29 Mayıs 2011 Pazar

POLİTİK - Fwd:Bir Şehir, Bir Spekülasyon ve Bir Edebi Kurgu....



-------- Original Message --------
From:     Ali Aslan DUMANOL <dumanol@hotmail.com>


Bir Şehir, Bir Spekülasyon ve Bir Edebi Kurgu….


Konjonktür ve konsept ne olursa olsun, güncel Türkiye siyasi yorumlarına ve değerlendirmelerine bir derin Ankara spekülasyonunu eklemeden taşların çoğu yerine oturtamazsınız.


Peki nedir bu spekülasyon?

 

Bir Ortadoğu istihbarat servisi 2. adamının Ankara merkezli görünmez, duyulmaz, bilinemez, koklanmaz ve dokunulmaz postürüdür.

Buna mukabil, girişimsel sonuçlarının her yerden ve herkesçe izlenebilir, dahi ki indirilebilir olan defaktolarının vektörel ve faktörel görünebilirliliğidir.



Sahada olmasa bile, hiç değilse sezgisel bir boyutta zihninizde algılanabilinmesi gerekmektedir…

Bölgedeki İngiliz, Amerikan, İsrail ve Türk politikalarını, taktik ve stratejilerini en iyi bilenlerden, dahi ki ofansif oyuncularından birisi olduğu söylentileri üretilir muhteremin hakkında.

 
Çok yakın olduğu, hatta sıcak derecesinde yakın ilişkiler içinde bulunduğu dillendirilen Büyükşehir sosyetesine nedensiz(!) olarak önemli bir arşiv (dokümanlar ve görsel materyaller) desteği sağladığı da dedikoduların ilkleri arasındadır.

 
Bilgeliğinin Ankara şehirciliğinden medyacılığına, ticaretinden siyasiciliğine kadar daha başka bir çok yere bulaştığı kanısı yaygındır yine sokaklarda…

Elbetteki çok büyük arazi projelerinin de...



Hatta, Gölcük körfezinde deprem sırasındaki ayar kaçması sonucu patlayan yabancı bir denizaltlıdan saçılan sır madde, malzeme ve evrakların Ankara’ya nasıl ve neden getirildiğinin cevaplarına bile bu egzersizle ulaşılabilir denilir.

 

 
O halde, bu iddiaların bir kısmı bile gerçek sayılabilirse bu duruma bir ekol bile denilebilir.

 
 
Dolayısı ile;

 
Pensilvanya diyalogcularının dahi bu olası ekolle ilişik Hayfa ruhundan beslendiği ve menorah ışığını kendi nurlarına taşıdığı gibi ileri ekstrem tezleri de üretebilirsiniz kolayca…
 

Üstelik size lütfedilmiş olan vicdan ve fikir hürriyetinizi daha da zorlamak isterseniz, dünyadaki hangi derin devlette hangi anadilin konuşulduğuna, hatta o dilin lehçesine kadar ulaşabilecek beyin fırtınalarına tutulursunuz…

Tehlikesi oldukça büyüktür fikir süratinin.Kendinizi akıl zatürreesinden kurtarabilseniz bile vicdan kanserine yakalanma riski ile baş başa kalırsınız.

 
Artık, gözlerinizdeki perdeler kalkmaya ve çirkin ilişkiler, gizli faaliyetler, ihanetler, rezaletler gözlerinizin önüne serilmeye başlamış olacaktır çünkü….

Neyse efendim, konu böyle dedikodulardan, spekülasyonlardan bir kere açılmaya görsün, yaz yaz bitmez, söyle söyle tükenmez işte…

 

Bu bahçelerde bir kere dolanmaya başladınız mı, içine giremediğiz ne bir resim kalır ne de bir profil...

Bu pisliklerin, cennet kurnasından dökülecek kırkbir tas zem zem ile alınacak bir boy aptesti bile temizlenemeyeceğinin kanısına sahip olursunuz.


Yine de karamsarlığa ve paniğe gerek yok.

Bu dünyamız şeytanın nice elçilerini gördü günümüze dek. Ve nice yenilmez zalim orduları… Şimdi hepsinin yerlerinde yeller esiyor. Üstelik rüzgarlarının içine o zalim beyinleri, ellerin, gözlerin ve kalplerin fosil tozlarını da katarak…
 
 

Yükseklerde esen bu toz bulutları kim bilir devletin hangi yüksek ulu şahsiyetlerin burunlarından ciğerlerine geçerek derin öksürük krizlerine neden olmakta…

Yükseklerdeki zevat, aşağıdakiler (halk) tarafından kıçları görünmesin diye ellerini kullandıkları için bu ruhsal alerji polenlerin burunlarından girerek maneviyatlarına bulaşmalarına engel olamazlar…
 


Spekülasyon olmayan bir şey ise, her karanlıktan sonra bir aydınlığın doğmasıdır dünyamıza.

Bu evrensel bir yasadır ve hiçbir kara güç tarafından değiştirilememiştir henüz.


 
Spekülasyonla başladığım bu yazımı çok bilinen bir gerçeklikle bitirmek istiyorum…
 

Yaşadığımız bu kadim koordinatta geleceğin aydınlığı ve huzuru kimsenin tahmin etmediği ve beklemediği bir yerden gelecek...

 
TÜRK'lerden !

Ankaradan Sevgilerle...


Ali Aslan  Dumanol

Eğitimci, Düşünür, Yazar

AMAN SÖZÜN AZ OLSUN,  AYDIN OLSUN

IŞIK SAÇSIN,  BAKAN KÖRE GÖZ OLSUN!

UNITED-TURKS    Birleşmiş Türkler

 

 

Diğer yazılarım için: http://dumanol.blogspot.com


Fwd: BİR HAYALDİ GERÇEK OLDU / 5



-------- Original Message --------
From:     Enis Akdağ <enisakdag@yahoo.com.tr>



 





 

 BİR HAYALDİ GERÇEK OLDU...

                                                                               AKEPENİN SEÇİM SLOGANI

Yoksulluğun resmi:Çöpten çıkan bozuk sebze peşinde

23 Mart 2009
Adapazarı kent merkezinde bir marketin ara sokaklardaki konteynere attığı bozuk sebze ve meyveleri almak isteyen 40 yaşlarındaki çarşaflı kadın büyük çaba harcadı.
fft5_mf141838.JpegKadın beline kadar çöp konteyneri sarkarak çöp konteyrindaki yiyecekleri almak için uğraştı.
Öğen saatlerinde Papuçcular Mahallesi'nde bir marketin çöplerinin bulunduğu yere gelen omuzunda asılı çantasını bulunan kadın çevreyi dikkatle gözledikten sonra sokakta kimsenin bulunmadığı bir anda ellerini çöp konteyneri içine sokarak karıştırmaya başladı. Çöpten meyve ve sebzeleri topladığını gören çevredekilerin yardım çağrısı üzerine konuşan kadın mahallesinde fakirler olduğunu ve yiyecekleri onlara götürmek için topladığını söyleyerek uzaklaştı. Bir süre etrafı gözleyen kadın çevredekilerin dağılması üzerine yeniden çöplerin yanına geldi.

_

--  İyi adam olmak için kimseye fenalık etmemek yetmez,iyilik etmesinide bilmelidir.   Fenel oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/

Seviyeye bak! /Necati Doğru

Seviyeye bak! /Necati Doğru

https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhA4ZD1MKSO9HTmn0TUmLXoq0K6WxLtcQd9h7wbp6BpwwCjNekHnDR3acoA5flPzIkKJIczTyzYueg0kN-4mUrOTtbne01TqwSTj-49CWjvQ2Cf9JbxGT4oR54bG0YyzQ6fCCjjAOZdTYw/s400/ALAN-250520111607399154974.jpghttps://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEgryY7HhGuTCBySdJUGvFKzXBO8kQp1obbRFT8CKYEsuv9TTYMM0UwGaxNA-OBiS8pJHZki5vDscohCmVx7m9KnWCIYjKCVsLR_soiwN_THWebwZbPHSFauBkGACAuIIi7zAvEaG_iJ_FY/s400/PEZO-fft9mm623199.jpghttps://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEhHU3Z_ZF3TfbiIh6R7AwzIVc-UclJW4-8YxRyOBtxRoT5mAESE27WEwvFuGWoWWeXdDQP8LYKqWUubCEb8GkHD-1EmPO2M0dz5yBMMkQwht9qwTojuRz6W7xJFY2w0olxTNwNAOSG783U/s400/SOYTARI-49877.jpg

Avrupa standardında demokrasi getireceklerdi. Bir yığın aydın, entellektüel, okumuş, kolejli, kanaat önderi profesör, doçenti “yetmez ama evet…” diye bağırtmışlardı.

Demokrasiyi ilerleteceklerdi!

Avrupa standardına ulaşacaktık.



Bunlardan demokrat olmaz, bunlar eleştiri kaldırmaz, sivil dikta kurmaktan yanalar, demokrasinin üç kuvveti olan “yasama, yürütme, yargıyı tek adamın elinde toplamak” istiyorlar, “hayır verelim” diyenlerin karşısında “yetmez ama evetçiler” dikleniyorlar, Bülent Arınç’a, Tayyip Erdoğan’a, Egemen Bağış’a; “Türkiye’yi Avrupa standardında demokratlığa yaklaştıracak siyasetçi umuduyla” destek sunuyorlardı.

Bülent Arınç!

“Sen pornocusun” diyor.

Egemen Bağış!

“Rüyamıza girensin” diyor.

Tayip Erdoğan!

“Korgeneral Engin Alan, ayağa kalkmadı, hapse koyduk” diyor ve “eleştiri yazan gazeteci Abbas Güçlü bedelini ödeyecek” diye tehdit ediyor.

Demokratlara bak!

Bak, bak otur turşusunu kur.

Kurduğun turşuyla yüzleş.

Xxx


Bülent Arınç, görevi gereği de olsa belki de 100 kez yan yana geldiği ve protokol gereği “nasılsınız” dediği evli, boyu kadar çocukları olan Ümit Boyner’e, “pornosever” diyor.

Yandaş gazeteleri aracılığıyla diyor.

Yandaş TV’lerden bağırıyor.

Kadının gönlünü yaralıyor.

Kadını topluma taşlatıyor.

Niçin?

Eleştirdiği için…

Ümit Boyner, dernek başkanı.

Bülent Arınç, bakan siyasetçi.

Dernek başkanı Ümit Boyner, “Türkiye’ye Avrupa standardında demokrasiyi getireceği” sözünü veren siyasetçi Bülent Arınç’a “bireysel özgürlüğe dokunmayın ve özel hayatı sınırlandırmayın” dediği için evli barklı kadını “pornocu bu…” diye linç etmeye kalkışıyor.

Avrupa standartçısına bak!

Tırnık eleştiriye tahammülü yok.

Kadının gönlünü kırıyor.

Üç gün sonra bir toplantıda Yunus Emre’den bir mısra patlatıp; “Bir kez gönül yıktın ise bu kıldığın namaz, namaz değil” diyecektir.

Xxx

Sözüm ona hem Yunus’u seviyorlar.

Hem Avrupa standardı istiyorlar.

“Rüyamda annem Aysel’i gördüm. Bana cennetten seslendi ve burada hiç siyasetçi yok dedi” cümlesini kuran Müjde Ar’ı, diğer siyasetçi bakan Egemen Bağış, “Müjde Hanım, bizim gençlerin rüyalarında her zaman olmuştur” damgasıyla saldırıyor.

Anlayın!

Türkiye’yi AB’nin parçası yapacak!

Bunun bakanlığını yapmış!

Seviyeye bak!

Müjde Ar’a “AKP’li gençlerin rüyalarındaki porno kızı” damgası vuracak cümleler söylüyor. Tayyip Erdoğan da; “şifre skandalının üzerine gitti” diye gazete yazarı Abbas Güçlü’yü hapse sokup, bedel ödetmekle korkutuyor.

Demokratlara bak!

Kaliteye bak!

Demokratlara bak!

Bak bak, yüzleş!


Kötülerin veciz sözleri.
“Amerika’nın düşündüğü Büyük Ortadoğu Projesi var ya, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi; Diyarbakır işte bu proje içinde bir yıldız, bir merkez olabilir. Bunu başarmamız lazım.”

Tayyip Erdoğan
*

“Sen ne mutlu Türküm dersen, o da ne mutlu Kürdüm der.
Türklük yerine Türkiyelilik bilinci yerleştirilmelidir.”

Tayyip Erdoğan
*

“Cumhuriyetin ilanı İstanbul’un tarihi değerini ve saygınlığını düşürmüştür”

Kadir Topbaş
*

“Kürtlerin geleceği ve özgürlüğü için Türk askerinin kanının oluk oluk akması gerekir”

Leyla Zana
*

“Vatan sevgisi nedir ki?
Vatanı seveceğinize gidin evde karınızı sevin”

Çetin Altan
*

“Toprak tek başına bir anlam ifade etmiyor.
APO Türklere Allahın bir lütfüdür.
İnsanları öldürmek yerine Kürtlere istedikleri toprakları vermek gerekir”

Ahmet Altan
*

“Atatürk öldüğünden beri hala zenginlik ve özgürlük üretemiyorsak, sebebi Kemalizm’dir”

Ahmet Altan
*

“Memleketi bir çift kadın memesine satarım”

Ahmet Altan
*

“Türkiye, sadece Türklere bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir”

M.Ali Birand
*

“Kimse söylemiyor bari ben söyleyeyim.
Türkiye’de 1 milyon Ermeniyle 30 bin Kürt katledildi”

Orhan Pamuk
*

“Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı sırtımızı Amerika’ya dönmeliyiz”

Fetullah Gülen
*

“Boğazlar milletler arası bir komisyona devredilmelidir”

Rahmi Koç

--  Alim, bilen değil, bildiği şeyi vicdanında duyandır.  Anonim Nasihat oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/

POLİTİK - V, oyunu kime veriyor?


--  Yanliş, iktidarı artmakla hiçbir zaman doğru hale gelmez.  Anonim oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/

POLITIK ZULUM - Suriye'de Kürt askerlerin direnişi


Suriye'de Kürt askerlerin direnişi

Suriye'deki direnişçileri 'vur' emrine uymayan Kürt asıllı askerlerden 52 kişinin cesetleri ailelerine teslim edildi. Onlarca Kürt askerden de haber alınmadığı belirtiliyor.
 
29 Mayıs 2011 Pazar - 11:38


Uygar Aktaş / TİMETURK

Suriye ordusu 'vur emri'ne uymayan askerleri öldürmeye devam ediyor. Gösteri düzenleyen halka ateş açılması emrine itaat etmeyen askerlerin rejim yanlısı güçler tarafından vurulduğu belirtildi.  Muhalif internet sitelerinde uzun zamandır, Suriye'nin birçok bölgesinde bazı askeri birlikler arasında çatışma çıktığını ifade ediyor. Kaynaklar emre itaat etmedikleri için öldürülen asker sayısının yüzlerce olduğunu, bunların arasında ise kürtlerin önemli bir yekün teşkil ettiğini kaydetti.

Aynı kaynaklar şimdiye kadar Kürt bölgesinde ailelere teslim edilen asker cesedlerinin sayısının 52'ye ulaştığını bununla birlikte onlarca Kürt askerden de haber alınmadığı bilgisine yer verdi.

PKK'nın rejime destek mesajı vermesi, hatta tehditte bulunmasına rağmen gerek Kürt askerlerin halkın yanında durması ve ateş açmaması gerek Kürt bölgeleri, Halep ve İdlib çevresindeki Kürtlerin her geçen gün çok daha fazla sayıda gösterilere katılması dikkat çekiyor.

Suriye rejimi PKK mensubu Salih Müslim'in Suriye'ye dönmesine ve Ras ul Ayn bölgesinde toplantı yapmasına izin vermiş, geçtiğimiz hafta ise yine rejimin desteğiyle Halep'te katılımı fazla olmayan PKK yanlısı bir gösteri yapılmıştı.

SURİYE GÜNE KANLI BAŞLADI

Tanklar desteğindeki Suriye hükümet güçlerinin, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'a karşı yoğun protesto gösterilerine sahne olan Rasten ve Talbise kasabalarına saldırı başlattıkları bildirildi.

Suriye'nin iç kesiminde yer alan Humus kentine bağlı Rasten ve Talbise kasabalarına yönelik saldırının bugün erken saatlerde başladığını belirten bir gösterici, kasabalara giden yolların güvenlik güçleri ve askerler tarafından ulaşıma kapatıldığını kaydetti.

İnsan hakları örgütleri, hükümet karşıtı gösterilerin başladığı Mart ayının ortalarından bu yana Suriye'de 1000'den fazla kişinin öldüğüne işaret ediyor.

Oraz POYRAZ
..


--  Ölmeden önce denemek istediğin,  şeyin listesini çıkar, cüzdanında taşı ve sık sık göz at ..  Anonim Nasihat oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/

POLİTİK ENTRİKA - Erdogan'in ismi yetti!

Umarim Turkiye'de halen "yargi bagimsizdir" iddiasında bulunan yoktur.
 
 
Erdoğan’ın ismi yetti


Ziver Gölge/8SÜTUN


Erdoğan’ın yeğenini yargılayacak mahkeme bulunamıyor. 11 Şubat 2010’da gerçekleştirilen uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan Başbakan Erdoğan’ın yeğeni Mehmet Erdoğan’ın dosyası, “takipsizlik” ve “yetkisizlik” kararıyla mahkemeden mahkemeye dolaşıyor.

Başbakan Erdoğan’ın “yasalar ne emrediyorsa, gereken neyse o yapılsın” demesine rağmen, mahkemeler uyuşturucu operasyonunda 50 kilo esrarla yakalanan yeğen Erdoğan için bir türlü hüküm veremiyor. Soruşturma dosyası, beş ayrı mahkemenin birbirlerine göndermesinin ardından en son 22 Haziran 2010’da Yargıtay 5. Ceza dairesine gönderildi. Yargıtay 5. Ceza dairesi, dosyayı inceledikten sonra Erdoğan’ı yargılayacak mahkeme hakkında kesin hükmü verecek.

İlk olarak Balyoz soruşturmasında da görevli İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Ali Haydar 17 Mart 2010’da yürüttüğü soruşturmada görevsizlik kararı vererek dosyayı Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdi. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı da suçun Şişli’de işlendiğini belirterek soruşturma dosyasını Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Şişli Savcılığı da suçun Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanına girdiğini belirterek dosyayı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. İstanbul Savcılığı da 19 Nisan 2010’da şüpheliler hakkında iddianame düzenledi. İddianameyi kabul eden İstanbul 1. ağır Ceza mahkemesi de yaptığı yargılamada suçun CMK 250. madde ile yetkili Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesinin görev alanına girdiğini belirterek dosyayı İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi. 11. Ağır Ceza Mahkemesi de suçun örgüt kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirterek, 22 Haziran 2010’da görevsizlik kararı ile dosyayı Yargıtay 5. ceza dairesine gönderdi. Yargıtay 5. Ceza Dairesi hangi mahkemenin görevli olduğuna karar verecek.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yeğeni Mehmet Erdoğan, Narkotik polisinin yaptığı operasyonda yakalanmış ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı. Başbakan, İstanbul’da Narkotik Şube ekiplerinin düzenlediği uyuşturucu operasyonunda 50 kilo esrarla yakalanan yeğeni için, “Yasalar ne emrediyorsa, gereken neyse o yapılsın” demişti. Aradan geçen sürede ilgili mahkemelerin yeğen Erdoğan’ın da içinde bulunduğu uyuşturucu davası dosyasına yetkisizlik ve takipsizlik kararı verdiği ortaya çıktı.

__._,_.___

POLEMIK - bulent-yildirim-mavi-marmara

http://www.habername.com/haber-ihh-bulent-yildirim-mavi-marmara-filistin-cetin-topcuoglu-60003.htm
 

'15 gemi 1500 aktivistle gidiyoruz'

29.05.2011 09:54
İnsani Yardım Vakfı (İHH) Başkanı Bülent Yıldırım, ''(Filistin'e) İkinci filo ile gideceğiz. Bunu bütün dünya bilsin, geri adım atmayacağız'' dedi.

Yıldırım, Adana'daki Merkez Park Amfi Tiyatro'da gerçekleştirilen, ''Filistin'e insani yardım malzemesi götüren Mavi Marmara gemisini ve gemide hayatını kaybeden Çetin Topçuoğlu'nu anma etkinliği''ne katıldı.

Konuşmasında, Mavi Marmara'nın birinci seferinin başarıya ulaştığını belirten Yıldırım, ''Mısır Firavunu''nun yıkıldığını, Refah Kapısı'nın açıldığını ve yer yüzündeki bütün diktatörlükler yıkılıncaya kadar yollarına devam edeceklerini söyledi.
Filistin'e insani yardım götürmek için ikinci filo ile gideceklerini bildiren Yıldırım, ''Bunu bütün dünya bilsin, geri adım atmayacağız. İsrail yalnızlaştı, Mısır'ı ve Türkiye'yi kaybetti. Hemen ABD'ye sığındı. ABD Türkiye'ye mektup yazdı, 'Sakın bu filoyu yola çıkarmayın. Çünkü bunun hiçbir anlamı yoktur' dedi. Biz de ABD'ye diyoruz ki en son akıl alacağımız sizsiniz. ABD, önce Afganistan'ın Irak'ın hesabını verecek, sonra kalkıp bize akıl verecek'' diye konuştu.

Bazılarının, ''Refah Kapısı açıldı, niçin gidiyorsunuz'' dediğini belirten Yıldırım, şöyle devam etti:

''Doğru Refah Kapısı açıldı ama bunun için Mavi Marmara'da canımızı verdik, kanımızı Akdeniz sularına akıttık. Yine bazıları bize akıl veriyor. Herkes duysun ve konuşmalarına dikkat etsin. Diyorlar ki 'Gitmeyin, nasıl olsa ambargo kalktı'. Eğer geçen yıl yola çıkarken İsrail, ABD ve o zamanki Firavun Hüsnü Mübarek karşımıza geçip deselerdi ki 'Refah Kapısı'nı açacağız, bu Mavi Marmara'ya gerek yok'. Refah Kapısı'nın açılması karşılığında bunu düşünürdük. Ama şimdi bu bizim için yeterli değil. 9 kardeşimizi şehit verdik. Bunun karşılığını mutlaka alacağız.''

BİN 500 KİŞİLİK FİLO

Gemilerle yine yardım götüreceklerini ifade eden İHH Başkanı Yıldırım, şunları söyledi:

''15 tane gemi, 100'ün üzerinde ülkeden bin 500 civarında aktivist olacak. İsrail yine bağırıyor. Biz de İsrail'e sesleniyoruz, sizin bize izin vermemeniz işimize yarar. Gazze Kapısı'nı kapatmanız, bizim için çok kötü değil. Biz ambargoyu kaldırmaya çalışırken orada gündem oluşturursak, sizin bu kirli yüzünüzü gören tüm dünya siyonizmin temellerini sarsacak. O nedenle istiyorsanız bizi Akdeniz sularında günlerce tutun. Biz de tüm dünyaya çağrı yapalım. 15 gemi, günler sonra olsun yüzlerce gemi ve deniz intifadası başlasın. Bakalım nasıl karşı koyacaksın.

Herkes bilsin, özellikle İsrail takip etsin. Bu ikinci filoyu gözünüzde çok büyütmeyin. Bu çok küçük bir adım. Bu bir süreç. Bundan sonra yapacağımız sürprizler çok daha büyük. Eğer bu filoya izin vermezseniz, gelecek yıl Mayısın 15'inde milyonlarca insanla beraber, siz Gazze'ye nasıl ambargo uyguladıysanız, biz de işgalci İsrail Devleti'nin bütün sınırlarına yığılırız ve ablukayı size uygularız. Bunu bilesiniz.''

Etkinliğe, çok sayıda vatandaş katıldı.

AA

_

POLİTİK - 'Bana emir-komuta etmiş olma onurunu senden geri alıyorum!'

‘Bana emir-komuta etmiş olma onurunu senden geri alıyorum!’

Mustafa Mutlu


Balyoz soruşturması kapsamında aralarında Harp Akademileri Komutanı Org. Bilgin Balanlı’nın da bulunduğu 7’si general 9 muvazzaf subay daha “şüpheli” sıfatıyla ifade vermeye davet edildi.

Balanlı’nın, ağustos ayında Hava Kuvvetleri Komutanı olması bekleniyordu.

Elimde, Balyoz soruşturması kapsamında tutuklanan eski Saray Garnizon Komutanı Em. Albay Erdal Akyazan’ın 6 Mayıs’ta mahkemede yaptığı savunmanın el yazısıyla kaleme alınmış tam metni var. Lütfen okuyun ve inanılmaz suçlamalara muhatap olan komutanların ne hissettiklerini görün:

***



“Siz hiç uyurken ağlayan insan gördünüz mü? Ben gördüm.

‘Ben bu iftiraları taşıyamam, sıkarım kafama biter’ diyen birisinin gözlerine bakıp, ‘Yapar mı yapar’ deyip korktunuz mu hiç? Ben korktum.

Öfkeden vazgeçip, duygusal algılamasını kesip kendi içine kapanan ve konuşmayan asker gördünüz mü? Ben gördüm.

Kırgın ve kızgınım. Çünkü:

İddia makamı, olmayana ‘Var’ dedi, ispatladık, sustunuz.

‘Yok böyle bir şey’ derseniz, yine ispatlarım.

İddia makamı olanı sakladı; ispatladık, sustunuz.

‘Yok böyle bir şey’ derseniz, yine ispatlarım.

İddia makamı ‘Kanıt’ dedi, ‘Sahte’ dedik, saatlerce ispatladık; yine sustunuz.

‘Yok böyle bir şey’ derseniz, yine ispatlarım.

‘Gemisi olmayan deniz kuvveti, uçağı olmayan hava kuvveti ile değil darbe yapmak, törene bile çıkılmaz; bunlar uyduramamışlar’ bile dedik, sustunuz.

‘Bunlar tuzak, çete işi’ dedik, sustunuz. Hâlâ susuyorsunuz.

Kimi yargıçlar, kimi yargıç ve mahkeme kararları için, ‘Dangalak karar’ demişler. Duyduk, utandık. Siz, ‘Mahkemeye saygılı olun’ diye bizi ikaz ettiniz. Biz sustuk. Hâlâ susuyoruz.

Kimi üye yargıçlar kendi mahkeme başkanlarına küsmüşler, konuşmuyorlarmış. ‘Olur mu öyle şey canım’ dedik, öğrendik ki doğruymuş. Sustuk, yere baktık. Siz de sustunuz.

12 Eylül’de sürüldüm; gözlerim bağlı, ellerim sandalyeye kelepçeli, sopa yiye yiye sorgulandım. Bana, ‘12 Eylül’ü taklit edip, o darbeden kopya çekip sen de darbe yapacakmışsın, 11 Eylül’de neredeydin’ dediler. Ben, “Bu nasıl olabilir?’ diye size bakıyorum. Siz de bana bakıyorsunuz ve susuyorsunuz.

Savcı gözlerinde şimşekler çakarak, ‘13 Eylül’de neredeydiniz’ diye soruyor.

Ben, darbeye karşı çıktığım için sorguda dayak yiyordum.

Kenan Evren, 13 Eylül günü Çankaya’da Atatürk’ün koltuğuna otururken siz neredeydiniz?

Olması gerekenin tersine ben masumiyetimi ispatlıyorum, savcı suçu kanıtlayamıyor, savcının alması gerekip de almadığı ifadelerin alınmasını ben talep ediyorum, siz susuyorsunuz.

Beni; önüme katıp savaşa savaşa, süre süre denize döktüğüm yedi düvelin hukukunda hak aramaya mecbur bıraktınız. Yüreğim paramparça. Siz, susuyorsunuz.

Kırgın ve kızgınım ancak asla küskün değilim. Vatan ‘ana’ gibidir. Seçemezsiniz. Ne olursa olsun seversiniz. Siz ne kadar susarsanız susun, ben bu ülkeyi sevmeye devam edeceğim.

Omuzlarındaki yıldızları, samanyolu kadar çok olan dört eski komutanımız var:

Hilmi Özkök, Aytaç Yalman, Yaşar Büyükanıt, İlker Başbuğ.

Şimdi izninizle buradan onlara sesleneceğim:

Bir subay bizi sırtımızdan hançerledi, yalan söyledi, tuzak kurdu. Hançer sırtımızda.

Ey benim eli öpülesi komutanım, canım çok yanıyor.

Gel buraya; ya hançerin hepsini sok, bitir bu işkenceyi ya da çek çıkar hançeri sırtımdan ve sar yaramı.

O zaman seni affeder miyim?

Asla! Yaramı sarsan da artık seni affetmem. Bana emir-komuta etmiş olma onurunu senden sonsuza kadar geri alıyorum.

Ne onu yapıyorsun, ne bunu. O zaman da sorarlar adama:

‘Peki; niçin yaşıyorsun?’

Ben bu ülke için hayatım üzerine yemin ettim. Bu yargılamada mağdur filan değilim. Ortada bir tek mağdur vardır; o da ‘vatan’dır.

Sizden tek talebim, hukuku egemen kılmanız. Eğer bunu başaramazsak bu Cumhuriyet çöker. Çöker de ne olur? Hiçbir şey olmaz. Dün, çökmüş bir imparatorluğun yıkıntıları üzerinde ulusça yepyeni pırıl pırıl bir cumhuriyet kurduk.

Bir kere daha yaparız, yine

yaparız!”

***



Tutuklanan emekli komutan, eski komutanlarına isyan ediyor; onlardan ses soluk çıkmıyor!

Meğer emirlerinin altındaki bütün subaylar suç işlerken, onlar bunu ne görmüş, ne hissetmiş...

Sahi...

Bu da en azından “görevi ihmal suçu” değil midir?

Öyleyse onlar; nasıl oluyor da bu savaşta burunları bile kanamadan ayakta kalabiliyor?

Şu mucize başarılarının sırrını açıklamaya zahmet ederlerse, seve seve yayınlarım.

*****



Günün Sorusu

Ergun Babahan adlı yazar, Devlet Bahçeli’nin “değişik türde ilişkilerini” gösteren kasetleri olduğu iddialarını gündeme getirince; bazı MHP’liler Star Gazetesi’ni basmış. Bu saldırıyı elbette kınıyorum. Başbakan da kınamış zaten! Ama o, Babahan’ın çirkin sözlerinden hiç söz etmemiş... Sorum Başbakan’a:

Bir gazeteci aynı şeyleri bir AKP’li için yazsaydı tepkiniz ne olurdu?

 

http://haber.gazetevatan.com/Haber/380176/1/Gundem