1 Haziran 2019 Cumartesi

TÜGVA’NIN TERLİKLERİ ENSAR’IN ÇİLİNGİR PARASI İZMİT BELEDİYESİ’NE ÖDETİLMİŞ

İBB neden çok önemliydi?
Bizlerin hiç aklına gelmeyen şeyler bunlar.

Biz zannediyoruz ki, hizmet için, politik kariyer için önemli.
Hayır, lokma çok büyük, çok tatlı, İstanbul Büyük Şehir Belediyesi sanki etin en güzel yeri gibi.

Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc )
           L2fSIJNoA0xfSNxA  

TÜGVA'NIN TERLİKLERİ ENSAR'IN ÇİLİNGİR PARASI İZMİT BELEDİYESİ'NE ÖDETİLMİŞ

31/05/2019 23:21

31 Mart yerel seçimlerinde Kocaeli'de AKP'den CHP'ye geçen tek belediye olan İzmit belediyesinin başkanı Fatma Kaplan Hürriyet Bilal Erdoğan'ın da Yüksek İstişare Kurulu üyesi olduğu Türkiye Gençlik Vakfı (TÜGVA) ile Ensar Vakfı'nın bölgede yaklaşık 1 milyon lirayı bulan masraflarının ilçenin önceki AKP yönetimi tarafından karşılandığını açıkladı.

İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet basın toplantısında. Fotoğraf: izmit.bel.tr

Kocaeli gazetesinin haberine göre İzmit belediyesinde bir basın toplantısı düzenleyen Hürriyet kendisi hakkında göreve gelir gelmez 'işçi kıyımı' yaptığı iddialarıyla ilgili konuştu. Hürriyet söz konusu işçileri işten çıkartmadığını kendilerinin ayrıldığını söyleyerek iddialara konu olan işçilerden bazılarını bizzat arayarak işten kendi istekleriyle ayrıldıklarına ilişkin beyanlarını aldı.

AKP'li belediye dönemini eleştiren Hürriyet "Burayı akraba cennetine çevirmişler" dedi. Belediye başkanı "AK Parti kadın kolları başkanı Betül hanımın eşi Şaban bey burada çalışıyormuş. Şaban bey de kendi isteğiyle işten ayrıldı. AK Parti kadın kolları başkanının eşinin benimle çalışmak istememesi çok normal" diyerek haksız işçi çıkarttığı iddialarına tepki gösterdi.

Hürriyet göreve gelmesinden bu yana haksız maaş alanları ve gereksiz harcama kaynaklarını eksilterek 'Bir buçuk ayda bir trilyon liralık tasarruf yaptıklarını' da ifade etti.

'Bekanın be'si belediye ka'sı kasası'

Açıklamalarına "Hak aramak değil hak yemeye devam edememenin sancıları bunlar. 'Beka'nın ne olduğu çok iyi anlaşıldı. Be'si belediye ka'sı kasası. Makamı tepe tepe kullanmışlar" diyerek devam eden Hürriyet TÜGVA ve Ensar Vakfı'nın masraflarının AKP dönemindeki İzmit belediyesi tarafından karşılanmasına ilişkin şunları söyledi: "Şimdi TÜGVA'nın işlerine gelelim. Şimdi size neleri bizim karşıladığımızı açıklayayım. 54 bin liraya tefrişat alımı terlik kahve çay ayna çilingir vs. her şeyi biz karşılamışız. Yahu TÜGVA'nın terliğini bile biz karşılamışız. Toplamında bizim tahminimiz 1 milyonu bulacak gibi görünüyor. Kamuoyunu yanlış bilgilendirmeyeyim hepsini tamamladığımda tam rakamı elbette açıklayacağım. ENSAR Vakfı'da aynı şekilde. Çilingirini bile ENSAR Vakfı'na biz göndermişiz. "



http://www.diken.com.tr/tugvanin-terlikleri-ensarin-cilingir-parasi-izmit-belediyesine-odetilmis/?fbclid= IwAR1q1tkhLLJt1YWkWXdylmDJSy9PArIYvkyveC6UE4NnQVje-odBYTVyZ5U


- - - - - - - - - - - - -

a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
Milli egemenlik oyle bir nurdur ki onun karsisinda zincirler erir tac ve tahtlar batar mahvolur.
Milletlerin esirligi uzerine kurulmus muesseseler her tarafta yikilmaya mahkumdurlar.

Gazi Mustafa Kemal ATATURK

- - - - - - - - - - - - -
JEAN MESLIER : SAGDUYU TANRISIZLIGIN ILMIHALI

161. DINLE SIYASETIN BIRLESMESININ, GEREK HUKUMDARLAR GEREKSE KAVIMLER ICIN NE KADAR KOTU OLDUGU HAKKINDA

Bu dunyanin hukumdarlari, tanrisalligi ulkelerinin yonetimine ortak ederek, nufuz ve kuvvetlerini Allah'tan aldiklarini onaylayarak, Allah'in yeryuzundeki golgesi (zillullah) olarak gecinerek, din buyuklerini ister istemez kendilerine rakip ya da hudavent yapmislardir. Bu durumda, ruhbanin, hukumdarlara, goksel hukumdarin mutlak ustunlugunu cogu kez hissettirmeleri saskinligi gerektirir mi? En buyuk guc ve yuceligin, iman kaynagina, ruhani kudret ve yucelige bas egmeye zorunlu oldugunu, rahipler, cismani hukumdarlara bircok kez bildirmemisler midir? Ozellikle uyruklarindan istedikleri seyde birlik olmadiklari zaman, iki efendiye, biri cismani oteki ruhani iki hukumdara hizmet etmek kadar zor bir sey yoktur.

Dinin siyasetle ortakligi, ister istemez, hukumetlere iki katli bir yasa (iki mahkeme, iki adliye, iki hukuk, nizamiye ve seriye adiyla iki tur meclis) getirdi. Ruhaniler tarafindan yorumlanan ilahi yasa (seriati ilahiye) cogunlukla hukumdarin yasasina ya da hukumetin cikarina muhalif oldu. Hukumdar sahibi dayanikli oldugu ve uyrugunun sevgisinden emin oldugu zaman, Allah'in yasasi, bazen, cismani hukumdarin makul niyetlerine katilmak zorunda kaldi. Ancak hukumdarlarin yetkisi cogu kez, ilahi yetkinin, yani ruhbanin cikarlari onunde geri cekilmek zorunda kalmistir. Bir hukumdar icin buhurdana vaziyet etmek, yani dinin istedigi adaletsizlikleri iyilestirmek istemek kadar hicbir sey tehlikeli degildir. Tanrisal hukuka, rahiplerin ayricaliklarina, mal, mulk ve akarlarina dokunuldugu zaman oldugu kadar, hicbir zaman "Allah gazaba gelmez"!

Insanlarin metafizik dusunceleri, dini gorusleri, yaratilislari uzerinde, ancak bu dusunce ve bu gorusleri cikarlarina uygun gordukleri zaman etkili olur. Cogu kez direndikleri, karsi olduklari ruhani saltanat karsisinda bircok hukumdarin tavir ve hareketleri kadar, bu gercegi inandirici bir sekilde kanitlayan bir sey yoktur. Dinin onemine ve hukukuna inanan bir hukumdar, bu dinin rahiplerinin emirlerini saygiyla kabul etmeye ve bu emirlere bizzat tanrisalligin emirleri gozuyle bakmaya vicdanen zorunlu degil midir? Bir zaman oldu ki, hukumdarlar ve ahali, mantiki ve ruhani saltanatin hukukuna daha cok inandiklari icin, benliklerini her iliskide ruhani saltanata birakiyor, onun kolesi oluyor ve onun ellerinde uysal bir aractan baska bir sey olmuyorlardi: Artik bu mutlu zaman yoktur! Bazen en sofu hukumdarlarin, kendilerine Allah'in nazirlari gozuyle bakanlarin, nazirlarin her girisimine muhalefet ettikleri goruluyor. Din korkusuyla tumuyle birlesmis ya da Allah'i icin saygiyla dolu olan "Monark" rahiplerinin, din buyuklerinin huzurunda hep secde halinde bulunmasi ve onlara gercek hukumdarlari gozuyle bakmasi gerekirdi. Yerkuresi uzerinde, "zati ecellu ala"nin kudret ve buyukluguyle boy olcusmek hakkina sahip olan bir kudret ve buyukluk var midir?

- - - - - - - - - - - - -
Biz dusmanlarimizi yok etmek icin ugrasmayiz, onlari degistiririz.
Bilmem, anlatabiliyor muyum ?

George Orwell1984

- - - - - - - - - - - - -
Dinler, doga gerceklerinin, hakkinda cok onemli nedenler one surmedigi sonuclardir.

BIERCE,AMBROSE (1842-1914) ABD'li yazar.
Ateistin Kutsal Kitabi - Aforizmalar - Derleyen Joan Konner

- - - - - - - - - - - - -
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

 



UĞUR ORAL : DEMOS VE KRATOS - "DEVLET Mİ BİREYİN EMRİNDEDİR YOKSA BİREY Mİ DEVLETİN?"



UĞUR ORAL : DEMOS VE KRATOS - "DEVLET Mİ BİREYİN EMRİNDEDİR YOKSA BİREY Mİ DEVLETİN?"



Mükemmel bir yönetim biçimi var mıdır? Demokrasi gerçekten de "kusursuz" bir rejim midir? Halkın iradesinin ortaya konması bağlamında en ideal rejim olarak kabul edilir edilmesine de… tarih içinde sürekli eleştiri konusu olmuş bir yönetim tarzıdır demokrasi…

Örneğin demokrasiye inanmazdı Yunan düşünür Platon…

Siyaset bilimine "Platon'un paradoksu" olarak geçmiştir büyük filozofun demokrasi sorgusu…

Platon bilinçsiz kitlelerin yapacağı seçimlerin hatalı sonuçlar doğuracağını savunmuştur…

"Devlet" isimli eserinde egemenliğin cahil kesimlerin eline geçmesi durumunda demokrasinin felaketlere yol açabilecek bir rejim olduğu öne sürmektedir Platon…

Şöyle demektedir "Ya halk kendisini bir tiranın yönetmesini isterse ne olacak?" Haksız mı?

Saddam Hüseyin %99 4 oy almıştı 1995'te. Mussolini'nin 1924'te aldığı oy %64'tü. Hüsnü Mübarek 2005'te %88 oy almıştı. Beşer Esad'ın 2012'de aldığı oy %67 Hitler'in Nazi Partisi Temmuz 1932'de oyların yaklaşık yüzde 40'ını almadı mı?

Hitler de sonuç itibarıyla seçilerek göreve gelmedi mi?

Yani yönetenin seçimle göreve gelmesi yeterli midir demokrasi için…

Özgürlük sunmayan bir rejim gerçekten demokrasi midir?

Yoksa 'demokrasi ambalajına sarılmış bir dikta rejimi' mi?

20. yüzyılda gördüğümüz diktatörlerin çoğu "demokrasi elden gidiyor" diye kendi baskı rejimlerini kurmuşlardır…

Yani demokrasi aslında demokrasiden rahatsız olanların elinde oyuncağa dönüşmüştür demokrasi vaat edenlerin elinde can vermiştir bir anlamda…

Platon aslında hiç de yalnız değildir bu görüşünde…

Misal kendisinden önce yaşamış Aristo'ya göre de demokrasi despotizmin en ileri şeklidir.

Tarihsel süreç içinde düşünürlerin demokrasi sorgusu sürmüştür…

Fransız aydınlanmasının öncü isimlerinden Voltaire "Katıksız demokrasi ayak takımının despotizmidir" fikrini savunmuştur.

Montesquieu de destek vermiştir Voltaire'in düşüncesine: "Demokrasi iki farklı aşırılığa sahiptir; aristokrasiye dönüşen eşitsizlik ruhu ve despotizme dönüşen aşırı eşitlik ruhu. "

Emanuel Kant "Demokrasi despotizmdir. Genel iradenin onaylamadığı bir yürütme oluşturur. " der… Ünlü düşünür Pierre Joseph Proudhon'a göre demokrasi keyfi güçten başka bir şey değildir. Hatta gizli bir aristokrasidir.

Liberalizmin fikir babalarından Friedrich A. Von Hayek ise şöyle açıklar görüşünü: "Demokrasi ümit edildiği gibi tiranlığa ve baskıya karşı insanların güvenliğini sağlayacak bir sistem olamadı. Düşünen insanlar arasında demokrasiye inancın giderek azaldığını görünce üzülüyorum. "

Demokrasi Yunanca Demos (halk) ve Kratos (iktidar erk) sözcüklerinin birleşimiyle ortaya çıkmış bir kelime…

Etimolojik olarak halkın gücü vatandaşın hâkimiyeti anlamına geliyor… Yani olay "demos"la halkla başlıyor… Platon demokrasiden yola çıkarak "demos"u yani toplumsal bilinci sorgulamıştır aslında…

Eğer "demos" seçimini bilinçli yaparsa "kratos"un icrasında da sorun olmaz.

Demokrasinin günahı da sevabı da "demos"un omuzlarındadır yani…

Bu yüzdendir ki demokrasiye karşı çıkan düşünürler "demos"un yapabileceği hatalara dikkat çekmektedir aslında…

Ya da "demos"un düşebileceği tuzaklara…



Türkiye'de demokrasi var mıdır?

Türkiye demokratik bir ülke olabilir mi?

Bu soruya rasyonel bir yanıt verebilmek için Platon'un perspektifinden bakalım…

Türkiye'deki seçmeni yani "demos"u sosyolojik ve hatta genetik açıdan analiz edelim.

Yüzyıllar boyunca "teba" olarak yaşamıştır Türk Toplumu…

"Biat etme" kültüründen gelen bir toplumun demokrasiyi hazmetmesi ve uygulaması çok zordur…

"Padişahım çok yaşa" söylemi; devletin "baba" olarak anılması şeklinde devam eder… Tüm batılı toplumların tersine bizde devlete "baba" denir…

Ve nasıl ki örfümüzde babaya baş kaldırmak yoksa devlete de karşı çık(a)mayız… "Baba döver de sever de"der teslim oluruz… Bu yüzden toplumsal hak arama girişimlerine yabancıyızdır…

Sesimizi yükseltemeyiz korkarız…

Gerçekten demokrasinin hakim olduğu ülkelerde devlet bireyine "siz" der "rica eder" Bizde devletin vatandaşa "emretmesi" ve "sen"demesi her şeyi anlatmıyor mu?

Devlet mi bireyin mi emrindedir yoksa birey mi devletin?

İşte demokrasinin mevcudiyeti bu sorunun yanıtıyla direkt ilişkilidir…

Yani demokrasiye yabancılığımız örfümüzde başlıyor aslında…

Yönetene kayıtsız şartsız itaat etmek genlerinde var toplumun…

Vahdettin'in Rauf Bey'e "Millet koyun sürüsü! Bu sürüye bir çoban lazım! İşte o da benim!" demesinin ardından kaç yıl geçti ki Allah aşkına?

Demokrasi bir kültür birikiminin sonucu… Yüzyıllar boyu süren bir medeniyet terbiyesinin meyvesi demokrasi… Biz bu terbiyeden geçtik mi peki? Ya da yeteri kadar hazmedebildik mi özgürlüğü? Türk devrimi yarım kalmasıydı bugün demokrasimiz aslında çok daha olgun bir konuma gelebilirdi…

Atatürk'ün çok erken vefat etmesi sonrasında CHP yönetimlerinin halkla kaynaşamaması devrimin tam anlamıyla hayata geçmesini önledi…

Eğer devrimler gerçekten planlandığı oranda hayata geçebilseydi bugün medeniyet yolunda Türkiye çok daha gelişmiş bir ülke olurdu…

İşte o zaman gerçekten batılı ülkelerdekini andıran bir demokrasiden bahsetme şansımız olurdu…

Batıda demokrasi fikrinin gelişim sürecine baktığımızda Türkiye'nin neden bu yolda çuvalladığını görebilmemiz mümkündür.

Aydınlanmayla gelişen demokrasi fikri sanayi devrimiyle palazlanmıştır batıda… Şehirli ve emekçi sınıfın güçlenmesiyle yerleşmeye başlamıştır batıda demokrasi…

Piramidin tabanında bireyin özgürlük ve yönetime katılma talebi mevcuttur…

Bizde piramit ters yerleşmek durumunda kalmıştır. Yani tepedekilerin demokrasi fikrini tabandakilerin benimsemesi beklenmiştir…

O dönemin koşullarına göre bu kaçınılmaz olsa da başarılı olamamıştır ne yazık ki. . Bedel ödemiştir batılı ülkeler demokrasi için…

Bedelini ödediği için de değerini bilmektedir özgürlüklerin…

Örnek mi?

Mesela kadınlar seçme ve seçilme hakkına sahip olmak için büyük kavgalar vermiştir batıda…

Bedel ödeyerek sahip oldukları bu hakkın üzerine titrer kadınlar…

Ama Türkiye'de kadınlar Atatürk'ün vizyoner liderliği sayesinde batılı ülkelerden bile önce hem de hiç yorulmadan kavga vermeden sahip olmuştur bu hakka…

Bedel ödemedikleri için kadınlar sahip çık(a)mamışlardır haklarına

Fransız ve Amerikan devrimlerini incelersek ikisinin de bir bildirgeyle sonuçlandığını görürüz…

2 Temmuz 1776 tarihinde onaylanmış 4 Temmuz'da ilan edilmiş Amerikan Bağımsızlık Bildirisi…

26 Ağustos 1789 Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi.

Her iki bildirge de bireyin özgürlüklerine ve insan haklarına gönderme yapmaktadır…

Bizde Atatürk ve birlikte hareket ettiği birkaç aydını saymazsak kimse demokrasi için yapmadı ki Kurtuluş Savaşı'nı… Ulusun özgür olması bireyin özgür olması anlamına gelmez her zaman… Amaç ülkeyi düşmandan kurtarmaktı…

Hatta ülke düze çıkınca padişahın yeniden başa geçmesini bekleyenler bile vardı…

Birinci Türkiye Millet Meclisi'nde kinci Grup" olarak adlandırılan milletvekili topluluğunu anımsayın…

Türkiye'de çok partili döneme geçiş yani demokrasinin doğumu sadece 68 yıl öncesine dayanıyor…

68 yıl bir ülkede demokrasi kültürünün oturması adına öyle az bir süre ki…

Kabul edelim ya da etmeyelim (işimize nasıl geliyorsa) bizde sorun "demos" ta… Seçmenin büyük bölümü eğitimsiz…

Demokrasi bu bilinçsiz kitleleri menfaatleri doğrultusunda yönlendirmek isteyenlerin elinde bir oyuncak olmaktan öteye geçmiyor ne yazık ki. Eğitimsizlikten daha da vahimi "bilinçsizlik" İçi boş eğitim bilinçli yurttaş üretmez… Bilinçli seçmen kefenlere bürünüp yollara düşmez…

Bilinçli seçmen "öl de ölelim" diye slogan atmaz"

Borsada bir kuruşu bile yokken "borsa düşüyor" diye karalar bağlamaz…

Bilinçli seçmen kendisine yalan söyleyen siyasetçiyi cezalandırır…

Bilinçli seçmen kendisini yönetenlerin bu denli geniş dokunulmazlığa sahip olmasına izin vermez…

Bilinçli seçmen eleştirir sorgular körü körüne oy vermez…

Bilinçli seçmen milletvekilinin "vekil" kendisinin "asil" olduğunu unutmaz…

Demokratik ülkelerde seçmen işte bu bilinçtedir… Peki ya Türkiye'de?

Seçmen okumaz bizde…

Soruşturmaz öğrenmek istemez…

Çoğu ezbere oy kullanır…

Çoğu depolitizedir…

Politize olanlar ise takım tutar gibi parti tutar Türkiye'de…

Anadolu'da kadınlar eşi nereyi işaret ederse oraya oy verir bizim toplumumuzda…

Gençler kendisine iş vereceğine inandığı partiye…

Hali vakti yerinde olanlar oy kullanmaya bile gitmez…

Bir kilo şekere bir paket makarnaya satanlar vardır oyunu…

Ekonomik durumu bizimkinden çok daha kötü olan halkın büyük bölümünün sefalet çektiği Avrupa ülkelerinde göremezsiniz bunu…

Olay ekonomiyle değil demokratik bilinçle bağlantılıdır çünkü…

Demokrasinin "olmazsa olmaz"ı kabul edilen STK'lara (Sivil Toplum Kuruluşları) üye olmaktan çekinir bizim halkımız…

Tüm seçmenler içinde bir siyasi partiye üye olanların oranı ancak %14'tür…

Bir toplu dilekçeye imza atmaya bile çekinir bizde insanlar…

Türkiye'ye demokrasi getireceğini iddia eden partilerin kendi içlerinde bile yoktur ki demokrasi…

Genel başkanların koltuklarına yapışmıştır… Ön seçim yapılmadan adaylıkların keyfi biçimde dağıtıldığı…

Partililerin partilerini sorgulama özgürlüğüne sahip olamadığı bir antidemokratik siyasi yapıdan demokrasi üretmesini beklemek hayal değildir de nedir?

Pilavın lezzeti pirinçten gelir…

Bu seçmen yapısıyla bu siyasi parti yapılanmasıyla Türkiye'de demokrasi mümkün müdür?

Yazımın başında belirttiğim gibi demokrasi kavramı birçok düşünür tarafından eleştirilmiş…

Ama en güzel tanımı Winston Churchill yapmış: " Demokrasi berbat bir rejimdir. Ama rejimlerin en az berbat olanıdır. "

Sonuç itibarıyla demokrasiden vazgeçmek olmaz…

Ama ne yazık ki toplumun bu haliyle de demokrasi olmaz…

ABD'nin eski başkanlarından John F. Kennedy "Demokrasilerde bir seçmenin cehaleti bütün halkın güvenliği için tehlikedir…" der…

Uzun söze gerek var mı?

Düşündürücü olan son yıllarda Türkiye'nin batılı vizyondan uzaklaşıp bir Ortadoğu ülkesi olma yoluna girmesi… Çarpıcı olan eğitim seviyesi yükselirken cehaletin bilinçsizliğin artması… Ve trajik olan…

Demokrasinin Türkiye'de yıllar içinde gelişmesini beklerken gerilediğini görmek… Siyasetin de siyasetçinin de kalitesi düşüyor tam tersine artması gerekirken.

Yıllar geçtikçe demokrasinin daha da yerleşmesi güçlenmesi beklenir…

Ama gelin görün her geçen gün daha da geriliyor demokrasi bilinci Türkiye'de…

Bireysel özgürlükler daha da kısıtlanıyor… Ve trajikomiktir ki bu gerileme sözümona "demokrasi" adına yaşanıyor…



Demokrasinin bir ülkede gerilemesi de gelişmesi de "demos"la bağlantılıdır…

Anımsarsanız yıllar önce bir manken kalktı "Dağdaki çobanın oyuyla benim oyum bir mi?" dedi…

Kızın üzerine çullandı herkes çarmıha gerdiler… Hemen infaza yöneldi kamuoyu… Rahmetli Aziz Nesin'in dillendirdiği "Bu milletin yüzde 60'ı aptaldır" sözünün altında yatan anlamdan farkı değildi manken kızın söylediği… Keza aslında 2500 yıl önce Platon'un ileri sürdüğü görüşlerden de farklı değildi…

Keşke aynı reaksiyon yıllarca bilinçli sistemli ve organize bir biçimde halkı cahil bırakanlara da gösterilebilseydi…

Keşke asıl halkın cahilliğini siyasette bir yere gelmek için kullananlar sorgulanabilselerdi…

Keşke halkın eğitimsizliğinden nemalanarak demokrasiyi amaç değil araç haline dönüştürenlere yönelseydi asıl tepki…

Ama bu toplum kendisini çıplak bırakanı değil kendisine "çıplak" diyeni "tukaka" ilan etmeyi seçti…

Sırtını sıvazlayanı baş tacı yaptı kendisini eleştireni dışladı…

İşte bu yüzden demokrasi bir türlü oturmadı Türkiye'de…

Halk hakkını aramasını hiç bir zaman bilmedi… Seçmen özgürlüklerine sahip çıkma olgunluğunu gösteremedi…

Bebeğini düşüren kadınlar gibi sahip çıkamadı büyütemedi içinde demokrasiyi… Embriyo kaldı demokrasi Türkiye'de… Büyüyüp cenin olamadı hiçbir zaman… Her toplum layık olduğu biçimde yönetilirmiş….

Demokrasiye kızmaya gerek yok…

Suçlu "demos"un ta kendisi…

Nazım'ın da dediği gibi: "Kabahatin çoğu senin canım kardeşim!"


- - - - - - - - - - - - -

a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
Medeni olmayan insanlar medeni olanlarin ayaklari altinda kalmaya mahkumdurlar.

Gazi Mustafa Kemal ATATURK

- - - - - - - - - - - - -
JEAN MESLIER : SAGDUYU TANRISIZLIGIN ILMIHALI

95. ILAHIYATCILARIN HEP SIGINDIGI DOGAUSTU NEDENLERIN SACMALIGI

Ilahiyatcilar, tuhaf itirazcilar degil midir? Esyanin dogal nedenlerini bulamadiklarini gorur gormez, "dogaustu" dedikleri nedenler icat ederler. Ruhlari, gizli nedenleri, aciklanmasi mumkun olmayan nedenleri aciklamaya ugrasirken daha karanlik kelimeler dusunurler. . . Doga olaylarini anlamak istiyorsak, doganin icinde kalalim, doganin disina cikmayalim; organlanmizin kavrayamayacagi derecede ince nedenlerini goz onune almayalim ve bilelim ki, doga disina cikarak doganin bize sundugu sorunlarin cozumunu asla bulamayiz.

Teolojinin varsayiminda da, yani maddenin her seye gucu yeten bir hareket ettiricisini varsayarken de, dinbilimciler, Allahlarinin bu maddeye dusunme yetisi verme gucunu de ne hakla kabul etmiyorlar? Kendisinden sonuc olarak dusunce uretme yetisi ortaya cikacak bicimde bilesik madde olusturmak, Allah icin, dusunen ruhlar yaratmaktan daha mi guc olurdu?

Dusunen bir madde varsaymakla, hic olmazsa dusuncenin konusu hakkinda bizde fiili dusunceyi uygulayan organ hakkinda bazi fikirlerimiz bulunur. Oysa, dusunceyi maddesi olmayan bir varliga dayandirmakla, konusu dusunce uretmek olan bu "maddi olmayan" varlik hakkinda en kucuk bir fikrimizin bulunmasi bizim icin mumkun degildir.

- - - - - - - - - - - - -
Bir insan devrimi korumak icin diktatorluk kurmaz.
Bir insan diktatorluk kurmak icin devrim yapar.

George Orwell1984

- - - - - - - - - - - - -
Her itibar bosluguna uygun bir enayilik dolgusu vardir.

RICHARD CLOPTON Ise, Hiristiyanligi Hakikat'ten daha cok severek baslayanlar, ardindan kendi mezhebini ya da kilisesini Hiristiyanliktan daha cok sevecek ve sonunda da kendini hepsinden cok sevecektir.
COLERIDGE,SAMUEL TAYLOR (1772-1834) Ingiliz sair, elestirmen ve filozof.
Ateistin Kutsal Kitabi - Aforizmalar - Derleyen Joan Konner

- - - - - - - - - - - - -
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

 





-------------------------------------------------
This free account was provided by VFEmail.net - report spam to abuse@vfemail.net
 
ONLY AT VFEmail! - Use our Metadata Mitigator™ to keep your email out of the NSA's hands!
$24.95 ONETIME Lifetime accounts with Privacy Features!
No Bandwidth Quotas!   15GB disk space!
Commercial and Bulk Mail Options!

30 Mayıs 2019 Perşembe

KUMPAS DAVALARI GERÇEKLERİ MUSTAFA KOÇ VE MUHAMMED SARIKAYA : ERGENEKON DAVASI

KUMPAS DAVALARI GERÇEKLERİ MUSTAFA KOÇ VE MUHAMMED SARIKAYA : ERGENEKON DAVASI

15/12/2018

"Ergenekon Davası" adaletin arandığı bir yargılama değil; baskı intikam işkence yakın tarihi yeniden yazma ve Türkiye Cumhuriyeti'ni bütün kurumlarıyla tasfiye aracıdır. Bu davada toplanan 21 iddianamede yargılanan ve aralarında yapay irtibatlar kurulmaya çalışılan farklı kesimlerdeki insanların tek ortak özelliği büyük bir hukuksuzlukla karşı karşıya kalmış olmalarıdır.

Yıllarca devam eden yargılamalar boyunca hiçbir olay aydınlatılamadığı gibi yakın tarihin onlarca dosyası birleştirilip düzmece delillerden medet umularak peşin hüküm oluşturulmuş; kararın açıklanması için sadece uygun zaman kollanmıştır. "Darbe girişimlerini yargılıyoruz (!)" görüntüsü aldatmacadan başka bir şey değildir. Milletimize asıl darbeyi bu davayı tertipleyenler yapmışlardır. Silivri Cezaevi içindeki duruşmalar düşman ceza hukukunda bile uygulanmayan zulme dönüşmüştür.

Bu davaya neden Ergenekon isminin verildiği önemlidir. ERGENEKON: Türklerin Orta Asya'daki efsanevi anayurdu olup en önemli Türk destanına adını vermiştir. Ergenekon destanı Türklerin esir olmayacağının bir kanıtı olan en önem- li Türk Destanıdır. Bu nedenle bu kumpas davasına Ergenekon adı verilmiş tarih boyunca esir alınamayan Türkler devlet içine çöreklenmiş işbirlikçiler yardımıyla esir alınmak istenmiştir.

Davanın kronolojisi kısaca şöyledir:

  • 2007 Haziran ayında diğer kumpas davalarında da olduğu gibi bir isimsiz ihbar ile soruşturmalar ve davalar zinciri başladı. Ümraniye Çakmak Mahallesi'nde bir gecekondunun çatısında patlayıcı madde bulunduğu bu maddeyi Mehmet Demirtaş'ın sakladığı patlayıcıları bir astsubayın temin ettiği ihbar edildi. Gecekondu sahibi Mehmet Demirtaş'ın yeğeni Ali Yiğit'in ifadeleri üzerine Demirtaş'ın askerdeki komutanı olan emekli astsubay Oktay Yıldırım gözaltına alındı. Şüpheliler İstanbul Emniyetinde sorgulandı. Bu davanın ilk dalgası olarak adlandırıldı.

  • Yaklaşık 13 ay süren soruşturma sürecinin ve devam eden 7 gözaltı dalgasının ardından 25 Temmuz 2008 tarihinde Ergenekon iddianamesi kabul edil- di ve dava süreci resmen başladı. Ergenekon davası için Silivri Cezaevi'nde bulunan spor salonu 740 kişi kapasiteli mahkeme salonu haline getirildi Devam eden operasyonlarda 18 Eylül 2008 tarihinde

  1. dalga olarak adlandırılan gözaltı operasyonunda beş teğmen ve bir askeri öğrencinin tutuklanmasıyla ilk defa muvazzaf subaylar tutuklanmış oldu. 27 Ekim 2008'de 2455 sayfalık birinci iddianamenin okunması kararına varıldı ve iddianame okunmaya başlandı. Tutuklamalar dalga dalga devam etti. 10 Mart 2009 Ergenekon davasında 2. iddianame İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderildi. 25 Mart 2009 Ergenekon davasının 2. iddianamesi mahkeme tarafından kabul edildi. 3 Ağustos 2009 Danıştay Saldırısı davası ile Ergenekon davası resmen birleştirildi. Mahkeme birleştirme talepli üçüncü iddianameyi 5 Ağustos 2009'da kabul etti. Devam eden ve hukuksuzluklarla dolu olan yargılamada 18 Mart 2013'te savcılık mütalaasını verdi. Mütalaada aralarında 64 sanık hakkında TCK'nın 312/1'inci maddesi uyarınca "Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Savcılar 2 bin 271 sayfadan oluşan esas hakkındaki mütalaada Ergenekon Terör Örgütü'nün varlığının sabit olduğu şeklinde tespitte bulundu.

    • 05 Ağustos 2013 tarihinde 66'sı tutuklu 275 sanığın yargılandığı davada İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi kararını açıkladı. 21 sanık hakkında beraat kararı verildi. Aralarında Bedrettin Dalan ve Turhan Çömez'in de olduğu firari sanıkların dosyaları ayrıldı. Vefat eden sanıkların davaları düştü. Diğer sanıklara 4 yıldan 2 kez ağırlaştırılmış müebbet+ 99 yıl hapis cezasına kadar çeşitli cezalar verildi. 17 sanık tahliye edildi 13 sanık hakkında tutuklama ve yakalama kararı verildi. Mahkeme kısa kararın ardından aylarca gerekçeli kararını açıklamadı. Bazı sanıklar davaya bakan ve kapatılan özel yetkili mahkemenin gerekçeli kararını yazmasının 7 ay sürmesi nedeniyle Anayasa Mahkemesine (AYM) bireysel başvuruda bulundu ve yüksek mahkeme "sanıkların haklarının ihlal edildiğine" hükmetti. İhlal kararı üzerine yasayla kaldırılan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi yerine başvuruları inceleyen nöbetçi mahkemeler tutuklu sanıkları tahliye etti.

    • İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin karardan 7 ay sonra 16 bin 600 sayfadan oluşan gerekçeli kararının taraflara tebliğ edilmesinin ardından dosya temyiz incelemesi için Yargıtay 16. Ceza Dairesine gönderildi. 6 Ekim 2015'te Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nde temyiz duruşmaları başladı. 21 Nisan 2016'da Yargıtay 16. Ceza Dairesi kararını açıkladı. Yargıtay kararında "Sebepsiz yere davalar birleştirildi ve yargılama uzatıldı. Hukuksuzdur. 'Tek kuzudan 3 post çıkarttılar' denildi.

    • Yargıtayın bozma kararının ardından İstanbul Özel Yetkili 13. Ağır Ceza Mahkemesi kapatılmış olduğu için dosyaya hangi mahkemenin bakacağına ilişkin yaşanan yetki karmaşasının ardından HSYK tarafından alınan kararla dosya İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

    • İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesince ilk duruşmanın 21 Haziran 2017'de yapılmasına karar verildi. Devam eden 8 celsenin ardından 16.05.2019 tarihli celsede nihai kararın verilmesi beklenilmektedir.

Davada tam bir Gizli Tanık Terörü estirilmiştir. En ağır hapis ya da müebbet hapis cezalarına çarptırılmış ve akıl sağlığı bakımından da şüphe uyandırıcı ifadelerde bulunan bu şahıslar iddia edilen Ergenekon Örgütündeki gizli tanıklığı kendilerine kurtuluş için son çare olarak görmüşlerdir.

Rakamlarla Ergenekon Davasına baktığımızda hukuk katliamının boyutları daha net ortaya çıkmaktadır: Dava toplam 21 iddianamenin birleşiminden oluşmuş 100.000'den fazla telefon iletişimi izlenmiş 60.000 telefon dinlenmiş 3.000 kişi hakkında takip yapılmış 1.360 kişi ifade vermiş toplam 289 sanık yargılanmış ve dava 11 yıldır devam ediyor. 7 sanık ifadesini veremeden 12 sanık yargılamanın neticesini göremeden vefat etmiş 7 sanık kansere yakalanmış tutuklu sanıklar yargılama sürecinde 20'den fazla 1.dereceden yakınlarını kaybetmişler 21 iddianamenin toplam sayfa sayısı 17.000'i aşmış davada gizli–açık toplam 153 tanık mahkemede ifade vermiş 21 iddianame ile ilgili 650'e yakın duruşma yapılmıştır. Bu Türk Yargı Sisteminde yaklaşık 150 yıllık ağır ceza yargılamasına denk gelmektedir.

Ergenekon Davasında görevli Hakim ve Savcılar

Hakkında Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2018/7 Esas sayılı dosyası üzerinden ilk derece sıfatıyla "Görevi Kötüye Kullanma Görevi İhmal Hürriyeti Tahdit Resmi Belgede Sahtecilik Suç delillerini yok etme gizleme veya değiştirme Suç Uydurma" suçlarından başlayan yargılama devam etmektedir. Yine Ergenekon davası 8 eski hakim ve savcısı hakkında Silahlı Terör Örgütü Yöneticiliği ve Üyeliği suçlaması ile 3 ile 600 yıl arasında değişen oranlarda hapis cezası istemiyle yargılamalar başlamıştır.

Bu kumpas davayı tertipleyenlere en güzel cevap yargılamada delil olarak gösterilen Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutuk'undan şu dizelerle verilebilir: "Bizim yüzümüz her zaman temiz ve lekesiz idi ve daima temiz ve lekesiz kalacaktır. Yüzü çirkin vicdanı çirkinliklerle dolu olanlar; bizim vatanseverce vicdanlıca ve namusluca hareketlerimizi küçük ve çirkin tutkuları yüzünden çirkin göstermeye kalkışanlardır. " 1927 (Nutuk II s. 882)

http://www.tesud.org.tr/uploads/yayin/dosya/1558524230c81e728d9d4c2f636f067f89cc14862c.pdf

- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
Gerci bize milliyetci derler.
Ama biz oyle milliyetcileriz ki isbirligi eden butun milletlere hurmet ve riayet ederiz.
Onlarin milliyetlerinin butun icaplarini taniriz.
Bizim milliyetciligimiz herhalde hodbince ve magrurca bir milliyetcilik degildir.

Gazi Mustafa Kemal ATATURK

- - - - - - - - - - - - -
JEAN MESLIER : SAGDUYU TANRISIZLIGIN ILMIHALI

182. HALK ICIN DININ COK GEREKLI OLDUGU HAKKINDA SIK SIK TEKRARLANAN GORUSLERIN REDDI

Bize hep diyorlar ki, "Halk icin bir din gereklidir. Aydin kisiler bir manevi zabitaya muhtac degilse de, hic olmazsa akil ve muhakemelerini hic gelistirmemis olan kaba adamlar icin din gereklidir. " Sarhosluga, hayvanliga, saldirganliga, hilekarliga, her turlu asiriliklara bu dinin engel oldugunu goruyor muyuz? Tanrisallik hakkinda hicbir fikri bulunmayan bir kavim, aralarinda bolunmelerin ve kotu ahlakin hakim oldugu gorulen bircok inancli kavimden daha igrenc bir tarzda hareket edebilir mi?

Mabetlerinden baslari one egik ciktiktan sonra, siradan insanlarin, bilinen egelencelerine daldiklari gorulmuyor mu? Sozun kisasi, kavimler, bu kadar kaba ve bu kadar az akli basinda iseler, bunlarin ahmakliklari, uyruklarinin gozlerinin acilmasina, kultur ve aydinlanmaya sahip olmalarina karsi olan hukumdarlarin ihmalleri sonucu degil midir? Kisaca, kavimlerin akilsizligi; insanlari makul bir ahlak dogrultusunda egitecek yerde, yoksullari hicbir zaman masallardan, hayal uykusundan, dini islerden, kavramlardan ve her seyi icerdigini kabul ettikleri sahte erdemlerden baska bir seyle doyurmayan rahiplerin acik bir eseri degil midir?

Halk icin din, aliskanlik sonucu bagli oldugu, gozlerini eglendiren, mizaci ustunde etkili olan ve ahlakini iyilestirmeksizin uyusuk zihnini gecici olarak tahrik eden bos bir merasimin suslu altinlarindan baska bir sey degildir. Bizzat din adamlarinin itiraf ettigi gibi, insanin hayatini duzenleyen ve her turlu kisisel isteklere ustunluk saglayan biricik yetenekli din kadar ender bulunan hicbir sey yoktur. Adil ve hakkaniyetli dusunelim; en kalabalik ve sofu kavimde, dini sistemlerinin ilkelerini bilmeye, bu ilkelerde fesat egilimlerini sondurmeye yetenekli kafalar cok var midir?

Bircok kimse bize diyecektir ki; hicbir dizgine sahip olmamaktansa, gelisiguzel bir dizgine sahip olmak daha iyidir. Bunlar iddia ederler ki, din; buyuk cogunluk uzerinde etkisiz kalsa da, olmadigi takdirde hic vicdan azabi duymaksizin cinayetlere girisecek olan bazi sahislari zapt etmeye yarar. . . Kuskusuz, insanlara bir dizgin, bir fren gereklidir. Ancak gerekli olan dizgin, hayali dizgin degildir. Onlara, gercek ve gozle gorulen dizginler gereklidir. Onlara, Pan yildirmalarindan ve umaci korkutmalarindan daha zapt edici gercek korkular gereklidir. Din ancak, birkac korkak ruhu korkutur; bunlarin ise karakterlerinin zayifligi zaten kendilerini vatandaslari icin az korkunc kilar. (Yani bu korkak ruhlular zaten iyilik ve kotuluge gucleri yetmedigi icin, bunlarin dinden korkmalarindan, toplum bir yarar saglamaz. ) Adil bir hukumet; siddetli yasalar, cok saglam bir ahlak, herkese saygi ve buyukluk birakir. Hic olmazsa bunlara inanmak zorunda olmayacak ve bunlarin hukumlerine riayetsizligin tehlikesini hissetmeyecek kimse kalmaz.

- - - - - - - - - - - - -
Insanoglu, kendinden baska hicbir yaratigin cikarini gozetmez.

George OrwellHayvan Ciftligi

- - - - - - - - - - - - -
Inanc?

Ben neye inaniyorum?
Ben gunese inaniyorum.
Tasa.
Gunes dogmasina ve tas ogretisine.
Kana, atese, kadina, nehirlere, kartallara, firtinalara, davullara, flutlere, banjolara ve supurge kuyruklu atlara inaniyorum.
ABBEY,EDWARD (1927-1989) ABD'li cevreci ve yazar.
Ateistin Kutsal Kitabi - Aforizmalar - Derleyen Joan Konner

- - - - - - - - - - - - -
Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

 





-------------------------------------------------
ONLY AT VFEmail! - Use our Metadata Mitigator™ to keep your email out of the NSA's hands!
$24.95 ONETIME Lifetime accounts with Privacy Features!
No Bandwidth Quotas!   15GB disk space!
Commercial and Bulk Mail Options!