3 Haziran 2017 Cumartesi

Kabe Güvenli Bir Yer mi?

 


Kabe Güvenli Bir Yer mi?


Kabe, beytullah adıyla da anılır. "Allahın Evi" anlamına gelen beytullah, çevresi dağlık olan bir bölgede, düşük seviyedeki bir yere inşa edilmiştir. Bu nedenle tarihte çok kez yukarıdaki tepelerden akıp gelen sel nedeniyle yıkılmış bazen ise su altında kalmıştır:

Kabe, bunun dışında çeşitli savaşlarda, örneğin mancınıklar tarafından da yıkılmıştır. Depremlerde zarar gördüğü de biliniyor.

Kabe, eğer sıradan bir inşaat olsaydı tüm bunları normal sayabilirdik. Ancak Kabe, İslam inancına göre Allahın Evi'dir, Allah tarafından korunmaktadır. Bu durum özellikle Al-i İmran ve Fil Suresi'nden anlaşılmaktadır. Al-i İmran Suresi 97. ayet:

"Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. "

Görüldüğü gibi Kuran, Kabeyi güvenli bir yer olarak tasvir ediyor. Zaten Fil Suresi'nde anlatılan Ebabil Kuşları hikayesi de bu fikri destekliyor. Oysaki Kabenin tarihi bunun tam tersini söylüyor:

Halife Abdullah Bin Zübeyr, Haccac komutasındaki Emevi ordusu Mekke' yi kuşatınca son çare olarak Kabe' nin içine giriyor. Abdullah Bin Zübeyr' in Kabe' ye sığınmasında Al-i İmran Suresi' nin 97. ayetine olan inancının etkisinin olduğunu tahmin etmek zor değil çünkü o bir halife. Ancak Kabe mancınıklarla taşa tutuluyor, hem Kabe yıkılıyor hem de içindeki halife ölüyor. Böylece Al-i İmran Suresi' nin 97. ayetindeki iddia asılsız çıkıyor.

Al-i İmran Suresi 97. ayetindeki gerçekliği olmayan iddiayı perdelemek için bazı İslamcılar "güvenlik" kelimesinin anlamını bozarak burada ruhsal huzur gibi bir anlamın kasdedildiğini söylemektedir. Oysa pek çok mealde geçen kelime "güvenlik"tir. Örnek olarak aşağıdaki Arapça-Türkçe kelime mealini inceleyebilirsiniz:

929 yılında Abbasi yönetimine isyan eden Karmati mezhebinin lideri Ebu Tahir Mekke'yi ele geçirdi. Hac mevsiminde, tavaf eden Hacıları, Kâbe'nin kapısına oturtup kılıçla kesti. Karmati Lideri, "Ben Allah'ım, Allah'layım, yaratan da, yok eden de benim!" diyordu. Hacılar kaçıp Kâbe'nin örtüsüne yapışıyor ama o halde öldürülüyorlardı.

Ebu Tahir öldürdüğü hacıları Zemzem kuyusuna doldurttu. Zemzem kuyusunun üstündeki kubbeyi yıktıran Ebu Tahir Kâbe'nin örtüsünü parçalatıp askerlere dağıttı. Kâbe'nin kapısını söktürdü.

Ebu Tahir, bununla yetinmedi. Hacerülesved'in sökülmesini emretti ve bunu balyozla söktürtüp yanı sıra götürdü. Hacerülesved, 22 sene dışarıda kaldı.(İbn Kesir, c. 11,s. 282)

Hacerülesved, 1022 yılında da saldırıya uğradı. Mısırlı birisi hacılarla gelip Kâbe'yi tavaf etti ve Hacerülesved'i öpeceği sırada elindeki gürzle o mübarek taşa tam üç kez vurdu. Adam, "Ne zamana kadar şu taşa ibadet edeceğiz. Ne Muhammet ne de Ali beni yapacağım işten alıkoyamayacaktır. Bugün şu Beyt'i (evi) yıkacağım" dedi. Bunun üzerine Yemenli birisi onu öldürdü, adamları da öldürüldüler. (İbn Kesir, c.12, s. 84)


a45UyF587661-160217152328 Oraj Poyraz At Neomailbox cimcime@neomailbox.net
2016/04/02  10:20 2  65  undefined undefined egemen-turkiye@googlegroups.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







Kabe Güvenli Bir Yer mi?

 


Kabe Güvenli Bir Yer mi?


Kabe, beytullah adıyla da anılır. "Allahın Evi" anlamına gelen beytullah, çevresi dağlık olan bir bölgede, düşük seviyedeki bir yere inşa edilmiştir. Bu nedenle tarihte çok kez yukarıdaki tepelerden akıp gelen sel nedeniyle yıkılmış bazen ise su altında kalmıştır:

Kabe, bunun dışında çeşitli savaşlarda, örneğin mancınıklar tarafından da yıkılmıştır. Depremlerde zarar gördüğü de biliniyor.

Kabe, eğer sıradan bir inşaat olsaydı tüm bunları normal sayabilirdik. Ancak Kabe, İslam inancına göre Allahın Evi'dir, Allah tarafından korunmaktadır. Bu durum özellikle Al-i İmran ve Fil Suresi'nden anlaşılmaktadır. Al-i İmran Suresi 97. ayet:

"Orada apaçık nişâneler, (ayrıca) İbrahim'in makamı vardır. Oraya giren emniyette olur. "

Görüldüğü gibi Kuran, Kabeyi güvenli bir yer olarak tasvir ediyor. Zaten Fil Suresi'nde anlatılan Ebabil Kuşları hikayesi de bu fikri destekliyor. Oysaki Kabenin tarihi bunun tam tersini söylüyor:

Halife Abdullah Bin Zübeyr, Haccac komutasındaki Emevi ordusu Mekke' yi kuşatınca son çare olarak Kabe' nin içine giriyor. Abdullah Bin Zübeyr' in Kabe' ye sığınmasında Al-i İmran Suresi' nin 97. ayetine olan inancının etkisinin olduğunu tahmin etmek zor değil çünkü o bir halife. Ancak Kabe mancınıklarla taşa tutuluyor, hem Kabe yıkılıyor hem de içindeki halife ölüyor. Böylece Al-i İmran Suresi' nin 97. ayetindeki iddia asılsız çıkıyor.

Al-i İmran Suresi 97. ayetindeki gerçekliği olmayan iddiayı perdelemek için bazı İslamcılar "güvenlik" kelimesinin anlamını bozarak burada ruhsal huzur gibi bir anlamın kasdedildiğini söylemektedir. Oysa pek çok mealde geçen kelime "güvenlik"tir. Örnek olarak aşağıdaki Arapça-Türkçe kelime mealini inceleyebilirsiniz:

929 yılında Abbasi yönetimine isyan eden Karmati mezhebinin lideri Ebu Tahir Mekke'yi ele geçirdi. Hac mevsiminde, tavaf eden Hacıları, Kâbe'nin kapısına oturtup kılıçla kesti. Karmati Lideri, "Ben Allah'ım, Allah'layım, yaratan da, yok eden de benim!" diyordu. Hacılar kaçıp Kâbe'nin örtüsüne yapışıyor ama o halde öldürülüyorlardı.

Ebu Tahir öldürdüğü hacıları Zemzem kuyusuna doldurttu. Zemzem kuyusunun üstündeki kubbeyi yıktıran Ebu Tahir Kâbe'nin örtüsünü parçalatıp askerlere dağıttı. Kâbe'nin kapısını söktürdü.

Ebu Tahir, bununla yetinmedi. Hacerülesved'in sökülmesini emretti ve bunu balyozla söktürtüp yanı sıra götürdü. Hacerülesved, 22 sene dışarıda kaldı.(İbn Kesir, c. 11,s. 282)

Hacerülesved, 1022 yılında da saldırıya uğradı. Mısırlı birisi hacılarla gelip Kâbe'yi tavaf etti ve Hacerülesved'i öpeceği sırada elindeki gürzle o mübarek taşa tam üç kez vurdu. Adam, "Ne zamana kadar şu taşa ibadet edeceğiz. Ne Muhammet ne de Ali beni yapacağım işten alıkoyamayacaktır. Bugün şu Beyt'i (evi) yıkacağım" dedi. Bunun üzerine Yemenli birisi onu öldürdü, adamları da öldürüldüler. (İbn Kesir, c.12, s. 84)


a45UyF587661-160217152328 Oraj Poyraz At Neomailbox cimcime@neomailbox.net
2016/04/02  10:20 2  65  undefined undefined egemen-turkiye@googlegroups.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







2 Haziran 2017 Cuma

Evlat acısın nedir bilmeyen hanzolara gelsin....


 


Image may contain: 1 person, text 
a45UyF587661-170602151127 Oraj Poyraz At Alpinaasia oraj_poyraz@alpinaasia.com
2017/06/02  13:27 2  65  alelma@yahoogroups.com


 
--

YAGMUR GUL VE ELLER
. . . . . .
Yel yapraklarimi savurur,
Dort yanim yagmurla ortulu;
Guz vaktim gercek ya, ne yagmur!
. . . . . .
Kafamda hep bir uykusuzluk
Ve masamda bir dusler gulu,
Gecenin icinde, soyunuk.
. . . . . .
Ve bir dusunce arasinda
Ellerim; beyaz, bos ve bencil,
Bu gul?le gece arasinda,
. . . . . .
Kopmus gidiyor dallarimdan...
Hayir, basimdan yana degil
Uykusuzlugum, ellerimden.

Ahmet Muhip DRANAS

Tarikatci olmadigini soyler.
Zamanin tarikat zamani degil, iman zamani oldugunu dile getirir.
Ama kitaplarindaki gorusleri, tarikatci ve mezhepci goruslerden farkli degildir.
Kendisi Safii mezhebine ve Naksibendi tarikatina mensuptur.
Bunlarin goruslerini ictenlikle savunur.
Bunlara olan sempatisi de bir cok yerde goze carpar.

(Emirdag Lahikasi-1 67)

Fransizlar Maras ve Urfa da yaptiklarini Adana da da yaparak Ermenileri silahlandiriyorlar.
Bunlar Islam halkina saldiriyor.
Kozan cevresinde Islam halkindan toplanan silahlar ve hayvanlar saldirgan Ermenilere veriliyor.
Kozan cevresindeki Hamam, Kurtoglu Ciftligi, Colak Hasan, Yassicali, Mehmet Aga ve Kabasakal koyleri Ermeni jandarma ve gonullulerince butun olarak yakilmistir.
Bucak yakinlarinda birkac koyun daha yakildigi da haber alinmistir.
Kilikya da ve cevresindeki isgal bolgelerinde Fransizlarin yarattigi durum, Turkler ve Ermeniler arasinda karsilikli olarak bir oc alma duygusunu beslemek ve bunun sonucunda da, isgalin kaldirilmasi ile birlikte yerli halkin birbirlerini bogazlayacaklarini dunyaya yayarak amaclarina varmaktir.

(31 Mart 1920)
K.ATATURK


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo






Düğünler, eğleneceler, programlar tam gaz devam ediyor....



No automatic alt text available. 
a45UyF587661-170602150338 Oraj Poyraz oraj.poyraz@openmail.cc
2017/06/02  13:27 2  65  alelma@yahoogroups.com


 

Bonum commune communitatis
Toplumun ortak cikari

Latince Atasozleri

Resulullah sav kisinin ayakta giyinmesini yasakladi.
Bu hadisi Ebu Davud Hz.Cabir ra den rivayet etti

Tirmizi, Libas 35, 1776, 1777
Ebu Davud, Libas 44, 4135

Bu ulkede ki(ABD) ekonomik ve siniflari nasil tanimlarim biliyor musunuz?
Ust sinif butun parayi elinde tutar ve hic vergi odemez.
Orta sinif butun vergileri oder ve butun isleri yerine getirir.
Fakirler de orta sinifi urkutmek icin vardir.

George Carlin


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo






ATİLLA YEŞİLADA : EKONOMİ NİYE HALA BATMADI?



ATİLLA YEŞİLADA : EKONOMİ NİYE HALA BATMADI?

1 Haziran 2017

Klavye başına otururken tek amacımın sizi uyuz etmek olduğunu herhalde anlamışsınızdır. Çünkü insanlığın bu gezegenin başına gelmiş en büyük felaket olduğuna inanıyorum ve bir an önce Tabiat Ana'nın bu hatayı düzeltmesi için karınca kararınca bir yardımım olursa mutlu oluyorum. Bu yüzden de yazdıklarım beğenilirse, biraz alınırım, nerede hata yaptım diye hayıflanırım. Eleştiri beni canlı tutar. Ama bir tek eleştiri var ki, canımı sıkıyor. Ben ekonominin çoktan battığını iddia ediyorum, bir çokları benimle alay ediyor. Alay etmeleri beni üzmüyor. Eleştiriyi yapanların hala başlarına neler geldiğini farkedemeyip mutlu-mesut bu dünyada yürüdüklerine inanamıyorum. Size benimle dalga geçenlerin örneklerini vereyim:

"hocam hep öldük bittik yorumları çok uzun zamandır yıllardır yazılarınızı okuyorum, ah yarın aha öbürgün sonra ölüyoruz bitiyoruz".

"Abi biraz gerçekliğe dönün gözünüzü seveyim kaç yıldır aynı laf"

"yaşıyoruz tabii. ekonomi o kadar kötü olsa akp'ye zararı dokunmaz mıydı?"

Kitabım Muhalif Bir Ekonomistin Güncesinde ekonominin 2016'da batırıldığını anlattım. Yetmedi, size şimdi ekonominin çoktan battığını ispat edeceğim. Şirketlerden başlayalım.

"(TT'nin hakim ortağı) Ocak ayındaki teklifte Saudi Telecom bankalara toplam krediden 1 milyar doların üzerinde kesinti ile yeniden yapılandırma teklif etmiş, bankalar teklifi reddetmişti.

Otaş, Eylül 2016 ve Mart aylarında 290 milyon dolarlık kredi diliminin ödemelerini yapamamıştı".

Yüce ve Kudretli Oz artık kredilerini ödemiyor, ya da ödeyemiyor. Monopol lan bu, monopol. İstisna? Peki devam edelim. Bimeks? 266 milyon borcu "yeniden yapılandırdı". Elektronik sektörünün parlak olması gerekmiyor mu? O da zortlamış. Yine mi ikna olmadınız? Tekstil? TL vahşice düştü, herhalde artık onlar para kazanıyordur. I-ıh:

"TEMELİ yarım asır kadar önce atılan Adana'da kurulu Mensa Mensucat için kritik bir dava açıldı. Alacaklı bir şirket, Mensa'nın ödenmeyen borcu için önce icra takibi başlattı şimdi de iflas davası açtı. Birkaç yıl öncesine kadar Türkiye'nin en büyük sanayi kuruluşları listesinde olan Mensa, dünyanın en büyük 200 entegre tesisinden biri konumundaydı. Mensa'nın avukatı ise 'Borcumuzu ödemek istiyoruz ancak istedikleri faiz çok yüksek' açıklaması yaptı".

Ama en acısı hangisi biliyor musunuz? Dün inşaat devi Varyap da bono anaparasını ödeyemedi. Meblağ? 30 milyon TL sayın seyirciler. 300 milyon dolar ya da TL değil 30 milyon TL! Gerisini siz hesap edin.

Bir ülke ihracatla büyür. Yapabiliyor muyuz? Yok, onu da yapamıyoruz, işte grafiği:

Yine dışardan yemeye başlamışız, ihracat mucizesi 2 ayda bitmiş. Ya demir-çelik (araba da demir-çelik sayılır) satıp SmartPhone alıyoruz kardeşim, hesabı siz yapın. Sürer mi?

Battığımıza dair daha somut kanıt? Vereyim, Bloomberg sefalet ya "misery" endeksi, 5ci sıradayız.

OECD içinde en zayıf becerileri olan 2ci ülke biziz:

Sizce bu manzara değişir mi? Gelecek nesiller acaba daha iyi eğitim alıp bizi bu bataktan çıkartır mı? Hemen devletin resmi istatistik kuruluşu olan TUIK'a soralım: "Hanehalkı işgücü araştırması sonuçlarına göre; ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin oranı 2016 yılında %24 oldu. Bu oran, genç erkeklerde %14,6, genç kadınlarda ise %33,5 oldu.

Gençlerde işsizlik oranı, 2015 yılında %18,5 iken 2016 yılında %19,6 olarak gerçekleşti. Bu oran, 2016 yılında genç erkeklerde %17,4, genç kadınlarda ise %23,7 oldu. Genç erkeklerde işsizlik oranı bir önceki yıla göre 0,9 puan artarken genç kadınlarda işsizlik oranı bir önceki yıla göre 1,5 puan artış gösterdi".

Yorum yapmaya gerek var mı? Kayıp nesil desem haksız mıyım? Bu nesil nasıl istihdam edilecek, nasıl Türkiye'nin refaha erişmesine katkıda bulunacak diye sorsam haksız mıyım?

Bakın KARAR'da yazan ve benim gibi vatan haini olmayan İbrahim Kahveci üşenmemiş çalışıp bir tablo hazırlamış; bütçeden Sosyal Güvenlik Kurumu'na aktarılan kaynak:

Yani devlet şimdiden bu genç toplumun milli gelirinin %4'nü Sosyal Güvenliğe aktarıyor. Toplum ihtiyarlayınca ne olacak? Bu meblağ hep artacak, sebebi de belli. 13 yılda çalışan/emekli oranı hiç değişmemiş. 2 çalışan bir emekliyi besliyor. 10 yıl sonra bir çalışan bir emekliyi besleyecek. Niye biliyor musunuz, onu da İbrahim Kahveci yazıyor:

"Bu sonuçla da emeklilik yaş ortalamamız şu an 52 civarında. Hayat beklentimiz ise 78. Batı ile hayat beklentimiz arasında yaklaşık 4 yıl var. Ama emeklilik yaşında fark 10 yıldan fazla.

Ama batıda çalışanın hakkı veriliyor.

Çalışırken 100 lira alınıyorsa, zamanında emekli olunduğunda 70 lira maaş garanti.. Kısaca, Batıda çok çalışana daha iyi imkanlar sunuluyor. Ama ülkemizde sistem "asgari"ye bağlandığı için çok çalışmanın da bir avantajı bulunmuyor. Asgari ücretle çalışmak ile asgari ücretin 2-3 katı maaşla çalışıp prim ödemenin emeklilikte hiçbir farkı yok".

Yani dörtte biri ne okuyan, ne çalışan bir genç nüfus var. İşgücünün becerileri dünyada en altlarda geziniyor. Herkes bir an önce emekli olup az bir maaşla da olsa bir Ege kasabasında dünyadan elin-ayağı çekmek derdinde. Batmadık mı arkadaşlar? Daha nasıl batılır ya? Ecnebi gelip tersanelere ve dersanelere el mi koysun? Biz zincire vurup forsa olarak gemilerde mi çalıştırsınlar?

Daha inanmadınız mı, devam edelim. Yine TUIK araştırmasından:

"Nüfusun %43'ü konutunda izolasyondan dolayı ısınma sorunu yaşarken, %39'u sızdıran çatı, nemli duvarlar, çürümüş pencere çerçevesi ve %20,6'sı odaların karanlık olması veya yeterli ışık almaması gibi sorunlar yaşadı.

Bu göstergelerden, evden uzakta bir haftalık tatili karşılayamayanların oranı %71,4, iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren (veya vejetaryenler için eşdeğer yiyecekler) yemek masrafını karşılayamayanların oranı %35,8 ve beklenmedik harcamaları karşılayamayanların oranı %32,6 oldu".

Halkın %40'ının damı akıyor, üçte biri et yiyemiyor diyor devlet. Batmadık mı, ha?

Hala mı ikna olmadınız? Peki son bir örnek:

"İzmir'in Çiğli İlçesi'nde iki gündür haber alınamayan 27 yaşındaki İbrahim Yeşilbağ'ın, kullanmadıkları gecekondu evinde tavana asılı cesedi bulundu. Bir süre önce askerden gelen ve coğrafya öğretmenliğini bitirmesine rağmen atanamayan Yeşilbağ'ın KPSS'ye hazırlandığı öğrenildi. Genç öğretmenin cebinden 6 lira çıktı, görenler kahroldu".

Ben sözün bittiği yere geldim, ya siz?

FÖŞ

Facebook sayfalarımı ziyaret edin

https://www.facebook.com/ayesilada

Twitter: @AtillaYesilada1



 
a45UyF587661-170602132728 Oraj Poyraz At 0raj.p0yraz@neomailbox.net 0raj.p0yraz@neomailbox.net
2017/06/02  13:27 2  65  alelma@yahoogroups.com


 
--

DAYANILIR SEY DEGIL
. . . . . .
Bilmem ki nasil anlatsam;
Nasil, nasil, size derdimi!
Bir dert ki yurekler acisi,
Bir dert ki dusman basina.
Gonul yarasi desem...
Degil!
Ekmek parasi desem...
Degil!
Bir dert ki...Dayanilir sey degil

Orhan Veli KANIK

Oruc
BAKARA 187
Oruc gecesinde kadinlariniza yaklasmak size helal kilindi.
Onlar sizin icin birer elbise, siz de onlar icin birer elbisesiniz.
Allah sizin kendinize kotuluk ettiginizi bildi ve tevbenizi kabul edip sizi bagisladi.
Artik (Ramazan gecelerinde) onlara yaklasin ve Allah in sizin icin takdir ettiklerini isteyin.
Sabahin beyaz ipligi (aydinligi), siyah ipliginden (karanligindan) ayirt edilinceye kadar yeyin, icin, sonra aksama kadar orucu tamamlayin.
Mescitlerde ibadete cekilmis oldugunuz zamanlarda kadinlarla birlesmeyin.
Bunlar Allah in koydugu sinirlardir.
Sakin bu sinirlara yaklasmayin.
Iste boylece Allah ayetlerini insanlara aciklar.
Umulur ki korunurlar.

Turk ulusunun yurumekte oldugu ilerleme ve uygarlik yolunda elinde ve kafasinda tuttugu mesale, pozitif bilimdir

ATATURK, 1933, 10.Yil Nutku, Soylev ve Demecleri


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo






İSMAİL TOPKAYA : TARIMI KÖYLÜNÜN ELİNDEN ALIRSAN NE OLUR VE NE OLDU?: KASABALAŞMA ÜZERİNE



İSMAİL TOPKAYA : TARIMI KÖYLÜNÜN ELİNDEN ALIRSAN NE OLUR VE NE OLDU?: KASABALAŞMA ÜZERİNE

02/06/2017 Cuma



Önce "Tarımı köylünün elinden almak gerek" şeklinde ifade edilen acımasız ama kapitalist üretim tarzı açısından bir o kadar doğru cümlenin gerçekliğine ilişkin kısa Türkiye değerlendirmesi yapmak gerekirse;

Esasen bu memlekette tarım çok ciddi anlamda köylünün elinde olamamıştır zaten. Bunun için her köylünün topak sahibi olmasından tutun, kooperatifleştirmelerin ve kamusal üretim ve tüketim ağının ve ilişkilerinin düzenlenmiş ve geliştirilmiş olması gerekirdi.

Cumhuriyetin 50'li yıllara kadar dönemindeki yokluk, kuruluş ve bazı sapmalar dışında çok şey yapılmak istendiği bir gerçek.

Ama 40'lar ve özellikle 50'lerden sonra tarımın tamamen köylüden uzaklaştırıldığı, köylünün sadece ucuz ve vasıfsız emek olarak görüldüğü ve değerlendirildiği, küçük topraklarda yapılan tarımsal üretimin ülke ekonomik modeli açısından belirleyici olmadığı, büyük toprak sahiplerinin ve özellikle de tüccarlara/aracılara teslim edildiği bir tarımdan söz etmek gerekir.

Son 15 yıl ise bunun finalidir. Hem de ne final. Tüm tarımsal üretim ve ünlerde dışa bağımlı hale geldiğimiz felakete doğru sonuçlanmak üzere olan bir sonuçlanan bir final.

Şimdi yazının asıl teması ve amacına gelirsek yani "tarımı köylünün elinden alırsak ne olur? Ve ne oldu? Sorularının sosyolojik değerlendirmesine;

Her şeyden önce köylü köylü olmaktan çıkarken, haliyle kentli de olamaz... Çünkü kentli olmak başka özellikler ister. Bizim köylü köylülükten çıkarken kentli olma özellikleri ve becerileri kazanmadığı / kazanmak istemediği ve yeterli donanıma sahip olmadığı için kasabalaşır ve onunla da kalmaz kasabalaştırma sürecinin öznesi haline gelir, dolayısıyla yaşadığı ortamı da kasabalaştırır.

Kasabalaşma kendi bağlamında kabalaşma, mafyöz yapılar kurarak ilişkiler üzerinden "iş üretmeyi" kotarmanın peşine düşer. Kasabalaştırma ise kendi bağlamında üretmeden tüketmeyi, yancılığı, rantiyeciliği ve özellikle satma üzerine kurulu bir ticaret yaşamı ve kültürü oluşturma sonuçlarını üretir.

Bir süre sonra ortada ne köy (tarım, hayvancılık, üretim yapan) ne de kent (sanayi, endüstri, bilişim, teknoloji, aydınlanma, sanat, spor v.b) kalır.

Ortaya "kentlerde köy" ve "köylerde kent" olamayan "kasabalar" ve olamayanların kasabalılığı çıkar. Bunlar küçük, orta, büyük ve devasa kasaba diye aynı nitelikte, farklı nüfusa sahip yerleşim alanları haline gelirler.

Üretim yetenekleri ve becerileri değişen veya getirdikleri veya taşıdıkları yetenek ve becerileri işe yaramayan dolayısıyla da mahkûm hale gelen ama öte yandan da kendinden olmayanı da mahkûm hale getiren toplumsal bir yapı ve bu yapıyı oluşturan bir korkunç büyük güruh ortaya çıkar. Çünkü belirleyici olan üretim ilişkilerinde aldığın rol ve o rolün gerekleridir. Üretim ilişkilerinde bir rolün yoksa belirleyiciliğin de yoktur. Sdece belirleyenlerin demokrasi oyununda seçmen rolü olarak belirlenen "dolgu malzemesi" rolü kalır geriye..

Üretimdeki işlevini, rolünü, değerini ve varlığını yitirenler için yeni değerlere ve kendini işlevsel görecek motivasyonel ögelere ihtiyacı olur. Bu öncelikle inanç yani din üzerinden var olmadır. Bu anlamda dinler ve mezhepler belirleyici olur. Ticaret adı altında birkaç iş kolu ve birkaç hacimli sektör alanı (inşaat, al-sat, zanaat dışı tüketici esnaflık) yaşamın ve ekonomik hayatın devamlılığını sağlayan ekonomik işleyiş haline gelir.

Güce ve güçlü olana tapma derecesinde bağlılık ve aidiyet gelişir. Sadaka ekonomisi hayata geçer. Hazineye bağımlı küçük maaşlar, hayır işleri, vakıflar ve tarikat ilişkileri en üst düzeyde belirleyici olurken ve bir süre sonra hayatın kendisi olmaya başlar.

Özetle köy biterken köylülüğün, kent biterken de emeğin ve dolayısıyla emekçinin dönüşümüne bağlı olarak toplumsal yapı ve karakter değişmeye başlar. İdeolojisi veya tarzı olmayan, ama olanlara tabi hareket eden üretimsizlik ilişkilerinin getirdiği kasabalılık "vur de vuralım, öl de ölelim" biçiminde ağırlıklı olarak milli, dini, mezhepsel temalar ile hareket eden ve etme ihtiyacı duyan postmodern kölelik toplumunu/sınıf deformasyonunu yaratır.

Bu literatür bağlamında lümpen proletaryaya tekabül eden / çağrıştıran "lümpen emekçi sınıfın" oluşumu gibi daha karmaşık ve daha girift toplumsal yapılaşmaya neden olur.

Her şekilde memnun olan, olmak zorunda olduğuna inanan, şükredici, farklılıklara karşı giderek daha acımasız, giderek daha vicdansız, büyümeyi gelişmek sanan, olağanüstü hevesli büyük bir tüccar toplumu ve hiyerarşisi sistemleşerek uygun rejimlere dönüşmenin yolunu da açar.

Tarımı köylüden alıp, köylünü kentlileştiremezsen, kentini de köyünü de geliştirmeyi bir yana bırak, muhafaza dahi edemezsin. Ortaya köy ile kent arası ama ne köy üretim becerisi olan ne de kentsel yaşama uyum sağlayabilen tüketici, edilgen, vasıfsız ve vasat bir kitlesellik çıkar.

Mutasyona uğramış veya uğratılmış, kendi farkındalığı peşinde olmayan mücadele etmek yerine uyuşturulmuş toplumsal bir sınıf karakteri ortaya çıkar. Emekçi ve işçi hareketliliğinin durağanlaşması ve etkisizleşmesindeki nedensellik işte bu tarımı elinden alınmışların oluşturduğu "yeni emekçi sınıf" karakteridir. "İşçi sınıfı" üzerindeki sınıf kimliği ve kişiliği erozyonu sadece sendikal yapıların çürümüşlüğü değil, üretim biçimlerinin değişmesine paralel, üretim ilişkilerinde yeniden şekillendirilen emekçilerin kasabalaştırılmış olmasıdır. Sınıf mücadelesi ne kadar zayıflarsa toplumsal yaşama ilişkin çürümüşlük o kadar artar. Çürümeye karşı sınıf bilinci, mücadelesi ve bakış açısını canlı tutmak bir zorunluluktur. Ancak toplumsal sınıf karakterini korumak sadece bilgi, arzu ve yazıp söylemekle olacak bir şey de değildir. Bunun için gereken şey "emekçi sınıf" üzerinden yeni mücadele alanları açmak ve yaşamı tutabilecek denli farkındalık oluşturacak deneyimler örgütlemek ve örgütlenen bu deneyimleri örgüt haline getirmektir. Güçler bir araya gelerek örgütlenilmiyor çünkü. Bir araya gelerek/getirilerek örgütlü bir güç olunuyor.

http://haber.sol.org.tr/blog/serbest-kursu/ismail-topkaya/tarimi-koylunun-elinden-alirsan-ne-olur-ve-ne-oldu-kasabalasma

 


a45UyF587661-170602125700 Oraj Poyraz oraj.poyraz@openmail.cc
2017/06/02  13:27 2  65  alelma@yahoogroups.com


 

Et catera
Ve diger seyler(etc.diye kisaltilir.)

Latin Atasozu

ALLAH SONSUZ MERHAMET VE BAGISLAMA SAHiBiDiR.
***
ZARIYAT 13 : Ateste kivrandirarak yakar.
VAKIA.52 : Yakarak cezalandirmak ona yetmez ; ustune bir de zehirli zakkum yedirir.
GASIA .6 Sonra kuru diken yedirir, cali yedirir.
IBRAHIM.16 : Ofkesini Kontrol edemez ; ustune bir de irinli su icirir.
MUMIN.72 Rad 5 : Boynuna zincirli demir halka baglayarak seni yerde surukler.
HACC 19 : Kafana kaynar su doker
MUHAMMED 15 ve VAKIA 54 : Kafana dokmekle yetinmez, kaynar suyu ,icirererek bagirsaklarini parcalar.
TEVBE 35 : Kizgin demirler, alnini bogrunu sirtini daglar.
NISA 56 : Butun bunlari yaptiktan sonra yine ofkesini alamaz ve daha cok aci cekesin diye, derilerini tazeleyip tekrar tekrar yakar.

Hirkasidir diye bir palaspareyi hilafet alameti ve imtiyazi olarak altin sandiklara koydular halife oldular.
Gah sarka, cenuba, gah garba veya her tarafa saldira saldira Turk Milletini Allah icin, peygamber icin, topraklarini, menfaatlerini benligini unutturacak, Allah a mutevekkil kilacak derin bir gaflet ve yorgunluk besiginde uyuttular

ATATURK, 1931, Lise icin yazdigi Medeni Bilgiler kitabi


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo






1 Haziran 2017 Perşembe

Sinan MEYDAN : VAHDETTİN HAİNDİR: ÇÜNKÜ

 


Sinan MEYDAN : VAHDETTİN HAİNDİR: ÇÜNKÜ

Hainin Dibi: VAHDETTİN

1. Vahdettin Atatürk'ü "Kurtuluş Savaşı'nı başlatması için değil de, tam tersine başlamış olan yerel direnişleri sonlandırması, Mondros Ateşkes Antlaşması'na uygun olarak dağıtılmamış orduları dağıtması, silahları toplaması için" Anadolu'ya göndermiştir. (Bunu Vahdettin'den, 21 Nisan 1919 tarihli bir notayla İngilizler istemiştir,o da İngilizlerin bu isteğini yerine getirmiştir.Nitekim Atatürk İngiliz vizesiyle Anadolu'ya geçmiştir) Paris Barış Konfernası'nın devam ettiği günlerde diğer Osmanlı yöneticileri gibi Vahdettin de Mondros Ateşkes Antlaşması'na uygun davranmamız, özellikle İngiltere'yi kızdırmamamız gerektiğini düşünüyordu. Bu nedenle İngilizlerin isteğine uygun olarak biran önce Karadeniz'deki Türklerin Rumlara karşı direnişlerinin önlenmesi gerekiyordu. Vahdettin'in kurtuluştan anladığı İNGİLİZLERİN MERHAMETİNE SIĞINMAKTIR. Bu nedenle Samsun'a hareket etmeden önce Atatürk'e "Paşa Paşa devleti kurtarabilirsin!" derken aslında"İNGİLİZLERİN DEDİKLERİNİ YAPARSAN, MONDROS'U EKSİKSİZ UYGULARSAN, ONLARI MEMNUN EDERSEN devleti kurtarısın!" demek istemiştir. Bunu, sonraki gelişmeler doğrulamıştır. Ayrıca Vahdettin, daha sonra yazdığı "Beyannamesinde", "Atatürk'ü Samsun'a ben göndermedim, hükümetin kararına uydum." demiştir.

2. Vahdettin öyle bir İngilizcidir ki, İzmir'i İngilizlerin işgal edeceklerini sanarak Nisan 1919'da bir Heyeti Nasiha (Nasihat Heyeti) oluşturup Ege bölgesine göndermiş, bu heyetle halkı işgale hazırlamış, dahası İzmir'de direnişi örgütleyen Nurettin Paşa'yı görevden alıp İngilizci İzzet Paşa'yı İzmir'e atamıştır. Amacı İngilizler İzmir'e çıkınca herhangi bir direniş gerçekleşmemesidir. Böylece İngilizlere yaranacağını sanmıştır. Ancak İzmir'e Yunanlılar çıkmıştır bilindiği gibi. Dahası İzmir'in Yunanlılarca işgal edileceğini bir gün önceden öğrenmesine karşın İngilizlerin tepkisinden çekinerek işgale seyirci kalmış, hatta bir gün önceden İzmir'deki asker sivil yetkililere gönderdiği emirle "İşgale karşı direnilmemesini" istemiştir.

3. Rauf Orbay, Mütareke döneminde Vahdettin'in huzuruna çıkıp "milletin düşmana karşı direnişten yana olduğunu" söylemesi üzerine Vahdettin yarı kapalı gözlerini hafif aralayarak şöyle demiştir: "BİR MİLLET VAR KOYUN SÜRÜSÜ, ONA BİR ÇOBAN LAZIM O DA BENİM!"

4. Atatürk, Anadolu'ya geçip Vahdettin'in kendisine verdiği görevin (9 Ordu Müfettişliği: Orduları dağıtma, silahları toplama, asayişi sağlama) tam tersine Kurtuluş Savaşı'nı başlatır başlatmaz Vahdettin Atatürk'ü İstanbul'a geri çağırmış, Atatürk gelmeyince onu görevden almış (Bu yüzden Atatürk askerlikten istifa edip sine-i millete dönmüştür).

5. Vahdettin, Anadolu'daki asker, sivil yöneticilere Atatürk'ün tutuklanması talimatını verenlere ses çıkarmamıştır.

6. Vahdettin Kurtuluş Savaşı sırasında ülkenin bütün yönetimini fiili olarak İngilizlere bırakmıştır, İngilizlerin işini kolaylaştırmıştır, İngilizlerle yaptığı gizli görüşmelerde Atatürk'e hakaretler ederek Atatürk'ün ortadan kaldırılmasını istemiştir.

7. Vahdettin, Türkiye'nin yönetimini 15 yılığına İngilizlere bırakan bir anlaşma imzalatmıştır.

8. Vahdettin, Kurtuluş Savaşı yazışmalarını çaldırıp İngilizlere teslim etmiştir.

9. Vahdettin, İngilizlerin isteği doğrultusunda Atatürk'ü TBMM içinde yapılacak bir darbeyle devirmek için Kazım Karabekir, Rauf Orbay gibi Atatürk'ün yakın silah arkadaşlarıyla temas kurup, onları Atatürk'e karşı kışkırtmıştır. Bu kışkırtma kısmen sonuç vermiştir.

10. Vahdettin, Büyük Taarruz'dan bir hafta önce bile İngilizlerle görüşerek Anadolu'daki milli harekete karşı, Atatürk'e karşı İngilizlerin desteğini istemiş, İngilizleri milliyetçilere saldırtmaya çalışmıştır.

11. Vahdettin, İngiliz kuklası hain Damat Ferit'i beş defa sadrazam yapmıştır.

12. Vahdettin, Saltanat Şurası kurup, Türkiye'yi parçalayan SEVR ANTLAŞMASI'nı imzalatmayı kabul etmiş, (Bu şurada vahdettin dahil bütün Osmanlı yöneticileri Sevr'e "evet" demiş, bir tek Topçu Feriki Ali Rıza Paşa "hayır" demiştir.) kurduğu bir heyete, Anadolu'da Türklere sadece iç Anadolu'da birkaç ilde yaşama hakkı tanıyan Anadolu'yu Kürdistan, Ermenistan, İyonya bölgesi diye parçalara bölen, kapitülasyonları ağırlaştıran İDAM FERMANI Sevr Antlaşması'nı imzalatmıştır

13. Vahdettin, Anadolu'da Haçlı emperyalizmine karşı mücadele eden Kuvayı Milliye'ye karşı Haçlı emperyalizmine destek olmak için paralı KUVAYI İNZİBATİYE (HALİFELİK ORDUSU)'nu kurup Anadolu'ya göndermiştir.

14. Vahdettin, hain Damat Ferit Hükümeti ile birlikte Atatürk'ü ve silah arkadaşlarını "dinsiz-zındık" ilan eden fetvanın yayınlanmasına ses çıkarmamıştır.

15. Vahdettin, Atatürk'ün idam fermanını ımzalamıştır.

16. Vahdettin, Atatürk'ün rütbelerini-nişanlarını söktürmüştür.

17. Vahdettin, Damat Ferit'le birlikte Anadolu halkını kışkırtıp Anadolu'da "İÇ SAVAŞ" başlatmıştır.(isyanlar vs.), Anzavur'u paşa yapıp milliyetçilere saldırtmıştır.

18. Vahdettin, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra "Hicret ediyorum" diyerek HALİFELİK sıfatıya İngilizlere sığınarak kaçmıştır. Böylece Vahdettin İngilizlerin Halifeliği kullanmalarına olanak yaratmıştır.İngilizler Vahdettin'i kendi kontrolleri altında "kukla" bir halife haline getirip, sömürgeleri Hindistan'daki Müslümanların isyanını önlemeyi düşünmüşlerdir. Ancak Atatürk, kaçak Halife Vahdettin'in "halifelik" yetkilerini alıp Abdülmecit Efendi'ye verince sıradanlaşan Vahdettin'in artık İngilizler için hiçbir anlamı kalmamıştır. İngilizler Vahdetin'i yine de bazı İslam ülkelerinde gezdirip Müslümanların Vahdettin hakkındaki görüşlerini öğrenmek istemişler, ancak Müslümanların Vahdettin'i hiç önemsemedikleri, hatta tanımadıkları, tanıyanların da "nefret ettiğini" görmüşlerdir. Bunun üzerine artık Vahdettin'i kullanamayacaklarını anlayan İngilizler amiyane tabirle Vahdettin'e tekmeyi yapıştırmışlardır. Böylece Vahdettin'in sefalet yılları başlamıştır. İlahi dalet mi desek!

19. Vahdettin'in kaçarken hazineyi soymamasının nedenleri ise şunlardır: Birincisi zaten yurtdışında kendisine fazlasıyla yetecek kadar birikmiş parası ve maaşları vardır. İkincisi, İstanbul 1922 Ekim'inin başında Ankara Hükümeti temsilcisi Refet Paşa tarafından İngilizlerden teslim alınmış, İstanbul kurtarılmış ve Ankara Hükümeti'nin kontrolüne geçmiştir. Topkapı Sarayı'nın, Yıldız Sarayı'nın, Dolmabahçe Sarayı'nın önünde ve hazine de artık Atatürk'ün askerleri nöbet tutmaktadır. Yani Vahdettin istese de hazineyi, sarayı soyacak durumda değildir. Üçüncüsü de Vahdettin, İngilizlere sığınırken yaptığı pazarlık gereği, "Ben size HALİFELİK sıtafımla sığınacağım, sizin kotrolünüzde bir halife olacağım" diye sığınmıştır. Bunun karşılığında İngilizlerin kendisini krallar gibi yaşatacağını, paraya pula ihtiyacı olmayacağını düşünmüştür. Ayrıca 1924'te ABD Başkanı'na yazdığı mektuptan anladığımıza göre Vahdettin "geçici olarak ülkeyi terk ettiğini" düşünmüş, bir gün İngilizlerin ve ABD'nin desteğiyle Atatürk'ü aşağı indirip yeniden Türkiye'de Halife olacağı hayaline kapılmıştır. Bu nedenle bir gün geri döneceğine göre malı mülkü yanında götürmeyi düşünmemiştir. Ayrıca hazineyi soymaması veya soyamaması "hırsız" olmadığını gösterir, biz de zaten Vahdettin'e "hırsızdır" demiyoruz, "haindir" diyoruz. Her hainin aynı zamanda "hırsız" olacağı şeklinde bir kural da yoktur! Vahdettin'in yurt dışında sefalet içinde ölmesinin nedeni de "parasızlık" değil, lüks yaşama orada da devam etmek istemesi ve özellikle bazı akrabalarının (Örneğin meşhur Zeki) ölçüsüz harcamalarıdır. Hazıra dağ dayanmaz, gün gelmiş beş parasız kalmıştır!

20. Vahdettin Türkiye dışında "firari" olduğu zamanlarda sürekli Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk düşmanlarıyla temas kurarak Atatürk'e ve Türkiye'ye yönelik haince planlar içinde olmuştur.

21. Vahdettin 1924'te ABD Başkanı'na yazdığı mektupta Atatürk'e ve Atatürk'ün peşine takılan Türk milletine ağır hakaretler etmiştir, ABD Başkanı'ndan, Türkiye'de yeniden tahta geçmesi için kendisine yardım etmesini istemiştir. Halifeliğin kaldırılmasının emperyalist ülkeler için hiç de iyi olmayacağını belirterek kendisinin yeniden halife olmasına yardım edilmesini istemiştir. Yani hainliğine yurt dışında da devam etmiştir.

Özetle VAHDETTİN HAİNİN DİBİDİR.

Vahdettin'in bu ihanetleri nedeniyle TBMM daha 1920 yılında yaptığı bir gizli oturumda Vahdettin'e "HAİN" damgasını yapıştırmıştır. Vahdettin'e çok sonraları Kemalistler "hain" dememiş, daha 1920'de TBMM "HAİN" demiştir. Zabıt Cerdeleri incelenecek olursa bu gerçek görülecektir. Atatürk de 1920'de TBMM'de gizli oturumlarındaki konuşmalarında "HAİN VAHDETTİN" ifadesini kullanmış, 1927'de kaleme aldığı NUTUK'ta ise Vahdettin'e hem "HAİN" hem de "SOYSUZLAŞMIŞ YARATIK" demiştir.

Vahdettin'e hiç kimse "hain" demese bile tarih "hain" demiştir. Hainden kahraman olmaz, olsa olsa "çakma kahraman" olur.

ABD'nin BOP'una uygun olarak tarihi yeniden yazanların hainleri kahraman, kahramanları hain yapmasına şaşırmamak gerekir. AKP bu duruma çanak tutmaktadır. Nitekim AKP döneminde İskilipli Atıf gibi, Şeyh Sait gibi, Seyit Rıza gibi başka hainler de "kahraman" ilan edilmiştir. Anlayacağınız AKP sayesinde çok sayıda "çakma kahramanımız" oldu!

MERAKLISINA NOT: Biraz daha ayrıntı için işte VAHDETTİN'İN İHANET DOSYASI (Buraya tıklayınız) Ayrıca bu yazıdaki bütün iddiaların kaynaklarına/belgelerine benim CUMHURİYET TARİHİ YALANLARI, 1. CİLT adlı kitabımdan ulaşabilirsiniz.

Sinan MEYDAN- 20 Mayıs 2013


a45UyF587661-160217153010 Oraj Poyraz At Neomailbox cimcime@neomailbox.net
2016/04/07  10:20 2  65  undefined undefined egemen-turkiye@googlegroups.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/