30 Aralık 2011 Cuma

POLITIK - Ya FED batacak ya da Amerikan devleti...

 

-------- Original Message --------

From:          tuncayerciyes <tuncayerciyes@gmail.com>

Ya FED batacak ya da Amerikan devleti...

Eğer Esinoğlu'nun makalesinde konu edilen FED’in ne olduğunu ve Henry Ford'un

“Allahtan AMERİKAN HALKI, para politikasının nasıl yönetildiğini ANLAMIYOR.
Anlasalardı sabah olmadan DEVRİM OLURDU”

demesinin sebebini öğrenmek istiyorsanız, makalenin altına eklediğimFED’in SAHİBİ KİM?” başlıklı yazıyı da okumanızı öneririm.
Sevgilerimle.
Tuncay Erciyes

 

 

George SOROZ ve Jim Rogers TOPRAK ALIYOR

Bülent ESİNOĞLU

Servetini kâğıt alıp satmayla elde etmiş, dünyanın en büyük spekülatörleri, altın satıp, torak alıyorlar.

George Soroz ve Jim Rogers toprak alıyorlar.

2000 Yılından bu yana, en büyük kazancı toprak sağlamış.
%1200.

Spekülatörlerin toprağa yatırım yapmalarının nedeni, gıda fiyatlarındaki artışların devamlı olacağını gördüklerindedir.
Gıda fiyatları dünyada bir yıl içinde %30 artmış.

Karaborsacılar Güney Amerika, Avrupa ve Afrika'dan hızla toprak alıyorlar.

AKP Hükümeti döneminde, 86,6 milyon metre kare toprağı yabancılara sattığımızı hatırlamakta yarar var.

Gıda piyasasına hizmet eden çiftçiler, toprak sahipleri girdilerin yüksek olması nedeniyle, topraktan kazançları gittikçe azalıyor.
Ve ellerinde ki toprakları satıyorlar.

Sanmayalım ki, bu simsarlar daha önce tüm servetlerini altına yatırıyorlardı da şimdi çıkıyorlar.

Evet, toprak servet kaybına karşı en az risk ki olan yatırım alanıdır.

Kısa zamanda nakit-e çevrilmesi altın kadar kolay değildir.
Ama toprak alıyorlar.

Amerikan doları çökerken, Amerikan kâğıtlarının geleceği belirsizken, ya altın stoklayacaklar, ya da toprak.

Bunun yanında gümüş fiyatlarının da sürekli yükseldiğini bilmek gerek.

Amerikan ekonomisinin tıkandığı noktaya hızla ilerlediğimizi gösteren işaretler, bu iki simsarın verdiği işaretlerden anlaşılıyor.
Simsarlar, asıl tıkanmanın FED ile Amerikan devletinin arasında olacağına işaret ediyorlar.

Biliyoruz ki, FED Amerikan devletinin borçlarını satın aldı.
Almaya da devam ediyor.
Amerikan Devlet tahvillerini almak demek, Amerika'nın devlet borçlarını almak demektir.

Amerikan devletinin 14,3 trilyon dolar borçlu olduğunu biliyoruz.

Ancak sistem durmuyor, devam ediyor.
Amerikan devleti harcamaya ve borçlanmaya devem ediyor.
Sonunda ya FED batacak, ya da Amerikan devleti batacak.

Amerikan devleti bu borçları FED Merkez Bankasına ödeyebilmesi için,
ya yeni vergiler koyacak, ya da ekonomiyi büyütecek ki daha fazla vergi toplasın ve borcunu bu topladığı vergiler ile ödesin.

Bırakınız yeni istihdamı, eski çalışanlar işini kaybettiği için bunlardan alınan vergiler de alınamamış oluyor.
Borç ödemek için vergi ayağı tıkalıdır.

Öte yandan harcamaları keserse, ekonomi daralacak vergiler daha da azalacak.

Amerikan devleti ile FED arasında ki ilişkiler, şimdiye dek FED'i oluşturan zenginlerin istediği gibi işliyordu.

Bundan sonrası pek öyle görünmüyor.

FED Amerikan devletinden aldığı kâğıtlara karşılık dolar basıyordu, bu dolarları da işverenlere kredi diye veriyordu.
Veya dünya piyasasına sürüyor petrodolar şeklinde karşılık bulabiliyordu.
Gelinen noktada(krizde), basılan dolarları kredi olarak iş adamlarına ve halka dağıtamıyor (Kredi kıskacı).
Ya da azını dağıtabiliyor.
(Talep daralmasından)

FED'in içindeki zenginler(%1) devletin harcamaları kesmesini istiyor.

Amerikan devleti ise harcamaları kesemiyor.
Seçimler var.
Kesmiyor.

Bir noktadan sonra zenginler, Amerikan devletinin borçlarını ödeyemeyeceğini bildiklerinden, DEVLET KÂĞITLARINI ALMAYI DURDURACAKTIR.
Bu yola gitmediği taktide, FED'i meydana getiren zenginlerin kendileri İFLAS EDECEKLERDİR.

Ya FED batacak, ya da Amerikan devleti batacaktır.

Özetle, kapitalizmin finans kapital şeklinin uygulandığı yerde, işler şu noktaya geldi.
Devletler, halklar ve kurumlar kazanmadıkları paraları harcadılar.
Şimdi deniz bitti.
Kemerleri bağlayın inişe geçiyoruz sözü, buradan neva buluyor.

İktisatta üretmeden, tüketmenin olamayacağı, buna rağmen tüketirsen bunun bedelinin mutlaka olacağı noktaya geldik.

Üreteceksin, ürettiğinden bir kısmını yatırımlar için ayıracaksın(tasarruf) ve yoluna devem edeceksin.

Ekonomi canlı kalır, tüket, tüket, tüket sisteminin (finans kapital) SONUNA GELİNDİ.

28.12.2011,bulentesinoglu@gmail.com

(Amerikan Dolarını para basma yetkisinin sahibi olan FED (FEDeral Reserve Bank) bildiğimiz Merkez Bankalarından FARKLI bir yapıya sahiptir.
Sahibi Amerika Birleşik Devletleri değildir.
Ama
bir merkez bankasının sahip olduğu tüm fonksiyonlara sahiptir.
ABD’de 1913 yılında çıkarılan Federal Reserve yasası ile oluşturulmuştur.
Aşağıdaki makalede ayrıntılı bilgiyi bulabilirsiniz.

Tuncay Erciyes)

 

FED’in SAHİBİ KİM?

F

EDeral Reserve Bank (FED) göründüğü gibi tipik bir merkezi bankası değil.
Acayip bir kurum.
Masum Amerikan halkı FED’in sahibinin devlet olduğunu zannediyor.
Halbuki
FED’in internet sitesi bile FED’in sahibi olmadığını söylüyor.
FED’i oluşturan 12 bölgesel FEDeral Reserve Bankası ÖZEL bir BANKA gibi yapılandırılmış.
Hissedarları o bölge bankacılığı sisteminde yer alan üye bankalar.
Ama bu hisselerin oy hakkı yok.
Başka kimsenin de oy hakkı yok
.
FED, feci BAĞIMSIZ BİR KURUM.
Kendi başına kapalı kapılar ardında karar veriyor.
Bu kararlar ne White House ne de kongre tarafından onaylanmak zorunda.
FED, vergi ödemiyor.
PARA YARATIYOR.
Yurt dışında banka açabiliyor, para gönderebiliyor, kendi devletine borç verebiliyor, para arzını, faizleri, enflasyonu, resesyonu, depresyonu kontrol edebiliyor.
Kimseye hesap vermek zorunda değil.

Hissedarları, bankacılık sektörü.
Ama FED başkanını cumhurbaşkanı atıyor
ve senato onaylıyor ama senatörleri kim seçiyor ki?
Yine bankacılık sektörü.
Bu sektör seçim kampanyalarına milyar dolar yardım yapıyor.
Washington lobilerine yılda 300 milyon dolar akıtıyor.
FED, bankacılık hanedanlarından başka kime hizmet edebilir ki.

Tarih de zaten bu düzeni teyit ediyor.
ABD kurulana dek İngiliz sömürüsüne karşı savaş vermiş.
Egemenliklerine kavuşana dek kendi paralarını basmalarına, kendi halkını vergilendirmelerine izin verilmemiş.
Ama Birleşik Devletler kurulup egemenlik kazanıldıktan sonra bile İngiliz monarşisinin boyunduruğundan kurtulup kurtulmadıkları tartışılır.

1913 yılında olanlar ABD’yi belki de ömür boyu İngiliz monarşisinin hakimiyeti altına soktu.
1907 yılında başlayan ve süregelen finansal panikler bir bankacılık ve kur politikası düzenlemesine olan ihtiyacı ortaya çıkardı.
Kongre, bu görevi senatör Aldrich’e verdi.
Aldrich, Banker JP Morgan’ın kankasıydı ve kızını da Rockefeller ile evlendirmişti.
Aldrich 1910 yılında JP Morgan’ın Georgia’daki özel Jekyll adasındaki av köşkünde o zamanlar dünyanın servetinin dörtte birine sahip olan bir grup bankerle gizlice toplandı.

O adada konuşulanlar, 23 aralık 1913′te herkes noel tatilindeyken alel acele kongreden geçirildi ve şimşek hızıyla bir saat sonra Başkan Wilson tarafından imzalanarak yasalaştı.
Bu yasayla özel bankaların ve belki de avrupanın Rothschild hanedanının kontrolünde FEDeral Reserve kurulmuştu.
Bu yasayla Amerikan Kongresi PARA BASMA YETKİSİNİ, SAHİBİ OLMADIĞI bir merkez bankasına DEVRETMİŞ oldu.
Bankacılar istediklerini elde etmişlerdi.
Artık ülkeyi istedikleri gibi yönetebileceklerdi.
Zaten Rothschild ailesinin en büyük oğlu Anselm “bana bir ülkede para basma yetkisini verin, yasaları artık beni ilgilendirmez” dememiş miydi.

O gün o adada bulunanlar ve kankaları FED’in kurucu hissedarları oldular.

Kimler mi?

Rockefeller’ın işlerini gören JP Morgan.
İngiltere ve Fransa’nın bankacılık hanedanı olan Rothschild’in temsilcisi Warburg (Warburg un bir kardeşi Almanya ve Hollanda’nın bankacılık konsorsiyumunun başkanı diğeri Kaiser’in danışmanı ve Alman Merkez Bankası’nın başkanıydı.
Bu banka birkaç yıl sonra o muhteşem hiper enflasyonu yaratacak ve Alman orta sınıfının kökünü hepten kazıyacaktı).
Adada başka kimler mi vardı?
Rothscilhdgillerın evinde doğan Kuhn-Loeb şirketinin başı Schiff (Kuhn-Loeb 20 milyon dolar vererek Bolşevik devrimini finanse etmişti).
Diğer ortaklar?
Paris’in Lazard Brothers’ı; İtalya’nın Israel Moses Sieff Bankası; Lehman; Goldman Sachs; Rockefellergillerin sahip olduğu Chase Manhattan Bankası.
Tam bir Amerikan vatanseverler mangası!

İşte FED böyle hayata geçti.
Artık ülke bankacıların ve Avrupa Rothschild ve Warburg hanedanlarının hakimiyeti altına girdi.
Ve güya 1907′deki gibi panikler hiç olmayacaktı.
Ama birkaç yıl sonra 1929 yılında tarihin en büyük krizi çıktı.
Ekonomist Miılton Friedman, Galbraıtih ve hatta Bernanke bile krize FED’in hatalarının yol açtığını söylüyorlar.

Egemenlikten önce İngilizlerin finansal hegamonyasına ilk baş kaldıran, Başkan LİNCOLN olmuştu.
İç savaşta paraya ihtiyacı vardı ve bankacılar %36 faiz istiyorlardı.
Kendi parasını bastı (GREENBACK) ve savaşı faizsiz finanse etti ama savaştan hemen sonra da ÖLDÜRÜLDÜ.
Amerika’nın kendi ekonomisini bedava finanse etmesi Avrupa ve İngiliz bankacılık hanedanlarınca kabul edilemezdi ve GREENBACK akabinde TEDAVÜLDEN KALDIRILDI.
Bu kez 1963 yılında Başkan Kennedy FED’in hükümete faizle kredi vermesini YASAKLADI ve hazinenin gümüş sertifikaları basmasını emretti.
Beş ay sonra o da ÖLDÜRÜLDÜ ve yine akabinde sertifikalar tedavülden kaldırıldı.
O günden bu güne hiçbir başkan bir daha FED’in bu ayrıcalıklarını sorgulamaya cesaret edemedi.

Zaten ÜLKELERİ DİZ ÇÖKERTEN bu BORÇLULUK DEĞİL Mİ?
Borcunu bitiren ülke hedef alınıyor.
Biraz terörizm, biraz iç savaş.
Savaşın finanse edilmesi gerek.
Yine borçlanma.
Bankacılık hanedanlarının gıdası savaş.
Hem Vietnam savaşının mimarı McNamara’nın hem de Irak işgalinin mimarı Wolfowitz’in daha sonra Dünya Bankası’nın başına getirilmeleri acaba bir tesadüf mü?

FED’in Başkanı Greenspan’e 2002′de Kraliçe tarafından şövalye unvanı verilmesi bir tesadüf mü?
FED’in gizliliğini korumadaki mahareti Rothschildgiller tarafından alkışlanmayıp da kim tarafından takdir edilsin.
Greenspan 2004 yılında şöyle demişti: “Biz yaptığımız her şeyi anlatır, halkı bu işe dahil edersek sadece bizim anladığımız bir SÜRECİN KONTROLÜNÜ KAYBEDERİZ.”
Yâni diyor ki, “bu işi bir tek biz biliriz, siz şurayı imzalayın ve işimize karışmayın”.
İşi ne?
Kapılar ardında, halka ve kongreye sorumlu olmadan bankacılık hanedanlarının amaçlarına hizmet etmek.

Hanedanlar sadece FED’i kontrol etmiyor.
Derecelendirme örgütlenmesi de
onların olabilir.
S&P’nin sahibi McGraw Hill’in, Fitch Sigorta’nın sahibi Fransız Fimalac’ın ve Moody’s'in de Rothschild hanedanının İngiliz holding şirketinin egemenliğinde olduğu söyleniyor.
Her yıl Clinton, Kissinger, Buffett, Gates, SOROS, Albright, ve diğer kritik isimler Bilderberg grubu toplantılarında şu veya bu türlü bu hanedana sadakatlerini teyit etmiyorlar mı?

FED 97 yıllık ömründe hiç DENETLENMEMİŞ!
Amerikan senatosunda bazı senatörler FED’in audit edilmesi (yani denetime tabi tutulması) için bir yasa çıkartmaya çalışıyorlardı.
Hanedana hizmet eden senatörlere karşı.
FED de karşı lobi yapıyor, kampanya yürütüyordu.
Kampanyanın başına kimi seçtiler biliyor musunuz?
Dünyanın en saygın şirketi Enron’un (!) Washington lobicisi Linda Robertson’u.

Hanedan baskın çıktı.
Yasa uzlaşmayla sulandırıldı.
Denetleme olacak ama denetçi FED’in yabancı bankalarla yaptıkları işleri; para politikası karar ve işlemlerini; açık piyasa işlemlerini, FED’in satın aldığı toksik varlıkları; ve döviz swap işlemlerini İNCELEYEMEYECEK.
Ne kaldı inceleyecek?
Her gün kravat takıp takmadıkları mı?

Henry Ford “Allahtan Amerikan halkı, para politikasının nasıl yönetildiğini anlamıyor.
ANLASALARDI sabah olmadan DEVRİM OLURDU” demiş.

Komplo teoristleri FED’i sadece ELİT bir zümreye çalışan gizli kapaklı bir dönme dolap olmakla eleştiriyor.
Püritanlar ise FED’in koca bir ülkenin ve dolayısıyla dünyanın para politikasına yön veren yasaların üzerinde bir YILDIZLAR TOPLULUĞU olduğunu söylüyor.
Aradaki farkı ben ANLAMADIM.

Ali Perşembe

Dünya
Kaynak: ekoayrinti.com

--   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Insanlarin vefat eden akraba ya da dostlari icin feryatlarla aglamalarina sasiriyorum.  Hz.Ali   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Kurmus oldugum guruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir guruptur.  Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.  http://orajpoyraz.blogspot.com/

POLITIK - Ordu bertaraf edilince sırada ne var? İyi düşünün.


Yüce Atatürk 90 yıl öncesinden bizi aydınlatmaya hala daha devam ediyor.
Bugün ülkemizdeki işbirlikçi hainler neden TSK'yla ve de özellikle subaylarıyla uğraşıyor bize anlatıyor.
Şimdi de orduyu da subayları da katliamcı ilan etme durumu ortaya çıktı.
Fırsat çıktı ya...

Afyonkarahisar Kolordu Dairesi'nde subaylara hitaben yaptığı konuşma

Mustafa Atatürk

M

ustafa Kemal Atatürk'ün, 31 Temmuz 1920 tarihinde, Afyonkarahisar Kolordu Dairesi'nde subaylara hitaben yaptığı konuşmanın tam metni:

Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil Eden subaylardan bekler.
Işte subayların yüce olan vazifesi budur.
Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır.

Efendiler !

Eski silah arkadaşlarımla böyle yakından ve samimi temasta bulunmaktan büyük vicdani zevk hissediyorum.
Sizinle oturup uzun hasbıhal etmek isterdim.
Fakat çoksunuz; müsait yer de yok.
Bu sebeple hissiyatımı birkaç cümle İle mülahaza etmekle yetineceğim.

Arkadaşlar!

İngilizler ve yardımcıları, milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir.
Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir.
Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete, hürriyet ve bağımsızlık vermez.
Milletlerin tabiatında en yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvede, mücadele ile mahfuz bulundurulur.
Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir.
Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur.

Dünyada hayat için, insanca yaşamak için, bağımsızlık lâzımdır.
Bağımsızlık sahibi olmak için, kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder.
Kuvvet ordudur.
Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir Eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdanı imanıdır.

İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler.
Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar.
Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar.
Askerlik izzeti nefsini yok etmeye gayret ettiler.

Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler.
Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de, izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla, milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar.
Her halde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu.

Orduyu imha etmek için mutlaka subayları mahvetmek, aşağılamak lazımdır.
Buna da teşebbüs ettiler.
Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta, engeller ve müşkülat kalmaz.
Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar.

Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak lüzumuna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir.
Zaman zaman, şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması, hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vurmayacaktır.
Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak ki, milletin vicdanı-imanıdır, mevcuttur.
Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulur.

Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; "ordunun ruhu subaylardadır."
O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve, ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir.
Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil Eden subaylardan bekler.
İşte subayların yüce olan vazifesi budur.
Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır.

Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve ferasetleriyle, giriştiğimiz Bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler.
Şahsi ve özel hayatları itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıfının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler.

Çünkü düşmanlarımız herkesten evvel onları öldürür.
Onları aşağılar ve hor görürler.
Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz.

Onun yaşamak için bir çaresi vardır.
Şerefini korumak!
Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına atmaktır.
Dolayısıyla subay için "ya istiklâl, ya ölüm" vardır.

Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!

Mustafa Kemal


--   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Hunlar ancak kazanabilecekleri savaslara girmelidirler."  Attila   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Kurmus oldugum guruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir guruptur.  Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.  http://orajpoyraz.blogspot.com/

Hem cahil hem de küstahsınız...

Lafa bak, neymiş?
"TBMM 'Noel Baba yoktur' demeyi yasaklasinmış"
Neymiş?
"O imam haklıymış.."

Hala daha anlamazdan geliyorsunuz, hala cehalete sığınıyorsunuz.
Noel Baba vardır, yoktur, uyduruktur, ya da gerçekte aziz Nikola'dır dava bu değil.
Dava bir dinin kutsal saydığı değerlerin aşağılanmasıdır.
O imam Noel Baba adam olsa diye lafa başlarken ilahi bilimlerde bir tesbit yapıyor değildi, doğrudan bir dinin kutsal saydıklarını aşağılamaya çalışıyordu.
Siz lafa böyle girerseniz, başkası da aynı yaklaşımı sizin değerleriniz için yapar.
Bir Yahudi açısından diğer herkes kafirdir, küfre sapmıştır.
Bir Hristiyan açısından sonradan zuhur eden Müslümanlık bir küfürdür.
İlahi konuları tartışmaya hem de bu şekilde amiyane başlarsanız, başkalarının da sizin dininiz için söyleyecek çok şeyi olur.

Merak etmeyin Hıristiyanların da, Yahudilerin de sizin kadar cahil, aptal, duyarsız olanları var.
Onlarda aynen sizin uluorta konuştuğunuz gibi Hz. Muhammed, islamiyet hakkında olur olmaz konuşuyorlar.
Derdiniz din polemiği üzerinde bir kakafoni yaratmaksa çok kolay.
--   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Insanin kendisi salih ve iyi olursa, Allah onun salih olmasi vasitasiyla cocuklarini ve torunlarini da salih eder.  Hz.Ali   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Kurmus oldugum guruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir guruptur.  Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.  http://orajpoyraz.blogspot.com/

POLITIK - PKK'nın finansmanı......



-------- Original Message --------
From:     Eski Tahsin <eski.tahsin@googlemail.com>


P

KK terörünü besleyen en büyük kaynaklardan biri belki de en önemlisi sınır boylarımızda yapılan kaçakçılıktır.

Kaçakçılığın her türlüsü yapılmakta elde edilen kara paranın büyük bir kısmı PKK'nın kontrolüne girmekte ve vatandaşımıza, askerimize kurşun olarak geri dönmektedir. Ama ne yazık ki devlet kurumları tarafından bilindiği halde gereken önem verilmemiş, mücadele etme konusunda yetersiz kalınmıştır.

Bunun nedenlerini çok uzun düşünmeye gerek yok.

Gerçek olan içimizdeki işbirlikçi hainler ve basiretsiz kalan devlet dış politikalarıdır.

PKK çok uzun yıllardır İran ve Irak sınırlarındaki dağlık bölgede bulunan, Türkiye'ye geçişi kolaylaştıran kaçak patikalarını ele geçirmiş hatta sözde gümrük teşkilatı kurarak milyonlarca dolarlık haraç alıp kasasına aktarmıştır.

Bu bilinen bir gerçektir.

O bölgede görev yapmış üst düzey bürokratlar ve Komutanlar yazdıkları kitap ve makalelerle bu sorunu ortaya koymuşlardır.

Bölücü hain terörist örgüt kaçakçılığın her türlüsünü yapıyor ve örgüt dışından kaçakçılık yapan mafya türü örgütlerden haraç alıyor demiştik.

Özellikle kaçakçılığı yapılan en önemli kolları şu şekilde sıralayabiliriz. - Silah kaçakçılığı - Uyuşturucu Kaçakçılığı - Canlı Hayvan kaçakçılığı Bölücü örgüt son yıllarda hayvan kaçakçılığıyla finans gücünü oldukça arttırmıştır. Van Jandarma Asayiş Komutanlığına 2011 yılında verilen rapor tüm gerçeği ortaya koymuştur.

Bu rapora göre: Şemdinli, Başkale ve Yüksekova dan yurdumuza kaçak giren canlı hayvan sayısı yaklaşık 500. 000 (Beşyüz bin) dir.

2010 yılındaki piyasa değeri 15 Trilyon Türk Lirasıdır.

Hain bölücü örgütün bu kaçakçılıktan elde ettiği kara para tutarının bir buçuk trilyon Türk Lirası olduğu düşünülmektedir.

Canlı hayvanlar artık sınır komşusu olduğumuz ülkelerden değil Afganistan, Pakistan, Hindistan'dan getirilerek ülkemize bölücü örgütün kontrolünde girmektedir.

Bu hayvanlarla tehlikeli hayvan hastalıklar da gelmekte kendi hayvanlarımız da hastalanmaktadır.

Silah kaçakçılığının gözde merkezi Irak'ın Erbil şehridir.

Burada silah pazarları kurulur.

Her türlü silahı bulmak mümkündür.

Uçaksavardan havan topuna makineli tüfekten el bombasına kadar bütün silahlar bulunur.

Bu silahlar kaçak olarak bölücü örgütün korumasında sınırlarımızdan geçer.

Bölücü örgüt kaçak silahları hem kendisi kullanır hem de mafya türü örgütlere satarak akıl almaz finans gücü kazanır.

Sınır kaçakçılığında uyuşturucu madde kaçakçılığı bölücü örgüte en çok finansı sağlayan unsurdur.

Uyuşturucu kaçakçılığı özellikle İran sınırlarından yapılmaktadır.

Başkale ve Yüksekova ilçeleri önemli üs merkezidir.

Sınırdan eroin ve kokain geçirilmez. Geçse bile çok az miktarlarda olur.

Sınırlarımızdan gecen uyuşturucu, eroinin ham maddesi olan baz morfin dir.

Baz Morfini eroine dönüştürmek için Avrupa ülkelerinden kaçak olarak Asit Anhidrit gelir. Ülkemizde imal edilen eroin Suriye üzerinden veya direk olarak ülkemizden Avrupa'ya gönderilir.

Baz morfinin eroine dönüştürülme işlemi bir gün içinde yapılır.

Gece yapılan işlem sabaha karşı biter ve kurumaya bırakılır.

Dönüştürme işlemi yapılırken çok kötü bir koku ortaya çıkmaktadır.

Bu yüzden merkezlere uzak dağ köylerinde yapılır. Kurutulan ürün yer altına gömülerek saklanır.

Ortalık sakinleşince çıkartılarak özel araçlarla sevkiyatı yapılır.

Elde edilen kara para inanılmaz boyutlardadır.

Avrupa'dan Asit, tırlarla ülkemize girer.

Baz Morfin ise genelde İran sınırından at sırtında kolayca ülkemize ulaşır.

Eğer ödeme gücü ve güvenilir adamlarınız varsa İran'dan bir gecede bir ton Baz morfini kaçak olarak sınırdan geçirebilme imkânı vardır.

Kaçakçılığın önlenmesi için sınır boylarına kurulan Jandarma Karakolları daima bölücü hainlerin hedef noktası olmuştur.

Geçmiş dönemler incelenirse hain saldırıların yoğunluğu bu merkezlidir.

20101 yılında yapılan Samanlı Karakolu baskını buna örnektir.

Hakurk'tan gelen 300'e yakın hain bölücü sürüsü karakola saldırmış 24 askerimiz şehit olmuş 7'si ise kaçırılmıştır.

Bu bölge Şemdinli ilçesinin en güney ucudur.

Çok önemlidir.

Hain bölücü başı Öcalan sorgusunda PKK'nın finans kaynaklarını açıklarken şöyle demiştir;  .

Görüldüğü gibi hain bölücü örgütün olmazsa olmazı olan kaçakçılık ve kaçaktan elde edilen haraç tahmin bile edemeyeceğimiz boyutlarda ve miktarlarladır.

Ne yazık ki örgütle mücadele bahane edilerek gerektiği gibi kaçakçılığın üzerine yeteri kadar gidilmemiştir.

Bunda iktidara gelen hükümetlerin ve sınır boylarındaki devlet görevlilerinin ihmalleri önemli boyutlardadır.

Tabi ki samimi olarak ihmal midir?

Yanıtını herkes sorgulamalıdır. Gerçek olan şudur.

Maddi güçten yoksun olan hiçbir örgüt yaşantısına devam edemez.

Para silah demektir.

Para mayın demektir.

Para Mehmetçiğe sıkılan kurşun demektir.

Eğer hain bölücü sürüsü yok edilmek isteniyorsa ona yaşam alanı tanıyan ihanetin kalbi  la mücadele her türlü yapılmalı vatanımızı bölmeye ve yok etmeye çalışanlarla savaşılmalıdır.

TÜRKSOLU ve Milli Mücadele 'nin başlattığı   kampanyası bölücü örgütün toplum içindeki finans kaynaklarını kesmeye yönelik çok önemli bir adımdır.

Kampanya istenilen etkiyi kısa sürede yaparak bölücü hainleri ve içimizdeki işbirlikçileri hemen paniğe sevk etti.

Ne yapacaklarını şaşırdılar. Kampanyamız devam edecek ve etmek zorundayız. Biz gücümüzü biliyoruz. Tüm vatanını sevenler TÜRKSOLU Söylenecek son söz, Hiçbir şey yapmayanlar ihanete ortak olanlardır...  


--   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Inanmayan bir gonul, icinde kus bulunmayan bir kafese benzer.  Abdulkadir geylani   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Kurmus oldugum guruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir guruptur.  Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.  http://orajpoyraz.blogspot.com/

29 Aralık 2011 Perşembe

POLITIK - Muhtemelen bir kripto Ermeniyle(?) daha karşı karşıyayız...

"ULUDERE'DE YARATILAN KATLİAMIN HİÇBİR GEREKÇESİ OLAMAZ!"

Aynen böyle demiş Mehmet SOĞANCI.
Üstelik adamım, Türkiye(dikkat) Mühendis ve Mimar Odaları Birliği adına konuşuyor.


1. Uluderede yaşanan olaya katliam demek için ciddi şekilde artniyetli olmak gerekir. Dense dense en çok kaza, dost ateşi denebilir. Gerçekte katliam diyebilmek için hem nitelik, hem de nicelik olarak çok daha farklı bir tablo olması gerekir. Misal Felluce, Hama-Humus, Halepçe, daha eskilerden Stalingrad kuşatması vb.

2. Ölenlerin masum olduğunu söylemek doğru değil. Ölümü hak etmemekle beraber bunlar kaçakçıdır. Kaçakçılık da benim bildiğim hala daha bir suçtur. Üstelik ölenlerin sızmaya çalışan teröristler sanılması yaptıkları işten dolayıdır. Bu kadar şiddetli çatışmaların yaşandığı bir bölgede ne kadar tehlikeli bir iş yaptıklarını biliyor olmalıydılar. Herkesin birbirinin gırtlağına sarıldığı bir zamanda, ortamda hesabını iyi yapacaksın, dağda bayırda gezmeyeceksin, kaçakçılık yapmayacaksın. Adam gibi iş tutacaksın, uyuşturucu madde, akaryakıt kaçakçılığını bir meslek sanmayacaksın. Alnının teriyle para kazanmayı öğreneceksin. Bu kadar basit. Mayın tarlasında gezen mayına basar.

3. Yaşanan olayın kasıtlı olduğunu söylemek de ciddi bir artniyet işaretidir. Her hangi bir ordu sivilleri hedef aldığında öyle 30 kişilik kayıpların hesabı bile tutulmaz. Yüzbinlerle konuşmaya başlarsınız. Misal, Kürtleri sınırımıza yüzbinlerle yığan Irak güçleri sadece iki tümen gücündeydi. Fellucede yapılan katliamı ne boyutta  bir birlik yaptı sanıyorsunuz?

4. Sonuçları ölüm olan politikaların hesabını devlete değil, ayrılıkçı Kürtlere ve bunların kurdukları terör örgütlerine sormalıydınız, devlete değil. Bu şekilde kurulan ters mantık PKK işidir.

5. Devletlerin kendi varlığını koruma hakkı vardır, ve bunu tartışmak boşunadır. TSK silah bırakmaz, PKK silah bırakır. Bunu tartışmak, konuşmak PKK nın işidir.

6. Bölgede ne yaşanıyorsa bunun tek suçlusu sadece ve sadece Kürt ayrılıkçılığını körükleyen, destekleyen, taraftar olanlardır. Bütün ölümlerin acıların hesabını onlara soracaksınız.


Ya da mertçe yiğitçe silahı elinize alıp sizde PKK saflarına katılıp, TSK'nın karşısına geçip mücadelenizi vereceksiniz.
Namertlik yapmayacak, mertçe niyetinizi beyan edip, niyetinize uygun yaşayacaksınız.

Evet tarihte bunu Ermeniler denediler ve sonuç ortadadır.
Yaşananların utancıyla, yenilginin ağırlığıyla ülkede Ermeni kelimesini dahi kulanamayacak duruma düştüler ve kimi zaman Kürdüz, kimi zaman da Aleviyiz diyerek saklandılar.
Rahat durmadılar.
Şimdi de ülkede kalan kripto Ermenileri kullanarak, Kürtleri kendilerine alet ediyorlar.

Aldananlar da kaderlerini yaşayacaktır.

Bu savaştır, savaş her zaman kan ve gözyaşı demektir.
Savaş meydanlarına çıktıktan sonra ovunmak dövünmek beyhudedir.
Savaşın nezaketi, kibarlığı, nahifliği, zerafeti olmaz.
Ölüm her zaman pis kokar...



ULUDERE'DE YARATILAN KATLİAMIN HİÇBİR GEREKÇESİ OLAMAZ!

"Kürt sorununun çözümü" adı altında atılan adımlar artık sivil ve masum insanları da içerisine çeken bir ölüm girdabına dönüşmüş durumdadır. 29 Aralık 2011 tarihinde Şırnak'ın Uludere ilçesinde yaratılan katliam mantığı ve sözleri kilitlemiştir.

Bugün, bilincimiz ve vicdanımız ölüm girdabının içerisine doğru çekilmeye çalışılmaktadır. Sonuçları ölümü doğuran politikaların hiçbir makul gerekçesi olamaz.

Yaşanan katliamdır. TMMOB, bu katliamı yaratanların açığa çıkarılması için atılacak adımların insanlık adına takipçisi olacaktır.

Mehmet Soğancı
TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı


--   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Senin hakkinda iyi zanda bulunanin zannini gerceklestir.  Hz.Ali   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Kurmus oldugum guruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir guruptur.  Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .  Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.  http://orajpoyraz.blogspot.com/

POLITIK - Nükleer Saatin Tik Tak Sesleri

Nükleer Saatin Tik Tak Sesleri

Bülent ESİNOĞLU

B

ildiğimiz gibi, Amerika ve Avrupalı bazı devletler İran’a ağır yaptırımlar uyguluyorlar.
En sonunda, İran Merkez Bankası üzerinde işlem yapmamayı yaptırımlara ilave ettiler.

Amerika’da yayınlanan gazetelere şöyle bir göz atarsanız, dünya çok tehlikeli bir dönemeçte, Amerika savaş yolunda, üçüncü dünya savaşı artık soyut bir kavram değil, Amerika ve müttefikler İran’a karşı savaşa hazırlanıyor gibi başlıklar okumak mümkün.

Masada, taktik nükleer silah kullanımı yanında, konvansiyoel silahları da kullanalım mı tartışması, Amerikan medyasının işlediği konulardan.

Yeni gelişmeler olarak şunları söyleyebiliriz.
İran’a tehditler yenilendi.
Örtülü paramiliter oluşumlar İran içinde gerçekleştirildi.
CIA’nin insansız hava araçları gönderildi.
V.s.

İşbirlikçi medya, bir taraftan İran’da nükleer silah var, propagandasını işlerken,  öte yandan, Libya’daki uygulamaya benzer, paramiliter silahlandırma yürütüldü.

Geçen hafta, Amerikan Savunma Bakanı İran’ın bir yıldan daha az bir zamanda nükleer silah yapacağını söyledi.

Tehditler ve yaptırımlar karşısında, kendisini kapana kıstırılmış hisseden İran’da kartlarını açıklamaya başladı.
Ambargoya karşı ambargo dedi ve Hürmüz Boğazını kapatabileceğini açıkladı.

Amerika İran’ı işgal edip, petrole el koyamayacağını bildiği için, bana yaramayan petrol İran’a da yaramasın stratejisine girdiği anlaşılıyor.

Konvansiyonel silah ve işgalin hem mümkün olmadığını, hem de pahalı bir yol olduğu için taktik nükleer silah kullanılmasına öncelik verdikleri anlaşılmaktadır.
Bu durum, Amerikalı elitlerin de rasyonalite anlayışına uyduğu için benimsenmiş görünmektedir.

Bu durumun, Rusya ve Çin’in de gözünü korkutacağı için, Amerika’nın ekonomik krizden çıkmasının yolu olarak görülüyor.

Taktik nükleer silah nedir bilmiyoruz ama Hiroşimaya atılan atom silahının, termo- nükleer olduğunu öğrenmiştik.
Anlaşıldığı kadarıyla, taktik nükleer silah, tahribatı düşük düzeyde olan, nükleer bir silahtır.

Amerikan gazetelerine inanmak gerekirse, bu taktik nükleer silahtan, Amerika’nın İncirlik Hava Üssünde bolca varmış.
(Lütfen şaşırmayın, Irak işgalinde Amerika üssü olarak kullanıldı.
Buradan, 4496uçak dalışı gerçekleşti.)

Tabi bu silahın, İran’a karşı kullanılmasından sonraki dünya da, bu günkü dünya olmayacağı kesin.

Ucuza halletmek istediği İran meselesi, beklide Amerika’nın da bedelini ödeyemeyeceği kadar pahalıdır.

29.12.2011, bulentesinoglu@gmail.com

 

--   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Buyuk sozler vermekten korkma ama yerine de getir!  Anonim Nasihat   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .   Kurmus oldugum guruba uye olun Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir guruptur.  Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com   . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . .    Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.  http://orajpoyraz.blogspot.com/