27 Mayıs 2019 Pazartesi

Son birkaç gün içerisinde öne çıkan bazı makaleler ... 2019-05-28 1

================================

AHMET TAKAN: "HAYALET" KRİZ İÇİN DEVREDE!. .

YSK'yı arkasına alan AKP'de yüzler hala gülmüyor... Ramazan'ın bitmesine 9 gün kaldı iftar iftar sahur sahur dolaşıyorlar İstanbul'da çaldıkları her kapıdan moralleri daha da bozuk dönüyorlar. En profesyonel oldukları en iyi bildikleri işi yaptıklarını sanıyorlar ama ummadıkları tepkilerle karşılaşıyorlar. Millet İttifakı'nın adayı Ekrem İmamoğlu gerçeği karşısında argüman üretmekte zorlanıyorlar.

AKP'yi yakından takip eden bir gazeteci olarak bugüne kadar hiç bu kadar çaresizlik içinde oldukları bir tabloya şahit olmamıştım. Muhafazakar HDP seçmenlerinin oylarını çevirebilmek için Güneydoğu'dan İstanbul'a yığdıkları "Mele"leri soruyorum. Sonuçtan pek emin olmadıklarını belirtip kuşkulu ifadelerle "Vallahi ne yaptıklarını biz de bilmiyoruz. Her birinin altına makam aracı tahsis ettik. Nereye çek derlerse oraya gidiyoruz. Bir dediklerini ikilemiyoruz. AKP'ye oy verdirebilirler mi?. . Emin olamıyoruz" diyorlar. Devlet Bahçeli'nin talimatı ile mitili İstanbul'a atan MHP yöneticilerini soruyorum; "Biz daha ortalarda pek kimseyi görmedik" diye bıyık altından gülüyorlar. Mitilci MHP'lilerin talimatla gerçekleştirdikleri İstanbul'da hemşehri derneklerini ziyaret ve toplantılarının faydalı olup olmayacağını değerlendirmiyor bile AKP kurmayları. Hemen lafı değiştirip sahada karşılaştıkları tepkileri YSK kararından sonra halkı ikna etmekte karşı karşıya kaldıkları zorlukları anlatıyorlar. Anladığım mitilci MHP'lilerden çok "Mele"leri önemsiyorlar.

Geçen Çukurambar sohbetlerimizden birinde İstanbul seçimlerinde görev yapan AKP'li yönetici "Sahada hemşehri grupları ile yaptığımız bire bir iletişim çalışmaları da pek işe yaramıyor. Farklı bir metot bulmalıyız. Kendi küskünlerimizi bile ikna edemiyoruz. Ekrem İmamoğlu'na haksızlık yapıldığı konusunda çok kemikleşmiş bir tablo ile karşı karşıyayız. Seçimi bugün yapsak yine İmamoğlu kazanır" itirafında bulunurken başından geçen bir olayı anlattı;

AKP'li yöneticinin verdiği bilgiye göre 23 Mayıs Perşembe günü Üsküdar'da belediyenin sosyal tesislerinde Sivaslı sivil toplum örgütlerine bir iftar yemeği düzenlenir. İftara da tamamıyla İstanbul'da yaşayan Sivaslılar davet edilir. Yemek tamamlanıp sohbet faslına geçildiğinde Sivaslı AKP İstanbul Milletvekili Osman Boyraz mikrofonu ele alır ve adayları Binali Yıldırım için oy ister. Tam o esnada salonda büyük bir uğultu ve bazı protesto sesleri duyulur. Bazı protestocular Binali Yıldırım'a oy vermeyeceklerini dile getirir. Oluşan olumsuz hava üzerine de Osman Boyraz konuşmasını keser ve salondan ayrılır. Kaynağım bunun gibi olumsuzlukları "çok yorgun düştükleri" sahur toplantılarında da yaşadıklarını kaydetti ama daha fazla örnek vermek istemedi. "Yeni anket var mı" diye sordum konuşmak istemedi. "Genel merkezden farklı ve etkili stratejiler için yeni taktikler beklediklerini" söylemekle yetindi. "Teşkilatın hala çok yorgun olduğu ve isteksizliğinin" de altını çizdi.

31 Mart'ta olduğu gibi 23 Haziran içinde iktidar tüm devlet olanaklarını adayı Binali Yıldırım için seferber etmiş durumda. stanbul'daki seçim çalışmalarında yapılan görevlendirmeler yüzünden neredeyse Ankara'da evrak imzalatılacak bürokrat bulunamayacak" desem inanın bana abartmış olmam!. . Mecburiyetten gidip gelenleri de var memnuniyetten mekik dokuyanları da... Üst düzey bir bürokrat dostun stanbul'da seçim sonuna kadar tüm kamu misafirhaneleri AKP'nin görevlendirmeleri yüzünden rezervasyonları kapatıldı. Yatmaya yer yok" dedi. "Ne hale geldik" diye rutin espriyi yapınca gülmedi sadece yüzüme acı acı baktı.

***

Ana gündemimiz İstanbul seçimleri ama YENİÇAĞ'ın sıkı takipçileri biliyorlar diğer yan gündem maddelerine de (!) fırsat buldukça değinmeye çalışıyoruz. AKP kulislerinde kabine revizyonu hep konuşuluyor. Damat Berat Albayrak'ın Dışişleri Bakanlığına kaydırılacağı ısrarla iddia ediliyor. Albayrak'ın Dışişleri Bakanlığına bazı öncü kadrolarını şimdiden gönderdiği söyleniyor. "Berat Albayrak Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturunca ABD'ye S-400'lerden vazgeçiyoruz mesajı verilecek" diye yorum yapanlar bile var. Hatta saraya çok yakın bir kaynağımdan Erdoğan'ın "hayalet" kod adlı çok yakın danışmanının S-400'ler konusunda görevlendirildiğini işittim. "Hayalet" üzerinden saray ABD'ye mesaj gönderiyormuş. S-400'ler F-35'ler ve Patriot'lar için orta yol bulunulması için gayret gösteriliyormuş!. . Bu ülkenin diplomatlar askerleri bürokratları ne iş yapar?. . Gülmeyin bana!. . Ben de biliyorum saray oligarşisi sayesinde devlet birimlerinin ne hale düştüğünü... Bendeniz de Ankara'da "hayalet"i iyi bilenlerdenim. O işin içine girerse kapalı kapılar arkasında çok tuhaf şeyler olur...

Binali Yıldırım kazansın diye "Mele"ler devrede... ABD ile sulh olalım diye "hayalet" devrede... İmamlar sandık kurulu başkanlıklarını atanıyor... Aziz Nesin yaşasaydı cilt cilt kitap yazardı... Ama hapishane veya tımarhanede!. .

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/hayalet-kriz-icin-devrede-52046yy.htm

================================

BEKİR COŞKUN: MARS…

Str'atejik ortağımızdan bir iyilik daha…

NASA 2021 yılında Rover isimli uzay aracını Mars'a indirecek… Bu araçla Mars'a gitmek isteyenlere sanal bilet satışı başladı… Tüm dünyadan 3 milyon kişi Mars'a bilet almak için başvurdu bunun 1.5 milyondan fazlası Türk…

Gerçi iktidarımızın da uzay çalışması var bizzat cumhurbaşkanı "Uzay hazırlıklarımızı hızlandırdık" dedi…

Bunlar temelden başladılar; okçuluktan…

Atıyorsun gidiyor aynı şey…

İBB'den de 16.5 milyon TL destek alan Bilal'in okçuluk sitesine bakın; Kuran kursu veriyor… Kuran kursu ile uzayın ne alakası var demeyin… Yoksul milletin parası böyle ok misali uçup gittiğinde Mars dahi olsa vatandaş kaçmak ister bu ülkeden…

Eskiden memleket bu hale geldiğinde Mars yoktu ama "marş" vardı…

Bir de bakardınız yıldızlar arasındayız…

Çok yıldızlı paşalar yine str'atejik ortaktan onay alıp da "Marş" dediklerinde bavulları hazırlayan siyasetçiler Evren'in karanlığında uçmuşlardı son seferinde…

Tabii ki Mars'a bilet almak sadece bir fantezi…

Yine de kimdir bu Mars'a gitmek isteyen Türkler?. .

En azından NASA bilgisayarına girip uzay aracı Rover'den sanal bilet alacak kadar kültürlü muhtemelen eğitimli gençlerimiz…

Umutsuz…

Kızgın…

Tepkili…

Memleketten gitmeyi zannetmekten bile mutlu olan… Ülkemizi bu hale getirenler yüzünden değil Türkiye'den dünyadan kaçma hayali kuran gençler…

Geçen sene sancılı günlerimde daha çok farkına vardım; en zoruymuş bu cennetten ayrılmak…

Çırpılan bir halının sesi camdan ucu gözüken o iki kavak ağacı toprağın kokusu simitçinin yaklaşan bağırması serçelerinin kavga cıvıltısı geceleri uzaktan gelen köpek sesleri…

Ayrılmak zor bu cennetten…

23 Haziran'da İstanbul için seçim var…

Mars'a gitmeye kalkmak yerine bir kişiye bilet alıp bindirin:

"Bin ali…"

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/bekir-coskun/mars-4931790/

================================

HÜSNÜ MAHALLİ: BAŞKA ÇARESİ YOK

Ekrem İmamoğlu artık CHP'nin adayı değil.

İmamoğlu formel olarak Millet İttifakı'nın adayı ama İstanbul'da her partiden gruptan eğilimden ve kesimden insan onu destekliyor.

Benim yakın çevremde bütün seçimlerde AKP'ye oy vermiş insanlar 23 Haziran'da kesin olarak İmamoğlu'na verecek.

Türk insanının haksızlığa tahammülü yok.

Hele hele Mübarek Ramazan ayında.

AKP ve yandaş medyanın en büyük derdi işte bu seçmenler.

Yandaş medyanın İmamoğlu'nu hedef alan rezil ahlaksız ve çirkef yalanları daha çok bu seçmenleri korkutmaya yöneliktir.

Ama boşuna çünkü onlar yalan söyledikçe insanların İmamoğlu ilgisi daha da artıyor.

İmamoğlu artık İstanbul sorunu değil.

Bütün Türkiye İmamoğlu'nu konuşuyor.

Dünya medyası İmamoğlu'dan söz ediyor.

Oysa 23 Haziran'da Cumhurbaşkanı değil İstanbul için belediye başkanı seçilecek.

Hatırlıyorum da benzer bir heyecan Erdoğan'ın kazandığı Mart 1994 seçimlerinde yaşanmıştı.

Tek farkla o zaman seçim tamamen demokratik bir ortamda yapılmıştı. Oysa şimdi İmamoğlu'nun rakibi Binali Yıldırım ama daha çok Erdoğan'la yarışıyor. Erdoğan ise bu ülkenin Cumhurbaşkanı ve bu ülkede her şey ona bağlı.

YSK'yı konuşmaya gerek yok.

Tüm bunlar 31 Mart'ta sonucu değiştirmedi ve 23 Haziran'da hiç değiştirmeyecek.

Yani İmamoğlu büyük bir farkla kazanacak.

Gazetecilik sezisi telepati ve elbette siyasal ve toplumsal veriler yani gerçekler bunu gösteriyor.

Emekli insanlar bile İmamoğlu'na bağışta bulunmak için saatlerce kuyruklarda bekliyor.

Yarım elma gönül alma hikayesi.

Küçük ama çok anlamlı jestler.

İmamoğlu'nun Sözcü Tv'de Uğur Dündar'la sohbeti seyirci rekoru kırdı.

İmamoğlu hangi televizyonda çıkarsa çıksın en çok seyredilen o oluyor.

Nedeni çok basit:

Sakin konuşuyor gözleri parlıyor güven ve umut veriyor herkesin merak edip öğrenmek istediği belediye yolsuzluklarını anlatıyor.

Ama en önemlisi duygusallığı.

Annesi konuşurken nasıl ağladığını görmüşsünüzdür.

Çok yalın insani bir hal.

Halkın uzun süredir görmediği görüntüler ve yaşamadığı duygusallık.

23 Haziran yaklaştıkça doruğa çıkar ve o gün patlama yapar.

Cuma günü yazmıştım 'zaferler emek yani mücadele ister'.

Yani zaferi istemek gerek.

Uğrunda bir çift söz söylemek gerek.

Tembel alışkanlıklardan kurtulmak gerek.

Geleceğe inanmak gerek.

Tunuslu ünlü Şair Ebu- Elkasım Elabi 'Bir fili iğne deliğinden geçirmek bir düşünce kıvılcımını yok etmekten bin kere daha kolaydır' der.

Konumuz 'kıvılcım'.

Er ya da geç karanlığı dağıtacaktır.

23 Haziran gecesi her yer aydınlık olacak.

Bu kadar kolay mı?

Elbette değil ama karşı taraf panik içinde.

Kaybetmenin kaçınılmaz korkusu.

Ne dediler 'İstanbul giderse Türkiye gider'.

Gitmemesi için her şey yapılacak ve her yola başvurulacak.

Devlet onların elinde.

Ordu polis istihbarat yargı medyanın % 95'i ve YSK.

Yine de önleyemediler 31 Mart yenilgisini.

Yine de durduramayacaklar 23 Haziran zaferini.

Yani halkın inanç umut ve mücadelesini.

Sonuç ne olursa olsun artık farklı bir Türkiye var.

Sonuç ne olursa olsun AKP'nin bundan böyle başvuracağı yol ve yöntemler işe yaramayacak.

İktidar ömrünü uzatabilmek için AKP çok şey yapabilir ama halkın yeni türden umudunu ve İmamoğlu ile olan duygusal bağını kopartmayacaktır.

23 Haziran'da sonuç ne olursa olsun AKP ülkeyi yönetemeyecektir.

AKP kendi içinde ciddi sıkıntılar yaşayacaktır.

Bu kaçınılmazdır.

AKP iç ve dış politikada çok ama çok sıkıştı.

Kurtuluşun tek reçetesi var:

Gerçek demokrasiye inanmak halkın iradesine saygı göstermek ve son yılların tüm hatalarından vazgeçmek.

Başka çaresi yok.

Unutulmamalıdır ki 'Söz konusu vatansa gerisi teferruattır. '

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/husnu-mahalli/baska-caresi-yok-4931622/

================================

MEHMET FARAÇ: CEMAATÇİ AKP'LİLERİ NE BEKLİYOR?. .

Devleti yönetsinler diye yetki verilen siyasetçiler gaflete düşerler mi oyuna gelirler mi kandırılabilirler mi?. .

Türkiye'nin içine sürüklendiği vahametin sonucudur yukarıdaki sorular...

Çünkü AKP ile cemaat arasında "çatışma" başlayınca kirli ilişkiler mide bulandırıcı boyutlarda deşifre olunca ve devletin içersinde nasıl bir tehlikeye izin verildiği ortaya çıkınca AKP cenahından aynı tepkiler yükselmişti; "kandırıldık!. . "

Peki; bu kadar kolay mı bu kadar ucuz mu gaflet-dalalet-ihanet hattında oy uğruna tarikat ve cemaatlere verilen tavizlerin devleti sarsması millete kaosu dayatması?. .

Bu kadar basit midir?. . Yani "kandırıldık" iddiasıyla geçiştirilecek kadar ucuz mudur yaşananlar?. .

AKP'liler "kandırıldık" dediler ve kendilerini kandıranlara yönelik 2016'da başlattıkları taarruzda galip geldiler...

Bir zamanlar AKP ile birlikte yürüyen ve iktidar yöneticilerinin "ne istedilerse verdik" şeklinde desteğine mazhar olan cemaat artık darmadağın...

Fethullahçılar bürokraside siyasette iş ve spor dünyasında medyada bertaraf edilirken Pensilvanya'yı ziyaret eden AKP milletvekilleri ile yandaşların fotoğrafları da ortalığa saçılmaya devam ediyor...

Yani kandırıldıklarını ileri sürenlerin el öpme kuyruğunu gösteren utanç verici fotoğraflar her siyasi buhranda AKP'ye karşı kanıt olarak kullanılıyor...

Çünkü fotoğraflar sadece siyasetin nasıl müritleştiğini kanıtlamamış AKP ile birlikte devletin de cemaate teslim olduğunu gözler önüne sermişti...

Ancak o fotoğraflardaki vahim manzaranın daha sonra nelere yol açtığını bütün Türkiye gördü... Cemaatin "darbe" girişiminde 250'den fazla yurttaş yaşamını yitirdi devletin kritik merkezleri bombalandı ve Türkiye neredeyse iç savaşın eşiğine getirildi...

Özeleştiri mi tasfiye mi?. .

Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) Büyükçekmece şubesince düzenlenen etkinlikte vatandaşlarla buluşan AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk Fethullah Gülen ile fotoğrafları olan AKP'lilere şöyle seslenmiş;

"O dönem fotoğraf çektiren arkadaşlarımız 2007'de vs. ne zaman gitmişlerse çıkın bu topluma özeleştirinizi yapın. Özür dileyin... "

Külünk bu çağrısını hangi amaçla yaptı bilmiyoruz ama devletin iş dünyasının hatta spor camiasının her kesimine operasyon yapılırken "FETÖ'nün siyasi kanadı"na dokunulmadığı bir dönemde böylesi bir çağrı boş nağme olmaktan ileri gidemez...

Üstelik bu çağrı ne cemaatle AKP'nin eski yol arkadaşlığını örtebilir ne de "darbe" girişiminde yaşamını yitiren yurttaşları geri getirebilir...

Külünk CHP ve İYİ Parti'nin yıllardır FETÖ'nün "politik unsurları"nın deşifre edilmesine yönelik çağrılarını yinelenmiş olsaydı bu açıklamanın haber değeri daha fazla artardı...

Örneğin şöyle demeliydi Külünk; "Cemaatin siyasi ayağı ortaya çıkarılmalı ve tasfiye edilmeli... Aksine FETÖ ile mücadelenin inandırıcılığı zedeleniyor"

Diyeceksiniz ki AKP'de cemaate bulaşmayan mı var ve böyle bir çağrı yapacak babayiğit nerede?. .

Cihaner'in ahı!. .

Gazetecilik yaşamında gördüğüm en utanç verici manzaralardan biriydi o...

Devletin yakasına yapışan bir rezaletin kahredici manzarasıydı o günkü saldırı...

Türkiye'de devletin olmadığının da göstergesiydi Erzincan'da yaşananlar... Ne yazık ki o gün toplumun devlete inancı da yerle bir olmuştu...

Çünkü makam odasının kapısında "cumhuriyet" de yazan bir devlet görevlisi "devlet içinde devlet" kuran bir çetenin gazabına uğramış cemaatin nasıl bir tehlike ve nasıl pervasız bir grup olduğu ortaya çıkmıştı...

İlhan Cihaner Erzincan Cumhuriyet Savcısı olduğu dönemde cemaatin devlet içerisinde "paralel yapı" oluşturmasına sessiz kalmamış ve bu dehşet verici yapıyı deşifre etmek için mücadele ederken ne yazık ki o dönemde AKP ile cemaat arasındaki ortaklığın da kurbanı olmuştu...

Çünkü Cihaner casusluk kara para aklama polis akademisi ve KPSS sınav sorularını elde ederek kamuda kadrolaşmaya çalışan cemaatle ilgili soruşturma başlattığı için makamında saldırıya uğramış yaka paça gözaltına alınmış ve sonra da tutuklanmıştı...

Cemaatin devlet içerisinde adeta "çete" oluşturduğunu komutanlara komplo hazırlandığını bu konuda bilgiler- belgeler ve muhbir ifadelerinin bulunduğunu belirleyerek MİT ve Adalet Bakanlığı'na yazılar yazmasına rağmen Cihaner o gün yalnız bırakılmış ve cemaat militanlarının önüne atılmıştı...

Bir cumhuriyet savcısının cemaat müridi meslektaşlarınca makamında yaka paça gözaltına alınması cumhuriyet tarihinde devletin ağır bir darbe yediğini gösteren en utanç verici manzaralardan biri olarak zihinlere kazanmıştı...

AKP ile cemaat arasındaki yol arkadaşlığının bitmesinin ardından kamudaki FETÖ müritleri dağıtılırken 10 yıl önce İlhan Cihaner'e yapılan utanç verici saldırı da cezasız kalmadı...

Cihaner'i makamında tartaklayarak gözaltına aldıran ve daha sonra FETÖ üyeliğinden yargılanan eski savcı Osman Şanal'a "silahlı terör örgütüne üye olmak" suçundan 11 yıl 3 ay hapis cezası verildi...

İlhan Cihaner CHP'den daha sonra milletvekili oldu Parti Meclisi'ne seçildi... Ona saldıran mürit militanlar ise şimdi cezaevinde hak ettikleri yerdeler...

Velhasıl kimsenin ahı kimsede kalmıyor...

AKP de bir zamanlar yol arkadaşlığı yaptığı Fethullahçıların bu rezaletinden ders alarak devletin kritik makamlarını tarikat- cemaat müritlerine teslim etme huyundan vazgeçmelidir...

Aksine ortada "devlet" kalmayınca siyaset de kalmaz!. .

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/cemaatci-akplileri-ne-bekliyor-52053yy.htm

================================

MEHMET FARAÇ: İSTANBUL NİÇİN KURTULMALI?. .

Ankara Büyükşehir Belediyesi'nde Melih Gökçek döneminde yaşanan çarpıklıklarla ilgili vahim dosyalar meydana saçılmaya devam ediyor...

Saklanan "cip" iddiaları yandaşlardan kiralanarak boş tutulan arsalar depolardaki oyuncaklar çürümeye terk edilen araç- gereçler ve Mansur Yavaş'ın deyimiyle daha neler neler?. .

Peki Ekrem İmamoğlu'nun elinden alınan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki (İBB) rezaletlere ne demeli?. . Baksanıza vahim skandallar medyaya yansımaya devam ediyor...

Örneğin İSKİ'de çalışan yöneticilerin neredeyse 3 katı kiralık aracın saltanatı İstanbul halkını şok ederken tarikat ve cemaatlere aktarılan paraların haddi hesabı yok...

Skandallar yalnızca büyükşehirlere özgü de değil...

Anadolu'da; CHP İYİ Parti Saadet Partisi ya da HDP'ye geçen AKP'li belediyelerdeki skandallar da deşifre olmaya devam ediyor...

Hele de Elazığ'ın Yazıkonak diye küçücük bir "belde"si var ki Saadet Partili başkana 10 5 milyon borç bırakan AKP'li başkanın fatura ettiği eşyalar israfı anlatmaya yetiyor...

Yüz binlerce liralık kıyafet tesbih oyuncak lokum kayısı ve altın almış seçimi kaybeden belediye başkanı!!!

Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan'ın ortaya çıkardığı hayali personel saltanatı AKP kadın kolları başkanının da belediyede istihdam edilmesi skandalıyla deşifre olmuştu...

Tüm bunların yanı sıra İzmir-Bayraklı'da CHP'li belediye başkanının araç- gereç saltanatına son vermesi AKP'li belediyelerde yaşanan skandallara ayna tutmuştu...

Makam araçlarını kaldıran CHP'li Serdar Sandal'ın belediyeye 45 günde iki milyon lira tasarruf ettirmesi belediyelerde "israf" nasıl önlenir sorusuna da yanıt oldu...

23 Haziranın asıl kaygısı!. .

AKP'li belediyelerde son yıllarda yaşanan "saltanat" anlayışı tüyü bitmemiş yetim hakkının nasıl tarumar edildiğini gösterirken ortaya saçılan onlarca vakanın henüz başlangıç olduğuna dikkat çekiliyor...

Yeni seçilen muhalif belediye başkanları AKP'den devraldıkları kurumların röntgenini çekmeye devam ederken hiç kuşkunuz olmasın önümüzdeki haftalarda Mansur Yavaş'ın da dikkat çektiği gibi daha çok büyük skandalların deşifre olması kaçınılmaz görünüyor...

İşte burada; İstanbul Büyükşehir Belediyesi seçiminin niçin iptal edildiği sorusuna odaklanmak gerekiyor...

Ekrem İmamoğlu'nun kısa dönem yürüttüğü başkanlığı sırasında bile İstanbul halkını sarsan olayların ortaya saçılması 25 yıldır Erdoğan'ın arkadaşlarının denetiminde olan bir belediyede yaşanmış nice skandalların tek tek deşifre olacağı anlamına da geliyor!!!

Yineliyoruz ki; aslında AKP bir belediye başkanlığı koltuğunu kaybetme endişesinde değildi...

Asıl korku başka!. . İBB'de bilgisayar verilerinin kopyalanmasının engellenmesi de gösterdi ki asıl sorun 25 yılda belediye kaynaklarının nasıl yağmalandığı kimlere aktarıldığı buralardan kimlerin zengin olduğu hangi kanunsuzlukların örtbas edildiğine ilişkin kaygıdır...

Aslında seçimi iptal ettiren panik karanlığın aydınlancağı kaygısıdır...

23 Haziran'da İmamoğlu'nun seçilmesiyle ülke genelinde elbette bir rahatlama yaşanacak...

Ancak en önemlisi tüm Türkiye'nin malı olan devlet kaynaklarının peşkeşine izin verilmeyecek olması ve trilyonlarca liralık bütçenin daha doğru kullanılacağı beklentisi…

Toplumun önemli bir bölümünün işsizlik pahalılık açlık ve sefalet çıkmazında ciddi sıkıntılar yaşadığı bir ülkede en az 10 bakanlıktan daha fazla bütçeye sahip İstanbul Belediyesi'ne sahip çıkmak Türkiye'ye sahip çıkmaktır...

Sandığa işte bu kaygıyla da gitmek kaçınılmazdır...

Önkibar'dan korkan karanlık!. .

Bazı olaylar vardır ki; "hedef" alınan insanlar ve yaşanan karanlıkla birlikte ülkenin gidişatı konusunda da şaşırtıcı ipuçları verebilir...

Hiç kuşkusuz tuhaf ve karanlık bir gidişattır bu ve sonu da hiç kimse için iyi olmayacaktır...

Meral Akşener'in evinin önünde toplanan tehdit Kılıçdaroğlu'na yönelik iğrenç saldırı Yeniçağ yazarı Yavuz Selim Demirağ'ın evinin önünde darp edilmesi Antalya'da gazeteci İdris Özyol'un dövülmesi ve önceki gün de yazar arkadaşımız Sabahattin Önkibar'a yapılan alçak saldırı...

Yukarıda dikkat çektiğimiz karanlık bellidir... İşte tüm bu olayların faillerinin serbest kalması saldırıdan daha tehlikeli bir süreçtir ki hem eşkiyaya cesaret verir hem de devletteki başıboşluğu utanç verici biçimde gözler önüne serer...

İşte böylesi bir korku süreci devam ederse ortada ne hak ve adalet kalır ne de kamu düzeni...

Yani insanları kendi önlemlerini almaya da zorlayan bir kaotik süreç başlar ki memleket eşkiyalara kalır...

Peki Sabahattin Önkibar niçin saldırıya uğradı?. . Çünkü Önkibar millidir vatanseverdir yüreklidir...

Yazıları ve konuşmalarıyla sözünü sakınmayan Önkibar "doğru söyleyeni dokuz köyden kovulur" çarpıklığının kurbanı bir gazeteci olarak yazacak gazete konuşacak televizyon bulamasa da sesini duyurmak için çırpınmaktadır...

Önkibar'ı evinin önünde linç etmeye kalkan saldırganlar hangi karanlık odaklardan cesaret aldılarsa belli ki ondan çok korkmuşlar...

Hiç kuşkunuz olmasın Önkibar'ı öldürmeye çalışanlar da daha önceki saldırılarda kullanılan hazır kıtaların elemanlarıydı...

O halde "muhalif gazetecileri susturmak için hazır kıtalar mı oluşturuldu" sorusunu bir kez daha yinelerken gazeteciliğin sansür-ambargo ve yandaş medya kıskacında eritildiği bir süreçte sayıları az kalmış muhalif yazarların eşkiya yöntemiyle susturulmaya çalışılması hiç de iyiye işaret değil...

Üstelik bu tür olaylar demokrasi ve basın özgürlüğü açısından derin bir yaraya yol açar ve bu yaranın öfkesi eşkiyayı sokağa salanları da boğar!!!

Sabahattin Önkibar'a geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz...

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/istanbul-nicin-kurtulmali-52063yy.htm

================================

NECATİ DOĞRU: ALTIN TEPSİYİ KIRDI!

Hayat ona "altın bir tepsi" sunmuştu. Bulunmaz ele zor geçen çok az kişiye nasip olacak bir tepsi. Kendisinden öncekiler Mustafa Kemal Atatürk'ten başlayarak; 2002 yılına kadar Cumhurbakanı Başbakan Meclis Başkanı Anayasa Mahkemesi Yargıtay Danıştay Sayıştay Diyanet İşleri Başkanları ordu komutanları ve üniversiteler yazarlar düşünürler sivil kurumlar 90 yılda eksiğini gediğini tamamladıkları "altın tepsiyi" ona teslim ettiler.

Eğme.

Bükme.

Kırma.

Hoyratça kullanma.

İşte kendisini ötekileştirilmiş hisseden halk da seni iktidara getirdi bu altın tepsinin hakkını ver halka hizmet edeceksen ve "Türkiye'yi de İslam dünyasınca örnek alınan ülke" olmakta daha ileri adımlar atacaksan bu "altın tepsiyi daha da parlat bu sana yeter" dediler.

Başlangıçta "evet" dedi.

"Dindar Demokrat" olacağı laik devlet çizgisini değiştirmeyeceği ve nasıl "Hıristiyan Demokrat olunmuşsa Müslüman Demokrat da olunacağı" umudunu verdi.

Sözünde durmadı.

Altın tepsiyi kırdı.

★★★

Önceki gün açılışına gittiği caminin kapısında yanına Diyanet İşleri Başkanı'nı da alarak "Hırsızlar oyları çaldılar" dedi.

Hırsız varsa nerede?

Kim hırsıza göz yumdu?

Göz yuman varsa nerede?

Kim hırsızı korudu?

Koruyan varsa nerede?

Kim hırsıza alet oldu?

Alet olan varsa nerede?

"Hırsızı ve onu koruyanı bulup çıkartması" için bütün devlet gücü elinde fakat bunu yapmıyor.

Kanıt sunması gerekir.

Kanıt yok.

Görüntü yok.

Çalıntı yok.

Örgütlü müdahale yok.

Ramazan günü cami kapısı önünde yanında Diyanet İşleri Başkanı var!

"Hırsızlık yaptılar" diyor.

★★★

Dini Diyanet'i "hukukun önüne geçirince" sonuç ortada: ABD'nin George Washington Üniversitesi'nde ikisi de Müslüman olan iki akademisyen "İslami Endeks" hazırlıyorlar. Her yıl yeniliyorlar. Kuran'dan ayetlerden hadislerden Hz. Muhammed'in yaşam biçiminden İslam'ın üstün kabul ettiği ahlak ölçüleri ve değerli kabul ettiği toplumsal öğretilerden İslam'da hukuk insan hakkı yolsuzluğun önlenmesi gibi kriterlerden bir endeks yapıyorlar. Bu endekse hangi İslam ülkesi ne kadar uyuyor diye bakıyorlar.

Şaşırıp kalıyorlar.

İlk 10'da yok.

İlk 20'de yok.

İlk 30'da yok.

Endekse giren 153 ülke içinde ilk 44'e giren tek bir İslam ülkesi yok.

Türkiye 95'inci sırada.

İlk on sırada: 1- Yeni Zelanda. 2- İsveç. 3- Hollanda. 4- İzlanda. 5- İsviçre. 6- İrlanda. 7- Danimarka. 8- Kanada. 9- Avusturalya. 10- Norveç olarak sıralanıyor.

Son sıralarda ise: 45- Birleşik Arap Emirlikleri. 46- Arnavutluk. 47- Malezya. 48- Katar. 64- Endonezya. 85- Suudi Arabistan. 95- Türkiye. 125- İran. 137- Mısır. 152 Sudan. 153- Yemen yer alıyor.

★★★

Türkiye!

Halkı Müslüman.

Devleti laik.

Yönetimi demokrasi.

Parmakla gösteriliyordu.

Bütün Orta Doğu'ya örnek.

Tüm İslam dünyasına ışık.

Türkiye "laik-demokratik çizgisini" eğip bükmeden ve hukukun üstünlüğünden vazgeçmeden bu İslami endekste de birinci sırada olmalıydı. Ramazan gününde cami kapısı önünde Diyanet Başkanı yanında kanıt ortaya koymadan "hırsız var" diyerek dini siyaset alet edince Türkiye 95'inci sıraya ancak tutunabiliyor. Türkiye aynı endeksin ekonomi alt bölümünde 70'inci sırada uluslararası ilişkilerde 148'inci sırada insan hakları ve siyasi haklar sıralamasında 100'üncü sırada yer alabiliyor.

Tabloya bakan şaşıyor.

Görenin dili tutuluyor.

Altın tepsiyi kırdı!

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/necati-dogru/altin-tepsiyi-kirdi-4937621/

================================

NECATİ DOĞRU: TAYYİP! PAHALI LÜKS CAMİ YAPIYOR EKREM! NAMAZA KOŞARAK GİDİYOR

Yaşayanlar kanıtlı belgeli sebepli sonuçlu olarak gördüler. Tarih ise tanıklık etti. Son 40 yılda sevilmiş kitle desteği almış liderlerin sonu aşağı yukarı aynı oldu.

Turgut Özal!

Büyük oy almıştı.

Süleyman Demirel!

Yüksek oy toplamıştı.

Bülent Ecevit!

Necmettin Erbakan!

Onlar da sandıklarda yüzde 40'ları aşan vatandaş desteği bulmuş ikisi birlikte koalisyon kurabilecek demokratik güce ulaşmıştı. "Kurtar bizi Süleyman Baba" "Kurtar bizi Karaoğlan" "Kurtar bizi Hürmetli Hocam" diyerek kitleler bu karizmatik liderlere sarılmıştı. Ama sonunda onlardan bıkmış aradığını bulamamış küsmüş desteğini seçim sandığında çekmişti.

Aynı rüzgarı yaşıyoruz.

Tayyip Erdoğan'ın bitişi!

"Tayyip Ay'a gidecek otoyol yapıyorum dese inanırlar" diye tanımlanan kitlelerin gözünde bile "güven yitirme sürecine" girdiği içindir ki "Hakkımızı yedirme Ekrem Oğlum" "Her şey çok güzel olacak Ekrem Abi" rüzgarı patladı.

★★★

Çarşıda pazarda.

Yolda markette.

İftarda sahurda.

Anneler "Ekrem Oğlum…" diye ona sarılıyor. İşsizler genç kızlar genç erkekler liseliler üniversiteliler işi olup da geçinemeyenler esnaflar memurlar emekliler konkordato yemiş tüccarlar "Kurtarıcımız Geldi…" diyen yüzlerle İmamoğlu'na yaklaşıp cep telefonlarıyla "aynı karede aynı havayı teneffüs ettiklerini gösteren" fotoğraflar çekebilmeyi büyük bir sevinç haline getiriyorlar.

İstanbul!

Sadece İstanbul değil.

İstanbul!

Aynı zamanda Türkiye!

Kampanyasında harcasın ve hakkını yedirmeyip İstanbul'u ikinci kez kazansın (çift dikiş yapacak) diye Artvin'in bir kasabasında halk İş Bankası önünde "20 TL Bağış" için kuyruğa giriyor.

Bu kuyruk fotoğrafı!

Neyi anlatıyor?

İstanbul ile Artvin arası 1301 kilometre… Otobüsle 16 saatte ancak ulaşılabilen uzak Artvin'i kurtarıcı diye sarıldıkları yeni lider için İstanbul'un en yakın mahallesi haline getiriyor bu insanlar! Yüzleri elleri ütüsüz elbiseleri kurtarıcı arayan duruşları ile dün Tayyip Erdoğan'a oy vermiş olanlara ne kadar da çok benziyorlar. Benziyorlar değil aynılar.

★★★

Ekrem İmamoğlu hem demokrat hem laik hem Cumhuriyetçi hem Atatürkçü ve hem de inançlı dindar rolünü birlikte birbiriyle çatıştırmadan götürüyor.

Oruç tutuyor.

İftara gidiyor.

Kur'an okuyor.

Namaza duruyor.

Annesinin başı örtülü.

Yer sofrasında zorlanmadan bağdaş kurabiliyor. Kul hakkı yemek. Oruçlu ağızla yalan söylemek. Ramazan günü iftira atmak. Halkın vergilerini toplayıp israf etmek. Yakın akraba kayırmak. Lüks otomobil lüks uçak lüks saray sevmek. Nefsinin esiri ve kibir kölesi olmak. İslam dininin yasaklayıp kınadığı bu tutum ve davranışları İmamoğlu her konuşmasının giriş ve bitişine dikkat çekici tonlama ve net vurgulamalarla ustaca yerleştiriyor. Önceki gün TV'lerde bir haber vardı: Akşam namazı okunurken camiye yetişmek için aniden koşmaya başlayan Ekrem İmamoğlu'nu ekrana getirdiler ve spiker haberin başlığını "Ekrem İmamoğlu camiye koşarak gidiyor…" diye sundu.

★★★

Özetle yeni algı şu:

Tayyip!

Pahalı lüks cami yapıyor.

Ekrem!

Namaza koşarak gidiyor.

Ekrem İmamoğlu önce Tayyip Erdoğan'ın dindar rolünü elinden aldı. Ve şimdi demokratik yol ile Tayyip Erdoğan'ın elinden kitleleri almaya sıra geldi.

Sayım günü hile olmazsa!

İstanbul'u yine kazanacak.

İstanbul Türkiye'dir!

Tayyip Erdoğan iktidarı 17 yıldır aldığı borçları yiyerek zamanı akılsızca ve sorumsuzca tükettiği için Türkiye çok derin bir ekonomik krize girdi ve bunun kitlelerde yarattığı yoksullaşma ve işsizlik damadını ekonomi bakanı yapan Tayyip Erdoğan'a karşı büyük öfke patlaması yarattı.

Öfke baldan tatlıdır!

Ekrem Abi haklıdır!

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/necati-dogru/tayyip-pahali-luks-cami-yapiyor-ekrem-namaza-kosarak-gidiyor-4931839/

================================

SERVET AVCI: VADELİ TÖVBE

İktidar partisinin Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş'un şu cümlesindeki matematiğe bakın: "Eksikleri hataları görüyoruz önce 23 Haziran'ı geçelim ondan sonra gerekirse siyasî bakımdan tövbe istiğfar ederek yanlışlarımızdan kurtulacağız ve yolumuza koşar adım devam edeceğiz..."

İşte biz buna 'vadeli tövbe' diyoruz!. . Daha önceki seçimlerde çok değişik vaatler duymuştuk da bunu ilk defa duyuyoruz: "Bizi seçin tövbe edelim!. . "

Tersten okursak: "Bizi seçmezseniz tövbe filan etmeyiz sonra başınıza belâ alırsınız!. . "

Allah'la kul arasındaki tövbe ilişkisi burada farklı bir boyut kazanıyor… Taraflar üçe çıkıyor: Allah günahkâr kul ve seçmen!. .

Günahkâr tövbe edip af için Allah'a yalvarmak yerine seçmenin önüne yeni bir teklifle çıkıyor: Ya mazbatayı bana verirsin ben de tövbe ederim ya da kaldığım yerden devam ederim…

Ramazan ayında bağlandığı söylenen şeytanın aklı bu hesaba yeter mi bilmiyorum ama durum böyle işte!. .

***

Aslında 'tövbeyi zamana yayma' taktiği fena değil… Seçmene düdüklü tencere verip kapağını seçim sonrasına bırakmak gibi bir şey!. . Ya da bir çift ayakkabının seçim öncesi tekini vermek gibi!. .

Daha önce ne vaatler duymuştuk… Ev ve arabadan oluşan çift anahtarlar… 1 liraya mazotlar… Aşlar işler hatta eşler!. . Kim ne veriyorsa 5 fazla verenler… Her mahalleye 100 trilyonerler… Apo'yu idam edenler… Her yıl AB'ye tam üyelikler…

Hepsi maddî bir karşılığa denk geliyordu… Artık maddî karşılık vaat edecek bir kaynak kalmayınca tarz değişti… 'Ön şartlı ve vadeli tövbe' yeni vaat listesinde yerini aldı!. .

***

Yine de bir problem var… Dinleyicilerden ve diğer vatandaşlardan bir kişinin bile çıkıp "Estağfurullah efendim sizin ne günahınız var ki tövbe edeceksiniz" dememiş olması tam bir vefasızlık ve nankörlük örneği…

Bu kadar pak bu kadar günahtan hatadan ve kusurdan arınmış bir yapının tövbeye ne ihtiyacı olabilir? Nerede yanlış yapmış ki tövbe edecek? Bu konuda en küçük bühtan kul hakkına girer!. .

Çok açık bir gerçek tövbe sadece ve sadece günahkârların işidir!. . Siz ülkeyi sıfır hatayla buralara getirip 'küresel güç' yapacaksınız sonra da "Bize bir fırsat daha verin ekmek çarpsın seçimden sonra tövbe edeceğiz" diyeceksiniz!. .

Bu kadar tevazu hem 'doz aşımı'na girer hem de halkı şımartır!. . Sonra bu halk tepenize çıkar!. . Hiç gerek yok!. .

***

Tövbenin vadeye yayılması ihale şartnamesi gibi açıklanması 'zamanın ruhu'na son derece uygun bir davranış!. . Yalnız kaç taksit olacağının kredi kartına taksit yapılıp yapmayacağının teminat mektubu alınıp alınmayacağının henüz açıklanmamış olması eksiklik tabii!. .

'Vadeli tövbe' sektörüyle yeni tanıştığımız için bu tip eksiklikler olabilir elbette!. . En kısa sürede bu eksikliklerin de giderileceğine bu alana standart getirileceğine eminiz!. .

Biz buna aynı zamanda 'kalite yönetimi' diyoruz… "Dediğimi yapmazsanız kendimi jiletlerim" şeklindeki tehdit kültürü "Bizi seçmezseniz tövbe etmeyiz" esaslı tamamen mistik bir devrim karşısında mağlup oluyor!. .

***

Doğrusu ben ziyadesiyle etkilendim!. . İstanbul seçmeni olsaydım mecburen oyumu Binali Yıldırım'a verirdim!. . Günahlarından kurtulmak ve tövbe istiğfar etmek isteyenlere bu fırsatı vermeyecek miyiz? Yoksa adamlar belki de tamamen isyankâr olacak Allah muhafaza sur dibinde şarabın dibine vuracaklar!. .

İşte buna gönlüm el vermiyor ve 'vadeli tövbe'yi destekliyorum!. . Adamlar direkt Allah'a tövbe etmek yerine bizlere kıymet vermiş ve oylarımızın durumuna göre aracı kılmışlar!. . Bu büyük jesti yok mu sayalım şu Ramazan günü?

Tövbe tövbe!. .

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/vadeli-tovbe-52067yy.htm

================================

SİNAN MEYDAN: İFTİRALAR VE GERÇEKLER 27 MAYIS

"Ordunun politikaya karışmasını istemiyoruz. Ordu ile iktidara gelmek istemiyoruz. Bir baskı idaresini millet kuvvetiyle yıkmak için mücadele ediyoruz. " (İsmet İnönü 7 Mayıs 1960)

Bugün 27 Mayıs 2019 14 Mayıs 1950'de serbest seçimlerle iktidara gelen Demokrat Parti (DP) 59 yıl önce bugün 27 Mayıs 1960'da bir askeri müdahaleyle iktidardan indirildi.

27 Mayıs konuşulurken bazı kesimler dönemin Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı İsmet İnönü'yü suçlarlar: 27 Mayıs'ı nönü'nün yaptırdığını" söylerler. Adnan Menderes ve arkadaşlarının idamından bile İnönü'yü sorumlu tutarlar.

İşte bugün 27 Mayıs vesilesiyle İsmet İnönü'ye yönelik 27 Mayıs iftiralarına cevap vereceğim.

BASKI REJİMİNİN KURULUŞU

1957'den itibaren ekonomik sıkıntılar halkın belini büktü. DP 1957 seçimlerinde umduğunu bulamadı. 1958'deki 9 Subay Olayı (Samet Kuşku adlı bir subayın ihbarıyla 9 subay DP hükümetine darbe yapacakları şüphesiyle yargılanıp bırakıldı) ve Irak'ta meydana gelen askeri darbe DP'de darbeyle iktidarı kaybetme korkusuna yol açtı. İşte bu korku DP'yi baskı rejimine yöneltti.

Adnan Menderes 1958'de "Kin ve Husumet Cephesi" diye adlandırdığı muhalefete karşıbir "Vatan Cephesi" kurdu.

Menderes 1958'de yurt gezilerinde CHP'ye yüklenmeye başladı. Balıkesir'de CHP'yi "seçimsiz iktidara gelmek istemekle" suçladı. İzmir'de Fransa'daki De Gaulle rejiminiörnek göstererek eğer CHP'liler savcılar üstündeki baskısını sürdürürse "demokrasiye paydos" edileceğini söyledi. Buna karşılık İnönü kimsenin "demokrasiye paydos" etmeye gücünün yetmeyeceğini söyledi. Sabah böyle bir şeye teşebbüs edenler akşam "kendilerini zindanda bulurlar" dedi.

Yaptığı bir konuşmadan dolayı 24 Nisan 1959'da İnönü'nün dokunulmazlığı kaldırılmak istendi.

İnönü 1959 baharında çıktığı yurt gezilerinde planlanmış saldırılara uğradı. Uşak'ta başına taş atıldı. Topkapı'da linç edilmek istendi. Kayseri Yeşilhisar'a sokulmak istenmedi.

İnönü yayın yasağı nedeniyle basına yansımayan açıklamasında DP iktidarını "dehşet yönetimi kurmakla" ve "insan haklarına aykırı hareket etmekle" suçladı.

DP CHP'yi kapatmak ve muhalif basını tamamen susturmak için 18 Nisan 1960'da Meclis Tahkikat Komisyonu kurdu. Bu komisyon için iktidar partisinden 15 üye seçildi Tahkikat Komisyonu 19 Nisan'da "üç yasak" kararı aldı: 1. Bütün siyasi faaliyetleri 2. Komisyonla ilgili bütün yayınları 3. Meclisteki tahkikat görüşmelerinin yayınını yasakladı. 27 Nisan 1960'ta komisyona "yeni yetkiler" verildi. Böylece DP anayasaya aykırı bir baskı rejimi kurmuş oldu.

İşte bu 27 Nisan o 27 Mayıs'ı hazırlayacaktı.

İnönü'nün sert uyarıları

İnönü Nisan 1960'taki Meclis Tahkikat Komisyonu görüşmeleri sırasında DP hükümetinişöyle uyardı: "Bu demokratik rejimi istikametinden ayırıp baskı rejimi haline getirmek tehlikeli bir şeydir… Bu yolda devam ederseniz ben de sizi kurtaramam! Arkadaşlar şartlar tamam olduğu zaman milletler için ihtilal meşru bir haktır. "

İnönü'nün bu sözlerini "darbe tahrikçiliği" olarak yorumlayanlar oldu. Ancak bu sözler "darbe tahrikçiliği" değil lafı evirip çevirmeden yapılmış bir durum tespitiydi. İnönü yılların verdiği birikimle ülkenin uçuruma sürüklendiğini görüp sorumluları uyarıyordu.

İnönü daha da açık konuştu. Kore örneği verdi. "Kore Başkanı Syngman Rhee kurtuldu mu? Üstelik onun ordusu polisi memuru elinde idi… Baskı tertipçileri bilsinler ki Türk Milleti Kore milletinden daha az haysiyetli değildir. "

Bu sözleri nedeniyle İnönü'ye 12 oturum meclis toplantılarına katılmama cezası verildi. İnönü CHP'lilerle birlikte meclisten ayrıldı.

Öğrenci olayları

28 Nisan 1960'da İstanbul Üniversitesi öğrencileri DP karşıtı gösterilere başladı. Öğrenciler "Menderes istifa!" "Kahrolsun diktatör!" diye bağırıyordu. Öğrencileri dağıtmak için güvenlik güçlerine emir verildi. Zeki Şahin adlı bir komiser Üniversite Rektörü Ordinaryüs Profesör Sıddık Sami Onar'a yumruk attı; rektör yere düştü gözlüğü kırıldı kaşından yaralandı. Rektör zorla polis cipine bindirilip vilayete götürüldü. Beyazıt Meydanı'nda atlı polisler öğrencilerin üzerine yürüdü. Öğrencilere ateş edildi. İki öğrenci öldü. 16 kişi yaralandı.

DP hükümeti bu olaylar üzerine İstanbul ve Ankara'da sıkıyönetim ilan etti.

29 Nisan 1960'da DP Meclis Grubu olağanüstü toplandı. Menderes bu olayları "CHP'nin kışkırtmasıyla" meydana gelen "ihtilal" ve "isyan" olarak adlandırdı. Menderes sözlerini şöyle bitirdi: "Üniversiteye girmek değil temelinin altına gireceğiz! Belki bu akşam belki yarın akşam bir hususi mahkeme derhal kuracağız. "

29 Nisan 1960'da bu sefer Ankara Hukuk Fakültesi'nde başlayan öğrenci olayları Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne sıçradı. Öğrenciler "Hürriyet hürriyet!" ve "Menderes istifa!" diye bağırıyordu. Burada da öğrencilerle güvenlik güçleri karşı karşıya geldi. Sıkıyönetim Komutanı Namık Argüç öğrencilerin bulunduğu Mülkiye binasına ateş açtırdı. Sonradan okula tam 54 askerin 540 mermi attığı anlaşıldı. Hatta bir manga askere öğrencilere ateş etmeleri için emir verildi. Fakat askeri birliğin komutanı bu emri uygulamadı. Sonunda kapılar kırılıp fakülteye girildi. Öğrenciler zorla dağıtıldı. Birçok öğrenci yaralandı. O güne "Kanlı Cuma" denildi. Bu olaylara yayın yasağı getirildi.

Bu olaylar üzerine Sıkıyönetim Komutanlığı İstanbul ve Ankara'da her türlü toplantıyı yasakladı.

Menderes'in Kaçırdığı Fırsat

İşin kötüye gittiğini gören Menderes İstanbul Üniversitesi'nden Prof. Ali Fuat Başgil'i Ankara'ya çağırdı. 30 Nisan 1960 akşamı Çankaya'da Adnan Menderes Celal Bayar Fatin Rüştü Zorlu ve Atıf Benderlioğlu ile görüşen Prof. Başgil soruşturma komisyonuna verilen yetkilerin anayasaya aykırı olduğunu söyledi. "Gençliğe karşı sert önlemlere başvurulmamalı" dedi. Bunun üzerine Celal Bayar "Tenkit zamanı çoktan geçmiştir; şimdi tahrikçileri tenkil zamandır" yanıtını verdi. Menderes Prof. Başgil'e "bu çıkmazdan nasıl kurtulabileceklerini" sordu. Prof. Başgil hükümetin istifa etmesini ve yetki yasasının değiştirilmesini önerdi. Celal Bayar buna da karşı çıktı.

O günlerde İnönü de Menderes'e üçlü bir formül sundu: 1. Başbakanın hemen seçim tarihini açıklaması. 2. Soruşturma komisyonuna verilen yetkilerin kaldırılması. 3. Seçim yasasında bir bilim kurulunca değişiklik yapılması.

3 Mayıs 1960'da Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel bir mektup yazarak Menderes'e gönderdi. Mektupta soruşturma komisyonunun kaldırılması tutuklu gazetecilere af çıkarılması öğrencilerin serbest bırakılması gibi öneriler vardı.

Ancak Menderes ne Prof. Başgil'in ne İnönü'nün ne de Gürsel'in önerilerini dikkate aldı. Celal Bayar "zayıflık göstermeyelim" diyerek "baskı rejiminde" ısrar etti.

DP Ankara Kızılay'da bir miting düzenlemek istedi. Ancak bunu haber alan öğrenci grupları "555K" adlı bir şifreyle harekete geçtiler: "5. ayın 5. günü akşam saat 5'teKızılay'da" toplanacaklardı. Bunu öğrenen Menderes tek başına göstericilerin arasınagirdi. Öğrenciler "İstifa et!" diye bağırıyordu. Bazı öğrenciler Menderes'i çekiştirdi. Saçı başı dağılan üstü başı perişan haldeki Menderes bir arabaya bindirilip güçlükle oradan uzaklaştırıldı.

21 Mayıs'ta Harp Okulu öğrencileri Ankara Kızılay'da sessiz bir yürüyüş yaptı.

27 Mayıs sabahı radyodan Alparslan Türkeş "ihtilal bildirisini" okudu. Milli Birlik Komitesi yönetime el koydu.

İnönü'nün haberi yoktu

İnönü 7 Mayıs 1960'ta bir yabancı gazetecinin "Ordunun hissiyatından bahseder misiniz?" sorusunu şöyle yanıtlamıştı: "Ordunun politikaya karışmasını istemiyoruz. Ordu ile iktidara gelmek istemiyoruz. Bir baskı idaresini millet kuvvetiyle yıkmak için mücadele ediyoruz. "

Ancak bu röportajdan sadece 20 gün sonra ordu politikaya karışacaktı.

İnönü 27 Mayıs sabahı Ankara'da Ayten Sokak'taki evinde htilal oldu" haberiyle uyandırıldı.

28 Mayıs sabahı Orgeneral Cemal Gürsel telefonla İnönü'yü aradı. Gürsel İnönü'ye şunları söyledi: "Size karşı kusurluyuz Paşam! Hareketimizi size önceden haber vermedik. Fakat haber verseydik. Bizi bundan caydırmak isteyeceğinizi biliyorduk. Yapacak başka bir şeyimiz kalmamıştı. Bizi affetmenizi rica ediyoruz…" Artık olan olmuştu. İnönü doğal olarak "mutlu ve uğurlu olsun" dedi "başarılar" diledi.

Orgeneral Cemal Gürsel 28 Mayıs'ta bir basın toplantısı yaptı. Gürsel "Bu hareketi yaparken İsmet Paşa ile mutabakatınız oldu mu?" sorusuna şöyle yanıt verdi: "Asla… Esasen şu kanaatteyim: İsmet Paşa'ya daha önce bu meseleyi açsaydım: 'Yapma!' diyecekti. "

İnönü 1 Haziran 1960'ta 60'tan fazla yabancı gazeteciyle bir basın toplantısı daha yaptı. Burada kendisine sorulan "Askeri harekattan önce askeri şahıslar tarafından haberdar edildiniz mi?" sorusuna "Hiçbir surette haberdar edilmedim" yanıtını verdi. İnönü "Eğer siz haberdar edilmiş olsaydınız General Gürsel'i tasvip eder miydiniz yoksa mani olur muydunuz?" sorusunu da şöyle yanıtladı: "General Gürsel bu soruya cevap vermişti. Bana haber vermediler. Haber verselerdi tasvip etmezdim. "

İnönü bir an önce askerlerin sahneden çekilmesini seçimlerin yapılmasını ve yeniden demokratik dizenin kurulmasını istiyordu. Herekse bunu telkin ediyordu.

KUYUDAN ADAM ÇIKARMA

İnönü idamları durdurmak için uğraştı

14 Ekim 1960'da başlayan "Yassıada Davaları" 15 Eylül 1961'de sona erdi. Yassıada Mahkemeleri kararını açıkladı.

İnönü bazı sanıkların idamla cezalandırılacağını öğrendiğinde buna engel olmak içinharekete geçti.

İnönü o günlerde Milli Birlik Komitesi Üyesi Ahmet Yıldız'a şöyle dedi: "Eğer ölüm cezası çıkarsa onaylamayın. İdam etme yoluna giderseniz ben İsmet Paşa olarak bütün gücümle karşınızda duracağım. Bunu lütfen Milli Birlik Komitesi'ndeki arkadaşlarınıza iletin. "

İnönü 13 Eylül 1961'de Milli Birlik Komitesi Başkanı Orgeneral Cemal Gürsel'e de bir mektup yazdı. İnönü mektubunda ölüm cezalarının infazından vazgeçilmesini istiyordu. (Mektup için bkz. Ulus Gazetesi 17 Ekim 1966)

Cemal Gürsel eline biraz geç ulaşan mektubu Fahri Özdilek'e verdi. Özdilek bu mektubu Milli Birlik Komitesi'nin toplantısına getirdi. Ancak mektup orada herkese okunmadı masanın ortasına bırakıldı; isteyen okuyacak istemeyen okumayacaktı.

İdam kararları çıkarken Adnan Menderes ve Hasan Polatkan'ın aileleri İnönü'nün evinekoştular. Ağlayarak yardım istediler. İnönü'nün eşi Mevhibe Hanım da sanıkların eşleri kadar üzgündü. İnönü'den idamları durdurmasını istediler. İnönü kalktı başbakanlığagitti. Sabah saat 11'de başbakanlığa vardığında Zorlu ve Polatkan hakkındaki kararlar infaz edilmişti. İnönü Menderes'i kurtarmak için uğraştı. İdamdan vazgeçilmesini istedi. Daha önce "idam yaptırmayacağım" diyen Orgeneral Cemal Gürsel "komitenin karar verdiğini" söyledi. Umutsuz görünüyordu. İnönü öğleden sonra 4'te tekrar başbakanlığagitti. Yine çabaladı ama sonuç alamadı.

Milli Birlik Komitesi ölüm cezasına çarptırılan 15 kişiden 3'ünün; Adnan Menderes Fatin Rüştü Zorlu Hasan Polatkan'ın cezasını onayladı diğer 12 kişinin cezasını müebbet hapse çevirdi. Komitedeki 22 kişiden sadece 8 kişi idamlara "hayır" dedi. Menderes ve arkadaşlarının idamı çok yanlıştı.

İsmet İnönü iki yıl önce "Sizi ben bile kurtaramam" demişti. Gerçekten de kurtaramadı.

Demem o ki 27 Mayıs'ı İsmet İnönü yaptırmadı. Kendi ifadesiyle "ihtilalin geldiğini" önceden sezen İnönü birçok kez DP hükümetini uyardı. İnönü Menderes ve arkadaşlarının idam edilmemeleri için de çok uğraştı.

1908'den bugüne; 111 yıllık meclis 10 yıllık meşrutiyet 27 yıllık tek partili 69 yıllık çok partili cumhuriyet tecrübemizle her türlü darbeyi ve baskı rejimini yenecek bir demokratik olgunluğa sahibiz.

KAYNAKLAR:

1- Metin Toker İsmet Paşa'yla 10 Yıl Ankara 1964.

2- Ali Rıza Akbıyıkoğlu Demokrasi ve İsmet Paşa Ankara 1986.

3- Mustafa Bilgehan Tanıkların Anılarıyla İsmet İnönü İstanbul 2014.

4- Altan Öymen Ve İhtilal İstanbul 2013.

5- Şerafettin Turan Türk Devrim Tarihi 4. Kitap İkinci Bölüm Ankara 1999.

6- Şevket Süreyya Aydemir İkinci Adam C. III İstanbul 1999.

7- Bülent Ulus Hakan Güngör Parola 555K İstanbul 2019.

8- Hürriyet Gazetesi 2 Haziran 1960.

9- Ulus Gazetesi 17 Ekim 1966.

https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/sinan-meydan/iftiralar-ve-gercekler-27-mayis-4937663/



- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
Milletimiz davranislarinda ve gayretlerinde sarsilmaz bir butunluk gosterdigi icin basarili olmustur.

Gazi Mustafa Kemal ATATURK

- - - - - - - - - - - - -
JEAN MESLIER : SAGDUYU TANRISIZLIGIN ILMIHALI

80. ILAHIYAT, ANCAK, ALLAH'INA GUCLULUK HAKKI YANI BUTUN HAKLARA TECAVUZ HAKKI VEREREK YA DA INSANLARA AHMAKCA BIR ITAAT EMREDEREK, ALLAH TARAFINDAN IZIN VERILEN KOTULUGU VE ADALETSIZLIKLERI HAKLI GOSTERIR

Bircok dinbilimcinin her taraftan bana soyle bagirdigini duyarim: "Allah sonsuz adildir ancak adaleti asla insanlarin adaleti gibi degildir. " Bu durumda, bu tanrisal adalet ne turden ya da ne icerikte bir adalettir? Cogu kez insanin adaletsizligine, haksizligina bu kadar cok benzeyen bu tanrisal "adalet" hakkinda ne fikir edinebilirim? "Allah icin hakli olan sey yaratiklarina gore zalimcedir" demek, adil ve adaletsiz, hakli ve haksiz konusundaki butun fikirlerimizi karmakarisik etmek degil midir? Tanrisal olgunlugu, insanligin olgunluguna tumuyle zit olan bir zat nasil ornek, nasil model olarak alinabilir?

Diyorsunuz ki, "Allah, mukadderatimizin hakimidir, hukumranidir; hicbir seyin sinirlayamadigi yuksek gucu, ona yarattiklarini kendi eliyle istedigi gibi yapma hakkini verir; bir toprak solucaninin da, bir insanin da sikayet icin agzini acmaya ayni derecede haklari yoktur". Bu zorbaca aciklama tarzi, hic kusku yok, zulum ve siddetinden muzdarip olanlari susturmak, sozlerini kesmek isteyen hukumdarlarin, nazirlarin (bakanlarin) kullandigi dilden odunc alinmistir. Dolayisiyla, ovulen bir Allah'in vekillerinin kullanacagi dil, bu dil olamaz; dusunen, muhakeme eden bir insana Allah'i kabul ettiremez. Ey adil bir Allah'in vekili, naziri, elcisi! Sana diyecegim ki, en buyuk kudret, en buyuk yucelik, bizzat Allahiniza, yaratiklarin en kucugu, en asagiligi konusunda bile haksiz olmak hakkini veremez. Bir zorba, hicbir zaman bir Allah degildir (zorba olan Allah olamaz), kendisine haksizlik etmek, kotuluk yapmak hakkini veren bir Allah, zorbadir. Bir zorba, insanlar icin bir model degildir. Bir zorba, insanlarin gozunde bir tiksinti konusudur, dusmanlik etmeye ve nefrete deger bir konudur.

Tanrisalligi hakli cikarmak icin, Allah'i her an varliklarin en haksizi, en adaletsizi yapmak garip degil midir? Allah'in eylemlerinden, yaratilisindan sikayet edilir edilmez, "Allah, mutlak hudavenddir" denilerek bizim susturulabildigimiz saniliyor. Allah mutlak hudavenddir demek, Allah en guclu oldugundan siradan kurallarla sinirli degildir demektir. Ancak en guclu hak, butun haklarin gaspi demektir. Bu "en guclu hak" maglup ettigi mutsuzlara istedigini yapabilecegini dusunen vahsi bir fatihin, vahsi bir muzafferin hakki ve ancak onun gozunde bir hak olabilir. Bu barbar hak, ancak o esirlere mesru gorunebilir ki; direnemeyecek ve karsi koyamayacak olcude kendilerini zayif hissettiklerinden, zorbalar her seyi, her zulmu yapmanin sakincasi olmadigini, mubah oldugunu sanacak kadar kor olmuslardir. En buyuk felaketlerin ortasinda ve daha dogrusu, deyimlerin hissedilen tutarsizligi icinde, sofularin "iyi Allah mutlak hudavenddir, her istedigine kadirdir" diye bagirdiklarini gormuyor muyuz? Ey, boyle mantiksiz dusunenler! Ey muhakemelerinde mantik baglantisi bulunmayanlar! Demek ki, siz "iyi Allah"in size veba gonderdigine, "iyi Allah"in size savas verdigine, "iyi Allah"in kitlik nedeni olduguna, sozun kisasi "iyi Allah"in iyi olmaktan "rahmanurrahim" olmaktan geri durmaksizin ugrayacaginiz kotuluklerin en buyuklerini yapmak istek ve gucune sahip bulunduguna gonulden inaniyorsunuz! Hic olmazsa size kotuluk yaptigi zaman Allah'inizi "iyi Allah", "rahmanurrahim Allah" diye adlandirmaktan vazgeciniz. O zaman olsun, "Allah adildir" demeyiniz; en cok "gucludur" deyiniz ve onun gonderdigi darbelere karsi koymanin sizin icin mumkun olmadigini soyleyiniz.

Diyeceksiniz ki, Allah bizi, ancak en buyuk iyiligimiz icin cezalandirir. Yani cezalandirmasi bize en buyuk cikari saglar. Ancak; bulasici hastaliklar yuzunden mahvolmaktan, savaslarda bogazlanmaktan, ahlaksiz efendilerine uyarak bozuk ahlakli olmaktan, bir suru zalim ve zorbanin demir asasinin eziyet ve baskisi altinda ezilmekten, cogu kez milletler uzerine yikici etkilerini yuzyillarca hissettiren kotu hukumetlerin zulum ve eziyeti altinda yok olmaktan, soyleyin, kavimlerin hangi gercek cikari vardir? Turumuzun bu kadar zalimce lokmasi oldugu en yurek paralayici sefaletlerde, en surekli eziyetlerde, ahlak bozukluklarinda, cilginliklarinda "yararlar" ve "cikarlar" goren imanin gozleri, ne tuhaf gozlerdir!

- - - - - - - - - - - - -
Peki, bu durum, Doganin bir yasasi midir?
Ulkemiz, topraklarinda yasayanlara duzgun bir hayat sunamayacak kadar yoksul mudur?
Hayir, yoldaslar, asla!
Ingiltere topraklari bereketlidir, havasi suyu iyidir yurdumuz, bugun bu ulkede yasayan hayvanlardan cok daha fazla bol yiyecek saglayabilir.

George OrwellHayvan Ciftligi

- - - - - - - - - - - - -
Hicbir sey dine ve ruhban sinifina, mantik ve sagduyudan fazla karsi olamaz. pSacmaliklara inanirsak, zulmederiz.

HUBBARD,ELBERT (1856-1915) ABD'li yazar.
Ateistin Kutsal Kitabi - Aforizmalar - Derleyen Joan Konner

- - - - - - - - - - - - -
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

 





-------------------------------------------------
ONLY AT VFEmail! - Use our Metadata Mitigator™ to keep your email out of the NSA's hands!
$24.95 ONETIME Lifetime accounts with Privacy Features!
No Bandwidth Quotas!   15GB disk space!
Commercial and Bulk Mail Options!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder