30 Ekim 2017 Pazartesi

Nevzat Evrim Önal : Dindar, kindar ve asalak nesil


Nevzat Evrim Önal : Dindar, kindar ve asalak nesil

05/04/2016 Salı

Ülkenin emeğiyle geçinen insanları olarak şunu hiç tereddütsüz söyleyebiliriz: İslamcılar bu topluma yapışmış asalaklar. Topluma hiçbir faydaları yok; ondan besleniyor ama ona değer katmıyor ve zayıf düşürüp sağlığını bozuyorlar. Bugün ortadan kalksalar toplum zarar görmez, ama her gün emip tükettikleri büyük miktarda toplumsal kaynak faydalı işler için kullanılabilir.

Üstelik bu, salt son birkaç yılın meselesi değil. Asalaklık, islamcılığın fıtratında var. İslamcı ideolojinin kökeninin dayandığı ulema, Osmanlı tarihi boyunca tek bir anlamlı işe yaramamış; ancak sürekli toplumsal kaynaklardan otlanmış ve otlanamadığı anda kazan kaldırmıştır. İmparatorluk maliyesi iflas edip toprak rejimi bozulduğunda ilk isyan edenler, çiftçi olup da toprakla uğraşmamak ve boş beleş yaşamak için medreselere doluşmuş suhtelerdi*. Ulema, imparatorluğu kurtarmak için yapılan her modernleşme çabasına bencilce direndi, fetva üzerine fetva çıkarttı ve devrim tarafından süpürülene kadar memleketin kanını emdi. Bu bağlamda, gericilerin cumhuriyet devrimlerinden en fazla dillerine doladıklarının harf devrimi olması mantıklı; çünkü harf devriminin bir hedefi gerçekten de ulemanın, yani işi gücü tek bir kitabı okuyup işine geldiği gibi yorumlamak olan, skolastik çağ keşişlerinden beter asalakların toplumsal etkisini kırmaktı.

Hazmedemedikleri, bunun başarıya ulaşmış olmasıdır.

Ne var ki bu başarı, cumhuriyetin ilericiliği özel mülkiyet düzeninin sınırlarına çarpana kadar sürdü. Kapitalizmin işsizlik ve sefalete mahkûm ettiği toplumsal kesim büyüdükçe, Marx'ın Komünist Manifesto'da "aylaklık içinde çürüyen yığın" olarak tanımladığı ve "gerici entrikalara kendini satmaya yatkın" olduğunu vurguladığı lümpen proletarya, islamcılık tarafından din afyonuyla uyuşturulup ucuza satın alınarak bu topraklara uygun biçimde kurgulandı.

Bu kurgunun hamileri, Türkiye'nin en gerici mülk sahipleri, "hacıağa"lardı. Üretim namına hiçbir işin ucundan tutmayan bu adamlar, zenginliklerini esasen devlet himayesinde gayrimüslimlerin mallarını yağmalayarak, bilhassa Demokrat Parti'nin 6-7 Eylül provokasyonu sayesinde edinmişti (örneğin Beyoğlu'ndaki iş hanlarının çoğunun 1955-56 arasında tuhaf biçimde el değiştirdi). Benzer bir süreç metropoller göç ile büyürken yaşanan gayrimenkul zenginleşmesinde, kamu arazilerine çökülmesiyle işledi. Böylelikle islamcı zenginler, kendilerine en uygun para kazanma yöntemleri olan rantiyelik, esnaflık ve ticarette hâkim hale gelerek kapitalizmin finans hariç her üretmeden kazanma yöntemlerinde ustalaştılar.

Toplam öğrenci sayısı bir milyonu aşmış imam hatip saçmalığı buraya oturuyor. Bu kadar imama ihtiyaç yok. Halkın bu yönde özel bir talebi de yok; aksine kontenjanlar boş kalıyor ve insanlar çocuklarını kaydettirsin diye kırk takla atılıyor. En dindar aileler bile imam hatip okullarını son çare olarak görüyor ve çocuklarının gerçek bir meslek edinmesini istiyor. Ne var ki islamcı para babalarının, iktidarlarına bekçi ve değer üretmeyen getir götür işleri için emirlerine amade olacak, kafası pek çalışmayan, gerektiğinde içinden cihatçı devşirilebilecek bir genç lümpen yığına; yeni bir asalak suhte kuşağına ihtiyacı var.

Soruyorum: Hırsızlık, tecavüz, sübyancılık ve akla gelen her türlü ahlaksızlığın buradan fışkırmasında şaşılacak bir şey var mı? İnsanı ahlaklı kılan, her şeyden önce özsaygı ve özgüvendir; bunları da emeğiyle değer üretme becerisine sahip olduğunu görmesi sağlar. Tek faydalı işin ahirette hurilere kavuşmak için ibadet olduğunu düşünen, değer üreten emeği nafile bir çaba gören ve islamın iktidarı için her alçaklığı mubah sayan insanlar ahlaklı olamazlar.

Ve tersi de doğru: Bu ülkenin işçilerinin önemli bir bölümü sağcı ideolojilerin etkisinde kendi çıkarlarını göremiyor ve savunamıyor olabilir; ama islamcı güruhun içinde işçiler çok küçük bir azınlık.

Bugün, bir kez daha, 2013 Haziranı'ndaki gibi karşı karşıya duruyoruz. Bir tarafta ülkenin eğitimli, aydınlıktan yana, dinsel değil modern kurallarla yaşamak isteyen, kentli emekçileri var, biz varız. Diğer tarafta ise bize hakaret eden, baskı ve şiddet uygulayan cahil, gerici, asalak lümpenler.

Biz olmasak, bu ülkeyi bir gün dahi döndüremezler. Emeğimizle bu faydasız softaları beslemek zorunda değiliz. "İmam yetiştirmeyen imam hatipler kapatılsın" diyen Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi, tam da bu karanlıktan çıkış yolunu gösteriyor.

evrimonal@gmail.com

@nevzatevrimonal

www.facebook.com/nevzatevrimonal

  • Medrese öğrencisi demek olan suhte, aynı zamanda softa kelimesinin kökenidir. Konuyu merak edenler, Celali İsyanları öncesi ve sırasında dolup taşan medrese imarethanelerinin nasıl bugünkü Ensar Vakfı'na benzer tecavüz yuvaları olduğuna dair tarihsel bilgiler için Prof. Mustafa Akdağ'ın Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası: Celali İsyanları eserine bakabilir.

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/nevzat-evrim-onal/dindar-kindar-ve-asalak-nesil-151478

 
a45UyF587661-160405110127 Oraj Poyraz cimcime@neomailbox.net
2016/05/30  10:00 1  39  1923atamizindeyiz@googlegroups.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







Nevzat Evrim Önal : Dindar, kindar ve asalak nesil


Nevzat Evrim Önal : Dindar, kindar ve asalak nesil

05/04/2016 Salı

Ülkenin emeğiyle geçinen insanları olarak şunu hiç tereddütsüz söyleyebiliriz: İslamcılar bu topluma yapışmış asalaklar. Topluma hiçbir faydaları yok; ondan besleniyor ama ona değer katmıyor ve zayıf düşürüp sağlığını bozuyorlar. Bugün ortadan kalksalar toplum zarar görmez, ama her gün emip tükettikleri büyük miktarda toplumsal kaynak faydalı işler için kullanılabilir.

Üstelik bu, salt son birkaç yılın meselesi değil. Asalaklık, islamcılığın fıtratında var. İslamcı ideolojinin kökeninin dayandığı ulema, Osmanlı tarihi boyunca tek bir anlamlı işe yaramamış; ancak sürekli toplumsal kaynaklardan otlanmış ve otlanamadığı anda kazan kaldırmıştır. İmparatorluk maliyesi iflas edip toprak rejimi bozulduğunda ilk isyan edenler, çiftçi olup da toprakla uğraşmamak ve boş beleş yaşamak için medreselere doluşmuş suhtelerdi*. Ulema, imparatorluğu kurtarmak için yapılan her modernleşme çabasına bencilce direndi, fetva üzerine fetva çıkarttı ve devrim tarafından süpürülene kadar memleketin kanını emdi. Bu bağlamda, gericilerin cumhuriyet devrimlerinden en fazla dillerine doladıklarının harf devrimi olması mantıklı; çünkü harf devriminin bir hedefi gerçekten de ulemanın, yani işi gücü tek bir kitabı okuyup işine geldiği gibi yorumlamak olan, skolastik çağ keşişlerinden beter asalakların toplumsal etkisini kırmaktı.

Hazmedemedikleri, bunun başarıya ulaşmış olmasıdır.

Ne var ki bu başarı, cumhuriyetin ilericiliği özel mülkiyet düzeninin sınırlarına çarpana kadar sürdü. Kapitalizmin işsizlik ve sefalete mahkûm ettiği toplumsal kesim büyüdükçe, Marx'ın Komünist Manifesto'da "aylaklık içinde çürüyen yığın" olarak tanımladığı ve "gerici entrikalara kendini satmaya yatkın" olduğunu vurguladığı lümpen proletarya, islamcılık tarafından din afyonuyla uyuşturulup ucuza satın alınarak bu topraklara uygun biçimde kurgulandı.

Bu kurgunun hamileri, Türkiye'nin en gerici mülk sahipleri, "hacıağa"lardı. Üretim namına hiçbir işin ucundan tutmayan bu adamlar, zenginliklerini esasen devlet himayesinde gayrimüslimlerin mallarını yağmalayarak, bilhassa Demokrat Parti'nin 6-7 Eylül provokasyonu sayesinde edinmişti (örneğin Beyoğlu'ndaki iş hanlarının çoğunun 1955-56 arasında tuhaf biçimde el değiştirdi). Benzer bir süreç metropoller göç ile büyürken yaşanan gayrimenkul zenginleşmesinde, kamu arazilerine çökülmesiyle işledi. Böylelikle islamcı zenginler, kendilerine en uygun para kazanma yöntemleri olan rantiyelik, esnaflık ve ticarette hâkim hale gelerek kapitalizmin finans hariç her üretmeden kazanma yöntemlerinde ustalaştılar.

Toplam öğrenci sayısı bir milyonu aşmış imam hatip saçmalığı buraya oturuyor. Bu kadar imama ihtiyaç yok. Halkın bu yönde özel bir talebi de yok; aksine kontenjanlar boş kalıyor ve insanlar çocuklarını kaydettirsin diye kırk takla atılıyor. En dindar aileler bile imam hatip okullarını son çare olarak görüyor ve çocuklarının gerçek bir meslek edinmesini istiyor. Ne var ki islamcı para babalarının, iktidarlarına bekçi ve değer üretmeyen getir götür işleri için emirlerine amade olacak, kafası pek çalışmayan, gerektiğinde içinden cihatçı devşirilebilecek bir genç lümpen yığına; yeni bir asalak suhte kuşağına ihtiyacı var.

Soruyorum: Hırsızlık, tecavüz, sübyancılık ve akla gelen her türlü ahlaksızlığın buradan fışkırmasında şaşılacak bir şey var mı? İnsanı ahlaklı kılan, her şeyden önce özsaygı ve özgüvendir; bunları da emeğiyle değer üretme becerisine sahip olduğunu görmesi sağlar. Tek faydalı işin ahirette hurilere kavuşmak için ibadet olduğunu düşünen, değer üreten emeği nafile bir çaba gören ve islamın iktidarı için her alçaklığı mubah sayan insanlar ahlaklı olamazlar.

Ve tersi de doğru: Bu ülkenin işçilerinin önemli bir bölümü sağcı ideolojilerin etkisinde kendi çıkarlarını göremiyor ve savunamıyor olabilir; ama islamcı güruhun içinde işçiler çok küçük bir azınlık.

Bugün, bir kez daha, 2013 Haziranı'ndaki gibi karşı karşıya duruyoruz. Bir tarafta ülkenin eğitimli, aydınlıktan yana, dinsel değil modern kurallarla yaşamak isteyen, kentli emekçileri var, biz varız. Diğer tarafta ise bize hakaret eden, baskı ve şiddet uygulayan cahil, gerici, asalak lümpenler.

Biz olmasak, bu ülkeyi bir gün dahi döndüremezler. Emeğimizle bu faydasız softaları beslemek zorunda değiliz. "İmam yetiştirmeyen imam hatipler kapatılsın" diyen Gericiliğe Karşı Aydınlanma Hareketi, tam da bu karanlıktan çıkış yolunu gösteriyor.

evrimonal@gmail.com

@nevzatevrimonal

www.facebook.com/nevzatevrimonal

  • Medrese öğrencisi demek olan suhte, aynı zamanda softa kelimesinin kökenidir. Konuyu merak edenler, Celali İsyanları öncesi ve sırasında dolup taşan medrese imarethanelerinin nasıl bugünkü Ensar Vakfı'na benzer tecavüz yuvaları olduğuna dair tarihsel bilgiler için Prof. Mustafa Akdağ'ın Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası: Celali İsyanları eserine bakabilir.

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/nevzat-evrim-onal/dindar-kindar-ve-asalak-nesil-151478

 
a45UyF587661-160405110127 Oraj Poyraz cimcime@neomailbox.net
2016/05/30  10:00 1  39  1923atamizindeyiz@googlegroups.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







29 Ekim 2017 Pazar

MİMARLAR ODASI AÇIKLADI... MİLLET AYAKTA!..



MİMARLAR ODASI AÇIKLADI... MİLLET AYAKTA!..

AutoResizeImage.https://cdn00.vidyomani.com/c/4/6/2/mimarlar-odasi-acikladi-millet-sokta/mimarlar-odasi-acikladi-millet-sokta-b.jpgMimarlar Odası, Anıtkabir'le ilgili 2023 Nazım İmar Planı incelemesini yaptı. Plana göre Anıtkabir alanı küçültülüyor.

Mimarlar Odası, Anıtkabir alanındaki imar değişikliği tartışmasına ilişkin Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin 2023 planlarına işaret ederek "2023 Nazım İmar Planına göre Anıtkabir küçülüyor. Konut alanı oluyor. Spor tesisinin altı, yeraltı otoparkı olabilir. Anıtkabir'in karşısında 40 bin metrekarelik alanın otopark olma ihtimali var. 100 bin metrekare alan konut alanına dönüştürülüyor" dedi.

Mimarlar Odası, Milli Savunma Bakanlığı ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek'in de dahil olduğu Anıtkabir tartışmasına ilişkin yeni inceleme sonuçlarını paylaştı.

Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin 2023 Nazım İmar Planı'na göre Anıtkabir alanının azaltılacağı ve koruma altındaki alanın yerine konut alanı yapılacağını belirten Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Candan Karakuş, "Açıklanan planda Muhafiz Birliği, Anıtpark ve spor tesisleri yok, sadece Anıt Blok dediğimiz kısım var. Bu plan değişikliğinin savunulacak bir yanı yok. Plan ideolojik kararlar sürecinin bir parçasıdır" dedi.

'Alanı daraltıyor'

Sadece Anıt Blok sınırlarına çekileceğini belirten Candan, "2006 yılında başlayan geçmişi yokReklamlar etme hareketliliği en son Anıtkabir'e kadar geldi. Yıkılan her yapı aslında Anıtkabir'e yönelik yürütülen sürecin bir parçasıydı. Her yıkım Anıtkabirden bir tuğla çekiyor. Biz bu planı okurken teknik bir süreç olarak algılamıyoruz. Dolayısıyla ideolojik bakış açılarının bir parçası olarak algılıyoruz. 2012 yılında 'Kaçak Saray'daki sürecin sadece bir plan değişikliği olmadığını, doğrudan cumhuriyet rejimini hedef alan bir rejim hesaplaşmasının mekânsal karşılıgı olduğunu ifade ettik. Bu süreç rejimle hesaplaşmadır ve ideolojiktir" ifadelerini kullandı.

Büyükşehir Belediyesi'nin yayımladığı belgeler üzerinden inceleme sonuçlarını paylaşan Candan, "Anıtkabir Anıt Blok'tan ibaret bir yapı değildir. Anıtkabir kendi içerisinde çevresiyle bir bütündür. Çevresindeki binaların yapılaşma sürecini, kaç katlı olacağını belirleyecek bir şekilde bütündür. Siz Anıt Blok'a dokunmazsınız lakin etrafına 24 katlı konut yaparsınız ve o Anıt Blok'un bir anlamı kalmaz" dedi.

Belediyenin 2023 planlarındaki tehlikeye işaret eden Candan, "2023 Nazım İmar Planı'na göre Anıtkabir küçülüyor. Konut alanı oluyor. Spor tesisinin altı, yeraltı otoparkı olabilir. Anıtkabir'in karşısında 40 bin metrekarelik otopark olma ihtimali var. 100 bin metrekare alan konut alanına dönüştürülüyor. Plana göre Muhafız Birliği'nin bulunduğu alan tamamen konut alanına geçmiş durumda. Bunu kabul etmiyoruz ve bunlar için yeni bir hukuksal sürecin başlatılmasını öngörüyoruz" diye konuştu.

kaynak: Cumhuriyet

https://sarizeybekhaber.com.tr/mimarlar-odasi-acikladi-millet-sokta

 
a45UyF587661-170725170755 Oraj Poyraz oraj.poyraz@openmail.cc
2017/07/25  17:30 2  65  alelma@yahoogroups.com


 

Dunya sana comert davrandigindan sen de malina comert davran, herkesin durumu degisebilir.

Hz.Ali

Nur Suresi 11.Ayet:

(Peygamber in esine) bu agir iftirayi uyduranlar suphesiz sizin icinizden bir guruptur.
Bunu kendiniz icin bir kotuluk sanmayin, aksine o, sizin icin bir iyiliktir.
Onlardan her bir kisiye, gunah olarak ne islemisse (onun karsiligi ceza) vardir.
Onlardan (elebaslik yapip) bu gunahin buyuklugunu yuklenen kimse icin de cok buyuk bir azap vardir. *******

Kur an-i Kerim in bazi ayetlerine iliskin mazeretler:
1- Bu ayetler yanlis tercume edilmis!
2- Bu ayetler yanlis anlasilmaya musait yani herkes anlayamaz!
3- Bu ayetler zaman asimina ugradi yani bugun gecersiz!
4- Bu ayetler cag disi yani Islam da reform yapilmasi lazim!
5- Bu ayetlere iman etmek imkansiz ama yine de ben bir muslumanim!

Mazeretlerin Cevaplari:

1- Diyanet Vakfi Meali ni, konularinda uzman Ilahiyatci Heyet hazirladi. En cok itibar edilen meal. Heyetteki herkesin yanlis tercume yapmasi imkansiz. Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
2- Kur an-i Kerim i herkesin anlayabilecegine dair ayetler var* ve zaten bu sebeple indirilmis . Tersi ise adaletsizlik olur cunku herkesin anlayamayacagi ve yanlis anlasilmaya musait bir kutsal kitap gondermek Allah a yakismaz. Bir sakinca da sudur; Muslumanlara siz Kur an i anlamazsiniz, sadece biz anlariz diyen ruhban sinifi olusur ki Islam da ruhbanlik haramdir. Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
3- Kur an in, kiyamete kadar , cihansumul(evrensel) yani her zaman ve her yerde hukmunun gecerli olduguna inanmak farzdir. Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
4- Allah 21. yuzyilin hayat sartlarini ve yasam bicimini ezelden beri bildigine gore Allah in bu durumu hesaba katmadigi ni iddia etmek Allah a karsi cok buyuk bir iftiradir. Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
5- Bu ayetlere iman etmeyenin adi Musluman degil Kafir dir.** Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.

*Bakiniz: Nahl Suresi 89. Ayet, Enam Suresi 38. Ayet, Maide Suresi 15. Ayet, Hac Suresi 16. Ayet.
**Bakiniz: Bakara Suresi 85. Ayet ve Maide Suresi 44. Ayet.
*******Bu ve bundan sonraki 9 ayetin inisine sebep olan ve diye bilinen olay kisaca soyledir:
Muhammed in bir askeri seferine Aise de katilmisti.
Donuste bir ara Aise ihtiyacini gidermek icin cekildigi bir kosede gerdanligini dusurmus, sonra bunun farkina vararak aramaya gitmisti.
Bu arada, birlik Aise yi devesinin ustundeki hevdec adi verilen kapali, yuvarlak ve ustu kubbeli kafesi icinde sanarak konaklama yerinden ayrildigi icin Aise orada kaldi.
Orduyu geriden takip etmekle gorevli Muattal Oglu Safvan, Aise yi alarak birlige yetistirdi.
Iclerinde Ubeyy Oglu Abdullah in da bulundugu birkac kisi, bu hadiseye dayanarak Aise ile onu birlige yetistiren kisi arasinda iliski cereyan ettigini iddia ettiler.
Bu iddia Muhammed i oldukca uzmustu.
Bu sirada zaten rahatsiz olan Aise, hakkinda boyle bir iddiada bulunuldugunu bir muddet sonra ogrenmis ve buyuk bir izdiraba bogulmus;
artik, kendisi gibi kederli olan ailesine, babasi Ebubekir in evine gitmeyi tercih etmisti.
Bu arada Muhammed zaman zaman Ebubekir in evine giderek, onlardan Aise nin sihhatini, hal ve hatirini sorardi.
Iste yine boyle bir ziyaret sirasinda ve zina iddiasindan takriben bir ay sonra Aise masumiyetini ifade eden bu ayetler indi .

Hainlere Hiyanet

Antigonos, bir sehrin askerlerini kandirip kendi rakibi olan komutanlari Eumenes e ihanet ettiriyor; ama askerlerinin ihanetiyle adami oldurdukten sonra kendisi tanrisal adaletin uygulayicisi olmaya kalkiyor, hainleri sehrin valisine teslim edip hepsini diledigi bicimde temizlemesini emrediyor. Oylesine yaptiriyor ki dedigini, sayilari bir hayli cok olan bu askerlerin bir teki bile Makedonya ya donmuyor. Askerler kendisine ettikleri hizmetin buyuklugu olcusunde kotuluk etmis ve cezayi ha ketmis oluyorlardi. Efendisi Sulpicius un saklandigi yeri haber veren kole, Sylla nin vermis oldugu soz geregi serbest birakiliyor; ama devlet hikmeti geregi Tarpeion kayaligindan atiliyor. Bizim kral Clovis de, Cannacre in hizmetcilerine altin silahlar vadederek efendilerine ihanet ettiriyor. Sonra ucunu de astiriyor. Kimi yerde de hiyanet edenlerin boyunlarina ihanet karsiligi aldiklari keseyi takip asiyorlar. Kendi isteklerini yerine getirdikten sonra kamu istegini de yerine getirmis oluyorlar boylece. Fatih Sultan Mehmet, soyunun adeti uzere, taht kiskancligi yuzunden kardesini ortadan kaldirmak isteyince onun adamlarindan birini kullaniyor bu iste: Adam da fazla su yutturarak boguyor sehzadeyi. Is olup bitince Padisah bu cinayetin kefareti olarak katili olen kardesinin anasina (yalniz babadan kardestiler cunku) teslim ediyor o da padisahin gozu onunde katilin karnini yardiriyor, kendi elleriyle yuregini bulup sokerek sicak sicak kopeklere yediriyor. Kendileri hic de iyi olmayanlar, kotu bir eylemden cikar sagladiktan sonra, rahat yurekle, ise biraz iyilik dogruluk karistirmaktan hoslanirlar, bir karsilik oduyormus, vicdanlarini temizliyormus gibi. Kaldi ki, bu korkunc kotuluklere alet ettikleri kimseler kendilerini sucluyormus gibi gelir onlara. Olmelerini isterler ki bu yuz karasi islerin bilinci, tanikligi silinsin gitsin.

Michel de Montaigne : Denemeler


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo






Bilimsel açıklamalar, Evrim teorisi ve Tanrı

 


Bilimsel açıklamalar, Evrim teorisi ve Tanrı

Efendim, biz biliyoruz ki şu anda canlılık var.

Ve biliyoruz ki bir zamanlar yoktu.
Tam ne zaman oluştuysa o zamanın yakınlarına gidelim.
Şimdi diyebiliriz ki, beş dakika önce canlı yoktu ama şimdi var.
Evrim olgusu ilk canlıların çok daha basit oluşu, şimdiki düzeye evrile evrile gelişidir.
Bu evrilme sürecinde, bildiğimiz kimyasal etkilerin haricinde bir şeye rastlamak mümkün değildir.
Bu türden, bilinen etkilerle bilinmeyen bir zaman diliminde neler olduğunu söyleyen teorilere "bilimsel açıklama" denir.
Evrim teorisi bir bilimsel açıklamadır.

Yaratılış düşüncesi ise bilimsel olmaktan uzaktır çünkü bilinmeyen bir etkiyi işin içine dahil eder.
Bu fikrin savunucuları genellikle argüman olarak doğal süreçlerin canlı gibi kompleks bir yapıyı oluşturma ihtimallerinin düşük olduğunu öne sürerler.
Fakat, şu ana kadar gözlemlemediğimiz, bilinmeyen dış etkinin yalnız o zaman için varolma ihtimalini hesaplamazlar.
Bu bilinmeyen etkinin yaratıcı olduğunu öne sürmek, hele ki kutsal kitaplarda tariflenen yaratıcının bu olduğunu öne sürmek içinse hiçbir yeterli delil yoktur.

Bu bilinmeyen etkiye her seferinde bilinmeyen etki demek yerine "tanrı" diyelim.
Tanrının varlığını ve yokluğunu varsayarak ihtimal hesabını tekrar gözden geçirelim.

1.Tanrı var ise: Etki bilinmeyen birşey olduğundan tam olarak mahiyeti, ne işe yaradığı hakkında bir şey söylenemez.
Belki bu etki evrenin oluşumu esnasında bir kez işe müdahil olmuş ve evrim gibi düşük ihtimalli bir olayın gerçekleşmesini sağlamış, veya herşey seyrinde giderken olaya müdahil olmuş ve pat diye "Adem"i yaratmıştır.
Hangisini tercih edeceğini bilemediğimizden bu olasılıklardan hangisinin olduğu hakkında bu bilgilerle teorik olarak bir şey söylenemez.

2.Tanrı yok ise: Bu durumda herşey bildiğimiz etkilerle gerçekleşmiş ve o düşük ihtimalli durum olmuş demektir.
Ne gözlemsel açıdan ne teorik olarak sorun yoktur.

Bir benzetme yapacak olursak, Ali evde tek başınadır.
Evin ilk durumunu bildiğimizi farzedelim.
Eve geldiğimizde masanın üzerinde bir bardak görüyoruz ve evden çıkarken orada olmadığını biliyoruz.
Bu örnek için bilinmeyen etki olan tanrının varlığını ve yokluğunu varsayıp tekrar düşünelim.

1.Tanrı var ise: Ne düşündüğü ve olaylara nerede ne zaman karışacağı bilinmediğinden, Ali doğmadan çok önce evreni Ali'nin bardağı masanın üzerine koymasını olanaklı kılacak şekilde programladığı mı yoksa Ali evdeyken bizzat bardağı kendisinin mi masanın üstüne koyduğu hakkında bir şey söylenemez.

2.Tanrı yok ise: Ali bardağı masanın üzerine koymuştur.
Çünkü evde Ali'den başka kimsenin olduğu bilinmemektedir.
Peki neden Ali durduk yere bardağı masanın üzerine koysun?
Belki su içmiştir.
Veya başka bir şey de içmiş olabilir.
Belki de canı sıkılmış, veya içinden bardağı alıp masanın üzerine koymak gelmiştir.
Bunların hepsi olabilecek şeylerdir ve bilimsel açıklama sınıfına girer.
Şimdi sorsak, Ali'nin evde bu zaman zarfında yapabileceği pratikte sonsuz sayıda işten bardağı masanın üzerine koyma seçeneğinin tutma olasılığı kaçtır?
Çok düşük olduğu kesindir.

Bilimsel açıklamalarda olasılığı hesaplamanın yanlışlığı (istatistikteki bir şey olduktan sonra onun olasılığını hesaplamanın yanlış olduğu ilkesi) ortadadır.
Çünkü ne kadar düşük olursa olsun öyle bir şeyin olduğu durumların varlığı bir yerlerde hata olduğunu gösterir.

Bunun asıl nedeni teorik olasılık ve deneysel olasılığın işin içine girmesi, bir de yapılan hiçbir deneyin bir diğerinin olasılığını etkilememesi ilkesidir.

Teorik olasılıkta değişkenler bellidir, varsayımlar vardır.
Bunun üzerinden hesaplamalar yapılır.
Deneysel olasılıksa şakaya gelmez, bütün değişkenleri hesaba katar.
Çünkü o deneydir.
Ölçtüğümüz şeydir.
Yani, teorik olasılıkta ihmal edilen şeyler vardır.
İstatistik yapmak bu şeyleri bulmak yerine, birçok deneme yaparak sonuç olarak olasılığın ne olduğunu bilmeye yarar.
İstatistik bilimiyse kaç tane deney yaparsak, bulduğumuz sonucun ne kadar kesin olduğu gibi şeylerle ilgilenir.
Ali'nin masaya bardak koymasının gerçek ihtimalini bulmak için belki bin tane gözlem yapmak gerekecektir.
Bilimsel açıklamaların tipik özelliklerini gösteren bu örnekten de anlaşılacağı gibi olasılık hesaplamak faydasızdır.

Bunun ikinci nedeni, hesapladığımız olasılığın bir işe yaramamasıdır.
Çünkü diyelim ki çok geniş bir araştırma ile hileli bir zarın, belli bir odadaki 6 gelme ihtimalini 3/4 bulduk.
Sonra odanın tavanından bir delik açtık ve zarı içeri attık.
İhtimal kaçtır?
Hesapladığımız üzere 3/4'tür.
Ama biz ne geldiğini görmedik.
İçerde neler olduğunu bilmiyoruz.
İçeri girip baktığımızda 4 geldiğini görürsek bunu neye bağlayacağız?
Bilinmeyen bir etkiye yukarıdaki iki örnekte bağladığımız gibi aynı şekilde 4 gelme işini yükleyebilir veya doğal süreçlerle, 3/4'ten geriye kalan ihtimallerin bunu yaptığını öne sürebiliriz.

"Tanrı yok ise" seçeneğindeki olasılığın düşüklüğünün bir anlam ifade etmediğini gördüğümüze göre "tanrı var ise" seçeneğini inceleyebiliriz.
Herşeyden önce bu, tanrı gibi birşeyin varlığını kabul eder ki bu şey şu ana kadar kontrollü deneylerde karşımıza hiç çıkmamıştır.
Doğrudan gözlemlediğimiz vaki değildir bu mahiyeti ve keyfiyeti bilinmeyen etkiyi.

Eğer var ise seçeneğini ikiye böldük, birincisinde tanrının bardağın masaya intikal etmesi anında hiçbir etkisinin olmadığını ve diğerinde doğrudan etki ettiğini belirttik.
Eğer birinci seçenek doğru ise, bardağı masaya koyan yine Ali olmalıdır.
Tanrının olması olaya yalnızca anlam katar.
Tanrı, değişikliği işin başında yapmıştır.
Ne kadar başında dersiniz?
Ali masaya bardağı koymadan yarım saat önce olabilir mi?
Bunun ikinci seçecekten farkı var mıdır?
Yoktur, gene işlere doğrudan müdahil olan bir etkiden bahsedilmektedir.
O halde bu deistik tanrı, evrenin dışında, evreni yaratmış ve gerisini doğa yasalarına bırakmış bir tanrı olmalıdır.

Bu seçenekte, proses olarak, Ali'nin bizzat kendisinin bardağı alıp masaya koyması ve tanrının olmaması ile empirik açıdan çelişir bir yanı yoktur.
Eklenen şey olgusal olmadığından bilimsel olarak incelenemez ve varlığı ya da yokluğu hakkında bir şey söylenemez.
Varlığına gerek yoktur denir.

İkinci seçenekte eve gizlice girip bardağı masaya koyan bir tanrı vardır.
Bilimde, olan şeylerin sürekli olması beklenir ki "ben arkamı döndüğümde buzdolabı nanik mi yaptı" gibi sorular sorulamasın.
Esas olan ölçümdür, gözlemdir.
Eğer tanrı sadece biz evde yokken eve girip bardağı masaya koyuyorsa bu tanrı da sınanamazdır denir.
Sadece dolaylı etkisi sınanabilmektedir.
Doğrudan gözlemlenmemiş bir şeyin fiziksel gerekliliğinden bahsedilemez.
"Tanrı nedir?" diye sorulduğunda verilecek cevap empirik olmalıdır ki bu örnekteki tanrının bardağı masaya koymaktan başka bir işlevi yoktur.
O halde, tanrı biz evde yokken bardağı masaya koyan etkidir denir.
Bunun sınanabilir sonuçları nedir?
Bardağın masada olması.
Bakarız ve bardağın masada olduğunu görürüz, o halde tanrı vardır deriz.
Ama bir dakika!
Bu semantik bir probleme dönüştü bu haliyle.
Tanımı bu şekilde yapılmış bir tanrıya vardır demek, bardak masanın üzerinde demekten öte bir şey değildir.
Oysa ki biz bardağın oraya nasıl geldiğiyle ilgili prosesi öğrenmek istiyorduk.
Bu seçenekte de açıkca görüldüğü gibi, Ali'nin ismini
"tanrı"
olarak değiştirmekten ibarettir.

Tıpkı elmanın yere düşmesindeki etken meleklerdir demek gibi…
Eğer bizim yerçekimi dediğimiz şeye birileri melek demek istiyorsa desinler.
Bu, anlaşmazlıktan öte bir şeye neden olmaz.

Ali örneği bütün bilimsel açıklamalar için tipik bir örnektir.
Gördüğümüz üzere bilimsel olarak kabul edilebilecek tek yaklaşım tanrının yani bilinmeyen bir etkinin varlığının gereksiz olduğunu kabul etmektir.
Aynı şeyi ilk örnek olan evrime uygularsanız, pat diye "
Adem"in oluşmasının mı yoksa olasılığı düşük de olsa dış etkiye ihtiyaçsız olarak oluşumun mu daha olası olduğunu görürsünüz.

Kaynak: "Dehri Man"


http://pozitifateizm.wordpress.com/2014/08/03/bilimsel-aciklamalar-evrim-teorisi-ve-tanri/


a45UyF587661-160217163445 Oraj Poyraz At Neomailbox cimcime@neomailbox.net
2016/05/29  10:00 1  39  undefined undefined 1923atamizindeyiz@googlegroups.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/