18 Haziran 2026 Perşembe

Mete Kaan Kaynar: 6. Filo’ya Karşı (Namaza) Duranlar

Mete Kaan Kaynar: 6. Filo’ya Karşı (Namaza) Duranlar

Türkiye sağının ABD aşkına 1960’lı yıllarından bakmak: 6. Filo için “Geminin adına sigaralar imâl edilmiş, pullar basılmış, İstanbul genelevlerinde hummalı hazırlıklar yapılmış, Bezmi-Âlem Vâlide Sultan Câmii’ne üzerinde welcome yazan mahyalar asılmış…”

şunu diyen bir yazı 'NAMAZ Solculara มา Beyazat'tan Taksim'e yürüyeceğini haber alan Sağelara erken saatlerden itibaren Dolmabahçe'de toplandılar. Bunlardan bir kısmı da açık havada Amerikan Filo'sunun Filo sunun gemilerine karşı öğle namazını kıldılar. (İLHAN BASTAN' görseli olabilir

14-Şubat-2021

6. Filo’ya bağlı bir birlik (Filoya bağlı Sancak Gemisi Little Rock Kruvazörü ve Wood Derstoyeri) ilk kez, 7 Ekim 1967 tarihinde Derin-İz Tatbikatı vesilesiyle İstanbul’a gelmiş; bu tarihte İstanbul’da oturma eylemi yaparak 6. Filo’yu protesto eden gençler “…emperyalizmi topraklarından yarım asır önce silah zoru ile kovarak dünya geri kalmış ülke halklarına önderlik eden Türk ulusunun yatak odalarına kadar girmeye cür’et eden Amerikan emperyalizmine artık tahammül kalmamıştır,” şeklinde bir açıklama yapmakla yetinmemişler; okullarında oturma eylemleri gerçekleştirmişlerdi. Yukarıda da özetlenmeye çalışıldığı gibi, 6. Filo 15-Temmuz-1968’de tekrar geldiğinde ise gençliğin tepkisi, oturma eylemi ve basın açıklamalarının çok ötesine taşacak; 17 Temmuz’da, 6. Filo’nun İstanbul’a gelişinin üçüncü günü, İTÜ Gümüşsuyu Öğrenci Yurdu’nu basan polis, ummadığı bir tepkiyle karşılaşacaktır: Öğrenciler, Ekipler Amiri Necati Karahasanoğlu’nu rehin alırlar. Sadece bu öğrenci yurduna gerçekleştirilen polis baskınında kırka yakın öğrenci yaralanır. O gün ağır yaralanarak hastaneye kaldırılan dört öğrenciden biri de -öğrenci yurdunun ikinci katından aşağı atılan- Hukuk Fakültesi Öğrencisi Vedat Demircioğlu’dur; Demircioğlu, sekiz gün komada kaldıktan sonra 24 Temmuz’da vefat edecektir. Vedat Demircioğlu’nun ölmesini takip eden gün de olaylar devam edecek, Demircioğlu’nun katledilmesini protesto eden gençlerden üçü yaralanacak, toplam 49 kişi gözaltına alınacaktır.

Vedat Demircioglu min24 Temmuz’da, yani Vedat Demircioğlu’nun komada can verdiği gün, TBMM’nin tatil edilmesini protesto etmek üzere toplanan ve bu nedenle gözaltına alınan öğrencilerin duruşmalarının yapılacağı saatlerde Adliye önünde bir araya gelen topluluk içerisindeki Ankara Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu öğrencisi da, gösteriler sırasındaki olaylardan kaçarken bir dolmuşun çarpması sonucu ölecektir. Vedat Demircioğlu’nun Konya Taşkent’e defni bile olaylara vesile olur; cenaze gizlice defnedilir. Demircioğlu’nun cenazesinin Taşkent’e defni sırasında yükselen anti-komünizm, İslâmcılık ve taşra tutuculuğu ekseninde şekillenen nefretin daha organize hâlini görebilmek için Türkiye’nin sadece bir yıl daha sabretmesi, 16-Şubat-1969 tarihini beklemesi gerekmektedir. Ölümlerin artık şahsî-adlî vaka olmaktan çıkarak örgütlü-kitlesel katliamlara dönmesi için ise yetmişlerin ortalarını… 6. Filo 10-Şubat-1969’da üçüncü defa Türk kıyılarına demirlediğinde, kelimenin tam anlamıyla yer yerinden oynayacaktır. Gemiler İstanbul’a gelmeden önce –9 Şubat’ta– öğrenciler gözaltına alınmaya ve dağıtacakları bildirilere el konulmaya başlanacak; TİP Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar aynı gün yaptığı basın açıklamasında, hükümetin “…Amerika’ya karşı zaafını polislerini gençlere saldırtarak örtmeye kalkış”tığını iddia edecek; Birlik Partisi (BP) Genel Başkanı Hüseyin Balan, düzenlediği basın toplantısında, 6. Filo’nun Türkiye’yi rahat bırakmasını isteyecek; 27 Mayıs Derneği’nde düzenlenen konferansa konuşmacı olarak katılan, eski Genelkurmay İstihbarat Daire Başkanı Amiral Sezai Orkunt, NATO’ya (North Atlantic Treaty Organization – Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) verdiğimiz karşılığı alamadığımızı söyleyecek; Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) üyeleri ve Sosyal Demokrasi Dernekleri İstanbul’da 6. Filo’ya karşı protesto bildirileri dağıtacaktır. Asıl önemlisi, Türkiye’yi yönetenler ve Türkiye’yi yönetenleri yönetenler, toplumdaki bu tepkiyi artık sadece polisiye müdahalelerle bastıramayacaklarının farkına varacaklar; İkinci Dünya Savaşı sonrasında tedavüle giren doktrin –yani yeni küresel müesses nizam (Truman Doktrini)– 1960’ların Türkiye’sinde muhalif gençlerle mücadeleyi, bizzat devletin paraminiler aygıtlarına (ülkücü harekete) tevdi edecektir. 6. Filo’ya bağlı gemilerin İstanbul Dolmabahçe’ye demirlemelerinin ardından yaşananları ve özellikle bu eylemleri engellemek adına yapılanları anlatmak için protesto ve tepki kavramları yetersiz kalır: Çıkan olaylarda İstanbul’daki Türk-Amerikan Dış Ticaret Bankası’nın camları kırılır; Harbiye Orduevi önünde toplanan gençler, aralarından seçtikleri Harun Karadeniz, Sıtkı Coşkun, Mustafa Gürkan ve Enver Nalbantoğlu isimli dört öğrenci aracılığıyla Garnizon Kurmay Başkanı Tuğgeneral Necati İşçi ile görüşmek ister; görüşme devam ederken polis dışarıda arkadaşlarını beklemekte olan öğrencilere müdahale eder; Taksim Anıtı’na siyah çelenk bırakılır; Ankara’da Zafer Meydanı’nda Amerikan bayrağı yakılır; İzmir ve Zonguldak’ta da ABD karşıtı gösteriler düzenlenir. Gösteriler bir günle de sınırlı kalmayacak, ilerleyen günlerde, Taksim’deki protesto mitinginde 50 kişi yaralanacak; 13-Şubat-1969’da İzmir’de 6. Filo’yu protesto ederek açlık grevine başlayan 10 öğrenci, aynı gün Ankara’daki olaylarda da 36 öğrenci gözaltına alınacaktır. 15 Şubat’ta çıkan olaylarda, Trabzon’da 6. Filo’yu protesto eden öğrencilerden 16’sı yaralanır. 16 Şubat’a gelindiğinde, artık protesto mitingleri yok; bir nev’i iç savaş vardır: Taksim’de düzenlenen Emperyalizme ve Faşizme Karşı İşçi Yürüyüşü 6. Filo’ya karşı bir protesto mitingi olma sınırlarını aşar; Dolmabahçe ve Beşiktaş camilerinden çıkan İslâmcı gruplar, mitinge katılanlara saldırırlar ve Turan Erdoğan’ı bıçaklayarak; Ali Turgut Aytaç’ı da bel kemiğini kırarak katlederler. Olayları takiben gözaltına alınanlar, iki kişinin ölümüne neden olan İslâmcı gruplar değil; protesto mitingine katılanlardır. O günün gazetelerinde, gözaltına alınan 52 protestocunun çoğunluğunun yaralı halde oldukları vurgulanır. Olaylar, ertesi gün, İzmir’de de tekrarlanır: Taksim’deki vahşeti kınamak için toplanan Ege Üniversitesi öğrencileriyle sağcı grupların kavgasında da yaralılar vardır.

Olaylar dinmeyecek; 23-Eylül-1969’da İstanbul Üniversitesi Öğrenci Birliği (İÜÖB) Kongresi’ne katılan Mustafa Taylan Özgür, Beyazıt Meydanı’nda faili meçhul bir cinayete kurban gidecektir. Altmışların sonuna gelinirken Türkiye, yetmişli yıllarda, özellikle de bu dönemin ikinci yarısında yaşayacağı bir iç savaşa doğru itilmektedir. 6. Filo’ya bağlı gemiler, Ekim 1967’de Türkiye’ye geldiğinde Filo komutanı Amiral William Martin, Filo’nun gelişi üzerine yapılan protestolara şaşkındır. Gazetecilere yaptığı açıklamada “6. Filo 20 yıldır Türkiye’ye gelip gitmektedir. Bu ziyaretler dâima dostluk içinde yapılıyor. Bu defaki protestonun manasını anlayamadım,” der. Amiral’in anlayamadığı, 20 yılda –kabaca İkinci Dünya Savaşı sonrasından 1960 ortalarına kadar– dünyadaki değişimdir. Aslında şaşkınlığında da haklıdır(!): 5 Nisan 1946’da –yani tam da Amiral’in vurguladığı gibi 20 yıl önce– Missouri ve beraberindeki gemiler İstanbul’a geldiklerinde, değil protesto edilmek; saygı ve sevgi gösterilerek, ihtiramla karşılanmışlardı. Geminin adına sigaralar imâl edilmiş, pullar basılmış, İstanbul genelevlerinde hummalı hazırlıklar yapılmış, Bezmi-Âlem Vâlide Sultan Câmii’ne üzerinde welcome yazan mahyalar asılmış; misafirleri yolcu etmek üzere Beylerbeyi’nden Üsküdar’a, Beşiktaş’tan Sarayburnu’na kadar bütün sahiller kadın, erkek, çoluk çocuk doluşmuş; Türkiye’den ayrılan gemileri uğurlamak isteyen İstanbulluları Yeşilköy açıklarına kadar uğurlamak üzere 10 gemi tahsis edilmişti. Altmışlı yılların ikinci yarısına gelindiğinde ise bambaşka bir dünya vardır artık. 7 Ekim 1967’deki oturma eylemi ve basın açıklamasına şaşıran amiralin, kendi ülkesinin de kamplarından birinin liderliğini yürütmekte olduğu Soğuk Savaş’ın gerçek yüzünü anlayabilmesi için 16-Şubat-1969’daki olayları beklemesi gerekiyordu: Cumhuriyet gazetesi olaylardan sonraki gün Kanlı Pazar: Taksim Savaş Alanına Döndü manşetiyle çıkacaktı.

Komunizmle Mucadele Dernegi Afis min14-Şubat-1969 tarihinde MTTB ve KMD öncülüğünde Bayrağa Saygı adında anti bir miting düzenlenir. Bu mitingi anlamadan 16 Şubat’taki Kanlı Pazar’ı anlatabilmek zordur. O gün 14 Şubat’taki mitingde KMD adına konuşan Darendelioğlu; “Pazar günü komünistler miting yapacak, biz bu mitingde savaşacağız. Silahı olan silahıyla, olmayan baltasıyla gelsin” der. Mitingden bir gün önce de Bugün gazetesi yazarı Mehmet Şevki Eygi şunları yazacaktır: Büyük fırtına patlamak üzeredir. Müslümanlar ile kızıl kâfirler arasında topyekûn bir savaş kaçınılmaz hâle gelmiştir… Müslüman kardeşim, sen bu savaşta bitaraf kalamazsın. Ben namazımı kılar, tesbihimi çekerim, etliye sütlüye karışmam deyip de zulmedenlerden olma, gözünü aç bak… Komünizm küfrüne karşı derhal silahlan. İslâm’da askerlik ve cihad ihtiyâri değil, mecburidir… Cihad eden zelil olmaz. Sağ kalırsa gazi olur. Canını veren şehitlik şerefini kazanır… Ezanlar susturulmasın, Müslümanlar komünizmle çarpışan devlet kuvvetlerine yardımcı olsunlar. Bu iki kışkırtıcının söyledikleri aslında olacakların habercisi gibiydi. Ancak belirtilmelidir ki, bu kışkırtmada Eygi daha etkili olmuştur zira hem ulusal bir gazetede yazarak daha çok kişiye hitap etmekte hem de, Taşkın’ın Muhafazakârlığın Uslanmaz Çocuğu adlı çalışmasına göre, geleneksel bir iletişim köprüsü olan cemaate vaaz verir gibi yazı üslubuna sahip olmasından ötürü sağcı kitle üzerinde daha güçlü bir etki bırakmıştır. 16 Şubat Pazar sabahı, Dolmabahçe’de toplanan yaklaşık 10 bin kişilik –ki pek çoğunun Anadolu’nun çeşitli şehirlerinden otobüslerle ve kamyonlarla İstanbul’a getirildiği söylenir– milliyetçi-muhafazakâr kitle, toplu namaz kıldıktan sonra “Ya tam susturacağız, ya kan kusturacağız” nidalarıyla Taksim’e Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye Kahrolsun Amerika pankartları taşıyan solcu gençlere taş ve sopalarla saldırır. Saldırı sonrası Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan öldürülür; çıkan olaylarda pek çok kişi de yaralanır. Cumhuriyet gazetesi, 17-Şubat-1969 günü Kanlı Pazar, Taksim Savaş Alanına Döndü, Hürriyet gazetesi ise Kanlı Pazar manşetiyle çıkacaktır. Kanlı Pazar ile milliyetçi-muhafazakâr kesim, “komünistleri” püskürtmüş, müttefik Amerikan askerlerini korumuştur. Başka bir ifadeyle İslâm “düşman”ı ve “Moskofların maşası” komünistlere karşı mücadele eden “dost”umuz Amerika böylece korunmuş olur. Kamuoyu, Kanlı Pazar sonrası çıkan olaylardan milliyetçi-muhafazakâr kesimi sorumlu tutunca, KMD adına savunma işi Orhan Kirvelioğlu’na düşer. Kirvelioğlu Kanlı Pazar’ı, “Bedir’den, Sakarya’dan, Aziziye Tabyaları’ndan bir parça” şeklinde tabir eder ve sitayişle bahseder. Nitekim Eygi de, 11-Nisan-2006 tarihinde Yeni Şafak gazetesine verdiği bir röportajda, olaylardan dolayı vicdanen rahatsızlık hissetmediğini, “Bugün aynı şartlar olsa yine aynı şeyi hiç tereddütsüz” yapacağını söyler ve Kanlı Pazar’ın kanlı mirasını sahiplenir. Bu saldırı, milliyetçi-muhafazakâr kesim ile solcular arasındaki kutuplaşmayı arttırır ve adeta 1970’lerdeki çatışmaların habercisi niteliğini taşır. Kanlı Pazar, KMD’nin Türkiye siyasal hayatına bıraktığı en kalıcı faaliyeti olarak tarihe geçer. KMD’nin bu faaliyeti, milliyetçi-muhafazakâr kesim ile sol arasındaki mesafeyi arttırmıştır. Bununla birlikte, milliyetçi-muhafazakâr kesim içerisinden Kanlı Pazar’ı açık bir şekilde eleştiren ve onun mirasını reddeden düşünür olarak Nurettin Topçu’yu sayabiliriz. Topçu, Hareket dergisinin Mart 1969 sayısında Kanlı Pazar saldırısını kınar ve Müslümanlığın bu olmadığını belirterek, “İslâm dinini kendi nefisleri ile hırsları için böyle şuursuzca alet yaparak Amerikan donanmasına yaranırcasına” savaşanları şiddetli bir şekilde eleştirir. Kanlı Pazar’ı ve KMD’yi açık bir şekilde kınayan ve onları reddeden başka bir oluşum, 2012’de kurulan Anti-kapitalist Müslümanlar’dır. Bu oluşum, KMD mirasını reddetmek için komünizmle mücadele derneği ismine kinayeyle Kapitalizmle Mücadele Derneği adı altında örgütlenmiştir. Ayrıca Anti-kapitalist Müslümanlar “Biz olsaydık biz de solcularla birlikte 6. Filo’yu taşlardık” şeklindeki açıklamalarıyla Kanlı Pazar’ın sağ kesim içindeki mirasını da reddetmişlerdir.

Kanli Pazar min16 Şubat’taki olaylarda, Toplum Polisinin seyirci kaldığı olaylarda 2 genç yaşamını kaybeder. Saldırıya MTTB sahip çıkar. MTTB’nin yayın organı Millî Gençlik saldırıyı, “Polis ve sonradan yetişen askerî birlikler, solcuları halkın elinden kurtardı. Meydanda 10 dakika sonra bir tek solcu kalmamıştı, hepsi de tabanlarını yağlamış, mücahitlerin önünde tutunamamışlardır,” diyerek anlatır (Türk Bayrağına Saygı Mitingi). Kanlı Pazar’dan sonra 6. Filo’nun Türkiye ziyaretlerine ara verilir. Gösteri yürüyüşü AP hükümetine yakın gazetelerde Ya Tam Susturacağız, Ya Kan Kusturacağız, Kızılları Boğmanın Vakti Geldi, Kızıl Emperyalizmin Para ile Tutulmuş Uşaklarını En Ufak Bir Kıpırdanışta Gebertmek İçin And İçildi gibi başlıklarla duyurulur. Protestocu öğrencilere karşı gruplar tarafından dağıtılan Aziz Türk Milleti başlıklı bildiri bu çevrelerin Türkiye-ABD ilişkilerine nasıl baktıklarını ortaya koyar: “Amerikan 6. Filosunun İstanbul’a gelmesini vesile bilerek harekete geçen komünist sergerdeler [elebaşılar], son günlerde miting, yürüyüş gibi bahanelerle huzurunuzu bozup proletarya ihtilâlını gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bu militanların kuzeyden emir aldıklarından şüphen olmasın… Kim ki bunlar, senin reyinle iş başına gelenlere Morisson Süleyman, cani uşak diyebiliyorlar. Kim bunlar? Kim ki bunlar, sokaklarda her türlü haksızlığa cüret edip kızıl Çinlilerin elbiseleriyle boy gösteriyorlar?” AP İstanbul İl Gençlik Teşkilatı Başkanı İbrahim Çetinkaya’nın Kanlı Pazar sonrasında söyledikleri, AP’nin olaya bakışını yansıtır. “Zincirin son halkası nihayet o her zaman hakaret ettikleri şerefli Türk polisinin dahi mani olamadığı, milletin kürreiarzı [yerküreyi] patlatırcasına galeyanı, yani bu meydanda cereyan eden Taksim olayları, solcuların deyimiyle Kanlı Pazar. Eğer bu anarşistler, midelerinden Moskova’ya veya Pekin’e bağlı olanlar geçmişten ders almadılarsa, gelecekte bu inançlı topluluğun daha nice şanlı pazarlar yapabileceğini unutmamalıdırlar. Aksi takdirde acırım onların haline.” Bu döneme ilişkin anılar ve değerlendirmeler, Başbakan Demirel’in ikili anlaşmaların başta TİP olmak üzere muhalefet partileri, artan Amerikan karşıtlığından etkilenen subaylar ve son olarak SSCB tarafından AP hükümetinin konumunu zayıflatacak biçimde araçsallaştırılmasına engel olmak istediğini göstermektedir. Anlaşıldığı kadarıyla, müzakerelere Türkiye adına taraf olanların ikili anlaşmalar konusuna kendi konumlarını pekiştirecek bir doğrultudan yaklaşmaktadır. Görüşmelere Dışişleri adına katılan Turgut Tülümen anılarında müzakerelerin aslında içeridekiler arasında sürdürüldüğüne işaret eder: “Müzakereleri sözüm ona Amerikalılar ile yürütüyorduk. Asıl müzakere ve tartışma ortamı, Genelkurmay ve diğer yetkililerle yapılan çeşitli toplantılarda yaşanıyordu.” Haydar Tunçkanat, İkili Anlaşmaların İçyüzü başlıklı kitabında, sertliği ile tanınan Genelkurmay Başkanı Cemal Tural’ın da işin başında anlaşmalara karşı takındığı uzlaşmaz tutumunu, ABD’den davet alıp da Devlet Başkanlarına özgü bir protokolle ağırlandıktan sonra değiştirdiğini, uzlaşmaya ayak direyen subayların başka görevlere atandığını, dahası Genelkurmay’ın ilgili komisyona temsilci göndermeyi bıraktığını ileri sürer.

Keyifli pazarlar

Mete Kaan Kaynar Imza2

https://www.mukavemet.org/6-filoya-karsi-namaza-duranlar/


Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net)
           L2fSIJNoA0xfSNxA  


--

- - - - - - - - - - - - - - - -

Hukum vermeden once her iki tarafi da dinle!

~Anonim Nasihat~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Basarinin gercek olcusu nelere sahip oldugun degil, nelerden vazgecebildigindir.

~Jackson Brown~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Felsefe, doğruyu bulma yolunda, düşünsel bir çalışmadır.


Platon'dan Eflatun özlü sözler
Bin peygambere bedel…

- - - - - - - - - - - - - - - -

Gunah islemenin bircok araclari vardir, fakat yalan bunlarin hepsine uyan bir saptir.

~Oliver Wendell Holmes~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Adam

Adam şapkasına rastladı sokakta
Kimbilir kimin şapkası
Adam ne yapıp yapıp hatırladı
Bir kadın hatırladı sonuna kadar beyaz
Bir kadın açtı pencereyi sonuna kadar
Bir kadın kimbilir kimin karısı
Adam ne yapıp yapıp hatırladı

Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda
Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı
Adam bulut gibiydi, hatırladı
Adamın ayaklarının altında
Yıldızların yıldız olduğu vardı
Adm yıldızlara basa basa yürüdü
Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı.

~Cemal Süreya~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Murdar bir halden, muhtesem bir maziye kanatlanmak gericilik ise, her namuslu insan gericidir.

~CEMIL MERIC
Gericiliğe övgüdür! Mesaja dikkat!~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Türker Ertürk Yangınların arkasında kim olabilir? - Sesli Köşe Yazısı 2 Ağustos 2021 #Pazartesi

https://www.youtube.com/watch?v=P5V9dOLe5fs

- - - - - - - - - - - - - - - -

Kirdim diyorsun zincirlerini…
. . . . . .
Evet, kopek de ceker koparir zincirini,
. . . . . .
Kacar o da, ama halkalari boynunda tasiyarak…

~PERSIUS~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Dostlarinin hem cok, hem de vefali olmasini arzu eden kimse onlarla gereksiz munakasalardan katiyen kacinmalidir.

~Anonim Nasihat~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Kadın olsam hayat kadını olurdum.

~Charles Bukowski Sözleri / Heinrich Karl Bukowski / Bilge Sözleri~

- - - - - - -







- - - - - - -

Edgar_Allan_Poe-Morellael.pdf
Puskin-Bakir_Atli.pdf
Resad_Ekrem_Kocu-Kizlaragasinin_Pici.epub
David_Eagleman-Incognito_Beynin_Gizli_Hayati.pdf
Nahvi-Electric_Circuits_4th_Ed._Schaums_Outlines_.pdf
Complete-French-The-Basics-by-Living-Language-Excerpt.pdf
Malzeme_Bilimi_Uygulamalari_1.doc
Sunen-i_Tirmizi-Isa_Ibni_Sevre_Et-Tirmizi.epub
rodrigo_garcia-KULLERIMI_MICKEY_NIN_UZERINE_SAVURUN.doc
Yanlis_Bir_Adim-James_Patterson.mobi
Luzumsuz_Bilgiler_Ansiklopedisi_I-Bilinmiyor.epub
Easy_French_step-by-step.pdf
Talip_Apaydin-Yarbuku.epub
Rhonda_Byrne-Sir.epub
Oliver_Sacks-Karisini_Sapka_Sanan_Adam.epub
Thomas_Mann_--_Doktor_Faustus.pdf
Turgenyev-Hikayeler_I.epub
The_French_They_Never_Taught_You.pdf
Demir_Ozlu-Bir_Beyoglu_Dusu.epub
Armen_Victorian-Beyin_Kontrolu.docx
William_Shakespeare-III._Richard.doc
ESER-YAZAR_LISTESI_BATI_EDEBIYATI_.doc
Nevevi-Riyazu_s-Salihin_Arapca-Turkce_.pdf
Necip_Fazil_Kisakurek-Ideolocya_Orgusu.pdf
ROBERT_AHEINLEIN-UZAYDA_KAYBOLANLAR.epub
Dashiell_Hammett-Kanli_Hasat.epub
Ray_Cooney_John_Chapman-Simdi_Olmaz_Sevgilim.pdf
Ahmad_A._Kamal_in_1000_Solved_Problems_in_Modern_Physics.pdf
Statik_Kitabi.pdf
Beyin-Robin_Cook.pdf

- - - - - - -

"> "> "> "> "> "> "> ">
- - - - - - -

OrajKalip

- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Özgürlük adam, henüz yeni kurdum.

Siyasi iktidarın sürekli yasakladığı, polisiye önlemler ile gizlemeye çalıştığı şeyleri burada biriktireceğim.

Videolar, resimler, makaleler falan.
:
http://insulaelibertatis.com/
Eposta adresleri
(Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
:
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc
HvLWPtIjJR8X@protonmail.com
0PjukdvspdUh@mail2tor.com
Tor ağı üzerindeki web siteleri
Darkweb diye bilinir, TorBrowser kullancaksınız.
:
http://45m2jpfwn6ydfrqyhw5jbqszyip45pvi6m2cyo3722wyhur6yuitgbyd.onion/
http://kbq4ghhydumvhgvwkccbad5g7ae2yho6a4llxuy2z4oa6dox6gjtngad.onion/

Metsovo kökenli Yunan Evzonlar

Başlık: Küçük Asya'ya Misyon Çekim Tarihi: 1922 Yer: Küçük Asya Açıklama: 1922 yılında muhtemelen İzmir'de çekilmiş bir fotoğrafta, Metsovo kökenli Yunan Evzonlar görülüyor (fotoğrafın arkasında ilgili bir not var). Kişisel Hikaye: (benim değil😅) <<Dedem bana Eskişehir'e ulaştığını, Sangarios'ta (Sakarya) savaştığını ve o yerlerin hepsini gezdiğini anlatırdı. Bana, *"Taki, onları kaybettik, malzeme eksikliğinden yenildik"* derdi. Gerçek bir felaketti. Sağdan sola ilk oturan o.>> Kaynak: Metsovo Halk Bilimi Müzesi. Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net) L2fSIJNoA0xfSNxA ------------------------------------------------------------------------

Ali Fuat Cebesoy anlatıyor.

Mustafa Kemal samimi bir Türk milliyetçisi idi. Bunun en canlı misaline Yafa ’da şahit oldum. Cumhuriyet Devrinde Çankaya’da birkaç defa da ayrıntıları kendisinden dinledim. Mustafa Kemal, 5. Ordu’da Arap ırkından olan askerlere daha özel muamele yapıldığını ve Anadolu çocuklarından daha üstün tutulduklarını gördükçe müteessir oluyordu. ► Osmanlılığın telkin ettiği bu aşağılık duygusundan ne zaman kurtulacağız? Diyordu. Aynı ıstırabı ben de duyuyordum. Bir gün piyade stajını yaptığı Yafa ’ya gittim. Piyade acemi devresi henüz yeni başlamıştı. Çoğunluğu o bölgeden toplanmış olan Arap gençleri teşkil ediyordu. Eğitim kadrosu ise Anadolulu kıta çavuşları olan Türk gençlerinden kurulmuştu. Mustafa Kemal’in bölüğümde alaydan yetişmiş Makedonya Türklerinden yaşlı bir yüzbaşı vardı. Uzun yıllar 5. Ordu mıntıkasında kaldığı halde Rumeli şivesini değiştirmemişti. Yüzbaşı, Anadolulu kıta çavuşlarına karşı şiddetli davranıyor, yeni erlere karşı ise lüzumundan fazla müsamaha gösteriyordu. Onların azarlanmasına, hırpalanmasına gönlü razı olmuyordu. Adını bu gün pek hatırlayamadığım bu yüzbaşıyı ben de tanıdım. Fena bir adam değildi. Talimlerde, Türkçe bilmedikleri için verilen emirleri anlayamayan bazı erlerin yanlış hareketleri kıta çavuşlarının biraz sert davranmalarına yol açıyordu. Bunu gören yüzbaşı da çavuşları ağza alınmayacak sözlerle haşlıyordu. Bir gün Müfit (Kırşehir) (Özdeş) dayanamamış: ► Arkadaş, demişti. Senin bu yaptığın hareket doğru değil. Aynı uyarmayı, daha ciddi olarak Mustafa Kemal de yapmış, fakat bir etkisi olmamıştı. Bana bu bilgiyi veren Mustafa Kemal, bir hafta on gün önce cereyan eden bir olayı şöyle anlattı: /“Bir gün, Makedonyalı yüzbaşı, kıta çavuşlarında birini bölük kumandanlığı odasına çağırttı. Müfit’le ben de orada idik. Çavuş sağlam yapılı ve yakışıklı bir Türk delikanlısı idi. Yüzbaşı genci izzet-i nefsini kıracak şekilde azarlamağa başladı. Daha ziyade mensup olduğu ırka hücum ediyordu./ /► Sen, diyordu, nasıl olur da necip Arap kavmine mensup Peygamber Efendimizin mübarek soyundan gelen bu çocuklara sert davranır, ağır sözler söylersin? Kendini iyi bil. Sen onların ayağına su bile dökemezsin./ /Gibi gittikçe manasızlaşan sözlerle hakaret ediyordu. Sesi yükseldikçe yükseliyordu. Çavuşun yüzündeki ifadeye baktım. Önce bir babaya duyulan saygının samimiyeti okunanın çizgiler sertleşmeğe, içten gelen bir isyanın ateşleri gözlerinde okunmağa başladı. Fakat gerçek itaatin sembolü olan her Türk askeri gibi iç duygularını gemlemeğe çalıştı. Göz pınarlarında tanelenen yaşlar yanaklarına döküldü./ /Dayanamadım./ /► Yüzbaşı efendi, susunuz!/ /Diye bağırdım. Birden şaşırdı. Sözlerinin bizden tasvip görmesini beklediği anlaşılıyordu./ /► Yoksa fena bir şey mi söyledim?/ /► Evet, çok fena hareket ettiniz. Buna hakkınız yok. Bu erlerin bağlı bulunduğu Arap kavmi birçok bakımdan necip olabilir. Fakat senin de benim de, Müfit’in de ve çavuşun da mensup olduğumuz kavmin de büyük ve asil bir millet olduğu asla inkar edilmez bir gerçektir./ /Yüzbaşı başını önüne eğdi, utanmıştı.”/ Çok yıllar sonra, bir gün Ankara’da beni de şahit göstererek anlattığı bu hakiki olay karşısında görüşü şu idi: Bu ve buna benzer hadiseler, Türk aydınlarının kendi kendisini bilmemesinden ve başka milletlerde şu veya bu sebeple üstünlük olduğunu sanarak, kendini onlardan aşağı görmesinden doğmaktadır. Bu yanlış görüşe son vermek için Türklüğümüzü bütün asaleti ve tarihi ile tanımak ve tanıtmak şarttır. Mustafa Kemal’in, Türk Tarih Kurumunu teşkilinin en büyük amilini bu asil düşüncede aramalıdır. Türk milletinin asaletine, büyüklüğüne bütün Türklerin inanmasını ve bunu iftiharla savunmasını hayatı boyunca gaye bilmiştir. Milletine: ► Ne mutlu Türküm diyene! Hitabıyla seslendiği zaman, buna bütün mevcudiyeti ve samimiyeti ile inanmıştı. Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net) L2fSIJNoA0xfSNxA ------------------------------------------------------------------------

Pontuscu fesli münafık

*Pontuscu fesli münafık* - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* *ozgur-gundem@googlegroups.com* */Gruba uye olmak icin /* */: /* *ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com* */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* *0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net>  / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc>* */Grup Sayfamiz /* */: /* *https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/* */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* *http://orajpoyraz.blogspot.com/* *Yeni web sayfam* *:* *https://erkin.cc/ <https://erkin.cc/>* *Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) * *: * *Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc *

Owen Jones, birçok kişinin sessiz kaldığı bir konuyu kınıyor.

*Owen Jones, birçok kişinin sessiz kaldığı bir konuyu kınıyor.* İsrail, Gazze’de hayatta kalan Filistinlileri sınır dışı edeceğini duyurdu. Netanyahu, bölgenin %70’inin ele geçirilmesini ve _*gönüllü transferlerin*_/_*"teşvik edilmesini"*_/ emretti. Tırnak içinde. Çünkü/*"gönüllü"*/ demek, evlerini yıkmak, insanlarını öldürmek, yardımları kesmek ve kaçmaktan başka seçenekleri kalmayana kadar insanlık dışı koşullar yaratmak demektir. Bu gönüllü göç değildir. Bu, saf ve basit bir etnik temizliktir. Uluslararası Hukukun ciddi bir ihlali ve tahammül edilemez bir ahlaki suçtur. Ve en iğrenç olanı: neredeyse hiç manşet yok. Hiçbir kınama yok. Sadece suç ortaklığı içeren bir sessizlik. Sessiz kalmayı reddettiğiniz için teşekkürler, Owen Jones. Bu durum normalleştirilemez. Bu barbarlığa ne kadar süre daha tahammül edeceğiz? *https://www.facebook.com/groups/2224805678322112/posts/2254130078723005/?comment_id=2254133648722648&notif_id=1780553988105963&notif_t=group_comment_mention* <https://www.facebook.com/groups/2224805678322112/posts/2254130078723005/?comment_id=2254133648722648&notif_id=1780553988105963&notif_t=group_comment_mention> - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net>  / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>

Big brother is watching you...

Express VPN artık engelleniyor.
Bu zaten ulusal basında da belirtilmiştir.

Yeni yollara bakmak lazım.
Bu noktadan sonra Tor ağını zorlamak gerekecek.
Elimde Qubes Os var.
onu deneyeceğim.

İki gün geçti, bu iletimden bu yana.
Yeni bir uygulama buldum.
OnionHop V2
Yalnızca Window değil, diğer Linux versiyonları da var.

Ve şu ana kadar çok önemli bir hantallık, yavaşlama yaşamadım.
Test edilmiş ve onaylanmıştır.

Başka önerisi olanların tekliflerine de açığım.

Saygılar
Oraj POYRAZ
L2fSIJNoA0xfSNxA
--------------

- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Eposta adresleri
(Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
:
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc


Selim Gürselgil: Necip Fazıl 'ın AYDINLAR ARİSTOKRASİSİ

*Selim Gürselgil: Necip Fazıl 'ın AYDINLAR ARİSTOKRASİSİ* * BAŞYÜCELİK DEVLETİ <#mozTocId521429> * OTOKRASİ DEĞİL, BAŞYÜCELİK DEVLETİ! <#mozTocId885932> * İslâm ve Devlet <#mozTocId29207> * Teşkilât ve İdare <#mozTocId453037> * Devlet <#mozTocId383159> * Aydınlar Aristokrasisi <#mozTocId185136> * Yüceler Kurultayı <#mozTocId82112> * Başyüce ve Kurultay <#mozTocId702503> * Başyüce <#mozTocId943248> * OTOKRASİ DEĞİL, AYDINLAR ARİSTOKRASİSİ! <#mozTocId498078> * Demokrasinin Üstünde <#mozTocId965210> * Otokrasinin Dışında <#mozTocId104488> * Kuvvetler Birliği ve Kuvvetler Ayrılığı <#mozTocId68041> * Murakabe ve Muvazene (Check and Balance) <#mozTocId288072> 12-Temmuz-2014 Üstad, totalitarizme olduğu gibi, demokrasiye de inanmaz. Ona göre, bir Sokrat ile bir kahvehane müdaviminin oyu birbirine eşit olamaz. Yakın dönemde kemalistler tarafından benzer biçimiyle çok kullanılan bu tesbit, temel olarak Üstad’a aidtir ve doğrudur. Necip Fazıl demokrasiyi bir /*“Amerikan dayatması”*/olarak görür; hattâ ona /*“zorla gelen hürriyet“, “San Fransisco diktesi ile gelen hürriyet”*/gibi ironik boyutunu gösteren adlar verir. Üstad Necip Fazıl, demokrasinin, Batı emperyalizminin bir dejenerasyon aracı olduğunu düşünür. Tabiri caizse, /*“ayakların baş olması”*/diye niteler. Marx’ın şu sözünü ele alır: ► “/*Kapitalist düzenlerde edilen hatâ ve biriken yanlış, emeği ödenmemiş işçinin gasbedilmiş haklarından yığılmadır.”*/ Onu şöyle düzeltir: ► “Başıboş düzenlerde edilen hatâ ve biriken yanlış, hakkı verilmemiş aydının yol açılmamış faaliyetlerinden yığılmadır.“ Üstad için, ileri sınıf, aydınlar sınıfıdır. O, proleteryaya da, burjuvaziye de, bunların tek elde toplanmış hâli faşizme de inanmaz. Ancak aydınlardan oluşmuş bir aristokrasinin, insanlığın mutluluğunu sağlayabileceğine ve halka ideal olanı gösterebileceğine inanır. Bunun, İslâmın özüne ve ilk İslâm devletine en uygun rejim biçimi olduğunu savunur. Bu rejim içinde aydınlara, sadece eser vermek şartıyla, sınırsız haklar tanır. Demokratik parlamentarizme karşı aydınlar aristokrasisi, postmodern epistemolojinin yanında fenomenolojinin belirttiği farkı belirtir. Çünkü bu düzende halkın seçtikleri değil, Hakk’ın seçtikleri egemendir. Aydınlar, insanlar arasında Hakk’ın seçtiği asiller sınıfı olarak kabul edilir. Bunun dışında hiçbir zümre ve kişiye maddî ve manevî bir imtiyaz tanınmaz. /*“Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?”*/mukaddes ölçüsü, bu anlayışın temel esprisini verir. Fikirlerini çilesiyle yoğuran sanatkar: Necip Fazıl Kısakürek | Aktüel HaberleriDemokrasi ve saltanat idaresini üçgenin alt köşeleri kabul edersek, ikisine de aynı açı ve aynı uzaklıkta, üçgenin tepe noktası olarak, aydınlar aristokrasisini elde ederiz. Saltanat idaresinin, babadan oğula geçen yönetim biçiminin taban tabana zıddıdır; çünkü bu tarz bir yönetim anlayışının tarihte yeri olmakla birlikte, ne günümüzde, ne de ideal alanda bir geçerliliği yoktur. Aynı sebebten klâsik aristokrasinin de zıddıdır. Çünkü babadan oğula geçen bir ayrıcalığa ve yönetim ve mülkiyet hakkına inanmamaktan doğar. Zaten kan aristokrasisi, Doğu’da çok geçerli olmamış, Batı’da da tarihe gömülmüş bir yönetim biçimidir. Buna karşılık, aydınlar aristokrasisi, yine de bir çeşit soyluluktur; fikir ve idrak soyluluğu… Yine de bir çeşit ayrıcalıktır; fikir ve idrak ayrıcalığı… Bu ayrıcalık, demokratik ayrıcalığın taban tabana zıddıdır. Demokratik ayrıcalık nedir? Bir tür gizli plütokrasi (zenginler idaresi) ayrıcalığıdır. Demokraside bütün amaç zengin olmaktır, parayı bulmaktır. Zenginler ayrıcalıklıdır, zenginler soyludur, zenginler belirleyicidir. Geri kalanının kuru bir oy hakkı varsa da o da kuru bir palavradan ibarettir. Çünkü oy hakkı /*“yapmak ve yönetmek”*/değil, yapma ve yönetmenin istismarıdır. Tıpkı kendi yapan adamın mutluluğuyla, başkasının yaptığını seyrederek keyiflenen adamın mutluluğu arasındaki fark… Demokrasi, kapitalizmin yardakçısı, emperyalizmin ayakçısıdır. Kapitalizmin yardakçısıdır, çünkü demokrasi özünde bir yozlaşma ve soysuzlaşma rejimidir, kapitalizm bu soysuzlaşmadan beslenir. Soysuzlaşma ne kadar ileri boyuta varırsa, demokrasi o kadar ileri seviyede uygulanır. Burada soysuzlaşmadan kasıd, insanî görevlerden istifadır. Topluma ilişkin duyguların terkidir. İnsanı insan yapan ve insan topluluklarını yükselten ahlâk duygusunun terkidir. Demokraside iki şeyin değeri yoktur: Fikir ve emek… Demokraside sadece yozlaşmanın ve eğlendirmenin değeri vardır. Gerçek fikir ve sanat adamları, demokratik idarede değer görmezler. Zirâ en adî bir katille, bir ayyaşla, bir sapıkla eşitlenirler. Hakikat bu eşitlenmeyi kabul etmez. Hakikat ile hakikat olmayanın eşitliği yoktur. İyi ile kötü arasında eşitlik olursa, iyi daima kaybeder. Demokrasi işte bu prensibe dayanır. Ve, /*“eğlence kitlelerin afyonudur.”*/ Demokraside değerleri tayin eden burjuvazi olduğuna göre, bir pavyon şarkıcısının, bir mankenin, bir futbolcunun bir günde, bir gecede kazandığının (aldığı değer), bir kol işçisinin bir yılda kazandığına eşit olması mubahtır. Aydınlar aristokrasisi, işte bu yozlaşmayı yıkar. Orada öncelikle fikirciler ve sanatçılar, onların ardından da emekçiler değer görür. Dansözlerin, fahişelerin, pezevenklerin orada değeri yoktur. İnsan türünü alçaltan, fikir ve hakikat kavgasından, kardeşlik ve hürriyet yolundan koparan bağımlılıkların orada değeri yoktur. Emperyalizmin, çağımızda öncelikle /*“kültür emperyalizmi”*/olması, demokratik yozlaşmanın onun en önemli ayakçısı olmasındandır. Çünkü kültür emperyalizminin girdiği, zevkleri ve ilişkileri onun tayin ettiği ülkeleri, ancak demokratik yozlaşma bu çizgide tutabilir. Orada cinayetler, tecavüzler, vurgunlar, haksızlıklar sonu gelmez bir biçimde devam eder. Bunlarla mücadele yalandan yapılır; bunlar üretilir. Travestileri üreten sebeb, onların çizgi dışı (vesikasız) eylemleriyle göstermelik mücadeleyi de yanına kor. Ve bunların insanın doğasının parçası olduğuna inandırır. Aydınlar aristokrasisi, gerçek fikir hürriyetidir. Orada insanlar, fikirlerinde ve kanaatlerinde, bunları ifade etmede, bunlara muhalefet etmede hürdür. Ama orada yozlaşma ve soysuzlaşma hürriyeti yoktur. Orada kavga hakikat kavgasıdır. *BAŞYÜCELİK DEVLETİ* Başyücelik Devleti, Necip Fazıl`ın temelini attığı, Salih Mirzabeyoğlu’nun geliştirdiği İslâmî devlet modelidir. /*“İslâm’da idare şekli yoktur, idare ruhu vardır”*/anlayışına dayanarak idealize edilmiştir. Bugüne kadar en çok -örnekleri görüldüğü gibi- sözde İslâmcıları rahatsız etmiştir. Neden? Çünkü sorumluluk yüklüyor. Onlar sorumluluk istemiyorlar, ihale istiyorlar. Onlar zor karşısında dik durmak nedir bilmiyorlar; sıvışmaktan hoşlanıyorlar. (…) Başyücelik Devleti idealinin en temelden karşı olduğu şey, saltanat. Bununla beraber bir cumhuriyet de değil. İslâmî bir devlet modeli olmak bakımından, iki temel kurguya dayanıyor: Türk devlet geleneği, Eflatun’un devlet ideali, Bunlar belki ilk bakışta kaba sınıflandırmalar, ama içi doldurulunca öyle olmadığı görülüyor: Eski Türk devlet geleneği, hattâ ordusunun adı bile Altun Ordu, ama günümüz Türkçülerinin anladığı anlamda faşist bir devlet değil; federatif bir devlet. Eflatun, bilindiği gibi, demokrasiyi ve tiranlığı reddeder; aristokrasiyi över. Ve şöyle der: “Devleti en iyiler yönetmelidir“. Ama kendi Devlet kitabında bu anlayışı alıp geliştirmez, başka yönlerde gezinir. İdeali orada kalır. Necip Fazıl, Eflatun’un bu –yarım bıraktığı- idealini alarak Aydınlar Aristokrasisi şeklinde formüle eder. Aristokrasi; ama kan aristokrasisi değil, fikir aristokrasisi… Yani, toplumda babadan oğula bir aristokrasi sınıfı yoktur; fikir soyluları sınıfı vardır. Kim idrak bakımından en üstünse, fikir bakımından en ileriyse, o bu sınıftandır. Babası isterse keçi çobanı olsun. Kan kardeşliği değil, fikir kardeşliği; fikir soyluluğu. Hâkimiyetin kendisine istinad edeceği ideal sınıf! Başyücelik Devleti’nin bel kemiğini Başyücelik Akademyası oluşturur. Bu akademya üç şubelidir: Fen ve Keşifler Kolu, Edebiyat ve Güzel Sanatlar Kolu, İlim ve Tefekkür Kolu… Bu üç koldan yetişen ve eser veren aydınlar, Başyücelik Akademyası’na dahil olur. İkinci aşama: Yüceler Kurultayı’dır. Bu kurultay, 101 üyeden oluşan bir tür parlamentodur. Ama halk seçimiyle kurulmaz. Ya? Hakk’ın seçtikleri, tutup kaldırdıkları ile inkılab aşamasında tesis olunur ve Başyücelik Akademyası onu idame edici başlıca bir müessese olarak altında kalır. Yüceler Kurultayı, Başyücelik Hükümeti’ni ve Başyüce’yi seçer. Başyüce, yetkileri çok geniş, sorumlulukları çok ağır, tam bir /*“sultan”*/portresidir. Ama, Yüceler Kurultayı tarafından sıkı bir denetim altında tutulduğundan, tam bir sultan olamaz. İktidarı oğluna, akrabasına vs de bırakamaz. Kurultay’a bırakır. Kurultay seçer, Kurultay azleder. Burada /*“Yüce Din Dairesi”*/adında bir kurum vardır. Yapılan işlerin, çıkarılan kanunların İslâma uygunluğunu denetler, bir tür anayasa mahkemesi hüviyetindedir. Bu, İslâmın başlangıcındaki devlet anlayışıdır. Sahabîlerin kurduğu İslâm devletinin günümüz siyasî literatürüyle ifade edilişidir. Türk devlet geleneği ve Eflatun’un devlet ideali, Üstad Necip Fazıl ve Kumandan Salih Mirzabeyoğlu tarafından, İslâm devlet ve idare ruhu içinde yerli yerine oturtulmuştur. Üstad Necip Fazıl’ın teklifi hâlinde şöyle özetlenebilir: Başyücelik Devleti’nin en tepesinde, ulu bir kişi, Başyüce bulunur. Onun yanındaki kurumlar, Yüceler Kurultayı ve Yüce Din Dairesi’dir. Her ikisi de Başyüce’ye bağlı olmakla beraber, onun emrinde değildirler. Hele Yüce Din Dairesi, tam özerk bir kurumdur ve gerektiğinde Başyüce’ye karşı Yüceler Kurultayı’nı hakem olarak göreve çağırabilir. Bir başka denetleyici kurum da, Halk Divanı’dır. Halk Divanı, Başyücelik halkına, hükümete ve devlete karşı hakkını arama ve hesab sorma hakkını verir. İlk İslâm devletinde Vefd adı verilen bu tür halk divanları vardı. Her şehirde toplanır, halkın şikâyetlerini Halife’ye iletmek ve gerektiğinde yakasına yapışmak üzere birer heyet çıkarırlardı. Hazret-i Ömer, halkın vefd hakkını elinden bırakmaması ve kendisini yöneticilerine ezdirmemesi için sıkı sıkı tenbihlerde bulunurdu. Fakat zaman içinde halk, sultanlar ve yöneticilere karşı denetim hakkını kaybetti. İşte Halk Divanı, halka bu hakkını iade ediyor. Demokrasilerde denetim, 5 yılda bir sandıkta olur. Bunun dışında, halkın protesto ve gösteri hakkı prensipte vardır. Ama tüm bu haklar, Halk Divanı’nın belirttiği hak ölçüsü yanında zayıf kalır. Çünkü asıl sorun, gösteri ve protesto yapabilenler değil, yapamayanlardır. Devlete karşı yürüyüşe geçemeyen zayıflar, sorunlarını nasıl dile getirecek? Ve devlet, bir protesto ve şikâyeti kaale almadığında ne yapılacak? Oysa Halk Divanı’na şikâyeti olan herkes katılabilir. Bütün devlet erkânı, her sene belli bir dönemde, halkın karşısına çıkıp, yargılanırcasına hesap vermek durumundadır. Bir başka tam özerk kurum, Başyücelik Akademyası’dır. Bu kurum Aydınlar Aristokrasisi’nin temel direğidir. Hiç kimse bir aydına emir veremez, baskı uygulayamaz. Necip Fazıl, Başyücelik Akademyası’nın bir tür /*“kültür genelkurmaylığı”*/olduğunu söyler. Başyücelik Hükümeti, /*“vekâlet”*/adı verilen 1 başvekil ve 11 bakanlık ile her bakanlığa bağlı 3’er (toplam 33) müsteşarlıktan oluşur. Bunlar: *1.*Maarif Vekâleti: İlim ve Güzel Sanatlar, Halk Terbiyesi ve Evleri, Umumî Öğretim müsteşarlıkları… *2.*Savaş Vekâleti: Kara, Deniz, Hava müsteşarlıkları… *3.*İktisad Vekâleti: Sanayi, Ticaret, Ziraat müsteşarlıkları *4.*Mâliye Vekâleti: Bütçe ve Umumî Denge, Vergiler ve Resimler, Bankalar ve Tekeller müsteşarlıkları… *5.*Sağlık ve Bakım Vekâleti: İyileştirme, Güzelleştirme, Çoğaltma müsteşarlıkları… *6.*Adliye Vekâleti: Mahkemeler, Islahhaneler, Kanunlar müsteşarlıkları… *7.*Matbuat ve Propaganda Vekâleti: Matbuat, Propaganda, Turizm müsteşarlıkları… *8.*Dahiliye Vekâleti: Mülkî Teşkilat, Belediyeler, Umumî İnzibat müsteşarlıkları… *9.*Nâfia (Bayındırlık) Vekâleti: Tesisler, Yollar, Ulaşım Vasıtaları müsteşarlıkları… *10.*Düzenleme Vekaleti: Teşkilat Düzeni, İş Düzeni, Sigorta ve Emekli Sandığı müsteşarlıkları… *11.*Hariciye Vekâleti: Doğu, Batı ve Haber Alma müsteşarlıkları… Bu idealin en çarpıcı bölümlerinden biri de /*“Başyücelik Emirleri”*/dir. Üstad Necip Fazıl, bu emirleri şöyle sıralamıştır: *1.*Kanun: Cinayetin cezası derhal idam… Hırsızın kolu kesilecek. Suistimal, zimmet, rüşvet, irtikab gibi fiillere de hırsızlık cezası… *2.*Zevk ve terbiye: Sokaklarda berduşluk, serserilik, topluma ve kişiye rahatsızlık vermek, kabadayılık vs patırtı yapmak, sokağa tükürmek, sümkürmek gibi fiilleri işleyenler, terbiye cezasına çarptırılacak. *3.*Kumar: Her türlüsü yasak… Oynayana, oynatana hapis… *4.*İçki ve zehir: Alkol ve uyuşturucu yasak… Satana 5 yıl, kullanana 3 yıl amme hizmeti cezası… *5.*Zina ve fuhuş: İkisi de yasak… Fuhuş toplum planında olduğu için kökünden kazınacak; ama zina toplum planına dökülmediği sürece yapılacak bir şey yok… *6.*Faiz: Mutlak olarak yasak. Devlete de, millete de… Faiz uygulayanlar, tüm vatandaşlık haklarını kaybedecek… *7.*Kahvehane: Başıboşluğa aid tüm mekânlar yasak… Okuma ve kültür evleri, sinema ve tiyatro salonları serbest… *8.*Külhanbeylik: Mafya ve özentiliği yasak… Halka korku salan ve ondan haksız çıkar sağlayan, en ağır şekilde cezalandırılacak… *9.*Vatan dışı: Tüm yabancı unsurlar, yabancı sermaye, varlıkları kendilerinde kalmak şartıyla ülkeden çıkarılacak… *10.*Sinema: Kontrol altında serbest… Millî terbiye ve ahlâka mugayir örnekleri şiddetle yasak… *11.*Dans: Yasak… *12.*Parazitler: Dilencilik, tefecilik, mekânsızlık, sokak serseriliği, mesleksizlik, işsizlik yasak… *13.*Heykel: Şahsa aid kısmıyla, put niteliğiyle yasak… Plâstik sanatlara giren kısmıyla, serbest… *14.*Matbuat: Basın, ahlâksızlığı ve kötülüğü teşvik yönüyle yasak… *15.*Yine basın: Haber ve eleştiri yönüyle serbest… Hükümeti ve devlet başkanını yerden yere vurucu eleştiriye kadar, fikir serbest, fikir hür… *16.*Radyo: Eğitici ve eğlendirici olarak mevcud… *17.*Üniversite: Parasız eğitim… Kız ve erkek için ayrı üniversiteler… Eser ve ahlâk sahibi olmayan hoca olamaz… Fikir, fen ve sanata sonsuz teşvik ve himaye, başıboşluğa ve ahlâksızlığa paydos… *18.*Batı’da tahsil: Belli başlı şartlar altında, Avrupa’ya öğrenci gönderilebilir. *19.*Ecnebî mütehassıs: Özellikle üniversite, lise, askeriye ve asayişte kesinlikle kullanılmayacak… *20.*Harf dâvâsı: Eski harflerle yeni harfler, ilmî bir heyet tarafından tekrar karşılaştırılacak ve incelenecek… *21.*Kıyafet ve şapka: Millî bir kılık kıyafet şekli geliştirilecek ve benimsenecek… *22.*Kadın kılığı: İslâm kadını, tesettürü altında her türlü süs, zarafet ve güzellik unsuru kullanabilir. Geçmiştekinin aksine, kadın her yerde olacaktır. Türbanına bürünmek istemeyen kadının, çıplaklığa ve müstehcenliğe varan kıyafetine izin verilmeyecek. Cinsiyetini bayraklaştırmadan dilediğini giyebilir… *23.*Vaizler: /*“Aydın”*/bir vaiz tipi yetiştirilinceye kadar, camilerdeki vaiz kürsüleri boşaltılacak… Çirkin ve softa vaiz tipine göz açtırılmayacak… *24.*Yine kılık: Kılık kıyafet devrimlerinin eleştirisi… *25.*Köy imamı: Yaşı 25’i geçmeyecek… Köy öğretmeniyle birlikte, köylüyü ruh ve kafaca yükseltme gayesini yaşatacak… *26.*Subay: Büyük Doğu idealinin en ideal insan tiplerinden biri olacak… Saygın ve aydın, politikadan katiyyen uzak, sivil (aydın) idare emrinde ve en aydın bir hüviyette… *27.*İşçi: İşçi sınıfı, emeğinin karşılığını alınteri kurumadan alan adaletin güvencesi altında; ama sendikası, grevi, boykotu, örgütü, tıpkı sosyalist ülkelerdeki gibi, yok… *28.*Sermaye ve patron: /*“Mülkiyet hakkına bağlı cemiyet sermayedarlığı!”*/ *29.*Fabrika: Her cami minaresine bir fabrika bacası nişanlamak gaye… Cami sayısı kadar fabrika sayısı yoksa, millî ekonomi hüsranda… Makineyi yapacak makineyi yapma hüneri geliştirilecek ve millî bir sanayi kurulacak… *OTOKRASİ DEĞİL, BAŞYÜCELİK DEVLETİ!* Üstad Necip Fazıl, eserlerinin en önemlisi kabul ettiği /*“İdeolocya Örgüsü”*/nde, İslâm İnkılâbını bütün yönleriyle ele almış, tasvir ve teklif etmiştir. Bu inkılâbın, çekirdeği, zübdesi ve özü ise, bilindiği gibi /*“Başyücelik Devleti”*/idealidir. Üstad için İslâm İnkılâbı, Müslümanların boyunlarının borcudur. Müslümanlar, /*“Allah’ın hükmüyle hükmetmeyene itaat edemez”*/ler. İslâm, kimsenin çıkar aracı veya şahsî avuntusu değildir. İslâm ancak İslâm inkılâbı ile, İslâm devletinde idrak edilebilir. O devletin adı da, yine İslâmî bir incelikle /*“İslâm devleti”*/değil, /*“Başyücelik Devleti”*/dir. Başyücelik Devleti, /*“Hâkimiyet Hakkındır!”*/düsturuna dayanır ve bütün hâkimiyetinin kaynağını ve temel ölçülerini İslâmiyetten alır. Bu temel ölçülerden çıkan sonuç ise ne saltanata, ne cumhuriyete benzer. Üstad Necip Fazıl’ın tarif ve tasvirleri içinde –kısaca özet hâlinde verirsek- şudur: *İslâm ve Devlet* İslâm, devlete, ruhun uzviyete yapışık olması gibi sımsıkı bağlıdır; asla ayrılmaz ve onsuz uzviyet düşünülemez. *Teşkilât ve İdare* İslâm inkılâbı, başlı başına ve müstakil ideal kıymetinde, bütün bir teşkilât ve devlet şekli gayesine sahiptir. Bu gayenin ismi, /*“BAŞYÜCELİK DEVLETİ”*/ve teşkilâtıdır. … Başyücelik Devleti, Eski Yunan’dan bugüne kadar gelen örnekler arasında misilsiz bir ilerilik ve yenilik temsil ettiği gibi, tarih boyunca gelmiş, ya ferdî, ya içtimaî, yahut da zümrevî irade hâkimiyetine bağlı şekillerden teker teker herbirinin faziletlerini toplayıcı son ve üstün buluştur. Öyle bir buluş ki, İslâm’ın /*“Şûrâ”*/ölçüsüne de sımsıkı bağlı… … Teşkilât cephesi Büyük Doğu İdeolocyası’nda gergef gibi nakışlandırılmış olan bu davanın fikir özü, bir topluluğu, o topluluk içindeki en üstün ruh ve idrak kahramanlarının emir ve iradesine teslim etmekten ibarettir. Açıkçası, her sahadaki idrak soylularının, bir hastahanede ilmî doktorluk hâkimiyeti gibi mutlak hegemonyasını kurmak… *Devlet* Bütün zıtlarından ve sahte benzerlerinden ayırarak, şeriat, tasavvuf ve onlara tâbi akıl anlayışı ile derin ve gerçek mümine bağladığımız İslâm inkılâbı içinde devlet ve hükümet şekli, serbest ve ileri akıla bırakılmış, bütün bir icat ve ibdâ mevzuudur. Bu davada serbest ve ileri akıl, ana ölçüye daima bağlı kalarak, insan cemiyetlerinin ve idare nizâmlarının tarih boyunca macerasını takip ederek, en doğru, en iyi ve en güzel şekli seçmekte veya bulmakta yüzdeyüz hürdür. *Aydınlar Aristokrasisi* Bir İmam-ı Gazali ile bir keleş çoban arasındaki farkı daima aziz tutan ve tutacak olan ölçümüz, keleş çobanla uyuz keçinin de hakkını kendilerinden daha emniyetle tekeffül edecek nizamın nihaî hak ve adl tecellisi içinde fenâya ermiş ve nefslerini aşmış entellektüeller hâkimiyeti olduğunda asla tereddüt sahibi değildir. *Yüceler Kurultayı* “/*Büyük Doğu”*/mefkûresinde, cemiyet iradesini temsil adına, dünyanın her yerinde örnekleri bilinen millet meclisleri yerine, bir /*“Yüceler Kurultayı”*/vardır. (…) /*“Yüceler Kurultayı”*/nın mânâsı, milleti, en ileri düşünenlerin ve en iyi yapanlarının kadrosunda özleştirmektir. *Başyüce ve Kurultay* “/*Başyüce”*/den itibaren /*“Yüceler Kurultayı”*/âzasına ve topyekûn hükûmet kadrosuna kadar hiçbir ferdin, kanun muvacehesinde mesuliyetsizlik ve şahsî masuniyet [dokunulmazlık] gibi bir imtiyazı yoktur. Meselâ, sokağa tükürmek, /*“Yüceler Kurultayı”*/ndan çıkacak bir zevk ve terbiye yasasına göre suçsa, zâbıta, bunu yapacak bir /*“Başyüce”*/ile bir /*“Yüce”*/yi, bir hükümet reisini veya bir çöpçüyü bir tutar. *Başyüce* Anlaşılıyor ki, /*“Başyüce”*/, İslâm’ın /*“Ulülemr”*/diye isimlendirdiği büyük içtimaî irade ve icra makamını, bu makama en küçük nefs ve hırsı karıştırmamak ve kendi öz nefsaniyeti bakımından mâdum [altta] kalmak borcu altında, şahsıyla dolduran ideal ferddir. /*“Başyüce”*/, temsil ettiği imân ve hakikat kutbunun, en ileri hürriyet içinde her şeyi ve herkesi köleleştiren mânâsına karşı mukaddes mizân önünde, bizzat, her şeyden ve herkesten fazla köleleşecektir. İdeolocya Örgüsü’nde ayrıntısıyla ortaya konulan bu fikirleri, daha sonra Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, /*“BAŞYÜCELİK DEVLETİ – Yeni Dünya Düzeni”*/adını verdiği eserinde, günümüz dünyası ile ilgisi içinde detaylandırdı. Böylece Başyücelik Devleti ideali, Hristiyan-Yahudi Batı Emperyalizmini ve onun kurduğu yeni dünya düzenini red tavrı içinde, İslâm birliğinin ve İslâm devletleri birliğinin fikrî altyapısı olarak tamamlanmış oldu. *OTOKRASİ DEĞİL, AYDINLAR ARİSTOKRASİSİ!* Başyücelik idealini günümüzdeki Başkanlık sistemi tartışmaları bakımından ele aldığımızda, bu tartışmaların tam da merkezinde bulunduğunu görürsünüz. Başkanlık sistemine taraftar olanlar, klâsik parlamenter sistemin dünyanın hiçbir yerinde, örnek alındığı Fransa’da bile kalmadığını ve âtıl bir sistem olduğunu savunuyorlar. Başkanlık sistemine karşı olanlar ise onun kolayca otokrasiye, yani keyfî yönetime, yani diktatörlüğe dönüşebileceğini öne sürüyorlar. Başyücelik idealine yakından bakıldığında, bu iki mahzuru da ortadan kaldırıcı olduğu kolayca görülebilir. Başyücelik ideali, hem klâsik parlamentarizmin ataletinin, hem de otokrasi tehlikesinin bir arada ve yegâne tedbiridir. *Demokrasinin Üstünde* Üstad Necip Fazıl’ın teklif ettiği /*“Başyücelik Sistemi”*/, bir tür başkanlık modelidir. Ancak bu model, /*“Amerikan tipi başkanlık”*/modelinden veya /*“Fransız tipi yarı başkanlık”*/modelinden ayrı, nevi şahsına münhasır bir başkanlık modelidir. Başyücelik Sistemi, her şeyden önce /*“demokratik bir rejim”*/değil, /*“aristokratik bir rejim”*/öngörür. Sözkonusu aristokrasi, /*“kan ve soy üstünlüğü”*/esasına dayanmayıp, /*“fikir ve idrak soyluluğu”*/esasına dayandığı için, Üstad Necip Fazıl bu sistemin ortaya koyacağı rejime /*“Aydınlar Aristokrasisi”*/adını vermiştir. Bu rejimde, yasama kuvvetini temsil eden Yüceler Kurultayı ve yürütme organının başı olan Başyüce, halk seçimiyle ortaya çıkmaz. Yüceler Kurultayı, ilk defa /*“Müessisler Meclisi – Kurucular Meclisi”*/adı verilen, memleketin en ileri idrak soyluları arasından oluşturulur ve daha sonra kendi kendini idâme eder. Başyüce ise 5 yıllığına bu Kurultay içinden, Kurultay içinde yapılacak seçimle belirlenir. *Otokrasinin Dışında* Başyücelik Sistemi’nde, Amerikan sisteminde olduğu türden yasama ve yürütme kuvvetleri arasında keskin bir ayrılık yoktur. Başyüce (Başkan), Yüceler Kurultayı’ndan (Kongre) ayrı bir seçimle değil, doğrudan doğruya Yüceler Kurultayı içinden seçilir. Yüceler Kurultayı’nda bir Başvekil (Başbakan) vardır ve Başvekil, yine Yüceler Kurultayı içinden, bizzat Başyüce tarafından seçilir. Başvekil, Kurultay dışından oluşturacağı /*“Vekiller Heyeti”*/(Bakanlar Kurulu) listesini Başyüce’ye arzeder ve liste onun tasdikinden geçerek ve /*“Başyücelik Hükümeti”*/adıyla göreve başlar. Yine Amerikan Sistemi’nden farklı olarak Yüceler Kurultayı, gerek Başyüce’yi, gerekse Başyücelik Hükümeti’ni denetleme ve gerektiğinde düşürme yetkisine sahibtir. Yüceler Kurultayı’nın Başyücelik Hükümeti’ni düşürebilmesi için mutlak çoğunluk (yani yüzde 51) kararı lazımdır. Başyüce’yi düşürebilmesi için ise, Yüceler Kurultayı’nın yüzde 75’i bulması gerekir. Başyüce ise doğrudan doğruya Yüceler Kurultayı’nı feshedemez. Kurultayı feshetmek için, Kurultay üyelerinin yüzde 40 desteğiyle beraber halk oyuna (referandum) başvurması lâzımgelir. Bu takdirde, Başyüce, halk desteğini arkasına alırsa, kendi karşısında olan yüzde 60’lık Kurultay çoğunluğunu feshedebilir. Eğer halk oyu, Yüceler Kurultayı’ndan yana çıkarsa, bu sefer Başyüce görevinden azledilir. *Kuvvetler Birliği ve Kuvvetler Ayrılığı* Üstad’ın teklif ettiği bu sistem, Başyücelik Devleti adını alır. Sözkonusu sistem içinde Başyüce, /*“kuvvetler birliği”*/nin sadece bir sembolüdür; bunun dışında, yetkileri sınırsız değildir ve /*“kuvvetler ayrılığı”*/bütün alanlarda geçerlidir. Meselâ bu sistemde /*“masuniyet – dokunulmazlık”*/diye bir şey yoktur. Başyüce, Yüceler Kurultayı üyeleri, Vekiller Heyeti mensubları, hiç kimse, en küçük bir suç isnadı karşısında kanun karşısına çıkmaktan kurtulamaz. Yargı ise mutlak hürdür. Her ne kadar Başyüce adına hüküm verirse de, gerektiğinde Başyüce üzerine de hüküm verir. Yargı bağımsızlığı, bu sistemde, diğer bütün kuvvetlere tanınan ayrıcalıklardan daha geçerlidir. Yasama ve yürütme, belli şartlar altında, yukarıda söz ettiğimiz gibi, birbirine müdahale edebilir. Fakat yargıya hiç kimse müdahale edemez. Başyücelik Sisteminde kanun, bütün fani şahıslardan daha üstün bir güçtür. Buradan anlaşılacağı gibi, Başyücelik Sisteminde Başyüce, parlamenter sistemdeki cumhurbaşkanı gibi /*“sembolik”*/ve /*“sorumsuz”*/değildir. Ancak Başkanlık Sistemindeki gibi, katı sınırlarla yasama organının dışına çıkarılmış da değildir. Daha yakın olduğu sistem, /*“yarı başkanlık”*/modelidir. *Murakabe ve Muvazene (Check and Balance)* Necip Fazıl’ın öngördüğü Başyücelik Sistemi’nin denetleyici unsurları, üç tânedir. Bunlardan biri, dinî uzmanlık bakımından, diğeri aydınlar rejimi bakımından, üçüncüsü ise doğrudan doğruya halk şikâyetleri ve çıkarları bakımından sistemi denetler. Dinî uzmanlık bakımından bu sistemin denetleyici unsuruna, Üstad Necip Fazıl /*“Yüce Din Dairesi”*/adını vermiştir. Yüce Din Dairesi, hükümet üstü bir seviyede ve Yüceler Kurultayı’nın yanında bir dinî uzmanlık sahasıdır. Hükümleri dine uygunluk noktasından denetler. Her ne kadar soyut olarak Başyüce adına bu denetimi yaparsa da, somut ifâdesinde Başyüce’nin dahi etkisine kapalıdır. Onunla çelişmesi hâlinde, Yüceler Kurultayı’nı hakem tutabilir. Aydınlar rejimi bakımından Başyücelik Sistemi’nin denetim organı ise Başyücelik Akademyası’dır. Necip Fazıl onu İlim ve Tefekkür kolu, Fen ve Keşifler kolu, Edebiyat ve Güzel Sanatlar kolu olarak üç şubeli görür. Bu alanlarda kendini gösteren eser ve buluş sahibi aydınlar, Başyücelik Akademyası’nın kadrosunu oluştururlar. Başyücelik Akademyası, Yüceler Kurultayı’nın soyut ifâdesidir. Onun somut hâli, Yüceler Kurultayı’dır. Bir müessese olarak Başyücelik Akademyası’nın, siyasî, idarî veya hukukî olarak bir yaptırım gücü yoktur. Ancak o, Başyüce’nin danışma çevresidir ve görüşlerini rapor hâlinde Başyüce’ye arzeder. Bunun yanında, Yüceler Kurultayı’nın bir tür tamamlayıcı ve onu devam ettirici unsurudur. Sözkonusu sistemin bir diğer denetleyici mekanizması da Halk Divanı’dır. Bu divan, senenin belli başlı günlerinde kurulur. Halktan, şikâyet ve taleb sahibi her ferd bu divana katılabilir. Başyücelik Sarayı’nda kurulan bu divan karşısında başta Başyüce olmak üzere bütün hükümet erkânı halka hesap vermeye ve onların ihtiyaçlarını dinlemeye hazır bir ruh hâleti içinde bulunur. *https://akademyadergisi.com/ustad-necip-fazil-ve-buyuk-dogu-13-basyucelik-devleti-aydinlar-aristokrasisi/ <https://akademyadergisi.com/ustad-necip-fazil-ve-buyuk-dogu-13-basyucelik-devleti-aydinlar-aristokrasisi/>* - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net>  / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc

17 Haziran 2026 Çarşamba

Dünya Yahudi Kongresi Başkanı Ronald Lauder: ,,7 Ekim’den bu yana ABD’deki Yahudi kuruluşları antisemitizmle mücadele için 600 milyon dolardan fazla harcadı.

Dünya Yahudi Kongresi Başkanı Ronald Lauder: 7 Ekim’den bu yana ABD’deki Yahudi kuruluşları antisemitizmle mücadele için 600 milyon dolardan fazla harcadı. Peki bu işe yaradı mı? Bize yönelik nefreti durdurdu mu ya da en azından yavaşlattı mı? Cevap hayır. Ek olarak Ronald Lauder’ın ismi, Epstein dosyalarında yüzlerce kez geçiyor. - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net>  / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>

ABD'li bankadan Türkiye için dikkat çeken seçim tahmini

Bu haber bazıları için tekrar olabilir.
Ancak, haber doğru ve önemli.

Ancak, bu haberle bağlantılı olarak  ABD ya da Trump Tayyip Erdoğandan ne istiyor?
Onu atlıyorlar.

İstenen şey Recep Tayyip Erdoğan'ın ruhunu satması.
İbrahim Anlalaşmasına  Türkiye olarak imza koyması.

  • Bunca zamandır "Eyyyy İsrail diye başlayan  o kadar tumturaklı lafı yalayıp yutması".
  • Gazze'de olup biteni makul sayması.
  • Lübnan'da yaşanan İsrail mezalimi haklı görmesi.
  • İranla olan çatışmada İsrail'in yanında saf tutması.

Halen ülkemiz bir borç tuzağı içinde.
Malum borç veren emir de verir.
Ve bizim borç tuzığımız HİÇ BİTMEYEN, borç denilebilecek türden.

  • Sürekli olarak yeniden yapılandırılan,
  • Sürekli olarak yalnızca faizi ödenen, ana para borcu ödenmeyen,
  • Gelecek kuşakların boynuna bir kelepçe gibi takılan,

Ağır bir borç.

Ve bilmelisiniz ki, devletimiz ve milletimiz üzerindeki borcun ancak faizini ve de fahiş faizlerle ödeyerek sürdürebiliyoruz.
O konuda da duvara dayandık. 
ABD ve onun derin aklı olan Evangelik ve  Yahudi  Siyonist oligarklar bunu çok iyi biliyorlar.
Ve üzerimizdeki borcu tıpkı bir ayının burnuna takılan halka gibi kullanmaya hazırlanıyorlar.
Çok çaresiz durumdayız, çok.

RTE bunu yapar mı?
İlkeleri olmadığından yapabilir.
Ancak, bu durumda bunu seçmen kitlesine açıklaması hayli zor olur.

Haa denilebilir ki,  Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) seçmeni en salakça, en ilkesiz açıklamaları dahi kabul edebilir.
Belki, ama hepsinin de salaklıkta ve ilkesizlikte bu mertebede olduğunu düşünmüyorum.

Bakalım göreceğiz.


Saygılar

Oraj POYRAZ

L2fSIJNoA0xfSNxA

--------------

ABD'li bankadan Türkiye için dikkat çeken seçim tahmini

ABD'li yatırım bankası Jefferies’e göre, Trump yönetimi seçim öncesinde Erdoğan hükümetini desteklemek için Türkiye’ye Arjantin benzeri dolar swap hattı sunabilir.

01 Haziran 2026

ABD merkezli yatırım bankası Jefferies International stratejisti Durukal Gun, ABD’nin seçim öncesinde Türkiye’ye dolar swap hattı sunabileceğini belirtti. Gun’a göre böyle bir adım, Türkiye’nin döviz rezervlerini güçlendirebilir ve piyasa güvenini artırabilir.

Bloomberg’in aktardığına göre Gun, bugün yayımladığı raporda, Trump yönetiminden gelebilecek böyle bir desteğin geçen yıl Arjantin’e sağlanan pakete benzer olabileceğini ifade etti. Stratejiste göre bu tür bir arka destek, politika yapıcıların liranın değer kaybını yönetme, enflasyon beklentilerini kontrol altında tutma ve dolarizasyonu caydırma çabaları üzerindeki baskıyı azaltabilir.

Gun ayrıca, son aylarda yatırımcıların daha yüksek finansal riskleri fiyatlamasıyla yükselen Türkiye kredi temerrüt takaslarının da böyle bir destekle gerileyebileceğini belirtti.

SEÇİM DESTEĞİ

Gun raporunda, Türkiye’nin “Arjantin örneğine benzer şekilde seçimler öncesinde ABD’den döviz swap hattı alabileceği makul bir senaryo” gördüklerini söyledi. Ancak bu konuda daha fazla ayrıntı vermedi. Türk ve ABD’li yetkililer, swap hattı ihtimalini kamuoyu önünde gündeme getirmiş değil.

Türkiye’de seçimlerin 2028 ortasında yapılması öngörülüyor. Ancak bazı analistler ve milletvekilleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın üçüncü döneminin önünü açmak amacıyla erken seçim kararı alabileceği yönünde değerlendirmelerde bulunuyor.

ABD Hazine Bakanlığı’nın Arjantin’e yönelik destek paketi, ülkenin merkez bankasıyla 20 milyar dolarlık bir döviz swap çerçevesini ve ABD’nin doğrudan peso alımlarını içeriyordu. Söz konusu önlemler, ara seçimler öncesinde piyasaları istikrara kavuşturmak ve pesoda olası bir kaçışı önlemek amacıyla tasarlanmıştı. Bu paket, ABD Merkez Bankası’nın piyasa stresi dönemlerinde müttefiklerine sağladığı geleneksel swap hatlarından farklıydı.

LİRA İÇİN ENDİŞELER ARTMIŞTI

Gun’un dolar swap hattı önerisi, yabancı yatırımcıların lira pozisyonlarına ilişkin endişelerinin arttığı bir döneme denk geliyor. Yatırımcılar, yüksek petrol fiyatlarının ödemeler dengesi üzerindeki baskıları artırmasından ve ekonomik büyümeye zarar vermesinden kaygı duyuyor.

Bugün açıklanan verilere göre Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yalnızca yüzde 0,1 büyüdü. Önceki üç aylık dönemde büyüme yüzde 0,4 olmuştu. Ana muhalefet partisinin liderini görevden alan mahkeme kararının ardından siyasi riskler de yeniden gündeme geldi.

Merkez Bankası, liranın enflasyondan daha yavaş değer kaybetmesine izin veren “reel” lira değerlenmesi stratejisini sürdürmek için döviz ve altın varlıkları sattı. Banka ayrıca mart ayında ABD Hazine tahvillerinin neredeyse tamamını elden çıkardı.

Bu gelişmeler, ülkenin kredi riskini yansıtan CDS’lerini yaklaşık 240 baz puana taşıdı. Bloomberg tarafından derlenen verilere göre Türkiye’nin CDS’i ocak başında 204 baz puan seviyesindeydi. Mahkeme kararının ardından geçen ay 260 baz puanın üzerine çıkmıştı.

19 MART KARŞILAŞTIRMASI

Gun, yakın vadede piyasa stresinin geçen yıl İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından görülen satış dalgalarıyla aynı düzeye ulaşmasını beklemediğini belirtti. İmamoğlu, Erdoğan’ın en güçlü siyasi rakibi olarak görülüyor. Gun’a göre yerel yatırımcılar arasında dolarizasyon da lira varlıklarda sunulan cazip reel getirilerin desteğiyle sınırlı kalmaya devam ediyor.

Buna karşın son şoklar, nisanda enflasyonu beklentilerin üzerinde yüzde 32,4 seviyesine taşıdı ve Merkez Bankası’nın bu yıl faiz indirimine gideceği yönündeki beklentileri bozdu. Merkez Bankası bunun yerine bankaları resmi yüzde 37 politika faizi yerine yüzde 40 oranından fonlayarak para politikasını sıkılaştırdı.

FAİZ BEKLENTİSİ

Gun, ABD ile İran arasında anlaşma ihtimalini gerekçe göstererek Türkiye’nin haziran ayında faiz artırmaktan kaçınmasını bekliyor. Stratejiste göre Merkez Bankası, kalıcı şoklar için politika faizi değişikliklerini saklı tutarken faiz koridorunu ayarlayarak kademeli tepki verebilir.

Bununla birlikte Gun, daha olumlu bir jeopolitik senaryoda bile 2026’da faiz indirimleri için sınırlı alan olduğunu düşünüyor. Gun, enflasyonun 2026 sonunda yüzde 31, 2027’de ise yüzde 25 seviyesinde olacağını; politika faizinin de gelecek yıl boyunca yüzde 35-36 aralığında kalacağını öngörüyor.

https://www.haber7.com/dunya/haber/3632198-avrupa-endise-icindeydi-trump-erdogana-soyledi-ankaraya-geliyorum





- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Eposta adresleri
(Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc


16 Haziran 2026 Salı

Rifat Serdaroğlu: PARTİ ŞART, CUMHURİYET BATSA DA OLUR


Rifat Serdaroğlu: PARTİ ŞART, CUMHURİYET BATSA DA OLUR

31 Mayıs 2026

DOĞRU Parti Genel Başkanı

Aynı partinin SEÇİM ile ve YARGI DARBESİ ile gelen iki Genel Başkanın toplantısını izledik, dinledik. Görünen o ki CHP, Genel Başkanları eliyle ikiye bölünecek. Önümüzdeki günler, çirkinlikler, tutuklamalarla geçecek.

Genel Başkanları nasıl ve neye göre değerlendirirsiniz?

Elbette ki, bilgisine deneyimine Türk Devletine ve Türk Milletine bağlılığına, vizyon sahibi olmasına, demokrasiye ve bağımsızlığa olan inancına, toplumun tamamını “İnanç ve Etnik Köken ayrımı yapmadan” kucaklamasına, dünyaya bakışına, inşa ve yatırımcı olmasına, geçmişine, dürüstlüğüne, aile yapısına ve görgüsüne göre değerlendiririz, değil mi?

Benim derdim iki Genel Başkan değil. Kimse onları birbirine düşürmedi. Onlar, yerdeki taşı alıp birbirlerinin kafalarını kırdılar. Defalarca ve samimi olarak verilen öğütleri dinlemediler. İnşallah düzelirler ve bölünme olmaz. Benim derdim Cumartesi günü iki meydanı dolduran, çoğu Vatansever, Atatürkçü, Demokrat, Çağdaş, Laiklik ilkesine ve Sosyal Hukuk Devletine, Bağımsızlığa inanmış on binler. Onların birliğinin bozulmaması, tarihimizin en YOBAZ-en HIRSIZ ittifakı olan Cumhur İttifakını demokratik yolla def etmemizin en önemli gücü olmaya devam etmeleri, ve kişilerden çok, olaylara Vatan ve Bağımsızlık penceresinden bakmaya devam etmeleridir.

Size, ülkemizin en önemli problemlerinden üçüne bu iki Genel Başkanın ve Türk Milletinin Düşmanı “Bebek Katilinin” nasıl baktıklarını KENDİ SÖZLERİNDEN aktarmak isterim. Aralarında fark bulabilecek misiniz?

1) Ana Dilde Eğitim, Kürtçe ve Arapçanın Kamusal alanda kullanılması!

ÖCALAN ve DEM= Evet

Kılıçdaroğlu= Evet

Özel= Evet

(İki Genel Başkan da bu konudaki görüşlerini Kurultaylarında söylediler)

2) AB Yerel Yönetimler Özerklik Şartı. (Çekinceleri kaldırarak)

(Bu talep, Yerel Yönetimlere özerklik verilerek, eyaletlere ayrılmamızı sağlayacak bir emperyal dayatmadır.)

ÖCALAN ve DEM= Evet

Kılıçdaroğlu= Evet

Özel= Evet.

(İki Genel Başkan da, son iki Kurultayda bu sözü verdiler, kimseden ses çıkmadı!)

3) Demokratik Anayasa ve Vatandaşlık Tanımı (Anayasa Md. 66’nın değiştirilmesi, Kürtlerin ve Arapların Kurucu Unsur sayılması.)

ÖCALAN ve DEM= Evet

Kılıçdaroğlu= Evet

Özel= Evet

(İki Genel Başkan da Eşit Vatandaşlık” aldatmacasıyla söz verdiler)

Aziz Türk Milleti;

Bu yazdıklarımızın doğruluğunu sizler de internet üzerinden yapabilirsiniz. İsterlerse, bu iki Genel Başkana, sözlerini yazılı olarak da veririm.

Bizler, Cumhuriyetçiler-Vatanseverler-Atatürkçüler, ABD-İSRAİL elemanı bu Cumhur İttifakına, planladıkları kumpası engellemeye kesin kararlıyız.

İster Cumhuriyeti savunur ve savunanlara destek olursunuz, isterseniz çok övündüğünüz “Cumhuriyeti Kuran Parti” unvanının yanına “Cumhuriyeti Yıkan Parti” tabelasının asılmasını çok üzülerek seyredersiniz.

Son bir öneri;

Kendinize devamlı olarak şunu sorun:

Atatürk sağ olsaydı, böyle taleplerle karşısına gelenlere ne derdi?

Atatürk, Kurtuluş Savaşımızda Rus ve İngiliz Casusu olduklarını belgeleyip ve resimleyip, yargılattığı Şeyh Sait ve Seyit Rıza’ya “Sizin hatıranıza saygı duyuyorum” diyen iki Genel Başkana ne derdi?

SEN SAHİP OLURSAN, BU VATAN BATMAYACAKTIR…”

Sağlık ve başarı dileklerimle


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Eposta adresleri
(Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc