6 Ocak 2012 Cuma

POLITIK - Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ tutuklandı


Koparmak için zorluyorlar.
Koptuğu zaman kenara çekilip seyredecekler.
Kopana, kırılana kadar devam edecekler, köşeye sıkıştıracaklar, taa ki kaçacak yer kalmayana kadar.
Ortalık karışınca da, başka bir hasada başlayacaklar.
Haberiniz olsun.


Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ tutuklandı

DHA/HÜRRİYET - 6 Ocak 2012

İ

nternet Andıcı Soruşturması kapsamında Cumhuriyet tarihinde ilk kez eski bir genelkurmay başkanı olarak sivil bir savcının makamında ifade veren İlker Başbuğ, "Terör örgütü yöneticisi olmak ve darbeye teşebbüs" suçlarını işlediği iddiasıyla sevk edildiği mahkemede tutuklandı.
Başbuğ adliye çıkışında
"Türkiye Cumhuriyeti'nin 26.Genel Kurmay Başkanı Terör Örgütü kurmak ve yönetmek suçundan tutuklanmıştır.
Taktir yüce Türk halkınındır
"
dedi.

 

İnternet Andıcı davasına bakan İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi, sanık savunmalarında ve belgelerde adı geçen eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ hakkında suç duyurusunda bulunarak gereğinin yapılması için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazı yazılmasını kararlaştırmıştı.
Mahkemenin, 30 Aralık 2011'de aldığı karar doğrultusunda Başbuğ ile ilgili İstanbul Cumhuriyet Savcılığı'nca
"internet andıcı" iddialarına ilişkin olarak soruşturma başlatılmıştı.

"ŞÜPHELİ" SIFATIYLA İFADE VERDİ

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Cihan Kansız tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Başbuğ'a gönderilen tebligatta, dün 'şüpheli' sıfatıyla ifade vermesi için Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne çağrılmıştı.
İnternet Andıcı davasında sanıklar, davaya konu olan sitelerin İlker Başbuğ'un bilgisi dahilinde faaliyet yürüttüğü yönünde ifade vermişti.

ÜÇ ARAÇLA GELDİ, GAZETECİLERİN SORULARINI YANITSIZ BIRAKTI

Eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, dün saat 13.
30'da Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesi'ne üç araçla birlikte geldi.
Girişte gazetecilerin sorularını yanıtsız bırakan Başbuğ'a avukat İlkay Sezer eşlik etti.
Başbuğ'un gelişi için adliyede geniş güvenlik önlemi alındı.
Hem polis hem asker adliye bahçesine konuşlandırıldı.
Merkez Komutanlığı yetkilileri de Başbuğ'u adliye kapısında karşıladı.

7 SAAT "ŞÜPHELİ" SIFATIYLA İFADE VERDİ

Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, Ergenekon soruşturmasını yürüten Savcı Cihan Kansız'a 'internet andıcı' soruşturması kapsamında yaklaşık 7 saat 'şüpheli' sıfatıyla ifade verdi.

"HÜKÜMETE YIKMAYA TEŞEBBÜS" VE "ÖRGÜT YÖNETİCİLİĞİ" SUÇLAMASI

Başbuğ'un sorgusu 20.
00 sıralarında tamamlandı.
Başbuğ,
"Silahlı terör örgütü yöneticisi olmak ve cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs" suçlarından tutuklanması istemiyle mahkemeye sevk edildi.

MAHKEME SORGUSU 1.5 SAAT SÜRDÜ

Başbuğ, savcılık sorgusunun ardından İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesi nöbetçi hakimi karşısına çıktı.
Başbuğ'un mahkemedeki sorgusu 23.00'te başladı.
İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesi Hakimi Vedat Dalda, Başbuğ'un duruşma salonunda ifadesini aldı.

Yaklaşık 1.5 saat ifade veren eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ "Örgüt yöneticisi olmak ve darbeye teşebbüs" suçlamasıyla tutuklandı.

BAŞBUĞ: "TAKTİR TÜRK MİLLETİNİNDİR"

Başbuğ emniyete ait sivil bir araç ile cezaevine götürüldü.
Başbuğ'un çıkışında geniş güvenlik önlemleri alındı.
Başbuğ'u götüren araca emniyete ait iki araç eskortluk yaptı.Adliyeden çıkarılan Başbuğ, gazetecilerin soruları üzerine şunları söyledi;
"T.
C'nin 26. Genelkurmay Başkanı 'terör örgütü kurmak ve yönetmek suçlamasıyla tutuklanmıştır.
Taktir yüce Türk milletinindir"

SAĞLIK KONTROLÜNDEN GEÇİRİLİYOR

Ardından, sivil bir araca bindirilen Başbuğ, sağlık kontrolü için, polis ekipleri, basın araçları ve bir ambulansın da yer aldığı konvoy eşliğinde Yenibosna'daki Adli Tıp Kurumu'na götürüldü.

"TRAJİKOMİK BİR DURUM"

Mahkemedeki ifadesinde suçlamaları reddettiği öğrenilen İlker Başbuğ'un, "Bu suçla itham edilen ki TC.devletinin 26.Genelkurmay Başkanı'dır.
Bunu tarihe not olarak düşmekte yarar görüyorum.
Ben Genelkurmay Başkanı olarak TSK'nın komutanıyım ki bu TSK dünyanın en güçlü ordularından biridir.
Böyle bir orduya komutanlık eden bir kişinin silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek ile suçlanması gerçekten trajikomik diyebiliriz
" dediği öğrenildi.

"ÇOK ÜZÜCÜ, ANLAŞILMASI ZOR"

Genelkurmay Başkanı olarak atamasının şu anki siyasi iktidar tarafından yapıldığına dikkat çeken Başbuğ'un, "Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakan, Milli Güvenlik Kurulu üyesi olarak bu hükümetin bakanları ile birlikte çalıştık.
Bu dönemler içerisinde benim silahlı terör örgütü kurma ve yönetmem tespit edilememiştir ki bu üzerinde durulması gereken bir noktadır.
Ben 30 Ağustos 2010 yılında emekli olduktan 1,5 yıl sonra böyle bir suçlama ile karşı karşıya kaldım.
Çok üzücü anlaşılması zor, eğer ki benim faaliyetlerimi aktif görevim esnasında yaptığım iddia ediliyor ki, bu faaliyetlerim o zaman da devletin yetkili makamlarınca anlaşılmamışsa bunu da anlamak mümkün değildir.

"ONURUYLA GÖREV VERMİŞ BİRİSİ İÇİN ÇOK AĞIR BİR İDDİA"

Netice olarak böyle bir iddiayı duymak işitmek, silahlı kuvvetlere, ülkeye, devlete görev vermiş, şerefiyle onuruyla görev vermiş birisi için çok ağır bir iddia.
Bu iddianın bu şekilde dile getirilmesi bile benim için en ağır cezadır bundan sonra ne ceza verilirse bu beni daha fazla üzmez.
Benim görevim esnasında böyle bir şey varsa gereken yapılmalıydı.
Bu kanaate nasıl ulaşılmıştır, basın açıklamalarımdan, internet andıcı konusu başlığı altında internet sitelerinde çıkan yazılar, bir iki haber ile Genelkurmay itham edilmektedir"
diye konuştuğu öğrenildi.

http://www.gazetevatanemek.com/index.php/vatan-emek-haberler/3443-eski-genelkurmay-bakan-babu-qteroer-oerguetue-yoeneticisi-olmak-ve-darbeye-teebbu

--   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Bilge komutan dikkatli, iyi komutan tedbirli olmali.  Sun Tzu'dan Savas Sanati   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Kurmus oldugum guruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir guruptur.  Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.  http://orajpoyraz.blogspot.com/

YALAN, DOLAN, DİN, İMAN...Silivri Haberleri...

"SENARİST SENARYOYU ABARTMIŞ"

05 Ocak 2012, Perşembe 21:40:31

(SÖZDE) Balyoz Davası'nın tutuklu sanığı Jandarma Albay Ahmet Hacıoğlu (Fotoğrafta soldan ikinci) terörle mücadele ederken terör örgütü üyesi iddiasıyla tutuklandığını belirterek, "İlk önce suçlamayı anlayamadım.
Senarist sanaryoyu fazla abartmış diye düşündüm.
Ancak daha sonra bu durumu kabullendim.
Şu anda Hasdal Askeri Cezaevi'nde ikamet etmekteyim.
25 yıllık geçmişime rağmen özgürlüğümün elimden alınmasını anlamış değilim.
Suçsuzum tahliyemi talep ediyorum
" dedi.

(SÖZDE) 'Balyoz Planı' iddialarına ilişkin davada savunmasını yapan tutuklu sanıklardan Albay Abdullah Cüneyt Küsmez, "İsmailağa Cemaatinin toplandığı ve merkezi durumunda bulunan bu caminin tarikat mensuplarının hareketlerinin izlenmesi ve yoğunluk zamanlarının tespit edilmesi konusunda gözlem, hedef bölgenin fiziki ve sosyal yapısının incelenmesi ile çevre kontrolünün yapılarak alınacak tedbirlerin yerinde tespiti konusunda keşif faaliyetleri çalışmalarına iştirak ettiği, bunun ardından Gözlem Formu isimli belgeyi düzenlediği" iddialarına değindi.

Sanık Küsmez, "İsmailağa caminin yerini bilmiyorum.
Hayatım boyunca hiç gitmedim.
Bu suçlamayı şiddetle ve nefretle reddediyorum.
Aileme ve şahsıma yapılmış en büyük hakaret olarak kabul ediyorum
" dedi.

"Gözlem Formu" isimli belgenin imla hatalarıyla dolu olduğunu, kendi adına kayıtlı bir bilgisayar bulunmadığını belirten Küsmez, bu dijital belgeyi kendisinin yazmadığını, bilgisayarda oluşturmadığını savundu.
Küsmez, adının İstanbul'da hassas tesislerde görevlendirilecek personel olarak belirlendiği listenin de hatalarla dolu olduğunu, isminin yanlış yazıldığını anlattı.

HACIOĞLU SUÇLAMALARI REDDETTİ

Terörle Mücadele ederken terör örgütü üyesi iddiasıyla tutuklandığını belirten Jandarma Albay Ahmet Hacıoğlu da tutuklandıktan sonra ilk kez yaptı.

Hakkındaki suçlamaları redden Hacıoğlu, Gölcük Donanma Komutanlığı'ndan ele geçirildiği iddia edilen dijital verilerde yer alan listede adı geçtiği için sanık sandalyesine oturduğunu belirtti.

Sanık Hacıoğlu, "İlk önce suçlamayı anlayamadım.
Senarist sanaryoyu fazla abartmış diye düşündüm.
Ancak daha sonra bu durumu kabullendim.
Şu anda Hasdal Askeri Cezaevi'nde ikamet etmekteyim.
5-7 Mart 2003'de 1.
Ordu Komutanlığı'nın bünyesinde gerçekleştirilen Seminer Planı'na katılmadım.
Seminere katıldığıma dair hakkımda tek bir delil yoktur.
Kimseye suç teşkil eden emir vermedim.
Hiç kimseden de böyle bir emir almadım.
Meslek hayatımda şahsıma zimmetli hiç bilgisayar verilmedi.
Camiilere yönelik hazırlandığı iddia edilen belgelerle ilgili olarak da kimseye keşif için emir vermedim.
Böyle bir şey söz konusu olamaz
" dedi.
Hacıoğlu, hazırlanan belgelerde yazım hatalarına da dikkat çekti.

"SUÇSUZUM TAHLİYEMİ TALEP EDERİM"

25 yıllık jandama subayı olduğunu belirten Hacıoğlu, "Bir listede adımın yer alması hukuk açısından beni ne kadar ilgilendirir?
Bundan ben mi suçlu olacağım.
Suçlamalarla ilgili somut deliler nerede?
suç işlediğime dair bir telefon görüşmesi ya da herhangi görüntü kaydı mı var?
Ben suça konu listeyi reddediyorum.
25 yıllık jandama subayı olarak basit bir yaralama olayında bile somut delil olduğu için suç aleti bıçağı bulmak için aylarca ormanda ve tarlalarda arama yaptığımı bilirim.
25 yıllık geçmişime rağmen özgürlüğümün elimden alınmasını anlamış değilim.
Hakkımdaki tüm suçlamaları reddediyorum.
suçsuzum tahliyemi talep ediyorum
" diye konuştu.

Sanık savunmalarının alınmasına ara veren mahkeme heyeti duruşmayı yarına erteledi.

ASKERHABER / İSTANBUL

KORAMİRAL'DEN FOTOĞRAFLI SAVUNMA

05 Ocak 2012, Perşembe 21:28:43

Mahkemeye Yunan Sahil Güvenlik Komutanı Koramiral Sionides ile birlikte çekilen fotoğrafı sundu

(SÖZDE) Balyoz Davası'nın tutuklu sanığı Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Abdullah Can Erenoğlu, "Haksız yere tutuklanmam sonucu en temel insan hakkım olan özgür yaşama hakkım elimden alındı.
Buz gibi lekesiz ve kar gibi tertemiz olsanız da iftiradan kaçamazsınız.
Tutuklandığım için canımdan çok sevdiğim mavi vatanımdan, açık denizlerden, ailem, dostlarım ve yakınlarımdan mahrum bırakıldım.
Bunlar telafisi mümkün olmayacak insan hakları ihlalleridir
" dedi.

Sanık Erenoğlu, mahkemeye 2006 yılında Yunan Sahil Güvenlik Komutanı Koramiral Elias Sionides ile birlikte çekilen fotoğrafını sunarak, Yunanistan ile gerginliği tırmandırıcı planlama ve faaliyetlerde bulunduğu iddialarını reddetti.

Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Abdullah Can Erenoğlu, "Suçsuzluğumu ispatlamak zorunda olmadığımı biliyorum" diyerek savunmasına başladı.

"Üzerime atılı suçlamaları tamamıyla, kesinlikle ve şiddetle reddediyorum" diyen Erenoğlu, "5-7 Mart 2003 tarihlerinde icra edilen seminer ile hiçbir ilgim ve basında çıkıncaya kadar bilgim de olmamıştır.
İçeriğine ve düzenlenmesine hiçbir şekilde katılmadım.
Hiç kimse ile bir araya gelmedim.
Hiç kimseden emir almadım.
Hiç kimseye emir vermedim ve hiç kimseyi görevlendirmedim.
İstihbarat çalışması, yazışma ve hazırlık yapmadım.
Herhangi bir çalışma grubu içinde de yer almadım
" dedi.

"ÖZGÜR YAŞAMA HAKKIM ELİMDEN ALINDI"

Sanık Erenoğlu, "İsmim dijital verilerde iradem ve bilgim dışında yer almıştır.
Üzerlerinde ne ıslak, ne de başka türlü imzam ve parmak izim yoktur.
Şahsımla ilgili olarak iddianamede yer alan dijital verilerin tamamı sahtedir ve iftira niteliğindedir.
İşlemediğim, işlemeyi hiç düşünmediğim, üstelik bir başkasının işlemesine de kesinlikle karşı olacağım iftira niteliğindeki bir suçtan dolayı, sahteliğinden emin olduğum dijital verilerin delil olabileceği değerlendirilmesi sonucu tutuklandım.
Haksız yere tutuklanmam sonucu en temel insan hakkım olan özgür yaşama hakkım elimden alındı
" diye konuştu.

"DİJİTAL VERİLER SAHTE"

"Deniz Kuvvetleri'nde 38 yıldır büyük emekler ve özverili çalışmalar ile elde ettiğim başarılı, onur ve gurur verici kariyerim sona erdirildi" diyen Erenoğlu, "Tutuklandığı için canımdan çok sevdiğim mavi vatanımdan, açık denizlerden, ailem, dostlarım ve yakınlarımdan mahrum bırakıldım.
Bunlar telafisi mümkün olmayacak insan hakları ihlalleridir.
Tutuklanmamın hak, hukuk, vicdan ve adalet duygusuyla örtüşmediği gerçeğini görmenizi diliyorum.
Sahte dijital veri üreten iftira çetesi, vatansever ve Atatürkçü insanları düşman olarak görmekte, bu insanlara yönelik akla hayale gelmeyecek iftiralar atmaktadır
" ifadelerini kullandı.

SANIK MAHKEMEYE FOTOĞRAF SUNDU

Sanık Erenoğlu, iddianamede yer alan 'Yunanistan ile gerginliği tırmandırıcı planlama ve faaliyetlerde bulunulmasını teklif ettiği' iddialarına değindi.
Mahkemeye Yunan Sahil Güvenlik Komutanı Koramiral Elias Sionides ile BİRLİKTE ÇEKİLEN FOTOĞRAFI sunan Erenoğlu, suçlamaları reddetti.
Erenoğlu, "Görev alanımızdaki tüm sorunların çözülmesi için görüşmeler yaparak barışçı çabalara yönelik ilk adımı atan kişi oldum" ifadelerini kullandı.

Can Erenoğlu, 2006 yılında Yunan Sahil Güvenlik Komutanı Koramiral Elias Sionides'in kendisinin davetlisi olarak ilk kez Türkiye'ye geldiğini belirtti.
Sanık Erenoğlu ayrıca "Türk ve Yunan Savunma Bakanları arasında kamuoyunda Kırmızı Hat olarak bilinen direkt telefon hattının kurulmasını bizzat önerdim ve bu öneri gerçekleşti" diye konuştu.

"BERAATİMİ İSTİYORUM"

"Mesnetsiz iddialara maruz kalmam hukuka da vicdanlara da sığmamaktadır" diyen Erenoğlu sözlerini şöyle tamamladı:"Mesnetsiz iddialara maruz kalmam hukuka da vicdanlara da sığmamaktadır.
"Buz gibi lekesiz ve kar gibi tertemiz olsanız da iftiradan kaçamazsınız.
Yargı makamlarınca sahte dijital verileri üreten ihanet odaklarının ortaya çıkarılarak cezalandırılmasını talep ediyorum.
Tahliyemi ve beraatımı talep ediyorum
"

ASKERHABER / İSTANBUL

ENGİN PAŞA'NIN EŞİNE SUÇ DUYURUSU

05 Ocak 2012, Perşembe 15:26:52

Mahkeme, emekli Korgeneral Engin Alan'ın eşine suç duyurusunda bulundu

(SÖZDE) 3.Balyoz Davası'nın, (SÖZDE) "Balyoz Planı" ana davasıyla birleşmesinin ardından 365'e çıkan sanık sayısı nedeniyle duruşma salonu yetersiz kaldı.

Sanıklar için ayrılan bölümün tamamen dolmasının ardından 58 tutuksuz sanık müdahil avukatlar için ayrılan bölümde oturdu.
Basın mensupları ise sanık avukatlarının bulunduğu bölüme alındı.
Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken, MHP İstanbul milletvekili Emekli Korgeneral Engin Alan'ın eşi Emine Nevin Alan'ın mahkemeye hakaret ettiği için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulduğunu açıkladı.

(SÖZDE) "Balyoz Planı" iddialarına 249'u tutuklu 365 sanıklı davanın 58.duruşmasının görülmesine devam ediliyor.
İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi'nin yanında bulunan büyük salonda yapılan duruşmaya, Hava Kuvvetleri eski Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, Deniz Kuvvetleri eski Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, 1.
Ordu eski Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan, MHP İstanbul milletvekili Emekli Korgeneral Engin Alan, emekli Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek'in, Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Abdullah Can Erenoğlu ve HAVELSAN Genel Müdürü Ömer Faruk Yarman'ın da aralarında bulunduğu 212 tutuklu sanık duruşmaya katıldı.

Orgeneral Bilgin Balanlı'nın da aralarında bulunduğu 37 tutuklu sanık ise duruşmaya katılmadı.
Duruşmada ayrıca 58 tutuksuz sanık da hazır bulundu.
Hakkında yakalama kararı bulunan sanıklar Ergin Saygun ve (SÖZDE) İkinci "Ümraniye" davası kapsamında tutuklu yargılanan bu davanın tutuksuz sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz'ün de aralarında bulunduğu 58 tutuksuz sanık da duruşmaya katılmadı.

SANIK TÜRKŞEN SALONDAN ÇIKARILDI

Duruşmada, tutuklu sanıklardan Ali Türkşen, sanık yoklamasının yapılmasına ilişkin söz almak istedi.
Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken de sanıkların isimleri tek tek okunarak yapılan yoklama yönteminin bu şekilde olduğunu belirtti ve sanığa söz vermedi.
Türkşen ısrarla söz almak istemesi üzerine Başkan Diken, "Burayı mahkeme başkanı yönetir.
Mahkeme başkanı nasıl yoklama yapacağını kendisi belirler
" diyerek Türkşen'i salondan dışarı çıkarttı.
Sanık sayısının fazla olması nedeniyle sonraki duruşmalarda yoklama yönteminde değişiklik yapılabileceğini ifade eden Diken ancak bugün duruşmanın ilk günü olması nedeniyle yoklamanın bu şekilde süreceğini ifade etti.

ASKERİ SAVCILIĞIN VERDİĞİ, "KOVUŞTURMAYA YER YOK" KARARI MAHKEMDE

Mahkeme başkanı Ömer Diken daha sonra dosyaya gelen evrakları okudu.
Başkan Diken, GATA'dan mahkemeye gönderilen yazıda Ergin Saygun'un 5 Aralık 2011'de Adli Tıp Kurumu'na sevk edilerek muayene edildiğine dair yazının da gönderildiğini söyledi.
Diken, Gölcük Donanma Komutanlığı'nın Askeri Savcılığı'ndan mahkemeye gönderilen yazıda 1.
Ordu Komutanlığı'ndan yapılan 5-7 Mart tarihli seminerde konu olan 'Suga' isimli planla ilgili yeterli delil bulunamadığından ve suçun tespit edilemediğinden kovuşturmaya yer olmadigina dair kararın verildiği
ve bu kararın mahkemeye gönderildiğini açıkladı.

ENGİN ALAN'IN EŞİNE HAKARETTEN SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU

Duruşmada salonunda 74 avukat yer alırken, Mahkeme Heyeti Başkanı Ömer Diken 6 Aralık 2011'de görülen duruşmada ara kararların okunmasının ardından dinleyici sıralarında yer alan izleyici MHP İstanbul Milletvekili ve emekli Korgeneral Engin Alan'ın eşi Emine Nevin Alan'ın mahkemeye hakaret ettiğinin tespit edildiğini söyledi.
Başkan Diken, Emine Nevin Alan'ın parmak sallayarak 'O köpekler giderken trafik kazasında geberecekler inşallah' diyerek hakaret ettiğinin duruşma salonunda bulunan kameralardan tespit edildiğini belirtti.
Ömer Diken, konuyla ilgili gereğinin yapılması için Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı'na Emine Nevin Alan hakkında suç duyurusu yapıldığını açıkladı.

SANIK ÇAĞLAR'IN KİMLİK TESPİTİ YAPILDI

Duruşmaya ilk kez katılan tutuksuz sanık Mehmet Cem Çağlar'ın kimlik tespiti yapıldı.
Kurmay Binbaşı olduğunu belirten Çağlar, bir çocuğu olduğunu ve aylık 2 bin 500 TL aldığını ifade etti.
Duruşmada söz alan bazı avukatlar da olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması için dosyanın Askeri Yargıtay Başsavcılığı'na gönderilmesi taleplerini tekrarladılar.
Avukat Hüseyin Ersöz de, Askeri Yargıtay Başsavcılığı'na aynı taleple ilgili dilekçeyle başvurduklarını belirterek, Başsavcılığın bu dilekçelerini mahkemeye gönderdiğini söyledi.
Askeri Yargıtay Başsavcılığı'nın bu dilekçeleri kendilerine iade etmeyerek doğrudan mahkemeye gönderdiğini ifade eden Ersöz, "Başsavcılık, resen talep edemeyeceğini belirterek, bu taleplerimizi size göndermiştir.
İşlem yapmanızı, dosyanın Askeri Yargıtay Başsavcılığına gönderilmesini istemektedir
" dedi.

DAVALAR BİRLEŞMİŞTİ

10.Ağır Ceza Mahkemesi 3 Ekim 2011'de görülen davada (SÖZDE) İkinci "Balyoz Planı" davasının, 29 Aralık 2011 tarihinde (SÖZDE) Üçüncü Balyoz Planı davasının, (SÖZDE) "Balyoz Planı" ana davasıyla birleştirilmesine oy birliğiyle karar vermişti.
Mahkeme kararlarında dava dosyaları arasında hukuki ve fiili irtibat bulunması, yargılamanın seriliği, usul ekonomisi, çelişkili kararların çıkmaması ve sanıkların hukuki durumlarının birbirini etkilemesi durumunu da dikkate alındığını belirtmişti.
Balyoz davalarının birleştirilmesinin ardından toplam sanık sayısı 365'e yükseldi.
Davada yargılanan tutuklu sanık sayısı 249'a, tuksuz sanık sayısı ise 116'ya çıktı.

ASKERHABER / İSTANBUL

--   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Herhangi bir aciyi unutmanin caresi, calisma ve faaliyettir.  Anonim   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Kurmus oldugum guruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir guruptur.  Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.  http://orajpoyraz.blogspot.com/

ILGINC - Karmaşadaki Düzen: Kaos!

Karmaşadaki Düzen: Kaos!

Yazar Dr. Sinan Canan  
 

Yağmurlu bir günde pencerenizdeki su damlalarını izlediniz mi hiç?
Damlalar sürekli yerçekiminin, ağırlıklarının ve sürtünme güçlerinin etkisiyle hareket eder, akarlar.
Herhangi bir damla seçin ve nasıl bir hareket yapacağını, o harekete geçmeden önce tahmin etmeye çalışın.
Nasıl bir yol izleyecek?
Yolda hangi damlalarla birleşecek?
Pencerenin hangi noktasında hareketi son bulacak?
Yoksa hiç hareket etmeyecek mi?

Yahut kahvenize döktüğünüz sütü izleyin bir kez.
Nasıl dağılıyor kahvenin içinde?
Dikkat ederseniz oldukça eğlendirici şekillere bürünerek, kıvrılıp dağılarak kahvenin içine dağıldığını görebilirsiniz.
Pekala, kahvenin içine eklenen sütün herhangi bir anda nasıl bir şekil ortaya çıkabileceğini hesaplamak için nasıl bir formül yazabileceğinizi düşünmek ister miydiniz?

Tabiattaki olayların bir çoğunu izlediğinizde, olan bitenler, neredeyse hesaba kitaba gelmez bir karmaşıklık görüntüsü arzeder.
Bulutlar hep birbirine benzer gibidir sözgelimi; fakat bilirsiniz ki, o an baktığınız gökyüzünün şekli bir daha evrenin tüm yaşamı boyunca aynıyla gerçekleşmeyecek, yegane bir görüntüdür.
Akan bir ırmak hep "o ırmak"tır; fakat içindeki bileşenler karmakarışık şekillerde devinirler ve her an, benzersiz bir dizi kuvvetler bütününün eşliğinde sadece o ana özgü bir durumda bulunurlar (aynı ırmakta iki kez yıkanamayız!).
Tamamen rasgele gözüken bir dizi karmaşık süreç sayesinde, düşük sıcaklıklarda donan su molekülleri, mikroskobik olarak çok güzel görünümlü ve "düzenli" kristaller oluşturur.

Kısacası, karmakarışık hareket ve ilişkiler, büyük ölçeklerde dinamik bir "düzen" oluşturacak şekilde bir teşkilatlanmaya gitmek zorundadırlar sanki.

Günlük hayatımızda bu ve benzeri olaylar bizi hiç ilgilendirmiyor gibi gözükse de, farklı alanlara mensup bir çok bilim adamı, yıllardan beri böyle karmaşık hadiseleri çözmeyi çalışıyorlar.
Hava türbülanslarının, sudaki girdapların, kuru topraklarda oluşan çatlakların, akciğerlerimizdeki bronşçukların dallanmalarının ve daha bir çok tabii hadisenin ortak bir yön paylaştıkları hiç aklınıza geldi mi?
İşte Kaos Bilimi olarak bildiğimiz bilim dalı, tüm bunların temelinde yatan kuralları araştırıyor yıllardır.

Kaos biliminin temellerinin, 1971 yılında Lorenz adlı bir meteoroloji uzmanının bilgisayarındaki bir dizi "gariplikte" ortaya çıktığını biliyoruz.
Lorenz, hava durumunu bilgisayarında modelleyerek, sayısal bir hava durumu tahmin sistemi üzerinde çalışıyordu (bu o zamanlar meslektaşlarının hiç de ciddiye almadıkları bir uğraştı!).
Hava olaylarını rakamlara ve kodlara indirgemiş ve sonra bilgisayara öğrettiği kurallarla -ki bunlar meteorolojik kurallardı- bu girdilerden nasıl hava sonuçlarının çıkacağını, bir yazıcıdan aldığı çıktılarla gözlemlemekteydi.
Bigisayar, bir insanın ömrünün yetmeyeceği hesaplamaları ve tekrar işlemlerini bıkıp usanmadan ve hızlı bir biçimde yapabilme özelliğine sahiptir (o günlerin bilgisayarları ancak, bu gün kullandığımız cep hesap makinaları kadar bir kapasiteye sahip olsalar da, iş görüyorlardı).
Dolayısıyla Lorenz'in bilgisayarı da günler boyunca, hiç durmaksızın böyle karmaşık tekrarlı hesaplar (iterasyonlar) yaparak, sonuçları yazıcıdan çıktı olarak veriyordu.
Bu çıktılar da sayı dizileri şeklindeydi ve Lorenz bunların grafik analizlerini yaparak, sayıları hava durumundaki değişikliklere dönüştürüyordu.

Günlerden bir gün, Lorenz, bilgisayarın yaptığı işlemi, orta yerinden başlatmak istedi.
Yani bilgisayarı süregiden bir işlem yaparken, işlemi kesip, yazıcıdan çıkan ara değerlerden birini, modelin "başlangıç değerleri" olarak bilgisayara klavyeden girdi.
Daha sonra bir kahve almaya giti.

Bir saat kadar sonra geri döndüğünde gözlerine inanamadı!
Bilgisayarın verdiği çıktıların, bir önceki hesaplama sizisiyle hiç bir ilgisi kalmamış, tamamen farklı sonuçlar ortaya çıkarmaya başlamıştı.
Bu yeni serinin önceki seri ile hiç bir alakası yoktu artık.
Lorenz önce makinanın bozulduğunu düşündü.
Ama hemen sonra, yeniliklere hazırlıklı olan zihni durumu farketti.
Kendisi klavyeden ondalık bir sayı değerini bilgisayara girerken, virgülden sonraki beş ve altıncı basamakları yuvarlayarak yazmıştı, çünkü bu kadar küçük bir ondalık değerin, hesaplamalar üzerinde bir etkisi olmayacağını düşünüyordu.
Fakat sonuçlar hiç de onun düşündüğü gibi değildi.
Lorenz'in bilgisayara girerken yok saydığı o ondalık basamaklar, değer olarak hava akımları içinde bir kelebeğin kanat çırpması kadar önemsizken, kısa bir süre sonra, izleyen sonuçlarda büyük farklılıklara neden olmuştu.
Yani bir kelebek sadece kanat çırparak büyük bir fırtına çıkarmıştı!
İşte o gün, Lorenz'in hazırlıklı zihninin de katkısıyla Kaos Bilimi doğmuş oldu.

Lorenz'in temellerini attığı kaos fiziği, bu gün bir çok uygulama alanı bulmuştur kendisine.
Bu fizik dalı, "doğrusal olmayan" (nonlinear) sistemleri inceler.
Bu sistemleri aslında günlük hayatımızda hepimiz tanırız.
Örneğin bir nehirde dalga dalga akan su, suya damlayan bir damla mürekkebin su içinde dağılışı, ağaçtan düşen bir yaprağın düşüş güzergahı, bir yağmur damlasının camda kayarken izlediği yol...
Bunlar hep doğrusal olmayan sistemlere örnektirler.
Bunlar neden doğrusal değildir?
Hareketleri önceden hesaplanıp tahmin edilemez de ondan.
Örneğin açık havada ve doğal koşullarda, ağaçtan düşen bir yaprağın yerde hangi noktaya düşeceğini "tam olarak" hesaplamamız imkansızdır.
Ancak belli bir hata payı ile hesaplamamızı yapabiliriz ki bu da bize çoğu zaman yeterlidir.
Laboratuarda sabit koşullar altında (rüzgarsız bir ortamda örneğin) oldukça yakın bir şekilde hesaplayabileceğimiz yaprağın yere varma noktası, açık havada çok karmaşık değişkenlerin rol aldığı karmaşık bir hadiseye dönüşüverir.
Yani bu tip hadiseler "kaotik"tir.
Aslında en büyük kaotik sistemler, canlılar olarak bildiğimiz ve bizim de dahil olduğumuz sistemlerdir.

Gerçekte gözümüze görünen düzenin bir aldanma olduğu artık açıkça telaffuz ediliyor kaos bilimcileri tarafından.
Her şeyde bir hesaplanamazlık, bir karmaşa, bir önceden bilinemezlik hüküm sürmekte.
Her sistem veya her hadise, şu veya bu şekilde bir yerlerinde kaotik bileşenler içeriyor.
Kaotik sistemlerin iki önemli özelliğini şöyle sıralayabiliriz:

1.Hesaplanamaz olmak: Karmaşık veya kaotik sistemlerin belli bir zaman sonra nasıl davranacaklarını tam olarak kestirebilmek olanaksızdır.
Bunun en bildik örneği, hava durumu tahminleridir.
Bir-iki gün için yapılan hava tahminleri genellikle -pek büyük bir sapma olmaksızın- doğru çıkarken, hala bir haftalık veya yıllık olarak güvenilir bir hava tahmini yapmamız mümkün değildir.
Elbette birisi "seneye şu gün, hava parçalı bulutlu olacak" diyebilir ama, bunu bilimsel yoldan hesaplayabilmemiz imkansızdır.
Çünkü Lorenz'in da kaza eseri gösterdiği gibi, en küçük bir değişkeni (örneğin bir kelebeğin kanat çırpmasından ortaya çıkan hava akımlarını) ihmal etmek bile, hesabımızın yanlış çıkmasına neden olur.
Eğer yukarıdaki tahmini yapan kişi, insanüstü bir duyu yolu vb.
kullanmıyorsa ve hava gerçekten tahmin ettiği gibi çıkmışsa, çok şanslı biri demektir.

2.Başlangıç koşullarına hassas bağlılık: Bir bilardo masasındaki topları ele alalım.
Toplara bir kez vurduğumuzda, her biri gelişigüzel birbirlerine çarpıp, masa üzerinde değişik yollar izlerler.
Şimdi filmi geriye sarıp ilk başa dönelim ve ilk yaptığımız vuruşu örneğin sadece 0.00005 derece sola doğru olacak şekilde değiştirip bir vuruş daha yapalım.
İlk çarpışma ve hareketlerde çok fazla bir değişiklik gözümüze çarpmasa bile, zaman geçtikçe, topların ilk seferkinden çok farklı yerlere gittiklerini gözlemlemeye başlarız.
Çünkü başlangıç koşullarında yaptığımız çok küçük bir değişiklik, sistemin tamamında büyük bir etki olarak ortaya çıkmıştır.
İşte bilgisayardaki sayıları girerken yaptığı o "önemsiz yuvarlama" işlemiyle Lorenz'in yaptığı da aynen buydu.

KAOS BİZE NE SÖYLER?

Bunları bilmek bizim hayatımıza ne gibi yeni açılımlar getirir?
Fizikçiler bu bilim dalı üzerine kafa yormaya başladıktan sonra, borsadaki para hareketlerinin, akciğerlerdeki bronşların dallanma şekillerinin, akarsu deltalarındaki çatallanmaların, bir çok toplumsal hareketin zaman içindeki seyrinin veya beyindeki (veya kalpteki) elektriksel dalgaların, hep bu kaotik sistemlerin kurallarına uygun olarak ortaya çıktıklarını göstermeye başladılar (evet, sistemler "kaotik"tir ama, onların da çoğu zaman belirlenebilir kuralları vardır.
Bunu karmaşa gibi görünen bir çeşit düzen olarak da düşünebiliriz).
Velhasıl fizikçiler ve diğer bilim dallarında kaosla ilgili araştırmalar yapan kişiler, bu verileri işlerine yarayacak hesaplamaların formülasyonlarını ortaya koymak ve anlaşılmaz süreçlerin anlamak için kullanıyorlar.
Pekala, bu işlerle profesyonel olarak ilgilenmeyen bizler için nelerdir kaos biliminin sonuçları?

Çok eskilerde, bilim insanların arasında yaygın bir inanış vardı: "Bana herhangi bir sistemin (yahut tüm evrenin) herhangi bir andaki durumunu tüm ayrıntılarıyla verirseniz, ben de size, onbinlerce yıl öncesinde veya sonrasında, sözkonusu sistemin durumunu tüm ayrıntılarıyla hesaplayabilirim!
"
Kısaca bi bu inanışa belirlenircilik "determinizm" diyoruz.
Buna göre, şartlar bilindiğinde her şey hesaplanabilir.
Yeter ki yeterince hassas ölçüm cihazlarımız olsun.

Kaos ise, evrenin bu kadar basit olmadığını bize göstermiştir.
Özellikle kuantum fiziği olarak bilinen alandaki gelişmelerden de beslenerek, artık bazı şeylerin, ne kadar ince ölçerseniz ölçün, öyle kolayca hesaplanabilir olmadıklarını gözler önüne sermektedir.
Örneğin hava tahminlerine bakalım: İki-üç gün için, hatta belki bir haftalık bir süre için güzel tahminler yapabilirsiniz.
Peki 6 ay sonra, falanca ayın 12'sinde hava nasıl olacaktır?
Sıcaklık kaç derece olacak, rüzgar hangi yönden, hangi şiddetle esecektir?
İşte bunu bilmek imkansızdır.
Bu sınırlılık sadece günümüz biliminin yetersizliğinden de kaynaklanmıyor; Teknik olarak sonsuz derecede ayrıntılı bilgiye ihtiyaç duyulacağı ve hava olayları kaotik kurallarla geçekleşeceği için, kuramsal olarak da böyle uzun erimli kesin tahminler, imkansızdır.
Evet, Ocak ayında genellikle havanın soğuk olabileceğini söyleyebilirsiniz (çünkü günlük olarak karmaşa sergileyen hava durumu, daha büyük mevsimsel ölçeklerde bir düzen arzeder), fakat Ocağın 16'sı için kesin bir tahminde bulunmanız, bir kaç gün öncesine kadar, imkânsızdır.

Bu bilim dalı ile ilgili düşünmeye başladıktan bir süre sonra, her şeyin, özellikle insan gibi karmaşık bir yaratığın hayat sürecinin de mecburen kaotik özellikler sergilemesi gerektiği sonucuna ulaşıyoruz ister istemez.
İnsan öyle bir yaratık ki, bedensel ve psikolojik gelişimi sırasında bir çok faktörün etkisinde kalarak, son derece karmaşık bir süreçten geçip, onların toplamından daha fazlasına sahip bir organizma olarak yaşamını sürdürmekte.
Deneyimlerinden ve hayatını oluşturan bileşenlerden daha fazlasına sahiptir, çünkü onları algıladığı veya öğrendiği gibi, bir bilgisayara benzer şekilde depolamaz.
Onu kendisine göre değiştirir ve yepyeni bir kimlik verir deneyimlerine.
Bunu test etmek için arkadaşlarınıza "kırmızı" dediğinizde onlara ne çağrıştırdığını bir sorun.
Cevaplar, bir rengin bile ne kadar farklı deneyimlerin aracısı olduğunu gösterecektir.

Hayatı anlamlandırmak için kullandığımız en önemli hammadde, yaşam tecrübelerimiz ve yaşamımız süresince edindiğimiz zihinsel kazanımlarımızdır.
Herhangi bir olayı yahut veriyi değerlendirirken, o güne kadar beynimize yerleşmiş bilgi ve şartlanmaların bir sonucu olarak, aldığımız yeni verileri de kendimize göre "çarpıtıp" yeni bir tecrübe biçiminde algılar ve ona bir tepki oluştururuz.
Algılarımızın ve çevreye uyum mekanizmamızın temelini oluşturan "sinir sistemimiz" (özellikle beynimiz) her yeni gelen veriye göre, kelimenin tam anlamıyla mikroskobik ölçeklerde "biçim değiştirerek" bir "uyarlanma" sergiler ve alınan her bilgi parçacığı, zihin merkezimiz olan beynimizin "biçimini" değiştirir.
Kısacası, ne kadar önemsiz olursa olsun, herhangi bir şey öğrendiğimizde, artık biz o eski kişi değilizdir.
Hal böyle olunca, tüm yaşamı algılama konusunda nesnel (objektif) olabildiğini iddia etmek, olsa olsa boş bir temenniden ibaret kalacaktır.
Zira, bu gün bildiğimiz kadarıyla, öznel (subjektif) algılama dışında hiç bir şansımız yok; yani ne kadar bilirsek bilelim, herkes kapasitesi ölçüsünde "gerçeğin" ancak minik bir bölümüne sahip...
Çünkü kaos, bizi de kaplamış durumdadır ve hiç bir şey bizim bildiğimiz basit kurallara göre işlememektedir.

Kısacası, insanın gelişimi ve hayatı kaotiktir.
İnsanı, hele hele onun oluşturduğu toplumu katı kurallarla bir şirazeye sokma çalışmaları her zaman başarısızlığa mahkumdur.
Çünkü, katı ve değişmez kuralların varlığına inanmak, evrenin işleyişini anlayamamış, veya yanlış anlamış kafaların ürünleridir.
En katı yönetime sahip diktatörlerin eninde sonunda devrilip, üstelik en ağır cezalarla cezalandırılmaları, sıkça yaşadığımız ve kaosa karşı dayanamayan "yapay" kurallara iyi birer örnek teşkil eden olaylardır.
Çocuklarını sadece kendi bildikleri doğrularla yetiştirmeye çalışan anne ve babalardan, saat gibi düzenli bir hayat yaşayınca hep başarılı olacaklarını sananlara kadar, kaosun diğer açılımlarını ise varın siz düşünün.

Kaotik bir evrende çoğu zaman, o bildiğimiz ve alışageldiğimiz detereminist kurallar işlemez.
Bunun yerine daha farklı kurallar vardır.
Aynen Lorenz'in bilgisayarında olduğu gibi, küçük etkiler, öngrülemeyen büyük sonuçlar doğurabilir.
Birçok "büyük devrim" çabası dikkate değer bir değişim ortaya çıkaramazken, bazı küçük insani çabaların hesaplanamaz büyüklükte etkiler oluşturabilmesinin altında, yaşadığımız evrendeki bu "kaotik özellikler" yatar.
Büyük işler her zaman büyük sonuçlar doğuramazken, bazen çok küçük işler, hayret verici sonuçlar ortaya çıkarabilir.

Bir bilim dalının çıkarımlarının insana bu kadar çok şey söyleyebilmesi aslında pek de alışık olduğumuz bir şey değil.
Zira çoğumuz bilimi, kuru ve duygusuz bir dizi analitik sonuç olarak görme eğilimindeyiz.
Bilimsel sonuçlar bir takım teknik yararlar (bazen de felaketler) ortaya koyarken, yaşama, hayatın anlamına dair çok fazla şey söyleyemez gibidirler.
Fakat bakmayı bilenler için, hem "eski" hem de "yeni" bilimler, oldukça ilginç mesajlar taşıyorlar.
Kaos ve kaotik sistemler de bize üzerinde düşünecek yepyeni bir alan açmış durumda.
Teknik olarak epilepsi hastalarındaki rasgele nöbetlerin, kalp krizlerinin, depremlerin ve daha bir çok "öngörülemez" olayın tahmininde yeni ufuklar açmasının aynı sıra, yaşadığımız evreni anlamamızda, kendimize ve zihnimize ilişkin değerlendirmelerimizde, yaşamımıza dair öngörülerimizde ve genel anlayış çerçevemizde önemli açılımlar getirebilecek felsefi sonuçları da beraberinde getiriyor, Kaos Bilimi.

Bizim kültürümüz özellikle bu mesajlara yabancı değil.
Örneğin "tevekkül" (gereken çabaları gösterip, hayırlı ve olumlu sonuçlarını Yaradan'dan dileme), "bereket" (hesaplanandan daha fazlasına ulaşan, madde-ötesi kaynaklardan beslendiğine inanılan kazanımlar) gibi kavramlarla, "yoldaki bir taşı kaldırmanın bile büyük sevap olması" gibi pratik hayata yansıyan uygulamalar, çoğunlukla "batı" literatüründe karşılıkları tam olarak bulunamayacak ve yeni "kaotik evren" anlayışıyla uyum gösteren, bize ait değerler.
Bu değerlerle, özellikle bu değerleri içselleştirerek yetişmiş insanların, kaos biliminin bulguları ile varabilecekleri noktaların çok daha zengin ve çeşitli olacağını düşünmek için çok nedenimiz var.

Son olarak; küçük çaba yoktur.
Ne ile uğraşırsak uğraşalım, kelebeğin kanat çırpması kadar önemsiz bir iş bile yapsak, nice fırtınalara gebe etkiler oluşturabileceğimizi sürekli olarak aklımızın bir köşesinde tutumalıyız.
Artık "hiç bir şey yapmazsam, hiç bir şeye neden olmam" anlayışı bilimsel olarak da geçerliliğini yitirmiş gibi gözüküyor.
Zira hiç bilmediğimiz bir şekilde, çok önemli bir sürecin, küçük ama çok önemli bir parçasında "vazgeçilmez" bir rolümüz olabilir ve biz gerçekten de bunun hiç mi hiç fakında olmayabiliriz.
Elbette ki bu küçük rolümüzü yerine getirmememiz, o küçük vazife ihmalinden çok daha büyük bir suç işlememize neden olabilir...
Eski bir Kelt türküsü bu durumu ne kadar da güzel özetliyor:

"...
Bir mıh yitirdik, naldan olduk

Bir nal yitirdik, attan olduk

Bir at yitirdik, atlıdan olduk

Bir atlı yitirdik, zaferden olduk

Bir zafer yitirdik, ülkeden olduk.
.."

Kısacası, o nala o mıhı (çiviyi) çakan nalbant olmamaya özen göstermeliyiz.
Muhtemelen o "zavallı" adamcağız da, elden giden ülkesi için, "kötü yöneten ve savaşta varlık gösteremeyen" kralını ve komutanlarını suçlamıştır...

Kimbilir ...?

 http://www.onarimcilar.net/j/index.php?option=com_content&task=view&id=9&Itemid=8




--   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Carpe diem Ani yasa, gunu yakala  Latin Atasozu   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Kurmus oldugum guruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir guruptur.  Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.  http://orajpoyraz.blogspot.com/

Fwd: DR. HAKAN FİDAN KİMDİR?



-------- Original Message --------
From: ismihan ismihanli <iismihanli@gmail.com>


DR. HAKAN FİDAN KİMDİR? INTERNETTEN DERLEDIM , ISTIHBARAT YAPTIM YANi .....
 
Hakan Fidan, 1968'de Ankara'da doğdu. ( SONRASI HAKKINDA BASKA BILGI YOK , ANASI- BABASI KIMDIR . 
 , DiNi VE MEZHEBI NEDIR ? GNDE KAC REKAT NAMAZ KILAR , YOKSA SADECE
CUMALARA MI GIDER , ILKOKULU NERDE BITIRDI. )
Kara Kuvvetleri Dil Okulu mezunudur.
TSK'daki astsubaylık görevinden mecburi hizmetini müteakip istifa etmiş,
Fidan, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarlığı görevine atanmadan önce kamuda çeşitli görevler üstlendi.
Fidan, sırasıyla;
                    -Türk Silahlı Kuvvetleri'nde astsubay,
                           - büyükelçilik siyasi ve ekonomik danışmanlığı ?????,
                           - Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi (TİKA) Başkanlığı??????,
                           - Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı ve MİT Müsteşar Yardımcılığı ( ANLASILDI MI ) görevlerinde bulundu.
- Başbakanlık'taki görevi esnasında Özel Temsilcilik vazifelerinde bulundu ?????.
- Bu görevlere paralel olarak Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu Üyeliği ???? ( HAYRETIM ARTMIYOR ADETA UCUYOR )
- Birleşmiş Milletler (BM) Kalkınma İşbirliği Platformu Danışma Kurulu Üyeliği, ( VAY CANINA EKONOMI , ATOM , ULUSLARARSI ILISKILER )
- Ahmet Yesevi Türk-Kazak Üniversitesi Mütevelli Heyet Üyeliği,
- Yunus Emre Vakfı Yönetim Kurulu Üyeliği ve
- OYAK Genel Kurul Üyeliği yaptı,
- Almanya'da bulunan NATO Süratli Reaksiyon Kolordusu İstihbarat ve Harekat Başkanlığında görevlendirildi. ( EEEEEEEE )
- Akademik tahsilinin tamamını TSK'da tamamladı.  ( ISTE BENCE EN ONEMLISI BU, TSK 'DA NELER OLUYORMUS MEGER )
- Yurtdışı görevi esnasında University of Maryland University College'den, Siyaset ve Yönetim Bilimi alanında lisans dereceleri,
- yurda döndükten sonra Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden yüksek lisans ve doktora dereceleri aldı.
- Uluslararası Güvenlik, Uluslararası Kalkınma ve Türk Dış Politikası konularında akademik çalışmalar gerçekleştirdi.
   ( BIZIM ULKEYI KALKINDIRMANIN YOLLARI DIGER ULUSLARI KALKINDIRMAKTAN GECIYOR DEMEK KI )
- Çeşitli üniversitelerde yarı zamanlı olarak uluslararası ilişkiler alanında dersler verdi. ( COK SEY OGRENMIS DEMEK )
-11.1983 tarihli 2937 sayılı MİT Kanunu'na göre, MİT Müsteşar yardımcıları ve başkanlar, MİT Müsteşarı'nın teklifi üzerine Başbakan'ın inhası ve Cumhurbaşkanı'nın onayı ile atanıyor.
- 15 yıl astsubaylık hizmeti verip, zorunlu hizmetini tamamladıktan sonra TSK'dan ayrılan Dr. Fidan'a, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları'nın bakışı nasıldır? ( KIMIN UMRUNDA )
Sanata düşkünlüğüyle de bilinen Hakan Fidan, aynı zamanda iyi bir sinemasever.

OZEL OLARAK YETISTIRILMIS VE MIT  POZISYONU  ICIN  BU GUNLERE HAZIRLANMIS BIR ZAT
MIT BASKANLIGI HIC TESADUFI DEGIL . AYNEN EGEMEN BAGIS ILE BABACAN 'IN AMERIKA ' DA OZEL OLARAK
YETISTIRILDIGI GIBI . DEVSIRME YONETICILER MODASI . AMERIKA VE EMPERYALISTLER OSMANLIDAN
COK SEY OGRENMIS VE DERSLER ALMISLAR . BIZI BIZE VURDURUP DURDULAR ....BRAVO .....
BUGUN MEDYA'DA KI GOSTERIDEN SONRA MIT TAMAMEN YENI KAMU YONETIMI YASASIYLA
MOSSAD VE CIA VE DIGER AVRUPA'NIN ISTIHBARAT BIRIMLERIYLE CALISMAYA BASLADIGINI
ILAN ETTI . YANI KURESEL SERMAYENIN PIYONU OLDU . HEPIMIZE HAYIRLI OLSUN .

4 Ocak 2012 Çarşamba

POLITIK - Bekir Coşkun - Ya Heron, Ya Merro

Bekir Coşkun  - - 05 Ocak 2012
Ya Heron, Ya Merro

Onlar ambargo uyguladıklarında vermiyorlar…

Patriot vermiyorlar…
Apaçhi vermiyorlar…
F-18 vermiyorlar…
Heron vermiyorlar…
*
Biz ambargo uyguladığımızda almıyoruz:
Sosis almıyoruz…
Çikolata almıyoruz…
Dondurma almıyoruz…
Yoğurt almıyoruz…
*
Çünkü seçim sandığında siyasi tercihini nohuda göre kullanan milletlerin, dış politikasının da ithal peynire dayalı olması normaldir…
Hollanda Ermeni soykırımını mı kabul etti?..
Tepki büyük oluyor tabii:
“Aha ben de Hollanda meyveli yoğurdu yersem…”
Yok eğer tasarıyı geçiren Fransa ise:
Salam yeme…
*
Soykırım diyenlere kızarken…
Bir gece karanlığında, katırlarının sırtına mazotları bağlamış gelen, çoğu 20’li yaşlarda çocukları, koca savaş uçakları ile bombalayıp paramparça ettiler…
Öldüler, 50 lira için…
Niçin?..
Çünkü kendi teröristinin yerini gidip ABD’ye soruyorsun…
Başbakan her gidişinde “İstihbarati bilgi başlıyor” demedi mi?..
Demek ki başladı…
Elin tepemizdeki heronlarından alıp bize verdiği adrese göre savaş uçaklarını yönlendirip bomba yağdırdıktan sonra baktılar ki bizim köylüler…
İyi ki bizim Genelkurmay’ın adresini vermediler…
*
Ve Türkiye sorumluyu arıyor…
Ya heron, ya merro…
Çünkü kimliğini, benliğini, yolunu, ideallerini, aydınlığını, duygularını, ışığını, yönünü yitirmiş memleketlerde böyle olur…
Kendi rejimini tekmeleyenlerin, kendi çağdaşlığını engelleyenlerin, kendi uygarlığını yok edenlerin, kendi hukukunu, eğitimini, kültürünü lanetleyenlerin, kendi devletini ezenlerin peşine takılmış giden ülkelerde suçlar ortaktır…
*
Demek ki sordular ele:
“Bu gelenler ne?..”
Ve bombaladılar…
(……)
Artık yapacak bir şey yok…
Sen de hamburger yeme…