Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, İstiklal Mahkemesi zabıtlarının açıklanmasını istedi.
Arınç, "İstiklal mahkemelerinde yaşanan olayları hepimiz biliyoruz, en azından ben okuduğum için biliyorum. Sorgusuz sualsiz çocuk yaşta olanların büyük acılar içinde idam edildiğini biliyorum. İstiklal mahkemelerinin zabıtları açıklanmamaktadır. Buna Meclis Başkanlığı karar verir. Bir de onlar açıklanırsa kaç tane Dersim faciasının yaşandığını hep beraber göreceğiz" diye konuştu.
PEKİ O ZABITLARDA NE VAR
İstiklal Mahkemeleri'nin zabıtları bin 475 dosya içinde saklanıyor. Günümüz Türkçesine çevrilen zabıtlarda Çerkez Ethem, İzmir Suikastı, Menemen olayları, Şeyh Sait İsyanı ve Nazım Hikmet davaları da var.
İstiklal Mahkemeleri, 1920 yılında Milli Mücadele sırasında ayaklanma çıkaranları, yağmaya girişenleri, orduya ait silah ve mühimmatı çalanları, casusları, asker kaçaklarını, milli mücadeleyi engellemeye çalışanları yargılamak için kanunla kuruldu.
Mahkeme üyeleri, Millet Meclisinden oluştu ve 1927 yılına kadar yargılama yapıldı. Dünyadaki örneklerine göre en az ölüm cezası vermiş mahkemeler oldu. Fransız Devriminde 1793 yılında 17 bin kişi yargılanıp idam edildi. İstiklal Mahkemeleri ise 2 bin civarında idam kararı verdi.
Arınç'ın İstiklal Mahkemeleri hassasiyeti ise, iddialara göre, dedesinin Devrim Subayı Kubilay'ı şehit eden güruhta bulunması.
Bu gidişat çok önceden belirlenmişti! 100 yıl önce bugün hedeflenmişti! Yıl 1912. Amerikan başkanı Woodrow Wilson .. Türkiye'yi param parça Eden ünlü Wilson ilkelerine adını veren kişi… Türkiye sınırları içine bir Kürdistan ve bir Ermenistan haritaları çizen Amerikan başkanı.. Bakın NE diyor: 'Amerikan kapitalizminin temel hedefi, zayıf ülkelerin hammaddelerini ve ulusal pazarlarını açık birer kapı olarak tutmaktır. Bunun için diplomasi ve gerekirse zor kullanılmalıdır…' Geçenlerde Dışişleri Bakanı Davutoğlu işte bu Wilson'ın adıyla anılan ödüle layık görüldü… Wilson'ın 100 yıl önceki planı neydi? Petrol coğrafyasına bir Kürt ve bir Ermeni Devleti oturtmak…
O zaman ince ince hesapladıkları, Türkiye'yi bölme ve yutma hayalleri gerçekleşmedi. Kuyruklarını ardlarına kıstırıp bir daha gelmek üzere gittiler… Türkler inaılmaz şartlarda yaptıkları savaştan galip çıktılar. Yedi Düvel buna ağızları köpürerek 'Türk Mucizesi' dediler..
Ardından yepyeni bir ülke kuruldu. Türkler ulusal kaynaklarına sahip çıkıyorlardı. Ardı ardına fabrikalar açtılar. Uçaklar , Arabalar yaptılar. Madenlerini işlemeye başladılar, Petrol aradılar…Tarıma yol verdiler, yurttaşlar yarattılar.
Ama içerde işi bozulanlar vardı. Onlar kullanıma hazırdı. .… Kürt Sait isyanı Lozan'da Musul meselesi masadayken, Dersim İsyani, Hatay için direnilirken tezgahlandı.
BATIYA HAYRAN AYRAN BUDALALARI!
1930'lardan itibaren koyun postlarına bürünmüş 'uzmanlar' genç cumhuriyeti ziyaret etmeye başladı.. Her şey yeniden kurulurken maskeli sırtlanlar Ankara'da boygösterdi . . Tanzimat kafalı Batıya ayran budalası gibi hayran 'münevverler', yabancı emeller için uygun arazi şartları sağladı. 1938'de milletin önderi öldü ve geride kalanlar hemen Batı'ya koştu! İngiliz ve Fransızlarla üçlü anlaşma imzalandığında , Gazi Paşa'nın ölümünün üzerinden 5 ay geçmemişti. Gazi paşa'yı 'anlamayıp sadece inananlar' asıllarına rücu ettiler!
2.paylaşım Savaşına kadar 'ecnebi uzmanlar' yurdun tüm açık yaralarına dair raporlarını hazırladılar… 2.Dünya savaşı ile bir süre ara verdiler.. Yalta'da yeni bir düzen kuruldu artık Avrupa'nın mührünü Amerika alacaktı Savaşın sonunda 'yeni dünya' sırtlanları İsmet İnönü'yü bir sömürge anlaşmasına daha razı ettiler. Marshall yardımı çerçevesinde imzalanan anlaşma, Kurtuluş'dan 24 yıl sonra Türkiye'yi esir etti.
Önce Dünya Bankası ve İMF denetimine girdik. Sonra NATO'ya alındık Bedelini Korede kanla ödeyecektik. Üstüne üstlük 'Canım Amerika!' diye şarkılar söyledik!
Hollywood filmleri seyrettik, Dean Martin, Frank Sinatra dinledik..
1956'da küresel elitin önde gelen ismi, Rockefeller, ABD başkanı Eisenhower'a: 'Türkler oltada balık! Yeme ihtiyaçları yok! ' diyordu.. Sonra Ortadoğu'daki yüksek idealleri için, işlerine gelen hükümetleri iktidarda tutmak işlerine gelmeyenleri devirmek amacıyla yardım fonlarının kullanılacağı' karara bağlanıyordu..
1966'da NATO haberalma tesislerine kapıyı açtık. Tüm istihbaratımızı ABD'ye devrettik.
1971'de 'Büyük Türkiye' hayallerimizin bedelini birbirimizi kırdırarak ödettiler Ardından bir darbeyle işi bitirdiler!
Uslanmayıp 1974'de Kıbrıs barış harekatını yapınca ASALA terörünü başımıza bela ettiler! Ama biz yılmadık, müttefikimize daha sıkı sarıldık..
1980'de Sovyetlerle sanayi işbirliği, hızlı sanayi atılımları sürerken bir CIA darbesiyle daha sarsıldık..
1984'de Türkiye ağır sanayi hamlelerine Güneydoğu Anadolu Projesini ekledik. PKK ile ödüllendirildik!
SEVR HORTLADI!
100 yıllık Kürt devleti hayali paketlenip Türkiye'nin önüne kondu. Ve SEVR HORTLADI, kabusumuz oldu..
Fulbright burslarıyla yetiştirdikleri liderleri getirip ülkemizin başına koydular… 1991'de başa geçirdikleri Turgut Özal'a kukla bir Kürt devleti için ilk adımları attırdılar.
Çekiç Güç kontrolünde bir Kürdistan devletinin tohumunu attılar..
Irak'ın kuzeyi güvenli bölge ilan edildi ve PKK Çekiç Güç kontrolünde pamuklar içinde yetiştirildi!
1995'de Avrupa Birliği 'Kürt Sorununu askeri tedbirlerle ortadan kaldıramazsınız! ' diyordu. İçerdeki besleme koro onaylıyordu. Bu ülkenin has vatandaşları Azınlık konumuna oturtuldu… Aynı anda Türkiye'nin Gümrük Birliği ile Eli kolu bağlandı! Yani tüm gelirlerine el kondu, üretimi durduruldu, terörle mücadelede deli gömleğine sokuldu.
1999'da Apo Türkiye'ye verildi. Artık İmralı'dan terörü yönetecekti!
Vatan evladı ölmeye devam etti!
2002 de Türkiye'ye bir sessiz darbe yapılacak, oyunun son perdesi sahnelenecekti. . Küresel elit, Sevr hükümleri karşılığında AKP'ye iktidar koltuğunu Verdi!
2004'de Avrupa Birliği Uyum Yasaları önümüze geldi… Bu yasalarla ellerimiz arkadan bağlanıyor, teröriste ise 'VUR!' deniyordu.
Vurmaları için gerekli tüm silahlar, Irak ve Güneydoğuya NATO uçaklarıyla aktı…Ordunun sınır ötesi harekatı sınırlandırıldı. İstihbaratımız ABD ve İsrail istihbaratının içinde eridi ve kayıplarımız, 10 yıl içinde 50 kat arttı.
Eşzamanlı olarak Bölgesel Kalkınma ajansları, ikiz yasalar ve yerel 'iktidar' girişimleri teröre zemin hazırladı.
Medya vasıtasıyla zehir enjeksiyonu had safhadaydı. Basın tümüyle işgal altında ve köşe başlarını tutanlar. 'Sahiplerinin sesi' olmaya can atmaktaydı!
Üniversiteler şirketleşmeyi tamamlıyorlardı. İşbirliği yapan akademisyenler rüyalarında göremeyeceği imkanlarla donatıldı.
2007'de Amerikan istihbaratçılarından oluşan bir ekip Ankara'ya yuvalandı.
Gözleri gören, kulakları duyan, burnu koku Alan helal süt emmiş vatan evlatları kralın çıplak olduğunu yazıp çizdiler. Ortalığa korku salındı. Konuşmaya başlayanlar dinlendi, terörle mücadelede üstün hizmeti olanlar Silivri'ye davet edildi..(!)
ARTIK 'YETER' DİYENLER…
Şimdi geldiğimiz noktada her şey apaçık ortada! Düşman belli.. Hem de 100 yıldan beri, hiç değişmedi.
Çokuluslu şirketlerin kontrolünde ABD ve Avrupa Birliğinin elitleri, ve onların denetimindeki Mali ve siyasi kurumlar, İMF, Dünya bankası, NATO! Ve tabii içerde onların planlarını yürürlüğe koyan işbirlikçi hükümetler !. Artı Sivil Toplum diye altımızı oyan ajanlar ve onların maşalarının ucunda sallananlar… Hepsini toplasanız 10 bin kişiyi bulmazlar!
Geride 72 milyon var. İşsiz ve yoksul bırakılmış, dini ve etnik olarak parçalanmış, şehit düşmüş, gazi olmuş, kan kusan, göz pınarları akan 72 milyon..
Psikolojik savaşın her türlüsüyle karşılaşmış, çok hırpalanmış, örselenmiş ama sağduyusunu kaybetmemiş, sabrı defalarca denenmiş bir millet… Sessiz ama derinden, son anda 'YETER' diyen…İşte bu nedenle ZALİM ler bu milletten korkuyor ve oyun üzerine oyun kuruyor.
Bu millet artık Terörün Washington ve Brüksel'den fışkırdığını biliyor. Batıyla ittifak yapanların, eşbaşkan olanların bu kan kaybını durduramayacağını da!
Eylüldeki referandum halkın bu bilincinin keskin bir göstergesi olacaktır.. Halk gücünün farkına vardığı zaman başka bir dönem başlayacaktır!
Allah tüm şehitlerimize RAHMET eylesin!!! Onların kanı yerde kalmayacak!
Banu Avar
-- . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . kararlilik keskin bir bicaga benzer, keskin ve duzgun keser. Kararsizlik ise kor bir bicak gibi kestigi her seyi parcalar ve yirtar. JAN MC KEITHEN . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Kurmus oldugum guruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir guruptur. Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz. http://orajpoyraz.blogspot.com/
Kazan Vadisi’nde incelemelerde bulunan Alman heyetinde yer alan Parlamenter Jan Van Aken, ‘HPG’lilerin cenazelerinde kimyasal silah izlerine rastladık’ dedi
Savcılığın doğru dürüst otopsi yapmaması ve otopsi sonuçlarının ailelerle paylaşılmamasının “kimyasal silah” iddialarını güçlendirdiğini söyleyen Aken, “Türkiye’nin kimyasal silahları olduğunu biliyoruz, teknik açıdan da bu ispatlanmış, askeriyede bunların kullanılmasına izin vermiş. Cenazeler üzerinde de bunların izleri var” dedi.
Kimyasal silah izleri var
Colemêrg’in (Hakkari) Çêlê (Çukurca) ilçesi Geliyê Tiyarê’de (Kazan Vadisi), 22-24 Ekim tarihleri arasında, TSK tarafından yapılan operasyonda yaşamını yitiren 36 HPG’linin “kimyasal silah ile öldürüldüğü” iddiasını araştırmak için beraberindeki heyetle Türkiye’ye gelen Federal Alman Parlamenteri Dış İlişkiler Komisyonu Üyesi ve 2 yıl Birleşmiş Milletler’de biyolojik kimyasal silahlar konusunda uzman olarak çalışan Jan Van Aken, cenazeler üzerinde inceleme yapmak için gittikleri Meletî’de savcı tarafından reddedilmelerini ve Geliyê Tiyarê’de yaptıkları incelemeden sonra neler yapacaklarını anlattı.
‘Otopsi yarım yamalak’
Cenazeleri görmek için gittikleri Meletî’de savcı tarafından reddedilen Aken ve beraberindekiler, Malatya Cumhuriyet Savcısı’nın tavrına anlam veremediklerini kaydetti. Aken, “Beni en fazla düşündüren durum cenazelere doğru düzgün bir otopsi yapılmaması ve yapılan yarım yamalak otopsi sonuçlarının da ailelerle paylaşılmaması” diye konuştu. Aken, “Eğer ben devlet olsaydım, kimyasal silah kullanılmadığı konusunda kendimden eminsem, bu tür iddiaların araştırılması için bütün olanakları sağlardım” dedi.
‘Şüpheleniyorum’
Aken, “Türkiye’nin kimyasal silahları olduğunu biliyoruz, teknik açıdan da bu ispatlanmış, askeriyede bunların kullanılmasına izin vermiş. Cenazeler üzerinde de bunların izleri var. İşte bütün bunlar Kazan Vadisi’nde de kimyasal silah kullanıldığı iddialarını güçlendiriyor. Türkiye’nin kimyasal silah kullanmış olabileceği konusundaki 5 örnekten dolayı ben de Türkiye’yi takip ediyorum ve şüpheleniyorum” diye konuştu.
‘Köpek leşi işe yarayabilir’
Yaptıkları incelemede HPG’li bir kadına ait olduğu belirtilen bir tutam saç ve olay günü öldüğü sanılan bir köpekten parça aldıklarını söyleyen Aken, “Saç tutamı o kadar çok yanmış ki, üzerinde herhangi bir bulguya rastlamamız zor olabilir. Ancak köpek leşinden aldığımız numune sonuç verebilir. Oradaki köylülerin ve olaydan hemen sonra bölgeye giden heyete eşlik eden gazetecilerin verdiği bilgiye göre, köpek yeni ölmüş. Biz de öyle bir kanıya vardık. 34 gündür o köpek orada duruyor. Çok kötü kokuyordu. Varsa kimyasal 34 gün içinde o köpeğin içinde dağılmıştır. Bu parçayı Almanya’ya götüreceğim. Uzmanlarla görüşeceğiz. Bu parçada bir bulguya rastlayabilir miyiz diye inceleteceğiz. Ne pahasına olursa olsun bunu araştıracağız” dedi.
‘Meyve kokusu veren kimyasal var’
Köylülerin kendilerine operasyonun ardından dere suyunun yaklaşık 2 kilometrelik alanda mavi aktığı yönünde bilgi verdiğini, ayrıca elma ve armut kokularını andıran kokuların hissedildiğini anlattıklarını belirterek, “Böyle meyve kokusu veren bir kimyasal silah var. Acaba hangi silahtır ve nasıl bir koku yayıyor, etkisi nedir bunları araştıracağım” dedi. Uluslararası bir heyetin de bu konuda inceleme yapmasını, cenazeler üzerinde bir araştırma yapması için Türkiye’nin gerekli olanakları sağlamasını isteyen Aken, inceleme ve araştırma sonucunu rapor halinde yayınlayacaklarını da sözlerine ekledi
Dolphin-class submarines are capable of carrying nuclear-tipped missiles, but there is no evidence that Israel has armed them with such weapons.
Dolphin fleet plays crucial role in game of deterrence (Photo: AFP)
Israel already has three Dolphin submarines from Germany - one half-funded and two entirely funded by Berlin, a staunch Israeli ally.
The official, speaking on condition of anonymity because of the sensitivity of the issue, said Wednesday a 2005 agreement between the two nations included an option for another subsidized submarine which was now activated at Israel's request.
İran'ın İsfahan şehrinde hafta başında meydana gelen patlamanın kaza sonucunda gerçekleşmediği ve kentteki nükleer tesisin bu patlamada hasar gördüğü öne sürüldü.
Sunday Times'a konuşan İsrailli istihbarat yetkilileri, uydu görüntülerinde İsfahan'daki nükleer tesisin bulunduğu bölgeden dumanlar yükseldiğinin görüldüğünü belirtti.
Yetkililer, söz konusu görüntülerin, 2004'ten bu yana faaliyette olan uranyum zenginleştirme tesisinin, patlamada hasara uğradığının kanıtı olduğunu ifade etti.
İsfahan'da patlama seslerinin duyulduğu haberlerinin kamuoyuna yansımasının ardından, İranlı yetkililer ilk önce bu haberleri yalanlamıştı. Daha sonra ise İsfahan Valisi, patlamanın yakınlardaki bir askeri tatbikat sırasında meydana gelen bir kaza sonucunda gerçekleştiğini söylemişti.
Olası bir İsrail hava saldırısının muhtemel hedefleri arasında gösterilen İsfahan'daki tesislerin önünde, geçtiğimiz haftalarda yüzlerce İranlı öğrenci, Tahran’ın nükleer programını korumak uğruna canlarını vereceklerini göstermek amacıyla insan zinciri kurmuştu.
İran'da üç hafta önce de başkent Tahran yakınlarındaki Devrim Muhafızları'na ait bir askeri üste patlama meydana gelmiş ve 17 muhafız yaşamını yitirmişti.
ir deli, "bir delinin günlüğü" hikayeleri yazarken, her kritik süreçte "karartma" kuyusuna bir taş atıyor. Kendini akıllı sanan zevatlar, atılan taşı çıkarmak için "karartma-yanıltma-şaşırtma" kuyularının başına koşuyor.
Bu arada "karartma-yanıltma-şaşırtma" oyunu başarı ile sonuçlanıyor. Bazıları da 22 ayda yavrulayan fil misali, taş kuyuya atıldıktan bir hafta sonra yorum yapıyor.
"Fareye çişin faydalı demişler, o da gidip okyanusun ortasına yapmış(!).." (Ata sözü)
Dersim'de devlete baş kaldıran eşkiya devlet tarafından bertaraf edildi diye Sultan eşkıya varislerinden özür diledi. Tepki verenler sanıyor ki Sultan ilk defa özür diliyor. Hayır efendim; siz fark etmeseniz de, Sultan Türk'ün kanını içen bütün iç ve dış düşmanlardan sırayla özür diliyor.
1-Van Akdamar adası, namı diğer tecavüz adası… Ermeni çetelerin Müslüman Türk kadınlarını götürüp tecavüz ettikleri ada. İşte o adada bulunan ve o tecavüzlerde kullanılan kilise; bu fakir milletin parasıyla onarıldı ve tecavüze uğrayan, Van gölüne atlayarak intihar eden Müslüman kadınlarla alay edercesine "ibadete(!)" açıldı. Tepesine de bir haç dikildi. Açılışa Ermenistan'dan din adamları davet edildi.
Bu nedir sizce?
AKP aslında Ermenilerden özür diledi.
Van gölüne atılan erkekler ve tecavüze uğrayan kadınlarımız hatırasına Akdamar Adası'na anıt yapmak isteyenlere ise izin verilmedi.
2- Erdoğan Yunanistan'a gitti. Atina'da olduğu gün Yunanlılar Atina'ya Rum-Pontus soykırım anıtı dikti. Erdoğan bu milletin Başbakanı olsaydı eğer, anında tepki verir, geri dönerdi. O ise hiçbir şey yokmuş gibi ziyaretine devam etti. Sonra ne oldu? Sümela Manastırı Rum Pontus haritalı tişörtler giymiş olan Megali İdea(büyük ideal) hayali peşinde koşan Rumlar için ibadete açıldı. Gelenler öyle cüretkardı ki, Sümela'da görev yapan memur bile darp edildi.
Türk Bayraklı tişört giyip protesto eden Türk gençleri polislerce derdest edildi.
Böylece Başbakan Rum-Pontus'çulardan özür diledi.
3-Başbakan Haçlı Orduları'nı "sanat ve bilim getirdiler" diyerek kutsadı.
Böylece 1071'de Alparslan ve askerlerinin Anadolu'ya gömdüğü Haçlı çapulculardan özür diledi.
4- Vakıflar Yasası ile Lozan'ı delerek azınlıklardan özür diledi.
5- Ulu Önder Kemal Atatürk'ün, "fesat ve ihanet yuvası" olarak ilan ettiği Fener kilisesinin, 1925 yılındaki mübadele sırasında Yunanistan'a gönderdiği papazı 6.Konstantin'in kemikleri 86 yıl sonra getirildiği İstanbul'da gömüldü. AKP iktidarının verdiği özel izinle Türkiye'ye getirilen papaz Konstantin'in kemikleri için, Fener kilisesi ve Balıklı Rum Kilisesi'nde ayinler yapıldı.
Verilen geri dönüş izniyle; "Atatürk 6.Konstantin'i sınır dışı ederek haksızlık etti" mesajı verildi.
Fitne-fesat yuvası denilen Fener Kilisesi ve 6. Konstantin aklanarak özür dilendi.
Şimdi AKP'li vekil, zavallı bir akademisyen çıkmış; "kurtuluş savaşı yapılmadı, şehitlikler hikaye" diyor. Doğru, bir hikaye kısmı var. O da bizzat kendilerinin bir hikaye olduğudur. Çünkü onların şehitleri ile bizim şehitlerimiz aynı değildir. Onların kahramanları ile bizim kahramanlarımız da aynı değildir. Onlar Ali Kemal ve "bu milleti adam etmek için Batı'dan damızlık erkek getirmek lazım" diyen Abdullah Cevdetleri "basın şehidi(!)" olarak görür, biz Hasan Tahsinleri..
O nedenle doğru söylüyor. Onlar mandacıdır, biz Ulus Devletçiyiz… Onların ordusu Kuva-i İnzibatiye'dir. Bizim Ordumuz Kuva-i Milliye'dir.
Bizimki bağımsızlığımız için işgal orduları ile savaştı, onların ki İngilizler adına Türk Orduları ile savaştı.
Bir de Cumhur'un başı var…
Gül Kraliçesinin yanındaki teşekkür konuşmasında; "birbirine geçmiş tarihimiz boyunca, şimdi ve geçmişte, ordularımız ortak düşmana karşı yan yana savaştı" dedi(!)..
Türkler İngiltere ile ortak düşmana karşı hiçbir zaman savaşmadı, tam tersi hep İngilizlere karşı savaştı. İngilizlerin ilaçlı havuzlarda kör ettiği askerlerimiz kimin ortak düşmanıydı acaba? Çanakkale'de İngiliz kurşunları ile şehit olan Mehmetçikler kimin ortak düşmanıdır? İngiliz casusu Lawrence'ın Arap çöllerinde Araplar'a kestirdiği Osmanlı askerleri kimin ortak düşmanıdır anlayamadım(!)..
Oysa en gariban köylümüze İngilizleri sorsanız; "her oyunun içinden bir İngiliz oyunu çıkar" der.
İngilizlerin istihbarat orduları ile birlikte savaşanlar var tabii… Seyit Rıza, Şeyh Sait vb.leri birlikte savaştılar ama Türk Ordusuna karşı savaştılar… Tabii bir de İngilizci Damat Ferit'in ordusu Kuva-i İnzibatiye İngilizler ile beraber ortak bir düşmana karşı savaştı. O ordu Kuva-i Milliye idi(!)..
Bir de Hürriyet ve İtilaf Partisi'ne kurdurduğu özel mahkemeler vasıtası ile Türk aydınlarını tutuklatıp Malta'ya sürmüşlerdi.
Ne diyelim, Diz Bağı Nişanı (Ulu Haç için Mücâdele verenler"e takılan nişan) insanı böyle konuşturabiliyor demek ki(!)..
Bu günlere nasıl geldiğimize gelince;
Gizli Hilafetçi taife Cumhuriyet ve Atatürk'ü, silah arkadaşlarını asla kabul etmedi.
Anzavur varisleri, Kuva-i İnzibatiye artıkları, 88 yıldır Kuva-i İnzibatiye'ye asker yetiştiriyor. Yedi düvelin işgal ve tecavüzlerini kutsayan fetvalar veren sözde şeyh, hacı-hoca takımının dölleri, 88 yıldır kin yiyip nefret kusuyor. İhanetlerini sakladılar. Din adamı oldukları için yargılanıp, idam edildikleri yalanını hep söylediler. Ekilen o zehirli tohumlar günümüzün Kuva-i İnzibatiye'sine yeni Anzavurlar yetiştirdi. Ve onlar her yerde… Siyasetin, Polisin, askerin, istihbaratın, bürokrasinin, eğitimin içindeki güveler olarak kemirmeye devam ediyor.
Ankara'ya, yani TBMM'sine karşı Damat Ferit tarafından kurulan Kuva-i İnzibatiye nasıl Kuva-i Milliye ordusu ile savaştı ise, günümüzde kaldığı yerden aynı savaşı sürdürmeye devam ediyor. Bir farkla:
Günümüz Kuva-i İnzibatiye'sinin patronu ABD'dir…
ABD ve içindeki küresel bankerler günümüz Anzavurlarını kullanıyor.
Hasdal-Silivri hattında esir tutulanlar; Silivri-Hasdal sopasıyla gazetelerinde, işyerlerinde, üniversitelerinde esir edilenler…
Küresel Bankerler BOP, GOP kapsamında yapıyor operasyonlarını. Irak'tan önce Türkiye'ye girdi ABD. Irak, Libya'da bombalar vasıtası ile yaptıklarını, Türkiye'de kansız bir biçimde Anzavurları kullanarak yapıyor.
Kaddafi'yi linç ettiren el ile Hasdal-Silivri hattını oluşturan el aynı eldir!.. Bunu anlamayan ya ahmaktır, ya da işbirlikçidir.
Kaşif Kozinoğlu küresel çetenin çıkarlarına taş koyduğu ve kullandıkları Anzavurları açıklayacağı için esir alındıktan sonra öldürüldü!!..
Kuva-i İnzabatiye iş başında. 88 yıl önce başaramadığını başarmak için çalışıyor.
88 yıl önce Türk'ü Anadolu'da boğmayı başaramayanlar, 2011'de Anzavurlara idam sehpaları kurduruyor.
Hürriyet ve İtilaf Partisi özel mahkemeler kuruyor. Ve Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Beyler Yozgat Müftüsü Hulisi Efendi'nin yalancı şahitliğinde ipe yollanıyor. Üç yalancı şahit: Ermeni, Rum ve bir Türk… Hulusi Efendi…
Yeni Hulusi Efendiler kalemleri ile yeni efendilerine hizmet etmeye devam ediyor.
Ve 88 yıl önce başaramayan bütün ihanet şebekeleri Türk'ü Anadolu'dan kazıma görevini iştahla, şehvetle sürdürüyor.
Tarih tekerrür ediyor. Sonuçları ile de tekerrür edecektir!!.
Türk Halkı'nın kendini savunma hakkı çoktan doğmuştur!!..