*Francesca Albanese’nin Yanındayız* Eski Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcısı, İsrail’i Korumak İçin Mossad’ın Kendisini Evinde Gözdağı Vermekle Suçladı Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (*UCC*) eski Başsavcısı Fatou Bensouda, Filistin’deki iddia edilen savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla ilgili soruşturmayı kapatmaya zorlamak amacıyla İsrail tarafından yoğun bir baskı ve gözdağı kampanyası yürütüldüğünü kınadı (Middle East Eye, *2026*). *2012* ile *2021* yılları arasında Başsavcılık Ofisi’ni yöneten Bensouda, *2015* yılında Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’te işlenen ve esas olarak İsrail güçlerine ve ayrıca Filistinli silahlı gruplara atfedilen ihlallerle ilgili ön soruşturma başlattı (Al Jazeera, *2026*). Soruşturmayı başlattıktan kısa bir süre sonra, iki adam doğrudan Lahey’deki evine gelerek ona *500* dolar içeren bir zarf verdi; bu, sözde bir/*"teşekkür"*/ jestiydi. Bensouda bu eylemi açık bir tehdit olarak yorumladı: /*"Doğrudan evime geldiler. Gönderdikleri mesajı anladım,"*/ diye hatırladı (Middle East Eye, *2026*). Olayı hemen Hollanda polisine ve *ICC* güvenlik birimine bildirdi. Soruşturma, adamların telefon numaralarının İsrail ile bağlantılı olduğunu ve geldikleri aracın havaalanından kiralandığını ortaya koyarak İsrail ile bağlantıları doğruladı (Middle East Eye, *2026*). Daha sonra, o zamanki Mossad başkanı Yossi Cohen, soruşturmayı bırakmasını açıkça istemek için Münih ve New York’ta onunla görüştü. Bensouda, /*"Açık olan şu ki, Filistin soruşturmasının devam etmesini istemiyordu,"*/ dedi (*TRT* World, *2026*). Eski Gambiya savcısı, *ICC* üye devletleri tarafından terk edilmiş hissetti. “/*Kendimi yalnız hissettim. Desteklenmediğimi hissettim,”*/ diye yakındı, tehditleri bildirmesine rağmen (Al Jazeera, *2026*). Bu açıklamalar, uluslararası adalete siyasi müdahale konusundaki tartışmayı yeniden alevlendirdi. İsrail iddiaları kesin bir dille reddediyor. Referanslar Al Jazeera. (*2026*). Al Jazeera ile konuşun: Fatou Bensouda, İsrail’in kendisine ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne yönelik tehditleri hakkında. Middle East Eye. (*2026*). Eski Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısı, Mossad şefinin İsrail’in savaş suçlarını soruşturmayı bırakması için kendisine baskı yaptığını söylüyor. *TRT* World. (*2026*). Eski Uluslararası Ceza Mahkemesi şefi, Mossad’ın İsrail’i soruşturmayı bırakması için kendisine baskı yaptığını söylüyor. ============== *We Stand With Francesca Albanese* <https://www.facebook.com/WeStandwithFrancescaAlbanese?__cft__[0]=AZal6mne1255_UBw2jEZSJVulQKzf16yTDH_GAxxTzKiKClKzoioKlrLtoOMOFau_v8lRgwwfyaooWu2tBZi7LzVxnzUhTdyIW-YHrEik7kE9xREqH_bOc11wttGPgKuRaHspKOQCaXguDwNdddoO_XFi8Ua8d304pKu8_mze-QeZKwFupIIilshGx7CGBuxgr4&__tn__=-UC%2CP-y-R> Former *ICC* Prosecutor Accuses Mossad of Intimidating Her at Her Home to Protect Israel Former Chief Prosecutor of the International Criminal Court (*ICC*), Fatou Bensouda, has denounced an intense campaign of pressure and intimidation by Israel aimed at forcing her to close the investigation into alleged war crimes and crimes against humanity in Palestine (Middle East Eye, *2026*). Bensouda, who led the Office of the Prosecutor between *2012* and *2021,* opened a preliminary examination in *2015* into violations committed in the West Bank, Gaza, and East Jerusalem, primarily attributed to Israeli forces and also to Palestinian armed groups (Al Jazeera, *2026*). Shortly after launching that inquiry, two men appeared directly at her home in The Hague and handed her an envelope containing $*500,* supposedly as a “/*thank you”*/ gesture. Bensouda interpreted the act as a clear threat: “/*They came directly to my house. I understood the message they were sending,”*/ she recalled (Middle East Eye, *2026*). She immediately reported the incident to the Dutch police and *ICC* security. The investigation revealed that the men’s phone numbers were linked to Israel and that the vehicle in which they arrived had been rented at the airport, confirming the connections to Israel (Middle East Eye, *2026*). Subsequently, then-Mossad chief Yossi Cohen met with her in Munich and New York to explicitly ask her to abandon the investigation. “/*What was clear is that he did not want the Palestine investigation to continue,”*/ Bensouda stated (*TRT* World, *2026*). The former Gambian prosecutor felt abandoned by the *ICC'*s member states. “/*I felt alone. I felt unsupported,”*/ she lamented despite having reported the threats (Al Jazeera, *2026*). These revelations have reignited the debate over political interference in international justice. Israel categorically denies the allegations. References Al Jazeera. (*2026*). Talk to Al Jazeera: Fatou Bensouda on Israeli threats against her and the *ICC.* Middle East Eye. (*2026*). Former *ICC* prosecutor says Mossad chief pressured her to stop investigating Israel war crimes. *TRT* World. (*2026*). Former *ICC* chief says Mossad pressured her to stop investigating Israel. - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
Benim zaman içerisinde guruplarda yayınlamış olduğum epostalardan bir demet bulacaksınız
1 Haziran 2026 Pazartesi
Abdülhamid borç almadı yalanı
*Abdülhamid borç almadı yalanı* *1877 Milli Savunma Borçlanması* Osmanlı Devleti ile Rusya arasındaki savaşın masraflarını karşılamak amacıyla *1877* yılında Osmanlı Bankası ile Londra’daki Glayn Mills, Currie ve Ortakları arasında yeni bir anlaşma imzalandı. Faizi %*5,* ihraç fiyatı %*52* olan *5.500.000* liralık borca karşılık, *280.662* sterlin tutarındaki Mısır vergisi teminat gösteriliyordu. *1886 Gümrük Borçlanması* Muharrem Kararnamesi’nin ardından kısa vadeli borçların uzun vadeli borçlara dönüştürülmesi amacıyla, gümrük gelirlerinin yıllık *390.000* liralık kısmı teminat gösterilerek Osmanlı Bankası’ndan *6.500.000* lira borç alındı. *1888 Balık Avı Borçlanması* Almanya’dan satın alınan mühimmat ve askerî malzemenin bedelini ödemek amacıyla Deutsche Bank’tan *1.650.000* lira tutarında borç alındı. Teminat olarak kara ve balık avı ruhsat gelirleri gösterildi. *1890 Osmaniye Borçlanması* İç ve dalgalı borçların düzenli borca dönüştürülmesi amacıyla Osmanlı Bankası aracılığıyla *4.999.500* liralık tahvil çıkarıldı. *1891 Borç Anlaşması* Osmanlı Bankası ve Rothschild Kardeşler aracılığıyla sağlanan *6.316.920* sterlinlik borçla eski borçların önemli bir bölümü yeniden yapılandırıldı. *1893 Tömbeki Borçlanması* Bütçe açığını kapatmak amacıyla 1 milyon Osmanlı lirası tutarında yeni bir borç anlaşması yapıldı. Teminat olarak Tömbeki Şirketi gelirleri gösterildi. *1894 Şark Demiryolları Borçlanması* Rumeli Demiryolu Şirketi’nden alınan avansların ödenmesi amacıyla Deutsche Bank ve Bank Internationale ile yaklaşık *40* milyon franklık borç anlaşması yapıldı. *1896 Borçlanması* Girit İsyanı’nın yol açtığı giderler, demiryolu kilometre garantileri ve diğer kamu harcamaları nedeniyle Osmanlı Bankası’ndan *3.272.720* lira borç alındı. *1902 Gümrükler Borçlanması* *1886* tarihli gümrük borçlanmasının yeniden yapılandırılması amacıyla *8.600.000* lira nominal değerli yeni tahviller çıkarıldı. *1903 Bağdat Demiryolu Borçlanması* Konya–Bağdat–Basra demiryolu hattının yapımı için Deutsche Bank aracılığıyla *2.376.000* lira tutarında borçlanmaya gidildi. *1903 Balık Avı Borçlanması* *1888* tarihli Balık Avı Borçlanması yeniden düzenlenerek *2.640.000* lira tutarında yeni bir borç anlaşması yapıldı. *1903 Tevhid-i Düyun Kararnamesi* Osmanlı dış borçları birleştirilerek yeniden yapılandırıldı. Bu amaçla *32.738.772* lira tutarında yeni tahvil ihraç edildi. *1904 Borç Anlaşması* Bütçe açığını kapatmak amacıyla Osmanlı Bankası ve Fransız mali kuruluşlarıyla *2.750.000* liralık yeni bir borç anlaşması yapıldı. *1905 Borçlanması* Satılamayan eski tahviller yeniden düzenlenerek *5.306.664* lira tutarında yeni bir borçlanmaya dönüştürüldü. *1905 Askerî Teçhizat Borçlanması* Almanya’dan alınan silah ve mühimmatın bedelini ödemek amacıyla Deutsche Bank ile *2.640.000* liralık yeni bir borç anlaşması yapıldı. *1908 Borçlanması* Bütçe açığını kapatmak ve yüksek faizli kısa vadeli borçları ödemek amacıyla *4.711.124* lira tutarında yeni bir borçlanmaya gidildi. *1908 II. ve III. Tertip Bağdat Demiryolu Borçlanmaları* Haydarpaşa–Bağdat Demiryolu’nun yapımının devamı için toplam *9.988.000* lira tutarında yeni tahvil ihraç edildi. *Kaynakça* Yeniay, İhsan *H.* (*1964*), Yeni Osmanlı Borçları Tarihi. Kömürcan, Haydar (*1948*), Türkiye İmparatorluk Devri Dış Borçlar Tarihçesi. Sayar, Ahmet Güner (*1978*), Osmanlı İktisat Düşüncesinin Çağdaşlaşması. Önsoy, Rıfat (*1999*), Mali Tutsaklığa Giden Yol: Osmanlı Borçları. Velay, *A.* (*1978*), ilgili maliye ve dış borçlanma çalışmaları. Efendi, *M.* (*1977*), Düyun-u Umumiye ve Osmanlı maliyesi üzerine araştırmalar. - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
Uluslararası güvenlik dünyasında, Polonya’nın devasa bir tank gücü oluşturma planı kadar iddialı çok az hikaye vardır.
Uluslararası güvenlik dünyasında, Polonya’nın devasa bir tank gücü oluşturma planı kadar iddialı çok az hikaye vardır. Bu çabanın kalbinde, Polonya kara savunmasının merkez parçası haline gelen Güney Kore yapımı K2 Kara Panter tankı yer alıyor. Bu zırhlı devlerden *_1.000_*tanesini Doğu Asya’daki fabrikalardan Orta Avrupa ovalarına taşımak, binlerce mil, devasa gemiler ve Polonya sanayisinin tamamen dönüştürülmesini içeren lojistik bir bulmacadır. *Uzun Deniz Yolculuğu* Yolculuğun ilk kısmı klasik bir denizcilik zorluğudur. Güney Kore ve Polonya yaklaşık 5.000 mil okyanusla ayrılmıştır. İlk tank partileri için süreç, Güney Kore’deki Hyundai Rotem fabrikasında başlar. Bir tank tamamlanıp test edildikten sonra, ağır yük gemisine yüklenir. Bunlar standart konteyner gemileri değildir. Tek bir K2 tankı 50 tondan fazla ağırlığa sahip olduğundan, gemilerin güçlendirilmiş güverteler ve özel rampalarla donatılması gerekir. Bu sevkiyatların çoğu Polonya’nın Gdynia limanına veya Baltık Denizi’ndeki Świnoujście limanına varıyor. Bir düzine tankı aynı anda boşaltmak, limanın günlük ticari trafiğinin aksamaması için ağır hizmet vinçleri ve hassas zamanlama gerektiren hassas bir işlemdir. *Demiryolu ve Karayolu: Son Aşama* Tanklar Polonya topraklarına ayak bastıktan sonra, odak noktası iç taşımacılığa kayıyor. Bir tankı ülke genelinde taşımak şaşırtıcı derecede zordur. Çoğu karayolu köprüsü, bir ana muharebe tankının yoğun ağırlığını taşıyacak şekilde tasarlanmamıştır. Bunu çözmek için Polonya, demiryolu ağına büyük ölçüde güveniyor. Özel düz yataklı vagonlar, tankları limanlardan doğu ve kuzeydeki askeri üslere taşıyor. Demiryolu depoları ve garajlar arasındaki daha kısa yolculuklar için ordu, tankın ağırlığını yol yüzeyini ezmekten koruyacak şekilde dağıtan, onlarca tekerleğe sahip devasa kamyonlar olan ağır ekipman taşıyıcıları kullanıyor. Bu/*"son kilometre"*/ teslimatı, Polonya’nın sivil altyapısı için sürekli bir testtir. *Satın Almadan Üretime* /*"Kore Kalkanı" */planının en önemli kısmı sadece tankları taşımak değil, onları üretme yeteneğini de taşımaktır. Polonya, 5.000 millik bir tedarik zincirine sonsuza dek bağımlı kalmak istemiyor. Anlaşma, Polonya’nın kendi topraklarında K2PL adı verilen kendi versiyonunu üretmesine olanak sağlayacak büyük bir teknoloji transferini içeriyor. Gliwice’deki Bumar-Łabędy fabrikası, neredeyse yirmi yıldır yeni bir tank üretmediği için şu anda elden geçiriliyor. Güney Koreli mühendisler, yeni montaj hatları kurmak için Polonyalı teknisyenlerle birlikte çalışıyor. Bu değişim, lojistiği bitmiş tankların sevkiyatından, motorlar, sensörler ve zırh plakaları gibi binlerce ayrı bileşenin sevkiyatına dönüştürüyor. Sonunda, bu parçalar bile Polonya’da üretilecek ve kendi kendini idame ettiren bir ekosistem oluşturulacak. *Bakım ve Eğitim* Bir tank teslim etmek savaşın sadece yarısıdır. Tank, sürekli bakım gerektiren karmaşık bir makinedir. Lojistik zincirinin bir parçası olarak, Poznań'da büyük bir servis ve bakım merkezi kurulmuştur. Bu tesis, Kore yedek parçalarıyla donatılmış ve uzmanlar tarafından yönetilen K2 filosu için bir/*"hastane"*/ görevi görüyor. Eğitim, bulmacanın son parçası. Polonyalı ekipler, K2’yi nasıl kullanacaklarını öğrenmek için Güney Kore’ye seyahat ederken, Koreli eğitmenler de simülatörler kurmak için Polonya’ya taşındı. 1.000 tankın tamamı teslim edildiğinde veya üretildiğinde, Polonya binlerce uzman mekanikçi ve operatörden oluşan bir iş gücüne sahip olacak. *Avrupa için Yeni Bir Gerçeklik* 2030 yılına kadar Polonya’nın, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa ve İtalya’nın toplamından daha büyük bir tank gücüne sahip olması bekleniyor. Bu hızlı büyüme, ülkeyi köprülerinin sağlamlığından kargo limanlarının büyüklüğüne kadar her şeyi yeniden düşünmeye zorladı./*"Kore Kalkanı"*/ sadece bir satın alma değil; bir ulusun modern çatışmaya nasıl hazırlandığının tamamen yeniden yapılandırılmasıdır. 1.000 K2 tankının teslimatı, uzun mesafeli nakliyeyi Polonya üretiminin tamamen yeniden doğuşuyla birleştiren devasa bir girişimdir. Polonya, üretimi Kore’den Avrupa’ya taşıyarak, önümüzdeki on yıllar boyunca kendi savunmasını güvence altına alıyor. https://www.facebook.com/themilitarychannelusa - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
31 Mayıs 2026 Pazar
Dikkat sivil çatışma uyarısı!…
Arkadaşlar,
YouTube’da Sibel Edmonds Amerika’dan acil yayın yaparak iktidarın Türkiye’de halkı sokaklara dökeceğini ve araya sokacağı elemanları ile provokasyon yaparak bir katliam yaratacağını ve suçu muhaliflere yükleyerek ülkeyi bambaşka bir noktaya sürükleyeceğini iddia ediyor.
Bu olayla ilgili Trump’un dün programlarını iptal ederek Beyaz Saray’da acil toplantılar yaptığını,ayrıca dün gece İngiltere’de de hükumetin acil koduyla bir araya gelerek Türkiye ile ilgili durum değerlendirmesi yaptığını ifade ediyor.
Alınan mutlak butlan kararının ve aynı zamanda anlamsız bir şekilde Bilgi Üniversitesinin kapatılma nedeninin infial yaratıp halkı ve gençliği sokağa dökerek bu provokasyona zemin yaratmak olduğunu ifade ediyor.
Yaptığı video ile halkı bu oyuna düşmemesi için uyarıyor.
Bu olayların gerçekleşmesi durumunda kameralar kapalı olacağı için vatandaşların herşeyi kayıt almasını öneriyor.
Sibel Edmonds bir süre FBI da görev yapmış,güçlü bağlantıları olan,15 Temmuz olayı ile ilgili aylar öncesinden uyarı yapmış bir kişi.
Dikkatli olmakta yarar var.
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
| Gruba mesaj göndermek icin | : | ozgur-gundem@googlegroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamiz | : | https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
| Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) |
: |
Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc |
Geleneksel bir uçak gemisi filosunun inşası ve bakımı, bir ülkenin üstlenebileceği en pahalı ve teknolojik olarak en zorlu girişimlerden biridir.
Geleneksel bir uçak gemisi filosunun inşası ve bakımı, bir ülkenin üstlenebileceği en pahalı ve teknolojik olarak en zorlu girişimlerden biridir. Büyük maliyetler ve karmaşık lojistik nedeniyle, tarihsel olarak sadece birkaç küresel süper güç okyanuslar ötesine hava gücü yansıtabilmiştir. Ancak Türkiye bu seçkin kulübü alt üst etti. Türk Deniz Kuvvetleri, *TCG* Anadolu’yu denize indirerek, dünyanın ilk özel insansız hava aracı taşıyıcısını tanıttı ve tamamen yeni bir deniz savaşı kategorisi için bir model oluşturdu. *27*.*000* tonluk amfibi hücum gemisi başlangıçta Amerikan yapımı F-*35B* hayalet savaş uçaklarını taşımak için tasarlanmıştı. Siyasi değişiklikler bu planı iptal ettiğinde, Türk savunma planlamacıları devasa uçuş güvertesinin boşa gitmesine izin vermeyi reddetti. Bunun yerine, gemiyi silahlı insansız savaş hava araçları için yüzer bir komuta merkezi olarak hizmet verecek şekilde yeniden tasarladılar. Bu uyarlama, *TCG* Anadolu’yu küresel bir trend belirleyici haline getirerek, donanmalara deniz hava gücü yansıtmak için son derece etkili ve uygun fiyatlı bir alternatif sunmaktadır. Dondurulmuş Baltık’ta Konsepti Kanıtlamak *NATO*'nun Baltık Denizi’ndeki devasa Steadfast Dart tatbikatları sırasında, bir insansız hava aracı taşıyıcısının pratik muharebe etkinliği hakkındaki tüm şüpheler tamamen ortadan kalktı. Tam ittifak komutası altında faaliyet gösteren *TCG* Anadolu, amiral gemisi ve savunma merkezi olarak görev yaparak, insansız hava kanadını sert, dondurucu kış hava koşullarında test etti. Tatbikatlar sırasında, Türk yapımı bir Bayraktar *TB3* insansız hava aracı, geminin kavisli kayak rampasından otonom olarak havalandı, su üzerinde belirlenmiş bir yüzey hedefini takip etti ve akıllı mikro mühimmat kullanarak kusursuz bir hassas vuruş gerçekleştirdikten sonra güverteye güvenli bir şekilde indi. Bu kilometre taşı, *NATO* tarihinde bir uçak gemisi tabanlı insansız hava aracı için ilk tam gemi-hedef muharebe döngüsünü işaret etti. Çok haftalık tatbikat boyunca, Türk insansız hava araçları gemiden *230*’dan fazla başarılı sorti gerçekleştirdi ve insansız hava araçlarının tıpkı geleneksel savaş uçakları gibi yüksek tempolu operasyonları sürdürebileceğini kanıtladı. Uçan Hava Kanadının Gücü Bu denizcilik devriminin temel itici gücü, Türk havacılık firması Baykar tarafından geliştirilen Bayraktar *TB3*’tür. Standart kara tabanlı dronlardan farklı olarak, *TB3* denizdeki yaşamın acımasız gerçekleri için özel olarak üretilmiştir. Geminin iç hangarlarına ve kargo garajlarına onlarca uçağın sıkıca yerleştirilmesine olanak tanıyan özel katlanır kanatlara sahiptir. Yerli üretim bir turbo dizel motorla çalışan *TB3*, *24* saatten fazla havada kalarak ufkun çok ötesinde kesintisiz gözetleme ve istihbarat taraması sağlayabilir. Lazer güdümlü roketler, gemisavar füzeler ve gezici mühimmatların esnek bir karışımını taşıyabilen altı kanat altı bağlantı noktasına sahiptir. Geminin öldürücülüğünü en üst düzeye çıkarmak için, Türk mühendisler dronları geminin merkezi sinir sistemine, yani *ADVENT* muharebe yönetim sistemine başarıyla entegre ettiler. Bu yazılım bağlantısı, dronların gemi için gelişmiş keşif gözleri olarak hareket etmesine olanak tanır. Bir insansız hava aracı yüzlerce mil ötede düşman tehdidi tespit ederse, hedef verilerini anında uçak gemisine ve ona eşlik eden fırkateynlere ileterek, filonun radar tespitine maruz kalmadan uzun menzilli füze saldırılarını koordine etmesine olanak tanır. Küresel Donanmalar İçin Ölçeklenebilir Bir Şablon *TCG* Anadolu’nun gerçek önemi, orta güç ülkelerinin filolarını nasıl tasarladıklarını değiştirme potansiyelinde yatmaktadır. Tek bir Amerikan veya İngiliz uçak gemisi satın almak ve işletmek milyarlarca dolara mal olur ve binlerce yüksek eğitimli mürettebat üyesi gerektirir. Bir insansız hava aracı taşıyıcısı bunun çok daha düşük bir maliyetine sahiptir, çok daha az mürettebat gerektirir ve insan pilotları riske atmayan tek kullanımlık uçaklar kullanır. Bu muazzam değeri fark eden diğer denizci ülkeler, Türk modelini taklit etmek için acele ediyorlar. Büyük Avrupa savunma şirketleri, İtalya ve İspanya gibi donanmalar tarafından işletilen kısa güverteli amfibi gemilere Bayraktar *TB3*’ü sertifikalandırmak ve entegre etmek için ortak girişimler kurdular bile. Sıradan helikopter rıhtımlarını ölümcül insansız hava aracı fırlatma üslerine dönüştürerek, daha küçük ordular daha önce mali imkanlarının ötesinde olan gelişmiş hava saldırısı ve gözetleme yeteneklerine anında kavuşabilirler. *TCG* Anadolu, insansız hava araçlarının uçuş güvertesinde insanlı savaş uçaklarının yerini başarıyla alabileceğini kanıtlayarak deniz havacılığının geleceğini temelden değiştirdi. Türkiye’nin geleneksel bir uçak gemisinden insansız hava aracı merkezli bir amiral gemisine yaptığı yenilikçi geçiş, modern dünya için çok yönlü, düşük maliyetli ve son derece ölümcül bir plan sunmuştur. Daha fazla ülke bütçelerini aşmadan deniz sınırlarını güvence altına almaya çalışırken, insansız hava aracı uçak gemisi konsepti şüphesiz küresel deniz stratejisinin yeni neslini tanımlayacaktır. https://www.facebook.com/themilitarychannelusa - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
30 Mayıs 2026 Cumartesi
Beyaz Önlüğün Proleterleşmesi
Beyaz Önlüğün Proleterleşmesi Türkiye’de hekimlik uzun yıllar boyunca yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda yüksek düzeyde entelektüel özerklik taşıyan bir kamusal otorite alanıydı. Hekim; devlet memuru olabilir, serbest çalışabilir, muayenehane açabilir, akademik üretim yapabilir, kendi mesleki sermayesini bağımsız biçimde yönetebilirdi. Bugün ise sağlık sisteminde çok daha farklı bir dönüşüm yaşanıyor. Yeni düzenlemelerle birlikte özel sektörde çalışan hekimlerin giderek daha büyük kısmı 4A statüsüne geçiriliyor. İlk bakışta bu durum; ► sigorta güvencesi, ► emeklilik standardizasyonu, ► kayıtlı çalışma, ► iş hukuku koruması gibi gerekçelerle açıklanıyor. Fakat meselenin görünmeyen tarafı daha derin. Çünkü burada yalnızca *SGK* kodu değişmiyor. Bir mesleğin sosyolojik konumu yeniden tanımlanıyor. Hekim artık sistem içinde; ► bağımsız profesyonel, ► serbest meslek sahibi, ► bilgi üreticisi olarak değil; kurumsal organizasyonun bordrolu /*“iş gücü birimi”*/ olarak konumlandırılıyor. Üstelik bu dönüşüm çok ilginç bir ekonomik zeminde gerçekleşiyor. Bugün büyük özel hastane zincirlerinin önemli kısmında; ► hastane binası yatırım fonlarının, gayrimenkul şirketlerinin ya da banka finansmanlarının üzerinde, ► cihazların büyük kısmı leasing sistemiyle edinilmiş, ► sarf malzemeleri konsinye, ► ilaçlar vadeli, ► işletme sermayesi kredi ve *SGK*, sigorta ve nakit akışıyla dönen bir yapı içinde. Yani ortada çoğu zaman anlatıldığı gibi /*“tamamı patronun öz sermayesiyle kurulmuş devasa bir mülkiyet düzeni”*/ yok. Hatta çoğu zaman, mülkiyet yanılsaması üzerine kurulmuş finansal organizasyonlardan ibaret yapılar söz konusu. Anadolu’nun eski bir sözü vardır: “/*Derenin taşıyla elin kuşunu vurmak.”*/ Modern özel sağlık sistemi bazen tam da buna benziyor. Çünkü; ► bina başkasının finansmanıyla, ► cihaz leasing ile, ► malzeme tedarikçinin sermayesiyle, ► günlük nakit *SGK* akışıyla, ► asıl üretim ise hekimin bilgi emeğiyle dönüyor. Fakat bütün bu yapının sonunda /*“sermaye sahibi”*/ olarak görülen yine şirket oluyor; sistemi fiilen üreten hekim ise bordrolu çalışan statüsüne indirgeniyor. Oysa bu sistemin gerçek üretim gücü hâlâ hekimdir. Hasta, binaya değil hekime güvenir. Tanıyı cihaz değil hekim koyar. Tıbbi sorumluluğu şirket değil hekim taşır. Malpraktis davasında mahkeme salonuna holding *CEO*’su değil hekim çıkar. İlginçtir; sağlık ekonomisinin finansal mimarisini kuranlar çoğu zaman /*“yatırımcı”*/ diye anılırken, sistemin gerçek yükünü taşıyan hekimler /*“gözü doymayan”*/ taraf olarak yaftalanabiliyor. Daha çarpıcı olan ise şudur: Birçok özel hastanede hekimin aldığı ücret gerçekte klasik anlamda maaş bile değildir. Hekim çoğu zaman kendi yarattığı ciro üzerinden ödeme alır. Yani; ► hastanenin giderini fiilen hekim üretir, ► cihaz amortismanını hekim karşılar, ► sekreterden elektriğe kadar tüm sistemi döndüren gelir hekimin emeğinden çıkar, ► hatta kurum markasının değeri bile büyük ölçüde hekim kadrosuyla oluşur. Ama bütün bunlara rağmen hukuki statüde /*“işçi”*/, ekonomik düzlemde ise /*“maliyet kalemi”*/ olarak görülür. İşte bugünkü gerilim tam burada başlıyor. Çünkü klasik işçi tanımı ile hekim emeği arasında yapısal bir fark vardır. Sanayi toplumunda işçi; üretim aracına sahip olmayan bedensel emekti. Oysa hekimin üretim aracı; kendi zihni, bilgisi, uzmanlığı ve yıllarca biriktirdiği bilimsel sermayedir. Bir kardiyoloğun uzmanlığı olmadan anjiyo laboratuvarı yalnızca pahalı bir metal yığınıdır. Bir radyoloğun yorum gücü olmadan *MR* cihazı elektrik tüketen bir mıknatıstan ibarettir. Fakat mevcut dönüşüm, hekimi giderek; ► performans metriğine indirgenmiş, ► puan üreten, ► hasta sirkülasyonu yöneten, ► kurumsal hedef baskısıyla çalışan bir /*“beyaz yakalı sağlık personeli”*/ modeline yaklaştırıyor. Bu yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda kültürel bir statü dönüşümüdür. Çünkü toplumda hekimliğin tarihsel ağırlığı yalnızca gelirle ilgili değildi. Karar verme özerkliği, entelektüel bağımsızlık, mesleki itibar bu alanın temeliydi. Ve bütün bunlar, soğuk suda yavaş yavaş kaynatılan kurbağa misali, gözümüzün önünde elimizden alındı. Şimdi ise hekim giderek daha fazla; ► *KPI* (Key Performance Indicator), ► performans, ► ciro, ► müşteri memnuniyeti, ► kurumsal verimlilik başlıklarıyla tanımlanıyor. Yani tıp, kamusal bir meslek olmaktan çıkıp kurumsal hizmet endüstrisinin alt başlığı hâline geliyor. Belki de bugün yaşanan şey yalnızca bir *SGK* statü değişikliği değildir. Belki de bu, Türkiye’de beyaz önlüğün yavaş yavaş proleterleşmesidir. Belki de artık beyaz önlük değil, siyah bir matem örtüsü taşıyoruz. Bir de işin en hazin tarafı şu galiba… Sayısı binleri bulan hekim gruplarında bu meseleleri konuşan yine 3-5 kişi. Geri kalanlarımız ise büyük bir medeniyet sessizliği içinde… Kimimiz: “/*Şimdi sırası mı?”*/ diyor. Kimimiz: “/*Aman tadımız kaçmasın…”*/ diye düşünüyor. Kimimiz makam bekliyor, kimimiz ihale, kimimiz yöneticilik, kimimiz de yalnızca hedef tahtasına konmaktan korkuyor. Belki de artık en başarılı hekim; en çok hastaya bakan değil, en sessiz kalan hekimdir. Zaten modern sistemin ideal doktor modeli de bu galiba: Çok çalışacak, çok üretecek, çok susacak. Daha çok sömürülecek. Benim yaklaşık 20 yıl önce Kastamonu’da çalıştığım dönemde, tabip odası seçimlerini kazandığımız günlerde; /*“Sağlıkta Dönüşüm”*/e karşı beyaz yerine siyah önlük giyilmesini önerdiğim zamanları hatırlıyorum. O günlerde birçok kişiye abartılı gelen şeyler, bugün gündelik gerçeğe dönüştü. Meslek hırpalandı. Yıprandı. Parçalandı. Şimdi dönüp baktığımda, beyaz önlüğün yavaş yavaş bir matem örtüsüne dönüştüğünü görüyorum. Artık meftayı kaldırmak kime düşer bilmiyorum… Ama galiba bir mesleğin ardından ilk kez bu kadar sessiz duruyoruz. Allah rahmet eylesin. - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
Gazze’de çocuklar bir damla temiz suya ulaşmak için mücadele ediyor.
Gazze’de çocuklar bir damla temiz suya ulaşmak için mücadele ediyor. <https://t.me/buzznews_tr/15871> - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
Retired Rear Admiral Dr. Cihat Yaycı: Greece Stole the Blue Homeland Too
Retired Rear Admiral Dr. Cihat Yaycı: Greece Stole the Blue Homeland Too
As Retired Rear Admiral Dr. Cihat Yaycı pointed out, Greece’s never-ending cultural theft has reached a new dimension.
For years, those who have tried to appropriate the authentic Turkish cuisine and culture by calling cacık “caciki,” baklava “baklavas/baklavaki,” zeybek “zeybekiko,” and Turkish coffee “Greek coffee,” have now set their sights on the symbol of our rights in our seas.
With a new perception operation launched on Greek social media, they are attempting to steal this national term by saying “The Blue Homeland is Greek” and “The Real Blue Homeland.”
Moreover, this shamelessness goes so far as to claim that even Behçet’s disease, discovered by the first Turkish doctor Hulusi Behçet, was discovered by a Greek doctor.
Dr. Yaycı noted that it is no coincidence that the word “Greek” in English slang means “thief.”
Cihat Yaycı emphasizes that we must be vigilant against this mentality that attempts to create its own history without any historical evidence.
He also has a very clear warning for our citizens who consume our own values in Greece, mistaking them for “Greek food”: We must protect all our cultural and national values, from Maraş ice cream to Gaziantep baklava, from Turkish coffee to the Blue Homeland!
Cihat Yaycı concludes his speech with an English message: “There is no limit to the theft of the Greeks.
Stealing food, Turkish music, Turkish culture...
Stolen Blue Homeland.”
— — — — —
Müstafi Tümamiral Dr. Cihat Yaycı: Yunanistan Mavi Vatan’ı da çaldı
Müstafi Tümamiral Dr. Cihat Yaycı’nın dikkat çektiği üzere, Yunanistan’ın bitmek bilmeyen kültür hırsızlığı yeni bir boyuta ulaştı.
Yıllarca cacığa “caciki”, baklavaya “baklavas/baklavaki”, zeybeğe “zeybekiko”, Türk kahvesine “Greek kahve” diyerek özbeöz Türk mutfağını ve kültürünü kendilerine mal etmeye çalışanlar, şimdi de gözünü denizlerimizdeki haklarımızın sembolüne dikti.
Yunan sosyal medyasında başlatılan yeni algı operasyonuyla, “Mavi Vatan Yunan’dır” ve “Gerçek Blue Homeland” diyerek bu milli terimimizi çalmaya kalkışıyorlar.
Üstelik bu sınır tanımazlık, ilk Türk doktor Hulusi Behçet’in bulduğu Behçet hastalığını bile bir Yunan doktorun bulduğunu iddia etmeye kadar varıyor.
İngilizce argoda “Greek” kelimesinin “hırsız” anlamına gelmesinin bir tesadüf olmadığını belirten Dr. Cihat Yaycı, hiçbir tarihi delili olmadan kendi kendilerine bir tarih üretmeye çalışan bu zihniyete karşı uyanık olmamız gerektiğini vurguluyor.
Kendi değerlerimizi Yunanistan’da “Yunan yemeği” sanarak tüketen vatandaşlarımıza da çok net bir uyarı var: Maraş dondurmasından Gaziantep baklavasına, Türk kahvesinden Mavi Vatan’a kadar tüm kültürel ve milli değerlerimize sahip çıkmalıyız!
Cihat Yaycı İngilizce mesajla konuşmasını noktalıyor: “There is no limit to the theft of the Greeks.
Stealing food, Turkish music, Turkish culture...
Stolen Blue Homeland.”
https://www.facebook.com/reel/1233263658729605
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
| Gruba mesaj göndermek icin | : | ozgur-gundem@googlegroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamiz | : | https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
| Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) |
: |
Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc |
Retired Rear Admiral Dr. Cihat Yaycı: Greece Stole the Blue Homeland Too
Retired Rear Admiral Dr. Cihat Yaycı: Greece Stole the Blue Homeland Too As Retired Rear Admiral Dr. Cihat Yaycı pointed out, Greece’s never-ending cultural theft has reached a new dimension. For years, those who have tried to appropriate the authentic Turkish cuisine and culture by calling cacık /*“caciki,”*/baklava /*“baklavas/baklavaki,”*/zeybek /*“zeybekiko,”*/and Turkish coffee /*“Greek coffee,”*/have now set their sights on the symbol of our rights in our seas. With a new perception operation launched on Greek social media, they are attempting to steal this national term by saying /*“The Blue Homeland is Greek”*/and /*“The Real Blue Homeland.”*/ Moreover, this shamelessness goes so far as to claim that even Behçet’s disease, discovered by the first Turkish doctor Hulusi Behçet, was discovered by a Greek doctor. Dr. Yaycı noted that it is no coincidence that the word /*“Greek”*/in English slang means /*“thief.”*/ Cihat Yaycı emphasizes that we must be vigilant against this mentality that attempts to create its own history without any historical evidence. He also has a very clear warning for our citizens who consume our own values in Greece, mistaking them for /*“Greek food”*/: We must protect all our cultural and national values, from Maraş ice cream to Gaziantep baklava, from Turkish coffee to the Blue Homeland! Cihat Yaycı concludes his speech with an English message: “There is no limit to the theft of the Greeks. Stealing food, Turkish music, Turkish culture... Stolen Blue Homeland.” — — — — — Müstafi Tümamiral Dr. Cihat Yaycı: Yunanistan Mavi Vatan’ı da çaldı Müstafi Tümamiral Dr. Cihat Yaycı’nın dikkat çektiği üzere, Yunanistan’ın bitmek bilmeyen kültür hırsızlığı yeni bir boyuta ulaştı. Yıllarca cacığa /*“caciki”*/, baklavaya /*“baklavas/baklavaki”*/, zeybeğe /*“zeybekiko”*/, Türk kahvesine /*“Greek kahve”*/ diyerek özbeöz Türk mutfağını ve kültürünü kendilerine mal etmeye çalışanlar, şimdi de gözünü denizlerimizdeki haklarımızın sembolüne dikti. Yunan sosyal medyasında başlatılan yeni algı operasyonuyla, /*“Mavi Vatan Yunan’dır”*/ ve /*“Gerçek Blue Homeland”*/ diyerek bu milli terimimizi çalmaya kalkışıyorlar. Üstelik bu sınır tanımazlık, ilk Türk doktor Hulusi Behçet’in bulduğu Behçet hastalığını bile bir Yunan doktorun bulduğunu iddia etmeye kadar varıyor. İngilizce argoda /*“Greek”*/ kelimesinin /*“hırsız”*/ anlamına gelmesinin bir tesadüf olmadığını belirten Dr. Cihat Yaycı, hiçbir tarihi delili olmadan kendi kendilerine bir tarih üretmeye çalışan bu zihniyete karşı uyanık olmamız gerektiğini vurguluyor. Kendi değerlerimizi Yunanistan’da /*“Yunan yemeği”*/ sanarak tüketen vatandaşlarımıza da çok net bir uyarı var: Maraş dondurmasından Gaziantep baklavasına, Türk kahvesinden Mavi Vatan’a kadar tüm kültürel ve milli değerlerimize sahip çıkmalıyız! Cihat Yaycı İngilizce mesajla konuşmasını noktalıyor: “There is no limit to the theft of the Greeks. Stealing food, Turkish music, Turkish culture... Stolen Blue Homeland.” https://www.facebook.com/reel/1233263658729605 <https://www.facebook.com/reel/1233263658729605> - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
Ondekine_Cakabilirim
Türk F16 pilotunun Yunan savaş uçağına kilitlendiği ve "Öndekine çakabilirim" dediği anlar yeniden
gündem oldu.
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
| Gruba mesaj göndermek icin | : | ozgur-gundem@googlegroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamiz | : | https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
| Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) |
: |
Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc |