1 Ağustos 2013 Perşembe

15-Rezaletin daniskası!

Analar ağlamasııııın!....
Akan kan dursuuuun!....
Evlatlarımız ölmesiiiin!....
Ölü sevicimisiniiiiiiiiiiiiiz!?.....

Sonra hep beraber içsavaşa tutuşalım.
Nasıl çok tutarlı oldu değil mi?

Oraj POYRAZ


Rezaletin daniskası!

31 Temmuz 2013

Kimse "Bu uydurma bir fotoğraf!
Mizansen!"
filan diyemez.

Kendi seçim bölgesi olan Tunceli'ye giden Milletvekili Kamer Genç, Pülümür'de dağlara dikilen PKK paçavralarını gördü ve fotoğraf çektirerek, ülkemizin ne kadar hazin bir durumda olduğunu kanıtladı!

Tunceli'nin valisi var…

Jandarma komutanı var…

Emniyet Müdürü var…

Askeri birliklerin komutanları var…

Bunların hepsi, Türkiye Cumhuriyeti'ne meydan okumak için hayasızca asılan o paçavraları görüyor, fakat seslerini çıkartmıyorlar.
Neden?

Çünkü, Başbakan Erdoğan'ın talimatı öyle…

"Aman dokunmayın!
Aman açılım süreci bozulmasın!"

Açılımın adı ve amacı, memleket topraklarını terör çetesine teslim etmek midir?

Gezi Parkı olaylarında, silahsız ve savunmasız gençlere karşı orantısız güç kullanan polisi teşvik eden, sert talimatlarıyla kendi vatandaşlarını perişan eden Başbakan Erdoğan, PKK'lılar karşısında kuzu gibi oluyor!
Neden?

Çünkü onların ellerinde silah, bellerinde bomba var!

Kahramanlık destanı (!) yazan "Tayyip Bey'in polisleri", PKK'lı katiller karşısında nedense aynı yiğitliği gösteremiyor!

SONUÇ: Güneydoğu dağlarında Türk Bayrağı yerine, PKK paçavraları dalgalanıyor…

…Ve ülkenin Başbakanı, İçişleri Bakanı, Genelkurmay Başkanı, Bakanları ve valileri buna sessiz kalıyor!

"Açılım" dedikleri şey buysa, lânet olsun açılıma!

TOKMAK-SÖZCÜ


a45UyF587661-201307301451-15
^^^^^ - vvvvv

15-Mehmet Bedri Gültekin - Olmak ya da Olmamak

Metropol'e göre yüzde 13.5, Konsensüs'e göre %10.3 "diğer" var.

Bu önemlidir...
Oraj POYRAZ


Mehmet Bedri Gültekin - Olmak ya da Olmamak

mbgultekin@ip.org.tr

Anketlerde gizlenen "Diğer" kim?

Geçen hafta, üç ayrı kamuoyu araştırma şirketi, son çalışmalarının sonuçlarını açıkladı.
Metropol'ün Haziran'da, Konsensüs ile Sonar'ın ise Temmuz ayında yapmış olduğu araştırmaların sonuçları önemli ölçüde birbirini doğruluyor.

AKP, yolun sonuna gelmiştir

Buna göre AKP'nin seçmen desteği ciddi oranda azalmaktadır.
Metropol % 35.9, Konsensüs % 33.9, Sonar % 41.13 rakamlarını vermektedir.
Sonar'ın yerel seçim ile ilgili olarak yaptığı ankette ise AKP % 34.9'dur.

Bu rakamlar AKP'nin, 2011 yılında yapılan genel seçimlere göre, yüzde 20'ye yakın oranda oy kaybettiğini gösteriyor.

AKP'nin oy kaybı yeni değildir.

2012 yılında, 19 Mayıs ve 29 Ekimlerle birlikte yükselmeye başlayan kitle hareketi ile birlikte AKP de inişi başlamıştır.

Konsensüs Genel Müdürü Murat Sarı'nın da saptadığı üzere Haziran ayaklanması AKP'deki düşüşü hızlandırmıştır.

İmralı açılımının Türkiye'yi parçalanma eşiğine getirmesi, Suriye politikasının fiyaskoyla sonuçlanması, ekonominin duvara dayanması, Ergenekon, Balyoz vb davalarla Türkiye Cumhuriyeti'ne, Türk Ordusu'na ve yurtsever devrimcilere karşı sahneye konan tertibin, artık halkın büyük çoğunluğu tarafından görülmeye başlanması, AKP'deki düşüşün nedenlerini oluşturuyor.

AKP'nin kan kaybı devam edecektir.
Görünen köy kılavuz istemiyor.
Herkes görüyor ve söylüyor.

İktidar ortağı F Tipi Cemaat başta olmak üzere artık herkes AKP sonrasına göre hesap yapıyor.

AKP'yi iktidara taşıyan ABD ve AB'nin bile eleştirilerini yüksek sesle dile getirmeye başlamaları, onların da AKP sonrası için hazırlık içinde olduklarını gösteriyor.

CHP ve MHP

CHP ve MHP'ye ilişkin anket sonuçları ise şöyledir:

CHP: Metropol % 22.7, Konsensüs % 22.2, Sonar % 26.33 (yerel seçim için % 24.5).

MHP: Metropol % 14.5, Konsensüs % 10.5, Sonar % 15.20 (yerel seçim için % 27.4).

Muhalefette olmalarına rağmen CHP ve MHP oy kaybetmektedirler.

AKP'nin kaybettiği seçmenin önemli bir kısmının CHP ve MHP'ye gittiğini de düşünürsek, bu Partilerin seçmen kaybının, gerçekte göründüğünden çok daha ciddi boyutlarda olduğunu görürüz.

CHP için en yüksek tahmini veren Sonar'ın araştırmalarına göre, bu Parti'ye kamuoyu desteği, 2011 genel seçimlerinden sonra sistemli olarak % 19'lara kadar düşmüş, 29 Ekim 2012'de kendini gösteren büyük kitle hareketiyle birlikte yeniden yükselmiştir.

İktidar Partisindeki büyük seçmen kaybına rağmen Meclis'teki muhalefet partileri olarak CHP ve MHP'nin oylarını artırmamaları, tam tersine seçmen kaybı yaşamaları; Türkiye'nin nereye doğru gittiğini anlamak bakımından üzerinde düşünülmesi gereken çok önemli bir olgudur.

Sistemin gizlemeye çalıştığı gerçek

Sistemin, bütün araç ve olanaklarını devreye sokarak gizlemeye çalıştığı gerçek; MHP ve CHP'den kopan, aynı şekilde AKP'den kopup CHP veya MHP'ye gitmeyen bir kısım seçmenin nereye gittiğidir.

Metropol'e göre yüzde 13.5, Konsensüs'e göre %10.3 "diğer" var.
Ama bu "diğer"in kim veya kimler olduğu belli değil!-------------------->>>>>>>>>>>>>

Sonar'ın araştırması çok önemli bir gerçeği gözler önüne seriyor.
Sonar, "diğer"ini % 5 olarak saptamış.

Bunun da % 2'si Saadet Partisi, % 1.93'ü İşçi Partisi, yüzde 1.04'ü ise geriye kalan bütün diğer partiler.

Metropol ve Konsensüs'ün araştırmalarından çıkan % 13.5 ile % 10.3'ü, Sonar'ın açılımına göre düşünürsek İşçi Partisi ve Saadet Partisi'nin daha yüksek oranlarda olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
<<<--------

Kamuoyu araştırmalarının gösterdiği en önemli gerçek budur.

AKP'nin karşısında iktidar seçeneği şekilleniyor ve "Sistem", bütün olanaklarıyla bu gerçeği gizlemeye çalışıyor.

İşçi Partisi

Bütün şirketler, araştırma sonuçlarının bu şekilde çıkmasında halk hareketinin belirleyici olduğunu söylüyorlar.

O halde kimi anketlerde yüzde 15'e dayanan "diğer"in ne anlama geldiğini doğru olarak anlamak için, halk hareketinin "programına" ve "politikalarına" bakmak gerekiyor.

Bütün eylemlerde yoğun olarak Türk bayrağı ve Atatürk posteri taşındı.
Yani halk Milli Devlet'e ve Cumhuriyet Devrimi'ne sahip çıkmaktadır.
İşte program!

"Hükümet istifa" ve "Mustafa Kemal'in Askerleriyiz" sloganları hem mücadelenin biçimini, hem de hedefini ortaya koydu.

İşte politika!

CHP ve MHP halk hareketine soğuk durdular.
Çünkü harekete hayat veren programa karşılar.
MHP, eyleme katılacakları Parti'den atmakla tehdit etti.

CHP, "Mustafa Kemal'in Askerleriyiz" sloganına karşı çıktı.

İşte bu durum, bir yandan CHP ve MHP'nin neden seçmen kaybına uğradığını gösteriyor.
Öbür yandan % 10'ların üzerine çıkmış olan "diğer"i ete kemiğe büründürüyor.

AKP güç kaybederken eriyen oyların bir kısmının tabanını çaldığı Saadet Partisi'ne gitmesi doğaldır.

Şimdi altını çizerek saptamamız gereken olgu şudur:

Sistem'in bütün engelleme ve gözden kaçırma gayretlerine rağmen hâlihazırda en az % 2 ve üstüne çıkmış olan İşçi Partisi, halk hareketinin Partisi olarak siyaset sahnesine ağırlığını koymaktadır.

Önümüzdeki aylarda bu gerçeği çok daha net olarak herkes görecektir.

Çünkü AKP'yi deliğe süpürecek olan halk hareketi büyümeye devam etmektedir.


a45UyF587661-201307301451-15
^^^^^ - vvvvv
--

zaryop:jaro

Hain kisilere vefada bulunmak, Allah'a hiyanette bulunmaktir; hainlere gadretmekse, Allah'a vefa etmek demektir.

Hz.Ali
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com
Ayrilmak isterseniz de :
Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com

Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.



15-Av.Cemil Can - ACILI HABER ÖZETLERİ...

Demokratik yollardan hükumeti istifa ettirmeye teşebbüs etmek darbe suçuymuş.
Buyrun burdan yakın..

Oraj POYRAZ

Av.Cemil Can - ACILI HABER ÖZETLERİ...

Türk Dil Kurumu, padişahımız efendimizin iradesine uygun olarak "darbe" sözcüğünün anlamına "Demokratik yollardan hükümeti istifa ettirme"yi de eklemiş...(1) Böylece bir kelimenin anlamı genişletilerek, "demokratik eylemler" de "suç" haline getirilmiş...
Meclisi toplayıp, AKP iktidarına karşı demokratik muhalefet etmeyi suç sayan yeni bir yasa çıkartmaya gerek kalmadan, tüm muhalifleri "darbeci" olarak yaftalama olanağı elde edilmiş...
Daha önce de "çapulcu" sözcüğünün anlamını değiştirerek, Başbakana duyulan tepkileri yumuşatmaya çalışan TDK'nun, karşı devrimin hizmetinde, halkı aldatmakla görevli olduğu ortaya çıkmış...
Hak etmeden, sırf yandaş ve yalaka oldukları için böyle kurumlarının başına getirilenlerin, çoğu zaman da kendiliklerinden işgüzarlıklar yaparak, ortamı baştaki "führerin" faşist uygulamalarına hazır hale getirdikleri, tarih tekerrür eder gibi bir kez daha görüldü...

***

2005 yılında ticari faaliyetlerini sona erdirmek zorunda kalan Başbakan Erdoğan ile ilgili olarak, o günlerde gazetelere yansıyan haberler özetle şöyleydi: Başbakan Erdoğan'ın mal beyanına göre, Ülker Grubu'nun distribütörlüğünü yapan üç şirketteki hisselerinin değeri anormal bir şekilde artış göstermiş!
Erdoğan, AKP Genel Başkanı olduktan sonra, Ekim 2001'de verdiği mal beyanında, bu şirketlerdeki yüzde 12'lik hisselerinin toplam değerini 120 milyar lira olarak belirtmişti.
Ticari bir "deha" olduğu anlaşılan Erdoğan, 3,5 yılda üç şirketteki hisselerini 923 bin dolara satarak 12 kat gelir elde etmişti...(2) Tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak ve gözetmekle görevli olduğuna inanılan Erdoğan'ın, ekonomik durumunun "bozuk" olması nedeniyle, çocuklarını yakın arkadaşlarından aldığı burs yardımları ile ABD'de okuttuğu biliniyordu!
Bu duruma yüzde yüz inanan "iki kişiden biri", asıl aşağıdaki haberi duyunca afallayacak:

AKP iktidarı ile birlikte gıda sektörünün en büyüğü haline gelen Ülker Grubu, alışılmışın dışında, kendi alanı dışına çıkarak, 2006 yılında Giz Ajans ve Soft Metal adlı iki şirketi üzerinden Arnavutköy, Dursunköy-Karahalil mevkiinde; neredeyse ölü fiyatına, 3.630.300 metrekare arsa toplamış...
Hükümet, 7 yıl sonra 3.hava limanı ile 3.köprünün bağlantı yolunun bu bölgeden geçirilmesine karar vererek, dünyanın en büyük ikramiyesini Ülker Grubu'na çıkartmış...
Ülker, 326 milyon TL bedelle arsalarını TOKİ'ye devretti ve yaklaşık 250 milyon TL kara geçerek, 3.Köprü İhalesinin yapıldığı tarihten sadece bir gün önce iki şirketini de kapattı...
Yapılacak inşaatlardaki ortaklığı nedeniyle ise, elde edilecek toplam kazancının 1 milyar doların üzerinde olduğu tahmin ediliyor...(3)

Yaklaşan seçimlerde, makarna ve bulgur yerine, şekerli Ülker ürünleri dağıtılırsa şaşırmamak gerekir...

***

Devletler ailesi içerisinde hızla itibar kaybeden AKP yönetimindeki Türkiye, sonunda "İmam büyükelçiler" dönemini başlatarak, gizleme gereği duymadan terör örgütleri ile düşüp kalkmaya başlamış...

Bu dönem imamlara, imamlık dışında yaptırılmayan iş kalmamış...

"Suriye'nin kuzeyinde Türkiye'ye dost ve kardeş bir yapı oluştu" diyen BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'tan sonra, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da: "Suriye'deki bütün oluşumlar ve gruplar etnik ve dini ayırım gözetmeksizin Türkiye'nin dostudur" diyerek, PKK'nın Suriye'deki uzantısı PYD ile El Nusra'yı dost ilan etmiş...

PYD Eşbaşkanı Salih Müslim'in, Taraf gazetesine yaptığı açıklamalarından anlaşıldığına göre; Kahire Büyükelçimiz Hüseyin Avni Botsalı'nın daveti üzerine, Mayıs ayında Türk heyeti ile PYD arasında "sınır güvenliği" konusunda bir görüşme gerçekleşmiş...
Botsalı hakkında, Müslüman kardeşler'in liderine kuryelik yaptığı iddiasıyla soruşturma da başlatılmış...
Türkiye'ye davet edilen PKK'nın Suriye'deki kolu PYD'nin Eşbaşkanı Salih Müslim, Türk yetkililer ile yaptığı görüşmelerden sonra şu açıklamayı yapmış: "AKP ile 'özerklik' konusunda anlaştık"...

***

Kılıçdaroğlu'nun "Analar ağlamasın edebiyatı" ile kamuoyuna yutturmaya çalıştığı ve daha sonraki gelişmelerin bilgisi dışında yürütüldüğünü savunduğu "açılım süreci" ile, güya PKK'ya silah bıraktırılacaktı.
Yaşanan gelişmeler sonunda görüldü ki, PKK yönetimi tam aksine daha fazla silahlanacağını ilan etmiş...
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, süreçte silahlı kanadın (HPG) olası bir savaşa karşı hazırlıklı olması ve kendini geliştirmesi gerektiğini" söyleyerek, PKK'nın hiç bir zaman silah bırakmayacağını duyurdu...
Bayık, "Eğer önderliğin koşullarında bir değişiklik olmazsa, karakol, yol ve baraj yapımları durdurulmazsa, çetelerin sayısının artırılmasından vazgeçilmezse, İmralı'da gerçekleşen mutabakat çerçevesinde adımlar atılmazsa; biz, halkımız ve demokrasi güçleri bunları kabul edemeyiz" diyerek tehditlerini sürdürdü...
Ülke sınırları içerisinde "PKK Asiyiş"i yaşama geçirdikten sonra, "Mali Örgüt"ünü de kurup, vergi toplamaya başlayan terör örgütü, şimdi de kaymakamlıklara, kendi atadığı kaymakamlarını göndererek; "Bizden habersiz iş yapmayacaksınız" diye talimatlar yağdırmaya başlamış...
Duymayanlara duyurulur...

***

Y-CHP'nin "analar ağlamasın genel müdürü" Bay Kemal, acaba bu duruma ne diyor...
Hani desteklediği bu süreçte, PKK silahlarını bırakıp çekilecekti, şehit cenazeleri gelmeyecekti, şantiyeler basılıp işçiler kaçırılmayacaktı?
Tam aksine çekilen PKK'lıların yerine daha fazla genç dağlara çıktı.
Örgüt ise hızla silahlanmaya devam ediyor...

Seni ABD elçisi seni...
Nasıl da kandırdın bizi...

***

Öcalan'ın isteği üzerine; İran, Türkiye, Irak ve Suriye'deki Kürtlerin birliğini sağlamak amacıyla Erbil'de toplanan Kürt Ulusal Kongresi, Suriye sınırındaki PYD bayrağını indirip, "birliği" temsil eden bayrağı dikmiş...

Elazığ'ın Arıcak ilçesine bağlı Üçocak beldesinde baraj gölü altında kalacağı için yenilenen karakola, Öcalan posteri ve BDP bayrağı asılmasından sonra, İl Başkanı Zübeyde Zümrüt, bundan böyle karakol açılmasına izin verilmeyeceğini açıklamış...
İmralı'ya giden BDP heyeti de Öcalan'ın basın buluşması yapmak istediğini ve "Taraflar süreci zora sokacak açıklamalardan kaçınmalıdır" şeklindeki isteklerini açıklamış...
Terör örgütü PKK'ya karşı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin "taraf" haline getirilmesi, hiçbir kesimde tuhaf karşılanmıyor artık...

PKK yöneticilerinden Sabri Ok, "Çözüm süreci tek ayakla gidiyor ve bu olacak iş değil.
Sabrımızın bir sınırı var"
diyerek hükümeti tehdit ettikten sonra, "Kürtlerin topraklarında kendi kendini yönetme hakkının olduğunu" söylemiş...
Tayyip Erdoğan ise, Gezi eylemlerinde, polislerin "çok sabırlı" davrandığını söyleyerek, "sabır" konusunda Sabri Oka'a yanıt vermiş...

Bu arada PYD'yi İstanbul'da ağırlayan AKP Hükümeti, Özgür Suriye Ordusu'na bağlı farklı gruplardan 70 elebaşını da (komutan) Gaziantep'te ağırlamış...

***

"BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu", Türkiye'nin Balyoz Davası'nda; keyfi tutuklama, adil yargılama ve savunma hakkına dair üç maddeyi ihlal ettiğini karara bağlamış...
Yargı öyle bir hale getirildi ki, "Gezi Direnişi" nedeniyle gözaltına alınan gençler, doğumlarından önce lağvedilen örgüte üyelikle suçlanmaya başlanmış...

***

Böylesine önemli gelişmeler yaşanırken, ana muhalefet partisi Y-CHP, nedense halkın dikkatini gündemin en geri sıralarındaki konulara çekmek için çırpınıyor!
Y-CHP, bu gelişmeler yaşanırken, "Tüm Dünyanın Nükleer Silahlardan Arınması Gerektiğine İnanıyoruz" bildirisini yayımlamış...
Bildiride; 9 ülkenin tahmini olarak 19 bin nükleer silahı bulunduğunu ve bunların 2 bin tanesinin her an ateşlenebilir durumda tutulduğunu söyleyerek, insanlığı uyarmışmış...

Yeni CHP, CHP'yi ABD'nin Türkiye temsilciliği haline getirdikten sonra, şimdi de Amerika'da yaşayan 500 binden fazla Türk'ün, Türkiye ile "bağlarını güçlü kılmak" ve Washington'daki gelişmeleri daha yakından izleyebilmek amacıyla, ABD'de bir temsilcilik açmaya karar vermiş...

Genel Başkan Yardımcısı Loğoğlu ise, TBMM'nde yaptığı basın açıklamasında; "Suriye'deki gelişmelerin en önemli etkilerinden birinin, Türkiye'de halen içeriğini bilmedikleri çözüm sürecini sekteye uğratabilecek bir gelişme olduğunu, ama Türkiye'nin de bu çözüm sürecinde elini çabuk tutması gerektiğini" söyleyerek, dolaylı olarak Y-CHP'nin sürecin içerisinde olduğunu itiraf etmiş.
Böylece, Kılıçdaroğlu'nun "süreç hakkında bilgimiz yok" şeklindeki beyanları yalanlamış oldu!
İçeriği bilinmeyen bir süreçte, Türkiye'nin elini çabuk tutmasını istemek CHP'nin işi olamayacağına göre, Y-CHP'nin işin içerisinde olduğu bellidir...
Bu konularda Y-CHP'nin gerçek yüzünü, PKK'nın "açılım" çerçevesinde çıkartılmasını istediği yasaların derhal çıkartılması için Meclisin toplanmasını isteyen gölge genel başkan Sezgin Tanrıkulu'nun tutumundan öğrenmek daha isabetlidir...
Hiç değilse o yalan söylemiyor!
Bay Kemal'in artık ciddiye alınacak bir yanı kalmamış...
Genel başkanlığa Tanrıkulu daha çok yakışıyor...

Değişik dini cemaatlerin temsilcileri ve ilahiyatçılarla iftar yemeğinde buluşan Bay Kemal, CHP'nin karşı çıkacağı gerekçesiyle, kuran kursu öğrencilerine paso verilmemesine: "Kuran kursu öğrencisi öğrenci değil mi?
Tabii ki pasosu olacak.
Başvuruyu biz yapalım"
diyerek, aklınca bir çözüm getirmiş...
AKP'nin puan kaybetme endişesi ile yapmaktan çekindiği bütün işlerin önünü görev gereği hep Kılıçdaroğlu açıyor...
Paso işinde fena halde duvara toslamış...

***

Tüm bu rezillikleri halkın gözünden kaçırmak için, iktidar ve muhalefet adeta el birliği ile gündemi değiştiriyor...
Hamilelerin sokağa çıkmasını "terbiyesizlik" olarak nitelendiren, sözüm ona "tasavvuf düşünürü" Ömer Tuğrul İnançer adlı zevzeğin tekini, AKP hükümeti bu nedenle Devletin televizyonlarında konuşturuyorlar...(4)

Av.Cemil Can

DİPNOTLAR.(1) Bir ülkede baskı kurarak, zor kullanarak veya demokratik yollardan yararlanarak hükümeti istifa ettirme veya rejimi değiştirecek biçimde yönetimi devirme işi.(http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.51f4c80cbfeae2.48430295.

(2) http://haber.gazetevatan.com/0/47925/2/ekonom.

(3) http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/23573-bu-ne-sessizlik.htm.(4) https://eksisozluk.com/omer-tugrul-inancer--954039




a45UyF587661-201307301451-15
^^^^^ - vvvvv

--

zaryop:jaro

Sursum corda!
Kalpler yukari! (cesaretlendirme amaciyla soylenir)

Latin Atasozu
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com
Ayrilmak isterseniz de :
Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com

Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.