Madalyalı emekli albaya orduevine giriş yasağı! Nedeni İmralı süreci mi? 2026-05-04T05:33:00.000+00:00 TSK <https://halktv.com.tr/tsk>'dan, 1997 yılında Irak <https://halktv.com.tr/irak>'ta PKK <https://halktv.com.tr/pkk>'ya karşı düzenlenen *Çekiç* *Operasyonu* nedeni ile başarı madalyası verilen E*mekli Albay Alican Türk*'e 5 yıl boyunca orduevlerine giriş yasağı verildi. Söz konusu yasağa gerekçe olarak TSK İç Hizmet Yönetmeliği’nin 664. maddesi gösterildi. *Emekli <https://halktv.com.tr/emekli> Albay, söz konusu yasağı sosyal medya hesabından paylaştı.* *KARAR TEBLİĞ EDİLMEDİ* 11 Mart tarihinde Ramazan iftarı nedeni ile Eskişehir <https://halktv.com.tr/eskisehir> Subay Orduevi'ne girmek isterken personel tarafından sosyal girişlere girişinin yasak olduğu bilgisinin verilmesi ile durumdan haberdar olan Türk, bu kararın *kendisine tebliğ edilmediğini* belirtti. Yasak kararının ardından Genelkurmay Başkanlığına başvuran Türk, yasağın kaldırılmasını ya da en azından gerekçesinin açık şekilde kendisine bildirilmesini istedi. Dilekçesinde, herhangi bir cezai işlemin önceden tebliğ edilmeden uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu belirten Türk, *"Eğer bu bir cezalandırma ise, tarafıma bildirilmesi gerekirdi. * *Kapıdan geri çevrilmek, bir TSK mensubuna gösterilmesi gereken asgari saygıyla bağdaşmayan bir uygulamadır"* dedi. sdfsd.jpg *HAFTALAR SONRA YANIT GELDİ* Yazılan dilekçeye yanıt haftalar sonra geldi. Cevap yazısında yasağın, TSK İç Hizmet Yönetmeliği’nin 664. maddesine dayandırıldığı görüldü. Türk, işaret edilen maddenin askerlerin sosyal tesislerde siyasi içerikli konuşmalar yapmasını yasakladığını anımsatarak, kendisine yöneltilen bu suçlamanın somut bir dayanağı olmadığını savundu. *NEDENİNİ İMRALI SÜRECİ DİYE AÇIKLADI* Konu hakkında *Cumhuriyet <https://halktv.com.tr/cumhuriyet>'e* konuşan Türk, bu yaptırımın İmralı Süreci'ne muhalif duruşundan dolayı verildiğini düşündüğünü ifade edip şunları kaydetti: *"Cezaya gerekçe 664. madde gösterildi ancak maddenin hangi bendinin esas alındığı bana bildirilmedi. * * Suçumun ne olduğunu, hangi sözüm ya da davranışımın aykırı görüldüğünü bilmiyorum. Hayatım boyunca Türk Silahlı Kuvvetleri’nin itibarını korumaya özen gösterdim. Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı bir subay olarak görev yaptım"* TSK tarafından bu yasağın çok sayıda emekli askere verildiğini kaydeden Türk, ceza süresi kapsamında uygulamaların keyfi olduğunu kaydetti. Türk, yaptırım uygulanan askerlerin açılan karşı davaları kazanmalarına rağmen idare tarafından yeniden yaptırım uygulandığını söyledi. Türk, karara karşı mücadele edeceğini belirterek 30 Nisan’da yargı yoluna başvurduğunu açıkladı. asda.jpg Halk TV https:// halktv.com.tr/gundem/madalyali-emekli-albaya- ordu-evine-giris-yasagi-nedeni-imrali-sureci- mi-1026896h - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc
Benim zaman içerisinde guruplarda yayınlamış olduğum epostalardan bir demet bulacaksınız
5 Mayıs 2026 Salı
Naim Babüroğlu: 11 Temmuz, yıl 2025...
Naim Babüroğlu: 11 Temmuz, yıl 2025...
2026-05-04
PKK terör örgütünün sözde “silah bırakma” töreni yapıldı.
30 PKK’lı terörist silahlarını yaktı.
Görkemli bir tören...
1978’de kurulan PKK, 47 yıl sonra, silah bırakıyor ve kendini dağıtıyordu.
Öyle anlatıldı, öyle sunuldu...
Ve buna, “Terörsüz Türkiye” süreci denildi.
★★★
Oysa...
PKK belgelerinde yer alan ve gizli olmayan hedefinin, silah bırakmayla çeliştiği gün gibi açıktı.
Çünkü, PKK’nın stratejisi dört aşamaya dayandırılır:
Birinci aşama, kültürel ve sosyal bazı hakların alınması.
İkinci aşama, özerk veya federasyon tipi bir yönetim sisteminin oluşturulması.
Üçüncü aşama, Türkiye’de sözde “Kuzey Kürdistan”ın kurulması.
Dördüncü aşamada ise, Türkiye, İran, Irak ve Suriye’nin bir bölümünü içine alacak, “Bağımsız ve Birleşik Kürdistan Devleti”.
★★★
Silah yakma töreninden iki gün önce...
9 Temmuz 2025’te, terörist başı Öcalan’ın videolu bir mesajı yayımlanmıştı.
Mesajda, “Varlık tanınmış, dolayısıyla ana amaç gerçekleşmiştir...” diyordu.
Yani...
“Varlığımız tanınmış ve sıra, özerk/federasyon tipi bir yönetim sisteminin oluşturulmasına gelmiştir” diyor.
★★★
Terörist başı devam ediyor:
“Yapılan, silahlı mücadele aşamasından, demokratik siyaset ve hukuk aşamasına gönüllüce geçiştir. Bu bir kayıp değil, tarihi bir kazanım olarak değerlendirilmek durumundadır...”
Yani...
“Tarihi bir başarı elde ettik, şimdi sıra demokratik ve hukuk aşamasında...” diyor.
★★★
Silah yakma dumanının ardında, çıplak bir gerçek vardı.
PKK çatı örgütü olan KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği) bünyesinde; Türkiye’de PKK, Suriye’de PYD/YPG, İran’da PJAK ve Irak’ta PÇDK bulunur.
Ve KCK Sözleşmesi’nde, “Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta Birleşik bir Kürdistan devletinin kurulacağı” belirtilir.
Asıl sorun sadece PKK’nın değil; Suriye, Irak ve İran’daki uzantılarının; Avrupa ve dış ülkelerdeki bağlantılarının, finans kaynaklarının da dağıtılmasıydı...
★★★
“PKK silah bırakıyor” nakaratının yankılandığı süreçte...
2026 yılı savunma bütçesinde, ABD’nin PKK/YPG’ye (SDG) 130 milyon dolar ayırdığını dillendirmedik bile...
ABD, o kadar saftı ki...
Silah bırakacak bir örgüte, hem de 2026 yılında 130 milyon dolar verecek kadar romantikti...
★★★
“PKK silah bırakıyor” söylemlerinin zirveye tırmandığı günlerde...
Suriye’de PKK’nın kolu YPG’nin (SDG), bırakın silah bırakmasını...
9 Temmuz 2025’te, Suriye lideri El Şara ile PKK/YPG (SDG) başı Mazlum Abdi Şam’da görüştüler.
Hem de heyetleriyle birlikte.
İki ayrı devlet gibi...
Görüşme, ABD Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın gözetiminde yapıldı.
Ve sonrasında, ABD ve Suriye tarafından, Suriye’nin kuzeydoğusunda, SDG’nin (YPG) “özerklik” yönetimi fiilen tanındı.
Ama biz hala, büyük bir coşkuyla, “PKK silah bırakıyor” demeye devam ettik.
★★★
“PKK silah bırakıyor, destekleyelim”, çığlıkları yükselirken...
Silah bırakması gereken İran’daki PKK’nın kolu PJAK’ın, İran’a karşı savaşa hazırlık yaptığı ortaya çıktı.
Tam bu sırada...
ABD Başkanı Trump, “Kürtlerden memnun değilim.
Kürtlerle yaşanandan memnun değilim.
Verdiğimiz silahları teslim etmediler” açıklaması yaptı.
İran’daki PKK (PJAK), sözde silah bırakacağına, ABD’den gelişmiş silahlar almış...
Yani, silah bırakacağına, daha fazla silahlanmış...
★★★
Silah yakan PKK ne yaptı?
İran’a karşı savaşmak için, PJAK’ın bölgesine geçti.
Peki...
Kim silah bırakacak?..
★★★
11 Temmuz 2025’te, silah yakma töreninde...
PKK elebaşı Bese Hozat ne dedi?
“Demokratik entegrasyon yasalarının çıkarılması temelinde, sizlerin huzurunda silahlarımızı özgür irademizle bırakıyoruz.”
Silah bırakmayı, “Demokratik entegrasyon yasaları”nın çıkarılması şartına dayandırdı.
★★★
Yani...
Anayasa’da vatandaşlık tanımının, resmi dilin ve benzer yasaların değiştirilmesi...
“Ulus” ve “üniter” devlet yapısının ortadan kaldırılması.
Ve Türkiye’de özerk ya da federal bir yapının kurulması.
★★★
Bu süreçte...
Kurulan “Meclis Komisyonu”nun, 6,5 aylık çalışması
sonucunda:
Terörist başı Öcalan, meşru bir aktör konumuna getirildi...
PKK başına, gerçekle bağdaşmayan, Kürt yurttaşların meşru temsilcisi sıfatı verildi...
PKK başı mutlu...
★★★
Ve bir baktık, 30 Nisan 2026’da...
PKK elebaşı Murat Karayılan, “Şu an itibarıyla süreç dondurulmuştur...
Bizden tüm silahları bırakmamızı istemek ve ondan sonra yasal kararlar alınacağını söylemek, sahadaki gerçeklikle ve insanın aklıyla alay etmektir” dedi.
Oysa, sürecin başında hiçbir şartın olmadığı söylenmişti.
★★★
“PKK silah bırakıyor” dediğiniz...
Suriye’de, fiili özerklik ilan etmesi mi?
İran’da, daha fazla silahlanması mı?
“Ulus” ve “üniter” devlet yapısını yok edecek şartlar mı?
★★★
Uğur Mumcu, bugünleri görür gibi, 1993’te şöyle diyordu:
“PKK’nın yurtdışındaki kendi yayınlarını inceledim.
İlk kez ikinci Cumhuriyet fikrini ortaya atan Abdullah Öcalan’ın bizzat kendisi olduğunu gördüm...”
★★★
İşte...
“100 yıldır devlet olmamız engellendi” diyen SEVR sevdalıları ile “Cumhuriyet’in 1923’te açılan bir parantez” olduğunu söyleyenlerin bayram coşkusu buydu...
PKK’nın ve siyam ikizi İkinci Cumhuriyetçilerin sevinci buydu...
Ve bu coşku, dünya terörle mücadele tarihinde bir ilkti.
Ve sadece, “Yeni Türkiye”ye özgüydü...
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
| Gruba mesaj göndermek icin | : | ozgur-gundem@googlegroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamiz | : | https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
| Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) |
: |
Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc |
İsrail’in küresel casusluk ağı deşifre oldu! 3 yılda 10’dan fazla ülke: Telekomünikasyon altyapısı üzerinden...
İsrail’in küresel casusluk ağı deşifre oldu! 3 yılda 10’dan fazla ülke: Telekomünikasyon altyapısı üzerinden...
Gazze’de binlerce masum insani katleden, ABD desteğiyle İran ve Lübnan’a saldırarak Orta Doğu’yu ateş çemberine çeviren İsrail’in telekomünikasyon altyapısının son üç yılda ondan fazla ülkede telefon takibi için sistematik olarak kullanıldığı ortaya çıktı. Ayrıca, İsrailli siber istihbarat ve gözetleme şirketi Rayzone’un ise İsviçre merkezli Fink Communications’ın altyapısını kullanarak meşru bir hücresel operatör kılığına girerek küresel ağda takip yaptığı da belirtildi.
03 Mayıs 2026
AA
Haaretz gazetesinin detaylarına ulaştığı Citizen Lab raporu, İsrail’de 1970’li yıllardan kalma eski ağlardan en modern 5G sistemlerine kadar telekomünikasyon altyapısının sofistike casus yazılım programlarıyla "küresel bir takip cihazına" dönüştürüldüğünü açığa çıkardı.
Raporda, İsrail merkezli telekomünikasyon şirketlerinin altyapısı üzerinden Kasım 2022’den bu yana Tayland, Güney Afrika, Norveç, Bangladeş ve Malezya’nın da aralarında bulunduğu çok sayıda ülkede 15 bin 700’den fazla telefon üzerinden konum tespit girişiminin yapıldığı belirtildi.
İSRAİLLİ SİBER İSTİHBARAT ŞİRKETİNDEN KÜRESEL AĞDA TAKİP
Haaretz’in iç yazışmalarına eriştiği İsrail-Amerikan siber güvenlik şirketi Cognyte bünyesindeki Verint’in "SkyLock" adlı takip sistemini Kongo Demokratik Cumhuriyeti gibi ülkelere sattığı ortaya çıktı.
İsrail’in küresel casusluk ağı deşifre oldu! 3 yılda 10’dan fazla ülke: Telekomünikasyon altyapısı üzerinden...
İsrailli siber istihbarat ve gözetleme şirketi Rayzone’un ise İsviçre merkezli Fink Communications’ın altyapısını kullanarak meşru bir hücresel operatör kılığına girerek küresel ağda takip yaptığı da belirtildi.
Raporda, 1970’lerde ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği) tarafından geliştirilen SS7 sinyalizasyon sistemi ile 4G/5G ağlarını yöneten yeni nesil Diameter sistemlerinin söz konusu şirketlerce manipüle edildiği kaydedildi.
Kullanılan en dikkat çekici siber saldırı tekniklerinden birinin "SIMjacking" olduğu belirten raporda, bu yöntemle hedef telefona kullanıcının göremediği gizli bir kısa mesaj gönderildiği ve mesajdaki komut ile SIM kartı cihazın konumunu paylaşmaya zorladığı belirtildi.
İSRAİLLİ TELEKOMÜNİKASYON ŞİRKETLERİNİN ALTYAPISI KULLANILDI
Telefon takip operasyonlarının İsrailli telekomünikasyon şirketleri 019Mobile ve Partner Communications’ın ağları üzerinden de yürütüldüğü tespit edildi.
İsrail’in küresel casusluk ağı deşifre oldu! 3 yılda 10’dan fazla ülke: Telekomünikasyon altyapısı üzerinden...
İsrail merkezli telekomünikasyon şirketi 019Mobile ise yaptığı açıklamada, sanal bir operatör olduklarını ve kimliklerinin taklit edilmiş olabileceğini belirterek telefon takip girişimlerinin bir parçası olmadıklarını ileri sürdü.
Haaretz gazetesinin konuya ilişkin yönelttiği sorulara Fink Communications, Partner Communications, Exelera Telecom ve Cognyte/Verint’ten bir yanıt gelmedi.
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
| Gruba mesaj göndermek icin | : | ozgur-gundem@googlegroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamiz | : | https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
| Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) |
: |
Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc |
4 Mayıs 2026 Pazartesi
Michael Rubin: F-16’ları Yok Edin: İsrail Türkiye’ye Önleyici Bir Saldırı Başlatabilir
Michael Rubin: F-16’ları Yok Edin: İsrail Türkiye’ye Önleyici Bir Saldırı Başlatabilir
17-04-2026
1967’de İsrail, Mısır’ı sadece altı günde yendi. İsrail, Türkiye ile de aynısını yapabilir mi?
– Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdül Nasır, İsrail’e yönelik görüşlerini gizlemedi. Temmuz 1959’da, "O mikrobu, İsrail’i yok etmek için kesin bir savaş istiyoruz" dedi.
Ertesi yıl, Kahire Radyosu şu yayını yaptı: "Kesin savaşa hazırlanıyoruz ve doğru anda güç ve hızla vuracağız."
1960’ların ortalarında Suriye terörü Nasır’ı gölgede bırakmakla tehdit ederken, Mısır lideri İsrail karşıtı söylemini ve tiyatrosunu ikiye katladı.
Mart 1965’te, İsrail’in Batı Şeria ve Gazze’yi işgalinden iki yıl önce, Nasır şöyle demişti: "Filistin’e kumla kaplı topraklarıyla değil, kanla doymuş topraklarıyla gireceğiz." Nasır sekiz ay sonra şöyle açıklamıştı: "İsrail Devleti’nin yok edilmesini hedefliyoruz. Acil hedef: Arap askeri gücünün mükemmelleştirilmesi. Ulusal hedef: İsrail’in ortadan kaldırılması."
Nasır daha sonra Tiran Boğazı ve Süveyş Kanalı’nı İsrail gemilerine kapatıp ordusunu seferber ettiğinde, İsrailliler tehdidinin sadece retorik olmadığını anladılar.
Tarihçiler ve hukukçular yakınlık kavramının anlamını tartışırlar, ancak varoluş akademik bir sorun veya "ne yanlış gitti" üzerine bir eylem sonrası çalışmasının konusu olmamalıdır. İsrail’in düşmanlarının her zaman stratejik derinliği olmuştur.
Mısır, İsrail’in yüzölçümünün yaklaşık 40 katıdır. İsrail en dar noktasında dokuz milden daha az genişliğe sahiptir.
Bugün tarih tekerrür ediyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iç ekonomik başarısızlık ve siyasi huzursuzluktan dikkatleri dağıtmak ve yurt dışında liderlik iddiasında bulunmak için Nasır’ın İsrail’e yönelik saldırıları artırma stratejisini tekrarladı.
Nasır gibi, o da söylemlerini askeri yığılmayla destekledi. Bugün Erdoğan açıkça savaş tehdidinde bulunuyor.
Türkiye Tehdidi
Türkiye’nin Dağlık Karabağ’da yaptığı gibi İsrail’e girme tehdidinde bulundu.
Sonuç olarak, Türkiye’nin desteklediği Azerbaycan güçleri tüm nüfusu etnik olarak temizledi ve evlerinde kalmayı seçen az sayıdaki kişiyi de başlarını keserek öldürdü.
Nisan 2026’da Türkiye, limanlarına yanaşan gemilerin İsrail ile hiçbir bağlantısının olmamasını talep ederek "yumuşak" bir abluka başlattı. 10 Nisan 2026’da Erdoğan hükümeti, Hamas’a malzeme tedarik etmeye çalışan bir filoyu durdurduğu gerekçesiyle İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’yu suçlayarak 4.500 yıldan fazla hapis cezası talep etti.
Bölgedeki birçok ülkenin savunma ve istihbarat uzmanlarına göre, perde arkasında Türkiye sadece Suriye’nin İsrail’e saldırma kabiliyetini artırmakla kalmıyor, aynı zamanda İran’ın yerini alarak Hizbullah için hayati bir bağlantı noktası haline geliyor.
Türkiye’nin insansız hava aracı fabrikaları, İsrail savunmasını alt edebilecek silahlar üretiyor. Trump yönetiminin Türkiye’ye olası bir F-35 Müşterek Taarruz Uçağı satışı, İsrail’in niteliksel üstünlüğünü aşındırabilir. Bu arada, Türkiye’nin İran’ın nükleer silah yeteneğine giden yolunu izleme olasılığı da giderek artıyor.
Diplomatlar gerilimi küçümsemeye çalışabilir, ancak bölgedekiler için gerçeklik, hayal kurmaktan daha önemlidir. Türkiye 2026, Mısır 1966’ya eşdeğerdir. Diktatörler, Yahudi devletine karşı kamuoyunda öfke uyandırmaya çalışırlar.
Uzlaşma sağlanamayan ideolojik nedenler Nasır’ı motive etti ve Erdoğan’ın nefretini körükledi. İsrail liderleri, Erdoğan’ın söylemlerini yerine getireceğine dair hiçbir yanılsamaya kapılmamalıdır.
Erdoğan’ın işgal altındaki Kuzey Kıbrıs’a F-16 konuşlandırmasının ardından ABD’nin hareketsizliği, Türk liderinin her şeyden sıyrılabileceğine inanmasını daha da güçlendiriyor.
Beyaz Saray Endişelenmeli
Beyaz Saray, bundan sonra ne olabileceği konusunda hiçbir yanılsamaya kapılmamalıdır. 5 Haziran 1967’de İsrail, Mısır hava kuvvetlerini ve yerdeki 300’den fazla Mısır uçağını imha eden Odak Operasyonu’nu başlattı.
Varoluşsal tehditlerin doğası gereği, çaresiz önlemler gerektirirler.
Basitçe söylemek gerekirse, İsrail, Türkiye’nin hava gücü, donanması ve askeri-sanayi tesislerinin Yahudi devletinin varlığına tehdit oluşturduğundan korkuyorsa, İsrail’in bu tehdidi önlemek için yeni bir Odak Operasyonu başlatmaktan başka seçeneği kalmayacaktır. 1967’deki Nasır ordusu, bugünkü Erdoğan’ın ordusuna eşdeğerdi; büyük ama abartılmıştı.
Erdoğan’ın ideolojik tasfiyeleri de Türk yeteneklerini zayıflattı. Türk liderliğini çevreleyen paranoya nedeniyle, İsrail Hava Kuvvetleri operasyonlarını Erdoğan’ın ara sıra yaptığı yurtdışı ziyaretlerinden birine denk gelecek şekilde planlamalıdır. Erdoğan, eski istihbarat şefi Hakan Fidan ve halefi İbrahim Kalın gibi ikinci kademe liderlere güveniyor, ancak bunlar müttefik oldukları kadar rakipleridir de. Birini vurmak
Ya da her ikisi de boşluğu daha da derinleştirecektir.
İsrail Ne Yapabilir?
İsrail daha sonra Kuzey Kıbrıs, İncirlik, İzmir, Diyarbakır ve diğer yarım düzine şehirdeki üslerde bulunan Türk F-16’larına ve diğer uçaklarına saldırabilir. İsrail savaş uçaklarının, işgal altındaki Hatay’daki Gölcük’teki Türk Deniz Kuvvetleri’nin ana üssünün yanı sıra Aksaz, Foça ve İskenderun’u da hedef alması muhtemeldir.
Türkiye’nin yanıtını ve toparlanmasını engellemek için İsrail, Türkiye’nin silahlarının çoğunu ürettiği Türk Havacılık ve Uzay Sanayii (TUSAŞ) tesislerini de hedef almalıdır. Bayraktar TB2 ve Akıncı üretimindeki rolü nedeniyle Baykar genel merkezi, personeli ve tesislerinin de vurulması muhtemeldir.
Ankara merkezli BMS Savunma, gözetleme dronları üretiyor ve olası bir hedef olabilir. Türk radar ve uçaksavar sistemleri muhtemelen ilk dakikalarda imha edilecektir.
NATO'ya Ne Olacak?
Türkiye, NATO kalkanının arkasında güvende olduğuna inanabilir, ancak öyle değil.
Kuzey Atlantik Antlaşması’nın V. Maddesi (toplu savunma maddesi) birçok boşlukla dolu. Özellikle NATO üyeleri Erdoğan’ın tehditlerini provokatif olarak görürse, "silahlı saldırı" olarak nitelendirilen şeyin ne olduğu tartışmaya açık.
Bir İngiliz F-35 uçağı 25 Mayıs 2022’de Baltıklar üzerinde uçuyor. İngiliz ve Çek savaş uçakları Baltık bölgesinde hava savunma eğitimine katılıyor. İngiliz Eurofighter Typhoon’ları, F-35’leri ve Çek Gripen’leri, çok uluslu bir deniz gözetim faaliyeti olan Neptune Shield 22’nin (NESH22) bir parçası olarak bir tatbikatta yer aldı. NESH22, Avrupa genelinde ve Baltık ve Akdeniz’de hava, kara ve deniz unsurları arasında çeşitli çok alanlı faaliyetlere sahne oldu. 17-31 Mayıs 2022 tarihleri arasında geçerli olacak.
NATO, fikir birliğiyle çalıştığı için, teorik olarak herhangi bir NATO üyesi, 5. Madde’nin uygulanmasını engelleyebilir; bu da, uzun zamandır NATO fikir birliğini engellemek için tehditleri maddi ve diplomatik avantajına kullanan Türkiye’ye karşı durumu tersine çevirebilir.
Kötüden Daha Kötüye
İsrail’in elbette Türkiye’nin tepkisine hazırlıklı olması gerekecek; güçlü bir tepkisi olacak. Ancak, Türkiye ile İsrail arasında savaş kaçınılmazsa, Kudüs’ün saldırının zamanlamasını belirleyebilmesi ve kendisini en avantajlı konuma getirebilmesi için önleyici saldırılar giderek daha gerekli hale gelecektir.
Mısır’ın aksine Türkiye’nin İsrail ile sınır komşusu olmaması ve uluslararası toplumun sükuneti arayacağı göz önüne alındığında, İsrail ayrıca geleneksel Arap devlet stratejisini, yani saldırıp ardından ateşkes arama stratejisini de tekrarlayabilir. Böyle bir durumda, ABD Donanması sükuneti sağlamak için Doğu Akdeniz’e konuşlanabilir.
Yazar Hakkında: Dr. Michael Rubin
Michael Rubin, Amerikan Girişim Enstitüsü’nde kıdemli araştırmacı ve Orta Doğu Forumu’nda politika analizi direktörüdür. İfade edilen görüşler ve düşünceler kendisine aittir. Eski bir Pentagon yetkilisi olan Dr. Rubin, devrim sonrası İran’da, Yemen’de ve hem savaş öncesi hem de savaş sonrası Irak’ta yaşamıştır. Ayrıca 11 Eylül’den önce Taliban ile de zaman geçirmiştir. On yıldan fazla bir süre boyunca, Afrika Boynuzu ve Orta Doğu’da konuşlandırılmış ABD Donanması ve Deniz Piyadeleri birliklerine çatışmalar, kültür ve terörizm konularında dersler vermiştir. İfade edilen görüşler yazarın kendisine aittir.
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
| Gruba mesaj göndermek icin | : | ozgur-gundem@googlegroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamiz | : | https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
| Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) |
: |
0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc |
Yerli ve millî Epsteinlerimiz.
Ben bu listeye bir de Fetöcüleri eklemek isterim.
Onlar da Epstein ve MOSSAD'la aynı okulun çocukları.
Onlar da fişledi, kasetledi, dosyaladı, resimledi, suçlar işlettiler (rüşvet, irtikap, zimmet, haksız kazanç, nüfuz suistiamli) ve böylece şantaj, tehdit, rüşvet ve ikbal vaatleriyle koca Türkiye Cumhuriyeti'ni dizleri üzerine çökerttiler.
Tıpkı MOSSOD'ın ABD devlet aygıtına yaptığı gibi.
En yakın örnekler MHP milletvekillerinin kaset şantajıyla istifaya sürüklenmesi.
Deniz Baykalın istifaya sürüklenmesi.
Ve Siyonis medyanın batıda yaptığı gibi, MEDYA LİNÇLERİ, saptırma, aldatma, üstünü örtme, sansürleme yöntemleriyle kişilerin bertaraf edilmesi.
Benzer şekilde ABD yargısının yaptığı gibi YARGININ TETİKÇİ olarak kullanılması.
vb. vb.
Aslında bize çok tanıdık gelmeli.
Haaa bir de sapkın dini ritüeller var.
Bizde de cemaatlerin kendi içlerinde yaptıkları ortaya döküldükçe benzerlikleri hatırlamamız lazım.
Saygılar
Oraj POYRAZ
L2fSIJNoA0xfSNxA
--------------


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
| Gruba mesaj göndermek icin | : | ozgur-gundem@googlegroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamiz | : | https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
| Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) |
: |
0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc |
İsrail ordusu Lübnan'da bir hastaneyi ve sağlık çalışanlarını vurdu.
İsrail ordusu Lübnan'da bir hastaneyi ve sağlık çalışanlarını vurdu. <https://t.me/buzznews_tr/15872> - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com> 1 dosyayı bu e-postaya bağladım: * 2045384116581876129.mp4 <https://app.box.com/s/950ohythoeieo16qnpbln96js6w9czg0> Boyut: 5,6 MB Filelink hizmeti: Box Bağlantı: https://app.box.com/s/950ohythoeieo16qnpbln96js6w9czg0 <https://app.box.com/s/950ohythoeieo16qnpbln96js6w9czg0>
-
2045384116581876129.mp4
Boyut: 5,6 MB
Filelink hizmeti: Box
Bağlantı: https://app.box.com/s/950ohythoeieo16qnpbln96js6w9czg0
Abdülhamit han’ın Latin Alfabesine Geçme Teşebbüsü
*Abdülhamit han’ın Latin Alfabesine Geçme Teşebbüsü* 24 Ekim 2013 *Abdülhamit Han*’ın *Latin Alfabesine* geçme Teşebbüsü yakın tarihin magazinsel vakaları arasında yeteri kadar dikkat çekmemiş olsa da *Cumhuriyet* Dönemi Harf Devriminin mesnedini teşkil etmesi bakımından fevkalade önemlidir. Zira 1928 yılında gerçekleştirilen Harf Devrimi, aslında 66 yıl önce gündeme gelmiş, *2. Abdülhamit Han* bu teklife ilgi göstererek üzerinde çalışmalar yaptırmış olsa da muvaffak olamamıştır. Evvela belirtelim ki söz konusu bulguların yegane kaynağı bizzat *2. Abdülhamit Han*’dır. *Abdülhamit Han*, tahttan indirildikten sonra kendi kalemiyle hayatını ve saltanat makamındaki siyasi vakaları kaleme almış ve bizzat *Abdülhamit Han* tarafından katip *Ali Vehbi Bey*’e Fransızcası tercüme ettirilerek yayınlatmıştır. (Bkz. /*“Siyasi Hatıralarım”*/, Dergay Yayınları, *ISBN*:975-7032-00-X) *Latin Harflerine* geçilmesi hususu, Osmanlı’nın son dönemlerindeki reformist hareketler içerisinde pek çok kez gündeme gelmiş, kimi zaman bu konu hilafet makamına kadar ulaşmış ve üzerinde tetkik ve incelemeler yapıla gelmiştir. *Latin Harflerine* geçilmesi konusundaki ilk gündem 1850 yılında ortaya atılmıştı. *Türkçe* üzerindeki çalışmalarıyla tanınan Azeri yazar ve bilim adamı *Mirza Fethali* *Ahundzade Efendi*, *Türkçenin* *Arap Alfabesi* ve Fars gramer yapısı ile kullanılmasındaki zorlukları tetkik etmiş, hem kullanılması hem de öğrenilmesi açısından ortaya çıkan müşkülleri belirten bir çalışma yaparak Osmanlı Hükümetine sunmuş, çözüm olarak da *Latin Harflerinin* kullanılmasını teklif etmiştir. *Mirza Fethali* *Ahundzade Efendinin* teklifi halife *Abdülmecit* tarafından incelenip dönemin bilim kurumu olan *Encümen-i Daniş*’e sevk edilerek tetkik edilmesi istendi. Konu üzerinde mülahaza eden *Ali Paşa*, *Fuat Paşa*, *Mustafa Reşit Paşa* ve *Cevdet Paşa* bu tetkik ve teşhisi dikkate alıp müspet görüşlerini bildirdiler ve nihayetinde siyasi yönleriyle mülahaza edilmek üzere zapt altına alarak *Mirza Fethali* *Ahundzade Efendiye* müspet çalışması için mecidiye nişanı vererek kendisini onurlandırdılar. Konu üzerinde tetkiklerini gerçekleştiren *Encümen-i Daniş*, tetkiklerini siyasi mecraya nüfuz ettirse de neticelenememişti ancak *Latin Harflerinin* kullanımı ile ilgili fikir pekala reddedilmemiş, söz konusu teklif dinsizlik ya da zındıklık olarak tahkir edilmemiştir. *Sultan Abdülmecit* döneminde gündeme gelen *Latin Alfabesinin* kullanılması meselesi her ne kadar itibar görmüş olsa da dönemin şartları gereği gerçekleştirilememiş ancak reform hareketleri içerisinde bir gündem maddesi olarak canlılığını korumuştur. *Abdülmecit*’in vefatı ve *2. Abdülhamit Han*’ın hilafet makamına geçmesi ile daha da canlanan reform hareketleri, *Latin Alfabesinin* kullanılması meselesini yeniden gündeme getirdi. Osmanlı tebaası olan *Arnavutlar*, din ve mezhep ayrılıkları nedeniyle üçe bölünmüşlerdi ve *Osmanlı Alfabesini* kullanan *Müslüman* *Arnavutlar*, yazı dillerini batının literatürlerinden faydalanabilir hale getirmek amacıyla *Latin Harflerini* kullanmayı gündeme getirmişlerdi. Bu doğrultuda çalışma yürüten *Arnavut* kökenli Abdül ve *Şemsettin Sami* kardeşler, Latin harflerinden esinlenerek adına İstanbul Alfabesi dedikleri yeni bir Alfabe geliştirdiler. Giriştikleri bu çalışma ile İstanbul’daki mekteplerde okutulmak üzere gramer ve medrese kitapları basmışlarsa da yeteri kadar yaygınlık kazanamadı ancak *Latin Harflerinin* kullanılabilirliği ve Osmanlı dilinin ıslahı yeniden gündeme gelmişti (1879). *Latin Harflerinin* kullanılması meselesi *İkinci Meşrutiyet*’in ilanıyla daha da ateşlendi. *Arnavutlar*, din ve mezhep ayrılıklarına rağmen *Latin Harflerinden* esinlenerek meydana getirilen bir Alfabeyi kullanmaya karar vermiş, bu gayretlerinde de başarılı olmuşlardı. *Arnavutların* *Latin Harflerine* geçiş teşebbüsü Meşrutiyet reformcularının bu konu üzerindeki hassasiyetlerini ve heveslerini arttırtmıştı. Giderek yükselen reform hareketleri neticesinde yeniden gündeme gelen *Latin Alfabesine* geçme düşüncesi, Saltanatının son dönemlerine doğru *Abdülhamit Han*’ın taktirine kadar ulaştı. *Latin Harflerinin* kullanılması ile ilgili en net ve dikkate değer yorum Abdülhamit Tarafından ortaya koyulmuştur. *Arap Alfabesi*, *Fars Gramer* yapısı ve *Türkçe* anonslara uymayan diziliş ve yerleşimin *Osmanlı Türkçesinin* okunup yazılmasında teşkil ettiği engellerin farkında olan *Abdülhamit Han*, bizzat kendisinin kaleme aldığı ve ifade ettiği üzere *Latin Harflerinin* kullanılmasında yarar görmüş, nasıl uygulanabileceği konusunda fikir alışverişlerinde bulunarak mahiyetiyle istişare etmiştir. *Abdülhamit Han*, Saltanat makamından indirildikten sonra kaleme aldığı /*“Siyasi Hatıralarım”*//**/kitabında naklettiği bilgilerde *Latin Harflerine* geçilmesi yönündeki düşüncelerini şöyle açıklamıştır; “/*Yazımızı öğrenmek pek kolay değildir. Bu işi halkımıza kolaylaştırmak için belki de Latin Alfabesini kabul etmek yerinde olur.”*/ (*Siyasi Hatıralarım*, Sayfa 192) *Abdülhamit Han*’ın bizzat kaleme aldığı hatıralarında bahsettiği gibi *Latin Harflerinin* kullanılması, *Osmanlı Türkçesinin* halk nezdinde yaygınlaşması için faydalı görülmüş, bu konuda verilecek kararın yerinde olduğu kanaati belirtilmiştir. *Abdülhamit Han*’ın *Latin Harflerinin* kullanılması yönündeki kanaatleri elbette gerçekleşememişti. Zira dönemin önemli siyasi aktörlerinden biri olan *Enver Paşa*, *Latin Harflerinin* kullanılması yerine hali hazırda kullanılan Arap Harflerinin ıslahında ısrar etmiş, *Latin Alfabesine* muhalif tüm görüşleri etrafında toplayarak *Abdülhamit Han*’a ihtilaf ederek *Latin Harflerine* geçişe engel olmuştur. Sultan Abdülhamit’in bu konudaki ön niyeti her ne kadar süregelmiş olsa da 31 Mart Ayaklanmaları neticesinde Saltanat Makamından indirilmesi *Latin Harflerine* geçilmesi meselesinin topyekun rafa kaldırılmasına neden olmuştur. *Latin Alfabesinin* Osmanlı’nın son dönemlerinde ele alınması ve üzerinde tartışılması esasen tarihi bir vakadır ve tartışılır bir tarafı yoktur. Zira hem Saray Tarihi ve zabıtları 1850’li yıllarda başlayan *Latin Alfabesi* görüşlerini kayıt altına almış, hem de Sultan *Abdülhamit Han*’ın kendi kaleminden naklettiği bilgilerle teyit edildiği üzere konu hakkındaki müspet görüşleri *Damat Ferit* ve reform muhalifleri tarafından bertaraf edilmiştir. _Burada sorulması gereken esas soru şudur ki; *Cumhuriyet* Dönemi uygulamalarına ve bizzat *Latin Alfabesi*’nin varlığına ihtilaf eden günümüz *Cumhuriyet* ve *Atatürk* karşıtları, *Latin Harflerine* geçişe *Abdülhamit Han* döneminde muvaffak olunabilseydi yine de ihtilaf edebilecekler miydi?_ Açıkça görülmektedir ki tarihi vakaların ideolojik saplantılarla tahrif edilmesi bizi tarihi gerçeklerden uzaklaştırıp hamasete ve derin yanılgılara sevk edecektir. *https://turktarihim.com/abdulhamit_hanin_latinalfabesine_gecme_tesebbusu.html#google_vignette* - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
AB'nin askeri ittifakı içinde yer alabilir miyiz?
AB'nin askeri ittifakı içinde yer alabilir miyiz?
Bunu isterdim, ama hiç sanmıyorum.
İkinci dünya savaşı sonrası ABD ve NATO'nun vizyonu farklı.
ABD NATO'yu ağırlıklı olarak askeri güvenlik kavramına göre tasarladı.
NATO'nun mal, hizmetler ve işgücünün serbest dolaşımıyla bir alakası yoktur.
Yalta Konferansında yapılan pazarlıklar ve paylaşım temel alındı.
AB ise farklı bir kulvardan ilerliyor.
Bir ütopyaları var.
Tek parça büyük bir Avrupa krallığı kurmak istiyorlar.
Ve sınırları da aslında çizmiş durumdalar.
Malesef Türkiye Avrupa'nın sınırları dışında.
İsrail bile içinde sayılabilir.
Gürcistan, Ermenistan falan.
Ama Türkiye dışında.
Eskiden Türkiye'yi ekonomik pazar haline sokacak anlaşmalara yatkındılar.
Ancak, son yıllarda Hindistan ve Çin'le bile daha fazla yakınlaşmakta bir mahsur görmüyorlar.
Özellikle Hindistan ile yapılan son anlaşmalar çok rahatsız edici.
Türk vatandaşlarının Avrupa'da serbest dolaşımı ise bir kabus olarak görülüyor.
Türkiye'nin askeri ürünlerini almamak için bin dereden su getiriyorlar.
Özellikle Fransa ve Yunanistan AB'nin silahlanma programları için ayrılan fonların AB ülkeleri içinde kalması gerektiğini söylüyor.
Bu özellikle Türkiye savunma pazarının dışında kalsın anlamı taşıyor.
Örneğin, Ukrayna savaşında en çok yokluğu hissedilen 155'lik obüs mermilerini Türkiye bolca ve ucuza üretebilmesine rağmen, Türkiye'yi bu pazardan dışlamak için çok fazla çaba harcadılar.
Açıkçası PSİKOLOJİK BİR EŞİK var.
AB'nin lider devletleri ve halkları bu eşiği geçemiyor.
Türkiye'yi askeri, ekonomik anlamda DOĞAL bir düşman olarak görüyorlar.
Türkiye'nin askeri her tasarrufunu AB'ye, özelde Yunanistan ve GKRC egemenliğine yönelik tehdit olarak görüyorlar.
Son günlerde köpürtülen İsrail-Türkiye husumetinde ise açıkça İsrail lehinde pozisyon alıyorlar.
Elbette bütün olup bitenlerde yalnızca AB sorunlu değil.
Türkiye de, Davutoğlu'nun STRATEJİK DERİNLİK anlayışı, sonrasında ABD'ye ayarlı BOP, EBOP projelerinde Irak ve Suriye'de yığınak yapması, Yüce Galaktik Liderin "Eyyyyyy" diye başlayan tiradları, babalanmaları özellikle büyüklük iddiası olan Fransızları çok ama çok irrite etmiştir.
Aslında Türkiye batılı askeri güçlerle pek çok kez karşı karşıya geldi.
Libya da, Suriye'de, Ege Denizinde, son zamanlarda Kıbrıs'ta.
Bu karşılaşmalarda gerçek hasım ülkeler gibi tatbikatlar yapıldı.
Silahlar gösteridi.
Açıkçası askeri ve diplomatik alanda tehdit dili kullanıldı.
Çok ama çok örnek var.
AB'nin lider ülkeleri ve halkları nolursa olsun Türkiye'nin tam üye olmasına karşı olduğunu bilmek gerekir.
Günden güne yükselen sağın etkisine giren AB'de serbest dolaşım, askeri ittifak kesinlikle kimsenin düşündüğü şey değil.
AB Türkiye'yi tamamıyla düşmanlaştırmadan, olabildiğince uzakta, ve pasif vaziyette tutabilecek kadar yakınlık arzuladığını bilmek lazım.
Bizlere göre akılcı, mantıklı olmasına rağmen Türkiye ile bir ittifak içinde olmak AB'nin karar alıcılarında, halklarında mide bulantısından başka etki yaratmıyor.
Türkiye ittifak arayışlarına devam etmekle beraber, NATO içinde kalmaya devam etmeli.
Çok da sorun ediliyorsa, onların bizi NATO'dan atmasını beklemek gerek diye düşünüyorum.
Çok beklemeye gerek kalmadan, Türkiye'nin ABD, AB ile askeri yüzleşmelerinin giderek artacağını bekliyorum.
Hazırda uyuşmazlık konusu olan çok yer var.
Bu nedenle ülkemizin seferberlik çabalarının hızlandırılmasını, gizli ya da açık değişik formüllerle ekonomik, askeri, siyasi ittifak arayışlarına devam etmesi önemlidir.
Türkiye asla bağlantısız, ya da önemli ittifakların dışında yalnız kalamaz.
Saygılar
Oraj POYRAZ
L2fSIJNoA0xfSNxA
--------------
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
| Gruba mesaj göndermek icin | : | ozgur-gundem@googlegroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamiz | : | https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
| Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) |
: |
Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc |
İLBER ORTAYLI: Tanrı’nın insana gönderdiği en kutsal şey kitaplar değildir...
İLBER ORTAYLI: Tanrı’nın insana gönderdiği en kutsal şey kitaplar değildir...
Akıldır...
Uygar dünyayı yöneten demokrasi kutsal kitaplarda yoktu...
Sınıfların eşitliği,
Köleliğin kaldırılması,
Bedenin dokunulmazlığı,
Kadın hakları,
İnsan hakları,
Laiklik,
Evrensel hukuk...
Kullandığımız takvimler,
Organ nakilleri,
Radyo dalgaları,
Antibiyotikler,
Bilgisayarlar...
Bunların hiçbirisi kutsal kitaplarla gelmedi...
Akılla geldi...
Tanrı’nın insana verdiği en mübarek şey:
AKIL…
Onu sana veren, onu işlet diye verdi ya...
Fakat şu haline bak...
Dünyanın en bereketli topraklarının üzerinde yarı tok, yarı açsın...
Ve dünyanın en katmer katmer kültürü üzerinde üretimden, teknolojiden, sanattan, bilgi zenginliklerinden yoksun...
Üzerindeki ceketin modelinden...
Ayağındaki pabucun astarından...
Gözündeki gözlüğün çerçevesinden...
Bindiğin arabadan...
Bereket beklediğin traktöründen,
Ununu veren değirmenine kadar...
Bir teki olsun senin icadın değil...
Aklını kullananların eseri...
Şeker şurubundan sahte bal, patatesten sahte tereyağı yaptın da dünya kimyacılarını şaşırttın mı?!!!
Ama bir ağrı kesici yapamadın...
Canın mı sıkıldı bu işlere, al bir Alman hapı...
Ve daya sırtını Rus doğalgazlı peteğe, geçer...
En çok beslenme eksikliğinden çocuğun öldüğü...
En çok işçinin çalışırken yaşamını yitirdiği...
En çok annenin doğumda can verdiği...
En çok kadının bıçaklandığı...
En çok gencin intihar ettiği ülkenin bireyisin.
Neden?
Dört yanın ateş...
Kurşunlar vızır vızır...
Kan gölü içindesin...
Çocuklarını alıyorlar elinden...
Ama aklın ermiyor...
Çünkü aklın erdiğinden beri aklını masallarla hurafelerle doldurmuşlar
Ne diyeyim...Aç gözünü artık...
Yol ver GERÇEK YARATICI'NIN verdiği AKLA
Şu yobazların, menfaatperestlerin, güç ve para peşinde olanların peşine artık takılma;
Bin senedir geldiğin yeri artık gör...
Niye evde öyle söylenip durduğunu biliyor musun?..
Çünkü aklın dahi senden şikâyetçi.
Şu 57 tane İslam ülkesine bak.
Hangisi mutlu huzurlu,
Hangisi aklını kullanıp insanlık hizmetine sunulacak ne yapmış,
Ne icat etmiş,
Hepsi başkasının eline bakan, onun icatlarını bekleyen,
Ondan yardım bekleyen durumundasın.
Hani gâvur icadıydı.
Hani gâvur icadı kullanmak günahtı.
Düşün ve Aklını kullan...
12 bin dolar maaşla yabancı dil bilmeyen Basın ataşesi atadılar!
6 bin dolara da Basın Ataşesine tercüman tuttular!
Tercümanın eşini de 8 bin dolar maaşla din ataşesi yaptılar.
Afrika’da bile bulamazsın bu sersemliği!”
İlber Ortaylı
Mekanınız cennet olsun..nur içinde uyuyun..çok üzgünüm..🙏😞💐💐
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
| Gruba mesaj göndermek icin | : | ozgur-gundem@googlegroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamiz | : | https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
| Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) |
: |
Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc |
3 Mayıs 2026 Pazar
Kût'ül Amâre’de teslim alnınan İngiliz Ordusu'n Komuta kademesi 1916.
Kût'ül Amâre’de teslim alnınan İngiliz Ordusu'n Komuta kademesi 1916. - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>