zaryop:jaro KARASEVDA . . . . . . Bir kere sevdaya tutulmaya gor; Ateslere yandiginin resmidir. Asik dedigin, Mecnun misali kor; Ne bilsin alemde ne mevsimidir. Dunya bir yana, o hayal bir yana; Bir mesaledir pervaneyim ona. Altinda bir omur donedolana Agladigim yer penceresi midir? Bir koseye mahzun cekilen icin, Yemekten icmekten kesilen icin, Sensiz uykuyu haram bilen icin, Ayrilik olumun diger ismidir
Ümit Özdağ'dan bomba analiz : Türk subaylarına yeni operasyon kapıda !
Özdağ'dan kritik analiz...
2007'den buyana Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına karşı devam eden karalama, yalan, iftira, tutuklama ve yargılamalar, son aylarda yeni bir aşamaya ulaşmıştır.
Gazeteci Saygı Öztürk'ün 30 Ekim 2013 tarihli Sözcü gazetesinde de açıkladığı gibi özellikle son aylarda 1992-1995 yılları arasında Güneydoğu Anadolu'da PKK'ya karşı mücadele eden Jandarma Genel Komutanlığı'nda mensubu 200 civarında subay hakkında faili meçhul cinayetler iddiası ile davalar açılmıştır.
Önümüzdeki günlerde bu davaların sayısında hızla bir artış olacaktır. Nitekim 2 Kasım 2013 tarihli Taraf gazetesi "Fırat'ın doğusu on savcıya kaldı" başlığı ile verdiği haberde 10 savcının 10 bin faili meçhul dosyasını bölüştüklerini belirtmekte, aynı haberde Diyarbakır Baro Başkanının da bu gelişme karşısında önemli bir gelişme dediği görülmektedir.
Bu iki haber konuyu yakından izleyenlerin aklına derhal 10 Haziran 2012 tarihli Taraf gazetesinde Emre Uslu'nun "Güneydoğu Anadolu'da görev yapan askerler ve polisler savaş suçlusu olarak yargılanacak" başlıklı yazısını getirmektedir.
Emre Uslu anılan yazısında "Güneydoğu Anadolu'da görev yapan askerler ve polisler savaş suçlusu olarak yargılanacak" cümlesinin Oslo'da yapılan görüşmelerde PKK ile MİT arasında mutabakat metninde yer aldığını ve görüşmelere katılan hakem devlet tarafından imzalanarak kasasına kaldırıldığını ifade etmektedir.
Emre Uslu tarafından ortaya atılan bu iddia Hükümet veya MİT tarafından yayınlanmamıştır.
Çünkü, bu iddianın belgesi MİT soruşturmasını yürüten savcıların elindedir. Nitekim, Emre Uslu bu hususu şöyle devam etmektedir: "Bu ifade MİT krizini tetikleyen belgelerin içindeki, MİT-PKK mutabakatlarında yer alan, devlet kayıtlarına girmiş bir ifade" Emre Uslu tarafından ortaya atılan bu büyük iddia konusunda basın anlaşılmaz bir suskunluk içine girmiştir.
MHP bu gelişmeyi yakından takip etmiş, Grup Başkan vekili Oktay Vural konuyu kamuoyunun gündemine taşımıştır. MHP Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri, 12 Haziran 2012'de bir soru önergesi ile hükümetten bilgi istemiştir.
Türk subay ve polislerine karşı ancak Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra işgal güçlerinin uyguladıkları kapsamda bir tutuklama dalgasının planlandığı ilk gündeme getiren Emre Uslu'dan da önce 19 Kasım 2010'da Habertürk gazetesinde Fatih Altaylı "Terörü bitirmek için protokol imzalandı mı?" başlıklı yazısında dile getirmiştir. Altaylı şöyle demiştir: "PKK'nın yaptığı infazlar ile son 25 yılda Güneydoğu'da resmi görevlilerin terörle mücadele adı altında yaptıkları hukuksuz eylemleri araştıracak bir Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulacak. PKK bu komisyona istediği bilgileri verecek, arşivlerini açacak. İlgili devlet görevlileri de ifade verecek"
Yeniçağ gazetesinde Yavuz Selim Demirağ ise durumu daha da açık bir şekilde ortaya koyan gazeteci olmuştur. Yavuz Selim Demirağ, 2 Aralık 2010'da Yeniçağ gazetesinde yazdığı "JİTEM Dalgasıyla terhis" başlıklı yazısında şu tespitleri yapmıştır: "Obama'ya yapılan şikayette, "17 bin faili meçhul" rakamını ortaya atanlar, İmralı'dan gelen 'Hakikatleri Araştırma Komisyonu' emri ile Güneydoğu'da terörle mücadele eden askeri personelden intikam alma planını uygulamaya koymak için düğmeye bastı. Yandaş medya görevi erkenden yüklenip "JİTEM Dosyası" haberleri ile ortalığı ısıtıyor. Haziran 2011 seçimlerinde Doğu ve Güneydoğu'dan daha fazla oy almayı planlayan AKP hükümeti, askere vurdukça prim kazanma mantığı ile yüzlerce subay-astsubayın tutuklanmasını sağlayacak yeni bir davanın açılması hazırlığında. Üstelik bu defa dokunulmaz zannedilen eski Genelkurmay Başkanları'na kadar götürecekler işi. Emekli olurken bile direnen İlker Başbuğ için şu günlerde üflenen "İfade verecek... Yargılanacak" yoklamaları sözde JİTEM davası ile taçlandırılmış olacak. Zira İlker Başbuğ, Diyarbakır Kolordu Komutanlığı gibi terörle mücadelede etkin birliklerin başında bulunmuştu... Neredeyse 30 yıldır devam etmekte olan mücadelede kim görev aldıysa peşinen " zanlı" sayılacak. Teğmenliğinde, yüzbaşı, binbaşı, albay, generalliğinde sorumluluk sahibi kim varsa teker teker çağrılacak... Mevcut komuta kademesindekilerin bir an önce tasfiyesi, emekli edilmesi, görevden alınıp üniformalarının çıkarılmasıyla yetinilmeyip tutuklanmaları bile sağlanacak"
12 Mart 2011 tarihinde yazdığı "14 Mart düğün davetiyesi" başlıklı yazısında Demirağ şunları söylüyor: "Ömürleri terörle mücadeleyle geçmiş askerler Hasdal'da neredeyse üst üste yatıyor. 100 metreyi bile bulmayan koğuşlarda 36 kişi ranzalar arasında yürüyecek yer bulamıyor. Yıllar boyu dağlarda, çadırlarda yattıkları için onlar şikâyetçi değil(…. )toplamda 130 kişilik kapasitesi olan Hasdal Askeri Cezaevi yetmediğinden, önümüzdeki günlerde başlayacak yeni dalgalar için hazırlık yapmak zorunda kalıyorlar. Yeni inşaat yerine mevcut barakaları tadil ederek cezaevi sınırlarına dâhil edip tel örgüleri genişletiyorlar. Yani Hasdal'da hummalı bir çalışma var. (...) JİTEM dalgası adı altında önümüzdeki günlerde terörle mücadele eden askeri birliklerin komutanlarına Hasdal'da yer açılıyor"
17 Şubat 2011 tarihli "Bin subay" başlıklı yazısında Demirağ şöyle demektedir: "Şu anda yüzde 10'u hapiste olan general sayısı yüzde 50'nin üzerine çıkarılacak. Uzman çavuşu, astsubayı, yüzbaşısı, albayına kadar binlerce subay, astsubay gözaltına alınıp terhis işlemi kısmen başarılacak. Bu arada Güneydoğu'da PKK'nın kontrolündeki oylar hedeflenip, İmralı'daki caninin 'Hakikatleri Araştırma Komisyonu' talebi yerine getirilmiş olacak"
6 Ocak 2012'de Genelkurmay Başkanı Org.İlker Başbuğ tutuklanmıştır. 9 Mayıs 2013'de TBMM'de AKP ve terör örgütü PKK'ya müzayir bir partinin katılımı ile "TBMMToplumsal Barış Yollarının Araştırılması ve Çözüm Sürecinin Değerlendirilmesi" komisyonu kurulmuştur. Böylece Abdullah Öcalan'ın isteği kısmen yerine getirilerek bir TBMM komisyonu kurulmuştur. Taraf gazetesi 16 Ocak 2011'de bu komisyonun kurulacağını MİT aracılığı ile terörist başı Abdullah Öcalan'a bildirildiğini duyurmuştur.
Bu komisyonun adı bile PKK'ya teslimiyetin göstergesidir. Türkiye'de toplumsal barış ile ilgili bir sıkıntı yoktur. Türkiye 1984'den buyana PKK terörü ile devlet güçleri arasında devam eden bir çatışma vardır"Toplumsal barış" dediğiniz zaman, Türk toplumunun bir kesimini PKK'nın temsil ettiğini zımnen kabul edersiniz ki, AKP bunu yapmıştır. Bu komisyonun başkanı Naci Bostancı, BDP'ninTBMM Çözüm Sürecini Araştırma Komisyonu'nda terör örgütü elebaşıAbdullah Öcalan ve Kandil ile görüşülmesiniistemesine de "olabilir" cevabını vermiştir. Öte yandan binlerce faili meçhul cinayet iddiası ile Türk subayları ile ilgili davalar açılmaya başlanarak PKK'nın talepleri karşılanmaya başlamıştır.
Olayların akışı ve eldeki bilgiler AKP Hükümeti, Oslo'da PKK ile hakem devlet gözetiminde yaptığı müzakereler neticesinde Güneydoğu Anadolu'da PKK ile mücadele eden Türk subaylarının ve polislerinin yargılanacağına dair bir uzlaşma yaptığını ve bu uzlaşmanın hakem devletin kasasına imzalanarak girdiği anlaşılmaktadır.
Anlaşılan MİT müsteşarını sorgulamak isteyen savcılar bu belgelere ulaşmışlardır. Önümüzdeki aylarda Türk Ordusuna ve subaylarına yönelik çok kapsamlı yargılama ve tutuklama davalarının geldiği anlaşılmaktadır.
Selcan Taşçı: Siz mi Silivri'ye gidersiniz; Silivri'dekileri mi getirirsiniz!
30 Kasım 2013
Siz şimdi, devletin "kozmik oda" sına girilirken endişelenmediniz; ülkenin en mahrem "milli güvenlik"bilgilerine, belgelerine "üç tanesi 10 lira haaanııım" tezgâhına üşüşen kadınların iştahı, şehvetiyle dalanların "yapabileceklerinden" ürkmediniz de, MGK kararının yayınlanması mı "devlet sırları"nın ifşası korkusu yarattı?
Hadi oradan…
Ortada "devlet" bıraktınız ya "sırrı" eksik kaldı!
"Suç"muş;
Haklarında iddianame bile bulunmayan insanların isim isim, resim resim yargısız infazını yapmak suç değil miydi?
Devletin en stratejik, en yüksek güvenlikli olması gereken kurumlarının "kevgire" döndüğünü gösteren o "bavul"un teyitsiz doğru-ymuş gibi- yayını suç değil miydi?
Bugün size yaptığını, dün başkalarına yaparken "yılın gazetecisi" seçmediniz mi siz bu bavulcuyu; ödüller vermediniz mi; ekran ekran gezdirip çanakçılığını üstlenmediniz mi?
Abdullah Öcalan'ın yargılanmasında dahi -elde yeterince bilgi, belge, kayıt olmasına karşın- özenle korunan "özel hayatın gizliliği"ni bu ülkenin saygın akademisyenleri, gazetecileri, subayları, iş adamları, siyasileri söz konusu olduğunda siz, kendiniz ihlâl etmediniz mi?
Bir kadın meslektaşımızın -mecaz değil- bayağı evindeki kirli çamaşırlarına kadar yayınladınız; bu suç değil miydi mesela!
Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde girilmedik karargâh bırakmadınız, didiklenmedik evrak bırakmadınız; bir de üzerine gittiniz "öğrendikleriniz" konusunda Amerikan Büyükelçiliği'nde brifing verdiniz; o zaman aklınıza gelmedi mi"devlet sırları"nı hem de "dış güçler"le paylaşmanın "vatana ihanet" boyutunda "suç" olduğu!
Bir hafızanızı zorlayın bakalım, 8 yıldır fiilen zulmettiğiniz insanlar en çok ne diye uyardı sizi;
Gün gelir sizin de adalete, hukuka ihtiyacınız olur demediler mi?
Hangi hukuka sığınacaksınız şimdi?
Kağıt üzerinde -hadi becerdiniz- istediğiniz kararları çıkarttırdınız, susturdunuz, kararttınız; iyi de bu "çifte standarttan" sonra katmerli suçlu sayılmayacak mısınız toplumun vicdanında yapacağı yargılamada?
İmzalamışlarmış da uygulamamışlarmış!
Yahu bırakın uygulamayı, üzerinde imza bile olmayan kağıt parçalarını "suç delili" sayıp ömrünü vatana hizmetle geçiren insanları müebbetlere mahkum ettiniz siz!
İmzaları bile yoktu "uygulayacaktın" diye delil saydığınız sözde darbe planlarının altında!
Sizin bir de "imzanız" var; eee ne olacak şimdi?
Siz mi Silivri'ye gideceksiniz; yoksa Silivri'dekilerin (Hasdal, Mamak, Hadımköy, Maltepe'dekilerin..) itibarlarını iade mi edeceksiniz?
Ya telafisi mümkün olmayan onca yılın ve o yıllar boyunca yaşanan acıların, kayıpların vebali?
Yüzlerce insanı "ya yapsaydın", "ama yapmayı düşündün" diye "aklından geçirmiş olmak" gibi ucube bir suç tanımı icat ederek çürüttünüz madem; mecbursunuz, birini seçeceksiniz!
Allah'ın sopası yok; öyle ibretlik vesilelerle çıkıyor ki karşınıza, demokrasi diye yutturduğunuz şeyin aslen "haksızlıklar ve hukuksuzluklar rejimi" olduğunun delili de, o rejimin temeli olan "bavul"dan çıktı iyi mi!
İhsan Dağı dün "geldikleri gibi giderler" demeye getiriyordu; sızdırma belgeler, yasadışı servisler, kasetler, tehditler, medya linci, yargısız infaz, haysiyet cellatlığıyla devleti ele geçirenler de -karşılıklı- aynı yolla tasfiye edilecekler; bir tür doğa kanunu gibi bir şey bu!
zaryop:jaro DEGISIK . . . . . . Sen her gun baska bir guzel olsan Ben her gun baska bir asik Her goz goze gelisimizde Yildirimla vurulmus gibi olsak Yepyeni bir ask olsa aramizdaki Her seferinde Ne harika olurdu yasamak Hele evlilik Sen her gun baska bir guzel olsan