15 Mayıs 2026 Cuma

Nihayet ÜNLÜ: “MİNİ” BİR YAKIN TARİH YAZISI, İZMİR’İN İŞGALİNİN HATIRLATTIKLARI…

Nihayet ÜNLÜ: “MİNİ” BİR YAKIN TARİH YAZISI;

İZMİR’İN İŞGALİNİN HATIRLATTIKLARI…

15 Mayıs 2026

Bugün 15 Mayıs 2026. İzmir’in, bundan tam 107 yıl önce, “Küçük Asya” hayali peşinde koşan ve dönemin emperyalist süper gücü olan İngiltere’nin adeta “koçbaşı” rolüne soyunan “Palikarya” Yunanistan’ın, İzmir’e asker çıkartarak, işgali başlattığı tarihin yıldönümü. Malumunuz bazı çevreler, bugün dahi Osmanlı’yı yalnızca yükseliş döneminin ihtişamı ile hatırlamakta, imparatorluktaki son iki yüzyıllık çözülmeyi ve onun son dönemdeki durumunu görmezden gelmektedirler. Bu yazıda, İzmir’in işgal sürecinin başlangıcında yaşananlar ve benzeri iki olay daha hatırlatılarak, anılan çevrelerin, tarihi gerçeklerden ne derece kopuk oldukları veya tarihe, gerçeğin penceresinden bakmak yerine, kendi ideolojileri çerçevesinde tarihi okumalarının yanlışlığı üzerinde çok özet olarak durulacaktır.

Malumunuz, Yunanistan’ın o meşhur “MEGALİ İDEALİ” adı verilen hedefler dizisinin 7. Maddesi, “Batı Anadolu’nun Yunanistan’a ilhak edilmesi” şeklindeydi ve Birinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan konjonktürde, İngiltere’nin, Akdeniz rotasından geçen Hindistan yolunun güvenliğini sağlamak amacıyla, Yunan’ın anılan HEDEFİ örtüştü ve İzmir’in işgali, bilinen şekli ile gerçekleşti. Yalnız burada, fiili işgal sürecinde yaşanan bazı hususları hatırlatmak istiyorum. 0 tarihte, İzmir’deki 17. Kolordu’nun Komutanı olan Nadir Paşa, 14 Mayıs 1919 günü, İstanbul’a, Harbiye Nezareti’ne bir telgraf çekti ve İzmir’i kastederek, “Halk arasında, Müttefik veya Yunan işgali ihtimalinden bahsediliyor,” diyerek, “Böyle bir durum karşısında nasıl hareket edileceğinin bildirilmesini” istedi. Bunun üzerine Harbiye Nazırı Şakir Paşa’nın cevabı, “….İzmir’in işgal edilmesinin mütareke hükümlerine uygun olduğu” şeklinde oldu (2). Yani, Osmanlı Devleti, İzmir’in düşman tarafından işgalinde, herhangi bir direnecek irade ve güç ortaya koyamadı; bunun sonucunda da 15 Mayıs 1919 Perşembe günü sabah saat; 08.40’da, ilk Yunan birliği, rıhtıma yanaşan “Patris” isimli gemiden, İzmir/Kordonboyu’na çıkmaya başladı! İşte o andan itibaren, işgalin üzücülüğü kadar, başka bir üzücü ve çok tuhaf olan durum(lar) ortaya çıktı. O da şu idi; kıyıya doluşan onbinlerce İZMİRLİ VE OSMANLI VATANDAŞI 0LAN RUM, Yunan askerlerinin karaya çıkışını, kendilerinden geçmiş bir sevinç hali içerisinde ve çiçeklerle karşılıyor, “YAŞA” (“ZİTO”) diye haykırarak onları (Yunan askerlerini) alkışlıyor, adeta bağrına basıyordu! Binalarda, ellerde yüzlerce Yunan bayrağı ile ortalık mavi-beyaz renklerine boyanmış gibiydi…İzmir Rum Metropoliti Hristostomos da, tuz ve ekmekle, çıkanları takdis etti, kilise korosu ve dualar okundu. Bu sıra vapur düdükleri ve kilise çanları da çaldı ve sevinç çığlıkları, çan seslerine karıştı (3). İşte, Osmanlı’nın, o tarihte İstanbul’dan sonra en önemli ve ikinci büyük şehri olan İzmir’in, palikarya Yunan tarafından işgali böyle bir ortamda başladı. Türk ve Türklüğü alçaltıcı bu rezil duruma yüreği, şerefi ve gururu daha fazla dayanamayan asıl adı Osman Nevres olan (Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olduğu da belirtiliyor) gazeteci Hasan Tahsin, atın üzerinde ve Yunan Alayının bayrağını taşıyan yerli Rum milisi (Bazı kaynaklara göre Yunan askeri)) vurdu ve fakat, kendisi de hemen şehit edildi! Bu durum, Yunan birliklerinde büyük paniğe neden oldu. Yunan askerlerinin bir bölümü, Konak Meydanı’ndaki Saat Kulesi önünde ve civarında mevzilenerek, şimdi “olmayan” ve adı “SARI KIŞLA’yı” olan kışlamızı ateş altına aldılar. Oysa, kendilerine verilen talimat gereğince, kışladaki Türk askerleri, Yunan birliklerine ateş açmamışlardı! Buna rağmen, takviye gelen Yunan Taburu da askerlerimize ateş açtı; yetmedi, Yunan askerleri askeri kışlamıza girerek, başta 17. Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa olmak üzere, kışladaki Türk subaylarını “derdest” ederek ve ağır hakaretler altında Kordonboyu’nca yürütülerek, Patris adlı Yunan gemisine götürüp, geminin ambarına hapsettiler! Bu derdest ve intikal esnasında 9 Türk subayı şehit edilmiş, 21 subay yaralanmış ve 27 subay da kaybolmuştu. İşgalin devamında, ilk iki günde İzmir ve çevresinde (Urla Yarımadası dahil) 2.000’in üzerinde Türk öldürüldü (4).

30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi imzalandığında, Irak’taki İngiliz işgal kuvvetleri, Musul’un 60 km. kadar güneyinde idi (5). Oradaki İngiliz Komutan, Musul’u da kontrol altında bulunduran Türk 6. Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa’dan, anılan mütarekenin 7. Maddesi gereğince, İngilizlerin Musul’u işgal edeceğini, bu nedenle orayı (Musul’u) boşaltmasını isteyince, Ali İhsan Paşa bu talebi reddetti ve ayrıca, Harbiye Nezareti’ne de bir telgraf çekerek, durumu anlattıktan sonra, “Musul’u asla terk etmeyeceğini” bildirdi (6). Harbiye Nezareti ise, bu konuda ne dedi hatırlıyor musunuz? “Musul’un elimizde bulunması zaruri olmakla birlikte, İngilizler ilerlemekte ısrar eder ve taarruz ederlerse, ateş açılmaması, (sadece) PROTESTO EDİLMESİ” emrini vermişti! Yani, Osmanlı Harbiye Nazırlığı, 100 yıldır yüreğimizde bir UKDE olarak kalan Musul için, “Orayı savunun” diyemedi; işte o dönemin Osmanlı Devleti bu durumda idi. Devamında, Türk 6. Ordu Birlikleri de, İstanbul’dan gelen o emir gereğince, İngiliz kuvvetlerine herhangi bir direnç göstermeden, 10 Kasım 1918 tarihinde Musul’dan ayrıldı ve hepimizin bildiği bir süreç içinde, 5 Haziran 1926’da imzalanan Ankara Anlaşması ile, “ANADOLU’NUN ANAVATANLAŞTIRILMASINDA üs vazifesi gören” Musul elimizden çıktı gitti!...

Musul’dakine benzer bir durum da, İskenderun’un, düşman kuvvetleri tarafından işgalinde yaşandı. Atatürk, mayın tarama maksadıyla, 3 Kasım 1918 günü, İskenderun’a çıkmak isteyen Fransızlara izin vermedi. Ardından, bölgedeki Türk askeri birliklerine, İskenderun Körfezi’ne çıkarma yapacak İngiliz kuvvetlerine de ateşle karşılık verilmesi emretti ve bu konudaki kararını da, Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya bildirdi. Ahmet İzzet Paşa ise, “İskenderun’a çıkacaklara ateşle karşılık verilmesinin, devletin siyasetine ve memleketin menfaatlerine aykırı olduğunu” bildirdi! Buna rağmen, 6 Kasım 1918’de, İskenderun Körfezi’ne girmeye çalışan Fransız Donanması’na, Türk Topçusu ateş açarak bölgeden uzaklaştırdı. Ancak Sadrazam İzzet Paşa, bu durumdan tedirgin ve rahatsız oldu ve 7 Kasım 1918’de, Atatürk’ün Komutanı olduğu Yıldırım Orduları Grubu ile ona bağlı Türk 7. Ordusu’nu lağıv etti. Yetmedi, 8 Kasım 1918’de de, İskenderun’un İngilizlere teslim edileceğini bildirdi ve aynı gün, Atatürk’ü de İstanbul’a çağırdı (7)!…

Şu anlattıklarımız, o günlerdeki bağımsız bir devlet görünümündeki Osmanlı’nın, özellikle İzmir’in işgalinde, kendi rıhtımına çıkan işgalci Yunan askerleri ve onların destekçisi olan emperyalist İtilaf Devletleri karşısındaki (eski tabirle) “hâl-i pürmelâli” bu şekilde idi. Aşağıda değinileceği üzere, 1919’daki Osmanlı Devleti, 1453’de İstanbul’u fethederek, çoğu tarihçiye göre, bir çağ değiştiren, ya da 1526 yılında, Macaristan/Mohaç Ovası’nda, çeşitli Avrupa ülkelerinden gelen yardımcı kuvvetlerle takviyeli Macar Ordusu’nu iki saat içerinde yenecek güçte olan Osmanlı değildi; günümüzde dahi, bu durumu göremeyen veya görmek istemeyenlere, Osmanlı’yı hâlâ “romantikleştirenlere” İBRET olmalıdır!...Başka söze gerek var mı? İşte ATATÜRK ve silah arkadaşları, o tarihteki vatanseverleri ve Türk Milleti’ni organize ve ona önderlik ederek, Kurtuluş Savaşı’nı kazandılar ve bu durumdaki bir Osmanlı Devleti’nin küllerinden, bugünlere gelen çağdaş ve laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdular. Bu husus, hiç ama hiç unutulmamalıdır.

FAYDALANILAN KAYNAKLAR;

1. Türk-Yunan İlişkileri ve “Megalo İdea,” S.;19-22, Gnkur. Harp Tarihi Başkanlığı Yayını, 1975.

2.,3,4. İbrahim ARTUÇ, Kurtuluş Savaşı Başlarken, S.;66-67, 71-72, 73-75, Kastaş Yayını, 1987.

5.Zekeriya KURŞUN, Davut HUT, Yüzyıllık Sorun; Musul Vilayeti, S.;208, Vakıfbank Kültür Yayınları.

6. Tolga AKAY, Süleyman TEKİR, Tarihi Süreçte Musul ve Musul Sorunu, S.,363, İdeal Kültür Yayıncılık.

7. Sinan MEYDAN, Hafıza, Yakın Tarihin Kitabı, S.; 67-69, İnkılap Yayıncılık, 2019.


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Eposta adresleri
(Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder