4 Temmuz 2026 Cumartesi

Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya: Karasuları ve Münhasır Ekonomik Bölge Konusunda Yasal Düzenleme

*Prof. Dr. Alaeddin Yalçınkaya: Karasuları ve Münhasır Ekonomik Bölge Konusunda Yasal Düzenleme* *Deniz Alanlarında Yasal Düzenleme* Deniz alanları, 1982 Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde belirlenmiş olup taraf olmayan devletler için dahi bağlayıcıdır. BM Genel Kurulu kararları bağlayıcı olmadığı halde, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi gibi nitelikli çoğunlukla alınan kararlar uluslararası hukuk teamül kuralı sayılmaktadır. 169 devletin taraf olduğu Deniz Hukuku mutabakatının teamül vasfı daha güçlüdür. Türkiye, adaların deniz alanları konusundaki düzenlemelere itirazla sözleşmeye taraf olmamıştır. Bununla beraber sözleşmeden kaynaklanan mesela Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) hakkını Karadeniz’de kullanmaktadır. 1982 Sözleşmesi konferanslarına katılan Yaşar Yakış, /*“keşke Türkiye, sözleşme dışında kalmak yerine taraf olup Adalar konusunda muhalefet şerhi koysaydı”*/ diye hayıflanmıştı. Sözleşme yürürlüğe girdikten sonra benzer sorunları yaşayan devletler yargı yoluna gitmişler, davalarda Türkiye lehine kararlar çıkmıştır. Kıyılarımızın dibindeki Yunan adalarının deniz alanları olmayacağı, benzer durumdaki uyuşmazlıklarla ilgili yargı kararlarıyla tespit edilmiştir. Bunlar arasında ilginç olanı Fransa ile İngiltere arasında görülmüştür. Fransa kıyılarına yakın İngiltere’ye ait Manş adalarının, deniz alanları olamayacağına dair uluslararası yargı kararı son derece önemlidir. Çünkü Fransa, Türkiye’nin bir kaç mil ötedeki Yunan adalarının deniz alanlarını savunurken kendisi, çok daha uzaktaki İngiliz adalarının deniz alanları olamayacağı iddiasıyla yargıya gitmiş, kazanmıştır. Benzer birçok örnekte açılan davalarda iki ülke arasındaki adaların MEB ve kıta sahanlığı olamayacağına hükmedilmiş, deniz alanlarının iki ülkenin ana karaları arasında orta hat metoduyla tespit edileceğine hükmedilmiştir. Dolayısıyla Türkiye’nin sözleşmeye taraf olup adalar konusunda şerh koymaması ciddi bir kayıp değildir. Çünkü benzer davalarda Türkiye’nin lehine kararlar verilmiş, içtihat birliği oluşmuştur. Fakat içtihatlarla desteklenen bu hakkını kullanma konusunda Türkiye’nin yıllardır süren tereddütleri söz konusudur. Asıl sorun Yunanistan’ın ilan ettiği kıta sahanlığı ve diğer ülkelerle imzaladığı MEB alanları konusunda da Türkiye’nin yetersiz kalmasıdır. Yunanistan, mutlak egemen olduğunu iddia ettiği adaların kıta sahanlığı ve MEB alanları konusunda diğer Akdeniz ülkeleriyle de sözleşmeler imzalamıştır. Bu iddialarını AB’ye de mal etme girişimlerinde belirli başarıya ulaşmıştır. Bu tür tek taraflı iddiaların tanınmadığı deklare edilmesine karşın Türkiye, Akdeniz ve Adalar Denizi’nde kendi MEB alanını ilan etmeyerek Yunanistan’a bir anlamda manevra alanı açmıştır. Bu yanlıştan dönüş konusunda kapsamlı yasal düzenleme haberi sızdırılmıştır. Bir gazete genel yayın yönetmenin yazısından izlediğimiz bilgilerdeki yanlışların gazetecinin bilgisizliğinden kaynaklanmış olabileceğini ümit ederiz. Ancak böyle bir konuda parlamento, komisyonlar silsilesi yanında askeri ve akademik uzmanlarla işbirliği halinde düzenlemenin olgunlaştırılması, ülkemiz aleyhine olabilecek bilgi kirliliğinin önlenmesi gerekmektedir. Köşe yazarının aktardığı bilgilerde bugüne kadar Türkiye’nin sanki hiç deniz alanları olmamış, ilk defa bu düzenlemeyle hakların elde edileceği ima edilmektedir. İkili/çoklu sözleşmelerle ve genel olarak ulusararası hukukun garantisi altında on yıllardır sahip olduğumuz haklar bir anlamda yeniden müzakere/tartışma masasına taşınmaktadır. Mavi vatan olarak adlandırdığımız deniz alanları, bir devletin egemenlik haklarını kullanabildiği deniz alanları demektir. Denizlerde egemenlik hakkı iç sularda mutlak olup karasuları, bitişik bölge, kıta sahanlığı ve MEB’e doğru ekonomik haklarla sınırlı hale gelmektedir. Söz konusu egemenlik olduğuna göre bu alandaki düzenlemelerin de yasayla yapılması son derece önemlidir. 1982 tarihli 2674 nolu yasayla Türkiye’nin karasuları 6 mil olarak tespit edilmiş daha sonraki düzenlemelerle Akdeniz ve Karadeniz’de 1982 sözleşmesinin verdiği yetkiler çerçevesinde 12 mil olarak düzenlenmiştir. Adalar Denizi’ndeki 6 mil, aynı zamanda Yunanistan’ın da uyması gereken bir sınır olup bunu 12 mile çıkarması, yeni düzenlemede açıkça ifade edilmesi beklendiği gibi /*“6 mili aşması”*/ savaş sebebi olacaktır. 1982 sözleşmesi devletlere karasularını ilan ederken /*“12 mili aşmama”*/ sınırını getirmiştir. Bu sınır garanti edilen bir hak olmayıp coğrafi özelliklere ve ilgili ülkelerin mutabakatlarına göre üst sınırdır. Nitekim benzer coğrafyalarda komşu ülkelerin uzlaşmasıyla karasuları 3 mil olarak tespit edilenler vardır. Esasen 1936’da Yunanistan’ın karasularını 3’ten 6 mile çıkarması kararına itiraz etmeyerek Dışişleri Bakanı’nın ani kararıyla Türkiye’nin de 6 mile çıkarması yakın dönemin vahim yanlışlarındandır. Parlamenter sistemde deniz alanlarıyla ilgili bazı yetkiler Bakanlar Kurulu’na bırakılmış olup bu kapsamda bazı düzenlemeler de yapılmıştı. Cumhurbaşkanlığı sisteminde yasaların yetkilendirdiği /*“bakanlar kurulu kararları”*/ yerine /*“cumhurbaşkanlığı kararnamesi”*/ ifadesi yer almıştır. Bununla beraber söz konusu egemenlik hakkı olunca muhtemel baskı ve tehditlere karşı kamuoyu desteğini sağlamak üzere yasal düzenleme dışındakilere imkan verilmemeli, 1936 yanlışı dikkate alındığında askeri ve akademik müzakerelerle olgunlaşmadan, partilerüstü mutabakat sağlanmadan kesinlikle tek imzalı kararnameyle yükümlülük altına girilmemelidir. Usulüne göre yürürlüğe giren uluslararası sözleşmeler de kanun hükümünde olup bu kapsamda daha SSCB dağılmadan Türkiye, Karadeniz’de diğer kıyıdaş ülkelerle MEB alanlarını orta hat ve dik hat yöntemleriyle belirlemişti. SSCB’nin dağılmasından sonra aynı mutabakat yeni bağımsız cumhuriyetlerle tekrar düzenlenmiştir. Yunanistan’ın adalar konusunda mahkeme kararlarını ve diğer hakkaniyet kıstaslarını dikkate almayan uygulamalarına ve başka ülkelerle sözleşmelerine karşın, Türkiye’nin kendi alanlarını uluslararası hukuk normlarına göre ilan etmesi son derece önemli ve gereklidir. Muhtemelen Rum lobisinin AB ve ABD üzerinden baskıları, Türkiye’nin haklarını yasal düzenlemeyle garanti altına almasını engellemiştir. Bununla beraber Türkiye-Libya MEB antlaşması, Yunanistan ve destekçilerinin oldu-bittiye getirme politikalarına darbe vurduğu halde arkası gelmemiştir. Trump yönetimi veya haddini aşan büyükelçisinin Rum lobisinin baskısıyla deniz alanları konusundaki muhtemel tehditlerine karşı kamuoyu, akademi, güvenlik birimleri, hatta muhalefet baskısı yeni düzenleme yolunda son derece kıymetli olacaktır. Köşe yazarlarına sızdırılan hatalı bilgiler yerine alt komisyonlarca hızla olgunlaştırılan taslak her zeminde tartışılmalı, üst komisyonlar ve genel kurula kadar egemenlik hakları tahkim edilerek bir an önce yürürlüğe konulmalıdır. Bu süreçteki kararlılık komşularla hakkaniyete uygun sözleşmelerin de yolunu açacaktır. Uzlaşmaya varılmaması demek, Türkiye’nin haklarından feragat ettiği anlamına gelmemelidir. Beklenen düzenlemede İzmir ve Aydın’ın mahallesi durumundaki adalarda Yunan işgaline son verecek imkanlar da kullanılmalı, gerekirse savunma sanayimizin gücü değerlendirilmelidir. İddia edildiği /*“gizli sözleşme”*/ ile devredilen adalar varsa, bu sözleşmelerin geçersizliği ilan edilmeli, sorumlular anayasa mahkemesinde yargılanmalıdır. Ülkeyi satmak anlamına gelen böyle bir ihanet tespit edildiği halde yasal görevini yapmayanların da bir gün yargılanacakları bilinmelidir. twitter.com/alaeddinyalcink * <imap://oraj.poyraz%40erkin.cc@mail.erkin.cc:993/fetch%3EUID%3E.INBOX.Templates%3E51?part=1.6&filename=text.html>* *https://www.turkishnews.com/2026/06/11/karasulari-ve-munhasir-ekonomik-bolge-konusunda-yasal-duzenleme/* - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net>  / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>

Cenk Özatıcı: Türkiyeyi Ayağa Kaldıracak! AKP ve Bahçelinin Planı Bu Olabilir!


Cenk Özatıcı: Türkiyeyi Ayağa Kaldıracak! AKP ve Bahçelinin Planı Bu Olabilir!

Kaynak: SÖZCÜ Televizyonu

1. Bölüm: NATO Zirvesi ve Terörsüz Türkiye Süreci

Sunucu:

Düşünülmeyeceğine inandığımız bir Terörsüz Türkiye süreci var. Geçtiğimiz hafta Bayrağını Al Gel mitingi yaptınız. Şu an gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

NATO Zirvesi de yaklaşırken ortaya çıkan tabloyu nasıl özetlersiniz?

Cenk Özatıcı:

Şöyle söyleyeyim: Aslında en başından başlayalım. Hiç hamasete girmeden, tamamen somut olaylar üzerinden konuşalım. Çünkü son bir buçuk yılda gerçekten ilginç gelişmeler yaşadık.

Bu süreç başladığında, yani sözde Terörsüz Türkiye süreci başlatıldığında, bize ne vaat edilmişti?

Sayın Bahçeli ne söylemişti? Topluma, halka ve Türk milletine ne vaat edilmişti?

Açıklaması hâlâ ortada. Elimde duruyor.

Sayın Bahçeli açıkça şunu söylüyor:

Bize söylenen buydu.

Türk milletine, hiçbir pazarlık yapılmadan, hiçbir şart ileri sürülmeden, PKK'nın bütün unsurlarıyla silah bırakacağı söylendi.

Fakat bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız.

Üstelik bu söylemler eşliğinde, yaklaşık elli bin vatandaşımızın, askerimizin, polisimizin ve kundaktaki bebeklerin katili olduğu belirtilen Abdullah Öcalan için kurucu önder ifadesi kullanılmaya başlandı.

Ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde bir komisyon oluşturuldu ve bu komisyon İmralıya gönderildi.

Bütün bunlar, kamuoyuna verilen bu vaatler doğrultusunda gerçekleştirildi.

Şimdi çok net bir soru soruyorum.

İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı buna cevap versin:

PKK, vaat edildiği gibi silah bıraktı mı?

Bugün Suriyenin kuzeyinde, Ayn el-Arabda, Hasekede ve Derikte PKK silah bıraktı mı?

Hayır.

Tam tersine, Sipan Hemo kod adlı bir PKK mensubu olduğu belirtilen kişi bugün Suriye Savunma Bakan Yardımcısı olarak görev yapıyor.

Belki bunu ilk kez duyan izleyicilerimiz şaşıracaktır.

Tekrar ediyorum:

Türkiye Cumhuriyetinin kırmızı bültenle aradığı belirtilen Sipan Hemo kod adlı PKK mensubu, şu anda Suriye devletinde Savunma Bakan Yardımcısı konumundadır.

Hani devlet aklı deniliyordu ya…

İşte devlet aklı dedikleri buysa, o zaman soruyorum:

Yarın bu kişi Türkiyeye gelirse ne yapacaksınız?

Kırmızı halıyla mı karşılayacaksınız?

Resmî tören mi düzenleyeceksiniz?

Evlatlarımızın katili olduğu belirtilen bir kişi hakkında nasıl bir tutum sergileyeceksiniz?

2. Bölüm: PKK Silah Bıraktı mı? İktidarın Çelişkili Açıklamaları

Cenk Özatıcı:

PKK Suriyede silah bıraktı mı?

Bırakmadı.

Peki Iraka geçelim.

Sincarda PKK silah bıraktı mı?

Bunu ben söylemiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan söylüyor. Kendisi, PKK'nın Sincarda varlığını sürdürdüğünü ve silah bırakmadığını ifade ediyor.

Peki Kandilde silah bıraktı mı?

Hayır.

İranda faaliyet gösteren PJAK silah bıraktı mı?

Hayır.

Bunu da ben söylemiyorum.

Geçtiğimiz haftalarda ABD Başkanı Donald Trump bir açıklama yaptı. Açıklamasında, PJAK'a gönderilen silahların İrandaki muhaliflere ulaştırılmasının amaçlandığını; ancak bu silahların muhaliflere verilmediğini ve örgütün elinde kaldığını söyledi.

Şimdi başlangıçta ortaya konulan vaat neydi?

Peki bugün geldiğimiz nokta ne?

Asıl dikkat çekici olan da bu.

Geçtiğimiz ay AK Parti Sözcüsü Ömer Çelikin yaptığı iki ayrı açıklama var. İkisi de elimde.

Her iki açıklama da aynı kişiye ait.

Biri 24 Haziran tarihli, diğeri ise 27 Haziran tarihli.

24 Hazirandaki açıklamasında Sayın Ömer Çelik şunu söylüyor:

Çünkü onların da silah bırakmadığını görüyorlar.

Fakat yalnızca üç gün sonra yaptığı ikinci açıklamada bu kez şu ifadeyi kullanıyor:

Aynı kişi…

Sadece üç gün arayla yapılan iki farklı açıklama…

İlkinde, Silah bırakmadan yasa çıkmaz. deniliyor.

Üç gün sonra ise, Silah bırakabilmeleri için yasa çıkarmamız gerekiyor. deniliyor.

Yani başlangıçta millete vaat edilen şartsız ve pazarlıksız silah bırakma söyleminden bugün gelinen nokta, Meclis'ten yasal düzenlemeler çıkararak PKKnın silah bırakmasına zemin hazırlama anlayışıdır.

İşte bugün gelinen tablo budur.

O hâlde bizim de şu soruyu sorma hakkımız var:

Siz yine mi kandırıldınız?

Yoksa bu kez Türk milletini mi kandırmaya çalıştınız?

Biz size bunları daha önce söylemedik mi?

Sayın Müsavat Dervişoğlu söylemedi mi?

Defalarca ifade ettik:

PKK, KCK adlı çatı yapılanmasının bir unsurudur.

Suriye'deki YPG, Iraktaki PÇDK ve İrandaki PJAK silah bırakmadığı sürece, yalnızca PKK silah bıraktı demek Türk milletine eksik ve yanıltıcı bir bilgi vermektir.

Biz bunu en başından beri söyledik.

Buna rağmen Abdullah Öcalan için kurucu önder ifadesi kullanıldı.

TBMM'den oluşturulan komisyon İmralıya gönderildi.

Bütün bunlar yapılırken aslında bu ülkeye, bu millete ve özellikle etnik kökeni Kürt olan vatandaşlarımız da dâhil olmak üzere toplumun tamamına büyük zarar verildi.

Ancak asıl soru şu:

Bütün bunlar neden yapıldı?

Demokrasi için mi?

Allah aşkına, AK Partinin bugün demokratikleşme gibi bir gündemi olduğunu gerçekten söyleyebilir miyiz?

Türkiye her geçen gün daha otoriter bir yönetim anlayışına doğru gidiyor.

Bir yandan demokrasi adına komisyon kuruluyor; diğer yandan komisyon çalışmalarının hemen ardından CHP Genel Merkezine polis operasyonu düzenleniyor.

Peki bunlar toplumsal barış için mi yapılıyor?

Toplumsal uzlaşma için mi?

Ben buna da inanmıyorum.

Çünkü Abdullah Öcalan üzerinden toplumsal barış ve toplumsal uzlaşma sağlanabileceğini düşünmüyorum.

3. Bölüm: Tek Hedefleri Erdoğanı Ömür Boyu O Koltukta Tutmak

Cenk Özatıcı:

Bakın, burada tek bir politik hedef olduğunu düşünüyorum. Bunun çok net görülmesi gerekiyor.

Bence bütün bu sürecin temelinde tek bir siyasi amaç var.

Acaba terör örgütü lideri Abdullah Öcalan üzerinden DEM Parti, Cumhur İttifakına dâhil edilebilir mi?

Cumhur İttifakı genişletilebilir mi?

Böylece Anayasa değiştirilebilir mi?

İstenildiği zaman 360 milletvekiline ulaşılıp Meclis üzerinden erken seçim kararı alınabilir mi?

Ve bu yolla Sayın Recep Tayyip Erdoğan yeniden cumhurbaşkanı adayı yapılabilir mi?

Hatta ömrünün sonuna kadar o makamda kalmasının önü açılabilir mi?

Ben projenin özünün bu olduğunu düşünüyorum.

Mesele budur.

Türkiyede yeni bir siyasal düzen kurulmak isteniyor.

Bunun çok açık görülmesi gerektiğine inanıyorum.

Ben, Türkiyede yeni bir rejim inşa edilmeye çalışıldığını düşünüyorum.

Bu rejimde en tepede Recep Tayyip Erdoğan bulunacak.

Bir tarafta Milliyetçi Hareket Partisi ve Sayın Devlet Bahçeli yer alacak.

Diğer tarafta ise Abdullah Öcalanın etkisi altında olduğu öne sürülen DEM Parti sisteme dâhil edilecek.

Böyle bir yapıda cumhurbaşkanı yardımcılarının kimlerden oluşacağına ilişkin çeşitli tartışmalar da kamuoyuna yansıyor.

Ben bütün bu gelişmeleri aynı siyasi projenin parçaları olarak değerlendiriyorum.

Bugün atılan adımları tek tek ele aldığınızda belki birbirinden bağımsız gibi görünebilir.

Ancak tamamını bir araya koyduğunuzda ortaya çıkan tablo farklıdır.

Anayasa tartışmaları…

Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi…

Terörsüz Türkiye söylemi…

İmralı ile yürütülen temaslar…

DEM Parti ile kurulan diyalog…

Bana göre bunların tamamı aynı siyasi hedef doğrultusunda ilerliyor.

Bu nedenle süreci yalnızca güvenlik politikaları açısından değil, Türkiyenin gelecekteki yönetim modeli açısından da değerlendirmek gerekiyor.

Bizim itirazımız da tam olarak bu noktadadır.

4. Bölüm: Türkiyede Yeni Bir Rejim mi Kuruluyor?

Cenk Özatıcı:

Benim kanaatime göre kurulmak istenen yapı, Türkiye Cumhuriyetinin mevcut devlet anlayışından farklı bir yönetim modelidir.

Bu modelde en tepede Recep Tayyip Erdoğanın bulunduğu bir siyasi yapı öngörülüyor.

Bir tarafta Milliyetçi Hareket Partisi ve Sayın Devlet Bahçeli yer alırken, diğer tarafta DEM Partinin de sisteme dâhil edilmesi hedefleniyor.

Cumhurbaşkanı yardımcılarının kimlerden oluşacağına ilişkin yapılan tartışmalar da bu çerçevede değerlendiriliyor.

Dolayısıyla bugün yaşanan gelişmeleri birbirinden bağımsız olaylar olarak görmüyorum.

Bunların tamamının aynı siyasi projenin parçaları olduğunu düşünüyorum.

Sunucu:

Sayın Özatıcı, söylediklerinizden anladığım kadarıyla Sayın Kemal Kılıçdaroğlunun da ileride Cumhur İttifakına dâhil olabileceğini düşündüğünüzü ifade ediyorsunuz. Doğru mu anlıyoruz?

Cenk Özatıcı:

Evet, ben böyle bir ihtimali görüyorum.

Çünkü bugüne kadar yaptığı açıklamalara baktığımda bu yönde işaretler olduğunu düşünüyorum.

Şöyle ifade edeyim:

Bu konu uzun uzun tartışılabilir. Sayın Deniz Baykal döneminden itibaren yaşanan bazı siyasi gelişmeler de ayrıca değerlendirilebilir.

Ancak özellikle 2016 yılında Milliyetçi Hareket Partisinin Cumhur İttifakına katıldığı süreci hatırlayalım.

O dönemde Sayın Devlet Bahçeli hangi siyasi gerekçeleri öne sürüyorsa, bana göre Sayın Kemal Kılıçdaroğlunun son dönemde yaptığı bazı açıklamalar da benzer bir çizgiye yaklaşmaktadır.

Benzer söylemler kullanılıyor.

Devlet aklı vurgusu yapılıyor.

Dış güçler söylemi öne çıkarılıyor.

FETÖ söylemi tekrar ediliyor.

Osmanlı referansları kullanılıyor.

Ben bütün bunların iktidarla aynı siyasi zeminde buluşmanın hazırlıkları olabileceğini düşünüyorum.

Elbette bu benim siyasi değerlendirmemdir.

Ancak dikkat edilmesi gereken daha önemli bir konu var.

Bana göre bu süreç yalnızca yeni siyasi ittifaklar kurma meselesi değildir.

Aynı zamanda Türkiyenin daha otoriter bir yönetim anlayışına yönelmesiyle de doğrudan bağlantılıdır.

Toplumu sürekli olarak Türkler, Kürtler ve Araplar şeklinde etnik kimlikler üzerinden tanımlamak…

Cumhurbaşkanı yardımcılarının etnik veya mezhepsel kimlikler esas alınarak belirlenmesini tartışmaya açmak…

Bunlar bana göre toplumu ortak vatandaşlık anlayışından uzaklaştıran yaklaşımlardır.

Türkiyeyi etnik ve mezhepsel temelde parçalara ayıran bir siyaset anlayışının doğru olmadığını düşünüyorum.

Ben bunun, çok kimlikli ve çok uluslu bir yönetim modelinin altyapısını oluşturma çabası olduğu kanaatindeyim.

İYİ Parti olarak bu sürece itiraz ederken yalnızca Abdullah Öcalan için kullanılan kurucu önder ifadesine veya PKK'ya taviz verildiğini düşündüğümüz uygulamalara karşı çıkmıyoruz.

Aynı zamanda AK Partinin, Türkiye Cumhuriyetinin üniter devlet yapısını dönüştürmeye yönelik olduğunu düşündüğümüz siyasi projelerine de karşı çıkıyoruz.

Bizim mücadelemiz, cumhuriyetin temel niteliklerini koruma mücadelesidir.

Sayın Müsavat Dervişoğlunun Tandoğan Meydanında taşıdığı bayrağın ve yükselttiği sancağın anlamı da budur.

Biz, o sancağın artık inmeyeceğine ve bu mücadelenin devam edeceğine inanıyoruz.

5. Bölüm: 50+1 Sistemi ve Siyasette Yeni İttifak Arayışları

Sunucu:

Sayın Mustafa Bey, Cenk Özatıcı Sayın Kemal Kılıçdaroğlunun ileride Cumhur İttifakına dâhil olabileceğini düşündüğünü ifade etti.

Öte yandan, DEVA Partisi Genel Başkanı Sayın Ali Babacan'ın da CHPnin içinde yer almadığı olası bir ittifaka ilişkin değerlendirmeleri oldu.

Bu çerçevede siz nasıl bir siyasi tablo görüyorsunuz?

Ayrıca, Sayın Kılıçdaroğlu'nun yeniden CHP Genel Başkanlığına gelmesi ve Cumhur İttifakıyla aynı çizgide hareket etmesi ihtimali gerçekleşirse, özellikle'Terörsüz Türkiye süreci açısından nasıl gelişmeler yaşanabileceğini düşünüyorsunuz?

Mustafa Bey:

Serap Hanım, öncelikle şunu söylemek gerekir:

Türkiyedeki mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi, siyasi partileri doğal olarak ittifak kurmaya zorlayan bir sistemdir.

Bugün cumhurbaşkanı seçilebilmek ya da en yüksek oyu alabilmek için yüzde 50 artı 1 şartı bulunuyor.

Parlamenter sistemle karşılaştırıldığında en önemli farklardan biri de budur.

Eskiden partiler daha çok kendi programlarıyla, projeleriyle ve ekonomik vaatleriyle yarışıyordu.

Bugün ise seçim kazanabilmek için en başarılı ittifak modelini kurabilen partiler avantaj elde ediyor.

Dolayısıyla yalnızca yüksek oy almak yeterli olmuyor.

Örneğin yüzde 49 oy alsanız bile, eksik kalan yüzde 1 ya da 2yi tamamlayabilmek için farklı siyasi partilerle iş birliği arayışına giriyorsunuz.

Bu durum yalnızca iktidar partileri için değil, muhalefet partileri için de geçerlidir.

Mevcut sistem bütün siyasi aktörleri ittifak kurmaya yöneltiyor.

Bu nedenle benim kanaatim, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçiminin çok adaylı ve çok ittifaklı bir seçim olacağı yönündedir.

Bugünden kesin ittifak formülleri üretmek kolay değil.

Çünkü seçim süreci yaklaştıkça çok farklı senaryolar ortaya çıkabilir.

Ancak sonuçta başarılı olacak olanlar, toplumun beklentilerini doğru okuyabilen ve bu beklentilere cevap verecek en güçlü ittifak modelini oluşturabilen siyasi partiler olacaktır.

Artık seçimlerin kaderini yalnızca tek bir partinin oy oranı değil, oluşturduğu siyasi iş birlikleri belirliyor.

. . . Bu nedenle benim kanaatim, önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçiminin çok adaylı ve çok ittifaklı bir seçim olacağı yönündedir.

Bugünden kesin ittifak formülleri üretmek kolay değil. Seçim süreci yaklaştıkça çok farklı senaryolar ortaya çıkabilir.

Ancak sonuçta başarılı olacak olanlar, toplumun beklentilerini doğru okuyabilen ve bu beklentilere cevap verecek en güçlü ittifak modelini oluşturabilen siyasi partiler olacaktır.

Artık seçimlerin kaderini yalnızca tek bir partinin oy oranı değil, kurduğu siyasi ittifaklar belirliyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde yeni ittifak arayışlarının artacağını düşünüyorum.


İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Dr. Cenk Özatıcı, Sözcü Televizyonu canlı yayınında iktidarın Terörsüz Türkiye ve yeni çözüm süreci söylemlerinin perde arkasını anlattı. PKK'nın silah bırakmadığını ve iktidar sözcülerinin çelişkili açıklamalar yaptığını vurgulayan Özatıcı; asıl hedefin DEM Partiyi ittifaka katarak anayasayı değiştirmek ve Recep Tayyip Erdoğanı ömür boyu cumhurbaşkanı yapmak olduğunu iddia etti. Eski CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlunun tutumuna dair de çarpıcı gizli forvet benzetmesinde bulunan Özatıcının açıklamaları ve Ankara kulislerindeki yeni ittifak senaryoları bu videoda.

00: 00 - NATO Zirvesi ve Terörsüz Türkiye Süreci

00: 22 - PKK Silah Bıraktı mı? İktidarın Çelişkili Yasama Açıklamaları

03: 55 - Tek Hedefleri Var: Erdoğanı Ömür Boyu O Koltukta Oturtmak

05: 50 - Türkiyede Yeni Bir Rejim mi Kuruluyor?

06: 10 - Kılıçdaroğlu Cumhur İttifakının Gizli Forveti mi?

08: 24 - 50+1 Sistemi ve Siyasette Yeni İttifak Arayışları

Sözcü Televizyonunu nasıl izleyebilirsiniz?

Digiturk: 60

D-smart: 93

Turkcell TV Plus: 69

Tivibu: 69

Türksat Kablo TV: 76

Türksat 4A: 11837 Frekans, 30. 000 V, batı, fec: 2/3

https: //www. youtube. com/watch? v=j8Hw06HjECw


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin
To send a message to the group


:
ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba üye olmak icin
To join the group


:
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak için
To write to the group founder


:
0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamız
Our Group Page


:
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz
You can also check out my blog if you wish


:
http://orajpoyraz.blogspot.com/
Yeni web sayfam
Our new website


:
https://erkin.cc/
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
Email addresses (Contact us here if you have any problems.)


:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc




3 Temmuz 2026 Cuma

Dr. Noyan Umruk: BOLERO'NUN SONUNDA…KRİZDEN BUNALIMA...

Dr. Noyan Umruk: BOLERO'NUN SONUNDA…KRİZDEN BUNALIMA...

Ülke, her gün doğal, siyasal, hukuksal felaketler içerisinde debelenirken görülüyor ki; ekonomik kriz, iktisadi bunalıma, buhrana dönüşüyor…

Kriz kısa erimli, dönemseldir. Buhran ya da bunalım ise görece daha uzun bir dönemi, süreci içerir.

Kriz, grafik olarak V şeklindedir. Ekonomik göstergeler, kötüye gidiş, tıpkı bir lastik top gibi yere çarpar ve geri döner. İktisadi Buhran ise L şeklinde bir grafik ile simgelenebilir. Kötüye gidiş dibe vurduktan sonra, L nin yatay kenarına benzer bir süreç izler; şiddeti, ne kadar süreceği, nasıl sonlandırılabileceği sonsuz değişkene bağlı olduğundan kestirilemez.

İşte, şimdi, ülke bu ekonomik süreci yaşamaya başlamış görünüyor. Artık altına pislik süpürülecek halı yok; kral çıplak, mızrak çuvala girmiyor. Belki bir çağ dönümü…

Bolero Dinletisinin Sonu...

Ravel’in Bolero sunu bilirsiniz. Ravel bu ilginç yapıtını, aynı yeknesak tını, nakarat ya da kısa bir partisyon u tam bir saat boyunca çok düşük bir ses tonundan başlayıp, yavaş yavaş ses tonunu yükselterek ve yineleyerek, finalde gök gürültüsü düzeyine çıkararak tamamlar.

İşte durum bu durum…

Bolero nun icra edildiği ilk günlerde, dönemin ünlü müzik eleştirmenlerinden biri Ben böyle bir zırvalık görmedim… demiş. …Yüzlerce insan bir salona doluşuyor, biteviye bir partisyonu dakikalarca ağızları açık izliyorlar. Aptalca bir görünüm…

Gerçi Ravel’inki kimseye zararı olmayan ilginç bir deneme idi ve klasik müzik dünyasında yerini aldı.

Yaşanılan kriz de böyle bir görünüm sergiliyordu. Ama artık iktisadi bunalıma dönüştü...

Bunalım, yoğun etkisini yıllarca sırası ile çalışan kitleler, emekçiler, emekliler, tarım kesimi, küçük esnaf zenaatkara ve özellikle az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde bu ülkelerin çalışan kitleleri, emekçileri üzerinde gösterir...

Kısacası, fatura son tahlilde Emekçilere kesilir. (1)

Fatura çoktan kesilmeye başlandı bile…

İşsizlik tırmanıyor, yedek sanayi orduları hızla büyüyor, ücretler genel düzeyi düşüyor, sosyal güvenlik ve sağlık sistemleri ve sosyal politikaların yetersizliği had sahaya ulaşırken,

süreç sadece yandaş sermaye kumarbazlarını mutlu kılan kumarhane kapitalizmine dönüşmüş durumda...

Kitleler, pek de sorumlu olmadıkları bir kurgunun faturasını gittikçe daha ağır bir şekilde ödemek durumunda…

Onlar da bu durumdan sorumlular tabii; medyatik, kültürel, ideolojik bombardıman altında, (2) gidişatı sezemeyip, tepki göstermekte bayağı gecikseler de tıpkı yavaş yükselerek birden gökgürültüsüne dönüşen "Bolero"gibi zelzelenin şiddeti artınca irkilerek birden uyanıp, ülkenin asıl sahibi olduklarının kendiliğinden ayırtına varmaya başlıyorlar…

Küçük balıklar zamanı...

Kısaca bu aşamadan sonra ülkenin halları ne olacak sorusunun yanıtını %10’un uyanıklığı ve manipülasyonlarıyla düzenlerini sürdürme çabaları karşısında %90’ın, kitlelerin daha adil gelir dağılımı, fırsat eşitliği, ulaşılabilir sosyal güvenlik, sağlık ve eğitim sistemleri vb. alanlardaki direnme gücü belirleyecek.

Kısacası ezenlerin gittikçe iyice otoriterleşerek daha da ezeceği bir ülke mı? Yoksa daha adil, barışçı bir ülke mi?

Karar kitlelerin ve kitlelerden yana olanların…Yani zaman küçük balıkların zamanı olmalı... Nokta.

(1)Emmanuel, Arghiri; Echange İnegal, Maspero,! 972, Paris, S:12-25

(2)Amin, Samir; C’est un crise de l’imperialisme, les Aires culturelles,


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Eposta adresleri
(Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc


Bu fotoğraf, 25 Ocak 1932 tarihinde İstanbul’daki Süleymaniye Camii’nde çekilmiştir.

/*Bu fotoğraf, 25 Ocak 1932 tarihinde İstanbul’daki Süleymaniye Camii’nde çekilmiştir.*/ Fotoğrafta görülen kişi Hafız Kemal Bey’dir ve minberde Türkçe Kur’an okumaktadır. Arka planda yer alan ahşap yapı, caminin minberidir. Sahnedeki diğer kişiler arasında Cumhuriyet gazetesi foto muhabirleri Ali Ersan ve Selahattin Giz de bulunmaktadır. - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - *Gruba mesaj göndermek icin To send a message to the group * : ozgur-gundem@googlegroups.com *Gruba üye olmak icin To join the group * : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com *Grup kurucusuna yazmak için To write to the group founder * : 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc *Grup Sayfamız Our Group Page * : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ *Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz You can also check out my blog if you wish * : http://orajpoyraz.blogspot.com/ *Yeni web sayfam Our new website * : https://erkin.cc/ *Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) Email addresses (Contact us here if you have any problems.) * : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc

“Bu ülkede pez*venkler Kemalisttir” diyen AKP'li Rümeysa Eker'in sözlerinin 'ifade özgürlüğü' sayıldığı Türkiye'de, komedyen Deniz Göktaş gözaltına alındı.

*“Bu ülkede pez*venkler Kemalisttir” diyen AKP'li Rümeysa Eker'in sözlerinin'ifade özgürlüğü' *sayıldığı Türkiye'de, komedyen Deniz Göktaş gözaltına alındı. 5816 numaralı, *“Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlar Kanunu”* 25 Temmuz 1951’de dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar tarafından kabul edilmiş ve 31 Temmuz 1951’de de Resmi Gazete tarafından da yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. 5816 numaralı bu kanunda 5 madde bulunmaktadır. Bu maddeler; Madde 1 - Atatürk'ün hatırasına *alenen hakaret eden veya söven* kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. - *Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk'ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten* kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir. - Yukarıdaki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır. Madde 2 - Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumi veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasıyla işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır. - Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır. Madde 3 - Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re'sen takibat yapılır. Madde 4 - Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer. Madde 5 - Bu kanunu Adalet Bakanı yürütür. - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - *Gruba mesaj göndermek icin To send a message to the group * : ozgur-gundem@googlegroups.com *Gruba üye olmak icin To join the group * : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com *Grup kurucusuna yazmak için To write to the group founder * : 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc *Grup Sayfamız Our Group Page * : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ *Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz You can also check out my blog if you wish * : http://orajpoyraz.blogspot.com/ *Yeni web sayfam Our new website * : https://erkin.cc/ *Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) Email addresses (Contact us here if you have any problems.) * : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc

Bu kadar da aleni YÜRÜTÜLMEZ Kİ ?? "3 milyon telelik" "pıroce yürütücüsü"...

Bu kadar da aleni YÜRÜTÜLMEZ Kİ ?? "3 milyon telelik" "pıroce yürütücüsü"... - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net>  / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>

İstiklal Mahkemeleri ne için kurulmuştu?

İstiklal Mahkemeleri ne için kurulmuştu? Millî Mücadele’nin ilk zamanlarında asker, savaştan henüz yeni çıkmıştı ve bu savaş hezimetle sonlandığından firar, artık askerin herhangi bir bahane öne sürmeden dağılması halinde gerçekleşiyordu. Ayrıca yeni yeni tesis edilmeye çalışılan otorite, dikkate değer değildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla (23-Nisan-1920), Ahz-ı Asker Şubeleri yeniden düzenlenecekti. Düzenli ordunun kurulmasıyla bu sefer kaçışın temelleri hazırlanır ve çeşitli bahanelerle kaçış devam eder. Mesela, İnönü Muharebeleri boyunca, firar hiç durmamıştır. İkinci İnönü Muharebesi’ne (23 Mart-1 Nisan 1921) gelindiğinde birliklerinin çoğunun cephesi kalmamış, 4 subay, 1. 076 er firar etmişti. 18-Eylül-1920’de kurulan İstiklal Mahkemeleri bu dönemde varlığını sürdürmelerine rağmen, zikredilen firar sayısı dikkat çekicidir. Kütahya-Eskişehir Savaşları’nda (10-24-Temmuz-1921) ise sırf 41. Tümen’de 1 subay,942 er firar etmiştir. Bu sayı şehit ve yaralı toplamının üç katıdır. Kütahya Eskişehir Savaşı boyunca ise 30. 700 kişi firar etmiştir. Bu sayı İstiklal Mahkemeleri’nin tesiri ile gittikçe azalarak Ağustos’ta 4. 400-4. 500’e düşmüşken,15-Eylül-1921’de Sakarya Savaşı’nda 120. 000 olan asker mevcudunun 10. 000’i firar etmiştir. Sakarya Savaşı sonunda, toplam firar oranı 48. 335’e ulaşmıştır. Sayılar birebir gerçekle örtüşmese de firar eden çok büyük bir kitle vardır ve İstiklal Harbi de bu kitlenin geri kazanılmasının sonucu zaferle sonuçlanacaktır. Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net) L2fSIJNoA0xfSNxA ------------------------------------------------------------------------

Dr. Fikret BAYIR: ÖCALAN'A ÖZGÜRLÜK MİTİNGLERİ DÜZENLENEMEZ!

Dr. Fikret BAYIR: ÖCALAN'A ÖZGÜRLÜK MİTİNGLERİ DÜZENLENEMEZ! @BayirFikret — Bu hafta sonu bazı illerimizde Öcalan katiline özgürlük mitingleri yapılması planlanıyor! Bu mitingler derhal iptal edilmelidir, çünkü; — Öcalan’a özgürlük,/*"şehitlerimizin ölmesi, gazilerimizin yaralanması"*/ demektir! — Öcalan’a özgürlük,/*"bölünme ve parçalanma"*/ demektir! — Öcalan’a özgürlük/*"teröre boyun eğme ve teslim olma"*/ demektir! — Öcalan’a özgürlük,/*"hukuk ve vicdanın"*/ tamamen yok olması demektir! — Öcalan’a özgürlük/*"Anaların ağlaması"*/ demektir... — Özetle, bebek katili Öcalan’a özgürlük mitingleri yapılmasına izin vermek,/*"Terörü ve suçluyu övmek ve Terörle iş birliği"*/ yapılmasına zemin hazırlamak demektir! — İktidar ve devlet, hukuka ve vicdana uygun davranmalı ve Terör örgütünün eli kanlı narkoterörist elebaşına özgürlük mitingleri iptal edilmelidir. @TC_icisleri @adalet_bakanlik @tcsavunma @umitozdag @zaferpartisi - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* *ozgur-gundem@googlegroups.com* */Gruba uye olmak icin /* */: /* *ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com* */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* *0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net>  / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc>* */Grup Sayfamiz /* */: /* *https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/* */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* *http://orajpoyraz.blogspot.com/* *Yeni web sayfam* *:* *https://erkin.cc/ <https://erkin.cc/>* *Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) * *: * *Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc *

2 Temmuz 2026 Perşembe

İstiklal Harbi Dönemi’nde Gevur İmamların Faaliyetleri


İstiklal Harbi Dönemi’nde Gevur İmamların Faaliyetleri

Pop sanat olabilirFİTNE her yanda pusuda bekliyordu özellikle İstanbul’da.

Bazı Osmanlı nazırları, din adamları ve siyasetçilerinin üç-dört ay önce kuruluş çalışmalarına başlamış oldukları Anadolu Cemiyeti adlı gizli örgüt faaliyete geçmişti.

Cemiyet kurtuluş savaşı veren Ankara’ya karşı Yunanlılarla işbirliği yapmayı amaçlıyordu.

Başkanı eski Şeyhülislamlardan Mustafa Sabri Efendi’ydi. Sarıklarına kadar siyasete batmış olan bu tür din adamları için istiklal, hürriyet gibi kavramların hiçbir önemi yoktu. Onlar için hayati konu, din adamlarının işlevsel olduğu saltanat rejiminin ve din devletinin sürmesiydi.

Cemiyet, hazırladığı yazılı öneriyi bugün Yunan Yüksek Komiserliği’ne verdi. Önerinin başlıca maddeleri şöyleydi:

"Anadolu’yu M. Kemal’in pençesinden ve kuvvetlerinden kurtarmak amacıyla, Yunan işgali altındaki Batı Anadolu’da Padişah adına Batı Anadolu Özerk Hükümeti kurulacak ve Milli Meclis seçimleri yapılacaktı,

Özerk hükümetin başkenti Bursa olacaktı bu yönetimin başında Hıristiyan bir vali bulunacaktı,

Kurulacak olan gönüllü Anadolu ordusunun talim ve silahlandırılması işinden Yunan Başkomutanı sorumlu olacak, Yunan Başkomutanı gerekli hallerde iyi Türkçe bilen bir miktar Yunan subayını Anadolu ordusuna katacaktı,

Özerk hükümet adliye, polis ve öteki idare kollarıyla ilgili kurumlar kuracaktı, Bu hükümet Yunanistan’la barış yapacaktı, Cemiyet Trakya’yı da Yunanistan’a veriyordu.

Anadolu Cemiyeti’nin bütün üyelerinin Bursa’da toplanması için gerekli giderleri karşılamak üzere Yunan hükümeti, Cemiyet İdare Heyetine 100. 000 Türk lirası verecek, bu paranın sarf edilen bölümü, Anadolu Milli Meclisi açılır açılmaz, yeni belediye vergilerinden toplanacak parayla hemen geri verilecekti. " Bu yazılı başvuru, Yunanistan Yüksek Komiseri tarafından bir torpidoyla hemen Atina’ya, Dışişleri Bakanlığına gönderildi.

Kaynak: İngiliz Belgeleri İle Sakarya’dan İzmir’e


Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net)
           L2fSIJNoA0xfSNxA  



Dersim Olayı (1937-1938)

Dersim Olayı (1937-1938)

Not: Bu olay, resmi kaynaklarda Dersim Harekâtı / Tedip Harekâtı, bazı kesimlerde ise Dersim Katliamı olarak adlandırılır. aşağıda tarafsız, kronolojik bir özet verdim.1. Hazırlık ve Nedenler (1930’lar başı) Dersim bölgesi (bugünkü Tunceli ve çevresi), merkezi otoriteye karşı uzun süredir yarı özerk bir yapıdaydı.

Aşiretler arası çatışmalar, vergi toplanamaması, silahlı direniş ve reformlara karşı tutum.

1935’te Tunceli Kanunu çıkarılarak bölge özel idare altına alındı.

Hükümet, aşiret reislerini ve silahlarını kontrol altına almak istedi.

2. İsyanın Başlaması (1937 Mart-Nisan)

Seyit Rıza ve diğer aşiret reisleri (Yusufan, Demenan, Haydaran vb.) ortak direniş kararı aldı.

Mart 1937’de ilk silahlı çatışmalar başladı.

Köprüler kesildi, karakollara saldırıldı.

3. Ele Geçirilen / Kontrol Edilen Alanlar

Dersim’in dağlık ve zor coğrafyasında belirli vadiler ve köyler kontrol edildi.

Kalıcı bir devlet kuramadılar; daha çok gerilla tarzı direniş yapıldı.

4. Yapılan Eylemler ve Verdikleri Zararlar

Devlet güçlerine pusu ve saldırılar.

Asker, jandarma ve öğretmenlere yönelik saldırılar (bazı öğretmenler şehit edildi).

Karakol basmaları ve silah ele geçirmeler.

Aşiret içi çatışmalarda da sivil ölümler oldu.

5. Karşılıklı Can Kayıpları (Tahmini Rakamlar)

Devlet tarafı kaybı:

Resmi rakamlara göre yaklaşık 150-300 asker ve güvenlik görevlisi.

Dersim tarafı kaybı:

Resmi kaynaklara göre 2.0003.000 civarı (çatışma + hava bombardımanı + idamlar). Bazı bağımsız kaynaklar 7.00013.000 arası sivil ve isyancı ölümü iddia eder.

Toplam can kaybı konusunda tarihçiler arasında büyük görüş ayrılığı vardır.

6. Hükümetin Askeri Harekâtı (1937-1938)

Genelkurmay başkanlığında kapsamlı operasyonlar.

Hava bombardımanı ve topçu ateşi kullanıldı (dönemin en sert harekâtlarından biri).

Seyit Rıza ve diğer liderler yakalandı.

Eylül 1937’de Seyit Rıza ve 6 arkadaşı Elazığ’da idam edildi.

7. SonuçlarBölge tamamen merkezi otorite kontrolüne alındı.

Binlerce kişi batı illerine zorunlu iskâna (sürgün) tabi tutuldu.

Dersim’in demografik yapısı önemli ölçüde değişti.

Olay, Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı sayfalarından biri olarak kaldı.

Özet: Olay, aşiret direnişi ile devlet merkezileşme politikasının çatışması olarak yaşanmıştır. Karşılıklı şiddet ve büyük can kaybı söz konusudur.

Dersim Olayı’nda Seyit Rıza’nın Eylemleri ve Sürgünler

Seyit Rıza’nın Eylemleri (1937-1938)

Seyit Rıza, Dersim’in en etkili aşiret reislerinden biriydi (Yusufan aşireti).

Olaylardaki rolü şöyle özetlenebilir:

Örgütlenme ve Liderlik:

1937 baharında diğer aşiret reisleriyle (Demenan, Haydaran, Kureyşan vb.) ittifak kurarak ortak direniş kararı aldı. Kendisi genel koordinasyon rolündeydi.

İlk Silahlı Eylemler (Mart 1937):

Devlet güçlerine pusu kurdular.

Bazı karakollara saldırdılar.

Köprüleri tahrip ederek askeri sevkiyatı engellediler.

Önemli Çatışmalar:

Sin Buğdayı ve Kırmızı Dağ bölgelerinde devlet birlikleriyle çatıştılar.

Gerilla tarzı vur-kaç taktikleri kullandılar.

Bazı köyleri üs olarak kullandılar.

Asker ve Görevlilere Yönelik Eylemler:

Ele geçirilen bazı asker ve jandarmalara infaz veya işkence yapıldığı rapor edildi.

Öğretmen ve memurlara yönelik saldırılar yaşandı (bazı öğretmenler şehit edildi).

Siyasi Talepler:

Aşiret özerkliğinin korunması, vergi ve askere alınma yükümlülüğünün hafifletilmesi talepleri öne çıktı.

Not:

Seyit Rıza’nın doğrudan komuta ettiği eylemler genellikle savunma ve pusu tarzındaydı. Geniş çaplı bir devlet kurma girişimi olmadı

Sürgünler ve Sonrası

1938 ve devamı Harekât Sonrası Sürgün:

Operasyonlar bittikten sonra hükümet, bölgeden kitlesel zorunlu iskân (sürgün) uyguladı.

Tahmini 20.00030.000 kişi batı illerine (özellikle İzmir, Manisa, Aydın, Balıkesir, Bursa, Eskişehir, Çorum, Sivas vb.) sürüldü.

Sürgün Koşulları:

Aileler trenlerle taşındı.

Mallarına el konuldu veya değerinin çok altında satıldı.

Sürgünde birçok kişi hastalık, yoksulluk ve kötü şartlar nedeniyle hayatını kaybetti.

Dönüş:

1946-1950’lerde bazı aileler kısmen geri dönebildi, ancak tam bir dönüş yaşanmadı.

Bölgenin demografik yapısı kalıcı olarak değişti.

Özet Tablo Seyit Rıza’nın rolü:

Aşiret ittifakını kuran ve direnişe önderlik eden başlıca figür.

Sürgün sayısı:

Resmi kaynaklara göre on binlerce kişi.

İdam:

15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve 6 arkadaşı Elazığ’da idam edildi.


- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Gruba mesaj göndermek icin
To send a message to the group


:
ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba üye olmak icin
To join the group


:
ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak için
To write to the group founder


:
0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamız
Our Group Page


:
https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz
You can also check out my blog if you wish


:
http://orajpoyraz.blogspot.com/
Yeni web sayfam
Our new website


:
https://erkin.cc/
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.)
Email addresses (Contact us here if you have any problems.)


:
Oraj.Poyraz@erkin.cc
0raj.p0yraz@neomailbox.net
oraj.poyraz@openmail.cc