın Osmanlı askerlerini Alman stratejik çıkarları için kullanmaya çalıştığı, Osmanlı hükümetinin Berlin için halkını feda ettiği veya Müslümanların ve Arapların Almanya’nın çıkarları için savaştıkları vurgulanıyordu.

Osmanlı’nın cephede yaşadığı yenilgiler, gıda eksikliği, kayıplar ve ekonomik sıkıntılar da hep onu yıpratmak amacıyla karşı propaganda malzemesi olarak kullanıldı.

Bu mesajların Türkçe ve Arapça basın aracılığıyla ve el broşürleri üzerinden yayılması sağlandı.

6. Okuma Yazma Oranının Düşüklüğü ve Görsel Propaganda

Okuma yazma oranı çok düşük olduğundan, o dönemde İngilizler özellikle görsel olarak hazırlanmış basılı malzemelere de büyük önem verdiler.

Bu yüzden kurdukları MI7 kadrosunda çok sayıda ressam da vardı.

İngilizler özellikle Arapları Osmanlı’ya karşı isyan ettirmeye çalışırken kullandıkları argümanlarda, bugün bu ihanet yasasıyla birlikte ortaya atılan argümanlarla neredeyse birebir örtüşen söylemler kullandılar.

Türklerin Arapları kullandığı, Türklerin Arapları eşit görmediği, haklarını yediği ve özlerini inkâr ettiği sürekli söylendi.

Bağımsızlık ve kendi kaderlerini yönetmenin onların en doğal hakkı olduğu İngilizler tarafından Araplara anlatıldı.

Müslüman Osmanlı’nın, Hristiyan olan Almanya için Müslümanları feda ettiği ve onların ölmesini istediği de sürekli vurgulandı.

Öte yandan Osmanlı’nın Kasım 1914’te cihat ilan etmesi üzerine İngilizler, özellikle Hindistan, Mısır ve Sudan gibi yerlerde kendilerine karşı ayaklanmalar olmaması için yoğun bir propaganda yürüttü.

İngilizler, Osmanlı’ya karşı savaştıklarını, İslam’a karşı savaşmadıklarını özellikle izah etmeye çalıştılar.

Mısır’da kurulan bu Arap bürosu tamamen Osmanlı ordusunda bulunan Arap askerlere ve esir düşmüş Araplara yönelik propaganda yürütmekteydi.

Çünkü silahlı insanların isyan etmesini istiyorlardı.

İngilizler Araplara, Arap bağımsızlığını ve Arapların birlik olması gerektiğini savunuyordu.

Osmanlı’ya karşı Arap ayaklanmasını da bu argümanlarla teşvik etti ve kışkırttı demek daha yerinde olur.

Yani MI7 ve sonradan kurulan bu Arap bürosu, Araplara karşı çok yoğun bir psikolojik harp yürüttü.

7. Bugünkü Türkiye’de Benzer Bir Psikolojik Savaş Yürütülüyor mu?

Şimdi gelelim bugünkü duruma.

Sistematik bir şekilde, AKP'nin iktidara geldiği günden beri bize karşı çok ciddi bir itibarsızlaştırma ve kutuplaşma siyaseti yürütüldüğünü düşünüyorum.

Bunu başta kadınlar üzerinden gördük, mezhepler üzerinden gördük, doktorlar ve hastalar arasında gördük, öğretmenler ve öğrenciler arasında gördük.

Orduya karşı yapılan uygulamalarda gördük.

Din üzerinden zaten fazlasıyla gördük.

Ülkemize getirilen milyonlarca yabancının ileride toplumda çok büyük sorunlara yol açacağını söyleyerek buna karşı çıkan insanlar üzerinden de gördük.

Ki ben şahsen geçen hafta, Özgür-Der’in hakkımda Esad ajanı olduğuma dair yaptığı bir şikâyet nedeniyle ifade vermeye gittim.

Ve tabii ki şimdi, yıllardır süren Kürt-Türk kutuplaşması üzerinden de görüyoruz.

Tam da bu süreçte, “Kürtler PKK'lıdır” ve “Bu ihanet yasasına karşı çıkanlar barışa karşı çıkıyor” algısının yürütüldüğünü de görüyoruz.

Burada iktidar ve muhalefet arasında, tam da İngilizlerin yaptığı gibi, farklı görüşlerde görünüp esasında aynı merkeze ve aynı düşünce yapısına hizmet eden taraflar olduğunu görüyoruz.

8. İktidar ve Muhalefetin Aynı Kurgunun Parçası Olduğu İddiası

Bunu en son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gördük.

Meral Akşener’in masadan kalkması, Kılıçdaroğlu’nun kazanması en düşük ihtimalli aday olmasına rağmen kendisinin aday gösterilmesi konusundaki ısrarı, halkta hiçbir karşılığı olmamasına rağmen Gelecek ve DEVA Partileri gibi partilere olağanüstü milletvekili sayıları verilmesi ve Ümit Özdağ’ın aday gösterdiği Sinan Oğan’ın büyük ihaneti olarak gördüğüm gelişmeler toplumda çok büyük travmalar yarattı.

Bu yaşanan bütün olaylar dönüp AKP'nin kazanmasına da neden oldu.

Dolayısıyla bu kurguyu her aşamada görmemiz lazım.

İktidar toplumu germe, bölme ve itibarsızlaştırma görevini üstlenirken, muhalefet ise aciz bir politika yürüterek çaresizliği halka resmen ezberletiyor.

Bakın, bunu hafife almayın.

Tüm çıkış yollarını da kapatıyor.

9. Emanet Oylar ve “Kent Uzlaşısı”

Şimdi sürecin bu noktaya gelmesi için muhalefetin oynadığı başka çok önemli bir rol var.

O da her seçimde HDP, DEM veya hangi harf kombinasyonu olursa olsun, “baraj altında kalmasın, oylar AKP'ye gitmesin” diye bu bölücü ve siyonist aparatlar için kendi milletvekili sayılarını düşürerek kendi seçmenlerinden onlara emanet oy vermelerini istemeleriydi.

Böylece kendi milletvekili sayıları daha yüksek çıkabilecekken düşük kaldı ve terörist sevicileri Meclis’e girebildi.

Ve o terörist seviciler, emanet oylarla sanki kendi oylarıymış gibi, yerelde özellikle İstanbul’da “Kent Uzlaşısı” adı altında belediye başkanlığı pazarlığı yaptılar.

İnanılmaz basit ama son derece başarılı bir toplum mühendisliği yürütüldü.

Görüyorsunuz, propaganda toplum mühendisliğinde ne kadar önemli bir yere sahip.

10. Toplumun Umutsuzlaştırılması

İşte bugün CHP'nin bölünmesi, bölünüp de ikisinin esasında evet oyu vermesi, ikisinin aynı anda farklı kollardan hareket etmesi sadece oyları bölmedi.

İkisinin de aynı anda PKK'yı meşrulaştırmak için bir kurgu ve çaba içinde olduğunu gördük.

Her Kürt PKK'lı değildir” şeklinde özelden veya Kılıçdaroğlu’ndan bir itiraz duydunuz mu?

Hayır, duymadınız.

Bölücü söylemlere itiraz ettiklerini duydunuz mu?

Hayır, duymadık.

Olmaz.

Çünkü her ikisinin de aynı merkezden kontrol edildiğini ve aynı merkeze hizmet ettiğini düşünüyorum.

Özellikle son derece seviyesiz, aile değerlerini ve ahlaki yapıyı yozlaştıran kadın programlarının ve Türk toplumunu son derece geri zekâlı veya tamamen umutsuz gösteren sokak röportajlarının da bu psikolojik harbin çok önemli bir parçası olduğunu düşünüyorum.

Yani şunu söylemeye çalışıyorum:

Bu süreç içinde bize karşı yürütülen toplum mühendisliğinde muhalefet ve iktidar bir bütün hâline geliyor ve bütün yayın organları da esas olarak bizim kendi hakkımızda olumsuz düşünmemizi sağlamaya çalışıyor.

Bu nedenle sıklıkla iki ifadeyi duyuyoruz:

Hadi bunlara oy vermeyeyim de kime vereyim?”

Bir de:

Bu halka müstahak.”

Sanki başka bir halktan söz ediyorlar.

Bu, çok bilinçli şekilde bize karşı yürütülen bir psikolojik savaştır.

Emperyalistler bizim değer verecek bir toplum olmadığımıza; ırkçı, faşist, tembel ve aptal olduğumuza, Kürtlerle sorunumuz bulunduğuna inanmamızı ve bunları ezberlememizi istiyorlar.

Daha da ötesinde, yarın aynı kurgunun bu sefer Türkiye’de tekrar yaşanması için yurt dışından getirilen Araplar üzerinden yapılmaya çalışılacağını düşünüyorum.

11. Güneydoğu’da Çaresizlik ve Kutuplaşma

Bu ihanet yasasının geçmesi için de özellikle Güneydoğu’da çaresizlik ve eş zamanlı kutuplaşma planları yapıldı.

Bu uzun yıllardır yapılıyor.

Ama nasıl yapılıyor?

Bu da kayyumlar üzerinden yapılıyor.

HDP veya DEM, artık hangi harf kombinasyonunu isterseniz, görevden alınacaklarını bildikleri sorunlu adayları koyup kazandıktan sonra belediyeleri kayyumlar üzerinden AKP'ye teslim etti.

Şimdi bu iki yönlü çalışıyor.

Çünkü AKP belediyeyi alıyor.

Karşılığında da DEM, beş yıl boyunca mağduriyet siyaseti yürütebiliyor.

DEM ise toplumda mağdur gösterilip haklarının yenildiği yönünde bir altyapı oluşturabiliyor.

Böylece bölgede “Kürtlerin hakları yeniliyor, temsiliyetleri engelleniyor, iradelerine saygı gösterilmiyor” argümanlarını beş yıl boyunca tepe tepe kullanabiliyorlar.

Yoksa her seçimde bile bile neden sorunlu aday koysunlar diye sormak lazım, değil mi?

Hiç mi düzgün aday yok?

12. Öcalan’ın Kahramanlaştırılması İddiası

Şimdi tüm bunlar olurken bir de Öcalan’ın bir halk kahramanı gibi gösterilmesi yönünde bir çaba var.

Ancak bunun da tutmayacağını düşünüyorum.

Çünkü Güneydoğu’da Öcalan’ın karşılığı olmadığını düşünüyorum.

Şimdi emperyalistler bir başka argümanı daha devreye koymaya başladı.

Hani şu Lozan’ın gizli maddeleri iddiası gibi bir şey var ya; onu da terörist Öcalan’ın avukatı Ahmet Zeki Okçuoğlu tarafından servis edilmeye başlandı.

Önce size bu şahsın iddiasını bir dinleteyim.

13. “Türk Diye Bir Kavim Hiçbir Zaman Var Olmadı” İddiası

Batı dünyasının bir icadıdır.

Tarihte Türk diye bir kavim hiçbir zaman var olmamıştır. Orta Asya’da Türk diye bir kavim yoktur.

Türkilerden söz ederler ki onun Türklükle hiçbir alakası yoktur.

Eğer kısmet olursa bir programımızı Tukiler üzerinde yapmak isterim. Bu konuyu, Çin kaynaklarında ismi zikredilen toplulukların kimler olduğu ve bunların asıllarının Türkler tarafından nasıl tarif edildiği hakkında Türk kaynaklarından istifade ederek ele almak isterim.

Şimdi Türklerin bir tarihi yoktur. Türklerin tarihi Tanzimat’la başlar.

Onun ötesinde Türk diye bir kavim tarihte var ama Türkmen vardır.

Biraz sonra o konuyu bütünüyle ele alacağız.

Onun dışında Orta Asya’da Türk diye bir kavim hiçbir zaman var olmamıştır.

Türkmenler mesela, dediğim gibi, Türkmenler vardır. Türkmen İslamı, bir de Uygur Türk Türkmenleri...

Onun dışında bir Türk milleti, Türk kavmi, Türk ırkı mevcut değildir.”

Gördüğünüz gibi, bu şahsa göre Türk diye bir şey yokmuş. Türklerin tarihi de yokmuş. Türkmenler aslında Kürtmüş. Türk kimliği veya soyu Batı’nın uydurmasıymış.

Yani Allah bize gerçekten sabır versin, derim.

14. Yasanın Toplumdaki Tepkisi ve Dikkat Dağıtma Stratejisi

Evet.

Şimdi son olarak, bu yasa toplumda çok ciddi bir tepkiye neden oluyor.

Bunu bizden daha fazla iktidar görüyor.

O yüzden konuyu biraz dağıtması lazım.

Halkın dikkatini başka yöne vermesi gerekiyor ki süreç biraz soğusun ve tekrar devam etsin.

İşte burada yeniden MI7’nin taktiğinin devreye girdiğini görüyoruz.

Almanların ve Osmanlı’nın kullandığı argümanları alıp nasıl kendi toplumlarına karşı kullanmaya çalıştıysa, İngilizler bugün de aynı şeyi birebir yapıyor.

15. “Yanlış Yapan Kim Varsa Gözünün Yaşına Bakmıyoruz” Söylemi

Şimdi son zamanlarda ne deniliyor?

Hep, “Operasyonlar CHP belediyelerine veya muhaliflere karşı yapılıyor” deniliyor.

Değil mi?

İşte bugün Melih Gökçek, Binali Yıldırım veya İdris Naim Şahin’in ifadeye çağrılması tam da tipik bir MI7 operasyonudur.

Yani AKP ne diyor?

Yanlış yapan kim varsa gözünün yaşına bakmıyoruz.”

söylemini, esasında bu eleştiriye karşı geliştiriyor.

Yani tüm operasyonların muhaliflere değil, bize ve bizim yandaşlarımıza karşı da yapıldığını söylüyor.

Oysa Melih Gökçek 28-Ekim-2017 tarihinde istifa etmişti.

Onca hakkında şikâyet olmasına rağmen dokuz yıldır niye soruşturma başlatılmadı?

Binali Yıldırım’ın 14-Mayıs-2023 tarihinde milletvekilliği görevi sona erdi.

Peki, neden 2023’ten itibaren herhangi bir işlem yapılmadı?

Neden mal varlığı araştırılmadı?

Muhalif olarak geçinen tüm habercilere de bir bakalım isterseniz.

Tamamen bu konuyu işliyorlar.

Ne oldu?

İhanet yasası Abdullah Öcalan’ın Meclis’e gelmesini sağlayacak.

Ne oldu?

Dolayısıyla dünyada çok önemli gelişmeler olmasına rağmen, ben şahsen bu ihanet yasasını her şeyin üstünde tutuyorum, açıkçası önem sırasına göre.

O yüzden özellikle yaşadığımız bu yoğun propaganda sürecini çok iyi anlamamız gerekiyor.

Daha önce İngilizlerin Osmanlı’yı parçalamak için Araplar üzerinden yürüttükleri bu kışkırtma ve “böl, parçala” yöntemini bugün Kürtler üzerinden yaptıklarını da görüyoruz.

16. Sonuç: Tarih Tekrar Ediyor mu?

O yüzden çok dikkatli olmamız lazım.

Ama tarih tekrarlıyor.

Evet, beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.

Bu ihanet yasası gerçekten çok, çok önemli bir yasa ve Türkiye’yi kalıcı olarak maalesef değiştirecek bir düzeyde.

O yüzden gerçekten kritik ve çok önemli.

Türkiye çok değişti.

Aramızda çok fazla yabancı var.

Çok farklı fraksiyonlar var.

Ekonomimiz hiç sağlam değil.

Çok kırılganız.

Bakın, savaşta olmamıza rağmen, savaş hâlinde olan ülkelere kıyasla bizim enflasyonumuz neredeyse onların dört katı.

Yani bunu nasıl izah edebiliriz?

Bilinçli bir şekilde topraklarımızdan kopartılıyoruz.

Ekemiyoruz, biçemiyoruz, satamıyoruz.

Yani yarın açlıkla terbiye edileceğiz.

Bugün zaten ekonomik krizle terbiye ediliyoruz.

Sadece karın tokluğuna yaşamaya başladık.

Bu da gerçekten olağanüstü zor bir durum.

Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşananlar da buna çok benzer bir durumdu.

İşte bu yüzden MI7 propaganda birimini size aktarmak istedim.

Çünkü onların Osmanlı’yı parçalamak, Sevr Antlaşması’nı masaya getirmek ve Osmanlı’nın bunu imzalamasını sağlamak için yürüttükleri perde arkası propaganda yöntemlerinin bugün birebir aynı şekilde uygulandığını düşünüyorum.

Evet, beni dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.

Umarım bu yayından faydalanmışsınızdır.

Yarın daha farklı dış haberlerle birlikte karşınıza geleceğim.

Görüşmek üzere.

Hoşça kalın.




- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin
To send a message to the group


:
ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba üye olmak icin
To join the group


:
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak için
To write to the group founder


:
0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamız
Our Group Page


:
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz
You can also check out my blog if you wish


:
http://orajpoyraz.blogspot.com/
Yeni web sayfam
Our new website


:
https://erkin.cc/
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
Email addresses (Contact us here if you have any problems.)


:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc