1 Haziran 2011 Çarşamba

Re: YARALI HALDE BIRAKMAK DOĞRU DEĞİLDİR

Bunların zihniyetini bildiğimize göre yaralı halde bırakılan TSK olsa gerek.

Hasdal'da 30, Karargah'ta 28 general

Cezaevinde 30 Karargah'ta 28 general var
Balyoz davası kapsamında tutuklanarak Hasdal Askeri Cezaevi'ne konulan muvazzaf general ve amirallerin sayısı, Orgeneral Bilgin Balanlı ile birlikte 30'a ulaştı.


Böylece Hasdal'daki general ve amiral sayısı Genelkurmay Karargâhı'ndakileri geçti ve bir orduyu yönetebilecek düzeye ulaştı.
Halen Genelkurmay Karargâhı'nda 28,
Hava Kuvvetleri Komutanlığı Karargâhı'nda 16,
Kara Kuvvetleri Komutanlığı Karargâhı'nda 15,
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Karargâhı'nda 8,
Jandarma Genel Komutanlığı Karargâhı'nda 8,
EDOK Komutanlığı Karargâhı'nda 7 ve
Sahil Güvenlik Komutanlığı Karargâhı'nda 2 general ve amiral görev yapıyor.

1'i or, 30 general

Halen Hasdal'da Balyoz davası kapsamında tutuklu bulunan muvazzaf general ve amiraller ile tutuklanmadan önce yaptıkları görevler şöyle:

-  Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı
-  8. Kolordu Komutanı Korgeneral Mustafa Korkut Özarslan
-  KKK EDOK Muhabere Destek Eğitim Komutanı Korgeneral Nejat Bek
-  Harp Akademileri Komutan Yardımcısı Korgeneral Yurdaer Olcan
-  Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu
-  Genelkurmay MEBS Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç
-  Harita Genel Komutanvekili Tümgeneral Gürbüz Kaya
-  Jandarma Denetleme ve Değerlendirme Başkanvekili Tümgeneral Halil Helvacıoğlu
-  KKK Denetleme ve Değerlendirme Başkanvekili Tümgeneral Salim Erkal Bektaş
-  Harp Akademileri Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümgeneral Ahmet Yavuz
-  Gaziemir Ulaştırma Okul Komutanı Tümgeneral İhsan Balabanlı
-  52. Taktik Zırhlı Tümen Komutanı Tümgeneral Abdullah Dalay
-  4. Kolordu Komutan Yardımcısı Tümgeneral Nurettin Işık
-  İkmal Maliye Okulu ve Eğitim Merkez Komutanı Tümgeneral Hasan Fehmi Canan
-  Genelkurmay Karargâhı'nda görevli Tümgeneral Bekir Memiş
-  Donanma Komutanlığı Kurmay Başkanı Tümamiral Ali Semih Çetin
-  DKK Lojistik Başkanı Tümamiral Soner Polat
-  4. Mekanize Piyade Eğitim Tugay Komutanı Tuğgeneral Kasım Erdem
-  Kastamonu Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Ali Aydın
-  Genelkurmay Başkanlığı ATASE Sarem Başkanı Tuğgeneral Gökhan Gökay
-  Tokat Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bulut Ömer Mimiroğlu
-  NATO Savunma Direktör Yardımcısı Tuğgeneral Hakan Akkoç
-  Deniz Kuvvetleri Personel Başkanvekili Tuğamiral Abdullah Gavremoğlu
-  Denizaltı Filo Komutanı Tuğamiral Ahmet Türkmen
-  DKK Plan Prensipler Başkanı Tuğamiral Ramazan Cem Gürdeniz
-  Sahil Güvenlik Komutanlığı Kurmay Başkanı Tuğamiral Turgay Erdağ
-  İskenderun Deniz Üs Komutanı Tuğamiral Mehmet Fatih İlğar
-  Güney Görev Grup Komutanı Tuğamiral Cem Aziz Çakmak
-  Karamürselbey Eğitim Merkez Komutanı Tuğamiral Levent Erkek
-  Müşterek Doktrin Geliştirme Deneme ve Eğitim Merkez Komutanı Tuğamiral  Levent Görgeç.

Malum Hasdal Cezaevinde 30, Gen.Kur. karargahında 28 general kalmış durumda.

Dahası tablo böyleyken muvazzaf bir orgeneralin de tutuklanması gayet doğalmış.(Bir Org.'nin tutuklanması neden şaşkınlık yaratıyor? Mehmet Ali BİRAND)

Olup bitenin anormal sayılması için bizim satılmış, işbirlikçi basınımıza göre, ya da müttedeyyin(?) seçmene göre daha kaç subay veya general tutuklamak gerekir?.

Daha açık ifadeyle halkımızın idrak yollarının açılması için daha ne yapmak gerekir?

Ve eğer bunlar yine iktidara gelecek olurlarsa yaralı haldeki TSK'nın canı da alacaklarını ikrar etmiş

Ben doğrusu mevcut tabloyu Osmanlı işgal yıllarına ya da 60 ihtilali öncesindeki duruma benzetiyorum.

Ve her ikisi de hayırlara vesile olmadı.

Oy verenler bunların hepsini iyice düşünmeli.

Karşılarında TSK'nın canını da almaya niyet ettiğini ikrar eden bir parti bir zihniyet var.

Ona göre, bu işler şakaya gelmez, sonra kimse ben bilmiyordum, anlamamıştım, cahildim, saftım, beni kandırdırlar falan demesin.

Neticede herkesin oyu eşit olduğuna göre kimse safa yatma hakkına da sahip değil.... olmuyorlar mı?

Sonra hep beraber yaşar görürüz, TSK bu hale düşürüldükten sonra nasıl bir demokrasi ve cumhuriyet yaşarız, bu ülkeye ne getirir, ne götürür?



On 31.05.2011 22:02, Azo wrote:  

YARALI!

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, geçen hafta Bursa'da MÜSİAD üyeleriyle yaptığı kahvaltılı toplantıda aynen şu sözleri söylemişti:

"Çıraklık ve kalfalıktan sonra hem ustalık dönemine ihtiyaç var, hem de yarım kalmış işlerin bitirilmesine... YARALI HALDE BIRAKMAK DOĞRU DEĞİLDİR. NE SÖYLEMEK İSTEDİĞİMİ SİZ İYİ ANLADINIZ, GÖZLERİMİN İÇİNE BAKARSANIZ DAHA İYİ ANLARSINIZ."

Bu, "yaralı olarak bırakmanın doğru olmadığı" şey, acaba ne?
Ben Sayın Arınç'ın gözlerine uzun uzun baktım ama; şifreyi çözemedim!

Açıklarsa sevinirim!
http://haber.gazetevatan.com/Haber/380704/1/Gundem
 
Mustafa Mutlu
********************************************************
********************************************************
Zamanımızda diktatörlükler bir tek günde kurulmuyor.
Böyle bir rejimi yerleştirmek için artık uzunca bir
zamana ihtiyaç duyuluyor.İlk adımlar ürkek ürkek
atılıyor, ancak mukavemetle karşılaşılmadığı zaman
sürat arttırılıyor ve bir sabah uyandığımızda bakıyorsunuz
totaliter idare başımızın üstündedir.
GAFLET, DALALET, HIYANET.BUNLARIN HEPSİ,
DİKTATÖRLÜKLERİN KURULUŞUNDA ROL OYNAR.
METİN TOKER
*********************************************************
********************************************************


--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ İyi bir konuşmacı, etkili konuşmasını bilen değil, gönlü bir inançla sarhoş olandır...   RALPH WALDO EMERSON

DEZENFORMASYON - BDP MHP DESTEKLEME KARARI ALDI!

Şok ses kaydının BDP Eşbaşkanı Gülten Kışanak ile Elazığ BDP İl Örgütü yetkilisine ait olduğu iddia ediliyor.

Ses kaydındaki konuşmalara göre, seçim sürecinde yaşanan ilginç olaylara bir yenisi daha eklendi!
Van Başkale'de MHP'li ilçe teşkilatının BDP'ye katılmasının ardından, BDP Elazığ il Teşkilatı ve BDP eski Eş Başkanı Gülten Kışanak da Elazığ'da MHP'yi destekleme kararı alıyor.

Ses kaydına göre amaç, "AK Parti Elazığ'da 5 – 0 yapmasın"!
http://www.dailymotion.com/video/xj14s9_bdp-mhp-yttyfaki_news

--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ İyi bir konuşmacı, etkili konuşmasını bilen değil, gönlü bir inançla sarhoş olandır...   RALPH WALDO EMERSON

POLITIK - MHP'den istifa edip BDP'ye geçtiler

MHP'den istifa edip BDP'ye geçtiler

Şırnak'ın Cizre İlçesi'nde 18 kişilik MHP ilçe yönetimi ve 150 delege partilerinden istifa ederek, BDP'ye geçti.

01.06.2011 - 13:34
MHP ilçe teşkilatının BDP'ye geçişi gece havai fişek gösterisi ve konserle kutlandı. Konser sonrası ise Cizre savaş alanına döndü.
MHP Cizre İlçe Başkanı Ramazan Mungan, 18 kişilik yönetimi ve 150 delegesiyle birlikte partisinden istifa ederek BDP'ye katıldıklarını duyurdu. Mungan'ın yönetimi ve delegeleriyle birlikte BDP'ye geçmesi üzerine Cizre'de MHP teşkilatı da kapanmış oldu.

HAYALİMİZ GERÇEK OLDU

MHP ilçe teşkilatının katılımının BDP'ye güç kattığını belirten BDP Cizre İlçe Başkanı Esat Malkoç, yeni partilileri kutlayarak şöyle dedi:"Yedi yıldan bu yana ilçede MHP ilçe Başkanlığını yürüten Ramazan Mungan'ın, Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu'na katılmak için vermiş olduğu karar biz BDP yönetimini sevindirmiş ve büyük bir mutluluk yaşatmıştır. Bugünleri çok uzun zaman önceden hayal ediyorduk ve hayalimizin gerçekleştiği bu anlamlı günde çok sevinçli olduğumu ifade etmek istiyorum."

'KÜRT HALKININ YANINDA OLMAK İÇİN'
Kürt halkının haklı mücadelesinin yanında yer almak istedikleri için MHP'den istifa ettiklerini belirten Ramazan Mungan ise, "Ben bundan sonra Kürt halkının partisi olan BDP'ye resmi olarak geçiyorum. Tüm yönetici ve delege arkadaşlarımla birlikte artık, halkımızın hizmetinde olacağız. BDP'ye katıldığım için başım dik ve çok mutluyum" diye konuştu.
AK Parti, CHP ve MHP'deki tüm Kürtler'in istifa edip BDP'ye katılmaları çağrısı yapan Mungan, "Böyle olursa Kürt halkı ilerleyecek ve bütün haklarını elde edecektir. Kürt halkı olarak birlik ve beraberlik sağladığımız zaman mücadelemizi sürdürebiliriz. Birlik ve beraberlikten güç doğuyor. Bizler birlikte olduğumuz zaman güzel ve güçlü görünürüz" dedi.
Dün akşam Kırmızı Medrese arkasında düzenlenen Demokratik Özerklik şöleninde eski MHP'li yeni BDP'li Ramazan Mungan'a rozetini BDP PM üyesi Hasan Özgüneş taktı. Mungan, burada halkı selamladı.

ŞÖLEN SONRASI OLAYLAR

MHP ilçe teşkilatının BDP'ye geçişi, dün akşam havai fişek gösterisi ile kutlandı. Düzenlenen konser sonrası ortalık savaş alanına döndü. Konser sonunda alandan ayrılmak üzere yola koyulan kalabalığa, bilinmeyen bir nedenle polis gaz bombaları ile müdahale etti. Polisin ani müdahalesi sonrasında alan bir anda boşaldı.
Öte yandan konserden dönen bir gurup ile farklı bir gurup arasında Orhan Doğan Caddesi üzerinde tartışma çıktı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesi üzerine, AK Parti ilçe binası önünde nöbet tutan çevik kuvvet polisleri kalabalığa gaz bombaları ile müdahale etti.

--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ İyi bir konuşmacı, etkili konuşmasını bilen değil, gönlü bir inançla sarhoş olandır...   RALPH WALDO EMERSON

POLITIK - Hopa'da yaşananlar, Kılıçdaroğlu, Erdoğan, Tezat(Karşıtlık Sanatı) ve Oksimoron üzerine...

Erdoğan, Hopa'da yaşanan gerginlik üzerine

Kılıçdaroğlu ''Rüzgar eken fırtına biçer''

Erdoğan, ''Ben onun kadar edepsiz, alçak, ahlaksız değilim.''

dedi.

Tezat (Karşıtlık) Sanatı

İki karşıt düşüncenin bir arada söylenmesidir.

Ömrümde zararsız günümü bilmem Her senede yüz milyonluk kârım var.

(Huzuri)

 Aşk derdiyle hoşem el çok ilâcımdan tabip Kılma derman kim helakim zehr-i dermânındadır

(Fuzuli)

 Nice kâfirdir yüzün görüp müselman olmayan

(Lâmii)

 Dil gitti gerçi yerine kondu hezâr gam Biri gider biri gelir oldu belâların

(Şeyhülislam Yahya)

 Gülen çehremi görüp Sanmayın beni bahtiyardır Her kahkahanın içinde Bir damla gözyaşı vardır

 Lâkin ben hiç bu kadar mahzun olmadım; ölümü hatırlatan ne var bu resimde? Halbuki hepimiz hayattayız.

(Melih Cevdet Anday)

 Bir kız vardı yok gibi öyle güzel

(Oktay Rıfat Horozcu)



Oksimoron

Oksimoron Birbiriyle çelişen ya da zıt iki kavramı, anlamı kuvvetlendirmek için bir arada kullanmaktır. Zıt kelimelerle yapılan tamlamalarıdır. Cümle bazında olursa paradoks adını alır. Tezat söz sanatı.

Örnekler

    Sessizliğin sesi

    Gerçek yalan

    Korkunç güzel

    Sessizce haykırmak

    Orijinal kopya

    Yüzme bilmeyen balık

    Köşeli daire

    Bilim-kurgu

    Kekeme spiker

    Kalıtsal kısırlık

    Muhafazakar liberal

    Zorunlu seçmeli ders

    Özel halk otobüsü

    Etik kural

    Çok az

    Anarşist devlet

    Tarihte yarın

    Sabit değişken

    Tarafsız taraftar

    Antimilitarist general

    Tadımlık ziyafet

    Paylaşılmış yalnızlık

    Doğal oyunculuk

    Yaşayan ölü

    Nasyonal sosyalizm

    Gecenin aydınlığı

    Gündüzün karanlığı

    İhtiyarlamış Çocuk

    Bakire anne

    Sağır dinleyici

    Lal hatip

    Kötü Şans

    Denizlerdeki yangın

    Sessiz Çığlık

    Bakar kör

    Sıcak buz

    Organize dağınıklık

    Hızlı duruş

    Süratli ve emniyetli

    Güneşin gölgesi

    Düzenli Kaos

    Ateist imam

    Demokrat diktatör

    Tatlı acılık








--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ İyi bir konuşmacı, etkili konuşmasını bilen değil, gönlü bir inançla sarhoş olandır...   RALPH WALDO EMERSON

POLITIK - Hopa Türkiye'yi Sokağa Döktü

Hopa Türkiye'yi Sokağa Döktü
Ankara, İstanbul, Eskişehir, Giresun, Trabzon,İzmir...
http://www.muhalifgazete.com/12507-Hopa-Turkiye-yi-sokaga-doktu.htm

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın konvoyuna Hopa'da yapılan saldırı sonrası yaşanan olayları Ankara'da protesto eden grup ile polis arasındaki çatışma Kızılay Meydanı'na taşındı.

İlk olarak AK Parti'nin Ankara İl Başkanlığı'na yürüyen eylemciler, burada barikat kuran çevik kuvvet ekipleriyle çatıştı. Polisin grubu püskürtmesi üzerine Kızılay'a doğru kaçan eylemcilerle polis arasındaki gerginlik burada da sürdü. Kızılay Meydanı'nda meydana gelen olaylarda, eylemciler polis araçlarını taşlarken, çıkan çatışmalarda, çok sayıda polis ve eylemcinin yaralandığı gözlendi. Çıkan olaylarda 60 kişi gözaltına alındı. Olaylarda, 20 polis yaralandı, çok sayıda polis aracında da maddi hasar meydana geldi.


İSTİKLAL CADDESİ KARIŞTI


İstanbul Beyoğlu'nda da, Galatasaray Lisesi önünde toplanan Ezilenlerin Sosyalist Platformu ile çeşitli parti ve sivil toplum kuruluşlarına üye göstericiler, pankart ve sloganlar eşliğinde Taksim Meydanı'na kadar yürüdü. Gruba, İstanbul bağımsız milletvekili adayı Sırrı Süreyya Önder de destek verdi.

Gruptakilerden bazıları, Taksim Meydanı'ndaki bir binada asılı bulunan AK Parti pankartını iplerini keserek aşağı indirdi. Göstericiler, meydanda önlem amacıyla bekleyen Çevik Kuvvet ekiplerine de taş ve sopalarla saldırdı. Polis ekipleri de göstericilere tazyikli suyla müdahale etti. Yaşanan arbede sırasında yoldan geçen bazı araçlar hasar gördü. Bir süre sonra AK Parti Beyoğlu İlçe Başkanlığı Taksim Seçim İrtibat Bürosuna da boya ve taş atan göstericileri polis tazyikli suyla dağıttı. Göstericilerden bir grup, tekrar Galatasaray Lisesi'ne doğru yürüyüşe geçerken, Çevik Kuvvet ekipleri de bölgede geniş çaplı güvenlik önlemi aldı. İstiklal Caddesi boyunca yürüyerek lisenin önüne gelen göstericiler, burada basın açıklaması yaptı.


BURSA VE GİRESUN'DA POLİS ENGELİ


Öte yandan ÖDP ve Halk Evleri üyesi bir grup, Hopa'daki olayları protesto etmek için Ak Parti Bursa İl Başkanlığı önünde eylem yaptı. Binaya ve polise yumurta atan eylemciler polisin müdahalesiyle dağıtıldı.

Giresun'da da AK Parti Giresun İl Başkanlığı önünde basın açıklaması yapmak isteyen ÖDP, Halkevleri ve Devrimci Liseliler (DEV-LİS) üyeleri ile güvenlik güçleri arasında kısa süreli gerginlik yaşandı. Gazi Caddesi ve Cemal Gürsel Caddesi boyunca Başbakan Erdoğan ile AK Parti hükümeti aleyhinde slogan atarak yürüyüş yapan grup üyeleri, Çarşı Polis Merkezi Büro Amirliği önünde Çevik Kuvvet Polisi ekipleri tarafından barikat kurularak durduruldu.





Bunun üzerine grup, "İmamın ordusu emekçinin düşmanı", "AK Parti'den hesabı gençler soracak" sloganları attı. Grup üyeleri ve polis ekipleri arasında kısa süreli bir arbede yaşandı. Çevredeki vatandaşların grup üyelerine tepki göstermesi üzerine bu kez polis ekipleri, vatandaşları sakinleştirmeye çalıştı. Protesto yürüyüşüne izin verilen grubun AK Parti İl Başkanlığı önünde yaptığı basın açıklamasının ardından grubun güvenlik güçlerinin kontrolünde dağılımı sağlandı.

ESKİŞEHİR

ESKİŞEHİR'de yaklaşık 300 kişi yürüyüş yaparak Artvin'in Hopa ilçesinde emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun kalp krizi geçirip yaşamını yitirmesine neden olan olayları protesto etti.

AK Parti il binası önüne yürüyen kalabalıkla polisler arasında zaman zaman gerginlik yaşandı. Bir kişinin baygınlık geçirip ambulansıyla hastaneye kaldırılması üzerine yürüyüş yapan grup çevik kuvvet polisinin kalkanlarına doğru yumurta attılar. Emek ve Demokrasi Güçleri adlı grup akşam saatlerinde Porsuk Bulvarı Migros Mağazası önünde toplandı. 'Ölümün, zulmün iktidarı AKP'den hesap soracağız' yazılı pankart taşıyan kalabalık yaklaşık 2 kilometre mesafedeki AK Parti il binasına doğru yürüyüşe geçti.

Sık sık 'Kahrolsun AKP', 'Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek' sloganları atan grubun önünü Yunus Emre Caddesi'ndeki AK Parti binasına yaklaşırken çevik kuvvet polisleri kesti. Polislerin AK Parti il binası önünde basın açıklaması yapmasına izin vermemesi üzerine kısa süreli gerginlik yaşandı. Bu sırada protestocular arasında bulunan bir genç baygınlık geçirdi. Bayılan genç, 112 ambulansıyla Eskişehir Devlet Hastanesi'ne götürüldü.

Polisler, grubun AK Parti il binasına 30 metre kadar daha yaklaşmasına izin verdi. Grup adına basın açıklamasını okuyan Ali Paşa Şanlı, Artvin'in Hopa ilçesinde AK Parti'yi protesto eden grup ile polisler arasında yaşanan olaylar sırasında emekli öğretmen Metin Lokumcu'nun geçirdiği kalp krizi sonucunda yaşamını yitirdiğini söyledi. Şanlı, "Tayyip Erdoğan'ı dün Hakkari ve Eskişehir halkından bugün de Hopa halkından korumak için halka saldıran imamın ordusu, AKP'nin korkusunu yansıtmaktadır. Karadeniz'in yiğit evlatları çayından, suyuna, okulundan hastanesine, ülkesine ve yiğit evlatlarına sahip çıkacak ve ölümlerin hesabını mutlaka soracaktır. Eskişehir'in emek ve demokrasi güçleri olarak bizler de Karadeniz'in onurlu evlatları ile birlikte geleceğimize sahip çıkacağız, AKP'den hesap soracağız" dedi.

Yapılan basın açıklamasının ardından kalabalık arasında bulunanlar çevik kuvvet polislerinin kalkanlarına yumurta fırlattı. Polisler yumurtalara müdahale etmedi. Grup, daha sonra olaysız bir şekilde dağıldı.

POLITIK - Hukuk ve mantık,Melih Aşık

Hukuk ve mantık

Melih Aşık

1 Haziran 2011

Wikileaks belgelerinde de yer aldı… TSK'ya meydan okumak iktidarın oyunu arttırıyormuş.
Örneğin 27 Nisan muhtırasına karşı sert çıkış AKP'ye epey oy getirmiş.
Bu defa da gidişat ve beklenti o yönde…
Balyoz sanıkları hapiste 100'üncü günü çoktan geride bırakırken…
12 Eylül'ün liderleri Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya ifadeye çağırıldı…
Harp Akademileri Komutanı Orgeneral Bilgin Balanlı tutuklandı.
Seçime doğru "AKP darbecilerle hesaplaşıyor" görüntüsü güçlendirildi…
Orgeneral Balanlı, Eskişehir'de emekli Albay Hakan Büyük'ün evinde bulunan bir flash diskin içeriğine dayanılarak tutuklandı. Hakan Büyük o flash diskin kendisine ait olduğunu reddediyor. Başkaları tarafından konulduğunu söylüyor. Üstelik belgelerde suçlanan subayların imzası bulunmuyor. Büyük'ün avukatı Hüseyin Ersöz dijital belgelerin Batı'da kanıt bile sayılmadığını anımsatıyor. Darbeler elbet soruşturulacak ancak tutuklamanın nedeni anlaşılamıyor.
Dün CNN Türk'te Ayşenur Aslan'ın konuğu yandaş medyanın önde gelen isimlerinden gazeteci Faruk Mercan'dı… Mercan, Bugün gazetesini ekrana getirerek:
- İşte dedi, darbeye teşebbüs suçunu kanıtlayan 'Gizli' damgalı askeri belge… Altında da Bilgin Balanlı'ın adı var. Buyurun, bakın.
Ayşenur arkadaşımız:
- İyi ama belgenin altında Bilgin Balanlı'nın sadece adı yazıyor, imzası yok, deyince Mercan'ın yanıtı evlere şenlik oldu:
- Tamam ama belgedeki yazışma üslubu tam askeri üslup!
Ne demiştik.. Evet, yaşananları hukuk mantığıyla izah etmeye ve anlamaya imkân yok…

Eşitlik rejimi!
Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin Karabük'te açılışlar yapıyor… İşte birkaç gün önceki programı:
Saat 11.00. Eskipazar pazar yeri açılışına katılım.
Saat 11.30. Eskipazar araç parkı açılışına katılım.
Saat 12.30. Eskipazar mermer ocakları açılışına katılım.
Nedir bu açılışlar diye sorarsanız… Seçim yatırımı.. Evet M. Ali Şahin partisinin Karabük milletvekili adayı… Açılış adı altında Karabük'te gövde gösterisi yapıyor. Resmi araçlarla dolaşıyor. Yanında genellikle ilin valisi de yer alıyor… Aynen AKP'li Başbakan ve bakanlar gibi… Devletin bütün imkânlarını tepe tepe kullanıyor.
Şahin Bey Meclis Başkanı gibi dolaşıyor ama vatandaşlara AKP milletvekili adayı gibi hitap ediyor. İstifa edip normal bir aday gibi kampanya yapmayı hiç düşünmüyor.
Demokrasi eşitlik rejimidir değil mi? Emin misiniz? O zaman bir de öteki uca bakalım…
Şahin gibi bu seçimde aday olan Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan günlerini Silivri'de hücrede geçiriyor.
CHP ve MHP adayları Mehmet Haberal ve Engin Alan aynı mekândalar. Çetin Doğan keza.
Doğu Perinçek daha da zor durumda. Eşiyle yaptığı haftalık telefon görüşmesinde seçime yönelik siyasi propaganda yaptığı gerekçesiyle bir ay boyunca telefon hakkı elinden alınmıştı. Eşi görüşmeye not defteriyle girmek isteyince bu defa seçimlere kadar eşiyle görüşmesi yasaklandı… Hapisteki adayların dışarıya mesaj vermesi yasak. İktidar adaylarının devletin tüm imkânlarını kullanması serbest. Böyle eşitlik rejimi olur mu?

Hopa
Hopa'da Metin Lokumcu adlı emekli öğretmenin ölümü iktidarın halktan korkusunun sonucudur…
Hopa'da vatandaşlar Tayyip Erdoğan'a mesaj vermeye hazırlanırken üç helikopterin alçaktan uçarak gözdağı vermesi sinirleri bozuyor. Meydandakiler HES'leri protesto için "Su haktır satılamaz" pankartı açılınca polis müdahale ediyor. Ortalık savaş alanına dönüyor. Bir ölüm, onlarca yaralı… Neden? Çünkü iktidarın halk eleştirisine ve tepkisine kesinlikle tahammülü yok. Polise emir var; ağzını açanı ezin…İşte sonuç…

En son ve en inandırıcı anket sonucu: Bütün partiler yüzde 0-100 bandında…
* * *
Türkiye'de "salatalık virüsü" yokmuş.
Bizdeki hıyarlara virüs işlemez zaten…
Haldun Ertem

THY
Türk Hava Yolları'nın Manchester United ve Barcelona'ya sponsor olması elbet hoşumuza gidiyor. Euroligue'de THY adını görmek gururumuzu okşuyor… Wozniacki ve Kobe Bryant'lı reklamlar güzel… THY'nin dünyanın dört bir yanına uçması, Malaga'dan Soçi'ye, Podgorica'dan Pekin'e kadar uzanması başarının büyüdüğünü gösteriyor… Ancak… Rakamlar güzel değil. THY üç ayda 322 milyon lira zarar etmiş. Öte yandan hacim olarak benzer bir havayolu olan Emirates'in son 1 yılda 1 milyar 600 bin dolar ne kâr sağladığı açıklandı. Onların da sporsorlukları var. Onlar da yeni uçaklar alıyor. Onlar 3 ayda 400 milyon dolar kâr ediyor, THY üç ayda 200 milyon dolar zarar… Farkı fark etmemek olası değil…

Fas'ta polis muhaliflere meydan dayağı atmış.
Fas "ileri demokrasi"ye geçmiş olsaydı bilgisayarlarına "sahte darbe belgesi" atardı!
Fahrettin Fidan

Taksim
Trabzonspor taraftarları hafta sonunda Taksim'de gösteri yapıyor. 1 Mayıs'ta olduğu gibi birkaç bıçkın yine Cumhuriyet anıtı üzerine tırmanıyor… Heykelleri çekeliyor, üzerinde kuvvet denemesi yapıyor. Polis bu tarihi anıtı korumazsa yakında heykeller kırılacak. Yoksa Kars'taki örneğin tekrarı mı isteniyor?

Türkiye'de çiftlerin yarısı "mutsuz" çıkmış!
Geri kalan yarısı mutluluğun tarifini nasıl yapıyor acaba?
Elif Eral

http://www.ilk-kursun.com/2011/06/hukuk-ve-mantik/


--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ İyi bir konuşmacı, etkili konuşmasını bilen değil, gönlü bir inançla sarhoş olandır...   RALPH WALDO EMERSON

POLITIK - Samimiyseniz Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını ya tutuklayın ya görevden alın

Samimiyseniz Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını ya tutuklayın ya görevden alın

Can Ataklı - catakli@gazetevatan.com
Can         Ataklı
Hep yazdığımı bir daha tekrarlamak istiyorum. Şu anda Türkiye'de en geçerli ama en "sahtekârca" söylenen söz şu: "Konu yargıya intikal etti, yargı kararını bekleyelim."

Tabii ki bekleyelim de hangi yargı?

İktidarın yarattığı korku ortamında, anayasa oylaması ile hükümetlerin emir komuta zincirine giren yargıya mı, yoksa hakka hukuka saygılı, bağımsız yargıya mı?

İkincisinin artık hiçbir şekilde egemen olmadığını ve olamayacağını biliyoruz.

HUKUK TERÖRÜ: "Yargı kararını bekleyelim" sahtekârlığı gücünü iktidarın sözde "ileri demokrasi" adına 2005'ten bu yana çıkardığı yasalardan alıyor. DGM'lerin yerine geçen özel yetkili mahkemeler, özel yetkili savcılar ve destekçisi özel yetkili gazeteciler insan hak ve özgürlüklerini ayaklar altına alan yasaların arkasına sığınarak bir tür "hukuk terörü" estiriyor.

SİSTEMİN ÇALIŞMASI; Önce polis istihbarat birimleri iktidarın rahatsızlık duyduğu için hedef yaptığı kişi ve kurumlar hakkında gizli araştırmalara başlıyor. Telefon dinlemeleri, ortam izlemeleri, video ve ses kayıtları ve bunlardan oluşturulan montajlarla ortaya bir "suç işleme ihtimali" çıkarılıyor.

Bu bilgiler savcılığa sunuluyor. Savcılar hemen harekete geçerek izlenen kişileri tek tek topluyor.

"İleri demokrasi yasaları" iktidarın hedefi olan bu kişileri "katalog suçlar" kapsamında tutukluyor. Hapse atılanlara haklarındaki suçlama bildirilmediği gibi bu bilinmeyen suçlarla ilgili bilgi ve belgeler de verilmiyor.

GİRSİN UNUT: Hapsi giren unutuluyor, sadece ilk ifadesini vermesi için geçen süre bile ayları buluyor.

İktidar ve yandaşları da yapılan eleştirilere göğüs gererek "hukuk terörünün" arkasına sığınarak "neden yargıya güvenmiyorsunuz, savcılar hâkimler gerçeği ortaya çıkaracaklardır" diye yüksek sesle bağırıyorlar.

Ama bu süre içinde hayatlar kararmış, umutlar sönmüş, yuvalar dağılmış, tamiri olanaksız yaralar açılmış, kimin umurunda.

GENERALİN TUTUKLANMASI: Önceki gün Türkiye'de bir ilk yaşandı. İlk kez orgeneral rütbeli üst düzeydeki bir subay tutuklandı. Seçime 12 gün kala yapılan bu tutuklamayı, bir seçim yatırımı olarak görmemek mümkün değil. Ama bunu geçelim, asıl dikkat çekmek istediğim konu başka.

"Yargıyı bekleyelim" adı altında Türk Silahlı Kuvvetleri'nin komuta kademesinin yüzde 10'nunun tutuklu olduğu bir dönemdeyiz.

TUTUKLULAR: Güney ve kuzey deniz saha komutanları tutuklu, ama Donanma ve Deniz Kuvvetleri komutanları görevlerinin başında.

Krtik görevdeki onlarca general tutuklu ama Kara Kuvvetleri Komutanı görev başında. Bir sonraki komutan tutuklu ama Hava Kuvvetleri Komutanı görevinin başında.

Ordusundaki 30'un üzerindeki general tutuklu ama Genelkurmay Başkanı görevinin başında.

Tutuklu general ve amiraller "darbe yapacak olmakla" suçlanıyorlar. Çete kurdukları, cunta oluşturdukları, hükümeti devirip anayasal düzeni değiştirecekleri ileri sürülüyor.

DURUM ŞUDUR: Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları her şeyden habersiz makamlarında otururken, hemen bir altlarındaki general ve amiraller, çete kurmuşlar, cunta oluşturmuşlar, terörist olmuşlar, darbe yapıp anayasal düzeni değiştireceklermiş.

Demek ki iki konuyla karşı karşıyayız. Ya Genelkurmay Başkanı ve kuvvetler komutanları her şeyden haberdar ya da gerçekten hiçbir şey bilmiyorlar.

Her şeyden haberdarlarsa, darbe, çetecilik, cuntacılık, teröristlik suçlamalarının onları da kapsaması gerekir ve hemen tutuklanmamaları için hiçbir neden yoktur.

Yok eğer hiçbir şeyden haberleri yoksa, o zaman da görev suçu işliyorlar, Türkiye'nin güvenliğini tehdit ediyorlar demektir ki hemen görevden alınmalıdırlar.

ASIL AMAÇ: Ordunun ama emir komuta zinciri içinde ama cuntalarla bir darbe hazırlığı içinde olmadığı bir gerçek. Asıl amacın, Türkiye'yi dönüştürmeye çalışan zihniyetin her ihtimale karşı engel olarak gördüğü Türk Silahlı Kuvvetleri'ni tamamen kontrol altına almak, burnunu iyice sürterek etkisiz hale getirmek ve orduyu da istenilen kıvama getirmek olduğunu anlamamak için zekâ özürlü olmak gerekir.

AĞIR TAHRİK: İktidar bundan önceki seçimde, Genelkurmay Başkanı'nın hiç de akıllıca olmayan bir açıklaması sayesinde ezici üstünlükle seçim kazanmıştı. Şimdi de aynı oyunu oynayabilmek için Silahlı Kuvvetler'e karşı ağır bir tahrik operasyonu yapıyor. Silahlı Kuvvetler'in bu kez çok sakin davranacağını, hazırlanan tuzağa düşmeyeceğini, mutsuz ve rencide olmuş olsa bile "yargı kararını bekleyerek" vakarını göstereceğini umuyorum.

İKTİDARA DÜŞEN: İktidara bir kere daha çağrı yapmak gerek. Eğer bir darbe tehdidi varsa içinde olsalar da olmasalar da Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarını derhal görevden alın, "yargıya" teslim edin. "Hükümet yargıya emir veremez" diyecek aymazlar elbette çıkacaktır. Bu konuda harekete geçmeye amade birçok özel yetkili savcı vardır herhalde.

***


Uluslararası haber ajansları bir orgeneralin tutuklanmasını, "Türk Silahlı Kuvvetleri'ne en sert meydan okuma" olarak yorumlamış. İşin sertlik derecesine bakarsak meydan okumadan çok meydan dayağı gibi..

(Gani Yıldız)

***


CHP artık Güneydoğu'da var

Başbakan sık sık "Bunlar Sivas'ın ötesine geçemez" dediğine şimdi bin pişman mıdır acaba? Böyle diye diye CHP'yi oralara gönderdi. Şurası bir gerçek ki, CHP artık Güneydoğu ve Doğu'da da var.

Tabii seçim sonuçlarını etkileyecek bir oya dönüşme ihtimali nedir bilemiyorum ama artık CHP Güneydoğu'nun tüm illerinde gezebiliyor, bayrağını sallayabiliyor, propagandasını yapabiliyor.

Kılıçdaroğlu dün Diyarbakır'daydı. Mitingi bizzat izleyen arkadaşlarımızın izlenimlerine göre meydandaki kalabalık çok güçlü değilmiş. Ekranlarda konuşan arkadaşlarımız Kılıçdaroğlu'nun "yeni bir şey" söylemediğini de belirttiler.

Oysa bana göre öyle değil. Ne demesi bekleniyordu Kılıçdaroğlu'ndan. "Apo'yu serbest bırakacağını" mı söylemeliydi?

Kılıçdardoğlu, Başbakan'ın Hakkâri için söylediği "bayrak tahrikine" karşı Türk bayraklarıyla karşılandı. "Bu bayrak hepimizin onuru, hepimizin gururu" dedi. "Bu ülkenin bölünmeyeceğini" söyleyip "Hepimiz kardeşiz, barışı ve refahı birlikte sağlayacağız" dedi. "Diyarbakır hapishanesinin bir insanlık müzesi olacağını" söyledi "Buraya cezaevi değil fabrika yapacağız" dedi.

Diyarbakır'daki miting Diyarbakır'a değil tüm Türkiye'ye yönelikti gözlediğim kadarıyla. Kılıçdaroğlu Batı'dakileri kızdırmadı, Güneydoğuluların sempatisini kazandı.

Dün itibarıyla görünen o ki, AKP ve CHP'nin rolleri değişebilir. Türkiye ve dünya Güneydoğu çözümünün "ancak AKP eliyle olabileceğine" inanıyordu belki, ama şimdi CHP'nin de bu konuda ciddi alternatif olduğunu düşünmek yanlış olmaz.

***


Kadir Topbaş, "İstanbul'da artık trafik kilitlenmiyor" demiş. Kendisini bu başarıdan dolayı kutlamak için İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne gitmeye kalksak kaç saatte varırız acaba? (Gani Yıldız)

http://haber.gazetevatan.com/Haber/380901/1/Gundem

--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ İyi bir konuşmacı, etkili konuşmasını bilen değil, gönlü bir inançla sarhoş olandır...   RALPH WALDO EMERSON

POLITIK - Garnitürün son durumu

Garnitürün son durumu

Ahmet Şık ın neden tutuklandığını biliyor musunuz?

29/05/2011
EFE PEKER (Arşivi)

Herhangi bir eleştiri ya da öneriyle karşı karşıya kalan AKP, artık karşısındakini ciddiye alan ve kendi içinde tutarlı olmaya çalışan argümanlar sunmayı çoktan bıraktı

2007 genel seçimlerinden birkaç gün sonra Ece Temelkuran, Erdoğan'ın seçim gecesi yaptığı zafer konuşmasına değinen "Sen bu ülkenin garnitürüsün!" başlıklı unutulmaz bir yazı kaleme almıştı. Şöyle diyordu Temelkuran: "Konuşmasında AKP'den başka partilere oy verenleri 'Onlar da bizim zenginliğimiz' diye tarif edip halkın AKP'li olmayan yarısını 'memleketin garnitürü' ilan eden Tayyip Bey devam ediyor (...) Bu devlet de, bu millet de, bu halk da sizin değil, siz 'ötekisiniz'. En iyi ihtimalle 'garnitürsünüz'!" (Milliyet, 25 Temmuz 2007). Bugün ise, aradan geçen dört yılın ardından kendimize şu soruyu sorabiliriz: AKP'li olmayan ve bu partinin vizyonunu kerhen de olsa desteklemeyen grupların, yani "garnitürün", ülke siyasetinde artık herhangi bir söz hakkı ya da ehemmiyeti kaldı mı? Bu süre içinde AKP'nin giderek artan şekilde her konuda bildiğini okuyan ve karşısındakiyle eşit düzlemde iletişim kurma tenezzülünde bile bulunmayan söylem ve siyaset yapma biçimine bakıldığında, soruya olumlu yanıt vermek imkansızlaşıyor. 

Kırmızı gözler
Gerilim türü sinema örneklerindeki en tüyler ürpertici öğe, karşımızdaki özne ile hiçbir iletişim ve pazarlık payının olmadığını anladığımız anlardır. Biz ne dersek diyelim, ne yaparsak yapalım, karşımızda bir duvar vardır ve o aklındaki planı her halükarda gerçekleştirecektir. Örneğin '2001: Bir Uzay Serüveni' (1968) filmindeki bilgisayar HAL 9000'i ya da 'Terminatör'deki (1984) T-800'ü hatırlayalım. Bu öznelerle uzlaşamazsınız, onlara sesinizi duyuramazsınız, fikirlerini değiştiremezsiniz, hata yaptıklarını kabul ettiremezsiniz. Çünkü onların kırmızı gözleri sizi tanımaz, planlarına dahil değilseniz zerre kadar değeriniz yoktur. Buradaki korkunç çaresizlik, yetkisizlik, bir özne olarak yok sayılma hissi, görebileceğimiz en berbat cinayet sahnesinden daha çok dondurur insanın kanını.
Garnitürün bugün geldiği durum ancak bu türden bir yok sayılma, bertaraf edilme pratiği ve hissiyatıyla açıklanabilir. Diğer bir deyişle, Türkiye'nin geleceğinin AKP'li gibi hissetmeyen, düşünmeyen ve yaşamayanların müdahalesine açık olduğunu iddia etmek artık çok zor. Zira bu kimselerin görüş ve değerlendirmeleri, AKP ile örtüşmediği ölçüde her seferinde duvara çarpıyor, yok sayılıyor. Dört seneyi bırakalım, bunu doğrulamak için yalnızca son birkaç aydaki bazı somut gelişmelere bakmak bile yeterli olacaktır: İnternet sansürüyle ilgili on binlerce vatandaş yürüyüp tepkisini dile getirdi, sesleri bir yere ulaşıp değerlendirmeye alındı mı? ÖSYM'nin sayısız skandallarıyla milyonlarca gencin hayatıyla oynandı, tüm ülke ayağa kalktı, en azından kurumun açıkça yetersiz başkanı istifa ettirilebildi mi? Japonya'daki depremin ardından nükleer santral yapmanın intihar olacağını söyleyen bilim insanları ve sivil toplum kuruluşları ciddiye alındı mı? Alkol kullanımına bir gecede keyfi sınırlamalar getirilirken herhangi bir münazara süreci yaşandı mı? Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın ardından yükselen basın özgürlüğü feryatları kale alındı mı? Ya da Kürt açılımı "açılırken" (ve şimdi de "kapanırken") vitrin doldurmak dışında gerçek bir fikir teatisinde bulunuldu mu? Örnekler çoğaltılabilir, ancak tüm bu başlıkların ortak noktası, plan ve programına uymadığımız için kırmızı gözlerin bizi görmeyi reddetmesidir. 

Belagatin sonu
AKP'nin söz konusu dışlayıcı tavrı, bu partinin ülkemizde "belagatin sonu" (veya argümana dayalı siyasi tartışmanın ölümü) olarak nitelenebilecek sürece yaptığı büyük katkıyla el ele gidiyor (Galip Munzam, soL, 30 Mart 2011). Buna göre, herhangi bir eleştiri ya da öneriyle karşı karşıya kalan AKP, artık karşısındakini ciddiye alan ve kendi içinde tutarlı olmaya çalışan argümanlar sunmayı çoktan bıraktı. Aksine, kendine aşırı bir güvenle iddialara doğrudan abesle iştigal ederek cevap verme ya da eleştirenleri ahlaki olarak tepeden bakar bir konumdan yaftalayıp itibarsızlaştırma, AKP'nin olağan işleyiş biçimi haline geldi.
Birincisine, yani abesle iştigale örnek olarak, yukarıda sıraladığımız bazı başlıklardaki tepkilere AKP'lilerin verdiği cevapları hatırlayalım: Nükleer santral: "Tüp gazda da risk var. Bekarlık daha tehlikeli!" YGS şifre skandalı: "Öğrenciler ÖSYM Başkanının elini öpsünler!" Şık ve Şener olayı: "Zaten gazeteciliklerinden tutuklanmadılar!" Alkol sınırlamaları: "Tıksırana kadar içiyorlar!" İkincisine, yani itibarsızlaştırmaya örnek olarak ise, seçim meydanlarında müstehcen kasetlere ve ahlakçılığa yapılan vurguyu, liseli ya da üniversiteli demeden AKP'ye eleştiride bulunan herkesin kolayca darbeci ve Ergenekoncu olarak nitelenmesini ya da her türlü muhalefetin muğlak bir "statüko yanlısı" tanımı içinde sunulmasını gösterebiliriz. Bu iki başlıktaki örnekler de yine çoğaltılabilir. Ancak açık olan, ülkemizde tarihsel olarak da zaten istenilen seviyede olmayan belagate ve ussallığa dayalı tartışma kültürünün AKP ile beraber öldüğüdür.
Türkiye işte böyle bir ortamda seçime gidiyor. Olacaklar aşağı yukarı belli: Seçimi AKP büyük bir farkla kazanacak. Erdoğan seçim gecesi "garnitürü" dahil herkesi kucakladığını belirten bir konuşma yapacak. Köşe yazarları bir hafta boyunca bu mesajdaki "uzlaşma" vurgusunu göklere çıkaracaklar. Ardından yeni bir anayasa yapılacak. Biz de yeni anayasanın inceliklerini resmi gazeteden heyecanla okuyacağız! Temelkuran'ın dört sene önceki makalesi ise yine kulaklarımızda çınlayacak: "Uzlaşma! Bu ... bir merhamet çağrısıdır aslında. Muktedirden merhamet istenmektedir. (...) 'Taç giyen baş akıllanır' deyip diğer toplumsal kesimleri ezmemesi için dua edebilirsiniz." 2023 planlarının bile çizildiği bu türden bir gelecek bizleri beklerken, garnitür olmaktan kurtulmanın yolu tabakta ana yemeğe yakın durmaya çalışmaktan değil, yepyeni bir yemek tarifi hazırlayabilmekten geçiyor. 

EFE PEKER: Simon Fraser Üni., Sosyoloji

http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=EklerDetay&ArticleID=1051149&Date=01.06.2011&CategoryID=42


--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ İyi bir konuşmacı, etkili konuşmasını bilen değil, gönlü bir inançla sarhoş olandır...   RALPH WALDO EMERSON

POLITIK - Yunan işgal etti AKP’den hiçbir tepki gelmiyor!

http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=51316

31/05/2011 - 22:29:23

 

Yunan işgal etti AKP'den hiçbir tepki gelmiyor!

Ege Denizi'nde 1549 yılından beri Türk egemenliğinde olan, Lozan Antlaşması ile de Türkiye Cumhuriyeti'nde olduğu tescillenen Aydın il sınırlarındaki Eşek ve Bulamaç adaları Yunanistan tarafından işgal edildi. Yunan, adaların üzerine kilise, AVM, tesis ve konut yaptı, bayrak dikti. Oldubittiye çıt çıkarmayan AKP, sade suya tirit bir resmi açıklamayla yetindi.
AKP Yunan işgaline suskun
462 yıldır Türk egemenliğinde olan Ege Denizi'ndeki Eşek ve Bulamaç adalarının Yunanistan tarafından işgaline iktidar sesini çıkarmıyor.
Haber :  Salim Yavaşoğlu
AKP iktidarı, Ege Denizi'nde Aydın ili Didim ilçesi açıklarında bulunan ve 1549 yılından beri Türk egemenliğinde olan, Lozan Antlaşması ile de Türkiye Cumhuriyetine verilen Eşek ve Bulamaç adalarının Yunanistan tarafından işgal edilmesine ses çıkarmıyor. Didim'e 5.9 mil uzaklıktaki Bulamaç ile 9 mil uzaklıktaki Eşek adalarının 2004 yılından beri işgal altında olduğu ortaya çıktı. 1999 yılında Eşek Adası'na Yunan bayrağı dikme girişiminde bulunan Yunanistan, dönemin hükümeti ve askeri yetkililerin uyarısı üzerine geri adım atmıştı.

Yeterli açıklama gelmedi
Eşek ve Bulamaç adalarındaki Yunan işgaline göz yuman AKP, suskunluğunu koruyor. Dışişleri Bakanlığı Enformasyon Daire Başkanlığı'ndan verilen yazılı açıklamada ise "Ege'deki tüm
sorunların iki tarafın da mutabık kalacağı, ortak çıkarlara dayalı, barışçı yöntemlerle kapsamlı ve kalıcı şekilde çözümlenmesi için gerekli siyasi irade ve kararlılığı muhafaza ediyoruz. Her iki tarafın da bölgede barış ve istikrara menfi etkide bulunacak ve iki ülke arasında güçlendirilerek sürdürülen olumlu atmosfere zarar verecek tek yanlı girişimlerden kaçınması önem taşımaktadır" denilerek tatmin edici bir birgi vermedi.
Özkaya: Lozan'ı çiğnettiler
Tapu Kadastro eski Genel Müdür Yardımcısı ve Aydın bağımsız milletvekili adayı Orhan Özkaya, Lozan ile İkinci Dünya Savaşı sonrası Paris Antlaşması'na göre bu adaların Türkiye'ye ait olduğunu ifade ederek, "Lozan Antlaşması'na göre işgal görmeyen ve milletlerarası antlaşmalarda adı belirtilerek Yunanistan'a devredilmemiş ada, adacık ve kayacıklar Türkiye'ye aittir" dedi.

Kiliseler yaptılar
Adaların, Yunanistan tarafından işgal edilerek üzerine limanlar, kiliseler, AVM'ler ve konutlarla çeşitli tesisler yapılmış ve Türklerin girişine kapatılmış durumda olduğunu kaydeden Özkaya şöyle dedi: "Adaya gidişler pasaportla yapılmaktadır. İktidarın herhangi bir açıklaması bugüne kadar olmadığı gibi, yetkisiz kişiler tarafından yapılan açıklamalar da kamuoyunun tepkisini yatıştırmak içindir."

Sesini çıkarmadı
Özkaya, Yunanistan'ın karasularını fiili olarak 12 mile çıkartıp, Türkiye'nin de buna ses çıkarmadığını iddia ederek şöyle devam etti: "Ege Denizi'nde, ulusal karasu sınırının Yunanistan tarafından 6 milden 12 mile çıkartılması, kıyılara taraf ülkeler olan Türkiye ve Yunanistan arasındaki görüşmelerde, görüşlerin birleştirilmesi olanaklı olmaması anlaşmazlığın sürmesine neden olmaktaydı. Bugüne kadar, iki ülke arasında ulusal yaklaşımlar sert açıklamalarla dile getirilmekteydi. 16 Kasım 1994 tarihinde Birleşmiş Milletler 3. Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin yürürlüğe girmesiyle Yunanistan,  karasularını 12 mile çıkarma kararı almış ve gerektiğinde bu hakkını kullanacağını açıklamıştı. Türkiye de bu konudaki kararlı tutumunu çok sık olarak dile getirmişti. Yunanistan Parlamentosu 31 Mayıs 1995 tarihinde bu Sözleşmeyi onaylamıştır. "

* * *


--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ İyi bir konuşmacı, etkili konuşmasını bilen değil, gönlü bir inançla sarhoş olandır...   RALPH WALDO EMERSON

DIN, IMAN, YALAN, DOLAN - 2B-- BALANLI/ BİLVANİS

YENİ  2B--BALANLI/ BİLVANİS

AKP;  Orman vasfını kaybetmiş ve 2B denilen  arazilerin satışından 25- 50 Milyar Dolar gelir bekliyordu.  2007 seçimleri öncesi bu sakızı bolca  çiğneyen AKP, 2011 seçimleri için yeni malzemeler, yeni 2B'ler aramaya başladı...

Planın aşamaları şöyleydi;
*CHP Operasyonu;

* Hedefe önce Baykal oturtuldu. Görünüşte Müslüman olduğunu söyleyen ama akılları insanların bacak arasında olan  cemaatin polisleri, istihbaratçılar ve yabancı uzmanların kurduğu tezgahla, Deniz Baykal  CHP'nin başından uzaklaştırıldı. Amaç  CHP'nin parçalanmasıydı. Fakat istenen olmadı.
Kemal Kılıçdaroğlu çalışkanlığı, dürüstlüğü, bilgisi ve efendiliğiyle Türk Milletinin "Bizim Kemal'i" oldu. Darbe vurulmak istenen CHP şimdiden %30 oy oranını geçti. Kılıçdaroğlu'nun nefesini ensesinde hisseden Erdoğan'ın sinirleri ve vücut kimyası alt-üst oldu. Elinde olsa CHP'nin başından Kemal Bey'i indirecek…
*Merkez Sağ Operasyonu;
2007 seçim öncesinde Mehmet Ağar-Erkan Mumcu ikilisi AKP'nin oyununa geldiler ve elleriyle en az %15 oy alacak birleşmeyi darmadağın ettiler. Bu seçim öncesi ise, tamamen cemaatin organizasyonuyla DP'nin başına N.K.Zeybek'i getirdiler. O da gitti, tarikatçı Haydar Baş ile ittifak yaptı ve kendi kendini bitirdi…
*MHP Operasyonu;
PKK  Terör  Örgütü lideri Öcalan ile AKP'nin vardığı anlaşma sonucu, Türkiye'yi federal yapıya götürecek Anayasa'nın yapılabilmesinin şartı, MHP'nin baraj altına itilerek, TBMM dışında kalmasıydı. PKK'nın siyasi temsilcisi olan BDP kökenli Kürtçü-Bölücü kişiler meclise girecekler ve AKP ile işbirliği yaparak, Türkiye'nin bölünme yolunu açacaklardı..
Aylar, yıllar önce profesyonel kişilerce çekilen kasetler devreye sokuldu, yayınlandı.. Devlet Bahçeli gereğini derhal yaparak, bu çirkefin önünü kesti. Bu pisliği tertip edenler yine emellerine ulaşamadılar. Kaset olayı ters tepti ve MHP oylarını süratle yükseltmeye başladı ve şu an %18'in üzerine çıktı. Devlet Bahçeli'nin sakin ve güven veren duruşu, Tayyip Bey'in sinirlerini bozuyor…
Türk Silahlı Kuvvetleri Operasyonu;
*Türkiye'nin  Ulus Devlet ve Üniter yapısının korunmasının en güçlü güvencesi Türk Silahlı Kuvvetleridir.  Bunu kırmak için AKP-ABD-Feto işbirliği kuruldu ve
4-5 yıldır yaşadığımız olaylar tezgahlandı. İnsanlar yıllardır ne ile suçlandığını bilmeden tutuklu olarak cezaevlerindeler.
Bu üçlünün tezgahları ve üretilen sahte belgelerle Türk Ordusunun Generallerinin  %10 u tutuklu olarak cezaevinde…
Bu oyun tutmayınca "Yeni 2B olayı Balanlı/Bilvanis" tezgahlandı. Anlatalım;
Balanlı; Orgeneral, Harp Akademileri Komutanı, 3 ay sonrasının Hava Kuvvetleri Komutanı.
Tutuklanma sebebi; Emekli bir Albay'ın evinde ele geçirildiği söylenen "Balyoz Belgelerinde" ıslak imzasının bulunduğu iddiası  ve  Bilvanis Çiftliğine havadan taarruz yapabileceği söylentisi!...
Bilvanis;  "Günahlarla, çirkinliklerle, rezillikle dolu dünyada, tüm bunların arasından, bir kardelen misali aslını kaybetmeden çıkan bir nur" olarak tarif edilir.
Bilvanis Çiftliği; Nakşibendi Tarikatının Menzil kolu adını Adıyaman'ın Menzil köyünden alır. Bu cemaatin en önemli ismi Raşit Erol'du. Raşit Erol cemaat içinde "zehirli bir iğne" saldırısı sonucu öldürülünce, Şeyh Postuna kim oturacak kavgası başladı. Bu kavga bölünme ile sonuçlandı.
Adıyaman Menzil'deki Şeyh Postuna kardeşi Abdulbaki Erol oturdu. Raşit Erol'un oğlu Fevzettin Erol ise, kışları Afyon- Ankara'da, yazları ise Eskişehir yakınlarındaki Bilvanis ismini verdikleri bir çiftlikte oturmakta ve gerçek Şeyh'in kendisi olduğunu söylemektedir.
Bu ikisi de Hz.Peygamberin  soyundan geldiklerini iddia etmektedirler ama birbirleri için yalancı ve sahtekar kelimelerini kullanmaktadırlar. İkisi de, birbirlerinden dolayı, ölüm korkusu içinde  yaşamaktadırlar.  AKP Hükümetinin izin vermesi sebebiyle Menzil tarikatı, bazı Bakanlıklarda çok etkilidir.(Sağlık Bakanlığı-Maliye Bakanlığı)   Tarikatın en büyük gelir kaynağı, bağışlar ve tarikat müteahhitlerinin AKP'li Belediyelerde yaptıkları işlerdir.  Türk Silahlı Kuvvetlerinin Orgenerali işte bu tarikat yuvasını bombalamak iddiasıyla tutuklandı. Belge var mı? Yok.. Bu saçma iddiayı doğrulayan bir delil var mı? 
O da yok.. Peki, AKP ne yapmak istiyor;
1) TSK Üst kademesini tahrik edip, muhtıra verdirmeye çalışıyor ki, çok sevdiği "Mağdur" rolünü yine oynayabilsin.
2)Tüm cemaat ve tarikatlara; "Oylarınızı bana vermezseniz, başınıza neler gelecek siz düşünün" diyerek,  olmayan bir tehlike için tehdit ediyor..
3)Emniyet Genel Müdürlüğü  18.Şubat.2011 de yayınladığı genelge ile, artık İrticai faaliyetleri denetlemeyecek. Genelgenin altında şimdi AKP Kırıkkale milletvekili adayı olan zamanın Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kaan Köksal'ın imzası var.

AKP,  hazırladığı oyunlar sayesinde başarılı olabilecek mi ?
*AKP  9 yıl sonra  ilk defa seçimlere "Mağdur" olarak değil, "Zalim" olarak gidiyor.
*AKP'nin zengin ettiği yandaşları dışında, ekonomik durumu 9 sene önceye göre iyi olan yok. İşçi, işsiz, memur, çiftçi, köylü, esnaf,emekli, sanayici, yatırımcı 9 sene önceye göre fakirleştiler.
*Devlet kadrolarındaki tarikat ve cemaat kadrolaşması gençlerimizi AKP'den soğuttu ve kandırıldıklarını anladılar. Her 5 gençten  2 si işsiz.
* Ordumuza karşı takınılan  düşmanca tutum, insanlarımızı çok rahatsız etti.
*KPSS, Polis Koleji ve en son olarak da YGS de yapılan rezaletler AKP'ye çok büyük darbe vurdu.
*Başbakan - Bakanların çocuklarının ve yakınlarının süratle ve izah edilemeyen bir şekilde zenginleşmesi, yeni türeyen zenginlerin hep AKP çevresinden olması, yolsuzluklar AKP'ye ummadığı kadar büyük darbe vuracaklar.
*Devlet olanaklarını kullanıp, halkı sindirmeye kalkmak, insanları devlet gücüyle korkutmak, 1400 Polisle dolaşmak, kızını tiyatro'ya 150 Polisle göndermek, dünyadaki  sekizinci zengin siyasetçi olmak, Tayyip Bey'in halktan kopması ve herkesle kavga etmesi, Bülent Arınç, Egemen Bağış, Hüseyin Çelik gibi AKP sözcülerinin özellikle kadınlara hakaret eden beyanatları, kibirli halleri  AKP'yi ciddi olarak aşağıya çekecek…
* İnsanların verdiği sadaka paralarını dolandırdığı iddia edilen  üçkağıtçıların devamlı olarak Başbakan'ın yanında ve akrabalarından olması ve bu davanın yıllardır sürüncemede kalması, kul hakkını yiyenlerin felaketi olacaktır…

Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Atatürk'e, onun silah arkadaşlarına, bu ülkeye hizmet etmiş devlet adamlarına, Cumhuriyetimizin kurucu değerlerine, izbe yerlerde alçakça küfür eden korkaklarla kolkola girenler, Türkiye'mizi aydınlık yolundan çevirip Ortaçağ karanlığına gömmek isteyenler, Türkiye'mizin 40 bin insanını öldüren uyuşturucu kaçakçısı ile konuşanlar, ellerinde şehitlerimizin kanı olan ve şu an dahi Kerkük'teki Türk varlığına işkence eden Barzani'nin önünde dörtayak duranlar 12 Haziran'da Türk Milletinden hak ettikleri cevabı alacaklardır.  Çoğu gitti, azı kaldı….

Not: Tüm bu söylediklerimin gerçekleşmesi için, sandığa ve sandık sonuçlarının yüklendiği bilgisayarlara sahip çıkılması ve oy hırsızlığına engel olunmasına bağlıdır. CHP- MHP Genel Başkanları ve YSK Başkanı Ali Em, Türk Milletinin oylarının namusu sizlerin omuzlarında. Anladınız mı?...

Sağlık ve başarı dileklerimle   01.Haziran.2011

RİFAT SERDAROĞLU
rifatserdaroglu@gmail.com
twitter.com/rifatserdaroglu
0 532 211 00 11