- Cenk Özatıcı: Türkiyeyi Ayağa Kaldıracak! AKP ve Bahçelinin Planı Bu Olabilir!
- 1. Bölüm: NATO Zirvesi ve Terörsüz Türkiye Süreci
- 2. Bölüm: PKK Silah Bıraktı mı? İktidarın Çelişkili Açıklamaları
- 3. Bölüm: Tek Hedefleri Erdoğanı Ömür Boyu O Koltukta Tutmak
- 4. Bölüm: Türkiyede Yeni Bir Rejim mi Kuruluyor?
- Bir tarafta Milliyetçi Hareket Partisi ve Sayın Devlet Bahçeli yer alırken, diğer tarafta DEM Partinin de sisteme dâhil edilmesi hedefleniyor.
- Sayın Özatıcı, söylediklerinizden anladığım kadarıyla Sayın Kemal Kılıçdaroğlunun da ileride Cumhur İttifakına dâhil olabileceğini düşündüğünüzü ifade ediyorsunuz. Doğru mu anlıyoruz?
- 5. Bölüm: 50+1 Sistemi ve Siyasette Yeni İttifak Arayışları
Cenk Özatıcı: Türkiyeyi Ayağa Kaldıracak! AKP ve Bahçelinin Planı Bu Olabilir!
Kaynak: SÖZCÜ Televizyonu
1. Bölüm: NATO Zirvesi ve Terörsüz Türkiye Süreci
Sunucu:
Düşünülmeyeceğine inandığımız bir Terörsüz Türkiye süreci var. Geçtiğimiz hafta Bayrağını Al Gel mitingi yaptınız. Şu an gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
NATO Zirvesi de yaklaşırken ortaya çıkan tabloyu nasıl özetlersiniz?
Cenk Özatıcı:
Şöyle söyleyeyim: Aslında en başından başlayalım. Hiç hamasete girmeden, tamamen somut olaylar üzerinden konuşalım. Çünkü son bir buçuk yılda gerçekten ilginç gelişmeler yaşadık.
Bu süreç başladığında, yani sözde Terörsüz Türkiye süreci başlatıldığında, bize ne vaat edilmişti?
Sayın Bahçeli ne söylemişti? Topluma, halka ve Türk milletine ne vaat edilmişti?
Açıklaması hâlâ ortada. Elimde duruyor.
Sayın Bahçeli açıkça şunu söylüyor:
PKK terör örgütü ve iltisaklı bütün grupları derhal ve ön şartsız silah bırakmalıdır.
Bize söylenen buydu.
Türk milletine, hiçbir pazarlık yapılmadan, hiçbir şart ileri sürülmeden, PKK'nın bütün unsurlarıyla silah bırakacağı söylendi.
Fakat bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız.
Üstelik bu söylemler eşliğinde, yaklaşık elli bin vatandaşımızın, askerimizin, polisimizin ve kundaktaki bebeklerin katili olduğu belirtilen Abdullah Öcalan için kurucu önder ifadesi kullanılmaya başlandı.
Ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir komisyon oluşturuldu ve bu komisyon İmralıya gönderildi.
Bütün bunlar, kamuoyuna verilen bu vaatler doğrultusunda gerçekleştirildi.
Şimdi çok net bir soru soruyorum.
İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı buna cevap versin:
PKK, vaat edildiği gibi silah bıraktı mı?
Bugün Suriyenin kuzeyinde, Ayn el-Arabda, Hasekede ve Derikte PKK silah bıraktı mı?
Hayır.
Tam tersine, Sipan Hemo kod adlı bir PKK mensubu olduğu belirtilen kişi bugün Suriye Savunma Bakan Yardımcısı olarak görev yapıyor.
Belki bunu ilk kez duyan izleyicilerimiz şaşıracaktır.
Tekrar ediyorum:
Türkiye Cumhuriyetinin kırmızı bültenle aradığı belirtilen Sipan Hemo kod adlı PKK mensubu, şu anda Suriye devletinde Savunma Bakan Yardımcısı konumundadır.
Hani devlet aklı deniliyordu ya…
İşte devlet aklı dedikleri buysa, o zaman soruyorum:
Yarın bu kişi Türkiyeye gelirse ne yapacaksınız?
Kırmızı halıyla mı karşılayacaksınız?
Resmî tören mi düzenleyeceksiniz?
Evlatlarımızın katili olduğu belirtilen bir kişi hakkında nasıl bir tutum sergileyeceksiniz?
2. Bölüm: PKK Silah Bıraktı mı? İktidarın Çelişkili Açıklamaları
Cenk Özatıcı:
PKK Suriyede silah bıraktı mı?
Bırakmadı.
Peki Iraka geçelim.
Sincarda PKK silah bıraktı mı?
Bunu ben söylemiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan söylüyor. Kendisi, PKK'nın Sincarda varlığını sürdürdüğünü ve silah bırakmadığını ifade ediyor.
Peki Kandilde silah bıraktı mı?
Hayır.
İranda faaliyet gösteren PJAK silah bıraktı mı?
Hayır.
Bunu da ben söylemiyorum.
Geçtiğimiz haftalarda ABD Başkanı Donald Trump bir açıklama yaptı. Açıklamasında, PJAK'a gönderilen silahların İrandaki muhaliflere ulaştırılmasının amaçlandığını; ancak bu silahların muhaliflere verilmediğini ve örgütün elinde kaldığını söyledi.
Şimdi başlangıçta ortaya konulan vaat neydi?
PKK derhal, şartsız ve pazarlıksız silah bırakacak.
Peki bugün geldiğimiz nokta ne?
Asıl dikkat çekici olan da bu.
Geçtiğimiz ay AK Parti Sözcüsü Ömer Çelikin yaptığı iki ayrı açıklama var. İkisi de elimde.
Her iki açıklama da aynı kişiye ait.
Biri 24 Haziran tarihli, diğeri ise 27 Haziran tarihli.
24 Hazirandaki açıklamasında Sayın Ömer Çelik şunu söylüyor:
Silah bırakma gerçekleşmiyor. PKK silah bırakmadan herhangi bir yasal düzenleme yapılamaz.
Çünkü onların da silah bırakmadığını görüyorlar.
Fakat yalnızca üç gün sonra yaptığı ikinci açıklamada bu kez şu ifadeyi kullanıyor:
PKKnın silah bırakabilmesi için gerekli yasal düzenlemeleri yapmamız gerekiyor. '
Aynı kişi…
Sadece üç gün arayla yapılan iki farklı açıklama…
İlkinde, Silah bırakmadan yasa çıkmaz. deniliyor.
Üç gün sonra ise, Silah bırakabilmeleri için yasa çıkarmamız gerekiyor. deniliyor.
Yani başlangıçta millete vaat edilen şartsız ve pazarlıksız silah bırakma söyleminden bugün gelinen nokta, Meclis'ten yasal düzenlemeler çıkararak PKKnın silah bırakmasına zemin hazırlama anlayışıdır.
İşte bugün gelinen tablo budur.
O hâlde bizim de şu soruyu sorma hakkımız var:
Siz yine mi kandırıldınız?
Yoksa bu kez Türk milletini mi kandırmaya çalıştınız?
Biz size bunları daha önce söylemedik mi?
Sayın Müsavat Dervişoğlu söylemedi mi?
Defalarca ifade ettik:
PKK, KCK adlı çatı yapılanmasının bir unsurudur.
Suriye'deki YPG, Iraktaki PÇDK ve İrandaki PJAK silah bırakmadığı sürece, yalnızca PKK silah bıraktı demek Türk milletine eksik ve yanıltıcı bir bilgi vermektir.
Biz bunu en başından beri söyledik.
Buna rağmen Abdullah Öcalan için kurucu önder ifadesi kullanıldı.
TBMM'den oluşturulan komisyon İmralıya gönderildi.
Bütün bunlar yapılırken aslında bu ülkeye, bu millete ve özellikle etnik kökeni Kürt olan vatandaşlarımız da dâhil olmak üzere toplumun tamamına büyük zarar verildi.
Ancak asıl soru şu:
Bütün bunlar neden yapıldı?
Demokrasi için mi?
Allah aşkına, AK Partinin bugün demokratikleşme gibi bir gündemi olduğunu gerçekten söyleyebilir miyiz?
Türkiye her geçen gün daha otoriter bir yönetim anlayışına doğru gidiyor.
Bir yandan demokrasi adına komisyon kuruluyor; diğer yandan komisyon çalışmalarının hemen ardından CHP Genel Merkezine polis operasyonu düzenleniyor.
Peki bunlar toplumsal barış için mi yapılıyor?
Toplumsal uzlaşma için mi?
Ben buna da inanmıyorum.
Çünkü Abdullah Öcalan üzerinden toplumsal barış ve toplumsal uzlaşma sağlanabileceğini düşünmüyorum.
3. Bölüm: Tek Hedefleri Erdoğanı Ömür Boyu O Koltukta Tutmak
Cenk Özatıcı:
Bakın, burada tek bir politik hedef olduğunu düşünüyorum. Bunun çok net görülmesi gerekiyor.
Bence bütün bu sürecin temelinde tek bir siyasi amaç var.
Acaba terör örgütü lideri Abdullah Öcalan üzerinden DEM Parti, Cumhur İttifakına dâhil edilebilir mi?
Cumhur İttifakı genişletilebilir mi?
Böylece Anayasa değiştirilebilir mi?
İstenildiği zaman 360 milletvekiline ulaşılıp Meclis üzerinden erken seçim kararı alınabilir mi?
Ve bu yolla Sayın Recep Tayyip Erdoğan yeniden cumhurbaşkanı adayı yapılabilir mi?
Hatta ömrünün sonuna kadar o makamda kalmasının önü açılabilir mi?
Ben projenin özünün bu olduğunu düşünüyorum.
Mesele budur.
Türkiyede yeni bir siyasal düzen kurulmak isteniyor.
Bunun çok açık görülmesi gerektiğine inanıyorum.
Ben, Türkiyede yeni bir rejim inşa edilmeye çalışıldığını düşünüyorum.
Bu rejimde en tepede Recep Tayyip Erdoğan bulunacak.
Bir tarafta Milliyetçi Hareket Partisi ve Sayın Devlet Bahçeli yer alacak.
Diğer tarafta ise Abdullah Öcalanın etkisi altında olduğu öne sürülen DEM Parti sisteme dâhil edilecek.
Böyle bir yapıda cumhurbaşkanı yardımcılarının kimlerden oluşacağına ilişkin çeşitli tartışmalar da kamuoyuna yansıyor.
Ben bütün bu gelişmeleri aynı siyasi projenin parçaları olarak değerlendiriyorum.
Bugün atılan adımları tek tek ele aldığınızda belki birbirinden bağımsız gibi görünebilir.
Ancak tamamını bir araya koyduğunuzda ortaya çıkan tablo farklıdır.
Anayasa tartışmaları…
Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi…
Terörsüz Türkiye söylemi…
İmralı ile yürütülen temaslar…
DEM Parti ile kurulan diyalog…
Bana göre bunların tamamı aynı siyasi hedef doğrultusunda ilerliyor.
Bu nedenle süreci yalnızca güvenlik politikaları açısından değil, Türkiyenin gelecekteki yönetim modeli açısından da değerlendirmek gerekiyor.
Bizim itirazımız da tam olarak bu noktadadır.
4. Bölüm: Türkiyede Yeni Bir Rejim mi Kuruluyor?
Cenk Özatıcı:
Benim kanaatime göre kurulmak istenen yapı, Türkiye Cumhuriyetinin mevcut devlet anlayışından farklı bir yönetim modelidir.
Bu modelde en tepede Recep Tayyip Erdoğanın bulunduğu bir siyasi yapı öngörülüyor.
Bir tarafta Milliyetçi Hareket Partisi ve Sayın Devlet Bahçeli yer alırken, diğer tarafta DEM Partinin de sisteme dâhil edilmesi hedefleniyor.
Cumhurbaşkanı yardımcılarının kimlerden oluşacağına ilişkin yapılan tartışmalar da bu çerçevede değerlendiriliyor.
Dolayısıyla bugün yaşanan gelişmeleri birbirinden bağımsız olaylar olarak görmüyorum.
Bunların tamamının aynı siyasi projenin parçaları olduğunu düşünüyorum.
Sunucu:
Sayın Özatıcı, söylediklerinizden anladığım kadarıyla Sayın Kemal Kılıçdaroğlunun da ileride Cumhur İttifakına dâhil olabileceğini düşündüğünüzü ifade ediyorsunuz. Doğru mu anlıyoruz?
Cenk Özatıcı:
Evet, ben böyle bir ihtimali görüyorum.
Çünkü bugüne kadar yaptığı açıklamalara baktığımda bu yönde işaretler olduğunu düşünüyorum.
Şöyle ifade edeyim:
Bu konu uzun uzun tartışılabilir. Sayın Deniz Baykal döneminden itibaren yaşanan bazı siyasi gelişmeler de ayrıca değerlendirilebilir.
Ancak özellikle 2016 yılında Milliyetçi Hareket Partisinin Cumhur İttifakına katıldığı süreci hatırlayalım.
O dönemde Sayın Devlet Bahçeli hangi siyasi gerekçeleri öne sürüyorsa, bana göre Sayın Kemal Kılıçdaroğlunun son dönemde yaptığı bazı açıklamalar da benzer bir çizgiye yaklaşmaktadır.
Benzer söylemler kullanılıyor.
Devlet aklı vurgusu yapılıyor.
Dış güçler söylemi öne çıkarılıyor.
FETÖ söylemi tekrar ediliyor.
Osmanlı referansları kullanılıyor.
Ben bütün bunların iktidarla aynı siyasi zeminde buluşmanın hazırlıkları olabileceğini düşünüyorum.
Elbette bu benim siyasi değerlendirmemdir.
Ancak dikkat edilmesi gereken daha önemli bir konu var.
Bana göre bu süreç yalnızca yeni siyasi ittifaklar kurma meselesi değildir.
Aynı zamanda Türkiyenin daha otoriter bir yönetim anlayışına yönelmesiyle de doğrudan bağlantılıdır.
Toplumu sürekli olarak Türkler, Kürtler ve Araplar şeklinde etnik kimlikler üzerinden tanımlamak…
Cumhurbaşkanı yardımcılarının etnik veya mezhepsel kimlikler esas alınarak belirlenmesini tartışmaya açmak…
Bunlar bana göre toplumu ortak vatandaşlık anlayışından uzaklaştıran yaklaşımlardır.
Türkiyeyi etnik ve mezhepsel temelde parçalara ayıran bir siyaset anlayışının doğru olmadığını düşünüyorum.
Ben bunun, çok kimlikli ve çok uluslu bir yönetim modelinin altyapısını oluşturma çabası olduğu kanaatindeyim.
İYİ Parti olarak bu sürece itiraz ederken yalnızca Abdullah Öcalan için kullanılan kurucu önder ifadesine veya PKK'ya taviz verildiğini düşündüğümüz uygulamalara karşı çıkmıyoruz.
Aynı zamanda AK Partinin, Türkiye Cumhuriyetinin üniter devlet yapısını dönüştürmeye yönelik olduğunu düşündüğümüz siyasi projelerine de karşı çıkıyoruz.
Bizim mücadelemiz, cumhuriyetin temel niteliklerini koruma mücadelesidir.
Sayın Müsavat Dervişoğlunun Tandoğan Meydanında taşıdığı bayrağın ve yükselttiği sancağın anlamı da budur.
Biz, o sancağın artık inmeyeceğine ve bu mücadelenin devam edeceğine inanıyoruz.
5. Bölüm: 50+1 Sistemi ve Siyasette Yeni İttifak Arayışları
Sunucu:
Sayın Mustafa Bey, Cenk Özatıcı Sayın Kemal Kılıçdaroğlunun ileride Cumhur İttifakına dâhil olabileceğini düşündüğünü ifade etti.
Öte yandan, DEVA Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan'ın da CHPnin içinde yer almadığı olası bir ittifaka ilişkin değerlendirmeleri oldu.
Bu çerçevede siz nasıl bir siyasi tablo görüyorsunuz?
Ayrıca, Sayın Kılıçdaroğlu'nun yeniden CHP Genel Başkanlığına gelmesi ve Cumhur İttifakıyla aynı çizgide hareket etmesi ihtimali gerçekleşirse, özellikle'Terörsüz Türkiye süreci açısından nasıl gelişmeler yaşanabileceğini düşünüyorsunuz?
Mustafa Bey:
Serap Hanım, öncelikle şunu söylemek gerekir:
Türkiyedeki mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, siyasi partileri doğal olarak ittifak kurmaya zorlayan bir sistemdir.
Bugün cumhurbaşkanı seçilebilmek ya da en yüksek oyu alabilmek için yüzde 50 artı 1 şartı bulunuyor.
Parlamenter sistemle karşılaştırıldığında en önemli farklardan biri de budur.
Eskiden partiler daha çok kendi programlarıyla, projeleriyle ve ekonomik vaatleriyle yarışıyordu.
Bugün ise seçim kazanabilmek için en başarılı ittifak modelini kurabilen partiler avantaj elde ediyor.
Dolayısıyla yalnızca yüksek oy almak yeterli olmuyor.
Örneğin yüzde 49 oy alsanız bile, eksik kalan yüzde 1 ya da 2yi tamamlayabilmek için farklı siyasi partilerle iş birliği arayışına giriyorsunuz.
Bu durum yalnızca iktidar partileri için değil, muhalefet partileri için de geçerlidir.
Mevcut sistem bütün siyasi aktörleri ittifak kurmaya yöneltiyor.
Bu nedenle benim kanaatim, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçiminin çok adaylı ve çok ittifaklı bir seçim olacağı yönündedir.
Bugünden kesin ittifak formülleri üretmek kolay değil.
Çünkü seçim süreci yaklaştıkça çok farklı senaryolar ortaya çıkabilir.
Ancak sonuçta başarılı olacak olanlar, toplumun beklentilerini doğru okuyabilen ve bu beklentilere cevap verecek en güçlü ittifak modelini oluşturabilen siyasi partiler olacaktır.
Artık seçimlerin kaderini yalnızca tek bir partinin oy oranı değil, oluşturduğu siyasi iş birlikleri belirliyor.
. . . Bu nedenle benim kanaatim, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçiminin çok adaylı ve çok ittifaklı bir seçim olacağı yönündedir.
Bugünden kesin ittifak formülleri üretmek kolay değil. Seçim süreci yaklaştıkça çok farklı senaryolar ortaya çıkabilir.
Ancak sonuçta başarılı olacak olanlar, toplumun beklentilerini doğru okuyabilen ve bu beklentilere cevap verecek en güçlü ittifak modelini oluşturabilen siyasi partiler olacaktır.
Artık seçimlerin kaderini yalnızca tek bir partinin oy oranı değil, kurduğu siyasi ittifaklar belirliyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde yeni ittifak arayışlarının artacağını düşünüyorum.
İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Dr. Cenk Özatıcı, Sözcü Televizyonu canlı yayınında iktidarın Terörsüz Türkiye ve yeni çözüm süreci söylemlerinin perde arkasını anlattı. PKK'nın silah bırakmadığını ve iktidar sözcülerinin çelişkili açıklamalar yaptığını vurgulayan Özatıcı; asıl hedefin DEM Partiyi ittifaka katarak anayasayı değiştirmek ve Recep Tayyip Erdoğanı ömür boyu cumhurbaşkanı yapmak olduğunu iddia etti. Eski CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlunun tutumuna dair de çarpıcı gizli forvet benzetmesinde bulunan Özatıcının açıklamaları ve Ankara kulislerindeki yeni ittifak senaryoları bu videoda.
00: 00 - NATO Zirvesi ve Terörsüz Türkiye Süreci
00: 22 - PKK Silah Bıraktı mı? İktidarın Çelişkili Yasama Açıklamaları
03: 55 - Tek Hedefleri Var: Erdoğanı Ömür Boyu O Koltukta Oturtmak
05: 50 - Türkiyede Yeni Bir Rejim mi Kuruluyor?
06: 10 - Kılıçdaroğlu Cumhur İttifakının Gizli Forveti mi?
08: 24 - 50+1 Sistemi ve Siyasette Yeni İttifak Arayışları
Sözcü Televizyonunu nasıl izleyebilirsiniz?
Digiturk: 60
D-smart: 93
Turkcell TV Plus: 69
Tivibu: 69
Türksat Kablo TV: 76
Türksat 4A: 11837 Frekans, 30. 000 V, batı, fec: 2/3
https: //www. youtube. com/watch? v=j8Hw06HjECw
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
| Gruba mesaj göndermek icin To send a message to the group |
: |
ozgur-gundem@googlegroups.com |
| Gruba üye olmak icin To join the group |
: |
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak için To write to the group founder |
: |
0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamız Our Group Page |
: |
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz You can also check out my blog if you wish |
: |
http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
| Yeni web sayfam Our new website |
: |
https://erkin.cc/ |
| Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) Email addresses (Contact us here if you have any problems.) |
: |
Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder