30 Ocak 2017 Pazartesi

Avustralya’daki Büyük Hayvanların Yok Olmasının Nedeni İklim Değil İnsanlar

 


Avustralya'daki Büyük Hayvanların Yok Olmasının Nedeni İklim Değil İnsanlar

Erman Ertuğrul 30 Ocak 2017

Yapılan yeni bir araştırma, yaklaşık 50,000 yıl önce nesilleri tükenen Avustralya'ya özgü büyük memeli hayvanların, insanlar yüzünden yok olduğunu gösteriyor.

Avustralya'da 45.000 yıl önce yaşayan megafauna. F: Peter Trusler, Monash University

Binlerce yıllık dışkıların da içinde bulunduğu yeni kanıtlar, bir zamanlar Avustralya'da yaşayan dev canlıların yaklaşık 45,000 yıl önce, iklim değişikliğinden değil, insanlar yüzünden yok olduğunu gösteriyor.

Araştırma ekibi, kıtadaki geçmiş iklim ve ekosistemin yeniden yapılandırılmasına sağlamak için güneybatı Avustralya kıyılarında Hint Okyanusundan bir tortu çekirdeği alarak bilgi topladı. Çekirdek, toz, polen, kül ve Sporormiella adı verilen ve bitki yiyen memelilerin gübresi üzerinde gelişen bir mantarın sporları da içeren, okyanusa atılmış veya gömülmüş kronolojik tabakalar içeriyor.

Monash Üniversitesi'nden Profesör Gifford Miller, tortu çekirdeğinin, bilim insanlarının 150.000 yıl önceki koşullarına bakabilmelerini sağladığını söylüyor.

Miller, "Tortu çekirdeğinin katmanlarında, 150.000 yıl öncesinden 45.000 yıl öncesine kadar, otçul hayvanların dışkılarında bulunan mantar sporlarından bol miktarda bulduk. Bu sporların çokluğu, güneybatı Avustralya'da 45,000 yıl öncesine kadar memelilerin çok sayıda olduğunun iyi bir kanıtı. Fakat daha sonra, sadece birkaç bin yıl süren bir aşamada, bu megafauna nüfusu tamamen çöktü." diyor.

Yaklaşık 50,000 yıl önce Avustralya'nın megafaunasında, 450 kiloluk kangurular, iki tonluk vombatlar (Avustralya'da yaşayan keseli memeli hayvan), 7-8 metrelik kertenkeleler, 180-190 kiloluk uçamayan kuşlar, 140-150 kiloluk marsupial aslanları ve Volkswagen boyutlarında kaplumbağalar bulunuyordu. Fakat insanlar 50,000 yıl önce buraya ulaştıktan kısa bir süre sonra, 50 kilodan fazla olan memelilerin, kuşların ve sürüngenlerin %85'inden fazlasının nesli tükendi.

Miller, "Okyanustan alınan tortu çekirdeği, güneybatı bölgesinin, Avustralya kıtasında 45,000 yıl önce ve bugün yoğun ormanlara sahip olan ve biyoçeşitlilik açısından son derece zengin olan az sayıdaki bölgeden biri. Burası, kıtadaki en eski insan izlerini bulabileceğiniz ve çok sayıda hayvanın yaşamış olduğunu tahmin edebileceğiniz bir yer. Ağaçların ve çalıların yoğunluğu yüzünden yaklaşık 45.000 yıl öncesine kadar bu hayvanların saklanabileceği son yer olmuş olabilir. Megafaunanın yok oluşu sırasında önemli bir iklim değişikliği olduğuna dair bir kanıt bulunmamakta." diyor.

İnsanlar mı iklim mi?

Onlarca yıldır bilim insanları Avustralya'daki megafaunanın (45 kilo ve üstü hayvanları kapsayan tanım) nasıl yok olduğu konusunu tartışıyor. Bazıları bu hayvanların, 70,000 yıl önce güneybatı Avustralya'daki bitki örtüsünün ormanlık okaliptüs ağaçlarından, seyrek bir bitki örtüsüne geçişi de kapsayan iklim değişikliğine dayanamadıklarını söylüyor. Diğerleri ise, 50,000 yıl önce kıtaya ulaşan insanların, u hayvanları yok olana kadar avladıklarını ya da iklim değişikliğiyle birlikte ikisinin de hayvanların neslini tükettiğini iddia ediyor.

Miller, hayvanların tükenmesinin, fark edilemeyen aşırı avlanmaya bağlı olabileceğini söylüyor. 2006 yılında araştırmacılar, aşırıya kaçmayan bir avlanmanın bile birkaç yüz yıl içinde megafaunanın sonunu getirebileceğini ortaya koymuştu. Örneğin, bir kişinin her on yılda bir kere genç bir memeliyi öldürmesi bile megafaunanın tükenmesine yol açabilirdi.

2016 yılında Miller, yaklaşık 180 kiloluk bir kuş türünün yanmış yumurta kabuklarını, Avustralya megafaunasının insanlar tarafından avlandığına dair ilk direkt kanıt olarak duyurdu.

van der Kaars, S., Miller, G. H., Turney, C. S., Cook, E. J., Nürnberg, D., Schönfeld, J., … & Lehman, S. J. (2017). Humans rather than climate the primary cause of Pleistocene megafaunal extinction in Australia. Nature Communications, 8, 14142.

  http://arkeofili.com/avustralyadaki-buyuk-hayvanlarin-yok-olmasinin-nedeni-iklim-degil-insanlar/
a45UyF587661-170130195258 Oraj Poyraz oraj.poyraz@openmail.cc
2017/01/30  21:45 2  65  alelma@yahoogroups.com


 


Kisinin gelecege donuk umutlari simdiki gucunun kaynagidir.

MAXWEL

Cehennem yemegi
GASIYE 6.onlar icin kuru dikenden baska yemek yoktur,
DUHAN 44/43-46.dogrusu gunahkarlarin yiyecegi zakkum agacidir; karinlarda suyun kaynamasi gibi kaynayan, erimis maden gibidir.
HAKKA 69/36-37 gunahkarlarin yiyecegi olan kanli irinden baska bir yiyecegi de yoktur


Ulkeyi terk ediyorum

14 Subat 2014

Ulke gundeminin ne kadar hizli degistigi malum. Siz bu satirlari okurken su anki gundem muhtemelen gene degismis olacak.

Bu basdondurucu hiz benim gibi usengec insanlara gore degil. Inanin yoruluyorum. Ben en son Turkiye nin Dunya Kupasi na katilamayisini tartistigimizi hatirliyorum. Hangi ara o konuyu isleyip bitirdiniz?

E sen de gundemi takip etme o zaman! dediginizi duyar gibiyim. Agresiflesmenize gerek yok, musaade edin aciklayayim.

Simdi, eger gundemi takip etmezseniz, her turlu ortamda dut yemis bulbule donuyorsunuz. Evde, isyerinde, misafir gezmesinde herkes hararetle tartisirken oylece kalakalmak hic hos degil. Sosyal hayatiniz sifirlaniyor.

Bu sebeple cozum olarak sakin bir ulkeye yerlesmeye karar verdim. Turkiye yi terk ediyorum.

Hafta boyunca internette arastirma yaptim. Ihtiyacim olan kucuk bir Avrupa ulkesiydi. Pek cok secenek arasindan Andorra gerek nufusu gerek yuzolcumu itibariyla sicak geldi.

Ulke gundeminde neler oldugunu gormek icin Google dan Andorra gazetelerini arattim. Iki sonuc cikti: Diari d Andorra ve Bondia.

Diari d Andorra gazetesine tikladigimda sok oldum, cunku acilan sayfada soyle yaziyordu: Bu alan adi satiliktir! (Inanmayan internetten kontrol etsin) Dusunun artik gundem nasil tikandiysa, adamlar yeter deyip isi birakmislar.

Diari d Andorra nin kapanmasiyla meydan Bondia ya kalmis. Uzulerek fark ettim ki Andorra da tek sesli bir medya var. Basin susturulmus, sindirilmis, alan adlari satiliga cikarilmis, veya is guc olmadigi icin kendiliginden susmuslar.

Bondia nin internet sitesine girdim, neyse ki o calisiyor. Calisiyor ama gazete demeye bin sahit ister. Verdikleri haberler bizde kadinlarin altin gunlerinde konustuklari turden. Asagida Google Translate ile cevirdigim, gunun mansetlerini gorebilirsiniz. Anlam bozukluklari tamamen Andorrali gazetecilere ve Google a aittir.

Fotograf yarismasi ile MoraBanc duzenlemek takvim 2014 Andorra Manzaralar

Kesin gundeme bomba gibi dusmustur bu. Butun evlerde sohbetlerin konusu manzara fotografi yarismasidir.

YANGINLA ILGILI GOZALTINA ALINAN KIRACI

Haberin haber degeri bir kenara, goruyoruz ki kiraci her yerde eziliyor. Hemen de suclu ilan etmisler, adam bile bile kendi evini niye yaksin?

Vives geleneksel Noel resepsiyonda guclendirilmesi kardeslik cagrisi

El kadar ulke, herkes birbirini taniyordur muhtemelen, hala daha kardesligi guclendirme pesindeler.

DA ve kari$ik bir grup PS Ergen tum yasa degi$ikligi reddetti

Bunu cozemedim ama sanirim orada da ergenler var ve her zamanki gibi gene bir seyleri reddediyorlar.

Bir araba ve bir moto$iklet arasinda bir carpisma iki kucuk yaralanmalar

Boyle manset mi olur yahu? Bizim mahallenin Mobese sinde bile daha agir vakalar var.

Gazeteyi cikaranlarin kendileri de yaptiklari isin oyle elle tutulur bir sey olmadigini fark etmis olsalar gerek ki soyle bir ibare koymuslar: Gazeteniz Bondia ucretsizdir.

Sonuc olarak, Andorra bana muthis guzel geldi.

Soyle bir hayal ettim. Yerlesirim Andorra ya, sabahlari on dakika Bondia ya bakarim, hangi moto$ikletli kaza yapmis, hangi resim yarismalari baslamis bir goz gezdiririm, ondan sonra butun gun kafa rahat. Aksam bir misafir geldiginde moto$ikletli hakkinda iki dakika konustuktan sonra muhabbetimize bakariz.

Ote yandan, ulkede kayda deger bir olay yasanmadigi icin esimizle dostumuzla, arkadaslarimizla aramizin bozulmasi da imkansiz hale gelir. Yanginla ilgili gozaltina alinan kiraci hakkinda ne kadar tartisirsak tartisalim, kanli bicakli olamayiz. Noel resepsiyonunda kardesligin guclendirilmesi cagrisini dogru bulanlar Noel resepsiyonunda kardesligin guclendirilmesi cagrisini gereksiz bulanlari agir sozlerle itham etmez. Gul gibi gecinip gideriz. Alti ustu azami doksan yillik omrumuzu iyi, guleryuzlu, mutlu insanlar olarak geciririz.

Dort bir tarafi cennet olmayan, jeopolitik konumu bes para etmez, sanli bir tarihe sahip olmayan, yer alti ve yer ustu kaynaklariyla tam bir fiyasko olan mutlu insanlar ulkesi Andorra ya sevgiler.

http://beyinsizadam.net/turkiyede-bilim-neden-ilerlemiyor/
lukasaluka@gmail.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/










BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo







-------------------------------------------------
ONLY AT VFEmail! - Use our Metadata Mitigator™ to keep your email out of the NSA's hands!
$24.95 ONETIME Lifetime accounts with Privacy Features!
No Bandwidth Quotas!   15GB disk space!
Commercial and Bulk Mail Options!

Dr. Noyan UMRUK : OKULUMA KIYMAYIN EFENDİLER! KULELİ, BOĞAZIN DAYANILMAZ ÇEKİCİLİĞİ VE YAŞAYAN MÜZELER…

 


Dr. Noyan UMRUK : OKULUMA KIYMAYIN EFENDİLER! KULELİ, BOĞAZIN DAYANILMAZ ÇEKİCİLİĞİ VE YAŞAYAN MÜZELER…

Yazmıştık… Hikaye eski ve uzun solukludur…

Maliye Bakanlığı Teşkilat yasasında Vergi Denetim Kurulu ile ilgili değişikliği öngören kararnamenin içine mutat üzere "torba yasa" manipülasyonu ile sessiz sedasız bir madde sokuşturulmuştu. Bu madde ile Hazine arazi ve emlaki üzerinde imar yetkisi neredeyse tamamen Maliye Bakanlığına verildi. Maliye, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazları farklı projeler için değerlendirebilecek; plan değişiklikleri belediyeler 3 ay içinde onaylamazsa Milli Emlak re' sen onaylayabilecek.

Bir Maliye yetkilisi değişikliğin gerekçesini şöyle izah etmişti: Bugün İstanbul'da Boğaz'a nazır birçok kamu binası bulunuyor. Kamu kuruluşları, bu binalar yerine, yine kent içinde farklı bir bölgede de faaliyetini sürdürebilir. Boğaz'a nazır kamu binalarının bulunduğu alanların bir bölümü, imar planı değişiklikleriyle otel alanına dönüştürülüp, astronomik bedellerle satışa çıkarılabilir.

İşte şimdi gün o gündür…

İsyancılar bu fırsatı , As. Okulların kapatılmasını, Kuvvet k.lıklarının MSB.lığına bağlanmasını öngören kararname ile altın tabakta rant lobisine vermişlerdir…Şanlı Yuva Kuleli'inin üzerine kara bulutlar dolaşıyor…

Kuzey Ormanları, HES'ler, kentsel dönüşüm ve nevi şahsına münhasır özelleştirmelerden sonra sıra Boğaz'daki eğitim-öğrenim, kültür ve aydınlanma yuvalarına gelmiştir...

Geçtiğimiz yıllarda binlerce Voksvagen araba hatalı çıktı. Biraz da komplo teorileri ile açıklanan bu olay sonucu Voksvagen fabrikaları kapatılmadı; hatalı araçlar toplatıldı; fabrikalar hatalarını gidererek üretimlerini daha da güçlü biçimde sürdürüyorlar…

Gelişen durumlara önlem almada ne zaman öfkeyle kalkıp, zararla oturmamayı öğreneceğiz…

"MEKTEB-İ ŞAHANE-İ KULELİ"

Gözleri şimdi, tarihi, Şehr-i İstanbul'un fethedildiği 1450' li yıllara dayanan, önce kışla, 1846' dan itibaren de Askeri Lise olarak hizmet veren, 7 asırlık tarihi dokusu, yaklaşık 2asra yakın eğitim yuvası geçmişiyle Boğazın nadide gerdanlıklarından Kuleli 'de... Kuleli, Galatasaray, Kabataş gibi asırlık irfan yuvalarını değerlendireceklermiş… Telaşa lüzum yokmuş, nereden çıkıyormuş efendim Kulelinin Brunei Sultanına saray olarak satılması falan… Henüz düşünmekteymiş hazretler… Tartışmanın ne sakıncası varmış, geri kafalı olmamak lazımmış.(Ne yazık ki; 6-7 yıl önce konuyu gündeme getirdiğimizde(1) bazı dostlar da böyle tepki vermişlerdi…) Müze falan da yapabilirlermiş… Bunlar zaten "Yaşayan Müzeler" beyler... Ne hikmetse, hep böyle başlıyor bu iş bağlamalar... Yöntem bu…"Kurbağayı kısık ateşte pişireceksin"… Asıl niyet, boğazın tümü ile bol yıldızlı otellere peşkeş çekilmesi. Oralarda bu ülkenin çocukları okuyor, okumalı beyler… Onlar sizin o bol yıldızlı otellerinize giremezler…

KURTLAR SOFRASI…

Ne yazık ki; toplumsal, ulusal, tarihi değerlere saygı ve özen gösterme gibi erdemler gözünü hırs bürümüş rant lobisi için bir şey ifade etmiyor. Fırsat bu fırsat… Birilerine trilyonlarca liralık rantlar sağlayıp, bundan sebeplenmek için bundan elverişli ortam mı olur?

İstanbul gibi tarihi kentlerin kimliğini, fiziki ve sosyal dokusunu oluşturan nostalji, vefa, kadir, kıymet bilirlik gibi duygu ve birikimlerden, tanrı vergisi güzelliklerin ayırdında olmaktan bu denli yoksun olmaktan ne zaman kurtulacağız?

YAŞAYAN MÜZELER

Örneğin; İngiltere'de Eton Kolejini, geçmişi 8nci yy.a uzanan Oxford'u ya da Cambridge'i, Fransa'da Sorbon'u, İtalya' da La Sapienza'yı satmaya, otel yaptırmaya bir kalkın bakalım, değil İngiltere, Fransa, ya da İtalya bütün Avrupa ayağa kalkar. Çünkü buraları irfan yuvaları olmaları yanında, tarihsel fiziki mekânları, kokuları, ağaçları, bahçeleri, yemekhaneleri, yemekleri, havuzları, spor alanları ile yaşayıp, giderek tarihi, görsel güzellik ve değerleri olan "Yaşayan Müzeler"e dönüşmüşlerdir.

NE YAPMALI?

Kendisini almaya geldiklerinde arkasında kimseyi bulamayan rahibin fıkrasını biliyorsunuz değil mi?

Kabataş Lisesi, Anadolu Denizcilik Meslek Lisesi ve Yüksek Denizcilik Meslek Okulu, Kandilli Kız Lisesi dernekleşerek, bir platform oluşturmuşlar. Galatasaray Üniversitesi ise zaten örgütlü.

O halde; sesli düşünürsek:

-Başta Kuleli mezunları olmak üzere İstanbul ve özellikle Boğaz'daki diğer bilim, eğitim ve kültür yuvaları da, kendi platform ya da derneklerini oluşturmalarından,

-Bunların dayanışma ve işbirliğine giderek güçlü ve yaygın tepki gösterecek kamuoyunu oluşturaca için bir üst platformda birleşerek demokratik karşı çıkmalarından başka çare yok …

Yazık, aksi takdirde kuzular kurtlara teslim edilmiş, tarihi kimliklerimiz kazınmış olacak …

(1)Umruk;"Yaşayan Müzeler", AYDINLIK G. 21.06.2009

 
a45UyF587661-160910155051 Oraj Poyraz At Alpinaasia oraj_poyraz@alpinaasia.com
2016/09/10  20:20 2  65  islamvebilim@googlegroups.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/










BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo LiteCoin URL:   LTtsCJ2mLUXLLs8v5US8w5zQeq66eakPtU

NameCoin URL       :  N7wbJyxqoueznDHu9tnu56y1V7B9P1Phs4
FeatherCoin URL     :  6rHGzeMefFvzqmBM5VNqmUziCxtga4wpDs
TerraCoin URL        :  1GQFs8GpaTXxoeTAsGmo56WNfYSZRy2mBD

PeerCoin URL         :  PMeBpz6X9RRLQxdFs5Jws5JwFec3Mzen8q6Twg





Bilimsel açıklamalar, Evrim teorisi ve Tanrı

 


Bilimsel açıklamalar, Evrim teorisi ve Tanrı

Efendim, biz biliyoruz ki şu anda canlılık var.

Ve biliyoruz ki bir zamanlar yoktu.
Tam ne zaman oluştuysa o zamanın yakınlarına gidelim.
Şimdi diyebiliriz ki, beş dakika önce canlı yoktu ama şimdi var.
Evrim olgusu ilk canlıların çok daha basit oluşu, şimdiki düzeye evrile evrile gelişidir.
Bu evrilme sürecinde, bildiğimiz kimyasal etkilerin haricinde bir şeye rastlamak mümkün değildir.
Bu türden, bilinen etkilerle bilinmeyen bir zaman diliminde neler olduğunu söyleyen teorilere "bilimsel açıklama" denir.
Evrim teorisi bir bilimsel açıklamadır.

Yaratılış düşüncesi ise bilimsel olmaktan uzaktır çünkü bilinmeyen bir etkiyi işin içine dahil eder.
Bu fikrin savunucuları genellikle argüman olarak doğal süreçlerin canlı gibi kompleks bir yapıyı oluşturma ihtimallerinin düşük olduğunu öne sürerler.
Fakat, şu ana kadar gözlemlemediğimiz, bilinmeyen dış etkinin yalnız o zaman için varolma ihtimalini hesaplamazlar.
Bu bilinmeyen etkinin yaratıcı olduğunu öne sürmek, hele ki kutsal kitaplarda tariflenen yaratıcının bu olduğunu öne sürmek içinse hiçbir yeterli delil yoktur.

Bu bilinmeyen etkiye her seferinde bilinmeyen etki demek yerine "tanrı" diyelim.
Tanrının varlığını ve yokluğunu varsayarak ihtimal hesabını tekrar gözden geçirelim.

1.Tanrı var ise: Etki bilinmeyen birşey olduğundan tam olarak mahiyeti, ne işe yaradığı hakkında bir şey söylenemez.
Belki bu etki evrenin oluşumu esnasında bir kez işe müdahil olmuş ve evrim gibi düşük ihtimalli bir olayın gerçekleşmesini sağlamış, veya herşey seyrinde giderken olaya müdahil olmuş ve pat diye "Adem"i yaratmıştır.
Hangisini tercih edeceğini bilemediğimizden bu olasılıklardan hangisinin olduğu hakkında bu bilgilerle teorik olarak bir şey söylenemez.

2.Tanrı yok ise: Bu durumda herşey bildiğimiz etkilerle gerçekleşmiş ve o düşük ihtimalli durum olmuş demektir.
Ne gözlemsel açıdan ne teorik olarak sorun yoktur.

Bir benzetme yapacak olursak, Ali evde tek başınadır.
Evin ilk durumunu bildiğimizi farzedelim.
Eve geldiğimizde masanın üzerinde bir bardak görüyoruz ve evden çıkarken orada olmadığını biliyoruz.
Bu örnek için bilinmeyen etki olan tanrının varlığını ve yokluğunu varsayıp tekrar düşünelim.

1.Tanrı var ise: Ne düşündüğü ve olaylara nerede ne zaman karışacağı bilinmediğinden, Ali doğmadan çok önce evreni Ali'nin bardağı masanın üzerine koymasını olanaklı kılacak şekilde programladığı mı yoksa Ali evdeyken bizzat bardağı kendisinin mi masanın üstüne koyduğu hakkında bir şey söylenemez.

2.Tanrı yok ise: Ali bardağı masanın üzerine koymuştur.
Çünkü evde Ali'den başka kimsenin olduğu bilinmemektedir.
Peki neden Ali durduk yere bardağı masanın üzerine koysun?
Belki su içmiştir.
Veya başka bir şey de içmiş olabilir.
Belki de canı sıkılmış, veya içinden bardağı alıp masanın üzerine koymak gelmiştir.
Bunların hepsi olabilecek şeylerdir ve bilimsel açıklama sınıfına girer.
Şimdi sorsak, Ali'nin evde bu zaman zarfında yapabileceği pratikte sonsuz sayıda işten bardağı masanın üzerine koyma seçeneğinin tutma olasılığı kaçtır?
Çok düşük olduğu kesindir.

Bilimsel açıklamalarda olasılığı hesaplamanın yanlışlığı (istatistikteki bir şey olduktan sonra onun olasılığını hesaplamanın yanlış olduğu ilkesi) ortadadır.
Çünkü ne kadar düşük olursa olsun öyle bir şeyin olduğu durumların varlığı bir yerlerde hata olduğunu gösterir.

Bunun asıl nedeni teorik olasılık ve deneysel olasılığın işin içine girmesi, bir de yapılan hiçbir deneyin bir diğerinin olasılığını etkilememesi ilkesidir.

Teorik olasılıkta değişkenler bellidir, varsayımlar vardır.
Bunun üzerinden hesaplamalar yapılır.
Deneysel olasılıksa şakaya gelmez, bütün değişkenleri hesaba katar.
Çünkü o deneydir.
Ölçtüğümüz şeydir.
Yani, teorik olasılıkta ihmal edilen şeyler vardır.
İstatistik yapmak bu şeyleri bulmak yerine, birçok deneme yaparak sonuç olarak olasılığın ne olduğunu bilmeye yarar.
İstatistik bilimiyse kaç tane deney yaparsak, bulduğumuz sonucun ne kadar kesin olduğu gibi şeylerle ilgilenir.
Ali'nin masaya bardak koymasının gerçek ihtimalini bulmak için belki bin tane gözlem yapmak gerekecektir.
Bilimsel açıklamaların tipik özelliklerini gösteren bu örnekten de anlaşılacağı gibi olasılık hesaplamak faydasızdır.

Bunun ikinci nedeni, hesapladığımız olasılığın bir işe yaramamasıdır.
Çünkü diyelim ki çok geniş bir araştırma ile hileli bir zarın, belli bir odadaki 6 gelme ihtimalini 3/4 bulduk.
Sonra odanın tavanından bir delik açtık ve zarı içeri attık.
İhtimal kaçtır?
Hesapladığımız üzere 3/4'tür.
Ama biz ne geldiğini görmedik.
İçerde neler olduğunu bilmiyoruz.
İçeri girip baktığımızda 4 geldiğini görürsek bunu neye bağlayacağız?
Bilinmeyen bir etkiye yukarıdaki iki örnekte bağladığımız gibi aynı şekilde 4 gelme işini yükleyebilir veya doğal süreçlerle, 3/4'ten geriye kalan ihtimallerin bunu yaptığını öne sürebiliriz.

"Tanrı yok ise" seçeneğindeki olasılığın düşüklüğünün bir anlam ifade etmediğini gördüğümüze göre "tanrı var ise" seçeneğini inceleyebiliriz.
Herşeyden önce bu, tanrı gibi birşeyin varlığını kabul eder ki bu şey şu ana kadar kontrollü deneylerde karşımıza hiç çıkmamıştır.
Doğrudan gözlemlediğimiz vaki değildir bu mahiyeti ve keyfiyeti bilinmeyen etkiyi.

Eğer var ise seçeneğini ikiye böldük, birincisinde tanrının bardağın masaya intikal etmesi anında hiçbir etkisinin olmadığını ve diğerinde doğrudan etki ettiğini belirttik.
Eğer birinci seçenek doğru ise, bardağı masaya koyan yine Ali olmalıdır.
Tanrının olması olaya yalnızca anlam katar.
Tanrı, değişikliği işin başında yapmıştır.
Ne kadar başında dersiniz?
Ali masaya bardağı koymadan yarım saat önce olabilir mi?
Bunun ikinci seçecekten farkı var mıdır?
Yoktur, gene işlere doğrudan müdahil olan bir etkiden bahsedilmektedir.
O halde bu deistik tanrı, evrenin dışında, evreni yaratmış ve gerisini doğa yasalarına bırakmış bir tanrı olmalıdır.

Bu seçenekte, proses olarak, Ali'nin bizzat kendisinin bardağı alıp masaya koyması ve tanrının olmaması ile empirik açıdan çelişir bir yanı yoktur.
Eklenen şey olgusal olmadığından bilimsel olarak incelenemez ve varlığı ya da yokluğu hakkında bir şey söylenemez.
Varlığına gerek yoktur denir.

İkinci seçenekte eve gizlice girip bardağı masaya koyan bir tanrı vardır.
Bilimde, olan şeylerin sürekli olması beklenir ki "ben arkamı döndüğümde buzdolabı nanik mi yaptı" gibi sorular sorulamasın.
Esas olan ölçümdür, gözlemdir.
Eğer tanrı sadece biz evde yokken eve girip bardağı masaya koyuyorsa bu tanrı da sınanamazdır denir.
Sadece dolaylı etkisi sınanabilmektedir.
Doğrudan gözlemlenmemiş bir şeyin fiziksel gerekliliğinden bahsedilemez.
"Tanrı nedir?" diye sorulduğunda verilecek cevap empirik olmalıdır ki bu örnekteki tanrının bardağı masaya koymaktan başka bir işlevi yoktur.
O halde, tanrı biz evde yokken bardağı masaya koyan etkidir denir.
Bunun sınanabilir sonuçları nedir?
Bardağın masada olması.
Bakarız ve bardağın masada olduğunu görürüz, o halde tanrı vardır deriz.
Ama bir dakika!
Bu semantik bir probleme dönüştü bu haliyle.
Tanımı bu şekilde yapılmış bir tanrıya vardır demek, bardak masanın üzerinde demekten öte bir şey değildir.
Oysa ki biz bardağın oraya nasıl geldiğiyle ilgili prosesi öğrenmek istiyorduk.
Bu seçenekte de açıkca görüldüğü gibi, Ali'nin ismini
"tanrı"
olarak değiştirmekten ibarettir.

Tıpkı elmanın yere düşmesindeki etken meleklerdir demek gibi…
Eğer bizim yerçekimi dediğimiz şeye birileri melek demek istiyorsa desinler.
Bu, anlaşmazlıktan öte bir şeye neden olmaz.

Ali örneği bütün bilimsel açıklamalar için tipik bir örnektir.
Gördüğümüz üzere bilimsel olarak kabul edilebilecek tek yaklaşım tanrının yani bilinmeyen bir etkinin varlığının gereksiz olduğunu kabul etmektir.
Aynı şeyi ilk örnek olan evrime uygularsanız, pat diye "
Adem"in oluşmasının mı yoksa olasılığı düşük de olsa dış etkiye ihtiyaçsız olarak oluşumun mu daha olası olduğunu görürsünüz.

Kaynak: "Dehri Man"


http://pozitifateizm.wordpress.com/2014/08/03/bilimsel-aciklamalar-evrim-teorisi-ve-tanri/


a45UyF587661-160217163445 Oraj Poyraz At Neomailbox cimcime@neomailbox.net
2016/05/29  10:00 1  39  undefined undefined 1923atamizindeyiz@googlegroups.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







Nevzat Evrim Önal : Dindar, kindar ve asalak nesil


Nevzat Evrim Önal : Dindar, kindar ve asalak nesil

05/04/2016 Salı

Ülkenin emeğiyle geçinen insanları olarak şunu hiç tereddütsüz söyleyebiliriz: İslamcılar bu topluma yapışmış asalaklar. Topluma hiçbir faydaları yok; ondan besleniyor ama ona değer katmıyor ve zayıf düşürüp sağlığını bozuyorlar. Bugün ortadan kalksalar toplum zarar görmez, ama her gün emip tükettikleri büyük miktarda toplumsal kaynak faydalı işler için kullanılabilir.

Üstelik bu, salt son birkaç yılın meselesi değil. Asalaklık, islamcılığın fıtratında var. İslamcı ideolojinin kökeninin dayandığı ulema, Osmanlı tarihi boyunca tek bir anlamlı işe yaramamış; ancak sürekli toplumsal kaynaklardan otlanmış ve otlanamadığı anda kazan kaldırmıştır. İmparatorluk maliyesi iflas edip toprak rejimi bozulduğunda ilk isyan edenler, çiftçi olup da toprakla uğraşmamak ve boş beleş yaşamak için medreselere doluşmuş suhtelerdi*. Ulema, imparatorluğu kurtarmak için yapılan her modernleşme çabasına bencilce direndi, fetva üzerine fetva çıkarttı ve devrim tarafından süpürülene kadar memleketin kanını emdi. Bu bağlamda, gericilerin cumhuriyet devrimlerinden en fazla dillerine doladıklarının harf devrimi olması mantıklı; çünkü harf devriminin bir hedefi gerçekten de ulemanın, yani işi gücü tek bir kitabı okuyup işine geldiği gibi yorumlamak olan, skolastik çağ keşişlerinden beter asalakların toplumsal etkisini kırmaktı.

Hazmedemedikleri, bunun başarıya ulaşmış olmasıdır.

Ne var ki bu başarı, cumhuriyetin ilericiliği özel mülkiyet düzeninin sınırlarına çarpana kadar sürdü. Kapitalizmin işsizlik ve sefalete mahkûm ettiği toplumsal kesim büyüdükçe, Marx'ın Komünist Manifesto'da "aylaklık içinde çürüyen yığın" olarak tanımladığı ve "gerici entrikalara kendini satmaya yatkın" olduğunu vurguladığı lümpen proletarya, islamcılık tarafından din afyonuyla uyuşturulup ucuza satın alınarak bu topraklara uygun biçimde kurgulandı.

Bu kurgunun hamileri, Türkiye'nin en gerici mülk sahipleri, "hacıağa"lardı. Üretim namına hiçbir işin ucundan tutmayan bu adamlar, zenginliklerini esasen devlet himayesinde gayrimüslimlerin mallarını yağmalayarak, bilhassa Demokrat Parti'nin 6-7 Eylül provokasyonu sayesinde edinmişti (örneğin Beyoğlu'ndaki iş hanlarının çoğunun 1955-56 arasında tuhaf biçimde el değiştirdi). Benzer bir süreç metropoller göç ile büyürken yaşanan gayrimenkul zenginleşmesinde, kamu arazilerine çökülmesiyle işledi. Böylelikle islamcı zenginler, kendilerine en uygun para kazanma yöntemleri olan rantiyelik, esnaflık ve ticarette hâkim hale gelerek kapitalizmin finans hariç her üretmeden kazanma yöntemlerinde ustalaştılar.

Toplam öğrenci sayısı bir milyonu aşmış imam hatip saçmalığı buraya oturuyor. Bu kadar imama ihtiyaç yok. Halkın bu yönde özel bir talebi de yok; aksine kontenjanlar boş kalıyor ve insanlar çocuklarını kaydettirsin diye kırk takla atılıyor. En dindar aileler bile imam hatip okullarını son çare olarak görüyor ve çocuklarının gerçek bir meslek edinmesini istiyor. Ne var ki islamcı para babalarının, iktidarlarına bekçi ve değer üretmeyen getir götür işleri için emirlerine amade olacak, kafası pek çalışmayan, gerektiğinde içinden cihatçı devşirilebilecek bir genç lümpen yığına; yeni bir asalak suhte kuşağına ihtiyacı var.

Soruyorum: Hırsızlık, tecavüz, sübyancılık ve akla gelen her türlü ahlaksızlığın buradan fışkırmasında şaşılacak bir şey var mı? İnsanı ahlaklı kılan, her şeyden önce özsaygı ve özgüvendir; bunları da emeğiyle değer üretme becerisine sahip olduğunu görmesi sağlar. Tek faydalı işin ahirette hurilere kavuşmak için ibadet olduğunu düşünen, değer üreten emeği nafile bir çaba gören ve islamın iktidarı için her alçaklığı mubah sayan insanlar ahlaklı olamazlar.

Ve tersi de doğru: Bu ülkenin işçilerinin önemli bir bölümü sağcı ideolojilerin etkisinde kendi çıkarlarını göremiyor ve savunamıyor olabilir; ama islamcı güruhun içinde işçiler çok küçük bir azınlık.

Bugün, bir kez daha, 2013 Haziranı'ndaki gibi karşı karşıya duruyoruz. Bir tarafta ülkenin eğitimli, aydınlıktan yana, dinsel değil modern kurallarla yaşamak isteyen, kentli emekçileri var, biz varız. Diğer tarafta ise bize hakaret eden, baskı ve şiddet uygulayan cahil, gerici, asalak lümpenler.

Biz olmasak, bu ülkeyi bir gün dahi döndüremezler. Emeğimizle bu faydasız softaları beslemek zorunda değiliz. "İmam yetiştirmeyen imam hatipler kapatılsın" diyen Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi, tam da bu karanlıktan çıkış yolunu gösteriyor.

evrimonal@gmail.com

@nevzatevrimonal

www.facebook.com/nevzatevrimonal

  • Medrese öğrencisi demek olan suhte, aynı zamanda softa kelimesinin kökenidir. Konuyu merak edenler, Celali İsyanları öncesi ve sırasında dolup taşan medrese imarethanelerinin nasıl bugünkü Ensar Vakfı'na benzer tecavüz yuvaları olduğuna dair tarihsel bilgiler için Prof. Mustafa Akdağ'ın Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası: Celali İsyanları eserine bakabilir.

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/nevzat-evrim-onal/dindar-kindar-ve-asalak-nesil-151478

 
a45UyF587661-160405110127 Oraj Poyraz cimcime@neomailbox.net
2016/05/30  10:00 1  39  1923atamizindeyiz@googlegroups.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







Nevzat Evrim Önal : Dindar, kindar ve asalak nesil


Nevzat Evrim Önal : Dindar, kindar ve asalak nesil

05/04/2016 Salı

Ülkenin emeğiyle geçinen insanları olarak şunu hiç tereddütsüz söyleyebiliriz: İslamcılar bu topluma yapışmış asalaklar. Topluma hiçbir faydaları yok; ondan besleniyor ama ona değer katmıyor ve zayıf düşürüp sağlığını bozuyorlar. Bugün ortadan kalksalar toplum zarar görmez, ama her gün emip tükettikleri büyük miktarda toplumsal kaynak faydalı işler için kullanılabilir.

Üstelik bu, salt son birkaç yılın meselesi değil. Asalaklık, islamcılığın fıtratında var. İslamcı ideolojinin kökeninin dayandığı ulema, Osmanlı tarihi boyunca tek bir anlamlı işe yaramamış; ancak sürekli toplumsal kaynaklardan otlanmış ve otlanamadığı anda kazan kaldırmıştır. İmparatorluk maliyesi iflas edip toprak rejimi bozulduğunda ilk isyan edenler, çiftçi olup da toprakla uğraşmamak ve boş beleş yaşamak için medreselere doluşmuş suhtelerdi*. Ulema, imparatorluğu kurtarmak için yapılan her modernleşme çabasına bencilce direndi, fetva üzerine fetva çıkarttı ve devrim tarafından süpürülene kadar memleketin kanını emdi. Bu bağlamda, gericilerin cumhuriyet devrimlerinden en fazla dillerine doladıklarının harf devrimi olması mantıklı; çünkü harf devriminin bir hedefi gerçekten de ulemanın, yani işi gücü tek bir kitabı okuyup işine geldiği gibi yorumlamak olan, skolastik çağ keşişlerinden beter asalakların toplumsal etkisini kırmaktı.

Hazmedemedikleri, bunun başarıya ulaşmış olmasıdır.

Ne var ki bu başarı, cumhuriyetin ilericiliği özel mülkiyet düzeninin sınırlarına çarpana kadar sürdü. Kapitalizmin işsizlik ve sefalete mahkûm ettiği toplumsal kesim büyüdükçe, Marx'ın Komünist Manifesto'da "aylaklık içinde çürüyen yığın" olarak tanımladığı ve "gerici entrikalara kendini satmaya yatkın" olduğunu vurguladığı lümpen proletarya, islamcılık tarafından din afyonuyla uyuşturulup ucuza satın alınarak bu topraklara uygun biçimde kurgulandı.

Bu kurgunun hamileri, Türkiye'nin en gerici mülk sahipleri, "hacıağa"lardı. Üretim namına hiçbir işin ucundan tutmayan bu adamlar, zenginliklerini esasen devlet himayesinde gayrimüslimlerin mallarını yağmalayarak, bilhassa Demokrat Parti'nin 6-7 Eylül provokasyonu sayesinde edinmişti (örneğin Beyoğlu'ndaki iş hanlarının çoğunun 1955-56 arasında tuhaf biçimde el değiştirdi). Benzer bir süreç metropoller göç ile büyürken yaşanan gayrimenkul zenginleşmesinde, kamu arazilerine çökülmesiyle işledi. Böylelikle islamcı zenginler, kendilerine en uygun para kazanma yöntemleri olan rantiyelik, esnaflık ve ticarette hâkim hale gelerek kapitalizmin finans hariç her üretmeden kazanma yöntemlerinde ustalaştılar.

Toplam öğrenci sayısı bir milyonu aşmış imam hatip saçmalığı buraya oturuyor. Bu kadar imama ihtiyaç yok. Halkın bu yönde özel bir talebi de yok; aksine kontenjanlar boş kalıyor ve insanlar çocuklarını kaydettirsin diye kırk takla atılıyor. En dindar aileler bile imam hatip okullarını son çare olarak görüyor ve çocuklarının gerçek bir meslek edinmesini istiyor. Ne var ki islamcı para babalarının, iktidarlarına bekçi ve değer üretmeyen getir götür işleri için emirlerine amade olacak, kafası pek çalışmayan, gerektiğinde içinden cihatçı devşirilebilecek bir genç lümpen yığına; yeni bir asalak suhte kuşağına ihtiyacı var.

Soruyorum: Hırsızlık, tecavüz, sübyancılık ve akla gelen her türlü ahlaksızlığın buradan fışkırmasında şaşılacak bir şey var mı? İnsanı ahlaklı kılan, her şeyden önce özsaygı ve özgüvendir; bunları da emeğiyle değer üretme becerisine sahip olduğunu görmesi sağlar. Tek faydalı işin ahirette hurilere kavuşmak için ibadet olduğunu düşünen, değer üreten emeği nafile bir çaba gören ve islamın iktidarı için her alçaklığı mubah sayan insanlar ahlaklı olamazlar.

Ve tersi de doğru: Bu ülkenin işçilerinin önemli bir bölümü sağcı ideolojilerin etkisinde kendi çıkarlarını göremiyor ve savunamıyor olabilir; ama islamcı güruhun içinde işçiler çok küçük bir azınlık.

Bugün, bir kez daha, 2013 Haziranı'ndaki gibi karşı karşıya duruyoruz. Bir tarafta ülkenin eğitimli, aydınlıktan yana, dinsel değil modern kurallarla yaşamak isteyen, kentli emekçileri var, biz varız. Diğer tarafta ise bize hakaret eden, baskı ve şiddet uygulayan cahil, gerici, asalak lümpenler.

Biz olmasak, bu ülkeyi bir gün dahi döndüremezler. Emeğimizle bu faydasız softaları beslemek zorunda değiliz. "İmam yetiştirmeyen imam hatipler kapatılsın" diyen Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi, tam da bu karanlıktan çıkış yolunu gösteriyor.

evrimonal@gmail.com

@nevzatevrimonal

www.facebook.com/nevzatevrimonal

  • Medrese öğrencisi demek olan suhte, aynı zamanda softa kelimesinin kökenidir. Konuyu merak edenler, Celali İsyanları öncesi ve sırasında dolup taşan medrese imarethanelerinin nasıl bugünkü Ensar Vakfı'na benzer tecavüz yuvaları olduğuna dair tarihsel bilgiler için Prof. Mustafa Akdağ'ın Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası: Celali İsyanları eserine bakabilir.

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/nevzat-evrim-onal/dindar-kindar-ve-asalak-nesil-151478

 
a45UyF587661-160405110127 Oraj Poyraz cimcime@neomailbox.net
2016/05/30  10:00 1  39  1923atamizindeyiz@googlegroups.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/