MEHMET ALİ GÜLLER/ Çin füzesi 28 Şubat'ın eseridir
Birkaç kez bu köşede dile getirdim. 28 Şubat'ın ruhu millileşme atılımıydı: Milli dış politika, milli güvenlik, milli çıkarlar, milli hedefler, milli kurumlar…
Zira 60 yıllık "küçük Amerika" süreci ve NATO ilişkileri, Türkiye'nin Türkiye için değil ABD için yönetilmesine neden olmuştu. Türkiye'nin milli çıkarları değil, ABD'nin Ortadoğu çıkarları esas alınıyordu. Türkiye kendi milli savunma sanayisini oluşturamıyor, NATO buna izin vermiyordu.
ABD'nin 28 Şubat sürecinde Türk Ordusu'nu "hizadan çıktı" diye nitelemesi ve sürece Truva atlarıyla müdahale etmesi bundandır. Çünkü 28 Şubat sürecinde bir yandan Amerikan denetimindeki kurumlar millileştiriliyor, bir yandan Türkiye'nin milli güvenlik siyaset belgesi yeniden yazılıyor fakat bir yandan da Türkiye, NATO dışı silah alımlarını gündemine alarak silah envanterini çeşitlendirme kararı alıyordu!
Rusya ve Çin'le o dönemde yapılan kimi küçük anlaşmalar, ABD açısından büyük anlamlar taşıyordu.
28 ŞUBAT MİLGEM'LE BAŞLADI!
28 Şubat sürecinin 28 Şubat 1997 kararlarıyla değil, aslında Türk Ordusu'nun ABD'nin denetimindeki Kuzey Irak'a 21 Mart 1995'te yaptığı Çelik Harekâtıyla başladığını söyleriz hep. Bakın ilginçtir, Türkiye'nin MİLGEM projesi de işte bu günlerde başlamıştır!
Aynı zamanda Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nın danışmanı olan ve 9 Kasım 2009'da yitirdiğimiz çok değerli danışman hocam Prof.Dr.Yücel Odabaşı bu projenin başındaydı. Onunla odasında baş başa siyaset tartıştığımız zamanlarda heyecanla bu projeyi de anlattırdı. Zaten Milli Gemiler üretmek, Ata Nutku'dan itibaren İTÜ Gemi İnşaatı ve Deniz Fakültesi'nin temel hedefiydi.
Yani MİLGEM ya da MİLTANK projesi de aslında 28 Şubat'ın millileşme atılımının bir eseriydi. Türk Ordusu milli gemi ve tanklarla bir yandan ABD'ye silah bağımlılığını azaltmak istiyor, bir yandan da Rusya ve Çin'le silah alışverişine girerek envanteri çeşitlendirmeye çalışıyordu.
Bu iki projenin hedefi, "teknoloji transferine" izin vermeyen Batı'ya silah bağımlılığını ortadan kaldırmaktı. ABD'nin Kıbrıs ambargosundan başlayarak izlediği silah siyasetleri, Türk Ordusu'nu bu yönde zorunlu motive ediyordu!
Aslında MGK Genel Sekreteri Org. Tuncer Kılınç'ın "Türkiye'nin, Rusya ve İran'ı da içine alacak şekilde bir arayışın içinde olmasında fayda buluyorum" demesi de, hem bu silah çeşitlendirme ve millileştirme hamlesini özetliyor hem de 28 Şubat'ın ruhuna işaret ediyordu.
ERDOĞAN NEDEN İMZA ATTI?
Tüm bunları, Türkiye'nin füze savunma sisteminin Çin füzeleriyle sağlanması kararının alınması nedeniyle anımsattık. 3 milyar dolarlık proje, sadece Türkiye'ye füze sağlamayacak, aynı zamanda "teknoloji transferi" ve "ortak üretim" yaratacak!
Bu nedenle ihalede Çin'de karar kılınması, Türkiye'nin milli silah hedefleri açısından bir devrim değerindedir!
Peki denilebilir ki, tüm bunlar doğruysa, ABD'ye bağımlılıkla en üst sırada yer alan bir siyasetçi olarak Tayyip Erdoğan nasıl buna imza attı?
1.Çin'in teklifi sadece fiyatının ucuz olması bakımından değil, teknoloji transferi ve ortak üretim imkânı sağladığı için de zaten teknik olarak rakipsizdi.
2.Erdoğan hükümeti, Rusya'nın teklifini kabul etmeyi tabanına açıklayabilir miydi? Zira savaşa kışkırtılan tabanın aklında, "Suriye'yi savunan füzeler, Türkiye'yi de mi savunacak?" sorusu olacaktı! Üstelik AKP Rusya'yla nükleer enerji anlaşması yapmıştı ve pastadan bir payı da Çin'e ikram etmesi, daha akıllıca olmaz mıydı?
3.AKP kurmayları, ihalenin Çin'e verilmesini ABD'nin gözünde Erdoğan'ın değerini artırmak için değerlendirmek isteyecektir! Nitekim AKP Hükümeti, Türkiye'nin Şangay İşbirliği Örgütü'ne "diyalog ortaklığı" başvurusunu da, "değerlenmek" ya da "fiyatını artırmak" şeklinde kullanmıştı!
AKP'nin son başarısı (!) Türkiye'yi pezevenk imasına sokmasıdır!
Adı: Lotfı bin Ceddu.
Tunus İçişleri Bakanı.
Ülkesinin Ulusal Meclisinde kürsüye çıkan Ceddu Türkiye'nin seks cihadında aracı olduğunu söyledi.
Tunuslu bakana göre seks cihadı için toplanan kadınlar Türkiye üzerinden Suriye'ye geçirilip El Kaide azgınlarına sunuluyor.
Yoksa bu bölge artık bizden sorulur cakası ile kastedilen bu gibi şeyler miydi?↑↑↑ - ↓↓↓
Öyle ya ciğer söken katil El Kaide çetelerinin eğitiminden silahı ve iaşesine kadar Türkiye başrolde!
Sarin gazı ve kimyasal bomba hadisesinde de hedefe konan yine Türkiye!
Yetmedi bir de seks cihadında aracılık ithamı!
Türkiye'nin böyle rezil bir ithamın merkezine oturtulması mıdır stratejik derinlik Ahmet Davutoğlu?
Müslümanlığın yüzüne zift sıkmak!
"Kenya, Pakistan ve Suriye'de İslam adına işlenen cinayetler Müslümanlığın yüzüne zift sıkmaktır"
Bu ifadenin sahibi Fethullah Gülen'dir ve İslamı cinayetlerle kirletenleri hedef alıyor.
Doğrudur Hazreti Muhammed'in İslamında bir kişiyi öldürmek bütün insanlığı öldürmek gibidir.
Ama aynı Hazreti Muhammed'in Müslümanlığında güya İslam adına Ergenekon ve Balyoz olaylarında olduğu gibi masum insanlara komplolar kurup tertipler yapmak ve hayatlarını karartmak da yoktur ki bu gibi şeyleri Türkiye'de F Tipi Cemaat'e mensup müritlerin yaptığını artık bebeler bile söyler durumdadır.
Buradan hareketle Fethullah Gülen'in bu sözlerinde samimiyet ve inandırıcılık olamaz; zira ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz diyor Ziya Paşa !
Bahçeli'den Akşener'e 'İstanbul'a aday ol' baskısının gerekçesi
Meral Hanım ise ısrarla "Beni affedin" diyor ama MHP Müdürü "Bu, parti ve dava görevi" deyip diretiyor.↑↑↑ - ↓↓↓
Peki, Bahçeli'nin bu ısrarının ardında ne mi var?
Meral Akşener'i böyle bir adaylıkla harcamak ve MHP'de kendine alternatif olmasına engel olmak ki Akşener'in İstanbul'a MHP adayı olması AKP'nin de çok arzuladığı bir şey; zira Tayyip Erdoğan'a göre Meral Akşener aday olursa MHP ile laik merkez sağ oylar CHP adayına gitmeyip Meral Akşener'e gidecek ve AKP seçimi zorlanmadan kazanacak. Dahası Akşener'in Bahçeli'ye MHP'de alternatif olması da Erdoğan'ın işine gelmiyor; zira malum Bahçeli kolay lokma ve o var oldukça MHP kendini siyaseten tehdit edemeyecek!
Karar verildi, iki sandık bir arada!
Dinlediklerimin özeti şudur:
-Mahalli seçimlerin hemen sonrasında Tayyip Erdoğan erken genel seçim kararı alacak.
-Cumhurbaşkanlığı seçimi ile genel seçim aynı tarihte yapılacak ve iki sandık konacak.
-Bu şekilde Erdoğan hem Cumhurbaşkanlığına aday olacak, hem AKP'nin başına kimin geçeceğine karar verecek hem de milletvekili listesini bizzat hazırlayacak.↑↑↑ - ↓↓↓
-Tayyip Erdoğan bunun dışında bir formülü, yani genel seçimi zamanında yapmayı AKP'ye hâkim olma ve de partisinin iktidarını sürdürmesi bağlamında güvenli bulmuyor; zira kendisi devreden çıktığında muhalif egemen unsurların korkuyu aşacağını ve AKP dışındaki seçeneklere omuz verebileceğini düşünüyor.
-Erdoğan'ı bu kararında düşündüren tek husus, üç dönemlilerle Abdullah Gül ve Cemaat'in ortaklaşa takınabileceği tutumlardır…
Seçim öncesi 10 bin palalı ve imam hatipli SS!
Kafalarına koydular; şimdi ambalaja, yani örtmeye gerekçe arıyorlar!
Bir ara üniversitelerin güvenliği için dediler, inandıramadılar.
Şimdi de stadyumların güvenliğini bahane ediyorlar.
Amaçları, polis yetkisinde 10 bin imam hatipli İslamcı militanla devletin içinde yandaş bir çete oluşturmak!
Hitler'in SS'lerinden farkı olmayacak bu çete, gerçekte üniformalı satırlılar olacak.
Birisi hükümetin aleyhinde slogan mı attı, bu çete sivil ya da resmi elbiseleri ile devreye sokulacak ve pala sallayacak!
Farklı bir tanımla, AKP'nin kontrgerillası yaratılmak isteniyor.
Öyle; çünkü polisi devreden çıkarıp böyle bir yapı niçin?
Bülent Esinoğlu - 496 Sahra Topu/-56 Leopar Tank/-28 Dolar Milyarderi ve Çin füzeleri…
Batının Türkiye'yi silahsız bırakma amacı, Batı için stratejik meseledir.
Bu ifadelerin birbirinden sanki aralarında bir bağlantı yokmuş gibi duruyor olduklarına bakmayın. Tarif edemeyeceğim kadar birbirlerine sıkı sıkıya bağlıdır.
Bizim geveze aydınımıza Batıya bağımlılığın ülkemize verdiği zararlardan söz ederseniz, hemen cevabı hazırdır. Teknoloji efendim, teknoloji der. Sermaye onlarda, teknoloji onlarda medeniyet onlarda eliniz mahkûm onlara biat edeceksiniz.
Olay 1826'da başladı. Osmanlı yönetimi Batının telkinleri ile Yeniçeri Ocağından kurtulmaya karar verdi. Tıpkı bugünkü gibi Batının Türk Ordusu üzerinden yaptıklarına çok benzer.
26 Bin Yeniçeri kılıçtan geçirildi. II.Mahmut Prusya Kralı Frederik'ten ordunun sözüm ona modernizasyonu için yardım talep etti. ↑↑↑ - ↓↓↓ Uzatmayalım aradan fazla bir zaman geçmedi. 1877 Osmanlı Rus Savaşında Osmanlı Ordusu telef oldu. Yeniçeri birikimi de berhava edilmiş olduğu için Osmanlı Ordusu hepten bitti.
Osmanlı yönetimi hala akıllanmadı. Kızıl Sultan 1877 bozgununu telafi etmek için Almanlara 496 sahra topu sipariş etti. Alman metalürji sanayi o tarihlerde bu büyüklükte siparişi karşılayacak kapasitesi yoktu. Yeni yatırımlar gerekiyordu. Paçalarını sıkıp metalürji sanayini geliştirdiler ve siparişleri karşıladılar. Krupp Firması bu şekilde ortaya çıkmıştı. Yani Osmanlı ne yaptı etti. Almanlara bir metalürji sanayi hediye etti.
Bu alış verişlerden sadece Alman sermayesi kazanmıyordu. Almanlardan alıp Osmanlıya satan Osmanlı ticaret erbabı da kazanıyordu. Osmanlı ticaret erbabı zenginleşiyor, ama üretime yatırım yapmıyordu.
Tıpkı bu günlerde olduğu gibi. Türkiye'nin yerli bir otomobil sanayisi yoktur. Otomobil teknolojisi artık harcıâlem bir teknolojidir. Türkiye'de oto yapacak bilgi alt yapısı mevcuttur. Fakat kendimize ait bir otomotiv sanayimiz yoktur. Emperyalizmin müsaade ettiği ölçüde onların verdiği bilgi paketleri çerçevesinde onların gözetiminde oto yapılır. Bize de tamiri kalır. Gerçi şimdilerde onu bile bize bırakmıyorlar.
Bizim zenginimizin 1826'daki zihniyeti ne ise bu gün de odur. O zaman 496 sahra topu sipariş eden düşünce bugünde, sahra topunun gelişmişi olan Leopar tanklarını sipariş etti. Tanesi 2 milyon dolar. Kadere bak…
Batının otomobillerini Türkiye'ye pazarlayan 28 dolar milyarderlerimiz ülkemize bir oto sanayisi hediye etmezler. Bir de dönüp bize akıl verirler, teknoloji onlarda, para onlarda, bilgi onlarda diye.↑↑↑ - ↓↓↓
İran otomobilini kendisi yapıyor. Tankını kendisi yapıyor. Uçağını kendisi yapıyor. Din bizi geri bıraktırdı, sanayimizi geliştirmedi diyen Tanzimat aydını hala İran ile uğraşır. İran'ın bizden bir tek farkı var. Bağımsızdır. IMF, OECD, DB, Gümrük Birliği Avrupa Birliği ve NATO'su yoktur.
Ama hepsinden önemlisi, 28 tane Batıya bağımlı dolar milyarderi yoktur.
Değerli dostlar yukarıdaki yazıyı Nisan 2010 tarihinde yazmışım. Gerçi, 1999 Nisan'ında da yazmış olsam bir şey değişmezmiş.
Dün yapılan Füze İhalesini, Çin devlet firması kazanmış.
Batının Türkiye'yi silahsız bırakma amacı, Batı için stratejik bir meseledir.
Tarihi gelişimi de, yukarıda belirtmeye çalıştığı gibidir.
Batının Türkiye'deki ortaklarının bundan farklı hareket etmeyeceği ortadadır.
Zaten bu ihalenin de iptal edilmesi için çalışmalar dünden itibaren işlemeye başlanmıştır.
Nitekim Reuters Ajansı, ihaleyi alan Çin firmasının Amerika'nın "kara listesinde" olduğunu yazdı.
Bugünün sorusu, bu kadar Amerikan bağımlısı bir iktidarın, nasıl olur da, Amerika'dan bağımsız silah satın almaya kalkar sorusudur.
Suriye'nin bile Yakhonot füzelerine sahip olduğunu ve otuz yaşındaki savaş uçaklarımızın, bu füzeler ile ördek gibi avlanacağını düşünürsek, hayatın ne kadar dayattığını anlarız.
Gerçeklerin inatlaşarak dayattığı bir yerde, arayışların olduğunu tarih bize öğretir.
Yanlış anlaşılmasın, AKP iktidarı Füze ihalesini Çin'e verdi diye, Avrasyacı falan olmuş değildir.
Silahsız kalan ordunun çaresiz çırpınışlarıdır. Tıpkı Osmanlı'da olduğu gibi…↑↑↑ - ↓↓↓
Nasrettin Hoca'nın eşeğini aramasını bilirsiniz. Yitirdiği eşeğini, tek mal varlığı, güvencesi, köy yerinde eli ayağı gibi olan eşeğini güle oynaya ararmış. Nedenini soranlara verdiği yanıt unutulmaz:
"Umudum şu dağın ardında kaldı. Orada da bulamazsam yiten eşeğimi görün bendeki feryadı!"
İlk iktidara geldiklerinden beri bu zihniyet, adım adım gidiyor. Amacına engel olacak her şeyi, önüne geleni, ayağına takılanı çiğneyip geçiyor.
Türk devrimleri tek tek bitirildi. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir adı kaldı şimdilik. Bu adı yaşatan, devletin damarlarında akan kanı olan Türkçemiz duruyor bir de…
29 harfli, Atatürk'ün Türk Harfleri adını taktığı "Türk Alfabesi", Türkçemizin anayasasıdır… Koruması, güvencesidir.
Türk harfleri, Türkçenin sırtını dayadığı duvar!
Ses bayrağımızı koruyan ordu!
Sesten yaratılmış askerler! Türk Harfleri, Türkçenin askerleri!
Bu, ana kan damarı, kesildiği, Türkçemizin ameliyata alındığı an; otuz yılı aşkındır sürdürülen, son on bir yıldır da iyice hızlandırılan dilde çözülme, dili dönüştürme, ulusu başkalaştırma, ülkeyi yıkma süreci son dönemece girecek.
Sonrası: Türkiye Cumhuriyeti'nin ruhuna Fatiha!
Şu güne kadar bizler de, Nasrettin Hoca gibiydik. Yıkılmaz kale duvarı gibi ülkemizi çepeçevre saran, her geçen gün gelişen, yükselen, tüm saldırılara karşın dimdik ayakta duran Türkçemizi gördükçe, bu yıkım talan işlerine pek aldırmıyorduk:
"Bizi yıkamazlar! Bir şey yapamazlar! Türk Harfleriyle korunan Türkçemiz sonsuza dek yaşayacaktır. Türkçeyle korunan Türkiye Cumhuriyeti'ne de kimse dokunamayacaktır!" diyorduk.
Birkaç gündür işler değişti. Karşı dağın ardını gösterdiler. Ateş olmayan yerden duman çıkmaz, dumanı kaç gündür, görelim, alışalım diye önceden çıkarttılar, ağzımıza burnumuza isi kömürü, zifti salıverdiler:
Pazartesi açıklanacak demokratikleşme (bölünme – yıkım) paketiyle Türkçemiz uzun yıllardır yolu döşenen bir darbeyle vurulacakmış. Atatürk'ün en önem verdiği devrim olan "Türk Dil Devrimi'ni" yıkmaya gelmiş sıra.
Atatürk'ün kendi elleriyle oluşturduğu, çok emek vererek gerçekleştirdiği, tüm çalışmalarına katılarak hazırladığı Türk Alfabesi'ne açıkça yapılacak bir saldırı bu. Atatürk'ün Türk Alfabesi'ne katmadığı, gereksiz bulduğu, dilimize uygunsuz dediği, böyle olduğu da seksen beş yıldır kanıtlanan üç İngiliz harfi, başka bir deyişle o üç virüs; hiçbir eksiği olmayan üstün özellikli eşsiz dilimize bölücüler istiyor, küresel çete istiyor diye eklenecekmiş. Sular seller gibi konuştuğumuz, yazdığımız, bütün bir ulusu kaynaştıran, ulusun her bireyinin benimsediği, içimize kadar işleyen Türk harflerine saldırılacak.
Bu saldırı, bu dile atılan bıçak, silahlı savaşlardan daha beter. Daha yıkıcı. Savaşlarda bireyler ölüyor. Burada ulus ölecek! Türk Ulusunu dilinden tutup çekecekler. Dilimizde yaralar açılacak, bunlardan irinler akacak, yaralar kanayacak, dilimiz ağzımızda dönmez olacak… Yıllardır belli çevrelerin kasıtlı olarak bize dayattıkları, beynimizi alıştırdıkları, olur olmaz her yabancı adda kullandırdıkları o üç harf (Q,W,X) serbestçe kullanılacakmış. Türk diline sokulacakmış. Beyinlerimize sezdirilmeden sokulan, İngiliz'in olmayan bir yerel ağıza Türkçeyi bozmak için sokuşturduğu bu Türkçenin düşmanı olarak kullanılacak bu harflerle İngiliz- Amerikan sömürgesi olmanın önü açılacak. Bundan bölücüler bir şey kazanacaklarını sanıyorlar. Senin böyle kaç türlü birbirini hiç anlamayan yerel ağzın varsa, bu ağızların kültür dili değilse, geçmişten gelen yapıtların, edebiyatın, bu ağızlarla yazılan bilimin, ilimin yoksa zaten bir yere varamazsın. Yayılmacıların kurbanı olur, özünü, Türkçeni deli gibi ararsın o zaman ama iş işten geçer…
Bu devletimizin egemenliğini, ulus egemenliğini bitirecek bir eylem.
Bu yapıldığı an, yandaş basın yayın daha ilk gün hemen atağa kalkacak. Her uygun gördüğü sözcüğe bu virüsleri ekleyecek"V" ye "v" demeyecek bunlar"V" olacak "w". H'ler, k'ler çoktan hedeflerinde. Bir anda tuz buz edecekler dilimizi. Gönlü isteyen istediğini yapabilecek dilimize.
Okullarda Atatürk ilke ve devrimlerine uygun eğitimin yapılması yönetmeliklerden neden çıkarıldı sanıyorsunuz? Bu günler için. Tam da bu ihanetin gerçekleşmesi için.
Önceki gün, hani İstanbul Belediyesi tüm gazetelere tiraj (baskı sayısı) farkı gözetmeden, büyük küçük gazete, az okunur, çok okunur demeden bir duyuru vermişti ya, hani gazetelerin ön yüzlerine sağ yana, yukardan aşağıya sayfanın dörtte birine altın rengiyle yazılmış bir duyuru, kendini övme yazısı, arka sayfalara da tam sayfa reklam. Bunu yaparken yalnızca bizden – sizden ayırımı yapmışlardı. Kendi iktidarlarına azcık da olsa karşı duran gazetelere bu ilanlar verilmemişti. Yeniçağ, Sözcü, Yurt, Aydınlık, Evrensel, Bir Gün, Cumhuriyet, Ortadoğu, Yeni Mesaj gazetelerinde bu duyuru ve aynı anda arka sayfaya verilen belediye reklamı yoktu. Türk bayrağını geçen hafta başlıktaki simgesinden kaldıran çok az satan Türkiye gazetesine bile reklam verilmiş. İkinci büyük gazete Sözcü'ye verilmemişti. İşte şimdi ilan verilen tüm yandaş, karındaş gazeteler bu emre uyacaklar. Belediye duyuruları verilmeyen, muhalefet eder görünen gazetelerden de emin olun çoğu bu ihanete katılacak. Her yere girmiş bölücülük hastalığı onları da sarmış çünkü. Geriye Yeniçağ gibi, belki Sözcü gibi bir iki gazete kalacaktır. Ulusal yayın yapanlardan bazıları, hem ağlarım hem giderim der gibi hemen bu bölücü harfleri alıp Türkçede kullanmaya başlayacaklardır.
"Seksen beş yıllık yasak" dermiş bunlar, "Türk harf Devrimi" ile başlayan aydınlanma dönemimize.
Bugünün geleceğini biliyorduk. Uzun yıllardır biliyorduk.
Gelmesini engellemek için hiç bir şey yapmadık.
Kendine Türkçü diyen sahtekârlar bile türettik bağrımızdan"Arı duru Türkçe" ayağına, bu hainler de bu harekete destek verdiler. Kendini gizleyen, asıl yüzünü saklayan her karşı devrimcinin dilindeki sözlerle yıllardır yeni yetişenleri gençleri, saf temiz vatandaşı uyutuyor bu sahte Türkçüler. Dedikleri yalanlar hep aynı:
Atatürk'ü yanıltmışlarmış. Yanındakiler kafasını karıştırmışmış. Bu harfler (q,w,x), daha da fazlası, üstü inceltilen "n" yok başı sivriltilen "e" sesleri de eklenmeliymiş alfabeye bu katıksız hainlere göre!
Bölücü terör örgütünün istediği bölünme harfleri ile, ne tuhaftır bunların da istedikleri aynı.
Bölücüler, Türk düşmanları sevinecekler. Sahte Türkçüler, bölücü destekçileri sahte aydınlar ise bu işten hiç mi hiç üzülmeyecekler! Bazısı zil takıp oynayacak, göbek atacak!
Bu harfler bölücülerin önünü açacak. Bunu başardıkları an, önlerinde bir engel kalmayacak. Vatanımız çatır çatır elimizden alınacak da bunu anlamayacağız bile. Ermeni'ye, Arap'a, Yunan'a, İngiliz'e… geçince bazı yörelerde topraklarımız, bazı yerlerin yönetimi, ancak ayınacağız…
Bizim bu harfleri kullanmamız, Rusya'nın zulmüyle uzun yıllar yaşamış, hâlâ Rusya'nın etkisinden kurtulamamış Azerbaycan'ın kullanmasına benzemez. Başka Türk devletlerinin de kullanmasına benzemez. Seksen beş yıllık deneyim, başarı bir yanda ; bölücü tehdidi (gözdağı), terör örgütünün olmazsa olmaz isteği bu harfler bir yanda!
Bu yapılacak iş, bu harfleri dilimize ekleme dilimizin ölümüdür. Dolayısıyla Türk'ün ölümü. Ölüyü diriltme mümkün olmadığına göre, gün, ölmeye yatmamaktır. Tüm gücümüzle bölücülere, hainlere, Türkçeyi öldüreceklere karşı durmak, uyuyan herkesi iş işten geçmeden uyandırmaktır.
"Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç!" demek istemiyorsanız, ölüm yatağına yatmayı istemiyorsanız, bu olayın sonunu görebiliyorsanız, Türkçem benim ses bayrağım diyenlerdenseniz, bu gün, son gününüzdür unutmayın!..
Yarın çok geç olabilir.
Yarın çıkarmasalar bile böyle bir yasayı, erteleseler bile yarından da yakın bir zamanda mutlaka çıkaracaklar.
Kanımca bunu yarın, bekletmeden çıkaracaklar. O tünel öyküsü, eli kanlı teröristlerin önce hapisten kaçırılıp, sonra gelin bizi avlayın diye kuş gibi ormanda durdurulup bekletilmeleri, tek silah bile atılmadan deliklerine geri dönmeleri bir işaret fişeğidir düşünebilene… Pazarlıktır. Göz korkutmadır"Aman ha!" demektir.
Dağın ardını gördük. Ateşin dumanı geniz yakıyor:
Bu küresel çetenin yaktığı ateşte yanmak mı istiyorsunuz?
Korkunun ecele faydası yoktur!.. Kafayı çölde kuma gömmek de tarihte kimseyi çölün fırtınasından, düşmanının saldırısından, yaklaşan ölümden kurtaramamıştır.
zaryop:jaro Kisinin kendine ettigini Edemez kisiye hicbir fani Bu kahpe hirsi, ne kiskanc kini, ne sarap Ne de hashas edemez.. Kisinin kendine ettigini tayfun, boran Dag, tas edemez. . . . . . . Kisinin kendine ettigini Edemez kisiye hicbir fani Tutmazsa gercek dost elini Kendi kendiyle bas edemez. Kisinin kendine ettigini Sarhos edemez, ayas edemez Mezar soyan nebbas edemez.