20 Eylül 2026 Pazar

Tanrıyı ya da herhangi bir bilinmezi duygularla, hislerle, gönül gözü, kalp gözüyle aramak hatalı olur.

Tanrıyı ya da herhangi bir bilinmezi duygularla, hislerle, gönül gözü, kalp gözüyle aramak hatalı olur. Çünkü duygular, duyular, algılar aldatılabilir, hatta aldanma fıtratında vardır. Halusinasyonlar, ilüzyonlar, hülyalar, rüyalar ile gerçeklik arasında bağ kurmak aldatır. Netekim(!) gerçeküstü dünyalara kapı araladığı zannedilen rüyalar güzel bir örnektir. Rüyanda ölmüş babanı görebilirsin. Rüyanda eski peygamberleri görebilirsin. Rüyanda melekleri görebilirsin. Rüyanda Cebrail'i görebilirsin. Rüyanda Allahı bile görebilirsin. Bütün bunları gerçek dünya ile bir köprü olarak düşünürsen işte büyük bir safsatalar zincirine adım attın. Buna benzer şekilde uyanıkken rüya görebilirsin. Kimileri buna hülya diyor. Modern tıp halusinasyon, sanrı diyor. Sanrılar çok etkileyicidir. Her fani ölene kadar mutlaka sanrı görür. Büyük olasılıkla agoni halinde, dötünden nefes alırken, bütün metabolizman bozulmuş, beynin oksijensiz, şekersiz, dengesiz elektrolitlerin, karaciğerin yok edemediği toksik kimyasalların etkisindeyken karanlığın içinden uzanan bir ışık kümesi görebilirsiniz. Sonra resüte edilirsin, solunum desteği sağlanır, elektrolit dengen düzeltilir, beyinine bolca şeker, ve oksijen gider. Geri gelirsin. Ve herkese anlatırsın. Ben gördüm dersin. Bunu az çok hepimiz yaşayacağız. Bir de doğal olarak halusinasyon görme kabiliyeti olanlar var. Bunlar ağır psikozlar. John Nesh filmini hatırlayın. Adam ölene kadar halusinasyonlarla yaşadı. Küçük bir kız, bir CIA ajanı halusinasyonlarıyla. İlaç kullanırsa beyni bulanıyordu. Onun için kullanmadı. Ama halusinasyonlarını başkalarının algılarıyla sınama yolunu buldu ve kalan yaşamı boyunca böyle sürdürdü. Mesela anfinin kapısında küçük bir kız görmüştü. Yanındaki öğrenciye sordu, yanımda küçük bir kız görüyor musun diye. Görmüyorum dedi öğrenci. O zaman o küçük kızı ne derse desin umursamadı. Sonra o kıza yavaş yavaş uzaklaştı. Beyin tümörleri, epilepsi benzeri elektriksel ataklar, bazı ilaçlar, metabolik bozukluklar buna sebep olabilir. Beyin çok tuhaf bir organdır. Hareketsiz bir yağ yığını gibi. Ama içinde dünyalar saklıdır. İçgüdülerin, duyguların, dengenin, tekrarlayıcı hareketlerin, görmenin, işitmenin, koklamanın, tad almanın, solunum kontrolünün, yargının, hafızanın, kişilik dediğimiz bizi farklı kılan özelliklerimizin her birinin ayrı ayrı beyinde yerleri, bölgeleri vardır. Tıpkı bir bilgisayarın kasaının içi gibi. Görüntü kartı, hafıza kartları, BİOS işlemcisi ve hafızası, çevresel birimlerin bağlantı devreleri, vb. Bunlardan hangisinde arıza olursa, onunla bağlantılı emareler olur. Beyinde öyle. İşitme bölümünde arıza olursa işitsel sanrılar olur, ya da işittiğiniz anlayamazsınız. Görme alanında, yani oksipital lobda arıza olursa, misal anevrizma, tümör, infarktüs olursa gördüğünüzü anlamlandıramazsınız, ya da görsel halusinasyonlar görürsünü. Misal eşimin anneannesi bizde oksipital bölge infarktüsü geçirdi. Geniş bir alan etkilenmişti. Tek emare, halusinasyonlarıydı. Yattığı yerden, yatağın duvar tarafında, yastığın üstüne oturmuş, atletli kukulatalı bir adam kukla oynatıyormuş. Onun için bu gerçekti. Akıllı bir kadındı. Beynindeki hasar nedeniyle o kişinin aslında olmadığını, bizim görmediğimizi anlatınca kabul etti, o da umursamadı. İşte bu nedenle tanrılar, melekler, zebaniler, şeytanlar, cinler, periler, elfler, ruhlardan oluşan bir panteon konusunda duygular, rüyalar, hülyalar, sanrılar bizim için referans olamaz. Örneğin: Allah, melekler, Cebrâil, Mikâil, İsrâfil, Azrâil, Kirâmen Kâtibîn, Münker, Nekir, Harut, Marut, cinler, şeytanlar, İblis, ifrit, marid, gulyabanî, ruh, nefis, gayb, vahiy, mucize, keramet, burhan, nur, arş, kürsî, Levh-i Mahfuz, Kalem, Sidretü’l-Müntehâ, Beytülma‘mûr, Mescid-i Haram, Mescid-i Nebevî, Mescid-i Aksâ, Hacerü’l-Esved, Zemzem, Makam-ı İbrahim, Berzah, kabir âlemi, kabir azabı, kabir nimeti, mahşer, A‘râf, sırat, mizan, havz-ı kevser, cennet, Firdevs, Adn, Me’vâ, Naim, Dârüsselâm, cehennem, Cehennem tabakaları, Cehennem ateşi, Sakar, Hutame, Lezâ, Saîr, Cahîm, Hâviye, Zakkum, gayb âlemi, melekût âlemi, lâhût âlemi, ceberût âlemi, misal âlemi, ruhlar âlemi, kıyamet, sûr, diriliş, haşir, hesap, şefaat, kader, kaza, Levh-i Mahfuz, Sidre, Arş-ı A‘lâ, Arş’ın taşıyıcıları, Rıdvan, Mâlik, cennet hurileri, vildan, gılman, Tûbâ ağacı, Sidretü’l-Müntehâ, Kevser, sırat köprüsü, nur dağı, Hira mağarası, Sevr mağarası, Ashâb-ı Kehf, Kehf mağarası, Zülkarneyn seddi, Ye’cûc, Me’cûc, Deccal, Mehdi, Dabbetü’l-Arz, Hz. İsa’nın nüzulü, güneşin batıdan doğması, duman, üç büyük yer çökmesi, sûrun üflenmesi, kıyamet alametleri. Bireysel olarak yukarıda saydığım bütün gerçeküstü kavramlar, mekanlar panteonu ya da varlıklara ilişkin KİŞİSEL DENEYİMLER OLABİLİR. Bunun hiçbir anlamı yok. Bilim bize her konuda yeter. Bilim ahlak üretmede de, bilinmezi, geçmişi, geleceği anlamada da yeter. Bilim öngörü üretebilir, bu aslında kehanet demektir, bilim adamları modern çağın kahinleri, hatta peygamberleridir. Örneğin; Albert Einstein, Stephen Hawking, Richard Feynman, Paul Dirac, Werner Heisenberg, Erwin Schrödinger, Wolfgang Pauli, Max Born, Niels Bohr, Max Planck. Bilim BİLİNENLERDEN FAYDALANARAK, BİLİNMEYENİ ANLAMA SANATIDIR. Bilim sürekli olarak sınanabilir. Bilim KOLEKTİF, TEKRARLANABİLİR, DOĞRUDAN, NESNEL DENEYİM VE GÖZLEMLERLE sınanır. Bilim geçmişte ve şimdi yaşadığımız DENEYİM VE GÖZLEMLERİ ANLAMLI AÇIKLAMALARINI YAPAR. Bu nedenle ben uzun yıllardır, hakkında hiçbir KOLEKTİF, DOĞRUDAN, NESNEL, TEKRARLANABİLİR DENEYİM ve GÖZLEM olmayan gerçeküstü(!) kavramlar, varsayımlar ya da hayaller üzerine düşünmeyi bıraktım. Kendimi artık bir deist, agnostik olarak görmüyorum. Ben bir APA-TEİSTİM. Yani dine karşı APATİK'im. Yani ilgisiz, alakasızım. Ama dine karşıyım. Neden mi? 1) Bütün dinler ikilik ve nifak yaratır. New Age dinler bile en azından müritler ile inanmayanları ayırd eder, ve müritler arasında dayanışma, inanmayanlara karşı gizlilik, uzak tutma tavrı vardır. Kaldı ki, antik dinlerde bu işler daha da derindir. Yahudilik ve onun imitasyonu dinler;   a) Müritleri, kafirlerden(!?) üstün tutar.   b) Özgür bireyleri, kölelerden üstün tutar.   c) Kadınları, erkeklerden üstün tutar.   d) Takvası yüksek olanları, yani imanı, ibadeti yüksek olanı olmayanlardan yüksek tutar. Bu yüksek tutma tavrı farklı, ikili ahlak ve hukuk uygulamak seviyesindedir. 2) Bütün dinlerin geçmişi (kozmoloji), geleceği, bu günü açıklama iddiası vardır. Bu hem geçersiz, içi boş bir iddiadır, hem de her sorunun açıklaması varsa, ya da bütün cevapların sorusu din içinde varsa, bu durumda merak etmek, soruşturmak, şüphe etmek imkanı kalmaz. Artık bilim iklimi kalmaz, herşeyi HİKMET-İ HÜDA cümlesiyle karşılamak zorunluluğu orta çıkar. Bu nedenle dini metinlere aykırı açıklamalar küfürdür, hemen katli vaciptir sonucu üretir. 3) Dinlerin hukuk üretme, toplumsal düzen kurma iddiası vardır. Ki, bu da içi boş bir iddiadır. Eski tarihlerin dogmatik, yerel, belirli bir zamana, mekana, topluma münhasır ahlaki, dini ve toplumsal çıkarımları halkı eski çağlarının normları içinde birbiri ile, çevresi ile, yeni çağın gerçeklikleriyle çatışmaya sokar. 4) Dinler öngürü üretemez, bu nedenle toplumların gelecekleri için plan yapma, önlem alma, kötülüklere hazırlanma, iyilik ve refah üretme kabiliyetini yok eder. Açıkçası, nasıl ki, simya kimyanın safsatasıdır, numeroloji matematiğin, astroloji astronominin safsatasıdır, genel olarak dinlerde bilimlerin safsatasıdır. Tarih boyunca safsataların ve bilimin iç içe geçmesi bilinmeyenin çokluğundan kaynaklanır. Dindar bilim adamları vardır. Ancak, bunların bilimsel başarıları dindar olduklarından değil, dindar olmalarına rağmendir. Hala daha bilim her şeyi açıklamamıştır. Hala daha sosyal medyada TEORİK FİZİK alanındaki bilinmezlikler ya da GÖZLEM VE DENEYİM eksikliğini ilahi kavramlarla açıklama çabaları vardır. Ancak, ben herşeyi bir anda bilmenin hem imkansız, hem de gereksiz olduğunu düşünüyorum. Özgür bırakılırsa insan beyni çok verimlidir. Zaman yeterli olacaktır. Saygılar Oraj POYRAZ L2fSIJNoA0xfSNxA -------------- * * - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - *Gruba mesaj göndermek icin To send a message to the group * : ozgur-gundem@googlegroups.com *Gruba üye olmak icin To join the group * : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com *Grup kurucusuna yazmak için To write to the group founder * : 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc *Grup Sayfamız Our Group Page * : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ *Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz You can also check out my blog if you wish * : http://orajpoyraz.blogspot.com/ *Yeni web sayfam Our new website * : https://erkin.cc/ *Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) Email addresses (Contact us here if you have any problems.) * : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder