2 Nisan 2019 Salı

Miraç Kandili aslında neydi bir bakalım şimdi.

Eyyy müslümanlar...!!!

Bugün sözde miraç kandili...
Şu beyninizi toplayıp bir kez düşünün.
Zamandan münezzeh ve ilimde sınırsız olan tanrı kullarının 50 vakit namaz kılamayacağını düşünemedi, peygamber çıktı çaldı zili girdi içeri perdenin ardından tanrıya seslendi
-Yüce tanrım!!!
Sen biz kullarına 50 vakit namaz giydirdin ya, benim ümmetim ona vakit bulamaz.

Mesela ben ticaret yapıyorum; patates, soğan, hurma.... satacağım.

Şifa niyetine zemzem ve deve sidiği satacağım, evde bir düzine karı halvet için bekliyor, sırada daha bizim Zeyitin karısı var... damacana var, ördek var..

Cami cemaatindeki sabi sübyan var...

Bu kadar işin arasında 50 vakit çok gel gözünü seveyim 5 vakitte anlaşalım diye çatır çatır pazarlık etti...

Sonuç :
Her şeyi bilen Allahı Muhammet ikna etti. Hadi gözümüz aydın...

Bu pazarlık tanrının da işine geldi... kur'an da yazmayı unuttuğu namazı da bu vesileyle giydirdi...

Bu saçmalığa inanmak bile şirktir, insanı dinden çıkarır.
Utanmadan bir de sene-i devriyesini kutluyorsunuz...

 

Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc / oraj_poyraz@alpinaasia.com )
           L2fSIJNoA0xfSNxA     


Miraç Kandili aslında neydi bir bakalım şimdi.


Nedir, nasıl bir şeydir biliyor musunuz?
Okuyun da öğrenin.

Büyüklere masallar...

İmam hatiplerde işin imam ve iman tarafında kimse yok.
Herkes hatip olma sevdasında.
Peki halkın beklentisi nedir?
Dinini bilen, imanı kuvvetli evlatlar yetiştirmek değil mi?
Neden kimse halka Miraç Hadisesini anlatmıyor?

Bakın herkes birbirinin Miraç Kandilini kutluyor..
Kutluyor ama, neyi kutluyor?
Miraç Hadisesinde gerçekte ne oldu bunu bilen yok.
Bir peygamber Allahla görüşmeye gidiyor, taaa 200 ışık yılı yani astronomik ölçekte yakın sayılabilecek uzakta bir yıldıza gidiyor.
Burak adında meleğe benzer kanatlı bir ata biniyor.
Göğün bütün katlarını geçiyor.
Bütün eski peygamberlerle hasbıhal ediyor, onlara imamlık ederek ikişer rekat namaz kılıyor.
Cenneti ve cehennemi görüyor.
Şakası yok, yalanı yok.
Bu konuda hem ayetler, hem de hadisler var.

Hem iman edeceksin, hem iman ettiğini bilmeyeceksin, hem iman ettiğini sana anlatanları dinlemeyeceksin, konuşulmasına dahi tahammül etmeyeceksin.
Susacak, susturacaksın.
Sonra da ben halis Müslümanım diye ortalarda dolanacaksın.
Olmaz öyle şey.

Oraj POYRAZ ( 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc / oraj_poyraz@alpinaasia.com )
           L2fSIJNoA0xfSNxA       


İsra ve Miraç Mucizesi

Hem Kur'an'ın hem de bütün sahih hadis ve tarih kaynaklarının haber verdikleri; Peygamberimizin (asm) en büyük mucizelerinden birisi de İsra ve Miraç mucizesidir. Biz burada ilk önce Kur'an'daki ilgili ayetlerden ve sahih kaynaklardaki hadislerden ve rivayetlerden İsra ve Miraç mucizesinin nasıl gerçekleştiğini anlatacak, ardından ise bu mucize ile ilgili akla gelebilecek bazı soruların cevaplarını vereceğiz.

 

Kelime anlamı olarak "isra", gece yürüyüşü, gece yolculuk etmek[1], "miraç" ise yükselmek, yükseğe çıkmak anlamlarına gelmektedir.[2] İsrâ ve Mirac hadisesi, Efendimizin (asm) peygamberliğinin on ikinci yılında[3], Mekke'de vuku bulmuştur.[4]

Hadise özetle şöyle cereyan etmiştir: Receb ayının 27. Gecesi[5] Cenab-ı Hakk'ın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselâmın rehberliğinde Peygamber Efendimiz (asm) Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya, oradan semaya, yüce âlemlere, İlâhî huzura yükselmiştir.

İsra ve miraç mucizesinin nasıl gerçekleştiği Kur'an'da, İsra ve Necm surelerinde anlatılmıştır. İlgili ayetler şöyledir:

"Bir gece, kendisine bazı delillerimizi gösterelim diye kulu Muhammedi, Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren O zatın şanı ne yücedir! Bütün eksikliklerden uzaktır O! Gerçekten, her şeyi işiten, her şeyi gören O'dur."[6]

"O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O'nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O'nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâ'da gördü. Ki, onun yanında Me'vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre'yi Allah'ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin âyetlerinden en büyüklerini gördü."[7]

Miraç nasıl oldu?

Hazreti Peygamber (asm) Mescid-i Haram'dan (Mekke'den), Mescid-i Aksâ'ya (Kudüs'e) ata benzer beyaz bir Cennet bineği olan Burak ile geldi.[8] Kudüs'e gelmeden yol üzerinde Hz. Musa'nın (as) makamına uğradı, orada iki rekât namaz kıldı,[9] daha sonra Mescid-i Aksâ'ya geldi.[10]Orada içlerinde Hazreti İsa, Hazreti Musa ve Hazreti İbrahim'in de (Aleyhimüsselam) bulunduğu peygamberler topluluğu kendisini karşıladı.[11] Hazreti Muhammed (asv) bu peygamberlere imam olarak onlara iki rekat namaz kıldırdı.[12]

Bu hadiseden sonra Hazreti Peygamber'e (asm) iki kap getirildi ki; kabın birisinde şarap, diğerinde süt vardı.[13] "Bunlardan hangisini istersen, al!" denildi.[14] Peygamberimiz (asm) sütü seçti.[15] Cebrail (as), Peygamberimiz'e (asm): "Sen fıtratı seçtin[16], eğer sen şarabı almış olsaydın, senden sonra ümmetin azardı.[17]Sütü tercih etmekle sen de fıtrata yöneltildin, ümmetin de fıtrata yöneltildi. Şarap size haram kılındı!" dedi.[18]

Semanın bütün tabakalarına uğradı.[19] Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. İsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim (Aleyhimüsselam ecmain) gibi peygamberlerle görüştü, Onlar kendisine "Hoş geldin!.." dediler, tebrik ettiler.[20] Sonra her gün yetmiş bin meleğin ziyaret ettiği Beytü'l-Ma'mur'u ziyaret etti.[21]

Bundan Sonra Hz. Cebrail (as) ile birlikte sidretü'l-müntehâ'ya geldiler.[22] Sidretü'l-müntehâ; kökü altıncı kat gökte ve gövdesi, dalları yedinci kat göğün üzerinde, gölgesiyle bütün gökleri ve cenneti gölgeleyen,  yaprakları fil kulakları gibi, meyveleri küpler kadar, bir ağaçtır.[23]

Refref ve Öteler Ötesindeki Buluşma

Cebrail (as), Peygamberimiz'i (asm) yukarı götüre götüre, nihayet (kaza ve kaderi yazan) kalemlerin cızırtılarını işitecek kadar yüksek bir yere çıkardı.[24] Peygamberimiz (asm); cennetten, yemyeşil bir Refref (ipek döşek)'in birden ufku kapladığını gördü. Peygamberimiz (asm), onun (Refref'in) üzerine oturdu.[25] Cebrail (as), Peygamberimiz'den (asm) ayrıldı. Peygamberimiz (asm); Aziz ve Cebbar olan Rabbine yükseltilip yaklaştırıldı.[26]

Peygamberimiz (asm), Yüce Rabbinin: "Korkma ya Muhammed, Yaklaş!" buyruğunu işitmeye başladı. Nihayet, hiçbir kimsenin hiçbir zaman erişememiş olduğu yakınlık makamına, İlahî kabule, İlahî ikram ve ihsana nail oldu![27] İbn Abbas'tan rivayet edildiğine göre, Peygamberimiz (asm): "Ben, Yüce Rabbimi gördüm!" buyurmuştur.[28]

Peygamberimiz (asm) Miraç'ta Cenab-ı Hakk'a selam yerine bütün mahlukatın ibadetlerini hediye etmiştir. Efendimizin (asm) Cenab-ı Hak ile olan bu konuşması bütün müminlerin miracı olan namazlarında okudukları tahiyyatın sözlerinden oluşmaktadır. Bu konuşmanın meali şöyledir:

Peygamberimiz (asm) Cenab-ı Hakk'a hitaben:

"Bütün tahiyyeler, bütün mübarek şeyler, bütün salâvat ve duâlar ve bütün kelimat-ı tayyibe Allah'a mahsustur."[29] şeklinde hitab vermiştir. Bunun anlamı"Bütün varklıkların halleriyle ve dilleriyle yapmış oldukları ibadetleri ve tesbihlerini, bütün çekirdekler ve nutfeler gibi mübarek şeylerin fitri mübarekliklerini ve tesbihlerini, bütün insanlar gibi şuurlu varlıkların ibadetlerini ve bütün peygamberler ve kamil insanlar olan evliyaların, asfiyaların ibadetlerini ve tesbihlerini onların namına sana hediye ediyorum; sana mahsustur." demektir.

Bu selamın üzerine Cenab-ı Hak da Resulüne (asm): "Selâm olsun sana ey Peygamber!" şeklinde mukabele de bulunmuştur. Bunun üzerine Allah Resulü (asm) de: "Bize ve Allah'ın salih kullarına selâm olsun." şeklinde cevap vermiştir. Bu konuşmaya sidretü'l-müntehada tanık olan Cebrail (as) da Allah'ın şahitlik etmesini emretmesi üzerine "Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına şehadet ederim. Ve Muhammed'in (asv), Allah'ın elçisi olduğuna da şehadet ederim." diyerek şehadet etmiştir.[30]

Miraç'ta cereyan eden bu karşılıklı sohbetteki sözlerin, müminlerin miracı hükmünde olan namazda okunması sünnettir. Bu şekilde her mümin bütün şuurlu ve şuursuz mahlukatın ibadetlerini kendi ibadeti içerisinde Cenab-ı Allah'a takdim etme şerefine ulaşmış olur.

 

Mirac'ta Peygamberimize Verilenler

Peygamberimiz'e (asm) Mirac mülakatı sonunda şu üç şey verildi:

1. Elli vakit namaz sevabına denk, beş vakit namaz verildi.

2. Bakara sûresinin son iki âyeti verildi.

3. Peygamberimiz'in (asm) ümmetinden olup da, Allah'a şerik koşmayanlardan mukhimat (büyük günahlar) bağışlandı.[31]

Nitekim bir hadiste bu hediyeler şöyle ifade edilmiştir: "…Miraçta Hz. Peygamber (a.s.m)'e şu üç şey verildi:  Beş vakit namaz verildi, Bakara Suresinin son kısmı (Amenerresul) verildi ve bu ümmetten Allah'a şirk koşmadan ölen kimsenin günahlarının bağışlanacağı hususu (söz verildi)." (bk. Müslim, İman, 279).

Bu müjde hiç bir müminin cehenneme girmeyeceği anlamında değildir. Her günahın affedilebileceğini ve eğer günahkar olsa bile iman ile ölmüşse cehennemde ebedi kalmayacağını bildirmektedir.

Sevabı günahlarından çok olan müminler direk cennete gideceklerdir. Günahı ağır basanlar ise, bu günahlardan temizlenmek için cehennemde bir müddet kaldıktan sonra tekrar cennete gireceklerdir.

Yüce Allah:

"Yâ Muhammedi Bu namazlar, her gün ve gecede, beş namazdır! Amma, her namaz için, on sevab vardır! Bu, yine, elli namaz demektir.[32]

Bende söz bir olur, değişmez![33]

Her kim, bir hayr işlemek ister ve onu yapmazsa, o kimseye (bu iyi niyetinden dolayı) bir sevab yazılır, yaparsa on sevab yazılır.

Her kim de, bir kötülük yapmak ister, onu yapmazsa, ona bir şey yazılmaz. O kötülüğü yaparsa, bir günah yazılır!" buyurdu.[34]

Bakara sûresinin son iki ayetinde de, meâlen şöyle buyurulur:

"O Peygamber de kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de (iman ettiler).

Onlardan her biri:

Allah'a,

Allah'ın meleklerine,

Allah'ın kitablarına,

Allah'ın peygamberlerine inandı. Peygamberlerin hiçbirini, diğerlerinin arasından ayırmayız! (Hepsine inanırız.)

Dinledik! (Emrine) itaat ettik!

Ey Rabbimiz! Mağfiretini dileriz!

Son varış(ımız) ancak Sanadır! dediler.

Allah, hiçbir kimseye, gücünün yettiğinden başkasını yüklemez.

(Herkesin) kazandığı (hayır) kendi yararınadır.

Yaptığı (şer) de kendi zararınadır.

Ey Rabbimiz! Unuttuk yahut yanıldık ise, bizi tutup sorguya çekme!

Ey Rabbimiz! Bizden önceki(ümmet)lere yüklediğin gibi, üstümüze ağır bir yük yükleme!

Ey Rabbimiz! Takat getiremeyeceğimizi, bize yükleme!

Bizden (sâdır olan günahları) sil, bağışla! Bizi affet! Bizi esirge!

Sen bizim Mevlâmızsın!

Artık, kâfirler güruhuna karşı da, bize yardım et!"[35]

Mukhimat; insanı cehenneme sürükleyen büyük ve tehlikeli günahlar, demektir.[36]

Peygamberimiz (asm), bir gün:

"İnsanı helake sürükleyen yedi şeyden sakınınız!" buyurmuştu.

"Yâ Rasûlallah! Nedir bu tehlikeli şeyler?" diye sordular.

Peygamberimiz (asm):

"Allah'a şerik koşmak,

Sihir (büyü) yapmak,

Yüce Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı nefsi, haksız yere öldürmek,

Faiz yemek,

Yetim malı yemek,

Savaş meydanından kaçmak,

Zinadan korunan, böyle bir şey hatırından bile geçmeyen Müslüman kadınlarına zina isnad etmektir!" buyurdu.[37]

Peygamberimiz'e (asm) Cennetin Gösterilişi

Yüce Allah, Peygamberimiz'e (asm) vahyedeceğini vahyettikten sonra, Peygamberimiz (asm), Cebrail (as) tarafından cennete götürüldü.[38]

Cennetin eni, göklerle (altlarındaki) yer kadar olup.[39] Peygamberimiz (asm) orada:

İnciden, yakuttan, zebercetten,.. köşkler,[40] cennetin toprağını da, misk kokar bir halde buldu.[41] Peygamberimiz (asm), cennette; iki yanında içi boş inciden yapılmış kubbeler (kubbeli evler) dizili bir ırmak da gördü[42] ki, inci, yakut çakılları ve misk üzerinde akıp gidiyordu.[43]

Peygamberimiz (asm): "Ey Cebrail! Nedir bu?" diye sordu. Cebrail (as): "Bu, sana Yüce Allah'ın vermiş olduğu Kevser ırmağıdır!" dedi. Kevser ırmağının suyu da, baldan daha tatlı ve sütten daha ak idi.[44]

Peygamberimiz'e (asm) Cehennemin Gösterilişi

Peygamberimiz (asm); dünya semasında kendisini güler yüzle karşılayan melekler arasında, yüzü hiç gülmeyen, cehennemin bekçisi Malik adındaki bir melekle de karşılaşmıştı.

Peygamberimiz (asm), onun kim olduğunu Cebrail (as)'dan sorup öğrenince, Cebrail (as)'a:

"Cehennemi bana göstermesini ona emretmez misin?" diye sormuştu.

Cebrail (as) da:

"Olur!" diyerek, cehennemin bekçisi Malik'e: "Ey Malik! Muhammed'e (asm) cehennemi göster!" demişti.

Malik; cehennemin üzerinden örtüsünü açınca, cehennem öyle kaynamaya ve kabarmaya başladı ki, Peygamberimiz (asm) onun gördüğü her şeyi yakalayıp yakıvereceğini sandı. Hemen, Cebrail (as)'a:

"Ey Cebrail! Malik'e emret de, onu yerine geri çevirsin!" buyurdu.

Cebrail (as) da, cehennemi yerine çevirmesi için, Malik'e emretti. O da, cehenneme:

"Sakin ol!" dedi.

Cehennem, çıkmış olduğu yerine girince, Malik onun üzerine örtüsünü tekrar örttü.[45]

Peygamberimiz (asm); cehennemdeki susuzluk azaplarını, azap zincirlerini, azap yılan ve akreplerini, oradaki azaplardan daha bazılarını da gördü.[46]

Peygamberimiz (asm), bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

"Eğer benim bildiğimi sizler de bilmiş olsaydınız, muhakkak ki, pek az güler ve çok ağlardınız!"[47]

Peygamberimiz'in (asm) Mekke'ye Dönüşü

Peygamberimiz (asm), Mekke'ye dönmek üzere, Beytü'l-Makdis mescidinin kapısına bağladığı Burak'a binip Mekke'ye döndü. Peygamberimiz AIeyhisselamın İsrâ ve Miracı, bir gece içinde, yatsı namazı ile sabah namazı arasında vuku buldu.[48]

Abdulmuttalib Oğullarının Peygamberimiz'i (asm) Aramaya Çıkışları

Abdulmuttalib oğulları, İsrâ ve Mirac gecesinde, Peygamberimiz (asm)'ı bulamayınca, ara­maya çıkmışlardı.

Hatta, Hz. Abbas, Zîtuvâ'ya kadar gitti. Oralarda, yüksek sesle:

"Yâ Muhammed! Yâ Muhammed!" diyerek bağırdı.

Peygamberimiz (asm): "Lebbeyk! = Buyur!" diye karşılık verince, Hz. Abbas:

"Ey kardeşimin oğlu! Sen kavmini geceden beri zahmet ve meşakkate soktun!? Nerede idin?" dedi. Peygamberimiz (asm):

"Beytü'l-Makdis'e gittim." buyurunca, Hz. Abbas:

"Bu gecenin içinde mi?" diye sordu. Peygamberimiz (asm):

"Evet. Bu gecenin içinde gidip geldim!" buyurunca, Hz. Abbas:

"Her halde, senin başına ancak hayır gelmiş olmalıdır!" dedi. Peygamberimiz (a.s.):

"Benim başıma hayırdan başka bir şey gelmemiştir!" buyurdu.[49]

Sabah olunca Kabe'nin yanında Mekkelilere Miraçı anlattı.[50] Onlar Peygamberimiz (asm)'den delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam da onlara yolda gördüğü kafilelerinden haber verdi. Kureyşliler hemen kafileleri karşılamak için Mekke dışına çıktılar. Gelenleri aynen Peygamberimizin Aleyhissalâtü Vesselam haber verdiği gibi gördüler, ama iman nasip olmadı.[51]

Ama yine de Peygamberimiz (asm)'den üst üste Miraç'a çıktığına dair delil istediler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam Kudüs'e, Mescid-i Aksâ'ya uğradığını anlatınca Kureyşliler,"Bir ayda gidilebilen bir yere Muhammed nasıl bir gecede gidip gelebilir?" diye itiraz ettiler; ardından da Mescid-i Aksâ'yı görmüş olanlar, "Mescid-i Aksâ'yı bize anlatır mısın?" diye Peygamberimize (asm) soru yönelttiler. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam şöyle anlattı:

"Onların yalanlamalarından ve sorularından çok sıkıldım. Hatta o ana kadar öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Derken Cenab-ı Hak birden Beytü'l-Makdis'i bana gösterdi. Ben de ona bakarak her şeyi birer birer tarif ettim. Hatta bana, 'Beytü'l-Makdis'in kaç kapısı var?' diye sordular. Halbuki ben onun kapılarını saymamıştım. Beytü'l-Makdis karşımda görününce ona bakmaya ve kapılarını teker teker saymaya ve anlatmaya başladım."

Bunun üzerine müşrikler:"Vallahi dos doğru tarif ettin." dediler, ama yine de iman etmediler.[52]

O esnada Hz. Ebû Bekir (ra) çıkageldi, müşrikler durumu ona haber verdiler. Hz. Ebû Bekir (ra), "Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız şeksiz şüphesiz doğrudur." diyerek hemen tasdik etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir (ra) "Sıddîk, tereddütsüz inanan" unvanını aldı.[53]

Peygamberimiz (asm) Mirac'a Neden Çıktı?

Bir padişahın iki türlü konuşması vardır. Biri, bir vatandaşla telefon ederek küçük bir meseleyi görüşmesidir. Diğeri de devlet başkanı, halifelik yönü ve milletin idarecisi olarak, emirlerini her tarafa duyurmak için özel bir elçisi ile konuşması, sohbet etmesi, onun aracılığı ile ferman yayınlamasıdır.

Bu örnekte olduğu gibi Cenab-ı Hakk'ın da kulları ile iki tarzda muhatap olması vardır. Biri, özel ve cüz'i, diğeri de geniş ve genel mahiyette bir konuşması. Cenab-ı Hakk'ın bazı velilerle özel ve cüz'i anlamda ilham etmesi birinciye örnektir.

Ama Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün velayet mertebelerinin üstünde bir büyüklük ve yücelikte, kâinatın Rabbine, bütün varlıkların Yaratıcısı olarak Cenab-ı Hakk'ın sohbetine müşerref olması ise ikinci ve mükemmel olanına misaldir.

Peygamber Aleyhissalâtu Vesselamın elçiliği iki taraflıdır. Birisi halktan Hakk'a, diğeri de Hakk'tan halka. Birisi Mirâcın bâtıni tarafı olan velayet yönüdür, diğeri de zahiri tarafı olan risalet yönüdür.

Yani Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam bizi temsilen Cenab-ı Hakk'ın huzuruna çıktı; başta insanlar olmak üzere bütün varlıkların ibadet, kulluk, tesbih ve zikirlerini toplu olarak (askerin komutana tekmil vermesi gibi) arz etti. Bu yönüyle Miraç halktan, insanlardan, varlıklardan Hakk'a bir gidiştir. Diğeri de Cenab-ı Hakk'ın biz kullarından istediklerini, emir ve yasaklarını Resul olarak getirmiştir. İbadetlerin özü ve esası olan beş vakit namazı Miraç hediyesi olarak getirmesi gibi...

Peygamberimiz (asm), Allah ile Nasıl Görüşebilir?

Soru: "Bize her şeyden daha yakın olan Cenab-ı Hakk'a binlerce senelik mesafeyi aşarak, yetmiş bin perdeyi geçtikten sonra Rabbi ile görüşmesi ne demektir?"

Cenab-ı Hak her şeye her şeyden daha yakındır, fakat her şey O' na sonsuz şekilde uzaktır.

Meselâ, güneşin insan gibi aklı olsa da bizimle konuşacak olsa, elimizdeki ayna aracılığıyla bizimle konuşabilir.

Diğer taraftan biz bir çeşit ayna olan gözümüzle güneşe yaklaşabiliyoruz. Oysa güneş bize 150.000.000 km. uzaklıkta bulunuyor, hiçbir şekilde ona yanaşamayız. Güneşe bir derece yaklaşmak için ancak Ay kadar büyümek lazım; bu da mümkün değildir.

Bu misalde olduğu gibi, gerçek anlamda Cenab-ı Hak her şeye yakındır, ama her şey ona sonsuz derece uzaktır. Ancak Peygamber Aleyhissalâtü Vesselam, Cenab-ı Hakk'ın lütfuyla bir anda binlerce perdeyi geçerek Miraç'a yükselmiş; bütün manevi mertebeleri aşarak huzura varmıştır.

Bir İnsan Nasıl Göklere Çıkabilir?

Soru: "Bunun bir örneği var mıdır? Bir uçak ancak 10.000-15.000 metre yukarı çıkabiliyor, bir uzay gemisi ancak Ay'a ve Venüs'e ulaşabiliyor. Bir insan birkaç dakika gibi kısa bir sürede milyonlarca metre uzaklara nasıl gidip gelebilir?"

Yerküremiz, yani Dünyamız yaklaşık yüz seksen saatlik bir mesafeyi bir dakikada döner, yirmi beş bin senelik mesafeyi bir senede alır. Bu muazzam hareketi ona yaptıran ve bir sapan taşı gibi döndüren bir kudret, bir insanı Arş-ı Âlâya getiremez mi? Güneşin çevresinde o ağır cisim olan dünyayı gezdiren bir hikmet, bir insan bedenini şimşek gibi Rahman'ın Arşına çıkaramaz mı?

Peygamberimiz (asm) Sadece Ruhuyla Gitse Olmaz mıydı?

Soru: "Öyleyse neden Miraç'a çıktı? Ne lüzumu var? Evliya gibi ruhu ve kalbi ile gitse yetmez miydi?"

Cenab-ı Hak görünen ve görünmeyen âlemlerdeki güzellikleri göstermek için, kâinat fabrikasını ve merkezini gezdirmek, insanlığın amel ve ibadetlerinin âhiretteki neticesini bildirmek için Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamı oralara davet etmesi gayet makuldür. Sadece ruhu ve kalbi ile değil, bu seyahate bedeninin de iştirak etmesi gerekir.

Görünen âlemin anahtarı olan gözünü, işitilen âlemin anahtarı olan kulağını Arşa kadar birlikte alması gerektiği gibi, ruhunun sayısız görevlerini üstlenen âlet ve makinesi hükmünde olan mübarek bedenini Arşa kadar çıkarması akıl ve hikmet gereğidir.

Zaten Cenab-ı Hak cennette bedeni ruha arkadaş ediyor. Çünkü pekçok kulluk görevine ve sınırsız lezzetlere ve acılara beden kaynaklık etmektedir.

Öyle ise bu mübarek beden ruha arkadaşlık edecektir. Cennette ruh bedenle birlikte olacaksa Cennetü'l-Me'vâ'nın gövdesi olan sidretü'l-müntehaya Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselamın bedeninin ruhuna arkadaşlık etmesi hikmetin tâ kendisidir.

Peygamberimiz (asm) Miraç'a sadece ruhen çıkmış olsaydı, zaten mucize olmazdı. Çünkü her veli ruhen ve kalben o âlemlere çıkabiliyor.

Peygamberimiz (asm) Kısa Zamanda Nasıl Gidip Geldi?

Soru: "Birkaç dakikada binlerce yıllık mesafeye gidip gelmek aklen mümkün müdür?"

Cenab-ı Hakk'ın sanatında hareket ve hızın derecesi farklı farklıdır. Sesin hızı ile ışığın hızı, elektriğin hızı, hatta ruhun ve hayalin hızı birbirinden bütünüyle farklıdır. Gezegenlerin hızları da birbirinden farklıdır. Meselâ ışığın hızı 300.000 km/sn iken sesin hızı 340 m/sn'dır.

Acaba Peygamberimizin (asm) lâtif bedeninin yüce ruhuna tabi olması, ruh hızında hareketi nasıl akla ters gelebilir?

Yine bir insan on dakika uyusa bazı olur ki, bir yıllık iş görebilir. Hatta bir dakikada insanın gördüğü rüyayı, rüyada işittiği sözleri, konuştuğu kelimeleri toplansa uyanıkken bir gün, belki daha fazla bir zaman gerekir.

Demek ki bir zaman dilimi iki kişiye göre değişebiliyor, birisine bir gün, diğerine de bir yıl hükmüne geçebilir.

İşte Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam, şimşek gibi Kudüs'e gider. Oradan da bütün kâinatı gezip İlâhi huzura çıkıp Rabbi ile sohbet şerefine erer, Onun cemalini görür, emirlerini alıp dönüp gelir.

Miraç'ın Benzeri Bir Olay Var mıdır?

Soru: "Peygamberimizin (asm) Miraç'a çıkması mümkündür. Fakat her mümkün gerçekleşmiyor. Bunun bir benzeri var mı ki kabul edelim?"

Miraç'ın çok örnekleri vardır: Bir insan, gözüyle bir saniyede Neptün gezegenine çıkabilir. Bir bilim adamı, astronomi kanunlarına binerek tâ yıldızların arkasına bir dakikada gidebilir. İman sahibi her insan, namazın hareketlerine düşüncesini bindirerek bir çeşit Miraç ile kâinatı arkasına alarak İlâhî huzura girebilir.

Kalb gözü açık bir veli, İlâhî sırlara kırk günde ulaşabilir. Hattâ Abdülkadir Geylânî ve İmam-ı Rabbanî gibi bazı evliyanın bir dakikada Arş-ı Âlâ'ya kadar ruhen çıktıkları bildiriliyor.

Yine nurlu bir cisme sahip olan melekler bir anda yerden Arş'a, Arş'tan yeryüzüne gidip geliyorlar.

Cennette, cennet ehli müminler, cennet bahçelerine kısa bir zamanda çıkabiliyorlar.

Bu kadar örnekler gösteriyor ki, bütün evliyanın sultanı, bütün müminlerin imamı, bütün cennet ehlinin reisi ve bütün meleklerin makbulü olan Peygamber Efendimizin (asm) bir anda Miraç'a çıkması, dönmesi, bütün yüce âlemleri gezip görmesi gayet makuldür ve şüphesizdir.

Miraç ile Gelen Hediyeler

Yukarıda Miraç hadisesinin nasıl vuku bulduğunu anlatırken, rivayetlerdeki Miraç ile bize verilen hediyelerden bahsetmiştik. Bu hediyelerin bizler için önemini burada birkaç madde halinde özetlemek istiyoruz:

Birincisi: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam bütün iman hakikatlerini gözleriyle gördü. Melekleri, cenneti, âhireti, hattâ Cenab-ı Hakk'ın cemâlini gözleriyle müşahede etti. Sözlerinde ve vaadinde en küçük bir hilafı, aksi beyanı olmayan o Yüce İnsan (asm), mümin ruhlara manen şöyle diyordu:

"Sizin inandığınız, melekleri, âhireti, Rabbinizin Nur cemâlini bizzat gördüm; bu iman esasları vardır, mevcuttur; tereddüt ve şüphe etmeyiniz."

Böylece müminler sonsuz bir imana ermenin saadetine kavuştular.

İkincisi: İnsan her şeyi merak ediyor. Uzayda hayat var mı, yok mu diye araştırıyor. Halbuki uzaydaki en büyük yıldızlar O Ezelî Sultan'ın memleketinde ancak bir sinek kadar yer kaplıyor. Hakiki müminler de bu merak duygusunu doğru kullanarak şöyle düşünüyorlar: "Rabbimiz bizden ne istiyor? Acaba ne yaparsak Rabbimiz bizden razı olur? Bir yolunu bulsak da doğrudan doğruya Rabbimizle muhatap olsak, bizden ne istiyor, anlasaydık." derken, İki Cihan Serveri (asm) yetmiş bin perde arkasından ezel ve ebed Sultanı'nın razı olacağı amelleri Miraç meyvesi olarak getirdi ve insanlığa hediye etti. Bu hediye başta namaz olmak üzere İslâm'ın diğer esasları ve ibadetleridir.

Üçüncüsü: Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselam ebedî saadet definesinin anahtarını alıp getirmiş, cinlere ve insanlara hediye etmiştir. Peygamber Efendimiz (asm) kendi gözüyle cenneti görmüş, sonsuz saadetin varlığını müşahede etmiş ve bu büyük müjdeyi haber vermiştir. Öyle ki, bir adama idam edileceği anda affedilerek padişahın yakınında bir saray verilse ne kadar sevinir.

Aynen öyle de bütün cinler ve insanlar sayısınca toplu bir müjde olan bu sevinç ne kadar önemli ve değerlidir.

Dördüncüsü: Peygamber Efendimiz (asm) Miraç'ta Cenab-ı Hakk'ın cemalini görme nimetini tattı. Bu manevi nimetin cennette müminlere de nasip olacağı müjdesini verdi."Bulutsuz berrak bir mehtap gecesinde ay nasıl görünüyorsa, bulutsuz bir günde güneş nasıl görünüyorsa, müminler de cennette Rablerini öyle apaçık göreceklerdir."[54] buyurarak, bu ezelî müjdeyi bizlere hediye olarak getirdi.

Beşincisi: İnsan kâinatın en kıymetli bir meyvesi ve Kâinat Sahibi'nin en nazlı bir sevgilisi olduğu Miraç ile anlaşıldı. Kâinata nispetle küçük bir varlık, zayıf bir canlı olan insan bu meyve ile öyle bir dereceye çıktı ki, bütün varlıklar üzerinde bir makam ve mevki kazandı. Çünkü rütbesiz bir askere,"Sen paşa oldun." dense ne kadar sevinir. Öyle de âciz, fani, devamlı ayrılık ve zeval tokadını yiyen biçare insana birden, "Sonsuz ve baki bir cennette Rahman ve Rahîm olan Allah'ın rahmetine gireceksin." dendiğinde, o insan ne kadar büyük bir mevki ve makama çıkar. Cennette hayal hızında, ruh genişliğinde, akıl akıcılığında, kalbin bütün arzularında Cenab-ı Hakk'ın ebedi mülkünde seyir ve seyahate erecektir. Cenab-ı Hakk'ın nur cemalini seyretme nimetini tadacaktır. Böyle bir insanın kalb ve ruhu ne kadar büyük bir sevince kavuşur değil mi? Miraç'ın bu meyvesi insanın en büyük arzu ve hedefidir.

Kaynaklar:___________

[1]Feyruz Abadi, Kamûsu'l-muhit, c. 4, s. 343.
[2]İbn Esir, Nihâye, c. 3, s. 203.
[3]Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vefa, c. 1, s. 218; İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 1 48; Bedrüddin Aynî, Umdetu'l-Kârî, c. 4, s. 39; Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 306.
[4]İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 214; Belâzurî, c. 1 , s. 255; Beyhakî, c. 2, s. 354; İbn Abdilberr, c. 1, s. 40; Ebu'l-Ferec, c. 1, s. 219; İbn Esir, Kâmil, c. 2, s. 51; Kurtubı, Tefsîr, c. 15, s. 216; İbnSeyyid, c. 1 , s. 148; Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 22; Bedrüddin Aynî, Umde, c. 4, s. 39.
[5]Ebu'l-Ferec, c.1, s. 219.
[6]İsra, 17/1.
[7]Necm, 53/7-18.
[8]Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148; Buhârî, c. 4, s. 248; Müslim, c. 1, s. 145; Tirmizî, c. 5, s. 301; Beyhakî, c. 2, s. 362-363; Begavî, c. 2, s. 177; İbn Esîr, Câmiu'l-usûl, c. 12, s. 53; Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 8.
[9]Mesâf, Sünen, c.1, s. 221-222; İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52; Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s. 6.
[10]Nesâî, c. 1, s. 222; Kadı lyaz, c. 1, s. 136.
[11]İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 ,s.214; Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ye'n-nihâye, c. 3, s. 109-110.
[12]İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39; Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[13]İbn İshak, İbn Hişam, c 2, s. 39; Abdurrezzak, Musannef, c. 5, s. 329; İbn E bi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 302; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 148; Buhârî, Sahih, c. 4, s. 141; Müslim, Sahih, c. 1, s. 145; Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 300; Dârımf, Sünen, c. 2, s. 36; Belâzurî, Ensâbu'l-eşrâf, c. 1, s. 256; Taberî, Tefsir, c. 15, s. 15; Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 387; Kadı Iyaz, c. 1, s. 136; İbn Esîr, Câmiu'l-usûl, c. 12, s. 53; İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 52; İbn Seyyid, c. 1, s. 144; Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 244, Ebu'l-Fidâ, c. 3, s.109-110.
[14]Abdurrezzak.c.S, s. 329; Ahmed b. Hanbel, c. 2, s. 282; Buharı, c. 4, s. 141; Tirmizî, c. 5, s. 300; Tabeıf, Tefsir, c.1 5, s. 12.
[15]İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39; Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[16]Müslim, Sahîh, c. 1, s. 145; İbn Esîr, Câmiu'l-usûl, c. 12, s. 53; İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 144.
[17]Abdurrezzak, c. 5, s. 330; Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 141; Tirmizî, c. 5, s. 300; Taberî, Tefsîr, c. 1 5, s. 15; Beyhakî, c. 2, s. 357; İbn Esir, c. 2, s. 52; Zehebî, s. 244.
[18]İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39; Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 15; Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 110.
[19]İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 45; Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 14; Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 111; Kastlânî, Mevâhibu'l-ledünniye, c. 2, s. 24.
[20]İbn Ebi Şeybe,  c. 14, s. 303; Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 148; Müslim, Sahîh, c. 1, s. 146; Beyhakî, Delâilü'n- nübüvve, c. 2, s. 383; Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 2, s. 179; Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137; İbn Esîr, Musannef, Câmiu'l-usûl, c. 12, s. 53; İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 144.
[21]İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 303-304; Ahmed b. Hanbel Müsned, c. 3, s. 148-149; Müslim, Sahîh, c. 1 , s. 146-147; Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 384; Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 2, s. 179; Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137; İbn Esîr, Câmiu'l- usûl, c. 12, s. 53-54; İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 144.
[22]Ahmed b. Hanbel, c. 4, s. 207-208; Buhârî, Sahih, c. 4, s. 249.
[23]İbn Ebi Şeybe, c. 14, s. 304; M üslim, c. 1, s. 146; Taberî, c. 27, s. 54; Beyhakî, c. 2, s. 384; Kadı lyaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 137; İbn Esîr, Câmiu'l-usûl, c. 12, s. 54; İbn Seyyid, c. 1,s.144; Zehebî, s. 266.
[24]İbn Sa'd.Tabakâtü'l-kübrâ. c. 1, s. 213; Buhârî, Sahih, c. 1, s. 92; Müslim, Sahih, 11, s. 149; Beyhakî, c. 2, s. 381; Kadı lyaz, c. 1, s.140, 148; İbn Esîr, c. 12, s. 56; İbn Seyyid, c. 1.S.145; Zehebî, s. 254.
[25]Ahmed b. Hanbel, c. 1, s. 449; Buhârî, c. 6, s. 51; Taberî, c. 27, s. 57, Beyhakî, c. s. 372; Kurtubî, c. 17, s. 98.
[26]Buhârî, c. 8, s. 204; Taberî, c. 27, s. 45; İbnEsîr, c. 12, s. 51; İbn Kayyım, Zâdü'l-Mead, c. 2, s. 53; Kurtubî, c. 17, s. 98; Zehebî, s. 267; E bu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 112.
[27]Kadı lyaz, c. 1, s. 160; Diyarbekrî, c. 1, s. 312.
[28]Kadı lyaz, c. 1, s. 163.
[29]Buhari, Ezân: 148, 150; el-Amel Fi's-Salât: 4, İsti'zân: 3, 28, Da'avât: 16, Tevhîd: 5; Müslim, Salât: 56, 60, 62; Ebû Dâvud, Salât: 178; Tirmizî, Salât: 100, Nikâh: 17; Nesâî, Tatbîk: 23, Sehv: 41, 43-45, 56, 100-104; İbn-i Mâce, İkâme: 24; Nikâh: 19; Dârimî, Salât: 84, 92; Muvatta', Nidâ': 53, 55; Müsned, 1:292, 376, 382-4:409.
[30]Bediüzzaman Said Nursi, Şualar, Altıncı Şua, s.92; On Beşinci Şua, s.642-646.
[31]Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 422; Müslim , Sahih, c. 1, s. 157; Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 393-394; Nesâî, Sünen, c. 1, s. 224; Beyhakî, Delâilü'n-nübüvve, c. 2, s. 373; Begavî, Mesâbîhu's-sünne, c. 2, s.179; Kadı I yaz, eş-Şifâ, c. 1, s. 1 42; İbn Esir, Câmiu'l-usûl, c. 12, s. 57; Kurtubî, c. 17, s. 94; Zehebî, s. 255; Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 312.
[32]İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304; Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 149; Müslim, c. 1, s. 146-147; Beyhakî, Delâil, c. 2, s. 384; Kadı lyaz.c.1, s. 138; İbn Esîr, c. 1 2, s. 54; Zehebî, s. 266.
[33]Buhârî, Sahih, c.1, s. 93; Müslim, Sahih, c. 1 ,s.149; İbn Esîr, Câmiu'l-usûl, c. 12, s. 57.
[34]İbn Ebi Şeybe, Musannef, c. 14, s. 304-305; Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 149; Müslim, c. 1, s. 147; Beyhakî, c.2, s. 384; Kadı lyaz, c. 1, s.138; İbn Esîr, c. 12, s. 54.
[35]Bakara, 2/285-286.
[36]İbn Esîr,Nihâye, c. 4. s.19.
[37]Abdurrezzak, M usannef, c. 11 , s. 17;, Buhârî, Sahih, c. 195; Müslim, Sahih, c. 1, s. 92; Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 8, s. 20, 249.
[38]Buhârî, Sahili, c. 1 , s. 93; Müslim , Sahili, c. 1, s. 149; Begavı", Mesâbîhu's-sünne, c. 2, s. 179; İbn Esîr, Câmiu'l-usûl, c. 12, s. 57; İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1 , s. 145.
[39]Al-i İmran, 3/133.
[40]İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.
[41]Buhârî, c. 1, s. 93; Müslim, c. 1, s. 149; Begavî, c. 2, s. 179; İbn Esîr, c. 12, s. 57; İbn Seyyid, c. 1, s. 145; Zehebî, Târîhu'l-islâm, s.260.
[42]Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 263; Buhârî, Sahîh, c. 6, s. 92; Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 449; Taberî, Târîh, c. 2, s. 211.
[43]İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.
[44]Ahmed b. Hanbel, c. 3, s. 263; Buhârî, c. 6, s. 92; Tirmizî, c. 5, s. 449; Taberî, c. 2, s. 211; İbn Esîr, c. 2, s. 55; Tirmizi, c.5, s. 450; Taberî, c. 2, s. 211; İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.
[45]İbn İshak.İbnHişam, Sîre, c.2, s. 45-46.
[46]İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 55.
[47]Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 3, s. 210; Buhârî, Sahîh, c. 5, s. 190; Tirmizî, Sünen, c. 5, s. 557; İbn Mâce, Sünen, c. 2, s. 141; Dârimî, Sünen, c. 2, s. 216; Hâkim, Müstedrek, c. 4, s. 320; Beyhakî, Sünenü'l-kübrâ, c. 7, s. 52; İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 2. s. 335; Zehebî, Târîhu'l-islâm. s. 480.
[48]İbn İshak, İbnHişam, c. 2, s.43; İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s. 214-215; Taberî, Tefsîr, c. 15, s. 2; Zehebî, Târıhu'l-islâm, s. 272; Ebu'l-Fidâ, c. 3, s. 110-111; Suyûtî, Hasâisü'l-kübrâ, c. 1, s. 439; İbnEsîr, Kâmil, c. 2, s. 56.
[49]İbn Sa'd, Tabakâtü'l-kübrâ, c. 1, s.214; Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 272.
[50]İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c. 2, s. 43; İbn Sa'd, Tabakât, c. 1 , s. 215; İbn Seyyid, Uyûnu'l-eser, c. 1, s. 141; Zehebî, Târîhu'l-islâm, s. 245-246; Ebu'l-Fidâ, el-Bidâye ve'n-nihâye, c. 3, s. 110.
[51]Diyarbekrî, Hamîs, c. 1, s. 315-316; Ebu'l-Fidâ, Tefsir, c. 3, s. 22; İbn Esîr, Kâmil, c. 2, s. 56-57; İbn Seyyid, c.1, s. 142; İbn İshak, İbn Hisam, Sîre, c. 2, s. 44; Zehebî, Târîhul-islâm, s. 243; İbn Sa'd, Tabakâtül-kübrâ, c. 1, s. 215.
[52]İbn Ebi Şevbe, Musannef, c. 14, s. 306; Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 309; Ebu'l-Ferec İbn Cevzî, el-Vetâ, c. 1 , s. 223; Zehebî, Târihu'l-islâm, s. 250.
[53]İbn İshak, İbn Hişam, c. 2, s. 39-40; Zehebî, s. 248; Ebu'l-Fidâ, Tefsîr, c. 3, s.21.
[54]Buhari, Müslim, Tirmiz'den, Büyük Hadis Külliyatı-5, s. 416/10133

Yazar: 
=================================================


Miraç (β Andromedae)

Miraç, merkezin hemen solunda.

Gözlem verisi
Dönem J2000.0

Takımyıldız Andromeda

Bahar açısı (α) 01s 09d 43.9236sn[1]

Yükselim (δ) +35° 37′ 14.008″[1]

Görünür parlaklık  (V) 2.01 to 2.10[2]

Sınıflandırma

Tayfsal sınıf M0III[1]

U-B Renk ölçeği +1.96[3]

B-V Renk ölçeği +1.58[3]

Değişen yıldız türü Yarıdüzenli[2]

Gökölçümsel nitelikleri

Dikey hız (Rv) 0.3 ± 0.9[1] km/sn

Iraklık açısı (π) 16.36 mys

Uzaklık 200 Iy

mutlak parlaklık (V) −1.9

Özdevinim nitelikleri

Bahar açısı payı (μ) 175.59[1] mys/y

Yükselim payı (μ) −112.23[1] mys/y

Fiziksel özellikler

Kütle (m) 3–4[4] M⊙

Yarıçap (r) 90[4] R⊙

Aydınlatma gücü 1,900[4] L⊙

Etkin sıcaklık 3,800[4] K

Katalog belirtmeleri

Mirach, Merach, Miraç, Mizar, β And, Beta Andromedae, Beta And, 43 Andromedae, 43 And, BD+34°198, FK5 42, GJ 53.3, GJ 9044, HD 6860, HIP 5447, HR 337, LTT 10420, NLTT 3848, SAO 54471, WDS 01097+3537A.[1][5]



a45UyF587661-180413162020 Oraj Poyraz At Openmail oraj.poyraz@openmail.cc
2018/04/14  01:25 4  58  turkiye-hareketi@googlegroups.com

 


Cahilligin eyleme gecisinden daha korkunc bir sey yoktur.

Goethe

Olum hakikatinin muammasini yalniz Risale-i Nur cozmustur

Said-i Kurdi

Namert ; barista ter, savasta kan dokmez,
Namerdi bol olan ulkeler nasil cokmez !..
Ey milletim ! Namertleri mertlerden ayir,
Ve onlardan bekleme hayir !..

Ora et labora
Dua et ve calis.

Latin Atasozu


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/




HAFIZA-İ BEŞER | 2 NİSAN 1948: SABAHATTİN ALİ KATLEDİLDİ...

Şöyle bir bakıyorum da, en azından 1948'den bu yana ülkemizde çok şey değişmemiş.

Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc )
           L2fSIJNoA0xfSNxA  


HAFIZA-İ BEŞER | 2 NİSAN 1948: SABAHATTİN ALİ KATLEDİLDİ...

1948 yılında katledilen ve ölümü hâlâ aydınlatılamayan edebiyatımızın en önemli isimlerinden Sabahattin Ali'yi anıyoruz...

02-04-2019

Sabahattin Ali 25 Şubat 1907'de doğdu ilkokulu bitirdikten sonra parasız yatılı olarak Balıkesir Öğretmen Okulu'na girdi daha sonra İstanbul Öğretmen Okulu'ndan mezun oldu. Yozgat'ta yaklaşık bir yıl ilkokul öğretmenliği yaptıktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı'nın açtığı sınavı kazanarak Almanya'ya gitti. Almanya'da dünya edebiyatının Almanca baskısını okuyarak İvan Turgenyev Maksim Gorki Edgar Allan Poe Guy de Maupassant Heinrich von Kleist ETA Hofmann ve Thomas Mann gibi isimleri tanıdı ve onların eserlerinden ilham aldı.

1940 yılında basılan "İçimizdeki Şeytan" romanı milliyetçi kesimde büyük tepki topladı. Ali faşist Nihal Atsız'ın kendisi hakkında yazdığı hakaret dolu bir yazıya karşılık dava açtı. Oldukça sıkıntılı geçen dava sürecinin ardından 1944 yılında davayı kazandı ancak tepkilerden kurtulamadı. Olaylı duruşmalar sonrasında Ali bakanlıkça görevinden alındı. 1944 sonrasında Markopaşa Malum Paşa veya Ali Baba gibi yerlerdeki yazılarında daha sert ve daha eleştirel bir dil kullandı. Zekeriya Sertel'e 1946 yılında söylediğine göre siyaset ve politikayla daha fazla ilgilenmek istiyordu. Yine aynı yıl ailesini Ankara'da bırakarak İstanbul'a geldi ve Aziz Nesin'le beraber Markopaşa dergisini çıkardı. Markopaşa ilk üç sayısında tirajını artırarak yayın hayatına devam etti. Daha sonra da mizah yönünden çok siyasi yönüyle tartışmalara neden oldu. İlerleyen dönemlerde dergide çıkan ve çoğu imzasız olan yazılardan ötürü derginin sorumluluğunu üstlenen Sabahattin Ali'ye davalar açıldı. Davaya konu olan yazılardan biri dışındaki yazılar Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz'a aitti; fakat derginin sorumlusu olduğu için Sabahattin Ali hapis cezasına çarptırıldı. İstanbul ve Paşakapısı Cezaevi'nde bir süre yatan yazar 10 Eylül 1947 tarihinde tahliye oldu. Yine bu dönemlerde Markopaşa kapatıldı bunu takiben de Merhum Paşa ve Malum Paşa gazeteleri çıkartıldı. Sabahattin Ali dergilerde çıkan yazılarından dolayı üç ay hapis yattı.

Ali Baba dergisinde yayımladığı "Ne Zor Şeymiş" başlıklı yazıda içinde bulunduğu durumu şöyle anlatmaktadır: "Çalmadan çırpmadan bize ekmeğimizi verenleri aç bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç bu kadar mihnetli hatta bu kadar tehlikeli mi olmalı idi".

Ekonomik sıkıntıların artmasıyla birlikte Bulgaristan'a gitmeyi düşündü. Para karşılığı Ali Ertekin adlı bir kaçakçıyla anlaştı. Ordudan atılmış bir astsubay olan Ertekin geçimini yurt dışına adam kaçırmakla sağlamakta öte yandan Milli Emniyet Hizmeti Riyaseti adına ajanlık yapmaktadır.

Resmi açıklamalara göre Ertekin "milli hislerini tahrik ettiği için" Sabahattin Ali'yi başına sopa vurarak öldürdü. Cesedin 2 Nisan 1948 tarihinde Bulgaristan sınırında şaibeli bir şekilde bulunmasından sonra 28 Aralık 1948'de tutuklanan Ertekin Kırklareli Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandı. Yaptırımı 18-24 yıl olan adam öldürme suçundan 15 Ekim 1950'de "milli hisleri tahrik" gerekçesiyle cezası indirilerek 4 yıl hüküm giydi. Yazarın yakın çevresi Sabahattin Ali'nin Kırklareli'nde Milli Emniyet tarafından sorgulanırken işkence sonucu öldüğü ve Ertekin'in paravan olarak kullanıldığını iddia etse de bu hiçbir zaman kanıtlanamadı. Sabahattin Ali'yi öldürdüğünü itiraf eden ve Emniyet mensubu olduğu iddia edilen Ali Ertekin dört yıl hüküm giymiş; fakat birkaç hafta sonra çıkartılan aftan yararlanarak serbest kalmıştı.

Ölümünün 71. yılında saygıyla anıyoruz…

https://gazetemanifesto.com/2019/hafiza-i-beser-2-nisan-1948-sabahattin-ali-katledildi-253118/

--
AltNot
--
a45UyF587661
-   -   -   -   -   -   -   -   -
Milletleri kurtaranlar yalniz ve ancak ogretmenlerdir.
Ogretmenden egiticiden mahrum bir millet henuz bir millet adini alma yetenegi kazanmamistir.

Gazi Mustafa Kemal ATATURK

-   -   -   -   -   -   -   -   -
JEAN MESLIER : SAGDUYU TANRISIZLIGIN ILMIHALI

149. INCIL'IN AHLAKI, UYGULAMA YETENEGINDEN YOKSUNDUR

Isa'nin izleyicileri, mezheptaslari, her konuda dogaya aykiri, kalbin butun egilimlerine zit, duygu ve hazlara dusman olan dinlerinin kurulusunu, bize bir mucize olarak gostermek isterler. Ancak bir dinin hukumlerindeki sertlik ve siddet, o dini kamu gozunde daha cok sasirtici kilar; anlasilamayan sirlara tanrisallik gozuyle baktirarak, hurmet ettirerek, ayni hukumler, insanoglunun gucu ve dermanina uygulanmasi mumkun olmayan ahlaki, insan gozunde ilahi ve dogaustu olarak kale gibi saglamlastirir; boyle bir ahlaka insani hayran eder.

Bir ahlaki cok begenmek ve onu uygulamak farkli iki seydir. Butun Hiristiyanlar, Incil ahlakina hayran olmaktan ve onu ovmekten bir an geri kalmazlar. Ancak bu ahlak, kendilerinde takat ya da ilahi inayet olmadigi bahanesiyle izlemekten vazgecen bazi kimselerin begendigi cok sinirli sayida azizden baska kimse tarafindan uygulanmaz.

Tanrisallik begensin diye, dunyada insanin kendisini bedbaht etmesinin cok gerekli oldugu fikri uzerine kurulu bir dini ahlakla, butun evren az cok kirletilmistir.

Yerkuremizin her yerinde cilekesler, kendi icine kapanip yalniz yasayanlar, yoksullar, bagnazlar gorulur ki, bunlar, lutuf ve keremini yuceltme ve agirlamada herkesin ayni fikirde oldugu bir zatin onuruna, kendilerine eziyet etme* yontemlerini derinden derine etraflica arastirmis ve incelemis gorunurler! Din, esas olarak insanlarin sevinc ve refahinin dusmanidir.

"Ey aglayanlar! Mutludur aci cekenler, yazik bolluk ve sevinc icinde olanlara!" Hiristiyanligin ortaya koydugu nadir kesifler iste bunlardir!

Misir'da Muslumanlararasi bir mezhep vardir ki, mensuplari yere yuzustu uzanip kendilerini azgin develere cignetmekle Allah'in hosuna gittiklerine, Allah'a ibadet ettiklerine inanirlar; bu kendine ahmakca eziyete "dosa" adini verirler.
-   -   -   -   -   -   -   -   -
Butun insanlar dusmandir!
Butun hayvanlar yoldastir!

George Orwell1984

-   -   -   -   -   -   -   -   -
Benim din konusundaki goruslerimle ilgili duyduklariniz elbette birer yalan, hem de duzenli tekrarlanan bir yalan.

Kisisel bir tanriya inanmiyorum ve bunu reddetmek bir yana acikca da belirttim.
Icimde dinsel olabilecek herhangi bir sey varsa eger, bu, bilimimizin ortaya cikarabildigi kadariyla dunyanin yapisina duydugum sinirsiz tutkudur.
ALBERT EINSTEIN
Ateistin Kutsal Kitabi - Aforizmalar - Derleyen Joan Konner

-   -   -   -   -   -   -   -   -

Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/



1 Nisan 2019 Pazartesi

ZİYA PİR: BİSMİL'DE KAYYUM BELEDİYE BİNASINI HİBE ETTİ

Tek kelimeyle şerefsizlik.
Bir halk ayrılmaya tahrik ediliyor.
Türk milleti ve devleti böylesi şerefsizliklerle kirlenir.
Buna fırsat verenler kesinlikle iyi niyetli olamazlar.

Aynı şerefsizlikleri diğer belediyelerde de yapıyorlar.
Ama zaten yaralı bir halkı daha çok incitmek...
Bunu yapanların vatansever falan olması mümkün değil.

Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc )
           L2fSIJNoA0xfSNxA  


ZİYA PİR: BİSMİL'DE KAYYUM BELEDİYE BİNASINI HİBE ETTİ

HDP milletvekili Ziya Pir Bismil Belediyesi'ne atanan kayyımın belediye binasını Emniyet Müdürlüğü'ne hibe ettiğini açıkladı. Pir "Şu an belediyenin binası yok" dedi.

1s 9d

DUVAR – HDP Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir Diyarbakır'ın Bismil ilçesinde belediyeye atanan kayyımın belediye binasını Emniyet Müdürlüğü'ne hibe ettiğini aktardı.

Ziya Pir CHP Parti Sözcüsü Faik Öztrak'ın "Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde iş makineleri ve hizmet araçlarının AK Parti'nin kazandığı ilçe belediyelerine hibe edildiği yönünde bilgiler aldıkları" açıklamasını "Daha kötüsü var: Kayyum Diyarbakır'ın Bismil ilçesinin belediye binasını emniyete hibe etmiş. Şu an belediye binası yok!" notuyla paylaştı.

31 Mart yerel seçiminde resmi olmayan sonuçlara göre Bismil Belediye Başkanlığı seçimini yüzde 71.43 oy oranı ile HDP adayları Orhan Ayaz ve Gülşen Özer kazandı. AK Parti'nin adayı Mustafa Kemal Arslan ise yüzde 25.75 oy oranı ile ikinci sırada yer aldı.

Bismil Belediyesi'ne 4 Şubat 2017'de kayyım atanmış DBP Bismil Belediye Eşbaşkanı Cemile Eminoğlu görevden alınmıştı. (HABER MERKEZİ)

Daha kötüsü var:
Kayyum Diyarbakır'ın Bismil ilçesinin belediye binasını emniyete hibe etmiş. Şu an belediye binası yok!


https://t.co/W0CSCmbgyC
— Ziya Pir (@ziyapir) April 1 2019
https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2019/04/01/ziya-pir-bismilde-kayyum-belediye-binasini-hibe-etti/?fbclid= IwAR2tIhUvN_vR2ddnPmxOgGCQVRCEPS6XqcDAHG4t5-0RmiJCwFmPgl9kDw0
--
--
a45UyF587661
-   -   -   -   -   -   -   -   -
Milletleri kurtaranlar yalniz ve ancak ogretmenlerdir.
Ogretmenden egiticiden mahrum bir millet henuz bir millet adini alma yetenegi kazanmamistir.

Gazi Mustafa Kemal ATATURK

-   -   -   -   -   -   -   -   -
JEAN MESLIER : SAGDUYU TANRISIZLIGIN ILMIHALI

149. INCIL'IN AHLAKI, UYGULAMA YETENEGINDEN YOKSUNDUR

Isa'nin izleyicileri, mezheptaslari, her konuda dogaya aykiri, kalbin butun egilimlerine zit, duygu ve hazlara dusman olan dinlerinin kurulusunu, bize bir mucize olarak gostermek isterler. Ancak bir dinin hukumlerindeki sertlik ve siddet, o dini kamu gozunde daha cok sasirtici kilar; anlasilamayan sirlara tanrisallik gozuyle baktirarak, hurmet ettirerek, ayni hukumler, insanoglunun gucu ve dermanina uygulanmasi mumkun olmayan ahlaki, insan gozunde ilahi ve dogaustu olarak kale gibi saglamlastirir; boyle bir ahlaka insani hayran eder.

Bir ahlaki cok begenmek ve onu uygulamak farkli iki seydir. Butun Hiristiyanlar, Incil ahlakina hayran olmaktan ve onu ovmekten bir an geri kalmazlar. Ancak bu ahlak, kendilerinde takat ya da ilahi inayet olmadigi bahanesiyle izlemekten vazgecen bazi kimselerin begendigi cok sinirli sayida azizden baska kimse tarafindan uygulanmaz.

Tanrisallik begensin diye, dunyada insanin kendisini bedbaht etmesinin cok gerekli oldugu fikri uzerine kurulu bir dini ahlakla, butun evren az cok kirletilmistir.

Yerkuremizin her yerinde cilekesler, kendi icine kapanip yalniz yasayanlar, yoksullar, bagnazlar gorulur ki, bunlar, lutuf ve keremini yuceltme ve agirlamada herkesin ayni fikirde oldugu bir zatin onuruna, kendilerine eziyet etme* yontemlerini derinden derine etraflica arastirmis ve incelemis gorunurler! Din, esas olarak insanlarin sevinc ve refahinin dusmanidir.

"Ey aglayanlar! Mutludur aci cekenler, yazik bolluk ve sevinc icinde olanlara!" Hiristiyanligin ortaya koydugu nadir kesifler iste bunlardir!

Misir'da Muslumanlararasi bir mezhep vardir ki, mensuplari yere yuzustu uzanip kendilerini azgin develere cignetmekle Allah'in hosuna gittiklerine, Allah'a ibadet ettiklerine inanirlar; bu kendine ahmakca eziyete "dosa" adini verirler.
-   -   -   -   -   -   -   -   -
Butun insanlar dusmandir!
Butun hayvanlar yoldastir!

George Orwell1984

-   -   -   -   -   -   -   -   -
Benim din konusundaki goruslerimle ilgili duyduklariniz elbette birer yalan, hem de duzenli tekrarlanan bir yalan.

Kisisel bir tanriya inanmiyorum ve bunu reddetmek bir yana acikca da belirttim.
Icimde dinsel olabilecek herhangi bir sey varsa eger, bu, bilimimizin ortaya cikarabildigi kadariyla dunyanin yapisina duydugum sinirsiz tutkudur.
ALBERT EINSTEIN
Ateistin Kutsal Kitabi - Aforizmalar - Derleyen Joan Konner

-   -   -   -   -   -   -   -   -

Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/



Toplu saldırıyla karşı karşıyayız

Toplu saldırıyla karşı karşıyayız

Sağlıkta şiddete dikkat çekmek için Türk Tabipleri Birliği tarafından ülke genelinde yapılan eş zamanlı olarak basın açıklaması Antalya'da da yapıldı.

Antalya Tabip Odası toplantı salonunda yapılan açıklamayı yapan Antalya Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Naci İşoğlu "Etkin ve caydırıcı önlemler istiyoruz. Can güvenliğimiz olmadan canları koruyamayız tedavi yapamayız" dedi.

FOTOĞRAFLAR İÇİN BU LİNKİ TIKLAYINIZ

"ORGANİZE SALDIRILAR KARŞISINDAYIZ"

Tabipler Odası Başkanı Prof. Dr. Nursel Şahin seçim sonucunda Antalya'da kazananları kutlayarak; "Dilerim mega projeler kente dair işlenen suçlar ya da kaynaklarımızın heba edilmesi doğanın talanı insanı öteleyen kutuplaştıran bütün siyasetler gündemimizden çıkar. Çünkü yurttaş bu ekonomik kriz içerisinde bütün baskı politikaları içerisinde her şeye rağmen mesajını böyle vermiştir. Vatandaşlarımız; insana dair politikalar adil bir bölüşüm kaynakların doğru kullanılmasını istiyoruz bu size uyarım demiştir. Bu uyarıyı biz de sağlık alanındaki şiddet için yapacağız. Artık canımıza tak ettiği noktadayız. Organize saldırılar karşısındayız. Bir kez daha itibarımız saygınlığımız için uyarıyoruz. Hekime karşı şiddeti önleyici tedbirlerin bir an önce hayata geçirilmesini istiyoruz" dedi.

"SALDIRGANLAR HIZINI ALAMADI"

Yönetim kurulu adına basın açıklamasını yapan Antalya Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Naci İşoğlu; "Daha geçen hafta Antalya'da bir meslektaşımız silah kullanarak yaşamına kast edeceğini ifade eden hasta yakını tarafından tehdit ve şiddet olayıyla karşıya kaldı. Bu sefer başka bir meslektaşımız 29 Mart Cuma günü İzmir Bornova 29 numaralı Aile Sağlığı Merkezi'nde aile hekimlerinden talep edilen yüzlerce usulsüz isteklerden birini yerine getirmediği iddiasıyla hakaret ve fiziksel şiddete uğradı. Bununla yetinmeyen şahıs bu sefer tekrar 11-12 kişilik grupla ellerinde sopalarla Aile Sağlığı Merkezi'ne gelerek merkezde çalışan herkese saldırmaya başlamışlardır. Merkezde çalışan aile hekimleri hemşireler ve olaya müdahale etmeye çalışan o anda orada olan öğretmen eczacı ve yakın esnaf darp edilmiştir. Meslektaşımız ve öğretmen ciddi şekilde yaralandı. Meslektaşımızın burnunda kırık hematom ve çeşitli yerlerinde ekimozlar oluştu" diyerek hızını alamayan saldırganların Aile Sağlığı Merkezi'nde de ciddi maddi hasar meydana getirdiklerini belirtti.

"BEKLEMEYE TAHAMMÜLÜMÜZ KALMADI"

Dr. İşoğlu; "Daha kaçımızın şiddete uğraması yaşamına kast edilmesi ve ölmesi gerekiyor. Bu sesi duyması gerekenler daha neyi bekliyor. Ama artık bizim beklemeye tahammülümüz kalmadı. Mesleğimizi olması gereken gibi ilkelerimiz doğrultusunda yapamaz duruma geldik. Bu son meydana gelen sağlıkta şiddet terörü de göstermiştir ki hükümetin ve bakanlığın soruna bakışı değişmemiştir. Etkin ve caydırıcı önlemler istiyoruz. Can güvenliğimiz olmadan canları koruyamayız tedavi yapamayız. Meslek ilkelerimiz doğrultusunda hekimlik mesleğimizi yapmamız engellenemez" diyerek usulsüz talepler keyfi rapor istemleri gibi talepler karşısında artık görevlerini yerine getirememe noktasına geldiklerini söyledi.

"Sağlık Bakanlığı özellikle raporlandırma konusunda Türk Tabipler Birliği ve ilgili derneklerle bir araya gelip sağlık ortamında önemli şiddet gerekçelerinden olan rapor konusunu bilimsel değerlendirme ve ilkelere göre sınırlarını belirlemelidir" diyen Dr. İşoğlu özellikle spor gibi konularındaki raporlandırmalar için konuya uygun altyapı ile donatılmış ve ilgili uzmanlarla desteklenmiş merkezlerin hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

"SAĞLIKTA ŞİDDET YASA TASARISI YASALAŞMALIDIR"

Dr. İşoğlu; "Artık hizmetten çekilme boyutuna geldiğimiz bu noktada çözüm önerilerimizi kamuoyuyla ve iktidarın yürütücüleriyle paylaşmaya devam edeceğiz. Alanın sahibi olarak yönetimde de söz ve karar sahibi olmak istiyoruz. Acilen Türk Tabipleri Birliğinin hazırladığı 'sağlıkta şiddet yasa tasarısı' yasalaşmalıdır. Sağlıkta şiddet terörünü ve buna ses çıkarmayan önlem almayan bakanlık yetkililerini en sert şekilde kınıyoruz. Olası bir iş bırakma etkinliği de dahil olmak üzere Antalya Tabip Odası olarak her türlü desteği sunacağımızı kamuoyunun bilgilerine sunarız. Tekrarlamaktan bıkmıyoruz şiddeti asla kanıksamayacağız" şeklinde konuştu.

SAĞLIKTA ŞİDDET DUR DURAK BİLMİYOR.

BU SEFER TOPLU SALDIRIYLA KARŞI KARŞIYAYIZ.

Daha geçen hafta Antalya 'da bir meslektaşımız silah kullanarak yaşamına kast edeceğini ifade eden hasta yakını tarafından tehdit ve şiddet olayıyla karşıya kalmıştı.

Bu sefer 29 Mart cuma günü İzmir Bornova 29 nolu ASM de aile hekimlerinden talep edilen yüzlerce usulsüz isteklerden birini yerine getirmediği iddiasıyla hakaret ve fiziksel şiddete uğramış çevreden gelenler tarafından şahıs engellenmiştir. Bununla yetinmeyen şahıs bu sefer tekrar 11-12 kişilik grupla ellerinde sopalarla Aile Sağlığı Merkezine gelerek merkezde çalışan herkese saldırmaya başlamışlardır. Merkezde çalışan aile hekimleri hemşireler ve olaya müdahale etmeye çalışan o anda orada olan öğretmen eczacı ve yakın esnaf darp edilmiştir. Meslektaşımız ve öğretmen ciddi şekilde yaralanmıştır. Meslektaşımızın burnunda kırık hematom ve çeşitli yerlerinde ekimozlar oluşmuştur. Hızlarını alamayan saldırganlar ASM' de de ciddi maddi hasar meydana getirmiştir.

Daha kaçımızın şiddete uğraması daha kaçımızın yaşamına kast edilmesi daha kaçımızın ölmesi gerekiyor. Bu sesi duyması gerekenler daha neyi bekliyor. Ama artık bizim beklemeye tahammülümüz kalmadı. Mesleğimizi olması gereken gibi ilkelerimiz doğrultusunda yapamaz duruma geldik.

Bu son meydana gelen sağlıkta şiddet terörü de göstermiştir ki hükümetin ve bakanlığın soruna bakışı değişmemiştir.

Etkin ve caydırıcı önlemler istiyoruz. Can güvenliğimiz olmadan canları koruyamayız tedavi yapamayız. Meslek ilkelerimiz doğrultusunda hekimlik mesleğimizi yapmamız engellenemez.

Usulsüz talepler altyapı olanaklarımıza göre anlamsız ve keyfi rapor( her kurumun ve idarecinin şeklini belirlediği tıbba uygun olmayan )istemleri artık görevimizi yerine getirememe noktasına getirmiş bulunmaktadır. Sağlık Bakanlığı özellikle raporlandırma konusunda Türk Tabipler Birliği ve ilgili derneklerle bir araya gelip sağlık ortamında önemli şiddet gerekçelerinden olan rapor konusunu bilimsel değerlendirme ve ilkelere göre sınırlarını belirlemelidir. Özellikle spor vb. konularındaki raporlandırmalar için konuya uygun altyapı ile donatılmış ve ilgili uzmanlarla desteklenmiş merkezler acilen hayata geçirilmelidir. Gerek halk sağlığı açısından gerekse de mesleki uygulamalar açısından bu durum oldukça önemli hale gelmiştir.

Artık hizmetten çekilme boyutuna geldiğimiz bu noktada; Çözüm önerilerimizi kamuoyuyla ve iktidarın yürütücüleriyle paylaşmaya devam edeceğiz. Alanın sahibi olarak yönetimde de söz ve karar sahibi olmak istiyoruz. Acilen Türk Tabipleri Birliğinin hazırladığı "sağlıkta şiddet yasa tasarısı" yasalaşmalıdır.

Sağlıkta şiddet terörünü ve buna ses çıkarmayan önlem almayan bakanlık yetkililerini en sert şekilde kınıyoruz. Olası bir iş bırakma etkinliği de dahil olmak üzere Antalya tabip odası olarak her türlü desteği sunacağımızı kamuoyunun bilgilerine sunarız. Tekrarlamaktan bıkmıyoruz şiddeti asla kanıksamayacağız.

Saygılarımızla.

Dr. Naci İŞOĞLU

Antalya Tabip Odası

Genel Sekreteri

Yönetim Kurulu a.



--
AltNot
--
a45UyF587661
-   -   -   -   -   -   -   -   -
Milletleri kurtaranlar yalniz ve ancak ogretmenlerdir.
Ogretmenden egiticiden mahrum bir millet henuz bir millet adini alma yetenegi kazanmamistir.

Gazi Mustafa Kemal ATATURK

-   -   -   -   -   -   -   -   -
JEAN MESLIER : SAGDUYU TANRISIZLIGIN ILMIHALI

149. INCIL'IN AHLAKI, UYGULAMA YETENEGINDEN YOKSUNDUR

Isa'nin izleyicileri, mezheptaslari, her konuda dogaya aykiri, kalbin butun egilimlerine zit, duygu ve hazlara dusman olan dinlerinin kurulusunu, bize bir mucize olarak gostermek isterler. Ancak bir dinin hukumlerindeki sertlik ve siddet, o dini kamu gozunde daha cok sasirtici kilar; anlasilamayan sirlara tanrisallik gozuyle baktirarak, hurmet ettirerek, ayni hukumler, insanoglunun gucu ve dermanina uygulanmasi mumkun olmayan ahlaki, insan gozunde ilahi ve dogaustu olarak kale gibi saglamlastirir; boyle bir ahlaka insani hayran eder.

Bir ahlaki cok begenmek ve onu uygulamak farkli iki seydir. Butun Hiristiyanlar, Incil ahlakina hayran olmaktan ve onu ovmekten bir an geri kalmazlar. Ancak bu ahlak, kendilerinde takat ya da ilahi inayet olmadigi bahanesiyle izlemekten vazgecen bazi kimselerin begendigi cok sinirli sayida azizden baska kimse tarafindan uygulanmaz.

Tanrisallik begensin diye, dunyada insanin kendisini bedbaht etmesinin cok gerekli oldugu fikri uzerine kurulu bir dini ahlakla, butun evren az cok kirletilmistir.

Yerkuremizin her yerinde cilekesler, kendi icine kapanip yalniz yasayanlar, yoksullar, bagnazlar gorulur ki, bunlar, lutuf ve keremini yuceltme ve agirlamada herkesin ayni fikirde oldugu bir zatin onuruna, kendilerine eziyet etme* yontemlerini derinden derine etraflica arastirmis ve incelemis gorunurler! Din, esas olarak insanlarin sevinc ve refahinin dusmanidir.

"Ey aglayanlar! Mutludur aci cekenler, yazik bolluk ve sevinc icinde olanlara!" Hiristiyanligin ortaya koydugu nadir kesifler iste bunlardir!

Misir'da Muslumanlararasi bir mezhep vardir ki, mensuplari yere yuzustu uzanip kendilerini azgin develere cignetmekle Allah'in hosuna gittiklerine, Allah'a ibadet ettiklerine inanirlar; bu kendine ahmakca eziyete "dosa" adini verirler.
-   -   -   -   -   -   -   -   -
Butun insanlar dusmandir!
Butun hayvanlar yoldastir!

George Orwell1984

-   -   -   -   -   -   -   -   -
Benim din konusundaki goruslerimle ilgili duyduklariniz elbette birer yalan, hem de duzenli tekrarlanan bir yalan.

Kisisel bir tanriya inanmiyorum ve bunu reddetmek bir yana acikca da belirttim.
Icimde dinsel olabilecek herhangi bir sey varsa eger, bu, bilimimizin ortaya cikarabildigi kadariyla dunyanin yapisina duydugum sinirsiz tutkudur.
ALBERT EINSTEIN
Ateistin Kutsal Kitabi - Aforizmalar - Derleyen Joan Konner

-   -   -   -   -   -   -   -   -

Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/



Özelde Türkiye'deki dindarlar, genelde bütün Müslümanlar neden ahlaksızlıktan rahatsız olmuyor, ahlaksızları arkalıyor?

Din, iman, ezan, cami, Allah, Muhammed diyerek iktidara geldiler.
İktidarlarını yıllarca bu söylemle korudular.
Halkın önemli bir bölümü de onların daha ahlaklı, daha dindar olduğunu düşünerek bunlara oy verdi, onay verdi.
Bu gün geldiğimiz noktada hem bu kadronun hem de bu kadroyu arkalayan, oylayan, onaylayanların aslında din, Allah, Muhammed konularında o kadar da hassas olmadıklarını görüyoruz.

Belki de, AKP kadroları ve yandaşları dinen yasaklanmış her türden ahlaksızlığın yalnızca Müslümanlara karşı yasak olduğunu, ancak diğerlerine kafirlere karşı bırakın yasak olmayı, hak ve görev olduğunu düşünüyorlar.

Netekim, diğerlerini canını, malını, ırzını hak ve helal gören, hatta bunlar Müslüman olana kadar sürekli ve kesintisiz olarak bunlara saldırılmasını, yağmalanmasını, katledilmesini görev olarar veren ayetler, sureler ve hadisler var.

Benim kanaatimce AKP'li kadroların bu derece pervasız ahlaksızca işler yapmaları, yalan söylemeleri, iftira atmaları, hile ve desise yoluna sapmaları ancak bununla açıklanabilir.
Aynı şekilde bütün bu arızalar orta yerde durduğu halde halkın önemli bir kesiminin de aynı düşüncelerle diğerlerine karşı hiçbir ahlaki sorumluluklarının olmadıkları fikrinin cazibesine kapıldıklarını düşünüyorum.

En yakın dostlarım arasında bile AKP kadrolarına ait ahlaksızca işleri akıllılık, işbilirlik olarak gören ve anlatanlar var.

Böylesi bir zihniyetle ne ülkemizde, ne İslam aleminde ne de Müslümanların azınlık olarak yaşadığı diğer ülkelerde huzur olmaz.

--
AltNot
--
a45UyF587661
-   -   -   -   -   -   -   -   -
Milletleri kurtaranlar yalniz ve ancak ogretmenlerdir.
Ogretmenden egiticiden mahrum bir millet henuz bir millet adini alma yetenegi kazanmamistir.

Gazi Mustafa Kemal ATATURK

-   -   -   -   -   -   -   -   -
JEAN MESLIER : SAGDUYU TANRISIZLIGIN ILMIHALI

149. INCIL'IN AHLAKI, UYGULAMA YETENEGINDEN YOKSUNDUR

Isa'nin izleyicileri, mezheptaslari, her konuda dogaya aykiri, kalbin butun egilimlerine zit, duygu ve hazlara dusman olan dinlerinin kurulusunu, bize bir mucize olarak gostermek isterler. Ancak bir dinin hukumlerindeki sertlik ve siddet, o dini kamu gozunde daha cok sasirtici kilar; anlasilamayan sirlara tanrisallik gozuyle baktirarak, hurmet ettirerek, ayni hukumler, insanoglunun gucu ve dermanina uygulanmasi mumkun olmayan ahlaki, insan gozunde ilahi ve dogaustu olarak kale gibi saglamlastirir; boyle bir ahlaka insani hayran eder.

Bir ahlaki cok begenmek ve onu uygulamak farkli iki seydir. Butun Hiristiyanlar, Incil ahlakina hayran olmaktan ve onu ovmekten bir an geri kalmazlar. Ancak bu ahlak, kendilerinde takat ya da ilahi inayet olmadigi bahanesiyle izlemekten vazgecen bazi kimselerin begendigi cok sinirli sayida azizden baska kimse tarafindan uygulanmaz.

Tanrisallik begensin diye, dunyada insanin kendisini bedbaht etmesinin cok gerekli oldugu fikri uzerine kurulu bir dini ahlakla, butun evren az cok kirletilmistir.

Yerkuremizin her yerinde cilekesler, kendi icine kapanip yalniz yasayanlar, yoksullar, bagnazlar gorulur ki, bunlar, lutuf ve keremini yuceltme ve agirlamada herkesin ayni fikirde oldugu bir zatin onuruna, kendilerine eziyet etme* yontemlerini derinden derine etraflica arastirmis ve incelemis gorunurler! Din, esas olarak insanlarin sevinc ve refahinin dusmanidir.

"Ey aglayanlar! Mutludur aci cekenler, yazik bolluk ve sevinc icinde olanlara!" Hiristiyanligin ortaya koydugu nadir kesifler iste bunlardir!

Misir'da Muslumanlararasi bir mezhep vardir ki, mensuplari yere yuzustu uzanip kendilerini azgin develere cignetmekle Allah'in hosuna gittiklerine, Allah'a ibadet ettiklerine inanirlar; bu kendine ahmakca eziyete "dosa" adini verirler.
-   -   -   -   -   -   -   -   -
Butun insanlar dusmandir!
Butun hayvanlar yoldastir!

George Orwell1984

-   -   -   -   -   -   -   -   -
Benim din konusundaki goruslerimle ilgili duyduklariniz elbette birer yalan, hem de duzenli tekrarlanan bir yalan.

Kisisel bir tanriya inanmiyorum ve bunu reddetmek bir yana acikca da belirttim.
Icimde dinsel olabilecek herhangi bir sey varsa eger, bu, bilimimizin ortaya cikarabildigi kadariyla dunyanin yapisina duydugum sinirsiz tutkudur.
ALBERT EINSTEIN
Ateistin Kutsal Kitabi - Aforizmalar - Derleyen Joan Konner

-   -   -   -   -   -   -   -   -

Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/



İMAMOĞLU’NDAN SON DAKİKA AÇIKLAMASI: HERKESİ SEÇİM KURULLARINA DAVET EDİYORUM

Dindar insanların arkaladığı ezan din iman cami Allah Muhammed lafları ile iktidara yürümüş iktidarda kalmış bir hükumet manyak gibi oy çalmaya çalışıyor ve siyasi rakipleri bunu engellemek için canla başla çalışıyor.

Durumu izleyen yandaş halk ve medya ise bütün ahlaksızlıkları işbilirlik beceriklilik olarak görüyor ve alkışlıyor.

İMAMOĞLU'NDAN SON DAKİKA AÇIKLAMASI: HERKESİ SEÇİM KURULLARINA DAVET EDİYORUM

Seçimi açık ara farkla kazandığını belirten Ekrem İmamoğlu "Verilerimiz açıkça seçimi kazandığımızı garantiliyor. Herkesi seçim kurullarındaki arkadaşlarımıza destek olmaya ve asla kurullardan ayrılmamaya davet ediyorum. " dedi.

https://www.sozcu.com.tr/2019/gundem/imamoglundan-son-dakika-aciklamasi-herkesi-secim-kurullarina-davet-ediyorum-4247445/?fbclid= IwAR02NzisET4tdp_zvrt4OcddV7MpQ4MqHhxr5rLbvTMp2zfzi2_DXlNHYEU

--
AltNot
--
a45UyF587661
-   -   -   -   -   -   -   -   -
Milletleri kurtaranlar yalniz ve ancak ogretmenlerdir.
Ogretmenden egiticiden mahrum bir millet henuz bir millet adini alma yetenegi kazanmamistir.

Gazi Mustafa Kemal ATATURK

-   -   -   -   -   -   -   -   -
JEAN MESLIER : SAGDUYU TANRISIZLIGIN ILMIHALI

149. INCIL'IN AHLAKI, UYGULAMA YETENEGINDEN YOKSUNDUR

Isa'nin izleyicileri, mezheptaslari, her konuda dogaya aykiri, kalbin butun egilimlerine zit, duygu ve hazlara dusman olan dinlerinin kurulusunu, bize bir mucize olarak gostermek isterler. Ancak bir dinin hukumlerindeki sertlik ve siddet, o dini kamu gozunde daha cok sasirtici kilar; anlasilamayan sirlara tanrisallik gozuyle baktirarak, hurmet ettirerek, ayni hukumler, insanoglunun gucu ve dermanina uygulanmasi mumkun olmayan ahlaki, insan gozunde ilahi ve dogaustu olarak kale gibi saglamlastirir; boyle bir ahlaka insani hayran eder.

Bir ahlaki cok begenmek ve onu uygulamak farkli iki seydir. Butun Hiristiyanlar, Incil ahlakina hayran olmaktan ve onu ovmekten bir an geri kalmazlar. Ancak bu ahlak, kendilerinde takat ya da ilahi inayet olmadigi bahanesiyle izlemekten vazgecen bazi kimselerin begendigi cok sinirli sayida azizden baska kimse tarafindan uygulanmaz.

Tanrisallik begensin diye, dunyada insanin kendisini bedbaht etmesinin cok gerekli oldugu fikri uzerine kurulu bir dini ahlakla, butun evren az cok kirletilmistir.

Yerkuremizin her yerinde cilekesler, kendi icine kapanip yalniz yasayanlar, yoksullar, bagnazlar gorulur ki, bunlar, lutuf ve keremini yuceltme ve agirlamada herkesin ayni fikirde oldugu bir zatin onuruna, kendilerine eziyet etme* yontemlerini derinden derine etraflica arastirmis ve incelemis gorunurler! Din, esas olarak insanlarin sevinc ve refahinin dusmanidir.

"Ey aglayanlar! Mutludur aci cekenler, yazik bolluk ve sevinc icinde olanlara!" Hiristiyanligin ortaya koydugu nadir kesifler iste bunlardir!

Misir'da Muslumanlararasi bir mezhep vardir ki, mensuplari yere yuzustu uzanip kendilerini azgin develere cignetmekle Allah'in hosuna gittiklerine, Allah'a ibadet ettiklerine inanirlar; bu kendine ahmakca eziyete "dosa" adini verirler.
-   -   -   -   -   -   -   -   -
Butun insanlar dusmandir!
Butun hayvanlar yoldastir!

George Orwell1984

-   -   -   -   -   -   -   -   -
Benim din konusundaki goruslerimle ilgili duyduklariniz elbette birer yalan, hem de duzenli tekrarlanan bir yalan.

Kisisel bir tanriya inanmiyorum ve bunu reddetmek bir yana acikca da belirttim.
Icimde dinsel olabilecek herhangi bir sey varsa eger, bu, bilimimizin ortaya cikarabildigi kadariyla dunyanin yapisina duydugum sinirsiz tutkudur.
ALBERT EINSTEIN
Ateistin Kutsal Kitabi - Aforizmalar - Derleyen Joan Konner

-   -   -   -   -   -   -   -   -

Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/