*900’LÜ HATLARIN MUCİZESİNDEN, İSTANBUL BİLGİ ÜNİVERSİTESİ’NİN 30 YILLIK HİKAYESİ* Türkiye yükseköğretim tarihi, dün gece yarısı yayımlanan Resmî Gazete ile en dramatik, en ironik ve en şok edici virajlarından birini döndü. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla, 30 yıllık köklü bir çınar olan İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin faaliyet izni resmen kaldırıldı. Peki, bir dönemin efsanevi eğitim yuvası bu noktaya nasıl geldi? Gelin; arkasında 900’lü hatların çılgın paraları, Osmanlı’nın sanayi mirası, siyasi iradenin büyük destekleri ve nihayetinde ticari bir girdabın yer aldığı bu sıra dışı hikayeyi en başından, tüm çıplaklığıyla hatırlayalım... *PARANIN KÖKENİ –/"ALO BİLGİ"/ VE 900'LÜ HATLAR ÇILGINLIĞI* Hikaye, 1990’ların başında Türkiye’nin PTT altyapısıyla tanıştığı/*"900’lü katma değerli telefon hatları"*/ ile başlar. Arayanların dakikalarca telefonda kalıp devasa faturalar ödediği, bu gelirin de PTT ile işletmeci arasında paylaşıldığı bir dönem... *_Boğaziçi Üniversitesi İşletme mezunu olan genç girişimci Oğuz Özerden_*, ortağıyla birlikte bu potansiyeli erkenden fark etti. Kurdukları şirketin adı gelecekteki üniversitenin de habercisiydi:/*"Alo Bilgi"*/. Adli yardımdan sağlık tavsiyelerine, borsa haberlerinden telesekreter oyunlarına, yarışmalardan arkadaşlık servislerine kadar uzanan bu/*"hafif enformasyon dünyası"*/, Türkiye’de adeta bir çılgınlığa dönüştü. Şirket, bu hatlar sayesinde kısa sürede inanılmaz büyüklükte bir nakit sermaye elde etti. Pek çok insan bu tarz bir sermayeyi farklı sektörlerde harcayacakken, Oğuz Özerden ezber bozdu ve bu parayı eğitime yatırmaya karar verdi. 1993’te Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı kuruldu, ardından İngiliz üniversiteleriyle işbirliği yapılarak ISIS (İstanbul School of International Studies) hayata geçirildi. Bu birikim, 7 Haziran 1996 yılında TBMM’den geçen kanunla İstanbul Bilgi Üniversitesi’ne dönüştü. Yani üniversite, adını da finansmanını da doğrudan o meşhur telefon hatlarından almıştı. *ARZUNUN NESNESİ – SİLAHTARAĞA’NIN TARİHİ* Kuştepe ve Dolapdere kampüsleriyle büyüyen üniversitenin kaderi, gözünü Haliç’in kıyısındaki metruk bir araziye dikmesiyle tamamen değişti: Silahtarağa Elektrik Santralı. Bu arazinin geçmişi Osmanlı’nın son dönemine, 1910’lara dayanıyordu. İstanbul’un artan elektrik ihtiyacını karşılamak amacıyla Alibeyköy ve Kağıthane derelerinin birleştiği bu stratejik nokta seçilmiş ve 1914 yılında Avusturya-Macaristan merkezli Ganz şirketi tarafından Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk kent ölçekli elektrik santralı olarak faaliyete geçirilmişti. İstanbul’un tramvayları, sarayları ve sokakları ilk elektriğini buradan aldı. Cumhuriyet döneminde millileştirilen ve onlarca yıl şehrin yükünü sırtlayan santral, teknolojisinin eskimesi ve Haliç’te yarattığı yoğun çevre kirliliği nedeniyle 1983 yılında kapatıldı. Yaklaşık 20 yıl boyunca makineleri paslanan, çürümeye yüz tutan bu devasa endüstriyel alan, İstanbul’un göbeğinde bir/*"sanayi enkazı"*/ olarak kaderine terk edildi. *ENDÜSTRİYEL MİRASIN DÖNÜŞÜMÜ VE ERDOĞAN’IN ROLÜ* 2000’lerin başında Bilgi Üniversitesi, bu sanayi enkazını bir kültür-sanat ve eğitim vadisine dönüştürmek için devasa bir proje hazırladı. Nevzat Sayın, Han Tümertekin ve Emre Arolat gibi Türkiye’nin zirvedeki mimarları binaların tarihi dokusunu bozmadan modern eğitim alanları tasarladı. Ancak ortada büyük bir engel vardı: Arazi Enerji Bakanlığı’na aitti ve sit alanı statüsündeydi. Bu çapta kamusal bir arazinin vakıf üniversitesine tahsisi ve bürokratik engellerin aşılması, dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın doğrudan desteği ve siyasi iradesiyle mümkün oldu. Eski bir İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olarak Haliç’i temizleme vizyonuna sahip olan Erdoğan, projenin önündeki sit kurulu kararlarını ve bürokratik tıkanıklıkları hükümet eliyle hızla aşarak arazinin 20 yıllığına Bilgi Üniversitesi’ne tahsis edilmesini sağladı. Restorasyon bittikten sonra, santralistanbul Kampüsü 2007 yılında bizzat Başbakan Erdoğan’ın katıldığı resmi bir törenle kapılarını açtı. Erdoğan, bu projeyi kamu, özel sektör ve akademinin örnek bir işbirliği olarak ilan etti. *MÜLKİYET DEĞİŞİMİ VE KARANLIK GİRDAP* Yıllar geçtikçe üniversitenin kurucu yapısında büyük depremler yaşandı. Kurucularından sonra önce ABD merkezli uluslararası eğitim ağı Laureate’e satılan Bilgi Üniversitesi, ardından Türkiye’nin büyük sermaye gruplarından Can Holding tarafından satın alındı. İşte sonun başlangıcı da burada saklaydı. Can Holding ve bağlı şirketlerine yönelik yürütülen adli soruşturmalar (kara para aklama, vergi kaçakçılığı gibi iddialar) kapsamında holdingin mal varlıklarına el konuldu. Bu adli süreç dalga dalga büyüyerek üniversitenin kurucu yapısı olan Bilgi Eğitim ve Kültür Vakfı’na mahkeme kararıyla kayyım atanmasına kadar uzandı. *SON BÖLÜM: KARAR VE BÜYÜK İRONİ* Tarihler 22 Mayıs 2026’yı gösterdiğinde, Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile düğmeye basıldı. Kararın yasal dayanağı, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 11. maddesiydi. Bu madde; bir vakıf üniversitesinin kurucu vakfına kayyım atanması veya mali/idari olarak faaliyetlerini sürdüremeyecek duruma gelmesi halinde, YÖK’ün bildirimiyle Cumhurbaşkanına üniversiteyi kapatma yetkisi veriyordu. Bilgi Üniversitesi için de dün bu mekanizma işletildi ve faaliyet izni resmen kaldırıldı. Peki Şimdi Ne Olacak? 20 binden fazla öğrenci ve 1000’den fazla akademisyen büyük bir belirsizliğin ortasında kalmış görünse de yasal prosedür net: • Bilgi Üniversitesi’nin garantör kuruluşu olan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) devreye giriyor. • YÖK ve yönetimden yapılan ilk açıklamalara göre, öğrencilerin mağdur olmaması için eğitim faaliyetleri kesintisiz olarak ve mevcut ücret esaslarıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi çatısı altında devam edecek. Mezuniyet aşamasındakilerin diplomaları ve tüm hakları korunacak. *Tarihin En Büyük İronisi...* 900’lü hatlardaki bir telefon çılgınlığının yarattığı vizyon ve sermayeyle doğan, Haliç’in kıyısında muazzam bir endüstriyel dönüşüme imza atan ve bizzat Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük siyasi desteği ve tahsis izniyle o muhteşem kampüsüne kavuşan 30 yıllık İstanbul Bilgi Üniversitesi; ne yazık ki yine Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla, içine düştüğü ticari ve hukuki girdabın sonucunda tarih sahnesinden silinmiş oldu. Bir dönemin efsanesi, hafızalarda sarsıcı bir/*"başarı ve çöküş"*/ hikayesi bırakarak aramızdan ayrıldı... - - - - - - - - - - - - - a45UyF587661 - - - - - - - - - - - - - */Gruba mesaj göndermek icin /* */: /* ozgur-gundem@googlegroups.com */Gruba uye olmak icin /* */: /* ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com */Grup kurucusuna yazmak icin /* */: /* 0raj.p0yraz@neomailbox.net <mailto:0raj.p0yraz@neomailbox.net> / oraj.poyraz@openmail.cc <mailto:oraj.poyraz@openmail.cc> */Grup Sayfamiz /* */: /* https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ */Arzu ederseniz bloğuma da göz atabilirsiniz /* */: /* http://orajpoyraz.blogspot.com/ Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) : Oraj.Poyraz@erkin.cc 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc<mailto:HvLWPtIjJR8X@protonmail.com>
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder