Ali Rıza Taşdelen: Fransa'da gençlik isyanda, sorun sistemde
Aydınlık-Avrupa
FRANSA’DA üç haftadır devam eden lise eylemleri, 6 Ekim’de yüz binlerce insanın katıldığı gösterilerle artık farklı bir siyasal aşamaya ulaştı.
Paris yakınlarındaki Créteil’de bir lisenin öğretmen ve personel eksikliğine karşı başlayan protesto, bugün eğitim bütçesini, banliyölerdeki eşitsizliği, üniversiteye giriş sistemi (Parcoursup), gençlerin iş ve gelecek kaygısını, polis şiddetini ve nihayet devletin kaynaklarını hangi toplumsal önceliklere göre dağıttığını tartışan ulusal bir harekete dönüşüyor.
Hareket, Créteil’deki Saint-Exupéry Lisesi’nde öğretmenlerin personel eksikliği, yapılamayan dersler ve kötüleşen okul koşulları nedeniyle 17 Eylül’de başladı. Ertesi gün öğrenciler okulu boykot etti. Protestolar buradan Seine-Saint-Denis’ye, diğer banliyölere ve kısa sürede Lyon, Marsilya, Nantes, Rennes,
Lille ve Strasbourg gibi büyük kentlere yayıldı. 1 Ekim’de binden fazla lise eylemlerden etkilenirken, hafta başında Eğitim Bakanlığı yaklaşık 3.700 lisenin 891’inde eylemlerin sürdüğünü açıkladı.
Öğretmenlerin, velilerin, üniversite öğrencilerinin ve sendikaların da harekete katılmasıyla Créteil’de başlayan eğitim protestosu, giderek daha geniş bir toplumsal harekete dönüşmeye başladı.
Sosyal medya hareketin yayılmasını hızlandırırken, farklı okullarda yaşanan sorunların aslında ortak olduğunu da görünür hale getirdi. Gençler, kendi okullarındaki sıkıntıların tekil aksaklıklar değil, eğitim sisteminde biriken daha geniş bir krizin parçası olduğunu görmeye başladılar.
Eylemlerin Paris’in yoksul banliyölerinde daha güçlü olması tesadüf değil.
Seine-Saint-Denis gibi bölgelerde büyük ölçüde göçmen kökenli gençler, yetersiz eğitim olanaklarının yanı sıra işsizlik, yoksulluk, ayrımcılık ve sosyal-kültürel dışlanmayla karşı karşıya. Yaşadıkları mahalle, gittikleri okul ve ailelerinin toplumsal konumu geleceklerini daha baştan sınırlandırıyor. Bu nedenle banliyö gençliği açısından öğretmensiz sınıflar yalnızca eğitim sistemindeki bir aksaklık değil; kendilerine vaat edilen eşit yurttaşlık ve toplumsal yükselme imkanının giderek aşındığının somut göstergesi. Bugün okulda başlayan öfkenin hızla daha geniş bir toplumsal itiraza dönüşmesinin arkasında da yıllardır biriken bu eşitsizlik ve dışlanma bulunuyor.
Hükümet çevreleri Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) ve radikal solun etkisini öne çıkarırken, Macron’un BM’de İsrail’e yönelik sert tutumunun ardından olayları ‘İsrail’in kışkırttığı’ yönünde iddialar da ortaya atıldı. Oysa tarihler bu tezi daha baştan tartışmalı hale getiriyor: Saint-Exupéry’de öğretmenler 17 Eylül’de eyleme geçti, öğrenciler 18
Eylül’de okulu boykot etti; Macron’un İsrail’e yönelik sert eleştirilerini içeren BM konuşması ise 22 Eylül’de yapıldı.
Yani Fransa’daki gençlik isyanının fitili, Macron BM kürsüsüne çıkmadan önce ateşlenmişti. Siyasi partiler ya da yabancı istihbarat örgütleri büyüyen bir toplumsal hareketten yararlanmaya ve onu kendi amaçlarına yönlendirmeye çalışabilir.
Ancak Fransa’da eğitim eşitsizliği, banliyölerin dışlanmışlığı, aşınan kamu hizmetleri ve gençlerin gelecek kaygısı zaten yıllardır birikiyor.
Dışarıdan birileri ateşi büyütmeye çalışabilir; ama yanacak toplumsal malzeme yoksa düğmeye basarak kitlesel bir isyan yaratamazsınız.
Fransa’nın içine sürüklendiği ekonomik tablo neoliberal modelin başarı hikâyesinden çok, giderek ağırlaşan bir krizi gösteriyor. Kamu borcu 2026’nın ikinci çeyreğinde 3,595 trilyon avroya, GSYİH’nin yüzde 119’una yükseldi.
Kırk yıldır özelleştirmeler, kamu hizmetlerinin maliyet ve verimlilik baskısı altında yeniden yapılandırılması, çalışma hayatının güvencesizleşmesi ve sosyal devletin aşındırılması ekonomik sorunları çözmedi; tersine büyümenin zayıfladığı, borcun ağırlaştığı ve toplumsal eşitsizliklerin kalıcılaştığı bir Fransa ortaya çıkardı. Bu krizin bedeli ise giderek daha fazla ücretlilere, gençlere ve kamu hizmetlerine çıkarılıyor.
Liseli öğrenci sendikaları eğitimdeki sorunların giderilmesi için yaklaşık 10 milyar avroluk ek kaynak talep ederken,
Lecornu hükümeti eğitim bütçesini yalnızca 1,2 milyar avro artırmayı öngörüyor.
Daha önemlisi, okullarda öğretmen eksikliği protestoların temel nedenlerinden biri olduğu halde hükümet 2027 bütçesinde öğretmen kadrolarını azaltmayı planlıyor.
Bu nedenle bütçe tartışması, öğrencilerin eğitim politikalarına yönelik tepkisini daha da büyütüyor.
Eğitimdeki kriz, daha geniş ekonomik ve toplumsal eşitsizliğin bir parçasıdır.
Neoliberal politikalar kamu hizmetlerini aşındırırken, eğitimdeki eşitsizlikleri de derinleştirdi. Bugün gençlerin öfkesi bu nedenle yalnızca öğretmen eksikliğine değil, kendilerine eşitsiz bir eğitim ve güvencesiz bir gelecek sunan düzene yönelmeye başlıyor.
Polisin okul boykotlarına ve gösterilere sert müdahalesi, hareketin siyasallaşmasını hızlandırdı.
Başlangıçta öğretmen eksikliğini ve eğitim koşullarını protesto eden gençler, gözaltılar ve polis müdahaleleri arttıkça “Daha az polis, daha çok para” gibi sloganlarla doğrudan hükümetin güvenlik politikasını da hedef almaya başladılar. Binlerce kişi gözaltına alındı; öğrenciler ve polisler yaralandı, bazı kentlerde göstericilerle güvenlik güçleri arasında ciddi çatışmalar yaşandı. 15 yaşındaki bir öğrencinin polis mühimmatının patlaması sonucu elini kaybetmesi gibi ağır vakalar ise polisin kullandığı güç konusunda yeni bir tartışma yarattı.
Bu gelişme özellikle banliyö gençliği açısından önem taşıyor. Çünkü Fransa’nın yoksul banliyölerinde gençlerle devlet arasındaki gerilim ve polise duyulan güvensizlik yeni değil; 2005 ve 2023 olaylarının hafızası hâlâ canlı. Böylece eğitimdeki eşitsizliğe karşı başlayan hareket, polis müdahaleleriyle birlikte devletin gençlere nasıl davrandığının da sorgulandığı daha geniş bir politik çatışmaya dönüşmeye başladı.
2005 ve 2023’teki isyanlar esas olarak yoksul banliyölerde polis şiddetine karşı patlak verirken,
2026’daki hareketin toplumsal tabanı ve siyasi niteliği daha farklıdır. Banliyö gençliği yine hareketin önemli bir parçasıdır; ancak eğitimdeki sorunlar yalnızca banliyöleri değil,
Fransa genelindeki liselileri ve üniversite öğrencilerini de ilgilendiriyor. Bugünkü hareketin en önemli farkı, daha örgütlü ve açık biçimde siyasi talepler taşımasıdır. Liseli ve üniversiteli öğrenci örgütlerinin eylemlerde yer alması, işçi sendikaları ile veli örgütlerinin desteği, protestoların eğitim politikalarından hükümetin bütçe ve toplumsal tercihlerine uzanmasını sağlıyor. Böylece banliyölerde yıllardır biriken eşitsizlik ve dışlanmaya karşı öfke, ülke çapında daha geniş bir toplumsal mücadeleyle birleşme potansiyeli taşıyor.
6 ve 8 Ekim’de görüldüğü gibi öğrenciler artık yalnız yürümüyor. Öğretmenler, veliler, sendikalar ve üniversite öğrencileri de eylemlere katıldı. Liseli ve üniversiteli örgütler, 2027 bütçesi tartışılırken hükümete sunulmak üzere on maddelik ortak bir acil talepler platformu hazırladı.
Daha da önemlisi, sokaktaki dil değişti. Marsilya ve Nantes’ta görülen “Devlet milli eğitimi öldürdü” pankartı, bu dönüşümün belki de en açık ifadesidir. İlk günlerdeki talep devletin görevini daha iyi yapmasıydı; bugün giderek devletin neden görevini yapmadığı ve kaynaklarını hangi önceliklere göre dağıttığı tartışılıyor. Bu değişim, bir toplumsal hareketin siyasallaşmasında belirleyici bir eşiktir. Çünkü sorun artık hizmetteki aksaklığın giderilmesi değil, aksaklığı üreten politik tercihlerin sorgulanmasıdır.
Bu nedenle artık “hareket siyasallaşacak mı?” sorusu geride kalmıştır. Eğitim sorunlarının bütçe tercihlerine, sınıfsal eşitsizliğe, banliyölerin durumuna, polis müdahalelerine ve hükümetin gençlere yaklaşımına bağlanması, hareketin politik niteliğinin oluştuğunu gösterir. Asıl belirsizlik bundan sonra siyasallaşmanın hangi yönde ve ne kadar derinleşeceğidir.
Gençlerin tepkisi artık yalnızca öğretmen eksikliğine ya da hükümetin eğitim bütçesine yönelik değil. Eğitimdeki eşitsizlik, işsizlik, barınma sorunu ve gelecek güvencesizliği giderek aynı ekonomik ve toplumsal düzenin sonuçları olarak görülüyor. Bu nedenle hareket, hükümetin eğitim politikalarına karşı bir protestonun ötesine geçerek neoliberal düzenin yarattığı eşitsizliklerin sorgulandığı siyasi bir mücadeleye dönüşme potansiyeli taşıyor.
Asıl önemli gelişme de burada: Gençler, eğitim alarak daha iyi bir yaşama ulaşabileceklerine dair inançlarını kaybediyor. Fransa Cumhuriyeti’nin fırsat eşitliği vaadiyle gençlerin yaşadığı gerçeklik arasındaki uçurum büyüyor.
Fransa’daki liseli gençlik hareketi artık yalnızca öğretmen eksikliğine ve kötü eğitim koşullarına karşı bir protesto değildir. Créteil’de başlayan eylemler, öğrenci örgütlerinin öncülüğü, işçi sendikalarının ve velilerin desteğiyle ülke çapında siyasi bir nitelik kazanmaya başladı.
Hükümet yeni öğretmen atamaları ve bütçe düzenlemeleriyle bazı talepleri karşılayabilir. Ancak eğitimdeki sorunların arkasında yatan yoksulluk, işsizlik, bölgesel eşitsizlik ve toplumsal dışlanma, yalnızca eğitim politikalarında yapılacak değişikliklerle çözülemez.
Sorunun temelinde, Fransa’nın son kırk yılda izlediği neoliberal ekonomik ve toplumsal politikalar bulunuyor.
Kamu hizmetlerini zayıflatan, çalışma yaşamını güvencesizleştiren ve toplumsal eşitsizlikleri derinleştiren bu politikaların bedelini özellikle emekçiler ve genç kuşaklar ödüyor. Eğitimde patlak veren isyan, bu nedenle yalnızca bir bakanlığın başarısızlığına değil, hükümetlerin yıllardır sürdürdüğü ekonomik ve toplumsal tercihlere yönelik bir itiraza dönüşüyor.
6 ve 8 Ekim’deki kitlesel eylemler, hareketin hükümetin vaatleriyle yatışmadığını ve eğitim alanının dışına taşan bir siyasi çatışmaya dönüştüğünü gösteriyor. 6 Ekim’de yüz binlerce kişinin sokağa çıkmasının ardından 8 Ekim’de de gösterilerin sürmesi, gençlerin taleplerinin geçici önlemlerle karşılanamayacağını ortaya koyuyor. Öğrenci örgütleriyle emek örgütlerinin aynı mücadelede buluşması, eğitim krizinin kamu hizmetleri, bütçe politikaları ve toplumsal eşitsizliklerle bağlantısını güçlendiriyor. Artık sorgulanan yalnızca hükümetin eğitim politikaları değil,
Fransa’da kırk yıldır sürdürülen neoliberal düzenin kendisidir.
Paris’ten FRANSA’DA GENÇLİK İSYANDA
SORUN SİSTEMDE 05-10-2026’da Union Étudiante ve Union Syndicale Lycéenne (USL) tarafından açıklanan,
UNEF, FAGE ve Solidaires Étudiantes gibi örgütlerin de desteklediği on acil talep şunlar:
— Okul ve üniversite binalarının yenilenmesi
2. Öğretmen ve eğitim personeli alımı
3. Ders programlarının yeniden düzenlenmesi
4. Üniversiteye girişte seçiciliğin kaldırılması
5. Öğrenci konut yardımlarının korunması
6. Herkese 1 avroluk öğrenci yemeği
7. Yabancı öğrenciler için yüksek öğrenim harçlarının kaldırılması
8. Öğrenci burslarının artırılması
9. Liselerde öğrenci demokrasisinin güçlendirilmesi
10. Polis müdahalelerinin ve protestolara yönelik yaptırımların sona erdirilmesi Bu taleplerin toplam maliyeti öğrenci örgütlerince yaklaşık 10 milyar avro olarak hesaplanıyor.
Dolayısıyla platform yalnızca eğitim koşullarını değil, üniversiteye erişimi, öğrenci yoksulluğunu, demokratik hakları ve hükümetin bütçe tercihlerini de kapsıyor.
Kaynak: https://www.letudiant.fr/lycee/mobilisation-lyceenne-lajeunesse-propose-10-mesures-durgence.html
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -