16 Mayıs 2026 Cumartesi

Ekşi Sözlükten Tümgeneral kadrosuna atanan genç bürokratla ilgili bir yorum:

*Ekşi Sözlükten Tümgeneral kadrosuna atanan genç bürokratla ilgili bir yorum:* Bu mesele yalnızca bir /*“protokol düzenlemesi”*/ değildir. bu mesele, kışlanın ruhuna hangi dünyanın hâkim olacağı meselesidir. çünkü kışla dediğiniz yer, herhangi bir kamu kurumu değildir. kışla; kendi hukuku, kendi dili, kendi sessizliği, kendi terbiyesi ve kendi hafızası olan kapalı bir dünyadır. o dünyanın kapısından içeri yalnızca diploma ile değil; terle, disiplinle, nöbetle, sürünmeyle, talimle ve en önemlisi postal sesiyle girilir. üniforma sadece kumaş değildir; bir aidiyet biçimidir. postalsa yalnızca ayakkabı değil, o aidiyetin yere bastığı sestir. bu dünyanın içerisine, o ocağın dumanını solumamış, gecenin üçünde içtima görmemiş, hudut karakolunda nöbet beklememiş, harekât psikolojisini yaşamamış insanlar /*“muadil”*/ sıfatlarıyla yerleştirilirse başka sorunlara kapı aralanmış olur. takım elbise, rugan ayakkabı ve siyasal referans; bazı yerlerde yılların askeri kariyerinin, postalın ve üniformanın önüne geçirilirse kurumsal yozlaşmaların önü açılır. kâğıt üzerinde /*“tümgeneral muadili”*/ deniliyor belki. ama mesele zaten tam da burada başlıyor: çünkü semboller, kurumlardan daha güçlüdür. bir kurumun içerisine hangi sembolü sokarsanız, zamanla o kurumun ruhunu da ona göre dönüştürürsünüz. kışlada rütbe yalnızca yetki değildir; bedelin görünür hâlidir. o apoletin arkasında tayinler, mahrumiyet bölgeleri, aileden uzak geçirilen yıllar, şehit cenazeleri, başarısız operasyonların vicdan yükü, disiplin soruşturmaları, harp akademileri ve sayısız psikolojik eşik vardır. şimdi siz bu hiyerarşinin tam ortasına, bütün bu süreçlerden geçmemiş birini yalnızca siyasal güven ilişkisiyle yerleştirirseniz, orada yalnızca bir atama yapmış olmazsınız; oradaki aidiyet zincirini kırarsınız. Çünkü üniformalı personel şunu düşünmeye başlar: “/*benim yıllarca dağda, sınırda, karargahta ödediğim bedelin karşılığı buysa, o hâlde bu kurum artık benim emeğimin kurumu mudur?”*/ işte çürüme tam burada başlar. sürekli /*“ordu siyasete karışmamalı”*/ deniliyor. doğrudur. modern devletin temel ilkelerinden biridir bu. fakat aynı cümleyi tersinden kurmaya cesaret edemeyenler, aslında meseleyi eksik anlatmaktadır: siyaset de orduya karışmamalıdır. çünkü ordunun içerisine doğrudan siyasal sadakat üzerinden açılan her kanal, kışlanın içine açılmış bir gediktir. üstelik bunun yarattığı sosyolojik kırılma yalnızca emir-komuta zinciriyle sınırlı değildir. orduevlerinden sosyal tesislere, lojman kültüründen gündelik ilişkilere kadar askerî dünyanın içerisine bambaşka bir habitus taşınmaktadır. çünkü askerî dünya yalnızca meslek değil, aynı zamanda bir yaşam biçimidir. o yaşam biçiminin içinde fedakârlık, ketumiyet, kolektif disiplin ve mesafeli hiyerarşi vardır. dışarıdan gelen siyasal kadroların ise çoğu zaman bu kültüre dair ne tarihsel hafızası ne de psikolojik bağı bulunmaktadır. bu yüzden mesele yalnızca /*“sivil denetim”*/ değildir. mesele, askerî kurumun profesyonel karakterinin korunup korunamayacağıdır. tarih bunun örnekleriyle doludur. osmanlı’nın son döneminde rütbelerin ve makamların liyakatten çok sadakatle, hatta zaman zaman para ve nüfuz ilişkileriyle dağıtılması; yalnızca bürokrasiyi değil, ordunun ruhunu da çürütmüştü. payeler çoğaldıkça makamların itibarı azalmıştı. herkese dağıtılan rütbe, sonunda rütbenin kendisini değersizleştirmişti. çünkü hak edilmeden alınan her makam, o makam için bedel ödeyenlerin gözünde kurumu küçültür. bir asker için rütbe; maaş değildir. sosyal tesis hakkı değildir. protokolde oturacağı sandalye hiç değildir. rütbe, ödenmiş hayatın özetidir. * sonunda ortaya çıkan şey şudur: * kendi kurumuna yabancılaşan üniformalılar… * kendi emeğinin karşılığını göremeyen subaylar… * ve giderek kurumsal hafızasını kaybeden bir askerî yapı… oysa ordu, modern devletin içinde en fazla uzmanlık gerektiren yapılardan biridir. maliyeyi maliyecilerden, adliyeyi hukukçulardan tamamen koparamayacağınız gibi; askeriyeyi de askerî kültürden koparamazsınız. bakan elbette sivildir. nihai irade demokratik otoritedir. buna kimsenin itirazı yoktur. fakat profesyonel askerî dünyanın içerisine alternatif hiyerarşi yerleştirmek, demokratik denetim değil; kurumsal aşınmadır. ve hiçbir ordu, ruhu aşındırılarak güçlü kalamaz." Saygılarımla... Takdir siz okuyanların. - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net>  / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder