1 Eylül 2026 Salı

Sevr anlaşmasını hanedan onayladı mı, meclis onayladı mı? Onaylanmadıysa neden gereği yapıldı

  1. Sevr anlaşmasını hanedan onayladı mı, meclis onayladı mı?
    1. 1. Meclis Onayladı mı? → HAYIR
    2. 2. Hanedan (Padişah) Onayladı mı? → HAYIR
    3. Saltanat Şurası’nda yaşanan "ayağa kalkarak onaylama" tartışmasının aslı nedir?
      1. 1. Görüş: "Ayağa Kalkanlar Sevr’i Tasdik Etti" (Resmî/Kabul Gören Görüş)
      2. 2. Görüş: "Padişaha Saygı İçin Ayağa Kalkıldı" (Saray Çevresi ve Savunma Görüşü)
      3. Sonuç ve Tarihî Gerçek
    4. 1. Sevr’i İmzalamaya Giden Osmanlı Heyeti ve Akıbetleri
      1. Heyette Yer Alan İsimler:
      2. Bu Kişilerin Akıbetleri Ne Oldu?
      3. Sürgün Hayatı ve Ölümleri:
    5. 2. TBMM’nin Aldığı "Vatan Hainliği" Kararı ve Hukuki Sonuçları
      1. Hukuki Süreç ve Kararlar:
      2. Kararın Siyasi ve Tarihi Önemi:
  2. Saltanat Şurası’nda antlaşmaya tek karşı çıkan Topçu Feriki Ali Rıza Paşa’nın sonradan başına neler geldi
    1. Şuradaki Büyük Direniş
    2. Sonrası ve Ölümü
    3. Tarihi Mirası
  3. 150likler listesine girenler kimlerdir, suçları ve cezaları neydi, ve akibetleri nasıl oldu?
    1. 1. Listeye Girenler Kimlerdir?
    2. 2. Suçları ve Cezaları Neydi?
    3. 3. Akıbetleri Nasıl Oldu?

Sevr anlaşmasını hanedan onayladı mı, meclis onayladı mı?

Sevr Antlaşması’nı ne Osmanlı Hanedanı (Padişah) ne de Meclis-i Mebusan resmî olarak onaylamamıştır. [1] Antlaşma, hukuken geçersiz kalmış ölü doğmuş bir belgedir.

Detaylar ve onaylanmama süreçleri şu şekildedir:

1. Meclis Onayladı mı? → HAYIR

Meclis Kapalıydı: Osmanlı Anayasası’na (Kanun-ı Esasi) göre bir uluslararası antlaşmanın yürürlüğe girmesi için Meclis-i Mebusan’ın onayı şarttı. ancak İtilaf Devletleri’nin İstanbul’u işgali üzerine Osmanlı Meclis-i Mebusan’ı 11-Nisan-1920’de resmen kapatılmıştı. Sevr ise 10-Ağustos-1920’de imzalandı.

Hukuken Geçersiz: Antlaşmayı onaylayacak bir meclis ortamda bulunmadığı için Sevr hiçbir zaman hukuki bir geçerlilik kazanamadı.

TBMM’nin Kararı: Ankara’da açılan Yeni Türk Devleti’nin meclisi (TBMM) ise antlaşmayı kesinlikle reddetti. Sevr’i imzalayanları ve onaylayan Saltanat Şurası üyelerini "vatan haini" ilan etti.

2. Hanedan (Padişah) Onayladı mı? → HAYIR

Saltanat Şurası Kararı: Padişah VI. Mehmed Vahdeddin, meclis kapalı olduğu için sorumluluğu tek başına almaktan çekindi. Sarayda eski komutanlar, nazırlar ve ayan üyelerinden oluşan "Saltanat Şurası" adında olağanüstü bir kurul topladı. Bu şurada antlaşmanın imzalanması yönünde görüş çıktı (sadece Topçu Feriki Rıza Paşa karşı çıktı).

Resmî İmza/Onay Eksikliği: Saltanat Şurası’nın "imzalansın" kararı üzerine Osmanlı heyeti Sevr’i imzaladı. Ancak anayasal sürecin tamamlanması için Padişah Vahdeddin’in antlaşmayı resmen onaylaması (tasdik etmesi) ve mühürlemesi gerekiyordu.

Padişah İmzalamadı: Padişah Vahdeddin, meclis onayından geçmeyen bu antlaşmayı resmî olarak hiçbir zaman onaylamadı ve imzalamadı.

Özetle; Sevr Antlaşması yürürlüğe girmesi için gereken anayasal mekanizmaların (Meclis onayı ve Padişah tasdiki) hiçbirinden geçmediği için hukuken ve fiilen asla yürürlüğe girmemiştir.

Saltanat Şurası’nda yaşanan "ayağa kalkarak onaylama" tartışmasının aslı nedir?

Sevr Antlaşması’nın taslağını görüşmek üzere 22-Temmuz-1920’de Yıldız Sarayı’nda toplanan Saltanat Şurası’ndaki "ayağa kalkarak onaylama" olayı, Türk tarihinin en çok tartışılan diplomatik ve siyasi krizlerinden biridir.

Tarihî belgeler, şura üyelerinin anıları ve o döneme ait şahitlikler ışığında bu tartışmanın aslı ve iki farklı bakış açısı şu şekildedir:

Olayın Gelişimi

Toplantıda antlaşmanın maddeleri okunmuş, Damat Ferit Paşa ve ekibi "İstanbul’un elden çıkmasını önlemek ve tamamen yok olmamak için" bu ağır şartların kabul edilmesi gerektiğini savunmuştur. Görüşmelerin sonunda oylama aşamasına geçilmiştir.

1. Görüş: "Ayağa Kalkanlar Sevr’i Tasdik Etti" (Resmî/Kabul Gören Görüş)

Bu yaklaşıma göre Padişah Vahdeddin, salona hitaben "Antlaşmayı kabul edenler ayağa kalksın, etmeyenler otursun" demiştir.

Padişahın bu çağrısı üzerine salondaki yaklaşık 50-55 devlet görevlisi, ayan üyesi ve komutanın neredeyse tamamı antlaşma lehine ayağa kalkmıştır.

Salonda oturan tek bir kişi kalmıştır: Eski Topçu Reisi ve Âyan Meclisi üyesi Topçu Feriki Ali Rıza Paşa. Ali Rıza Paşa, kendisine yapılan baskılara rağmen yerinden kalkmamış, antlaşmanın kabul edilmesinin "vatana ihanet" olduğunu söyleyerek kararı açıkça protesto etmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk de sonraki süreçlerde (Nutuk ve çeşitli konuşmalarında), Padişah Vahdeddin’in Sevr’i bizzat ayağa kalkmak suretiyle şurada kabul ettirdiğini belirtmiştir.

2. Görüş: "Padişaha Saygı İçin Ayağa Kalkıldı" (Saray Çevresi ve Savunma Görüşü)

Toplantıya katılan bazı kişilerin (örneğin Sadrazam Tevfik Paşa’nın oğlu İsmail Hakkı Okday’ın) anılarına dayanan bu iddiaya göre olay bir "orta oyunu" ve hileden ibarettir:

"Sevr’i kabul edenler ayağa kalksın" denildiği sırada Damat Ferit Paşa, Padişah Vahdeddin’e salondan çıkması için işaret vermiştir.

Padişah yandaki odaya geçmek üzere ayağa kalktığında, saray protokolü gereği salondaki herkes hünkâra saygı (kıyam) göstermek amacıyla ayağa kalkmıştır.

Damat Ferit Paşa bu durumu fırsat bilerek oylamayı "Kabul edilmiştir" diyerek oldu bittiye getirmiştir. Hatta yine aynı kaynaklara göre Topçu Feriki Rıza Paşa, "Biz padişaha hürmeten ayağa kalktık, Sevr’i kabul ettiğimizden değil!" diye haykırarak bu oyunu protesto etmiştir.

Sonuç ve Tarihî Gerçek

Yöntem ne olursa olsun (ister bilinçli bir onay ister bir protokol hilesi olsun), Saltanat Şurası’nın resmi zabıtlarına göre Sevr Antlaşması’nın imzalanması kararı o gün o salondan çıkmıştır. Şura üyelerinin büyük çoğunluğu imza atılması yönünde irade göstermiştir.

Ancak bir önceki yanıtta belirttiğimiz gibi; bu ayağa kalkma olayı siyasi bir onaylama (taslak kabulü) niteliğindedir. Antlaşmanın yürürlüğe girmesi için gereken padişahın resmî ıslak imzası ve mühürlü tasdiki bu toplantıdan sonra da hiçbir zaman gerçekleşmemiştir.

Sevr’i imzalamak üzere Paris’e giden Osmanlı heyetindeki kişilerin kimler olduğunu ve sonradan başlarına ne geldiğini inceleyebiliriz.

TBMM'nin bu şura üyeleri hakkında aldığı "vatan hainliği" kararının hukuki sonuçlarını konuşabiliriz.

1. Sevr’i İmzalamaya Giden Osmanlı Heyeti ve Akıbetleri

Saltanat Şurası’nın onay kararından sonra, Fransa’nın başkenti Paris yakınlarındaki Sèvres (Sevr) kasabasına antlaşmayı imzalamak üzere Hükümet adına resmi bir heyet gönderilmiştir.

Heyette Yer Alan İsimler:

Hadi Paşa (Bağdatlı Mustafa Hadi Paşa): Dönemin Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) ve eski komutandır. Heyetin başkanlığını yürütmüştür.

Rıza Tevfik Bölükbaşı: Dönemin Şura-yı Devlet (Danıştay) Reisi, filozof, şair ve siyasetçidir.

Reşat Halis Bey: Osmanlı Devleti’nin Bern (İsviçre) Sefiri (Büyükelçisi) olup heyete Paris’te dahil olmuştur.

(Not: Sadrazam Damat Ferit Paşa heyetle birlikte Paris’e gitmiş ancak imza töreninde bizzat masaya oturmamış, imza yetkisini bu üç isme devretmiştir.)

Bu Kişilerin Akıbetleri Ne Oldu?

Yüzellilikler Listesine Alındılar: Milli Mücadele’nin zaferle sonuçlanmasının ardından, Sevr’i imzalayan bu üç isim ve Damat Ferit Paşa, yeni Türk devleti tarafından vatan haini ilan edildiler. Lozan Antlaşması’na ek olarak çıkarılan ve Türkiye’ye girmeleri yasaklanan 150 kişilik "Yüzellilikler" listesine dahil edildiler.

Sürgün Hayatı ve Ölümleri:

Hadi Paşa: Türkiye’den kaçtıktan sonra Arnavutluk’a sığındı. Maddi zorluklar ve büyük bir vicdan azabı içinde 1932 yılında Tiran’da öldü.

Reşat Halis Bey: Sürgün hayatını Paris’te geçirdi. Unutulmuş ve sefalet içinde 1944 yılında Fransa’da hayatını kaybetti.

Rıza Tevfik Bölükbaşı: Hicaz, Şam ve Ürdün’de uzun yıllar sürgün hayatı yaşadı. 1938 yılında çıkarılan genel afla Türkiye’ye dönmesine izin verildi. İstanbul’a döndükten sonra inzivaya çekildi ve 1949 yılında burada öldü. Günlüklerinde Sevr’i imzalamış olmanın hayatının en büyük hatası ve pişmanlığı olduğunu sıkça dile getirmiştir.

2. TBMM’nin Aldığı "Vatan Hainliği" Kararı ve Hukuki Sonuçları

Ankara’daki Büyük Millet Meclisi, Sevr Antlaşması’nın imzalandığı haberini büyük bir infial ve öfkeyle karşılamıştır. Meclis, henüz Lozan imzalanmadan ve cumhuriyet ilan edilmeden önce, ihtilalci bir mahkeme ve yasama gücü olarak çok sert kararlar almıştır.

Hukuki Süreç ve Kararlar:

19-Ağustos-1920 Meclis Kararı: TBMM, Sevr Antlaşması’nı imzalayan heyet üyelerini (Hadi Paşa, Rıza Tevfik, Reşat Halis) ve bu antlaşmayı onaylayan Saltanat Şurası’nda olumlu oy kullananların tamamını "Vatana İhanet" (Hıyanet-i Vataniyye) suçuyla itham etti.

Gıyabi İdam Kararı: Ankara İstiklal Mahkemesi, bu kişileri gıyabında (kendileri mahkemede bulunmadan) yargıladı. Yapılan yargılama sonucunda Sevr’i imzalayanlar ve Damat Ferit Paşa idam cezasına çarptırıldı. Vatandaşlıktan çıkarılmalarına ve mallarının müsadere edilmesine (devletçe el konulmasına) karar verildi.

Vatandaşlıktan Çıkarma: Bu isimler Türk vatandaşlığından resmen ihraç edildi. Pasaportları iptal edildi ve ülkeye girmeleri durumunda görüldükleri yerde yakalanıp idam edilmeleri emredildi.

Kararın Siyasi ve Tarihi Önemi:

TBMM’nin bu sert hukuki adımı, dünyaya ve İstanbul Hükümeti’ne net bir mesajdı: “Ankara, Osmanlı’nın teslimiyetini tanımıyor; Türkiye’nin geleceğine dair tek meşru karar organı bizzat Türk milletinin meclisidir.” Bu karar, Türk halkının Milli Mücadele’ye olan inancını ve kenetlenmesini daha da artırmıştır.

Saltanat Şurası’nda antlaşmaya tek karşı çıkan Topçu Feriki Ali Rıza Paşa’nın sonradan başına neler geldi

Saltanat Şurası’nda antlaşmaya tek karşı çıkan Topçu Feriki Ali Rıza Paşa’nın sonradan başına neler geldiğini inceleyebiliriz.

Topçu Feriki Ali Rıza Paşa, Saltanat Şurası’nda gösterdiği vatansever ve cesur duruşun ardından çok uzun bir ömür sürememiş, Sevr travmasından kısa bir süre sonra hayatını kaybetmiştir. [1]

(Önemli Not: Kendisi, o dönem Milli Mücadele taraftarı hükümetler kuran Sadrazam Ali Rıza Paşa ile sıkça karıştırılır ancak tamamen farklı bir askeri şahsiyettir.) [1]

Sevr sürecindeki efsanevi duruşu ve sonrasındaki akıbeti şu şekildedir:

Şuradaki Büyük Direniş

Toplantıda "Kabul edenler ayağa kalksın" çağrısı yapıldığında, salondaki herkes bir şekilde ayağa kalkarken Ali Rıza Paşa yerinden kıpırdamamıştır. Kendisine ayağa kalkması ve çoğunluğa uyması yönünde baskı yapıldığında, bu ihtiyar asker antlaşmayı kabul etmediğini haykırmış: [1, 2]

"Ben bu antlaşmayı kabul etmiyorum! Bu vatanın parçalanmasına onay vermiyorum!" [1, 2]

diyerek hıçkıra hıçkıra ağlamış ve önündeki kanepeye kapanmıştır. Bu tavrıyla resmi zabıtlara "çekimser/reddeden tek üye" olarak geçmiştir. [, 2, 3]

Sonrası ve Ölümü

  • Baskı ve Yalnızlaştırma: Şuradan sonra İstanbul’daki işbirlikçi Damat Ferit Hükümeti ve saray çevresi tarafından dışlanmış, derin bir yalnızlığa itilmiştir. Ancak halk ve o dönem gizliden gizliye Milli Mücadele’yi destekleyen subaylar arasında adı bir onur timsali olarak anılmaya başlanmıştır.

  • Maddi ve Manevi Yıkım: İşgal altındaki İstanbul’un acı tablosu ve Sevr’in getirdiği milli felaket, zaten yaşlı ve hasta olan paşayı manen derinden sarsmıştır.

  • Vefatı: Saltanat Şurası’ndaki o meşum günden yaklaşık 10 ay sonra, 19-Mayıs-1921 tarihinde İstanbul’da hayatını kaybetmiştir. Vefat tarihi, ironik ve sembolik bir şekilde Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkarak Milli Mücadele’yi başlattığı günün ikinci yıl dönümüne denk gelmiştir. [1, 2]

Tarihi Mirası

Ali Rıza Paşa, Almanya’da topçuluk eğitimi almış, bu alanda kitaplar yazmış ve 1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda büyük başarılar göstermiş değerli bir komutandı. Ancak askeri başarılarından ziyade, Osmanlı elitlerinin ve devlet ricalinin teslim bayrağını çektiği o en karanlık günde sergilediği "tek kişilik dik duruşu" ile Türk tarihindeki saygın yerini almıştır. TBMM’nin çıkardığı vatan hainleri (Yüzellilikler) listesinden muaf kalmış, sonraki nesiller ve torunları tarafından her zaman hayırla ve gururla yad edilmiştir. [1, 2, 3]

150likler listesine girenler kimlerdir, suçları ve cezaları neydi, ve akibetleri nasıl oldu?

150’likler Listesi, Kurtuluş Savaşı’nın ardından Milli Mücadele karşıtı faaliyetlerde bulunan ve vatan hainliğiyle suçlanan kişilerin ülkeden tasfiyesi için hazırlanan hukuki/siyasi belgedir. Lozan Antlaşması’ndaki genel af hükmüne istisna olarak en fazla 150 kişinin listede yer almasına izin verildiği için bu adı almıştır.

Söz konusu listenin kapsamı, suçları, cezaları ve akıbetleri şu şekildedir:

1. Listeye Girenler Kimlerdir?

Liste, toplumun ve devletin farklı kademelerinden 8 ana grupta toplanan kişilerden oluşuyordu:

  • Damat Ferit Paşa Kabineleri: Eski nazırlar, bakanlar ve bürokratlar (Örn: Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi, Dahiliye Nazırı Ali Kemal).

  • Sevr’i İmzalayan Heyet: Hadi Paşa, Rıza Tevfik (Bölükbaşı) ve Reşat Halis Bey.

  • Kuva-yı İnzibatiye (Halifelik Ordusu): Ankara’ya karşı silahlı isyan başlatan askeri yetkililer (Örn: Süleyman Şefik Paşa).

  • Yollarını Ayıran Askerler: Başta Milli Mücadele’ye hizmet edip sonradan düzenli orduya karşı isyan ederek Yunanlılara sığınan Çerkes Ethem, kardeşleri Reşit ve Tevfik Beyler ile Kuşçubaşı Eşref.

  • Milli Mücadele Karşıtı Gazeteciler: Yazılarıyla direnişi kırmaya çalışan basın mensupları (Örn: Refik Halit Karay, Mevlanzade Rıfat).

  • Çeteciler, Hafiyeler ve Polisler: İngiliz ve Yunan istihbaratıyla çalışıp vatanseverleri ihbar edenler ile Ege’de işgalcilerle iş birliği yapan yerel çete reisleri.

(Not: Padişah Vahdeddin ve doğrudan hanedan üyeleri, 1924’teki Hanedan Kanunu ile zaten sürgün edildikleri için teknik olarak bu listeye dahil edilmemiş; ancak yakın çevreleri listede yer almıştır.)

2. Suçları ve Cezaları Neydi?

  • Suç Unsurları: Temel suç maddesi Hıyanet-i Vataniyye (Vatana İhanet) idi. Düşmanla iş birliği yapmak, halkı saltanat adına iç savaşa teşvik etmek, Sevr’i onaylamak, Türk askerini arkadan vurmak ve işgal idarelerinde resmi görev almak gibi suçlamaları kapsıyordu.

  • Cezaları: Listedeki kişiler gıyaben yargılanarak Türk vatandaşlığından çıkarıldı, Türkiye sınırlarına girmeleri süresiz olarak yasaklandı (sürgün) ve Türkiye’de bıraktıkları tüm mal varlıklarına devlet tarafından el konuldu.

3. Akıbetleri Nasıl Oldu?

  • Sürgün ve Sefalet: 150’liklerin büyük bölümü Suriye (Halep, Şam), Yunanistan (Batı Trakya), Mısır, Fransa ve Ürdün’e kaçtı veya buralara yerleştirildi. Vatansız kalmanın getirdiği manevi çöküş, geçim sıkıntısı ve derin vicdan azabıyla yaşadılar. Bir kısmı (Ali Kemal gibi) sürgüne kaçamadan halk tarafından linç edilerek öldürüldü.

  • 1938 Genel Affı: Cumhuriyetin ilanının 15. yılına yaklaşırken, TBMM 29-Haziran-1938’de çıkardığı özel bir kanunla 150’liklerin tamamını affetti ve kendilerine vatana geri dönme hakkı tanıdı.

  • Dönenler ve Dönmeyenler: Affın ardından Refik Halit Karay ve Rıza Tevfik gibi isimler Türkiye’ye geri dönerek sessiz ve inzivada bir yaşam sürdüler. Buna karşın Çerkes Ethem, affedilmeyi bir "suçluluk kabulü" sayıp gurur meselesi yaparak dönmeyi reddetti ve 1948 yılında Ürdün’ün başkenti Amman’da sürgünde öldü.






- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin
To send a message to the group


:
ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba üye olmak icin
To join the group


:
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak için
To write to the group founder


:
0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamız
Our Group Page


:
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz
You can also check out my blog if you wish


:
http://orajpoyraz.blogspot.com/
Yeni web sayfam
Our new website


:
https://erkin.cc/
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
Email addresses (Contact us here if you have any problems.)


:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder