4 Kasım 2017 Cumartesi

Evrim Teorisine Dair Mitler-3: "Evrim Yalnızca Bir Teoridir!"

 


Evrim Teorisine Dair Mitler-3: "Evrim Yalnızca Bir Teoridir!"

Şubat 13th, 2016

Kısa Cevap: Evrim Teorisi; tabiki bir teoridir.

"Evrim Teorisi yalnızca bir teoridir."

Eğer evrime karşı bir üfürme söz konusuysa bu cümleyi mutlaka duyarsınız. Fakat gerçeklerden hiçbir şey kurtulamaz. Ve aslına bakarsanız cümlenin kendisi teknik olarak doğrudur. Evet; evrim teorisi, tabiki bir teoridir. Kim inkar edebilir ki? Ancak eminiz ki; sabır gösterip yazımızı sonuna kadar okuyacak insanların içerisinden; "hayır, evrim teorisi bir teori değildir" diyenler de çıkacaktır 🙂 En azından Evrim Teorisi'ne dair bir miti (yanlış anlama) ortadan kaldırmayı amaçlarken, bir başka bilimsel terime dair kavram yanılgısını ortadan kaldırmış olacağız; bu bile bizi mutlu edecektir.

Teori (Kuram) Nedir?

Öncelikle bu cümleyi kuran insanlar, esasında; bilimde kullanılan bir kavramın anlamının, bu kavramı günlük hayatta kendilerinin kullanımından farksız olduğunu düşünür. İşte iplerin koptuğu yer; tam da burasıdır.

Akılda tutulması gereken en önemli şey -ve yazımızın da konusunu oluşturacak şey-; Günlük hayatta kullanılan "Teori" kelimesinin tanımı, bilimsel tanımdan farklıdır.

Yaygın kullanımda, teori kelimesi genellikle "tahmin", "düşünce" ya da "özsezi" anlamında kullanılır. Ancak, bilimsel kavramlarda ise durum böyle değildir.

Bilimsel literatürde: Teori; mevcut koşulların bazı özelliklerinin açıklanmasıdır ve bilimsel teoriler için temelde üç gereklilik söz konusudur:

  1. Delillerle desteklenir.

  2. Test edilebilir ve yanlışlanabilir.

  3. Yeni tahminler oluşturmak için kullanılabilir.

  4. Teoriler Bilimsel Delillerle Desteklenir

İlk gerekliliğin de gösterdiği üzere; bilimdeki "teori" kelimesi, bir "tahmin", "önsezi" ya da buna benzer bir anlama gelmemektedir. Oysa, bilimde kullanılan teori kavramı; delillerle güçlü bir şekilde desteklenmiş bilimsel açıklamalara verilen isimdir. Ve biraz olsun bilim eğitimi almış bir kimse çok iyi bilir ki; bir bilim insanı, bir objenin ya da olayın sebeplerini açıklamak istediğinde, önce gözlem yapar, gözlemlerine ve bilgiye dayalı bir tahminde (educated guess) bulunur ve bu tahmine hipotez denir -burada hipoteze dair de kavram yanılgılarını yıkmış olmayı umut ediyoruz–. Kurulan bu hipotez; sonrasında, deneylerle ve gözlemlerle test edilir ve ancak ve ancak yeteri kadar delille desteklenir ve konu edildiği testleri tekrar tekrar geçebilirse, teoriye dönüşür. Evrim Teorisi, işte bu standartları başarıyla geçerek: doğal dünyanın yaklaşık 200 yıldır süren bilimsel çalışmalarındaki hiçbir testte başarısız olmamıştır ve dahası sürekli olarak da teoriyi destekleyen deliller artmaktadır.

Bilimin, yapısı gereği işleyişine fizikten örnek verelim: Fizik yasası, evrendeki bir olayın açık bir saptamasını yapar. Örneğin Enerjinin Korunumu Yasası (Yalıtılmış bir sistemdeki toplam enerji miktarı değişmez) veya Coulomb Yasası (Elektrik yüklü iki nesne, birbirlerine yüklerinin çarpımı ile doğru orantılı, aralarındaki uzaklığın karesi ile ters orantılı kuvvet uygular) ya da Newton'un Evrensel Çekim Yasası gibi. Fizik kuramı ise evrende gerçekleşen olayların ardındaki mekanizmaları, süreçleri, neden-sonuç ilişkilerini (bütünüyle veya kısmen) açıklar. Kuramın deneysel destek bulması, o kuramın ilgilendiği yasanın işlemesini sağlayan sürece ilişkin kuramsal tahminleri doğrulamış olur. Ama yasa yasadır, kuram da kuram. Deneylerle yanlışlanan kuramlar tarihe gömülürken, doğrulananlar güvenilirlikleri ile bilim dünyasında var olur ama "yasaya dönüşmeleri"nden söz edilemez. Çünkü zaten bir yasanın ardındaki sürece istinaden kurulmuşlardır. Örneğin Newton, Çekim Yasası ile kütlelerin birbirini çektiğini ortaya koydu. Fakat neden ve nasıl bir mekanizma sonucu çektiklerine ilişkin açıklama, Einstein'ın Genel Görelilik Kuramı ile geldi.

Test Edilebilir ve Yanlışlanabilir

Gelelim ikinci gerekliliğimize: Bilimsel bir teori; -en azından temelde- test edilebilir ve yanlışlanabilir olmalıdır. Yanlışlanabilir olmalıdır evet. Bilimin doğasında yanlışlanabilirlik vardır ve bilimi değerli kılan gerçeklerden birisi de budur. Bilim yanlışlanabilirdir, ancak bilimi yanlışlayacak olan da bilimin kendisidir. Eğer ki; bilimsel bir hipotezi yanlışlayabilecek bir bilimsel test varsa ya da yanlış olduğunu gösterebilen bilimsel bir veri varsa (tek bir veri dahi olsa) o hipotez bilimsel literatürde "teori" adını alamaz. Evrim işte bu gereklilikleri karşılayarak teori ünvanını almıştır. Örneğin; her bir yeni fosil ya da tür keşfi; evrimin bir testidir. Eğer ki; yeni keşfedilen bir tür, tüm canlıları sınıflandırmak için kullanılan "iç içe ağaç" kalıbına uymuyorsa ya da kaya tabakalarında bulunan bir fosil bu ağaçta bulunan diğer örneklerden büyük oranda farklıysa, Evrim Teorisi işte tam bu sırada büyük oranda değişebilir.

Teoriler Yeni Tahminler Oluşturmak İçin Kullanılabilir

Son gereklilik: Bilimsel teori, gelecekte yapacağımız yeni keşiflere dair bir tahmin oluşturmada kullanılabilir. Herhangi bir insan bir dizi gerçekliği açıklayan bir hipotezi yeniden düzenleyebilir; yani, biz bu hipotezin organize ilkelerini alabilir ve bu ilkeleri yeni bir delilin ya da henüz bilinmeyen bir fenomenin varlığını ortaya çıkarmada kullanabiliriz. Eğer böylesi tahminler yapılamıyorsa, ya da yapılabiliyor ancak yanlış olduğu gösterilebiliyorsa, demek ki; hipotezimiz, teori kualifikasyonlarını karşılamıyordur ve reddedilmelidir. Evrim, inanılmaz bir tahmin yetisini elinde bulundurur –evrimin gelecekte nasıl olacağına dair bir tahmin geliştirmek olarak anlaşılmasın, çünkü bu durum henüz tahmin edilemeyen birçok şans faktörüne dayanıyor, fakat yeni keşiflerin hayat ağacına nasıl yerleşeceğine dair tahminler olarak ele alınabilir. Örneğin, bir fosil serisine ait bir parçayı elimizde bulunduruyorsak, kaya kayıtlarında bu serinin diğer parçalarının da bulunacağına dair güvenilir bir tahmin geliştirebiliriz. Küçük bir örnek olması açısından; 1997 yılı Ocak ayında Talk Origins'de modern karıncaların atalarının nerede bulunabileceğine dair örnek bir tahmin. Burada da daha sonradan doğrulanan tahminlerin bir listesini görebilirsiniz.

Öte yandan, madem kavram yanılgılarını ele almaya başladık; uzun süredir yazmayı düşündüğümüz bir başka büyük yanılgıyı da bu yazımız içerisinde ele alalım.

Teori ve Kanun (Yasa)

"Teoriler daha fazla bilim insanı tarafından kabul edilirse kanun/yasa olurlar"

"Teoriler kanıtlanırsa, kanun/yasa olurlar."

İki cümle de tamamen yanlıştır! Öncelikle bilimsel teori ve bilimsel yasa kavramları birbirlerinden farklı kavramlardır. Bilimsel yasalar; doğal dünyanın bazı özelliklerinin tanımıdır, yani bilimsel yasalar tanımlamalardır. Yukarıda da belirttiğimiz üzere; teoriler ise doğal dünyanın bazı özelliklerinin açıklamalarıdır. Yani, kanunlar/yasalar tanımlama (description), teoriler ise açıklamadır (explanation). Kanunlar doğal dünyanın bazı özelliklerini tanımlarken, bu özelliklerin açıklamasını ise teoriler yapar. Örneğin, Newton'ın Yerçekimi (Kütleçekimi) Yasası şunu söyler; iki nesne arasındaki çekim kuvveti, bu nesnelerin kütlelerinin çarpımıyla doğru orantılı, aralarındaki uzaklığın karesiyle de ters orantılıdır. Yani yasa; olan durumun ne olduğunu söyler (tanımlar), fakat yerçekiminin neden olduğunu ya da nasıl işlediğini açıklamaz. Oysa, yerçekiminin (kütleçekimi) teorisi ise, örneğin; Einstein'ın Genel Görelilik Teorisi; bu durumun neden/niçin meydana geldiğini açıklar. Astronomideki Hubble Yasası şunu söyler; astronomik nesnelerden gelen -gözlemlenen- kırmızıya kayan ışık; bu nesnelerin Dünya ile arasındaki mesafeyle orantılıdır; Büyük Patlama Teorisi ise; evrenin genişlemekte olduğunu söyleyerek bu gözlemi açıklar. Biyolojideki, Mendel'in Kalıtım Yasaları; özelliklerin (karakterlerin) anne ve babadan yavrulara nasıl geçtiğinin belirli örgülerini tanımlarken, moleküler genetik teorileri; bu gözlemleri, kromozom, gen ve DNA yapılarına dayandırarak açıklar. Yani; teoriler daha fazla delille desteklendiğinde yasa haline gelmezler. Bilakis, teoriler ulaşılabilen "en yüksek" noktadır ve bilimin her alanında teorilere ulaşma gayesi vardır. Eğer ki; bilim, yalnızca yasaların keşfedilmesini içerseydi, bazen aşağılamak için kullanılan bir deyim olan "pul koleksiyonculuğu" aktivitesi olarak kalırdı: Doğal fenomenleri, onları açıklamaya dair herhangi bir çaba göstermeden listele gitsin.

Öte yandan, genellikle bilim insanları tarafından ifade edilmemiş olsa da; yaşayan organizmaların zamanla değiştiğini ifade etmek için "Evrim Yasası" kavramı kullanılabilir. Bu değişim; hem fosil kayıtlarında hem de günümüzde bir jenerasyondan bir diğerine gözlemlenebilir. Evrim Teorisi; bu genel örüntünün yanı sıra, canlı organizmaların rastgele mutasyonlar ve doğal seçilimden kaynaklı olarak farklı üreme başarılarını deneyimlediğini söyleyerek belirli ayrıntıları açıklar. Ve dahası, evrimi destekleyen deliller o kadar güçlüdür ki; biyologlar, evrimi; genellikle sorgulanamaz ve açık bir gerçeklik (Güneş Merkezlilik ya da Yerçekimi gibi ) olarak isimlendirir. Böylece de; evrim hem teori hem de bir gerçek olarak ifade edilir.

Uygulanabilen her testi başarıyla geçmiş, güçlü delillerle desteklenmiş, çok sayıda doğrulanmış tahmin yapabilmede kullanılmış, dünyanın bazı özelliklerinin bir açıklaması: İşte evrimin durumuna dair tutarlı bir tanımlama. Yani evrime karşı bir argüman olarak "yalnızca bir teori" söylemi; evrime karşı değil esasında evrim için bir argümandır 🙂 Yalnızca çok güçlü, test edilmiş bilimsel düşünceler bu ünvanı elde ederler.

Son olarak, bu yazımız kapsamında da ifade ettiğimiz gibi; evrimi, "yalnızca bir teori" olarak isimlendirmek geçerli bir itiraz değildir, fakat evrimi daha da saygın yapan bir tanımlamadır.

207. yaş gününde, bir kez daha; iyi ki doğdun Charles Darwin ! Doğal seçilimin bütün aydınlığı ve berraklığıyla evrim yürüyor diyerek bitirelim.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

  • American Association for the Advancement of Science (1993). Benchmarks for science literacy. New York: Oxford University Press

  • Camphell, J. (1968). What is science? New York: Dover Publications.

  • Carey, S. S. (1994). A beginners guide to scientific method Belmont, CA: Wadsworth Publishing Company.

  • Horner, J. K. & Rubba, P.A. (1979) The laws are mature theories fable. The Science Teacher, 46 (2), 31.

  • Horner, J. K. & Rubba, P.A. (1978) The myth of absolute truth. The Science Teacher, 45 (1), 29-30.

  • Pearson,. K. (1937). The grammar of science. London: Dutton.

  • Rhodes, G. and Schaible (1989). Fact, law, and theory: Ways of thinking in science and literature. Journal of College Science Teaching, 18(4), 228-232 & 288

  • Sonleitner, F. J. (1989, Nov/Dec). Theories, laws and all that. National Center for Science Education, Newsletter, 9(6), 3-4.

  • Galus, P. J. 2003. A testable prediction. The Science Teacher, 70(5):10.

  • http://bilimfili.com/evrim-teorisine-dair-mitler-3-evrim-yalnizca-bir-teoridir/


a45UyF587661-161202202119 Oraj Poyraz At Openmail oraj.poyraz@openmail.cc
2017/04/06  13:44 2  65  alelma@yahoogroups.com


 


Biz kiz ask icin evlenmeli ve onu bulana kadar evlenmeye devam etmelidir.

Zsa Zsa Gabor

Ingiliz ulusuna karsi besledigim sevgi ve hayranlik duygularimi babam Sultan Abdulmecit ten miras aldim.
Umidimi Allah tan sonra Ingiltere ye bagladim.

VAHDETTIN (Osmanli Padisahi) - 15.10.1920

Cocuklar Bayrami Hak Edecek Ne Yapti?

24 Temmuz 2013

23 Nisan ulkemizde Cocuk Bayrami olarak kutlaniyor. Peki cocuklar boyle bir bayrami hak edecek ne yapti? Bir basarilari vardi da biz mi gormedik? En buyuk basarilari yemegini bitirmek olan bir gruptan bahsediyoruz.

Cocuklara boyle bir bayram vermek gereksiz. Cocuklara her gun bayram zaten. Her gun parkta, bahcedeler. Ekstradan bir bayram vermenin manasi ne? Sanirsin ki yil boyunca santiyede calisiyorlar, sanirsin ki siva yapiyor, cimento tasiyorlar... Butun yaptiklari cikolata yiyip cam cerceve indirmek.

O SIIR DINLENECEK

Cocuklar gulsun diye... Bak sen! Cocuklar zaten guluyor. Neye gulduklerini bilmiyorum ama guluyorlar. Hatta en berbat esprilere bile guluyorlar. Gecen gun yegenime Sana Japon taklidi yapayim mi deyip gozlerimi cekik hale getirdim, gulme krizine girdi. Bu mudur yani? Sen buna gulersen ben neden iyi espri yapmak icin kendimi kasayim ki? Kalite yerlerde ama kahkahayi basiveriyor. Dolayisiyla cocuklar gulsun diye bayram vermenin manasi yok.

En uzuldugum de Meclis in acildigi bu ozel gunun cocuk bayrami yapilmasi. Meclis in acilmasinda cocuklarin ne gibi bir katkisi var acaba? Demokrasi isteriz deyip yuruyus mu yaptilar, miting mi duzenlediler? Onu birak, Meclis in acildigi gun neredeydiler? Dur yerleri de biz silelim, su sandalyeleri de biz tasiyalim deyip bir isin ucundan tuttular mi? Hayir. Tam tersine ayakbagi olmuslardir. Pek cok milletvekilinin uykusuz gecelerinin sebebi bu keratalardir.

Ote yandan bayram veriyorsun vermesine ama keratalar eglenmiyor ki? Neymis, sira sira dizilip saatlerce kotu siirler dinlemek cok $ikiciymis. Bak, bak!

Ben sana bu bayrami veriyorsam sen de o siraya girip o siirleri pasa pasa dinleyeceksin arkadasim! Begenmiyorsan geri ver bayrami. O istiyor ki cebine bir 10 lira koyalim, istiyor ki cikolata verelim, seker verelim.

Istiyor ki bir degil iki degil tam 5 kavanoz bal verelim, ustelik polen de hediyesi olsun. Yok oyle yagma!

GOZUN DOYSUN GOZUN

Peki kendilerine bir bayram verilen cocuklari gercekten taniyor muyuz? Cocuk dedigimiz insanlar kavgaci, gecimsiz, bencil tipler. Bir oyuncak alinmadi diye ortaligi birbirine katabilecek canlilardan soz ediyoruz burada. Tatmin olsalar neyse... Bir kilo cikolata versen ellerine, oburunun elindekine goz dikecek kadar da acgozluler. Ben Ayse nin cukulatasini da istiyommmm! Gozun doysun, gozun! Ayrica Istiyom ne? Cukulata ne? Guzel Turkcemizi mahveden de maalesef bunlardir.

Cocuklar bu 23 Nisan da eglenmek yerine oturup bir dusunsunler. Yedigi onunde yemedigi arkasinda olup da bu kadar sorun cikaran baska bir canli var mi? Ote yandan biz yetiskinlere bakiyorum, gercekten de cok olgun insanlariz. Onlar gibi degiliz. Burada cocuklarin Caillou sapkalarini onlerine koyup bir ic muhasebesi yapmalari gerekiyor. Nerede yanlis yaptiklarini ve hayatin cikolatadan ibaret olmadigini anlamalari lazim. Ama maalesef bundan cok da umitli degilim.

http://beyinsizadam.net/
lukasaluka@gmail.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/










BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo LiteCoin URL:   LTtsCJ2mLUXLLs8v5US8w5zQeq66eakPtU

NameCoin URL       :  N7wbJyxqoueznDHu9tnu56y1V7B9P1Phs4
FeatherCoin URL     :  6rHGzeMefFvzqmBM5VNqmUziCxtga4wpDs
TerraCoin URL        :  1GQFs8GpaTXxoeTAsGmo56WNfYSZRy2mBD

PeerCoin URL         :  PMeBpz6X9RRLQxdFs5Jws5JwFec3Mzen8q6Twg





31 Ekim 2017 Salı

DR. MEHMET UHRİ : BUGÜN GENCECİK 3 HEKİM İNTİHAR ETTİ.

Asistan eğitimi, aslında tipik bir öğrenci eğitimidir.
Ancak, ülkemizde bu kişilere sonunda uzman olacakları düşünülerek yoğun emek suistimali, yoğun insan ve çalışan hakları ihlalleri yapılmaktadır.
Ve sorulduğunda bütün bu işlerin normal tıp eğitiminin bir parçası olduğu söylenmektedir.
Hocaların mobingleri, tacizleri, kesinlikle işin doğal bir parçası değildir.

HAYIR.
Bu normal bir durum değildir.
Hiçbir meslekte, dünyanın hiçbir yerinde insanlar ayın yarısını tam günlük nöbetlerde geçirmeye zorlanmamaktadır.
Yine dünyanın hiçbir yerinde ve hiçbir meslekte bu kadar ağır mesai şartları fazla mesai ücretleri ödenmeksizin angarya olarak yaptırılmamaktadır.

Bütün dünyada çalışanların azami çalışma saatleri konusunda limitler vardır.
Bu limitler aşıldığında yapılacak işler konusunda da ağır düzenlemeler vardır.
Ancak, söz konusu hekimler olunca, toplum, yasa koyucu nedense hekimlere her türlü zulmü, haksızlığı hak ve mübah görmektedir.

VE ÜLKEMİZDE ARTIK KANIKSANMIŞ OLAN HASTALARIN HEKİMLERE YÖNELİK TACİZ VE TECAVÜZLERİ DE KESİNLİKLE YARGININ VE İDARENİN AYRICA VE ÖNCELİKLE ÖNLEM VE CEZA TAKİBİ YAPMASINI GEREKTİRECEK SEVİYEYE ULAŞMIŞTIR.
Sağlık çalışanlarının artık açıkça yaşamı tehdit altına girmiştir.

Eğer ulusal basını izlerseniz, tacize ve tecavüze uğrayan bazı hekimlerin altı senelik tıp tahsilini ve üzerine yaptıkları dört ila beş senelik uzmanık eğitimini yakma pahasına mesleğini terk etmeye zorlandıklarını göreceksiniz.
Paranın onursuzluğu tazmin etmediğini görüyoruz.
Esasen ortalarda dolaşan paralarda öyle ahım şahım değildir.

Eve gelerek özel ders veren matematik hocasının saatlik ücretinin 150TL olduğunu hesap ederseniz, özel hastanelerde hasta başına hekime düşen on liranın birkaç katlarında dolaşan ücretler dramatik şekilde ucuzdur.

Oraj POYRAZ ( 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc / oraj_poyraz@alpinaasia.com )
           L2fSIJNoA0xfSNxA      


DR. MEHMET UHRİ : BUGÜN GENCECİK 3 HEKİM İNTİHAR ETTİ.

Bugün 30 Ekim 2017. Bugün gencecik üç hekim intihar etti.

Yaklaşmakta olduğunu gördüğümüz, olmasından ürktüğümüz ancak çaresizce beklediğimiz, bu değil miydi? Günden güne artan intiharlar ve intihar haberlerinin neredeyse sıradanlaştığı bir gündeme hızlıca yuvarlanıverdik. Durum o kadar ayyuka çıktı ki; intihar edenler toplumun yetişmesi için kaynaklarını aktardığı, ailelerinin üstlerine titrediği, gecesiyle gündüzüyle çok zor bir eğitimden geçip yetişen doktorlar olmaya başlayınca mızrak çuvala sığmaz oldu.

Doktorlar intihar ediyor. Hem de umut dolu bir gelecek için yıllarını verdiği zorlu sınavlar ve eğitimlerden geçtikten sonra tükenmişlik içinde hayatlarından vaz geçiyorlar. Üstelik bu durum henüz sadece buz dağının görünen yüzünü işaret ediyor.

Farkında mısınız? Canlarımızı, hayatına kıymayı düşünecek kadar tükenmişlik yaşayan veya eyleme kalkışmaya cesaret edemeyen o bezgin hekimlere emanet ediyoruz.

Ülkenin geleceği olan insanların, ülkenin yarınlarının böylesine tükenmişlik içinde hayattan kolayca vaz geçebilmelerini sağlayan ortamın sorumlusu hepimiziz. Geleceğimiz ölürken sesini çıkarmadan öylece durup "ben ne yapabilirim ki?" şaşkınlığı içinde duranlar da dahil olmak üzere hepimiz bu akıl tutulmasının sorumlusuyuz.

Dahası, intihar eğilimi hekimlerle sınırlı da değil. Toplumun geneline yayılan ve istatistiklere de yansıyan intihar olayları biraz da dini nedenlerle kısa sürede örtbas etmeye çalışılmasa sorunun kontrol edilebilir boyutları aşmakta olduğu ortaya çıkacak.

Sosyologların "anomi" olarak tarif ettiği ve insanları bir arada tutan ortak değerlerin yitirilmesi biçiminde tanımlanan bir toplumsal hastalığa tutulduğumuzun çoğumuz farkındayız. İyi kötü bizleri bir arada tutan "eşitlik, özgürlük, demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı, insan onuruna saygı" gibi insanlığın ortak aklının ürünü kavramlarda bile uzlaşamadığımızı görmek zorundayız.

Anomi yaşanan toplumlarda intihar salgınlarının kaçınılmaz olduğunu bilen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanları ise bir süredir böyle bir salgına hazırlıklı olunması konusunda seslerini duyurmaya çalışıyorlardı. Halk sağlığı yasası olmasına karşın yıllardır mecliste görüşülmeyi bekleyen ancak türlü saiklerle gündeme gelmeyen ruh sağlığı yasası olmayan bir toplum olmanın utancı hepimize yeter.

Canlarımızı emanet ettiğimiz gencecik hekimlere tutunacak ortak değer bırakmayıp tükenmişliğe umutsuzluğa, çaresizliğe, hayatlarından vaz geçmeye iten ortamın sorumlusu hepimiziz.

Toplumu bir arada tutan ortak değerlerden uzaklaştıkça anomi girdabının şiddetleneceğini ve ülkenin geleceği olan eğitimli insanları da içine alıp kitlesel bir tükenişe gitmekte olduğumuzu görebilmek ve bir şeyler yapmak için geç kalmadığımızı umuyorum.

Bugün 30 Ekim 2017. Bugün gencecik 3 hekim intihar etti.

Dr. Mehmet Uhri

 
a45UyF587661-171031153015 Oraj Poyraz At Alpinaasia oraj_poyraz@alpinaasia.com
2017/10/31  14:01 1  39  3-ekim-dernegi@googlegroups.com


 

Ne Jupiter quidem omnibus placet
Tanri bile herkesi memnun edemez.

Latin Atasozu

Risale-i Nur kitaplarinda, Allah tan cok Said-i Nursi, Kur an dan cok Risale-i Nur kitaplari ovulmustur veya $ik $ik bunlardan ovguyle soz edilmistir.
Said-i Nursi, yuceligini Hz.Ali ile Gavs-i Azam in gaybi isaretleriyle aldigini yazmistir.
Risale-i Nur da, Risale-i Nur u okumayanlar cahil diye nitelendirilmistir.
Adeta Hz.Ali yi kendisine Allah tan vahiy getiren bir vahiy melegi gibi ima etmistir.

($ikke-i Tasdik-i Gaybi-116-126) ($ikke-i Tasdik-i Gaybi 12)

Bana vicdansiz bir medya verin, size bilincsiz bir halk sunayim.

Joseph GOEBBELS
(Hitler in Propaganda Bakani)


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo






MURAT ŞİMŞEK : TARİHİ BİR UYDURMANIN PEŞİNDE ANLAMSIZ BİR KAVGA: KAYI BOYU

Bilecik Tekfuru Digenis, Yarhisar Tekfuru Dukas'ın kızı Jennifer (Holofer) ile evlendirilecek, düğüne davetli olarak gelen Osman Bey, pusu kurulup öldürülecektir.

Düğün gecesi için Bizans'ın kendi içinde de ayrı bir tezgah kurulur.

İnegöl Tekfuru Nikola ve General Muzalo'nun kimsenin bilmediği bambaşka planları vardır.

Düğüne davet için elçi olarak gönderilen Mihail dayanamaz ve eski dostu Osman'a kurulan tuzağı anlatır.

Osman tuzağı tersine çevirecek zekice bir plan yapar.

Kadın kılığına sokarak düğüne getirdiği askerleri sayesinde pusuyu bertaraf eder.

Aynı anda hem Bilecik Kalesinde, hem düğün alanında başlayan savaş Osman Bey'in zaferiyle sonuçlanır.

Osman, Yarhisar tekfurunun kızını alıp kaçırır ve oğlu Orhan'ın eşi olarak gelini sayar
Osmanlı için her zaman Selçuklu uç beyliği denir.
Bu yalandır.
Selçuklu Osmanlıya pek de sahip çıkmamıştır, aşiret itile itile Bizans hükümranlık alanlarına sığınmak zorunda kalmıştır.
Aşiretin yerleştiği alan Bilecik, Yarhisar, İnegöl Tekfurlarının egemen olduğu alandır.

Gerçekte, Osmanlı Bizans'ın Yarhisar Tekfurluğu bölgesine iskan için müsaade edilmiş Bizans uç beyliğidir.
Türk filmlerinde o meşhur Tekfur Kalesi basma, Bizans gelinlerini yatağa atma hikayeleri kısmen yalan, kısmen doğrudur.

Doğru tarafı Yarhisar Tekfuru Orhan Bey'in hizmetlerinden memnun kalmış kızını Holofira (Nilüfer hatun) gelin  vermiştir, ve drahoma olarak da arazi, mülk ve imtiyazlar vermiştir.
Yine aynı şekilde Orhan Bey'in eşi olan Bizans İmparatorunun kızı olan Theodora Hatun drahoma olarak yanında Edirne ve Edirne sarayını getirmiştir.
Yine Orhan Bey'in eşi olan Bulgar kralının kızı Asporça Hatun drahoma olarak bolca Bulgar toprağı ve kalesi getirmiştir yanında.

Bütün bu evliliklerin tamamı da Bizans İmparatorunun bilgisi ve onayı dahilinde olmuştur.

Bizans aynı zamanda Orhan Bey ve sonrakileri özellikle Karesi Beyliği ve diğer çevre beylikleri yok etmek ve bunların varlıkları üzeride tasarrufta bulunmak konusunda yetkilendirmiş ve azmettirmiştir.
Osmanlı Beyliği sultanlık iddia edene kadar da Bizansa haraç vermiş, imparatorluğa biat etmiştir.
Osmanlı şehzadelerinin ve zenginlerinin hepsinin de Konstantinopolde malları, mülkleri ticaretleri olmuştur.
Hepsinin de ayrı ayrı Bizans hanedanı ve zenginleriyle evlilikleri, ortaklıkları olmuştur.
Hatta Osmanlı Sultanlık iddiasıyla baş kaldırdığında bazı şehzadeler Hristiyanlığı tercih ederek İstanbul'un kuşatılmasında karşı safta yer almıştır.

Osmanlı Hanedanının Bizans Hanedanı ile içli dışlı olma durumu o dereceye gelmiştir ki, Osmanlı Bizans kültürünü tam olarak özümsemiş, ve sonraki dönemde Bizansın bütün kurumlarını başka başka isimler ve yapılar altında ihya etmiştir.
Bu nedenle Osmanlı Devleti geleneksel Türk devletlerinin yapısından kesinlikle farklıdır.
Savaş nizamı, ordu teşkilatı, stratejileri, devlet kültürü tamamıyla farklıdır.
Ordusu Hanlık ordularına benzemez, daha çok Romanın, Bizansın ordularına benzer.
Yeniçeri dediğimiz şey de geleneksel Roma ordusunun üçüncü karbon kopyasından ibarettir.

Osmanlı reforme edilmiş bir Roma devletidir daha çok.

Oraj POYRAZ ( 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc / oraj_poyraz@alpinaasia.com )
           L2fSIJNoA0xfSNxA      


MURAT ŞİMŞEK : TARİHİ BİR UYDURMANIN PEŞİNDE ANLAMSIZ BİR KAVGA: KAYI BOYU



Meral Akşener'in kurduğu partiye "İYİ" adını vermesi sonrası bir tartışma başladı ki akıllara zarar. İYİ Parti'nin adının ve ambleminin "Kayı Boyu"nu anımsatması üzerine tartışmalar sürüyor.

Bugün Bilecik'in AKP'li belediye başkanı, İYİ Parti'nin 'Kayı Boyu' amblemine benzetilmesinden rahatsızlık duyduğunu söyleyerek "patenti bizde dava açacağız" dedi. Başka yerlerde "Kayı boyu" adıyla kurulmuş bazı dernekler tepki gösteriyor.

Bilecik'teki 'patentli' Kayı antı

TRT'nin Ertuğrul Gazi dönemini anlatan "Diriliş Ertuğrul" dizisinin her bölümünde "Kayı Boyu" simgeleri kullanılıyor.

Hatta Türk Tarih Kurumu Başkanlığı yapmış olan İYİ Partili Yusuf Halaçoğlu eleştirilerin ardından "tarihi eser" fotoğrafını "Kendi kültüründen haberi olmayanlara" notuyla paylaşıyor. Halaçoğlu'na göre amblemleri "Kayı Boyu"nu simgeliyor.

'KAYI BOYU' UYDURMASI


Osmanlı hanedanlığının kökenine ilişkin tartışmalar uzun yıllardır sürer. Ancak bu tartışmaları siyasi ve ideolojik bir biçinde yürüten çevreler bilimsel tarihsel gerçekleri pek umursamaz. İlkokul ders kitaplarından başlayarak milli eğitim müfredatında da Osmanlı hanedanlığının kökenlerinin "Kayı Boyundan" geldiği işlenir.


Osmanlı üzerine yaptığı araştırmalar ve yazdığı kitaplarla herkesin taktirini toplayan ve "tarihçilerin kutbu" olarak bilinen duayen tarihçi Halil İnalcık, Osmanlı hanedanlığının kökeninin belli olmadığını ve "kayı Boyu" iddiasının siyasi bir uydurma olduğunu söyler.

TİMUR KARŞISINDA HANEDANI YÜCELTMEK İÇİN UYDURULDU

Hurafelerle, rivayetlerle tarihçilik yapılmayacağını belirten İnalcık, "Kayı teorisi Osmanlı hanedanını yüceltmek için ortaya atılmış bir teoriden ibarettir" diyor ve şunları söylüyor:

"Osmanlılarda hanedanın menşei hakkında başka bir teori vardır. Oğuznâme'de Türkler'in dip-atası Oğuz Han olarak kaydedilir. Sözde onun 6 oğlu olmuş. Gün, Ay, Yıldız, Gök, Dağ, Deniz... Gün en büyük oğluymuş... Onun oğlu da Kayı... Oğuz Destanı diyor ki, Hanlık Oğuz Han'dan sonra Gün Han'ın hakkıdır ve ondan sonra da bütün Türk kabileleri üzerinde egemenlik Gün Han'ın oğlu Kayı'ya aittir. Osmanlı hanedanı da işte bu Kayı Han'dan geliyor. Bu şecereyi, ikinci Murad zamanında 1440'lara doğru Yazıcızade ortaya atmıştır. Yazıcızade diyor ki, Osman Gazi zamanında kabileler toplandı ve Oğuzhan'ın vasiyeti gereğince Kayı Han neslinden gelen Osman'ı han ilan ettiler... Osmanlı hanedanı Kayı Han neslindendir. Bu hikâye, 1440'larda ileri sürülmüştür. Yazıcızade neden bunu yazdı, açıklanması kolay. Timur, Osmanlılar'ı yendikten sonra Yıldırım Bayezid oğulları üzerinde egemenliğini kabul ettirmiştir.

Timur'un oğlu Şahruh, İkinci Murat zamanında kendisine bir hil'at (Hükümdarların takdir için bir kimseye verdikleri cübbe) gönderip bunu giymesini, kendi egemenliğini tanımasını istemiştir. Zira Timur ve oğulları kendilerini Oğuzhan neslinden sayarlar. Büyük hanlığın kendilerine ait olduğunu iddia ederler. İşte bu iddia karşısında II. Murad kendi bağımsızlığını göstermek üzere Oğuzname destanını kullanmış ve Osman Bey'in Oğuzhan'ın neslinden olduğu iddiasını benimsemiştir. Kayı menşei iddiası, Timuroğulları'nın Oğuzhan'dan geldikleri iddiasına karşı siyasi bir iddiadır. Bu bir kurgudur. Fatih zamanında şehzadelere Oğuz, Korkut adlarını vermişler ve topların üzerine Kayı damgasını koymaya başlamışlardır. Kayı teorisi Osmanlı hanedanını yüceltmek için ortaya atılmış bir teoriden ibarettir. Bunu 40 yıl önce de yazmıştım."(1)

II. MURAD DEVRİNDE BAŞLADI

Halil İnalcık'ın yarım yüzyılı aşan çalışmalarının bir ürünü olan "Devlet-i Aliyye - Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar" kitaplarının ilkinde de bu konu şu şekilde işlenmiştir:

"Osmanlı sultanında evrensel egemenlik fikri değişik kaynaklardan gelir. Daha II. Murad devrinde yazılmış Yazıcızâde Ali'nin Selçuknâme'sinde Osman Gazî'nin sözde Oğuz Han'ın büyük oğlu Günhan'ın oğlu Kayı soyundan olduğu için ucdaki Türk beyleri tarafından üstün hükümdarlığa seçildiği kaydedilir ve şu iddia eklenir: 'Günhan'ın vasiyyeti Oğuz türesi mucibince hanlık ve pâdişahlık Kayı soyu varken özge boy hanlarının soyuna Hanlık ve Pâdişahık değmez.' Bu iddianın tarihi kaynağı ne olursa olsun Osmanlı hânedânı, egemenliğini meşrûlaştırmak ve özellikle Timur ve oğullarının himaye ve üstünlük iddialarına karşı çıkmak için bu görüşü benimsemiş, II. Murad'dan başlayarak paralarda ve silâhlarda Kayı boyu damgası kullanılmıştır."(2)

CUMHURİYET'İN TARİH KİTABI NE DİYOR?

Bugün üniversiteler dahil eğitim kurumlarımızda Osmanlı hanedanlığının kökenlerinin "Kayı Boyuna" uzandığı iddia edilse de her zaman böyle değildi. Cumhuriyet'in eğitim sisteminde 1931 yılında hazırlanan ve okullarda okutulan "Tarih" kitabında Osmanlı'nın menşei şu sözlerle anlatılır:

"Osmanlı devletini tesis eden ve sonradan Osmanlı adını alan Türklerin nereden ve ne zaman Anadolu'ya geldikleri henüz ilmi bir suretle tespit edilmiş değildir. Osmanlı hükümdarlarının Oğuzhan'a kadar giden bir silsilenameleri varsa da bu sonradan uydurulmuş bir şeceredir." (3)

HURAFECİLER KABUL EDER MODERN TARİHÇİ KABUL EDEBİLİR Mİ?


Osmanlı'da tarih yazımı 15. yüzyılın sonlarına doğru başlar. Osmanlı'nın kuruluşuna ilişkin bildiklerimizin çoğu Bizanslı tarihçilerin aktardıklarından ibarettir.

Tarih yazımındaki yanlışları İnalcık şu sözlerle anlatır:

"Eski tarihçilerimiz birisinin naklettiği rivayeti aynen alır kitabına koyar. Bu sahte bir rivayet midir, yanlışlıklar var mı, sorgulamadan aynen kaynağının söylediği gibi alır. Bunun asıl bir sebebi "Müslüman yalan söylemez" inancı olabilir. Halbuki bir tarihi olay ve kişi hakkında söylenen rivâyeti tarihçi kullanırken, bunu süzgeçten geçirmek zorundadır. Buna 'textkritik' metodu denir. Bir misal vereyim. Sözde Osman'a rüyasında dünya hâkimiyeti müjdelenmiş. Bunu Şeyh Edebali yorumlamış. Bunu modern bir tarihçi kabul edebilir mi? 15. yüzyılda Aşıkpaşazâde'de, Neşri bunu gerçek gibi kayd ederler. Kaynaklarımız bunun gibi hurafeler içerir."

KIVILCIMLI'YA GÖRE KAYI BOYU

Hikmet Kıvılcımlı, Osmanlı döneminde tarih kaydı tutulmamasını "Osmanlı Tarihinin Maddesi İkinci Kitap"ta şu şekilde anlatıyor:

"Bunda yadırganacak hiçbir şey var mı? Tarihöncesi toplum için 'Yazı' yoktur: Yazılmak ve 'Kayıt' ta olamaz. Medeniyet Tarihi ise, üst sınıfların başı olan Sultan'lar dışında hiç kimse ile ilgilenmez. Bir 'Uç Beği'nin yaptıklarına ve yaşantısına kim bakar?

(…) Bu 'Tarih' yokluğu, daha doğrusu Tarih'te yok oluş: tam sosyal Sınıflı bir toplumun, dolayısı ile bir sınıf iktidarının ve Devletin ilk Kayı Boyunda yok olduğundan ileri gelir. Osmanlı toplumu, Osmanlı Devleti bu "yokluk" mahşeri içinden nasıl var olup çıkacaktı?

Hammer'in şaşarak belirttiği Tarihsizlik yalnız Osman Gaazî'den önceki 50 yıl için oluyor. Oysa, Osman Gaazî'den sonraki 100 yıl için de yazılı yerli bir Osmanlı Tarihi hemen hemen yok gibidir." (4)

Görüldüğü gibi Hikmet Kıvılcımlı, Osmanlı tarihinin yazımındaki eksiklikleri belirtir ama hanedanlığın kökenini belirtmek için "Kayı Boyu" demekten geri kalmaz. Kitabında sık sık Kayı Boyu ifadesi geçer. Ona göre Kayı'lar 'Aşiret' değil, onun üçüncül bölümü sayılan 'Boy' (Kayı Boy'u) idiler.

Kayılar, Anadolu'ya gelmeden önce hatta Fatih dönemine kadar komünal hayat süren göçer Türklerdir. Kıvılcımlı'ya göre devletin ilk yıllarında da bu devam etmiştir.

"Kayı Boyu'nun Tarih öncesi sınıfsız sosyal toplum biçimi, kolay kolay sosyal sınıflı Antika Medeniyet çöküntüleri ortasında eriyememiştir." der.

FUAD KÖPRÜLÜ'NÜN 'KAYI' İNADI

Avusturyalı tarihçi Paul Wittek Osmanlı tarihi üzerine araştırmalarıyla bilinir. Wittek, Osmanlı'nın kuruluşu üzerine yazdığı makalede Osmanlı hanedanlığının kökeni konusunda Osmanlıların da çelişkide kaldığını ve Kayı Boyu iddiasının gerçek olmadığını söyler. Bunun üzerine Fuad Köprülü, Osmanlı'nın Kayı kökenli olduğunu iddiasının ateşli savunucusu olur. Bu yönde makaleler yazar, konferanslar verir.

Fuad Köprülü'ye göre Osmanlı hanedanlığının kökleri Kayı Boyu'na dayanmaktadır. Doğan Avcıoğlu. "Osmanlı'nın Düzeni" isimli kitabında Kayı boyu tartışmalarının merkezinde hep Fuad Köprülü'nün dolduğunu belirterek şunları yazar:

"Alman bilim adamı J. Marquart 1914'te Komanlar konusunda W.Bang ile birlikte yayınladığı kitapta 'Osmanlıların mensup olduğu Kayı boyunun, Moğolistan'daki Kay kavmi olduğunu, o nedenle Osmanlıların Kay boyundan gelen Türkleşmiş Moğollar' olduğunu öne sürer. Köprülü, 1943'te yazdığı uzun makalede bu tezi çok sert eleştirir. Köprülü, ayrıca Carl Brockelmann'ın bu tezin Kaşgarlı Mahmud'un ifadesiyle doğrulandığını belirtmesi üzerine de çok övdüğü bu ünlü Türkolog'un Kaşgarlı Mahmud'un Kayıları Kumanlardan ayırdığına dikkat etmemiş olmasını garipser. Buna karşı Paul Pelliot'un Komanlarla ilgili bir makalesindeki şüpheci tutumunu över."

"Köprülü, aynı makalede son olarak "aziz arkadaşım" dediği Paul Wittek'in "Osmanlı sülalesinin Kayılardan olmadığı" tezini eleştirir. Wittek gerek 1938'de yayımladığı kitapta gerekse 1938'de Paris Sorbonne'da verdiği konferansları derlediği makalesinde, Osmanlı devletinin herhangi bir kabile teşekkülü tarafından değil 'hudutlardaki Gaziler tarafından kurulduğunu' öne sürmektedir. Ona göre Osmanlıların Kayılardan olduğu iddiası Murat II devrinde başlayan bir çeşit romantik akımın etkisiyle XV. yüzyıl Osmanlı tarihçileri tarafından uydurulmuştur. Fuad Köprülü buna karşılık, kendisinin de bir zamanlar (1925'te) 'Kayı tezinin sonradan uydurulduğu' görüşünde olduğunu, ancak 1934'te Paris'te verdiği konferanslarda bu fikirden vazgeçmesinin nedenlerini etraflıca açıklamış olduğunu belirtir."(5)

Fuad Köprülü kesin yargıyla bitirdiği iddiasına karşılık başka bir yerde şöyle diyecektir:

"Osmanlı devletinin kuruluşu muamması, henüz izah edilmekten, hatta biraz aydınlatılmaktan çok uzaktır"(6)


Tarihçi yazar Yusuf Hakan Erdem, bugün resmi tarihe kaynaklık eden Fuad Köprülü'nün iddialarının kaynağını inceler.

"Kayı Boyu efsanesinin toplumda ne denli yerleştiği aşikâr bir gerçek ve bunda tarih eğitimimizin rolü herhâlde efsaneyi çıkaran eski Osmanlı kroniklerinden daha büyüktür." diyen Erdem, Köprülü'nün neden Yazıcızâde'deki kaydı, bununla açıkça çelişen diğer kayıtlara tercih ettiğini şu sözlerle sorgular:

"Hoş, bununla açıkça çelişen kayıtlar olduğunu da söylemiyor ki. Belki Yazıcızade'nin adlı adıyla 'Kayı' diye yazması ve Osmanlı hanedanının bir kararsızlık ve belirsizlik döneminden sonra nihayet Kayı'da karar kılması birer sebeptir. Belki de kendisinin, Kayı efsanesinin, Osmanlı hanedanının Kayı boyunun hangi aşiretinden (Karakeçili) olduğuna varıncaya kadar "yeniden hatırlandığı" Abdülhamid döneminde eğitim görmüş olması bu tercihte rol oynamış olabilir.

Köprülü'nün Osmanlı'nın Kayı'dan olduğunu ispatlamak uğruna serd ettiği mantıkî deliller de hiç kuvvetli değil. Osmanlı sultanları kendilerine "yalandan bir silsilenâme uydurmak isteselerdi", Selçuklu hanedanını yetiştiren Kınık kabilesine mensup olduklarını iddia ederlermiş. Köprülü, üstelik Oğuz boyları hiyerarşisi içinde Gün Han'ın "büyük oğlu" Kayı'nın en prestijli boy olduğunu kendisi de kabul ettikten sonra, Osmanlıların başka bir hanedanın mensup olduğu kesin olan boya neden aidiyet iddia edeceklerinin hiçbir açıklamasını yapmamıştır. Kendi bağımsızlığı ve siyasî meşruiyetinin peşinde olan bir hanedanın 15. Yüzyılda, çoktan ortadan kalkmış ve hiçbir meşruiyeti mevcut olmayan bir hanedanla aynı boyu iddia etmeleri bilâkis tuhaf olmaz mıydı? (7)


Osmanlı'nın kuruluş dönemine ait kaynak yetersizliğini tarihçi Erhan Afyoncu "Sorularla Osmanlı İmparatorluğu" isimli kitabında şu sözlerle anlatmıştır:

"Osmanlı İmparatorluğu'nun tarih sahnesine çıktığı XIII. yüzyılın sonlarıyla, XIV. yüzyılın başlarına ait kaynak eserler son derece azdır. Bu tarihlerde eserlerini kaleme almış üç Bizans tarihçisi (Pachymeres, Nicephoras, Kanta-kousenos) ile üç Arap seyyahı ve coğrafyacısı (İbn Batuta, İbn Said, El-Umarî) vardır. Bunların da eserlerinde Osmanlı Beyliği hakkında verdikleri bilgiler son derece azdır. Osmanlı Beyliği'nin ilk yıllarında yazılmış bir Türk tarihi yoktur."

Afyoncu, Osmanlı'nın Kayı boyu iddiasının Timur'un Anadolu'ya gelmesiyle başladığını da kabul eder:

"Timur'un gelişi aşiret geleneklerini tekrar canlandırdı. Bundan dolayı Ankara Savaşı'ndan sonra Osmanlılar, Kayı boyundan olduklarını ve Türklüklerini ön plana çıkardılar. Timurlulardan daha üstün olduklarını belirtmek için Oğuz şeceresinde önemli bir yere sahip olan Kayı boyundan geldiklerini her vesileyle belirttiler. O dönemde yazılmış tarih kitaplarında bu husus vurgulandığı gibi, silah ve paraların üzerine de Kayı boyunun damgası vuruldu." (8)

WERNER'E GÖRE KAYI BOYU

Osmanlı'nın Timur karşısında Oğuzlar nezdinde saygınlık kazanmak için uydurduğu "Kayı Boyu" iddiası Osmanlı üzerine yaptığı araştırmalarla öne çıkan Alman tarihçi Ernst Werner'in de dikkatini çeker. Werner, Osmanlı'nın kuruluş yıllarını irdelediği kitabında şu satırlara yer verir:

"Osmanlılar kendilerini Oğuzların Kayı Boyu'na bağlarlar ve aktarılan efsanevi bilgilere göre, başlangıçta yalnızca 400 aileymişler. Reşidüddin'in aktardığı efsaneye göre, Oğuz'un oğlu Kün Han'ın, daha sonra hükümdar olarak kendisinin yerini alan Kayı adlı bir oğlu vardır. Böylelikle Kayı Boyu, Oğuzlar arasında en yüksek otoriteye ulaşmış ve beş Türk hükümdar ailesi arasında en ünlüsü olmuştur. Bu saygınlık, Gazneli ve Osmanlı gibi hanedanları köklerini Kayı Boyu'na bağlamaya itmiştir." (9)

Kaynakça:

1- Sabah gazetesi. Halil İnalcı söyleşisi - 23.8.2009

2- Halil İnalcık. Devleti Aliyye Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar 1 - İş Bankası Kültür Yayınları

3- Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri Cilt 3- Kaynak Yayınları

4- Hikmet Kıvılcımlı. Osmanlı Tarihinin Maddesi 1 - Sosyal İnsan Yayınları

5- Doğan Avcıoğlu. Osmanlı'nın düzeni: Türklerin tarihi - Kırmızı Kedi Yayınevi

6- Fuad Köprülü. Osmanlı İmparatorluğu'nun Kuruluşu - Akçağ Yayınevi

7- Şu Kayı Boyu efsanesi - Hakan Erdem - Karar - 12.02.2017

8 - Erhan Afyoncu. Sorularla Osmanlı İmparatorluğu - Yeditepe Yayınevi

9- Ernst Werner. Büyük Bir Devletin Doğuşu Osmanlılar (1300-1481) - Yordam Kitap

http://cokizlenen.xyz/tarihi-bir-uydurmanin-pesinde-anlamsiz-bir-kavga-kayi-boyu 
a45UyF587661-171031132804 Oraj Poyraz At 0raj.p0yraz@neomailbox.net 0raj.p0yraz@neomailbox.net
2017/10/31  14:01 1  39  3-ekim-dernegi@googlegroups.com


 

RUYA
. . . . . .
Annemi olmus gordum ruyamda.
Aglayarak uyanisim
Hatirlatti bana, bir bayram sabahi
Gokyuzune kacirdigim balonuma bakip
Aglayisimi.

Orhan Veli KANIK

Nisa Suresi nin 173.ayeti de Risale-i Nur a isaret ediyormus.
Ayetin Turkce anlami:
Ey insanlar, size Rabbinizden bir delil geldi.
Ve size apacik bir nur olan Risale-i Nur u indirdik
Inanan-iman edenlere, hidayet kaynagi ve her turlu dertlerine sifa, verdik anlamindaki ayet de Risale-i Nur a isaret ediyormus.
Said-i Nursi ye gore; Kur an nasil bir hidayet kaynagi ve dertlere sifaysa; Risale-i Nur da oyle bir hidayet kaynagi ve dertlere sifadir
O zaman ayetin anlami su oluyor:
Inanan-iman edenlere, hidayet kaynagi olan ve her derde sifa veren Kur an-i Kerim i ve Risale-i Nur u verdik

Derleyen: Osman Turkoguz
INANCLARA VE AKLA AYKIRI BIR YAKLASIM, NURCULUK.

Araplari aldatarak Osmanli Devleti aleyhine kiskirtip isyana sevkeden Ingiliz casusu Lavrence in, yardimcilari Nuri Said, Faysal ve Serif Huseyin ile birlikte Sam da Turkleri katlettikten sonra: Evet onlari isyana ben kiskirtmistim. Ama boylesine vahsice kan dokeceklerini hic tahmin etmemistim. Bazi mahalleleri gezerken silahsiz Turk askerlerinin nasil oldurulduklerine bakamadim; tiksindim bu vahsetten diyerek itirafta bulunmustur...

(Kaynak: Ilhan Bardakci; Imparatorluga Veda, Hulbe Yayinlari, Istanbul/1985, s.572)


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo