7 Ekim 2010 Perşembe

Türkiye'nin altındaki iki bomba;Rifat SERDAROĞLU - İzmir - 07 Ekim 2010 Perşembe

Rifat SERDAROĞLU - İzmir - 07 Ekim 2010 Perşembe
Türkiye'nin altındaki iki bomba

Güzel ülkemizin birliğini beraberliğini kalkınmasını büyümesini zenginleşmesini istemeyen ve Atatürk’ün kurduğu Lâik Cumhuriyetten nefret eden ve yıkılması için elinden geleni yapan iç ve dış nifak yuvaları, Türkiye’nin altına iki adet bomba yerleştirdiler. Masum görünüşlü bu iki bombayı Türk Milletine yutturmak için sığındıkları tez, “Kişi hak ve özgürlükleri-kişisel haklar-kişisel özgürlükler” idi. Bunlar, “Ana dilde eğitim ve öğretim” ve “Türban” olayıdır.
Bölücü ve Kürtçüler, “neden korkuyorsunuz, biz bölünmek  istemiyoruz, bu talebimiz sadece kişi hak ve özgürlükleri kapsamındadır. Biz bölünmek istemiyoruz, bizim istediğimiz Demokratik Özerkliktir” derler.
Şeriat  ve İslam Cumhuriyetini isteyenler ise  türban için;
“neden korkuyorsunuz, bu talebimiz sadece kişi hak ve özgürlükleri kapsamındadır. Biz bu 79 yıllık zulüm döneminde devamlı ezildik, inancımız gereği yaşamak istiyoruz” derler. (AKP, hep 79 yıl der. Cumhuriyetin kurulduğu tarihten, AKP’nin iktidar olduğu 2002 arası tam 79 yıldır. Bu döneme zulüm dönemi derler. 9 yıla giren kendi dönemleri “İslami Dönem” olarak kabul edilir.)
Bu iki kesim, tarih boyunca  “Birlikte” hareket etmişlerdir. Cumhuriyet kurulduğundan bu yana ülkemizin maruz kaldığı silahlı kalkışmaların tamamında bu iki kesim vardır. Bu yüzden kimse kendini aldatmasın.
Kürtçü-Bölücü kesimin gitmek istediği yer; Bölünme ve Bağımsız Kürdistan’dır.
Sıkmabaş-Türban’ın gitmek istediği yer, Kara çarşaf ve İran tipi bir İslam Cumhuriyetidir. Bu rejimde kadınların başını açması kesinlikle yasaktır.
Eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti  bu iki şirret  kesime mağlup olursa bilelim ki, Türkiye’nin bir kısmı Kürt Devleti diğer kısmı ise Türkiye İslam Cumhuriyeti olacaktır!...
Bugün gençlere Türban konusundaki gerçekleri anlatmak istiyorum, diğer konuyu ise başka bir yazıda ele alırız;
Kılık kıyafet, kişi eğer bir dağ başında münzevi hayatı yaşıyor ise doğrudan kişiyi ilgilendiren bir konudur. Ancak, toplum içinde yaşayan insanların uymaya zorunlu oldukları bazı kurallar vardır. Bu kuralların bazılarını moda, bazılarını örf ve adet, bazılarını da kanun ve yönetmelikler belirler.
Her birinin ayrı ayrı yaptırım gücü vardır. Kişi bunlara uymak zorundadır. Dünyanın her yerinde doktorların, yargıçların ve askerlerin özel kıyafetleri vardır. Görev sırasında bu özel kıyafetleri giymek zorundadırlar. Hiç kimse mecburi askerlik görevini sivil elbiseleriyle yapamaz ve bunu bireysel özgürlüğüne yapılan bir baskı aracı olarak düşünemez. Bu evrensel gerçeğe uygun olarak, ülkemizde tüm kamu kurum ve kuruluşlarındaki görevliler ile öğrencilerin kılık ve kıyafetlerinin usul ve esasları kanunlarda yer alan genel nitelikli hükümlerle, yönetmelik ve genelgelerle yasal yönden düzenlenmiştir.
Resmi kurumlarda ve öğretim kurumlarında bay ve bayanların başlarının açık olacağına dair iki adet Anayasa Mahkemesi kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı, Danıştay , Yargıtay’ın kararları ve çok sayıda genelge mevcuttur.
Türkiye Cumhuriyetinin kılık kıyafetle ilgili kuralları sadece Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını bağlamaz. 2596 S.K 1. Ve 3. Maddeleri incelendiğinde, Yabancılarında ruhani kıyafetleri veya siyaset, askerlik ve milis teşekkülleri ile ilişkili kıyafet ve alametleri Türkiye’de taşıyamayacakları görülecektir.
Benim burada değinmek istediğim esas konu, İslamiyet teki tesettür kuralının doğru yorumlanıp yorumlanmadığı hususudur.
Hepinizin bildiği gibi Kur-an ı Kerim’de tesettürle ilgili iki sure vardır; Biri doğrudan Peygamber Efendimizin ailesini ilgilendiren “Ahzap Suresi”, diğeri de “Nur Suresidir”.
Nur Suresinin 31. Ayetinde başörtüsü diye tercüme edilen kelime “Humur” ve onun tekili “Hımar” başörtüsüne verilen özel bir isim değildir. Arapçada başörtüsünün adı  “Mikna” veya  “Nasıyf”tır. Hımar ise genel anlamda örtü demektir.
Abdullah Yusuf Ali tarafından İngilizceye tercüme edilen ve Kuveyt’te basılan orijinal İngilizce metinde de; “Draw their veils over their bossoms” ifadesi yer almaktadır. Bu da örtülerini göğüslerine örtsünler anlamına gelmektedir. Bu düşüncemizi destekleyen diğer bir husus da İslamiyet öncesi dönemdeki Arap yaşamıdır. Arap Yarımadasının iklim koşulları bellidir. İslamiyet öncesinde yöre halkı kadın,erkek belden yukarısı çıplak dolaşma adetinde idiler. Bu adetin İslamiyet  sonrası da devam ettiğini cariyelerle ilgili kurallardan öğreniyoruz.
Hanefi, Şafi, Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre, cariye kadınların avret yerleri yani örtünmeleri gereken yerleri diz ve göbek arası kısımlardır. Başka bir deyişle, Müslüman cariye kadınlar belden yukarı açık olarak namaz kılabilmekte, sofraya oturabilmekte ve sokağa çıkabilmektedirler. Din, Müslüman bir cariye kadının bu şekilde dolaşmasına cevaz vermektedir. İklim nedeniyle İslamiyet’e  kadar tüm kadınların bu şekilde dolaşması toplumun alışık olduğu bir giyim tarzı idi.
Bu tarihi gerçeği ve o günkü Arap toplumunun yaşantısını göz önüne aldığınızda Nur Suresi; “kadınların vücutlarını makul ölçüde örtmeleri, yani bu günkü gibi medeni bir şekilde giyinerek örtünmeleri olarak yorumlanır.”
Ancak bu şekilde düşünmeyenler  türban konusunda 16-17 Hadis olduğunu ileri sürmektedirler.
Hz. Peygamberin sözleri olarak ileri sürülen hadisler konusunda en önemli husus;               
Hz. Peygamberin hayatta iken hiçbir hadis yazdırtmaması, yazanlara engel olması ve yaktırmasıdır.
Dört Halife zamanında da hiçbir hadis kaleme alınmamıştır. Bunda amaç, dinimizin tek kaynağının Kur-an ı Kerim olarak kalması ve dinimizin sahte din adamları tarafından çarpıtılmasını önlemektir.
Hadis Furyası, Hz. Peygamberin vefatından 200 yıl sonra  başladı. Hicri 215 yılında Buhari 700 bin hadis topladığını yazmaktadır! Bir insanın bütün ömrü boyunca bu kadar konuşması maddeten mümkün değildir.
Çok kişi tarafından rivayet edilen hadislerin(Mütevatır Hadisler) sayısı 17 ile 60 arasında değişmektedir ve hiçbirinde örtünme ile tek satır yoktur.
Bugün piyasada dolaşan binlerce uydurma hadis vardır. Bunları incelediğinizde, esas amacın her Müslüman’ı Araplaştırma politikasının bir eseri olduğunu açıkça göreceksiniz. Müslüman olmak, Arap kültürüyle özdeşleşmek değildir.
Hiçbir Türk genci din adına Türklüğünü unutmak tuzağına düşmemelidir.
Hepsinden önemlisi bu Araplaşma sevdasıyla Devlete karşı çıkılıp en büyük günahın işlenmesidir. Zira Kur-an ı Kerim’in Nisa Suresinin 59. Ayeti, “Allah’a itaat edin. Peygambere ve içinizden çıkan  Devlet’e itaat edin” demektedir. Gördüğünüz gibi Kur-an ı Kerim’de Allah’tan ve Peygamber’den sonra  Devlete itaat ediniz diye bir ayet vardır,
ama Mezhep İmamlarına, Hocalara,  Şıhlara, Cemaat ve Tarikatların başındaki cambazlara itaat edin diye bir ayet yoktur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti çağın gereklerine uygun Lâik, Demokrat, ve Sosyal bir Hukuk Devletidir. Bu devletin  düzeni, yasaları ve yargı kararları uydurma hadislerle değiştirilemez…

Bu yolu bir defa açarsanız, yarın kadınlarla erkeklerin kapalı yerlerde bir arada bulunamayacakları, beraberce seyahat edemeyecekleri, kız ve erkek öğrencilerin ayrı eğitim görmeleri, televizyonun ve bilgisayar kullanmanın yasak olduğu yönünde binlerce hadisi burnunuza dayarlar. Afganistan’da, Suudi Arabistan’da, İran’da bunlara benzer akıl dışı uygulamaları görebilirsiniz.

Yazının başında söylediğim gibi, “Kişi hak ve Özgürlükleri- Eğitim Hakkı” gibi evrensel değerlere sığınarak, ülkemizi çağdaş dünyadan koparmak, parçalamak isteyenlere karşı çok dikkatli olmak zorundayız. Hem demokrasi içinde kalacağız hem de demokrasinin nimetlerinden yararlanıp, ülkemize İslam Cumhuriyeti gibi çağdışı rejimi getirmek isteyenlerle mücadele edeceğiz. İktidarda bu kafada olanlar olsa da mücadelemiz devam edecektir.

oO-------------------------------------------------------------------Oo

http://orajpoyraz.blogspot.com/

RİSALE-İ NUR DERS KİTABI MI OLACAK

RİSALE-İ NUR DERS KİTABI MI OLACAK

Posted: 05 Oct 2010 02:11 PM PDT

9. Bediüzzaman Sempozyumu geçtiğimiz hafta gerçekleştirildi. Toplantıda konuşan Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Mehmet Görmez'in konuşması bugüne kadar bilinmeyen bir gerçeği ortaya çıkardı. Buna göre Risale-i Nur ile ilgili olarak mahkemelerin yaptığı yargılamalarda mahkemeler Diyanet İşleri Başkanlığı'nın görüşüne başvurdu. Diyanet İşleri Başkanlığı ise bugüne kadar verdiği 17 ayrı raporda Risale-i Nur hakkında olumlu görüş belirtti.

Görmez şunları söyledi: "Türkiye'nin en zor zamanlarında Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından bu mahkemelere verilen 17 ayrı bilişkişi raporunda Risale-i Nurlarla ilgili menfi bir tek kelimenin bile olmayışını başkanlığın tarihine şerefle kaydedilmesi gerektiğini düşünüyorum''

Görmez'in konuşmasının ardından yapılan konuşmalarda Risale-i Nur kitabını Milli Eğitim Bakanlığı'nın ya da Diyanet İşleri Başkanlığı'nın basması istendi. Bunun Said-i Nursi'nin isteği olduğunu söyleyen Nursi'nin öğrencisi Mehmet Fırıncı, basımın gerçekleştirilmesini istedi.


http://www.odatv.com/n.php?n=risale-i-nur-ders-kitabi-mi-olacak-0510101200

--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ Şu anda yapmakta olduğunuz her şeyin dışındakiler önemsizdir.  Tolstoy  oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/

Reşat Ekrem Koçu - Tarihimizden Garip ve Meraklı Şeyler - 31



 
Kaynak:
Reşat Ekrem Koçu
Osman Gazi'den Atatürk'e 600 yılın Tarih Panoraması (1955), Syf 124
Cumhuriyet Gazetesi Eki
 
Eserin tamamını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.
Osman Gazi'den Atatürk'e 600 yılın Tarih Panoraması
86 mb - PDF (resim)
 
Sadece "Tarihimizden Garip ve Meraklı Şeyler" çizimlerini indirmek isteyenler:
11 mb - PDF
 
Kitabı indirmek isteyenler için Not:
Eser hakkında fikir sahibi olunması için hazırlanmıştır.
Tarihimizden Garip ve Meraklı Şeyler, Küçük Notlar ve
konusuyla ilgili başlıklarla kısa yazılarda, ilginç ve güzel bilgiler bulabilirsiniz.
Eskiciden satın alınmış, harap haldeki bir kitaptan hazırlanmıştır.
Bazı sayfalar net okunamaya bilir. Fotoğraf makinesi çekimidir.
Kota sorunu olanlar, kaliteli bir çalışma bekleyenler indirmesin.
 
Aşağıdaki blogdan da inceleyebilirsiniz.
--

Kıyamet geliyor.....

Savaş tamtamları bu kez küresel ekonomide çalıyor

October 7, 2010 at 1:10 AM
 
Savaş tamtamları bu kez küresel ekonomide çalıyorDünyada yine savaş tamtamları duyulmaya başladı. Ancak bu seferki savaş, diğerlerinden oldukça farklı. Cephesi küresel ekonomi, silahları ise top ya da tüfek değil para birimleri. Yani kısa bir süre önce konulan adıyla “kur savaşları.”

--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ OYUN  Oynasak Biri yıldız olsa Biri ben olsam. Oynasak Gelse gecenin biri Çağırsak gündüzün birini Biri ben olsam. Oynasak Alsam yeni doğan çocuğun sesini Götürsem Yıldıızın birine.  Fazıl Hüsnü DAĞLARCA  oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/

6 Ekim 2010 Çarşamba

Mıknatıs erir mi? Erirse mıknatıslık özelliği sürer mi?

Mıknatıs erir mi?

Erirse mıknatıslık özelliği sürer mi? 

Mıknatıslar yapıldıkları metale göre değişen sıcaklıklarda erirler. Eridikten sonra (daha doğrusu Curie sıcaklığı denen ve metalin cinsine göre değişen sıcaklıklarda) mıknatıslık özellikleri bozulur.

Erimiş metalin yeniden bu özelliği kazanması için katılaşırken bir manyetik alanın içinde bulunması gerekir. Metali soğurken dövmek ya da titreştirmek onun daha iyi bir şekilde mıknatıslanmasını sağlar.

Alp Akoğlu

 
 


Kaynak : Bilim ve Teknik -TÜBİTAK / Haziran 2010 "Merak ettikleriniz"den alınmıştır.


 

Beyin dalgaları... Gerileyen Telepati yeteneğimizi yeniden geliştirebilecek miyiz?


Beyin dalgaları

Bilim ve Teknik / Temmuz 2010 / Doç. Dr. Ferda Şenel

Beyin vücudun ana kumanda merkezidir

İnsanın en iyi korunan organı olan beyin, kafatasının içerisinde bulunur ve yaklaşık 1,5 kilogram ağırlığındadır. Vücuttaki birçok sistemin kontrolü temelde beyin tarafından sağlanır. Kısaca, beyin vücudun ana kumanda merkezidir. Beyin, devre dışı kalırsa, yani beyin ölümü durumunda kas kontrolü yok olur, solunum durur ve tüm refleksler kaybolur. Buna ek olarak kısa süre içerisinde kalbin çalışması da durur. Yani, beynin ölmesi demek kişinin ölmesi demektir.

 

Milyarlarca sinir hücresi birbirleriyle sürekli iletişim halindedir

Beynin içerisinde milyarlarca sinir hücresi birbirleriyle ve uzaktaki sinir hücreleriyle sürekli iletişim halindedir. Beyinde oluşan bir sinyal büyük bir hızla vücudun en uzak köşesine gönderilir. Sinir hücreleri, sinaps denilen bağlantılar sayesinde birbiriyle haberleşir. Hücrede oluşan elektrokimyasal sinyal, sinaps aralığına gelince burada çok özel kimyasal moleküllerin salınmasına yol açar. “Nörotransmiter” denilen bu moleküller sayesinde sinyaller diğer sinire iletilir.

 

 

 

Elektrokimyasal sinyaller yayıyoruz

Sinir hücrelerinin ürettikleri elektrokimyasal sinyaller çevreye değişik frekanslarda dalgaların yayılmasına yol açar. Elle tutulmayan, gözle görülmeyen bu dalgalar bazı elektronik cihazlarca algılanabilmektedir. Kafatasına bağlanan elektrodlar aracılığıyla beynin yaydığı dalgalar elektroensefalogram (EEG) denen bir cihaza gönderilir. Bu cihaz, beynin gönderdiği en zayıf dalgaları dahi algılar. 

 

Beyin, farklı dalgalar yayar

Beyin, saniyedeki titreşim sayısına (frekans) göre değişen, alfa, delta, gama, teta ve beta denilen farklı dalgalar yayar.

Alfa Dalgaları: Fiziksel ve zihinsel rahatlama durumunda yayılan alfa dalgaları saniyede 7-13 kez salınır.

Beta Dalgaları: Saniyede 13-60 kez salınan beta dalgaları, kişinin kendisini gergin hissettiğinde, stresli olduğunda veya korktuğunda, yani alarm durumlarında yayılır.

Teta Dalgaları: Teta dalgaları saniyede 4-7 atım yapar ve bilincin zayıfladığı durumlarda, uykuya geçerken veya uykunun ilk evrelerinde oluşur.

Delta Dalgaları: Uykunun derin evresinde ortaya çıkan dalgaysa delta’dır. Saniyede 0,1-4 atım yapan bu dalgalar çok yavaş iletilir ve bilinç tam olarak kaybolduğunda oluşur.

Gama Dalgaları: Gama dalgaları saniyede 30-50 kez titreşir. Bu dalganın, algılama, bilinç ve düşünce sırasında ortaya çıktığı düşünülmektedir.  

Beyin dalgaları bilgisayara aktarılarak kişinin görebileceği şekle getirilebilir

Beyin dalgalarının daha iyi anlaşılması ve ölçülebilmesi sayesinde son yıllarda bu dalgalara olan ilgi yoğun bir şekilde arttı. Bilgisayar yardımıyla beyin dalgalarının çözümlenmesi, bu dalgaların somut hareketlere dönüştürülmesi ve insan vücudunun yararına kullanılması son yıllardaki araştırmaların odağını oluşturmaktadır. Kafaya yerleştirilen hassas elektrodlar sayesinde algılanan beyin dalgaları bilgisayara aktarılarak kişinin görebileceği şekle getirilebilir.

 

Hangi durumda hangi tür dalga yaydığını gören kişi bunları kontrol ederek davranışlarını yönlendirebilmektedir

“Neurofeedback” denilen bu yöntem sayesinde kişinin vücudunu ve zihnini kontrol etmesi sağlanabilmekte ve bazı rahatsızlıklar tedavi edilmektedir. Uzun süreli stres, aşırı sinirlilik, uyku bozuklukları, unutkanlık gibi durumların tedavisinde bu yöntem kullanılmaktadır. Saçlı deri üzerine yapıştırılan elektrodlar aracılığı ile bilgisayara gönderilen beyin dalgaları ekranda renkli barlara ve sayısal değerlere dönüşür. Bu program sayesinde kişi hangi durumda ne tür dalga yaydığını görerek, istediği dalgaları arttırıp istemediklerini azaltabilir. Bu konuda bilgisayar kişiye yardımcı olur. Kişinin, belirli bir davranış veya duygulanım durumunda yaydığı beyin dalgaları bilgisayara gönderildiğinde, eğer olumluysa bilgisayar puan verir veya güzel bir müzik çalarak bunları onaylar. Böylece kişi hem görsel hem işitsel hem de sayısal olarak bilgilendirilir. Ancak bilgisayarın onaylamadığı sinyaller algılanırsa alarm çalar veya kişi sözel olarak uyarılır. 

 

Bu sayede kişinin, daha önce farkına varmadığı olumsuz düşünce ve hareketlerinin farkına varması sağlanır

Kişi, ödüllendirilen beyin dalgalarını artırmaya, cezalandırılan beyin dalgalarınıysa baskılamaya çalışır. Tekrarlanan seanslar sayesinde kişi, zamanla beyin dalgalarını dolayısıyla davranışlarını kontrol etmeyi başarır. Kısaca, sık tekrarlanan beyin egzersizleriyle, doğru durumlarda doğru beyin dalgalarını üretmeyi öğrenir ve bu da kalıcı hale gelince daha işlevsel çalışan bir beyne sahip olur.

 

Neurofeedback tedavi yöntemi ile

Vücudun tepkilerini kontrol etmeyi öğrenmek mümkün…  El ısısı, kalp atışı vs..

Neurofeedback tedavi yöntemi, beyin dalgalarının kalıcı olarak düzenlenmesini, buna bağlı olarak da beynin daha iyi çalışmasını sağlamaktadır. Bilgisayar, esas olarak bir aracıdır ve kalıcı değişikliği belirleyen kişinin kendi gayretidir. Bu tedavi yöntemiyle sadece düşünce ve davranışları değil, vücudun tepkilerini kontrol etmeyi öğrenmek de mümkün olabilmektedir. Geri bildirim sağlayan bu cihazların yardımı ile kişi daha önce kontrol edemediği el ısısını arttırıp azaltmayı, kalp hızını ayarlamayı dahi öğrenebilir.

 

Beyin Dalgalarını Kullanmak

Beyinden yayılan dalgaları algılayan cihazlar ve buna bağlı olan bilgisayar programları aracılığıyla bu dalgaları şekillere veya sese dönüştürmek mümkün olabilmektedir. Bunun da ötesinde, bu dalgaları kullanarak bilgisayarda şekil çizmek, yazı yazmak hatta eşyaları hareket ettirmek de artık başarılabilmektedir. Yirmi birinci yüzyılın başlarında geliştirilen “Beyin-Bilgisayar İnterfaz Projesi” (Brain-Computer Interface Project-BCI), beyinden yayılan dalgaları kullanarak mekanik bir kumanda kolunu hareket ettirmeyi hedeflemiştir. Bu mekanik kumanda kolu, tekerlekli sandalye, bilgisayar klavyesi, hatta elektronik cihazları dahi kullanmak için düzenlenmiştir. Projenin hedefi, konuşma, yürüme, hareket etme gibi fiziksel engeli olan insanların başka insanlara ihtiyacı olmadan ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlamak ve yaşam standartlarını arttırmaktır. 

 

Düşünce gücü

 

Bilgisayarı düşünce ile yönlendirmek

Bu amaçla geliştirilen cihazlar EEG elektrodlarıyla hareket sinyallerini bilgisayara iletir. Örneğin, kişi bir düğmeye parmağıyla bastığında beyinden yayılan dalgalar bilgisayarda algılanır. Her düğmeye bastığında yayılan aynı frekanstaki beyin dalgaları bilgisayar tarafından belirli bir ölçüye uydurularak bir komut haline getirilir. Bir sonraki aşamada, kişi düğmeye basmayıp sadece basmayı düşündüğünde oluşan dalgalar bilgisayarda doğrudan “düğmeye bas” komutunun oluşmasını sağlar. Bilgisayarda oluşan bu komut, mekanik bir kumanda koluna iletildiğinde bu kol düğmeye basar. Yani, kişinin bizzat düğmeye basmasına gerek kalmadan, diğer bir deyişle elini bile kımıldatmadan sadece düşünce gücüyle düğmeye basılabilir.

 

Düşünce gücü kullanılarak %70-80 komutlar yerine getirildi

Fiziksel engeli bulunmayan kişilerle yapılan ilk çalışmalarda, düşünce gücü kullanılarak %70-80 arasında bir doğrulukla komutlar yerine getirildi. Fiziksel engelli kişilerde yapılan çalışmalarda ise %55’e varan doğrulukta sonuçlar elde edildi.

Gelişen teknolojiyle birlikte beyin dalgalarını kullanarak birçok işlevi yerine getirmek mümkün hale geldi. Beyin dalgaları sayesinde, felçli ve konuşamayan insanların bilgisayarda yazı yazarak çevreyle iletişim kurması sağlandı. Kişinin, bilgisayar ekranında gördüğü harfleri “doğru-yanlış” şeklinde düşünmesi yeterli olabilmektedir. Doğru veya yanlış durumunda yayılan dalgalar bilgisayar tarafından algılanır. Ekranda kendisine gösterilen harfler, doğruysa ekranda kalır, yanlışsa silinir. Bu sayede kelimeler ve cümleler oluşturulabilmektedir.

 

Beyin dalgalarıyla kumanda edilen tekerlekli sandalyeler

Ek olarak, bu teknoloji sayesinde, fiziksel engelli kişilerin hiçbir güç harcamadan, sadece beyin dalgalarıyla kumanda edebildikleri tekerlekli sandalyeler geliştirilmiştir. Araştırmacılar son yıllarda daha da ileri giderek üç boyutlu hareketleri algılayan ve bunu robota aktaran sistemler geliştirdi. Kafaya yerleştirilen küçük elektrodlar, beynin hareket merkezlerinden yayılan dalgaları algılar. Parmaklarımızı veya ellerimizi hareket ettirdiğimizde meydana gelen sinyaller bilgisayar tarafından algılandığında, ona bağlı bir robot kola gönderilir. Robotun mekanik el ve parmakları da aynı şekilde hareket eder. Oluşan sinyaller standart şekle dönüştürüldükten sonra elimizi veya parmağımızı hareket ettirmeyi düşünmemiz bile robot kolu harekete geçirir.

 

Çok uzaktaki bir robotu düşünce gücüyle hareket ettirmek mümkün olacak

Fiziksel engelli insanların yaşam kalitesini arttıracak bu teknolojinin geliştirilmesi sayesinde çok uzaktaki bir robotu dahi sadece düşünce gücüyle hareket ettirmek mümkün olacaktır. Beyin dalgalarını algılayan cihazların çözünürlük düzeylerinin arttırılması sayesinde bu sinyaller çok daha yüksek doğruluk derecesinde anlaşılacaktır.

 

İnsan beyni adeta bir kitap gibi okunabilecek

Beyinde aynı anda oluşan sayısız sinyalin çözümlenmesi ve hangisinin ne anlama geldiğinin belirlenmesi sayesinde insan beyni adeta bir kitap gibi okunabilecektir. Beyin dalgalarının algılanmasının yanı sıra, bunların diğer insanlara iletilmesi de artık mümkündür. 

Gerileyen telepati yeteneğimiz

Kısaca, beyin dalgaları sayesinde haberleşme gündeme gelmiştir. Beyin gücüyle haberleşme, diğer bir deyişle telepatinin, konuşma yetisi olmayan ilk insanlarda mevcut olan bir yetenek olduğuna dair görüşler vardır. İnsanlar konuşmaya başladıktan sonra bu yeteneğin gerileyerek kaybolduğu düşünülmektedir. Konuşmadan haberleşmek, diğer insanların düşüncelerini okuyabilmek günümüzde belki de birçok insanın hayallerinden birisidir. Gelişen teknoloji sayesinde yakın bir gelecekte bu hayalin de gerçekleşmesi oldukça yüksek bir olasılık olarak görünmektedir.



Kaynak : Bilim ve Teknik -TÜBİTAK / Temmuz 2010 "Beyin dalgaları" başlıklı yazıda alınmıştır. Resim ve başlıklar yazıya eklenmiştir.



Nahid Sırrı Örik - Bilinmeyen Yaşamlarıyla Saraylılar (e kitap)


Nahid Sırrı Örik, yaşananlara ve yaşayanların tanıklıklarına dayanan yazılarının toplandığı bu kitapta, Osmanlı saray hayatına ve saraylıların özel yaşamlarına dair gün ışığına çıkmamış son derece renkli olayları, kendine özgü anlatımıyla ortaya koyuyor. Neler yok ki bu yazılarda...

Hanım sultanlar, padişah kadınları, cariyeler, gözdeler, damatlar, şehzadeler, padişahlar, evlenmeler, boşanmalar, çapkınlıklar, dedikodular... Hatta Mısır'ın valdepaşaları, kraliçeleri... Saray duvarlarından sızan fısıltılara kulak verin...

http://www.4shared.com/get/7runLpPZ/Nahid_Srr_rik___Bilinmeyen_Yaa.html --

5 Ekim 2010 Salı

Tonla altın alıyorlar.

Neden mi?
Altın her zaman en güvenilir yatırım aracıdır da ondan.
Bu genellikle savaş halinde, ya da savaşa hazırlık olarak yapılır.
Anlayın işte, dünyada kartlar yeniden dağıtılacak.
Beyninizi, ve işlerinizi buna hazırlayın...

-- 
-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~
"Herkes aynı şeyi düşünüyorsa fazla düşünülmüyor demektir." (Walter Lipmann)

Düşüncenin Düşünceli Sözleri

oO-------------------------------------------------------------------Oo

http://orajpoyraz.blogspot.com/

Fıkradır - Gülünecek!.... ::))


 
T
emel iki arkadaşıyla randevuevine gitmiş.
Kapıyı çalmışlar.
Madam  açmış, bizimkiler içeri girmek istemişler, " Durun bakalım..
Ne kadar  paranız var?.." diye sormuş Madam,
" 15 liramız var.." demiş Temel,   "Nee" diye müthiş öfkelenmiş Madam,
"Defolun" demiş " Bu kadar paraya  anca birbirinizi becerirsiniz."
Ve çarpmış kapıyı suratlarına..
Aradan yaklaşık 15 dakika geçmiş, bunlar tekrar çalmışlar kapıyı, "
Yine ne var?.." diye hışımla kapıyı açmış Madam,
" Tamam.. Bitti.." demişTemel, " Ödemeyi nereye yapacağuz?.."

Reşat Ekrem Koçu - Tarihimizden Garip ve Meraklı Şeyler - 29



 
Kaynak:
Reşat Ekrem Koçu
Osman Gazi'den Atatürk'e 600 yılın Tarih Panoraması (1955), Syf 116
Cumhuriyet Gazetesi Eki
 
Eserin tamamını aşağıdaki linkten indirebilirsiniz.
Osman Gazi'den Atatürk'e 600 yılın Tarih Panoraması
86 mb - PDF (resim)
 
Sadece "Tarihimizden Garip ve Meraklı Şeyler" çizimlerini indirmek isteyenler:
11 mb - PDF
 
Kitabı indirmek isteyenler için Not:
Eser hakkında fikir sahibi olunması için hazırlanmıştır.
Tarihimizden Garip ve Meraklı Şeyler, Küçük Notlar ve
konusuyla ilgili başlıklarla kısa yazılarda, ilginç ve güzel bilgiler bulabilirsiniz.
Eskiciden satın alınmış, harap haldeki bir kitaptan hazırlanmıştır.
Bazı sayfalar net okunamaya bilir. Fotoğraf makinesi çekimidir.
Kota sorunu olanlar, kaliteli bir çalışma bekleyenler indirmesin.
 
Aşağıdaki blogdan da inceleyebilirsiniz.