10 Eylül 2013 Salı

10-Orhan Bursalı -Bekir Coşkun -Ali Sirmen sizin için yazdılar....


Orhan Bursalı - Zenginlerin Adamı Yoksulları Sürüyor

obursali@cumhuriyet.com.tr

Behiç Ak ile denizotobüsü boyunca sohbet ediyoruz.
Tabii yakıcı konu olimpiyatlar ve İstanbul..
İyi sıyırdık diyoruz ikimiz de.
Önce İstanbul sonra Türkiye olarak!
İstanbul bir kez daha mahvolacak, yoksullar da oturdukları mahallelerden sürülecekti..

Arjantin'de olimpiyat savaşını kazanmak için "meydan muharebesi" verildi.
Komutan, tim'inin başında Rusya'dan doğrudan Arjantin'e uçtu!
Sonuç belli..
Apoletini takamadan döndü!
Yoo hayır, sanmayın ki iktidara karşı olduğum için böyle yazıyorum ve olimpiyatların İstanbul'a gelmemesine seviniyorum!
Şunu hiç unutmayın: Ülkemin yararına olacak önemli her şeyi desteklerim!
İster RTE başta olsun!
Ülke sevgisi ile siyasi karşıtlığı ayırabildiğimiz ölçüde inandırıcı ve tutarlı olabiliriz..

1.Olimpiyatlar maliyetleriyle ülkelere önemli yıkım getiriyor.
Atina Olimpiyatları, ülke ekonomik krizinin derinleşmesine ne kadar katkıda bulundu, hesabını gören var mı?

2.Olimpiyatların ilk maliyet hesapları, iki-dört kat fazlasıyla gerçekleşiyor.
Neden?
Bir şirket diyelim ki kendine inşaat yapacak..
gerçekleşebilecek maliyetin 1.5 katı bile aşması mümkün mü?
Ama olimpiyatları devlet yapıyor, yani cebimizden çıkıyor paralar..
Neden üç dört kat?
Olimpiyat yapıyoruz diye, hazinenin birkaç katıyla yağmalanacağı ve bu kez çok büyük paraların inşaatçılarla siyasi iktidar arasında kırışılmayacağını mı sanalım!?

3.Olimpiyatların, gerçekleştirildiği büyük kentlere verdikleri ağır zararı Melis Alphan dünkü Hürriyet'te köşesine taşıdı; biz yazıp söylesek herkese vız gelir tırıs giderdi ama uzman söylüyor: "Eski Birleşmiş Milletler Konut Hakkı Raportörü Miloon Kothari'nin tespitleri beni olimpiyat fikrinden soğutmuştu.
Demişti ki Kothari: Dünyada oimpiyatlar ve Dünya Kupası gibi büyük spor organizasyonlarının yapıldığı kentlerin hep negatif etkilendiğini düşünüyoruz.
Bütün örnekleri inceledik, olumlu katkısının olduğu tek bir yer yok"

4.Behiç, olimpiyatlara da karşı.
Ama ben değilim, dünyayı dostlukla yarıştırıyor.
Ama olimpiyatlar bu şekliyle sürdürülebilir değil.
Fikri kalmalı ama konsepti değişmeli..
Neden bütün yük bir ülkeye, bir kente yıkılsın?
Örneğin dağıtılabilir oyunlar..
Böylece ülkeler/kentler arasındaki bu yıkıcı yarış da sona erer..
Futbol bir yerde, atletizm başka bir ülkede..

5.Hatta şu yapılabilir: Ülke veya kent değil olimpiyat bölgesi seçilir!
Mesela Akdeniz'in birbirine yakın ülkeleri arasında bölüşülür, isteyen ülkeden ülkeye gider ve seyreder; bu yolculuğu kolaylaştıracak önlemler alınır...

6.Olimpiyatların siyasal rant olarak da kullanılmasının önüne geçilmiş olur!
Seçimleri kazanmak için büyük gösterilerle kitlelerin gözünü boyayacak..
Üstelik, ülkeyi ve kenti batırarak!
Hele bu kişi bir de diktatör eğilimliyse!
Avrupa'nın en geri, en az eğitimli ve din tüccarlığının, siyasetin temel aracı olduğu bir ülkede mesela, olimpiyat gibi büyük gösteriler neye hizmet eder?

***

Gelelim şu zenginlerin adamı konusuna!
Evet olimpiyatlarla İstanbul'un yine "gecekondu" diyebileceğimiz mahallelisi sürülecek, toplumsal ve ekonomik ilişkileri paramparça edilecek..
Yoksul değil mi vur ensesine, çek altından evini, toprağını ve zengine peşkeş çek!

Behiç anlattı.
Güney Afrika'da (Mandela kepazeliği!) Johannesburg'da yoksul bir gecekondu bölgesi, kentin göz zevkini köreltiyor diye buldozerlerle yıkılıp bitirilmiş..
Şüpheniz olmasın, zenginler gelip konmuştur oraya..

Kentlerin rant alanında kalan (arsası ve evleri değerlenen) yoksul semtleri, "kent dönüşüm projeleri" yaldızlı yasalarla yok ediliyor.
Orada oturanlar uzak yerlere sürülüyor..
Kentle kurdukları bütün sosyolojik ve ekonomik bağları darmadağın ediliyor.
Tam bir sürgün yaşıyor hepsi..
Veee yerlerine zenginler gelip oturuyor..
Hadi adını verelim: Tarlabaşı Projesi böyle bir şey!

Oysa, yıkıp yeniden pahalı mekânlar yapmaktansa, küçük kredilerle uluslararası fonlarla binaların iyileştirilmesi sağlanabilir, ekonomik gücü az insanların yaşam kaliteleri iyileştirilebilir ve yükseltilebilir!

Behiç'e sordum, Johannesburg'da gecekondu bölgesini yıkacaklarına, gecekonduların yeni bir planla iyileştirilerek "yoksul" villalarına dönüştürülmesi en kolay ve ucuz yol değil mi?
İnsanları sürerek aslında dağınık ve çok büyük kriminal yaşam alanları yaratmaya teşvik ediyorsunuz!
İnsanlara, insanca bir çevrede yaşamalarına yardımcı olacağınıza..
Yardım edin sonra da satış yasağı koyun!

***

Şimdi Haliç Tersanesi bölgesini de marinalara ve zenginlere pahalı bir mekâna dönüştürüyor bu iktidar..
Kasımpaşalılar, sürgüne hazır olun, hepiniz 10 yıl içinde çil yavrusu gibi dağıtılacaksınız!

Üstelik adamınız bir Kasımpaşalı marifetiyle..

-                            -                            -                            ^^^^^ - vvvvv

Bekir Coşkun - Kına...

bcoskun@cumhuriyet.com.tr

"Kına yaksınlar" diyor bir de...

Bizim kıçımız olimpiyat halkası mı, renklensin...

*

Sen kafana bak...

*

Olimpiyatlar; insanların bir gün artık savaşmamaları, güç ve yeteneklerini sporda barış içinde yarışarak, birbirlerini severek göstermeleri umuduyla doğdu...

O halkalar, birbirine geçmiş insanlığı anlatır...

Sarı, Asya; kırmızı, Amerika; yeşil, Avustralya; mavi, Avrupa; siyah, Afrika...

Barış ve sevgi o...

*

Sende var mı?..

Yok...

*

Petersburg'da dünya liderlerine "Gelin Suriye'yi vuralım" diye tutturup, oradan uçarak Buenos Aires'te halkaları isteyince...

Kına lazım oldu tabii...

*

Elinde karanfille parkını savunan gençlerinden onlarcasının gözünü çıkartmış; yüzlercesinin ayağını, kolunu, kafasını kırmış; otuzunu komaya sokmuş; beşini öldürmüş bir ülkeye...

Aydınlarını, bilim adamlarını, yazarlarını, gazetecilerini, subaylarını, üniversite gençlerini, deresini savunan çevrecilerini hapishanelere doldurmuş bir memlekete...

Bir cemaat ile bir imam tarafından yönetilen tuhaf bir rejime...

Çağdaş yaşama arkasını dönmüş, giderek ilkelleşen bir topluma...

"Al, dünyanın umudu barış ve sevgi halkalarını dalgalandırmak senin hakkın" demediler salaklar...

*

Ulusal olimpiyatımız 19 Mayıs'ta kızların etek boyunu dizin altına uzattıktan sonra, daha bir hafta önce "Kadınlara ayrı olimpik yüzme havuzu" müjdesi verenin...

Olimpiyat tutkusu ne oluyor?..

19 milyar dolar eder mi?..

*

Sonuçta...

Biz kınalık olduk...

*

Sana kına da az...

Metalik sprey boya anca...

-                            -                            -                            ^^^^^ - vvvvv

Ali Sirmen - Yeni '6-7 Eylül'ler

asirmen@cumhuriyet.com.tr

6-7 Eylül olayları, geçen haftaki 58.yıldönümünde, Olimpiyat tutkusunun gölgesinde kalarak fazla anımsanmadı.

Oysa, 6-7 Eylül 1955 olayları hiç akıldan çıkarılmaması, ders alınması gereken, tarihimizin kara sayfalarından birini oluşturmuştur.

Yeni patlak vermiş olan Kıbrıs krizi dolayısıyla Ankara ile Atina ilişkilerinin çok gerginleştiği bir ortamda bir akşam gazetesinin Atatürk'ün Selanik'teki evine Yunanlılar tarafından bomba atıldığı haberi üzerine, İstanbul'da patlak veren olaylar, kısa bir süre sonra tamamen kontrolden çıkarak, başta Rumlar olmak üzere, azınlıklara karşı şiddeti de içeren gösterilere dönüşmüş, gayrimüslim vatandaşlara ait işyerleri tahrip ve yağma edilmiştir.

Kolluk güçleri çok kısa süre içinde olayların kendi boylarını aştığını ve denetim dışına taştığını görmüşler, 6-7 Eylül 1955 gecesi bir süre İstanbul sokaklarına anarşi ve terörün hâkim olduğu, devletin bütün gelişmeleri eli böğründe seyrettiği bir kente dönüşmüştür, devlet ancak ertesi sabah durumu denetim altına alabilmiştir.

***

Olayın iç yüzü, kamuoyuna açıklanmasa da, kısa sürede anlaşılmıştır.
Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu'nun istemi üzerine, iktidar kamuoyunun kendi Kıbrıs tezini desteklediğini göstermek üzere bir gövde gösterisine kalkışmıştı.

Ata'nın Selanik'teki evinin bombalanması da, Ankara kaynaklı bir povokasyondu.

Olayın yabancı düşmanı, ırkçı yanı, Cumhuriyet'in, savunduğu ya da savunduğunu söylediği ulus kavramı düşüncesinin geçerli olmadığı, kamuoyu ve yöneticiler tarafından da yeterince içselleştirilmediği gerçeğini ortaya çıkarmıştır.

6-7 Eylül olayları sözcüğün tam anlamıyla, 20.yüzyılda yaşanmış bir vandalizm vakasıdır.
Olayın kısa sürede, sınıfsal bir içerik kazandığı ve varsıllık düşmanlığına dönüştüğü de, daha sonra gelişmeleri irdeleyenlerin hemen hepsi tarafından kabul edilmiştir.

Üzerinden 6 yıl geçtikten sonra bu toplumsal olayın sorumluluğu Yassıada mahkemelerinde gündeme getirilmiş ve Menderes iktidarı olayların vebalini yüklenmek durumunda kalmıştı.

Yassıada davaları içinde en ipe sapa geliri 6-7 Eylül olaylarıyla ilgili olanıdır.

***

Gerçekten de, 1955 yılındaki olaylarda, geniş kitleleri popülist söylemlerle ve azınlıkları ötekileştirip, ötekileştirilenlere karşı çoğunluğu kışkırtarak, geniş kitleleri iç ve dış politikasının yanında saf tutturmak isteyen DP yönetimi sorumludur.

Bir iktidarın, böyle bir gelişmeyi önlemek için her türlü tedbiri alması ve çok titiz davranması gerekirken, akıl almaz bir sorumsuzlukla tam aksi yönde bir tavırla olayları kışkırtarak politikasını kabul ettirmeye çalışması demokrasiden zerrece nasibini almışların asla iltifat etmeyecekleri bir tutum iken, demokrasiyle çoğunluk diktasını birbirine karıştıran Adnan Menderes, tutumuyla tarihi utanç lekesini ulusunun alnına sürmüştür.

Bu açıdan 6-7 Eylül olaylarını, sık sık anımsamakta yarar olduğu kesindir.

İşin kötüsü, aradan geçen 58 yıla karşın, politikalarına karşı olanlarını ötekileştirip ötekileştirdiği ile yandaşları karşı karşıya getirmeyi ve böylelikle kendi çevresindeki saflaşmayı, güçlendirmeyi tasarlayan Tayyip Erdoğan yüzünden, Türkiye bugün yeni 6-7 Eylül'lere gebe bir ortamı yaşamaktadır.

6-7 Eylül 1955 tarihi utancı hâlâ silinmedi, ama bilin ki, yeni 6-7 Eylül'lerin yıkımı 58 yıl öncekinden çok daha büyük olacaktır.

DÜZELTME:

Değerli okurum Çavlı Gülfaz, Tercüman gazetesinin 1955 yılı yarışmasını Emil Galip Sandalcı ile birlikte kazanan kişinin Özcan Ergüder değil, Ahmet Kabaklı olduğunu bildiriyor.
Haklıdır, kendisine teşekkür eder, yanlışım için özür dilerim.
A.S.


a45UyF587661-201307301451-10
^^^^^ - vvvvv
 

zaryop:jaro

KARA CIZGILER
. . . . . .
dogada ilk kirlenmedir
ulkelere
bolunmesi
yeryuzunun

Fazil Husnu DAGLARCA
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com
Ayrilmak isterseniz de :
Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com

Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder