30 Kasım 2010 Salı

Mustafa Aslan - Siyâsette; "Soğan Soyma Tekniği"


 

Siyâsette; "Soğan Soyma Tekniği"

http://altayli.eu5.org/Yazarlar/Mustafa_Aslan.gifMustafa Aslan - 29 Kasım 2010

Amerika’da yaşayan ve çok istifâde ettiğim bir Türk Milliyetçisi gencimizi dikkatlerinize sunacağım. “Düşmandan gelen iftira ve ithâm, taraftardan gelen övgüden daha değerlidir!” diye çok bilinen bir a’râzı teşhîs eden Mete AKSOY’dan alıntılar yapacağım.

Okyanus Ötesi’nden “Küreselcilerle milliyetçiler mücâdelesi” diye başlatılan saldırıdan beri, Türk Milliyetçileri -ma’lesef- savunmaya geçtiler! Savunma için de bol mühimmâta, güçlü lojistik desteğe ihtiyâç doğdu! Taarruz etselerdi savaşçıya ihtiyâç olacaktı! MHP savunmaya geçerek savaşçı süvarilerdense mühimmât stokuna yönelince biz de; Mete AKSOY’u öncelikle MHP Genel Merkezi’nin dikkatlerine sunuyoruz.

AKSOY, bir yazısında “Soğan Soyma Tekniği”nden bahsediyor! “Günümüz psikolojik operasyonlarında (PSYOP) kullanılan etkili bir tekniktir. Bu tekniği kullanmak bir medya desteği gerektirir. Bu operasyonun temelinde düşmanı veya karşıt grubu/muhalefeti soğana benzetmek yatar. Soğan nasıl katmanlardan oluşuyorsa, muhalefet/karşı grup da aralarındaki fikirsel ve sınıfsal ayrılıklardan dolayı katmanlardan oluşmaktadır. Yine soğan metaforundan gidecek olursak, en dış katman en zayıf kliki, merkezdeki çekirdek yapı ise en katı kliki temsil eder. Doğal olarak, “soğanı soymaya” en dış katmandan başlanır. Her katman soyuldukça, bir sonraki katmana geçilirek çekirdek yapıya ulaşılır ki bu da kesin zafer demektir.” şeklinde, özetle tekniği anlatıyor! Tekniğin uygulanışını da örnekliyor; “Peki her katman nasıl soyulur? Verilecek demeçlerle, medya desteği ve en dış katmana sızma yapan elemanların, “uyuyanların”, “aktif hale geçirilmesiyle” en dış katmanın liderliğine eleştiriler yöneltilir. Dargınlıklar yaratılıp, kişisel suçlamalar ortaya atılır, kişisel menfaatler ön plana çıkarılır, grup içinde şüphe ve paranoya yaratılır. Bu noktada en ufak bir dargınlık, ayrışma ve çatışma bile medya aracılığıyla duyurulur. ... İçerideki ve dışarıdaki ‘soğan soyucular’ın: “Ben Türk milliyetçiliğini eleştirmiyorum. Bu dava uğruna ölürüm. Bunu geçmişimde kanıtlamışımdır. Benim eleştirim, bu davaya asıl ihanet edenlerdir. Bunların da kim olduğu açıktır.”şeklinde eleştirileri olur! Bir sonraki aşamada da “asıl ihanet edenler” açıklanır! Ne kadar tanıdık cümleler değil mi? Referandum öncesi hergün iktidar medyası aracılığıyla duyduğumuz cümlelerdir bunlar!” Tekniği AKP’nin kullanışını, referandum sürecindeki “eski-bağımsız” sıfatlı isimlerle örnekliyor! Bu teknik ve taktiğe, karşı tedbirleri de var AKSOY’un:

“1- Ne yapılmaya çalışıldığı bilinmeli,

2- Dış katmanların birliği kuvvetlendirilmeli, yani dış katmanlarda kalmış “eski ülkücülerin” yeniden teşkilandırılıp kazanılması yoluna gidilmeli,

3- Bu tekniğinin temel gücünün medya olduğu bilinmeli; topluluk içerisindeki dargınlıklar, fikir ayrılıkları, dışarı sızdırılmamalı, ‘soğan soyucular’ın eylemlerinin potansiyel oylara ulaşması, engellenmeli,

4- Liderliği “çok ısrarla” eleştirenlerin samimiyetleri sorgulanmalı bu yapılırken de yine bu iç tartışmaların dışarıya sızması engellenmelidir. Çok teşekkürler Mete AKSOY...

Devamı: http://altayli.eu5.org/articles.php?article_id=468

 

Hasan ÖZÇELİK

Türkçülerin Kavşıt Yeri

http://altayli.eu5.org

oO-------------------------------------------------------------------Oo

http://orajpoyraz.blogspot.com/

 

Osman Kaçmaz'ın aşk kaçamağı...Vay Vay Hovarda HAKİM Vay...

Adam sevgilisi, ve sevgilisinin kız kardeşiyle otelde geceliyor, ve iş nerelere varıyor?
======================================================

Osman Kaçmaz’ın aşk kaçamağı

30 Kasım 2010 Salı, BUGÜN

Hatay Emniyetine gelen isimsiz bir ihbar, Sincan hakimlerinin kaçamağını ortaya çıkardı.

 

Osman           Kaçmaz’ın aşk kaçamağı
Yabancı uyruklu iki kadının zorla alıkonulduğu ve kokain kullanıldığı ihbarı üzerine otele baskın yapan polisler, Sincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Osman Kaçmaz ile bir diğer Sincan Hâkimi Remzi Özdemir ve sevgilileri ile karşılaştı.

İsimsiz bir ihbar Osman Kaçmaz'ın Hatay kaçamağını ortaya çıkardı. Hatay Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele şubesine 28 Kasım Pazar gece yarısından hemen sonra, 'Defne Prenses Otel'in 303 ve 304 numaralı odalarında, yabancı uyruklu iki kadının zorla alıkonulduğu ve kokain kullanıldığı' ihbarı geldi. İddiayı değerlendiren KOM Şubesinin nöbetçi savcılıktan aldığı yakalama ve el koyma kararı ile otele baskın düzenlendi. Polis, gece yarısı 03.00 sıralarında başlayan baskında önce otel kayıtlarını inceledi. Ancak, güvenlik işlemleri nedeniyle en yakın polis karakoluna gönderilmesi gereken resmi otel kayıt defterinde bahsedilen odalar boştu. Polisin odaları görmek istemesi ise farklı bir olayı gün yüzüne çıkardı. Odalara çıkan ekiplere resepsiyon görevlilerinin 'odalar dolu' demek zorunda kaldığı öğrenildi.

Odadan Kaçmaz çıktı

Odadakilerin kapıları açmamakta uzun süre direndiği belirtilirken polisin kapıyı kırmak üzere olduğu sırada avukat Baykal Doğan'ın kapıyı açtığı öğrenildi. Odada Osman Kaçmaz'ın sevgilisi Yeşim'in kardeşi Banu Erdoğan'ın da olduğu belirtilirken daha sonra Sincan Hâkimi Osman Kaçmaz ve Yeşim Erdoğan'ın da kapıyı açtığı kaydedildi. Arama kararını gören Kaçmaz ve Doğan'ın kimliklerini göstererek ihbarın asılsız olduğunu söylemesi üzerine polis durumu nöbetçi savcıya bildirdi. Savcı da otele gelerek kimlikleri inceledi ve Osman Kaçmaz'la Baykal Doğan'ı görünce, arama kararını geri çekti. Ancak bu süreç tutanaklarla kayıt altına alındı.

http://www.bugun.com.tr/files/resim/ask_haber_resim.jpg

Para alınmayacaktı

Bu olaylar yaşanırken, 301 numaralı odada kalan bir başka Sincan Hâkimi Remzi Özdemir'in de odasından çıkarak nöbetçi savcıya 'hakim olduklarını' söyleyerek tepki gösterdiği iddia edildi. Kayıtlara göre odanın boş görünmesinden şüphelenen polisler başka bir çizelgeyle karşılaştı. Otel görevlilerinin kendi işleri için kullandıkları çarşaf çizelgesinde, 301, 303 ve 304 numaralı odaların hemen altındaki notta "Ahmet Çelik Para alınmayacak," yazıyordu. Üstelik 303 numaralı oda bölümünde Osman Kaçmaz'ın da ismi yer almaktaydı. MHP Hatay İl Yönetim Kurulu Üyesi olduğu öğrenilen Ahmet Çelik'in, Sincan hakimlerine Hatay'da felekten bir gün sunmak istediği ve kayıtlara yansımaması için de resmi otel defterine kayıt yaptırmadığı iddia edildi.

http://www.bugun.com.tr/files/resim/para_resim.jpg

YARSAV  toplantısı iptal olmuştu

Osman Kaçmaz'ın Hatay'da bulunduğu günlerde, 27 Kasım 2010'da, YARSAV'ın Genel Kurul toplantısı salt çoğunluk sağlanamadığı gerekçesiyle 5 Aralık'a ertelenmişti. YARSAV'ın HSYK üyeliği için listesinde yer verdiği Osman Kaçmaz ve Remzi Özdemir gibi YARSAV'ın ağır toplarından olan hâkimlerin Hatay kaçamağı, toplantıdaki yeter sayının neden sağlanamadığının işareti oldu.

 

oO-------------------------------------------------------------------Oo

http://orajpoyraz.blogspot.com/

Wikileaks Türkiye Belgeleri (Tam Metin)



Fıkradır - Gülünecek!.... ::))


  T.V’de Dünya Ağır Sıklet Boks Şampiyonluğu maçı canlı yayınlanacaktır. Adam da boks maçlarının hastasıdır...O sabah karısına son talimatları verir: Adam pazartesiden başlar, cumartesi gecesi için hazırlık yapmaya;
- Aman hanım, dışarı gitme organizasyonu falan yapma.. Eve de kimseyi çağırma!
- Güzel bir çilingir sofrası da kur televizyonun başına.. Tekirdağ rakımı da hazır et! Şöyle bir keyif yapalım..
Akşam maç saatinde, eşi her şeyi hazırlar. Gonk çalar ve maç başlar..Adam rakısına uzanıp bir yudum alır. TV’den:
- Gümm!! Bir yumruk.. Kırmızı şortlu boksör ağaç gibi devrilir.. Hakem:
- Bir.. İki.. Üç...........Sekiz..Dokuz.. On..Nakavt!! diyerek maçı bitirir.
Adam elinde kadeh kala kalır:
- Yuh be.. Bir hafta bekle, bunca hazırlan! Heveslen!. Yarım dakika bile sürmesin!
Hemen yanında oturan eşi dayanamaz :
- Şimdi ne hissettiğimi anladın mı?!
 


Buldoga benzetilen yardimcilar tanriya inanir ama guvenmez denilen siyasetciler sirtini donemeyecegin muttefikler wkileakslardan secmeler

Wikileaks keske bazi buyuklerimin soyledigi gibi dedikodu olsaydi, dedikodu tomari deyince onemi azalsaydi ama amerika herseyi dogruladi ya

Simdi nasil sadece iddia deyip gecistirecegiz amerikanin dedikleri deliklerden sizarken nasil sineye cekecegiz 8 banka hesabini ne edecegiz

Akp nin rontgen filminde gorunenleri kime nasil izah edecegiz 2003 den itibaren yasadiklarimiz hakkindaki yeni bilgileri nasil sindirecegiz

Mesala mehmet simsek buyugumun yatirimcilara satmayi onerdigi hisseler, birbirini tehlikeli bulan bakanlar, basbakanimin buldogu olanlar var

Metin Uca



Wikileaks yorumlarım:


 
Wikileaks yorumlarim: Her bedene uygun Ergenekon gomlegi itina ile dikilir.
Wikileaks yorumlarim: Dedikodularin belgesi de mevcuttur.Ihtiyac halinde kullanilacaktir.
Wikileaks yorumlarim: ABD'nin resmi olarak soyleyemediklerinin gayri resmi ifsasidir.
Wikileaks yorumlarim: Hicbir ABD buyukelcisi sadece dedikoduya dayanan bilgiyi merkezine gondermez.

Gani mujde

__._,_.___
oO-------------------------------------------------------------------Oo

http://orajpoyraz.blogspot.com/

Allaha inanan ama guvenmeyen RTE Allah tarafindan....



 
RTE Allah tarafindan Turkiye'yi yonetmek icin secildigine inaniyormus.(Wikiden) "Kim verdi AKP ye bu kadar oyu abicim?" diyenlere duyurulur.

Gani Mujde

oO-------------------------------------------------------------------Oo

http://orajpoyraz.blogspot.com/

Füze Kalkanı için Meclis onayı almamak ağır cezalık suçtur


Füze Kalkanı için Meclis onayı almamak
ağır cezalık suçtur
++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
Ali Serdar Bolat   30 Kasım 2010
 
Füze Kalkanı kurulması için topraklarımızın bir kısmı yabancılara tahsis edilecek ve buralara çok sayıda yabancı asker yerleştirilecektir.
En azından 4 ayrı yerde her biri İncirlik Üssü büyüklüğünde füze üsleri kurulacaktır.
Biz bir İncirlik ile baş edemezken, oradan kalkan Amerikan uçak ve helikopterleri PKK'ya yardım malzemeleri atmaktan tutun da Irak'ı bombalamak gibi türlü melanetler yaparken şimdi başımıza 4 İncirlik daha musallat olacaktır.
 
Anayasamızın 92. Maddesi şöyle diyor:
"Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası andlaşmaların ....  gerektirdiği haller dışında....
yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye'de bulunmasına izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir"
 
Bu maddeye göre, Füze Kalkanı anlaşması Meclis onayına sunulmalıdır.
Çünkü Füze kalkanı için kurulacak üslere yabancı askerler (çoğunlukla Amerikalılar) yerleşecektir.
 
Şimdi AKP şöyle bir itiraz yapacaktır:
"Türkiye'nin taraf olduğu NATO andlaşmasına göre bu üsler kurulacak. Dolayısıyla Meclis onayı gerekmez"
 
Fakat, üslerin topraklarımızda NATO bünyesinde kurulması "uluslararası andlaşmalar" kapsamına girmiyor.
Çünkü NATO Andlaşması ile Füze Kalkanı uyumlu değildir.
 
18 Şubat 1952 tarihinde 5886 sayılı yasa ile katılım protokolünü kabul ettiğimiz 24 Ağustos 1949 tarihli NATO Andlaşması sunumunda:
"Bütün halklar ve bütün hükümetlerle barış içinde bir arada yaşama"
arzusundan bahsedilmekte, ve bu yapılanma:
"herhangi bir uluslararası anlaşmazlığı, uluslararası barış ve adaleti tehlikeye sokmadan barışçıl yollarla çözmeyi ve uluslararası ilişkilerinde BM'in amaçlarına aykırı olacak şekilde güç kullanımı ve tehdidinden sakınmayı"
taahhüt etmektedir.
 
Yani NATO Andlaşmasında, bir üye ülke topraklarına diğer bir ülkeyi tehdit eden silahların konuşlandırılmasını gerektirecek bir madde bulunmamaktadır.
Aksine "güç kullanımı ve tehdidinden sakınmayı" öngörmektedir. Füze kalkanı ise komşularımıza karşı tehdit oluşturmaktadır.
Dolayısıyla, Füze Kalkanının topraklarımıza yerleştirilmesi NATO Andlaşması ile uyumlu değildir.
Bu nedenle Meclis onayı gerekmektedir.
 
"Devlete Karşı Savaşa Tahrik" suçu
++++++++++++++++++++++++++++++
 
Öte yandan, Türk Ceza Kanunu 304. Maddesi şöyle demektedir:
"Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı savaş açması veya hasmane hareketlerde bulunması için yabancı devlet yetkililerini tahrik eden veya bu amaca yönelik olarak yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği yapan kişi, on yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır"
 
Topraklarımıza Füze Kalkanı kurulması, İran devlet yetkililerini Türkiye'ye karşı hasmane davranışlarda bulunmaları için tahrik etmektedir.
Nitekim, İran Devrim Muhafızları Komutanı Hacızade:
"Topraklarını bize karşı füze fırlatma rampası olarak kullandıracak her ülke düşman muamelesi görecektir"
diyerek, Füze kalkanı topraklarımıza konuşlandırılırsa Türkiye'yi düşman olarak göreceklerini açıkça ifade etmiştir.
 
Bu durumda, Füze Kalkanı Andlaşmasını imzalayan AKP kodamanları, TCK 304. Maddesinde gösterilen suçu işlemiş olmaktadırlar.
İran'ı Türkiye'ye karşı hasmane hareketlerde bulunması için tahrik etmiş olmaktadırlar.
Cezası 10 ila 20 yıl arası hapistir.
Evet, onların Milletvekili olması dolayısıyla dokunulmazlıklarının bulunması şu anda adli işleme olanak vermemektedir.
Ancak, Milletvekili, Bakan, Başbakan, Cumhurbaşkanı olmak suç işleme özgürlüğü getirmez ve bu sıfatları sona erdiğinde yargılanmalarının önünde bir engel kalmaz.
 
Türk Ceza Kanunu 306. Madde
++++++++++++++++++++++++++
 
"Türkiye Devletini savaş tehlikesi ile karşı karşıya bırakacak şekilde, yetkisiz olarak ... hasmane hareketlerde bulunan kimseye 5 yıldan 12 yıla kadar...
Fiil sadece yabancı devletle siyasi ilişkileri bozacak.... nitelikte ise 2 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası verilir"
 
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
Geniş bilgi için bak:
"TBMM onayı alınmaması ağır cezalık suçtur"
Avukat Mehmet Cengiz, İP Genel Başkan Yardımcısı
Aydınlık, 28 Kasım 2010; Sayfa 16-17
+++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
 
 
oO-------------------------------------------------------------------Oo

http://orajpoyraz.blogspot.com/

Fwd: *Kitlesel.com* MAHİR KAYNAK'IN WİKİLEAKS İDDİASI

Mahir Kaynak`ın Wikileaks iddiası

ABD hükümetinin durumu yönettiğini anlatan Mahir Kaynak, “ABD bu yolla Dünya kamuoyuna söylemek istediği sözleri söylüyor” dedi.

Eski MİT`çi Mahir Kaynak, dünya gündemine düşen Wikileaks internet sitesinin ABD`nin gizli belgelerini yayınlamasıyla ilgili çarpıcı bir iddiada bulunurken ABD`nin bu işte ne gibi hesap peşinde koştuğunu söyledi.

Eski MİT mensubu Mahir Kaynak, dünyanın gündemine oturan ABD`nin gizli belgelerinin ABD hükumetinin izni ve haberi olmadan yayınlanmasının imkansız olduğunu söyledi.

Kaynak, ABD hükümetinin bu yolla rahatsızlık duyduğu konularda dünya kamuoyunu ve liderler yönlendirmeyi amaçlamış olabileceğini söyledi.

Gizlilik derecesi yüksek ve bu türden belgelerin değil Amerika dünyanın hiçbir yerinde yayınlanmayacağını belirten Mahir Kaynak, “Eğer bunlar yayınlanıyorsa onlara gizli demenin bir manası yok. Burada süreç şöyle ilerler, önce belgeler üzerinde gizlilik kaldırılır. Ondan sonra bunun kamuoyuna istedikleri gibi yansımasını sağlarlar.” dedi.

Bu türden gizli bilgileri sızdıranların hapse atılacağını hatta idama mahkum edileceğini söyleyen Kaynak, “Öyle olmasa casusluk diye bir şey kalmaz.” dedi.

ABD hükümetinin durumu kendisinin yönettiğini anlatan Kaynak “ABD bu yolla Dünya kamuoyuna söylemek istediği sözleri söylüyor.”

“ABD ERDOĞAN`DAN DEĞİL, DIŞİŞLERİ BAKANI`NDAN RAHATSIZIZ DİYOR”

Belgelerde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan`ı övücü bazı sıfatlar yer aldığını ve `Başbakandan şikayetçi değiliz. Onun Türkiye`de şeriat devleti kurma gibi bir amacı yok. Ama Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu`nun politikasının yanlış olduğu” mesajını verdiğini belirten Kaynak, “ABD Türkiye`nin şu anda üstlendiği dış politikadan rahatsız. Bunun altında belki başka bir hesap arıyor. Görünüm bu olmakla beraber anti-amerikan bir çizgi hissetmiş olabilir.”

Belgelerin bir kısmının gerçek bir kısmının ise sonradan eklenmiş olabileceğini söyleyen Kaynak, “Amaçları dünya kamuoyunu yönlendirmek. Birçok ülke hakkındaki rahatsızlıklarını bu yolla dile getirmektir.”

Kaynak: CİHAN
oO-------------------------------------------------------------------Oo

http://orajpoyraz.blogspot.com/

WİKİ SIZINTI NEDEN ‘SIZDIRILDI?

30 kasım 2010

WİKİ SIZINTI  NEDEN 'SIZDIRILDI?

 

Aylar önce durum anlaşılmıştı: Amerika imparatorluğunun  denetimindeki çeşitli basın yayın organlarında 'cyber attack' (siber saldırı) 'cyber warfare'(siber savaş) başlıkları yeralmıştı. Ve giderek benzer haberlerle kulaklar doldurulmaya başlandı…

Bill Clinton ve Bush'un anti terör danışmanı Richard Clark 'Siber saldırı Amerika'yı 15 dakikada yokeder!' başlığıyla gazetelerde yeraldı. Onu başkaları takipetti..  Amerika kendini 'elektronik Pearl harbour' a karşı korumalıydı!

 

2007'de Pentagon'un  bilgisayar sistemi çökertilmemiş miydi!

Şimdi de işte WİKİ LEAKS  ortalığı karıştırmaktaydı…NATO, ABD, BATI siber saldırıyla karşı karşıyaydı. O zaman ÖNLEM almak lazımdı!

 

Psikolojik  harp oyunu

Obama 'Önlemler gözden geçirilsin!' diye kükredi

Açıklanan belgelerin önemli bölümü 'hedef ülke' Türkiye ve İran  ile ilgiliydi…

Süzgün bakışlarla Hilary Clinton, sızıntının doğruluğunu kabul etti…Davutoğlu'ndan belgelerde adı geçtiği için özür diledi… … Belgelerde, Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu için kullanılan sözcükler 'özel' seçilmişti. 'Çaktırmadan' temenna içermekteydi..Yüzde 90 ABD karşıtı bir milletin hoşuna gidecek karşıtlıkta bir dizi iltifat tekerlemeleri… 'tehlikeli' 'çalışkan' 'despot olmayan'  ve benzeri… 

İki buçuk milyon belgeyi 'ele geçirmiş' olan tiyatrocu bir ailenin yaramaz oğlu Julien Assange, 4 yıldır gizli  belgeler açıklıyor. Şimdi dünyayı sarsacağı söylenen bilgiler hakkında, Avrupa ve Amerika'nın göbeğinde beyanatlar veriyor.. Dünyayı yönetmeye soyunmuş küresel çete izliyor, izlemekle kalmıyor, New York Times gibi, Der Spiegel gibi, Guardian gibi CNN gibi FOX gibi  küresel sermayenin en baba organlarında SIZINTIYI reklam ediyor!

 

Bu size garip gelmiyor mu? Dünyanın her hangi bir noktasında, 'fazla' ağzını açanı, derdest edip Guantanamo'ya kimbilir kaç yıllarca tıkıveren 'intelligence' (istihbarat) fareleri  hangi delikteler ki!

Assange bulunamıyor! Ama nette çarşaf çarşaf konuşmaları yayınlanıyor…

Hillary süzgün, Obama sessiz  'bilgileri'  teyid ediyor…

 

 

Kafa karıştırıcı bu durum, ama  Julien Assange  aklıma nedense bir anda Kanada'dan başında kipasıyla belirip, açıklamalarıyla bilmem kaç kişinin hayatını karartan, ve aynı hızla karanlık köşesine çekilen  Ergenekon tanığı Tuncay Güney'i getiriyor!...

 

Siber dünyaya kelepçe'

 

NATO'nun yeni strateji belgesini nette bulabilirsiniz.  Okuyun ve SİBER SAVAŞ bölümüne gelince durun.

NATO 'yeni stratejisi belgesinde' 'düşman' olarak bir ülkeyi işaret etmedi. Ama 'SİBER SAVAŞA' hazırlandığını belirtti!

Daha 1945'de 2. dünya savaşının hemen ertesinde Amerikan imparatorluğu, Ulusal Güvenlik Stratejisi için,  'İDEOLOJİK TAARRUZUN , ATOM BOMBASI KADAR ETKİLİ OLDUĞUNU' ifade etmişti.

Bugün tüm dünyadaki basın yayın organları, gazeteler, televizyonlar, sinema sektörü Dış İlişkiler Konseyi (CFR)  üyesi 5-6 ailenin elinde. Hemen hemen tüm dünya ülkelerinde aynı iğrenç yarışmalar, aynı evlilik programları, aynı gözetleme oyunları, aynı pornografik yayın, ve aynı tip diziler BEYİN UYUŞTURUYOR ve AYNI merkezden dünyaya yayılıyor.

Tabii haberler de öyle… Amaç, tek tip haberle tek tipleştirilen bir dünya…

Ama internet sınır ve sınırlama tanımıyor. Tüm önlemlere rağmen, çarpık bilginin yanında, DOĞRU bilgi de nette yerbuluyor. Ve yığınları özellikle de genç nüfusu dünyanın her yerinde etki altına alıyor…Örgütlenme ağları oluşuyor.. Küresel çeteye KARŞI  bilgi akışı artıyor, muhalif bir internet ağı, diğerinin içinden filizleniyor! Çok daha önemlisi ulus devletler, kendi istihbarat ağlarıyla dezenformasyona karşı tedbirler geliştirebiliyor.

İşte tehlike bu… Küresel efendiler bu gidişata da bir 'DUR' demeliler.. Ayrıca, dünyayı kalkan ve inen ağlarla örerken, siber dünyayı kontrol etmek zaruretindeler!

Bunca 'demokrasi' vaveylası sürerken, siber dünyayı DENETLEMEK için gerekçe üretmeliydiler.

Irak'a girmek için 'kimyasal silah' bahanesini bulan  küresel sermaye,  şimdi, siber dünyayı tamamen kontrol altına almak için WİKİLEAKS'i   bahane edecekler.. …

SİBER SAVAŞ'a karşı bilişim iletişim dünyasına vurulacak  kelepçe,  FÜZE KALKANI'yla ulus devletlere takılacak kelepçenin olmazsa olmaz şartı…

2013de total denetim!

Bakın 22 kasım 2010 da   gazetelerde bir röportaj yeraldı: NATO Siber Savunma Birimi başkanı Süleyman Anıl adlı  bir Türk vatandaşıydı.

 NATO'nun yeni stratejik konseptinden sözederken,  çeşitli gizli servislerin  siber saldırılarından yakınıyordu. Ve 'yeni' NATO'nun ' özellikle deniz yolları, enerji hatları ve sivil ağları koruyacağının' altını çiziyordu.

'Sivil bilgisayar ağlarının korunmasında büyük açık var" diyordu .

'NATO'nun merkezi siber yönetim birimi Belçika'da. Bu ekip, siber güvenlikle ilgili saldırıları bilgisayar ağı üzerinden gözlüyor ve gerektiğinde müdahale ediyor. Örneğin İzmir veya Afganistan'daki soruna, oradakiler farkında olmasalar bile müdahale ediyoruz.' diyordu…

2013'e kadar NATO ve üye ülkelerin bilişim güvenliğine karşı sistem içine alınacağını söylüyordu…

Türkiye'nin yeni tehdit algılamasını kabul ettiğini,   'siber tehdidin'  kanunlara yansıyacağından ve kuruluşların denetime alınacağından sözediyor… Türk Silahlı Kuvvetlerinde siber tehdide karşı NATO denetimli bir birim kurulduğunu bildiriyor!

Doğu'dan kopuk bir Türkiye!

Küresel sermaye, ve  ordusu NATO,   düşledikleri Dünya hakimiyeti için adımlar atıyorlar.  Benzer taktikleri kullanıyorlar…. Önce bir  'tehdit' belirliyor ardından belirlediği 'tehdidi' yok ediyorlar.

Bilgi kirliliği yayıyor, toplumları şekillendiriyor, o bilgilere inanılmasını sağlıyor sonra hedefi vuruyorlar.  Türkiye içinde dönendiği deli gömleğinden sadece doğudaki komşu ülkelerle elele vererek çıkabilir. Irak işgal altında. Geriye Rusya, İran, Suriye ve Azerbaycan kalıyor.. Türkiye'nin bu ülkelerle arasının bozulması gerekiyor…

Sızıntılar Azerbaycan ve İran ile Türkiye ilişkilerini 'dinamitleyecek' detaylar veriyor…  Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı Dış İlişkiler Müdürü Novruz Memmedov, daha ilk gün 'belge' adı altında 'yalan haber' servis edildiğini açıkladı. Ve çok önemli bir başka noktayı da vurguladı:
'Kazakistan'ın başkenti Astana'da, 1-2 Aralıkta düzenlenecek olan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) zirvesi öncesi belgelerin yayımlanması, uluslararası toplumda  soru işaretleri oluşturma amaçlıdır!'

 

İşte bu nedenle,  ekonomik ve psikolojik tetikçilerle karşılaşırız.  Çok inandırıcı olabilirler.. Dikkatli  ve en az onlar kadar akıllı olmak zorundayız! ABDli yetkililer Wikileaks'in sızıntılarının birçok asker ve sivilin yaşamını tehlikeye attığı gibi masum iddiaları tüm ekranlardan haykırırken, başta Assange olmak üzere sorumluların cezalandırılacağını ekliyorlar… Hayranlık uyandıracak kadar iyi bir senaryo…

Tüm dünyayı aylarca konuşturacak kadar devasa bir dedikodu silsilesi, bir toz bulutu, bir uyutma uğultusu,   çıplak gerçeği örten bir örtü! İçine serpiştirilmiş gerçek/doğru belge bilgi görseller inandırıcılık sağlıyor, 'kavalcı' arkasına takılan fareleri oyalarken senaryo hayata geçiyor!

Son olarak, 4 yıldır çeşitli  belgeleri kamuoyuna  'sızdıran' Assange'ın ödüllerini size hatırlatalım:  Bu ödül vericiler, küresel çeteyle yakından ilişkili merkezler: 

Julien Assange 2008'de  Economist Index'in  ödülünü aldı. 2009'da Uluslar arası af örgütü Assange'ı ödüllendirdi..  2010'da ödül şampiyonu haline geldi.   Vietnam savaşında üstün hizmet gösteren CIA ajanı Sam Adams adına verilen  'İstihbarat Ödülü 2010'a  layık görüldü. Ardından, İngiltere'nin New Statesman dergisinin 'Dünyanın en  etkileyici 50 kişi listesinde, 23. sırada yeraldı., Utne Reader dergisi ise Assange'ı 'Dünyayı değiştiren 25 kişiden biri' ilan etti. 

Bitmedi. 12 kasım 2010'da   küresel efendilerin gözde dergisi Time magazin Julien Assange'ı "person of the year, 2010" (2010 Yılın adamı) seçti.

Ve son olarak  Pentagon'dan bilgi sızdırarak üne kavuşan emekli istihbaratçı ve eski Rand Corporation analisti Daniel Ellsberg, 'Assange, gizlilik kurallarını altüst ederek aslında Amerikan demokrasisine hizmet ediyor!' dedi. Ve ekledi:  'Bu sızıntılar, milli çıkarlarımızı hiçbir şekilde etkilemezler!'

'İyi geceler ve iyi sabahlar!'

 

Banu AVAR

banuavar@superonline.com

www.banuavar.com.tr

--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ SEN VE GÖKYÜZÜ  Bir güzelim sensin, bir de gökyüzü, Gerisi denizler ötesi, hepsi. Gökyüzüyüm gündüzüyle, gecesiyle, Sen güzelim aşkıyla, neşesiyle Uyumlu, esgin, el ele, ikiniz, Mutlarla bezer, gönendirirsiniz Ömrümü, kıyısında bir akşamın.  Bu kutlu anlarında yaşamamın Solumayı bile unutuyorum; Sanki ölümsüzlüğü tutuyorum! Ya o gökyüzü; öylesine mavi Üstümüzde, öylesine ebedi O gökyüzü ve öylesine gerçek; Büyük, büyük, büyük, kocaman çiçek.   Ahmet Muhip DRANAS  oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/

U.F.O. GERÇEGİ



- ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~ - ~
From:     Zafer HASAN <zaferhasan@yahoo.com>

U.F.O. GERÇEGİ

Önce U.F.O. ne demektir ona bakalım.
U.F.O. gavurca "Undefined Fucking Objects" kelimelerinin baş harflerinden meydana gelmiştir.
Türkçe anlami ise "Koduğumun Uçan Şeyleri".
Türkçesini kısaltırsak"K.U.Ş."

Ama Türkçede K.U.Ş. bildiğimiz kuş anlamına geldiğinden ve moda olmadığından biz gavurcasını, yani U.F.O.'yu kullanacağız.
UFO adından da anlaşıldığı gibi ne idüğü belirsiz uçan şeyler demektir.

Yani bişeyin UFO olabilmesi için once ucması ve ne idüğü belirsiz olması şarttır.
Mesela uçaklar UFO değildir, çünkü ne oldukları bellidir.
Bülent Ersoy da UFO değildir.
Ne idüğü belirsiz olmasına rağmen uçamadığından UFO olamaz.

Yani illaki ucacak ve ne olduğu belli olmayacak!
Dünyada yapılan UFOihbarlarının %95'nin kuş sürüsü, balon, uçak, bulut v.s. gibi normal şeylerdir.
%5'lik kısım ise muammalarla doludur.
Bizi de ilgilendiren iste bu %5lik kısımdır.

- Tanrıların Arabaları: UFOcuların kutsal kitaplarından biri.
Erik Von Daniken adında bir uyanık tarafından yazılmıştır.
Bu kitapta Erik Von Daniken (ona kısaca Erik diyebiliriz) çok eski zamanlardan beri uzaylıların dünyaya geldiğini arkeolojik buluntularla ispat etmeye çalışmaktadır.
Mesela Mısırdaki piramitleri uzaylılar yapmıştır.
Sadece piramitler değil Cin Seddi, Maya veInka şehirleri, And dağlarının tepesindeki devasa resimler, İngilteredekiStonehenge (Peri Bacaları, Pamukkaledeki Travestiler (bazıları traventende der), v.s.
Bunların hepsini uzaylılar yapmışlardır.

Uzaylıların başka işi gücü olmadığından dünyaya gelip taştan topraktan şeyler yapmaktadırlar.

- Şimdi Eriğin iddialarını ayrıntılı biçimde inceleyelim;

- Piramitlerden Örnekler Eriğin İddiası: Mısır piramitleri milyonlarca taş bloğun üst üste konmasıyla yapılmışlardır.
Bu kadar taşı düzgünce kesip piramit yapmak insanların işi olamaz.
Uzaylılar bu taşları laserle kesmişler ve üst üste dizmişlerdir.

Doğrusu: Eğer piramitleri Eriğin iddia ettiği gibi uzaylılar yapmış olsaydı, piramitin inşaati birkaç hafta ancak sürerdi, fakat ortalama 30 yıl sürmüştür.
Demek ki uzaylılar çalışmak yerine kötlerini devirip yatmışlardır.
Oysa bu taşları binlerce amele çok uzaklarındaki taşocaklarından anaları ağlayarak çıkarmış, yontmuş, taşımış ve üst üste koymuşlardır.

- Eriğin İddiası: Piramitlerin taban alanının yüksekliğiyle toplamının120.
000.000'la çarpımı dünyanın güneşle olan uzaklığını vermektedir.
Bunu o zamanın adamları nereden bilecek? Bunu ancak uzaylılar bilir.

Doğrusu: Ulaşmak istediğiniz bir sayıya çeşitli denklemler kullanarak ulaşabilirsiniz.
Mesela Bülent Mersoyun'un dötünün yarıçapının karesinin memelerinin yüksekliğine bölümünün 100.000.000'la çarpımı da dünyayla güneş arasındaki mesafeyi verir.
Bülent'in dötünü de mi uzaylılar yapti?

- Eriğin İddiası: Maya, Aztek, İnka gibi eski Amerikan medeniyetlerini uzaylılar kurmuşlardır.
Onların da binaları piramit şeklindedir.
Sirius yıldızını da biliyorlardı.
Bunlar çok mükemmel takvimler yapmışlardı, muazzam bir medeniyet kurmuşlardı.
Uzaylılar yardım etmese NAH yaparlardı.

Doğrusu: Uzaylılarda piramit saplantısı var herhalde.
O piramitlerde rahipleri tanrılara binlerce insanı kurban ediyolardı.
Sirius yıldızını tabii biliyorlardi, çünkü göğe bakan herkes bilebilir (Sirius nedense UFOcuların en sevdiği yıldizdır, nerden öğrendilerse).
Tarım toplumu olduklarından iyi bir takvim geliştirmişlerdi.
Eski Amerikan medeniyetleri çok gelişmiş oldukları halde tekerleği bilmiyorladı.
Demek ki uzaylılar da bilmiyordu.
Ama uzay gemileri tekerlek şeklinde.
Allaah!

- Erigin İddiasi: And dağlarının tepesinde bulunan Nazka'daki devasa kertenkele, kuş, yılan resimleri uzaylıların yollarını bulabilmeleri için yapılmış şekillerdir.
Bunlar yerden bakıldığında hiçbir anlamı yoktur.
Bunların tadına varmak için havadan bakmak lazımdır.
İnsanlar böyle şeyleri niye yapsınlar ki, böyle salak şeyleri ancak uzaylılar yapar.

Doğrusu: Uzaylıların radarı falan yok herhalde.
Koskoca uzayda nasıl dolaşıyorlar da, dünyada kayboluyorlar.
Bu resimlerin niye yapıldığını arkeologlar hala araştırıyorlar.

- Eriğin İddiası: Mağaralardaki ve tapınaklardaki astronot ve uzay gemis resimleri ilkel insanların uzaylıları gördüğünün en kesin kanıtıdır.

Doğrusu: Bu resimler her anlama gelebilecek resimlerdir.
Mesela mağara duvarındaki koca kafalı adam resmi astrontu temsil etmektedir.
Buna sebep çizenin beceriksizliği değil uzaylıların dünyaya gelmeleridir.
Yine tapınaklardaki kargacık-burgacık adam resimleri de uzay gemisine binmiş uzaylı resimleridir.
Resimlere dikkatli bakınca adamın uzay gemisine değil tombul bir hatuna binmiş olduğu gorülür.

- Eriğin İddiasi: İnsanları uzaylılar imal etmişlerdir.
Uzaylılar maymunları genetik işlemlerden geçirerek insan haline getirmişlerdir.
İnsanlar aslında uzaydan gelenlerin torunlarıdır.
İnsanlar geri zekalı yaratıklarken onların genlerini değiştirerek evrimlerini hızlandırmış ve modern insanı yaratmışlardır.
İnsanlar uzaylılar gelmeden önce kendi kendilerine evrim geçirip bu hale gelmişlerdir.
Cennet uzayda bir gezegendir.
Adem ve Havva aslında uzaylıdır.
Sirius yıldızının bir gezegeninde yaşayan atalarımız bu gezegenin yok olmasi üzerine bu dünyaya gelmişler ve kendilerini dünyanın şartlarına uydurmuşlardır.

Doğrusu: Erik, bu mevzuya da tam anlamıyla sıçmıştır.

Yukarıda görülen ve birbiriyle anormal şekilde çelişen bu fikirlerin hepsi Eriğin iddialarıdır.
Uzaylılar insan yaratmak için maymun yerine sığırları seçselerdi acaba neye benzeyecektik.
Niye elin gezegeninde insanı yaratıyorlar?
Başka işleri mi yok? insanların nasıl yaşadığından onlara ne?
Madem geliyolar o zaman neden piramit gibi hiç bir işe yaramayan şeyler yapıyorlar?
Nil taşınca bir sürü insan ölüyor.
Piramit yapacağına, o taşlarla set, baraj falan yapsalar ya.
Böyle şeyler yapmazlar, niye?

Çünkü evrensel kanunlara (?!) göre gezegenlerdeki medeniyete müdahale etmek yasak.
Madem yasak ne diye gelip piramit, kuş resmi, heykel falan yapıyorlar?
Neden insanların genleriyle oynuyorlar?


--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ Tempus fugit.  *  *  * Zaman geçiverir.  Latin Atasözü  oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/

Wikileaks Türkiye belgelerinin tüm detayları

Wikileaks Türkiye belgelerinin tüm detayları

Wikileaks'in Pazar akşamı yayımladığı ilk parti belgeler içinde Türkiye'yle ilgili olanların tam metni..

TARİH: 30 Aralık 2004

 

BELGE NO: 04ANKARA7211

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Ankara Büyükelçiliği

 

SINIFLANDIRMA: Secret

 

KONU: İktidardaki iki yılın ardından Erdoğan ve AK Parti: Kendilerine, Türkiye'ye ve Avrupa'ya hakim olmaya çalışıyor

 

Özet: Şu anda yaşayabilir bir alternatif olmaması ve siyaset sahnesine hakim olan hantallık nedeniyle Başbakan Erdoğan ve partisi Ak Parti iktidara güçlü bir şekilde hakim olmuş görünüyor. Yine de açık bir toplumun temel ilkelerini başarılı bir şekilde kucaklamak, AB uyumunu devam ettirmek ve ABD'nin temel çıkarlarıyla uyumlu dış politika uygulamak istiyorlarsa Erdoğan ve partisinin önünde devasa zorluklar bulunuyor.

 

Erdoğan, yarı profesyonel bir futbol oyuncusu çalımıyla ve yalaka danışman grubuyla 16-17 Aralık'ta AB'nin iktidar koridorlarında yürürken, Avrupa’da yılın lideri olmaya güçlü bir aday gibi görünüyordu. Önümüzdeki 10 yıl içinde hesaba katılması gereken bölgesel bir lider, Türkiye'nin AB ile katılım müzakerelerini sağlayan, Türkiye'nin 30 yıldır donmuş durumda olan Kıbrıs politikasını kıran, parlamentodan insan hakları alanında önemli reformların geçmesini sağlayan isim. Bir yandan oldukça güçlü bir hitabete sahipken, diğer yandan da halk arasında oldukça tutulan kurban rolünü oynayabiliyor.

 

Özetle, Erdoğan yenilemez görülüyor. Peki öyle mi? ABD ile ilişkilerde Türk tarafından gelmesi gereken liderliği ve ivmeyi vermek istiyor mu?

 

Erdoğan, Parlamento'nun üçte ikisine sahip. Siyaset sahnesinde güçlü bir hitabeti olan ve ülkenin çoğunluğunun yaşadığı orta bölgelerdeki sosyal sorunlara parmak basan Erdoğan'a ciddi bir alternatif bulunmuyor. Bu etkenler öngörülebilir bir zaman içerisinde de devam edecek gibi görünüyor.

 

Yine de Erdoğan ve AKP, üç alanda önemli siyasi zorluklarla karşı karşıya: dış politika (AB, Irak, Kıbrıs); kaliteli ve sürdürülebilir liderlik ve yönetim; ve dünyayla daha geniş bir şekilde entegre olmuş açık ve refah düzeyi yüksek bir toplumun oluşturulması konusundaki temel soruların çözülmesi (dinin yeri, kimlik ve tarih, hukukun üstünlüğü)

 

AB

 

Erdoğan siyasi olarak ayakta kalabilmesini AB'den müzakere tarihi almaya bağladı. Ancak AB'den tarih almanın yarattığı heyecanın 48 saat içinde sönmesiyle Erdoğan'ın siyaseten hayatta kalma mücadelesi ve önündeki görevlerin de zorluğu iyice ortaya çıktı.

 

Bizim için asıl önemli olan birçok kontağımızın bize Türkiye'de AB'nin kabul etmeyeceğine yönelik kuşkular nedeniyle AB'ye katılımla ilgili kendine güven eksikliği bulunduğunu söylemesi.

 

AKP içindeki hava da daha parlak değil. Dışişleri Bakanı Gül'ün danışmanlarından birisi İngiliz bir diplomata 17 Aralık'a giden süreçte AB'nin tutarsızlığının Türkiye'nin duygularını ne kadar incittiğini aktarmış. Gül, Zirve öncesi süreçte kamuoyu önünde Erdoğan'a göre daha sert bir tutum takındı. Akşam'ın Ankara büro şefi Nuray Başaran'a göre, Brüksel'de Erdoğan ile Gül arasında gözle görülür bir gerilim vardı. Başaran ayrıca, 17 Aralık'ta görüşmeler tıkanmaya doğru gittiği sırada Erdoğan'ın danışmanlarına Putin'in danışmanlarından telefon geldiğini ve Türkiye'nin masadan kalkmasını önerdiklerini söyledi. Başaran'a göre, bazı danışmanları da Erdoğan'a benzer tavsiyelerde bulundu.

 

AKP'nin parti içinde tutarlılığının ve şeffaflığının olmaması, AB üyeliğini isteme konusunda da muğlak ve karışık bir tavrın ortaya çıkmasına neden oluyor. Bazıları, bu süreci Türk ordusunu ve kuru Kemalizm'in "laiklik" artıklarını dışlamanın bir yolu olarak görüyor. Türk İslam sentezinin savunucuları arasında çok nadir olarak açıkça konuşulan ancak genel olarak inanılan bir olgudan bahsedildiğini de gördük. AKP'nin ana düşünce kuruluşunun toplantısındaki bir katılımcı, Türkiye'nin rolünün İslam’ı Avrupa'ya yaymak, "Endülüs'ü geri almak ve 1683 Viyana kuşatmasındaki yenilginin intikamını almak" olduğunu söyledi.

 

Bu düşünce tarzı, Dışişleri Bakanı Gül ve çalışma arkadaşı Başbakan'ın dış politika baş danışmanı Ahmet Davutoğlu'nun politikalarının arkasındaki mantıkla paralellik taşıyor. AKP'nin daha dindar olan kanadı ise AB'yi bir Hıristiyan Kulübü olarak görüyor. AKP'nin önde gelen isimlerinden Sadullah Ergin'in kısa bir süre önce bize itiraf ettiği gibi, "Eğer AB evet derse kısa bir ümit doğurur. Ancak AKP için esas zor süreç ondan sonra başlar. Eğer AB hayır derse o zaman işin başında zorluk olur ama uzun vadede her şey bizim için daha kolay olur.”

 

Diğer yandan hükümetin AB uyum sürecinde bakanlıklara İngilizce veya diğer AB dillerini bilen elemanlar aldığı bildiriliyor. Eğer hükümet, AKP'nin kamuya eleman alımında hakim olan "bizden birisi" yani Sünni cemaatlerden ve yakın çevreden gelenleri alırsa yeterlilik konusunda sorun çıkabilir. Eğer yeterlilik kıstasına göre eleman alımı yaparsa o zaman yeni işe girenler AKP'nin daha önce işe aldığı kişilere karşı tepki duyabilirler.

 

AKP liderliği ve yönetimi hakkındaki sorular

 

Erdoğan'ın ve AKP'nin adil ve uzun süreli reformlar gerçekleştirmesini veya ABD için önem taşıyan konularda zamanında ve olumlu karar alabilmesini olumsuz etkileyen bazı etkenler varlığını sürdürüyor.

 

Bunlardan ilki Erdoğan'ın karakteri. Anadolu'da yaptığımız temaslarda, Erdoğan'ın mutlak güç ve gücün maddi çıkarlarına duyduğu açlığın halk arasındaki popülaritesini etkilemeye başladığını gördük.

 

Parti içinde ise Erdoğan'ın güce duyduğu iştah, sert bir otoriter tarz ve diğerlerine karşı derin bir güvensizlik olarak kendini gösteriyor. Erdoğan ve eşi Emine'nin eski bir dini danışmanı, "Tayyip Bey Allah'a inanır ama güvenmez" dedi.

 

Kendisini dalkavuk (ama kibirli) danışmanlardan oluşan demir bir halkayla çeviren Erdoğan, kendisini izole ettiği için güvenilir bilgi alamıyor ve ABD'nin Tel Afer, Felluce ve diğer yerlerdeki operasyonlarının bağlamını ve hakikatlerini göremiyor. Erdoğan üzerinde İslamcı görüşün etkisini anlatmak için muhafazakar Savunma Bakanı Gönül, kısa bir süre önce bize Gül'ün yakın çalışma arkadaşı Davutoğlu'nu "aşırı tehlikeli" olarak tanımladı. Bakanlardan milletvekillerine ve partinin entellektüel isimlerine kadar AKP içindeki bütün kontaklarımız Erdoğan'ın diğer dış politika danışmanlarını (Cüneyd Zapsu, Egemen Bağış, Ömer Çelik, Mücahit Arslan ve özel kalem müdürü Hikmet Bulduk) yetersiz, bilgisiz ve yolsuzluğa karışmış olarak nitelendiriyor.

 

Erdoğan'ın pragmatik yaklaşımı kendisinin işine yarasa da vizyon eksikliği var. Kendisi ve Gül ile diğer üst düzey AKP yöneticileri de dahil olmak üzere AKP'deki danışmanları analitik derinlikten yoksun. Düşük kalitedeki istihbaratlara ve basındaki dezenformasyonlara güveniyor. Dar dünya görüşü ve Sünni kardeşlik ile cemaat geçmişinden gelen temkinli yaklaşımı nedeniyle halkla ilişkiler sorumluluklarını tam olarak yerine getiremiyor. Erdoğan (ve Gül de dahil olmak üzere etrafındakiler), hem içeride hem de dışarıda uyumlu ve uygulanabilir politikalar uygulamalarını engelleyen Sünni önyargılara ve duygusal tepkilere sahip.

 

2002 seçimlerinin kampanya döneminde AKP'ye en önemli mali desteği sağlayan İslami çevrelerde etkili işadamlarını kapsayan MÜSİAD'ın, Erdoğan'a yaklaşılamamasından rahatsızlık duyduğunu anlıyoruz.

 

Etkili İslami cemaat Fethullah Gülen içinden bize bilgi aktaran yayımcı Abdurrahman Çelik gibi söylediklerine bakarsak, AKP içinde (Adalet Bakanı Çiçek, Kültür Bakanı Mumcu ve yaklaşık 368 milletvekilinin 60-80'inin bağlı olduğu) temsilcisi bulunan cemaatin, Erdoğan ve AKP'ye yönelik ilk başta sürdürdüğü kararsız tutuma geri döndüğünü görüyoruz.

 

İkinci mesele AKP'nin koalisyon yapısı, Erdoğan'ın güvendiği bakan sayısının sınırlı olması ve başta Gül ve zaman zaman da Çiçek olmak üzere Erdoğan'ı zayıflatmak için bazı bakanların çaba göstermesi. AKP'de hiç kimse Erdoğan'ın halk arasındaki popülaritesine yaklaşamıyor. Ancak, Gül'ün AKP içinde ve hatta yabancı konuklara (örneğin İsrail Başbakan Yardımcısı Olmert) karşı Erdoğan'ın görüşlerini eleştirmeye hazır olması ve ABD'nin Irak politikasını ya da AB'nin Kıbrıs politikasını sert bir şekilde eleştirerek Erdoğan'ın manevra alanını daraltması, Erdoğan'ın sürekli olarak bir gözünün arkada kalmasına ve ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin iyi olmasına muhalif görüşler dile getirerek kendini ispatlamaya çalışmasına neden oluyor.

 

Üçüncü konu ise yolsuzluk. AKP, yolsuzluğu ortadan kaldırma sözü vererek iktidara geldi. AKP, yolsuzluğu ortadan kaldıracağını söyleyerek iktidara geldi. Ancak, AKP içinden giderek daha fazla sayıda kişi vize bakanların akrabaları arasında hem ulusal hem bölgesel hem de yerel düzeyde çıkar çatışmalarının ya da ciddi yolsuzlukların olduğunu söylüyor. İki kontağımızdan Erdoğan'ın İsviçre bankalarında sekiz hesabının olduğunu öğrendik. Erdoğan'ın zenginliğinin kaynağı için oğlunun düğününde takılan takılarını göstermesi ve bir Türk işadamının sadece fedakarlık amacıyla çocuklarının okul masraflarını karşıladığı yönündeki açıklamaları yavan kalıyor.

 

Bize verilen bilgilere göre yolsuzluğa bulaştıkları bilinen isimler arasında İçişleri Bakanı Abdullah Aksu, Dış Ticaret Bakanı Kürşad Tüzmen ve AKP İstanbul İl Başkanı Müezzinoğlu yer alıyor.

 

Dördüncü olarak da Erdoğan'ın ve AKP'nin bürokraside, partide ve partinin belediye başkanı adayları için belirlediği isimlerin düşük kaliteli olması. Savunma Bakanı Gönül, Gümrük Müsteşarı Nevzat Saygılıoğlu ve Orman eski Genel Müdürü Abdurrahman Sağkaya gibi üst düzey kariyerli görevliler, Ömer Çelik gibi yetersiz, önyargılı ve cahil isimlerin üst düzey görevlere getirilmesinden dolayı duydukları şaşkınlığı ve memnuniyetsizliği bize ilettiler.

 

İKİ BÜYÜK SORU

 

Türkiye'de yaşandığı biçimiyle İslam, zayıflamış, iki yüzlülükle delik deşik olmuş, diğer dinlerin Türkiye varlığına karşı bilgisiz ve hoşgörüsüz olmasının yanı sıra dini Batı karşıtı bir biçimde siyasileştirmek isteyenleri dışarıda bırakma yetisinden yoksun.

 

Bu sorun, Gül gibi siyasilerin İslam’ı siyasileştirmeye çalışma niyetleriyle birleşiyor. Türkiye, İslam’ın insancıl bir türünün buraya yerleşmesini sağlayana kadar, Türkiye'de İslam sorunlu bir savunma gücü, aşırı derecede iki yüzlü ve açık toplumun zorluklarıyla mücadele etmeye niyeti olmayan bir olgu olarak kalacak.

 

İkinci soru ise Türkiye'nin ve vatandaşlarının hem bu toprakların hem de bireylerin kendi tarihini aktarımıyla ilgili. Keskin tabulara, inkara, korkulara ve zorunlu büyük çarpıtmalara tabi olan tarih çalışmaları ve tarihle ilgili uygulamalar, eski bir Sovyet akademik şakasına benziyor: Üst düzey bir parti yetkilisi ideolojik konuşmasında tehditler savurduktan sonra, "Gelecek belirsiz. Değişen tek şey ise geçmiştir" der.

 

AKP içinden bazı isimler, sayıları yalnızca bir avuç olan dışarıdakilere tarihle ilgili tartışmalarda katılıyor ve bunlar ilham verici adımlar. Ancak ilerleyen süreçte eğitim sisteminin kapsamlı bir şekilde elden geçirilmesi, hukukun üstünlüğünün kabul edilmesi ve birey ile devlet arasındaki ilişkinin en temelden yeniden tanımlanması gerekiyor. Anadolulu büyük Alevi ozan Aşık Veysel'in dediği gibi bu, "uzun ince bir yol."

 

----ooo----

 

TARİH: 27 Şubat 2009

 

BELGE NO: 09ANKARA321

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Ankara Büyükelçiliği

 

SINIFLANDIRMA: Confidential

 

KONU: İran'la yapılan anlaşmalar Başbakan Erdoğan'ın arkadaşlarına yarıyor

 

1. 22 Şubat tarihinde yerel basın organları Türkiye ve İran'ın İran'dan gaz çıkaracak ve bu gazı Türkiye'ye ve Avrupa'ya Türkiye'ye taşıyacak bir boru hattı inşa edecek bir ortak girişim şirketi kurduklarını bildirdi. Bu anlaşmayla ilgili bazı kişilerle konuştuk. BOTAŞ Başkanı Saltuk Düzyol, BOTAŞ'ın anlaşmanın bir parçası olmadığını ve bunun özel bir şirketle yapıldığını söyledi ancak şirketin adını vermedi.

 

Enerji Bakanı Güler'in danışmanlarından Musa Günaydın, konu hakkında bizimle konuşmak istemedi. Ancak xxxx daha açık davrandı. Türk şirketi SOM Petrol'ün İran'la kurulan ortak girişime girdiğini söyledi.

 

SOM Petrol'ün sahibi Sıtkı Ayan, Başbakan Erdoğan çok iyi arkadaşı. Her ikisi de İstanbul İmam Hatip okulunda okudu. Ayan, aralarında Mustafa Erdoğan (Başbakan'ın ağabeyi), Cihan Kamer ve Mücahit Aslan'ın da bulunduğu Erdoğan'ın yakın arkadaş çevresinde. Araştırmalarımıza göre, XXXX liman inşaatı, yakıt taşımacılığı ve diğer başka alanlarda faaliyet gösteriyor anca petrol ve gaz geliştirme için deneyimi yok.

 

2. 2007 yılında elektrik üretim ve ihracat şirketi Kartet, İran'ın devlet elektrik şirketi Tavanir ile bir anlaşma imzaladı. Kartet, elektrik ithalat lisansı almak için EPDK'ya başvurdu. Kasım 2007'de Erdoğan'ın arkadaşı Cihan Kamer'in sahip olduğu Savk Elektrik İran'dan elektrik ithal etmek için EPDK'dan lisans aldı.

 

Bununla birlikte Kartet, bu uzlaşmazlığı kamuoyuna taşıdı ve Savk'ın yaptığının etik dışı ve yasadışı olduğunu söyledi. Kartet İstanbul Yöneticisi Nuray Atacık, 27 Şubat'ta bize EPDK'nın hala Kartet'e yanıt vermediğini ve projeden vazgeçtiklerini söyledi. Ancak bize Savk'ın da projeyi gerçekleştiremediğini belirtti. Atacık, "İranlılar bizi istiyorlar, zorla kendilerine dayatılan bir şirketle iş yapmak istemiyorlar" dedi.

 

3. Yorum: Eğer doğruysa, Başbakan'ın İran'la gaz anlaşmasını SOM Petrol'ün yapması yönündeki ısrarı esasında anlaşmayla ilgili süreci de yavaşlatabilir. Savk Elektrik olayında da görüldüğü gibi İran, kendisine dayatılan iş ortaklarıyla çalışmak istemiyor. Projenin ağır işlemesinde anlaşmanın hukuki, düzenleyici ve ticari bir çerçevesinin olmaması ve İran'ın BOTAŞ'ın 26 Şubat'ta kendisine karşı kazandığı 750 milyon dolarlık tahkim davasına olası tepkisi (ancak bu miktarın İran tarafından kabul edilmesi gerekiyor) gibi diğer başka nedenler de mevcut. Yorumun sonu.

 

----ooo----

 

TARİH: 8 Haziran 2005

 

BELGE NO: 05ANKARA3199

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Ankara Büyükelçiliği

 

SINIFLANDIRMA: Secret

 

KONU: Kabine değişikliği: Erdoğan'ın odağında Dışişleri Bakanı Gül var

 

 

ÖZET:

 

Uzun zamandır hakkında kabinede değişiklik yapacağı söylentisi bulunan Erdoğan, ilk hamlesini aniden ve sınırlı biçimde yaptı. Ancak Erdoğan'ın gözü hala, parti içinde kendisine en büyük rakip olan Dışişleri bakanı Gül'ün etkisini yavaş yavaş azaltmak için ona yakın bakanların üzerinde olabilir. ÖZETİN SONU

 

Erdoğan ani bir hamle yaparak, 4 Haziran'daki mini Kabine değişikliğinde üç bakanın görevden alındığını açıkladı. Kabine değişikliği, Erdoğan'ın Mart 2003'te başbakanlık görevini, şimdi Dışişleri Bakanlığı görevini yürüten Abdullah Gül'den aldığından beri yoğun tartışma konusuydu. Erdoğan, Gül taraftarlarının Kabine'deki ağırlığına (bu değişiklik gerçekleşene kadar Erdoğan'ın Kabine'de iç politika desteği için sırtını dayayabileceği dört isim bulunuyordu) ve kendisine verilen yoğun desteğe rağmen uzun süre değişiklik yapmaktan kaçındı. Şubat 2005'te Turizm Bakanı Erkan Mumcu istifa ettiğinde, Erdoğan, onun yerine geçmesi için yarım kalan Devlet Bakanı Beşir Atalay ve nihai olarak da Atilla Koç için Gül'ün tercihlerine boyun eğmeyi sürdürdü.

 

Erdoğan şimdi ise bu kararsızlığını geride bırakmış görünüyor. Enerji Bakanı Hilmi Güler'in 6 Haziran'da yakın kaynaklarımızdan birine söylediğine göre, Erdoğan'ın bu kararı, Gül ve çevresindekilerin kendi politikalarına ne kadar zarar verdiğini anladıktan sonra verdi.

 

Nihayetinde görevden alınanlar yaptıkları işlerin yetersizliği ile bilinen üç bakan oldu. Bunlardan ilki Tarım ve Köy İşleri Bakanı Sami Güçlü. Gül'ün destekçisi olan Güçlü, ABD ile ilgili konularda ilerleme sağlanması konusunda engel teşkil ediyor.  

 

İkincisi ise Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezer. İçişleri Bakanı Abdulkadir Aksu'ya yakınlığıyla bilinen ve Gül ile de sıkı bağları olduğu belirtilen Ergezer, 'gavurlar' sözüyle tepki çekmişti. Yolsuzluk iddialarıyla da suçlanan Ergezer, Erdoğan'ın sözünü verdiği 15 bin kilometre uzunluğunda bölünmüş yol sözünü de yerine getirememişti. Ergezer'in, Fethullah Gülen'in önemli takipçilerinden Galip Demirel'in kızı Güldal Akşit'le de yakınlığı bulunuyor.

 

Erdoğan, Tarım Bakanlığı'na Diyarbakır milletvekili olan, bölgenin önde gelen ailelerinden birine ve Naksibendi Cemaati'ne mensup Mehmet Mehdi Eker'i getirdi.

 

Ak Parti'den ***** ve Büyükelçilik'in uzun süreden beri bağlantı halinde olduğu partiyle derin ilişkileri olan iki isim, Eker'i, Erdoğan'a yakın, dürüst ancak pasif biri olarak tanımlıyor.

 

Yeni Bayındırlık Bakanı Trabzon Milletvekili Faruk Nafiz Özak oldu. Trabzonlu bir müteahhit ve aynı zamanda Trabzonspor yönetiminde yer alan bir isim, Özak'ı, Milli Görüş hareketinin Sufi çizgisinden geldiğini ve kendisinin sessiz, mesafeli ve Erdoğan'a sadık biri olarak tanımlıyor...

 

İstanbul ikinci bölgeden meclise giren Nimet Çubukçu, yeni Kadından Sorumlu Devlet Bakanı oldu. Serbest avukat olarak görev yapan Çubukçu, son olarak İslamcı MÜSİAD'ı savundu.

 

Konusuna odaklanan ve oldukça azimli olan Çubukçu, aylar önce bize devlet bakanlığı pozisyonunu istediği konusuda ipuçları vermişti. Genel Başkan Yardımcısı, Şaban Dişli'nin 7 Haziran'da bize aktardığına göre, Çubukçu'nun, Başbakanın eşi Emine Hanım'la yakın ilişki kurması, seçilmesinde bu göreve seçilmesinde önemli rol oynamış...

 

Sami Güçlü'yü görevden alan ve ardından bu atamaları yapan Erdoğan, Gül'ün parti içindeki etkisini azaltmak niyetinde olduğunu açık şekilde gösterdi. Aksit ve Ergezen'i görevden alan ve Diyarbakır'da güçlü olan Eker'i atayan Erdoğan, bu şekilde ilmiği Abdulkadir Aksu'nun boynuna geçirdi. Bu hamle Eker'i, o bölgede nüfuzu bulunan İç İşleri Bakanı Aksu'nun en büyük rakibi haline getirdi.

 

Aksu, en son Hanefi Avcı'yı görevden alarak Erdoğan'ın isteklerini yerine getirmişti. Fethullah Gülen'i destekleyenlerin başında gelen ve emniyette organize suçlar biriminin başında olan Avcı, Ak Parti'nin kalbine giden yolsuzluk soruşturmaları sonuca ulaştırmaya çalışıyordu. Ancak, Erdoğan uzun süredir Aksu'nun, parti içinde hayal kırıklığına uğramış milletvekillerini de alıp partiden ayrılacağı şüphesiyle rahatsızlık duyuyordu. Aksu'nun Kürt'leri kayırması, eroin ticaretiyle ilişkisi olduğu iddiaları, genç kızlara olan bilinen ilgisi ve oğlunun mafya ile bağlantıları Kabine içinde onu zayıf halka haline getiriyordu. Erdoğan, devlet kurumlarının bu zayıf noktaları her an kullanabileceğini biliyordu.

 

Başbakan'ın danışmanlarından **** gibi kaynaklar, Erdoğan'ın Kabine'deki değişikliği kademeli olarak devam ettireceğini belirtiyor. Aksu'nun yanı sıra Erdoğan'ın odağında, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Bakanı Murat Başesgioğlu, Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Çoşkun, Dış Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Kürsad Tüzmen de bulunuyor. Eski bir aşırı milliyetçi ve MHP'li olan Tüzmen, Irak'la gıda karşılığı, petrol işlerine karıştı ve birçok kaynak tarafından her türlü rüşvete açık bir insan olarak tanımlanıyor.

 

Erdoğan, zaman içinde Gül'ün yakın destekçilerinden Devlet Bakanı Besir Atalay ve Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek'i de görevlerinden almayı düşünebilir. Çiçek, Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı için talebi olduğunu saklamamış ve Erdoğan'a saygısızlığını gizlememişti.

 

----ooo----

 

TARİH: 22 Ocak 2010 

 

BELGE NO: 10STATE6451

 

GÖNDEREN MAKAM: Dışişleri Bakanlığı

 

SINIFLANDIRMA: Confidential

 

KONU: Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddialarıyla ilgili bilgi talebi

 

1. Washington'daki analistler, iki yıldır süregelen Ergenekon soruşturması nedeniyle Türkiye'de ordu ile siviller arasında artan gerilimi yakından takip ediyor. Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ'un 17 Aralık'ta yaptığı konuşmada üst düzey subaylar hakkında soruşturma yürütülmemesi konusunda hükümeti, gazetecileri ve yargı yetkililerini uyardı. Bu olaydan iki gün sonra, polis Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın önünde izleme yaptığı anlaşılan iki ordu mensubunu yakaladı ve bu olay özel güçlerin karargahının aranmasına ve diğer başka ordu mensuplarının tutuklanmasına neden oldu.

 

2. Bu izleme olayı, ardından gelen polis aramaları, ordu mensuplarının tutuklanması, ordu-polis ve asker-ordu ilişkilerinin durumu ve zaman ve kaynaklar el verdiği ölçüde bu ilişkilere ilişkin algılamalarla ilgili bilgi alabilirsek çok seviniriz. Bu bilgiler, politika yapıcıları durumdan haberdar etmek amacıyla yapılacak olan analitik üretimde kullanılacak.

 

A. Neden Arınç izleniyordu? Bu izleme talimatını kim verdi? Arama sırsında ne arandı ve ne bulundu? Soruşturmayı yürütenler belirli bir kanıtı mı arıyordu, yoksa genel bir arama mı yapılıyordu? Türk liderler bu olayları nasıl algıladı?

 

B. Sivil-asker ilişkilerinin durumu nedir?

 

C. Asker-polis ilişkilerinin durumu nedir? Son tutuklamalar, polis ile ordu arasında tansiyon yaşanmasına ya da var olan tansiyonun artmasına sebep oldu mu?

 

D. Adalet ve Kalkınma Partisi veya içinde unsurlar, bu olayı TSK'yı nihayet ehlileştirmenin bir yolu olarak mı görüyorlar yoksa Başbakan Tayyip Erdoğan bu gerilimi azaltmak ve TSK ile ilişkileri yumuşatmak mı istiyor?

 

3.  Yukarıdaki soruların yanıtlarını içeren raporlamanın konu kısmında lütfen C-RE9-02710 kodunu yazınız.

 

Clinton

 

----ooo----

 

TARİH: 11 NİSAN 2008

 

BELGE NO: 08ANKARA691

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Ankara Büyükelçiliği

 

SINIFLANDIRMA: Confidential

 

KONU: Ak Parti’nin kapatılacağına yönelik iddialar ve ABD’nin duruşu

 

ÖZET: Türkiye’nin iktidar partisi Ak Parti’ye yönelik kapatma davası, bu ülkenin geleceği için bir darbedir. Dava, Türkiye’nin hükümetinin yapısına, popüler demokrasinin erişim alanına ve dinin toplum üzerindeki rolüne yönelik çözümlenmemiş tartışmaları yansıtıyor. Bu durum, aynı zamanda geçen Temmuz ayında yeniden göreve gelen Başbakan Erdoğan’ın geçen dokuz aylık süreçte sergilediği başarısız liderlikten kaynaklanıyor. Sonucun ne olacağı belirsiz olsa da burada yaşanan kriz, kusursuz ve darmadağın olmasa da kendine özgün bir işleyiş tarzı olan Türk demokrasisi çerçevesinde değerlendirilmeli.

 

ABD öncelikleri, ortak çıkarlarımız üzerine bu ülkeyle birlikte çalışabilmemizi ve bu ülkenin demokratik sürecini geniş çapta desteklememizi gerektiriyor. Yine de Türkiye politikaları üzerine fikir beyan etmekten kaçınmalıyız. Bu yaklaşımla, şu anda Türkiye’de ülkenin geleceğine yönelik yapılan ve demokrasinin olgunlaşması için hayati önem taşıyan şiddetli ve tarihi tartışmalara saygı duyarız.

 

KAPATMA DAVASI İMALARI

 

Ak Parti’nin kapatma davasına yönelik farklı bakış açıları var. Bunlardan ilkinde, niyetlenilmiş anayasal bir darbe olarak bakılabileceği söylendi. Dava ilk olarak siyasi bir araç olarak kabul edildi. Partiyi ve 70’in üzerindeki liderleri siyasetten uzaklaştırmak için gazetelerde daha önce yayımlanan haberler kaynak gösterildi. En cesur iddialar arasında, Ak Parti’nin laikliği bitirme niyetinde olduğu vardı ve ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ın ülkenin “ılımlı Müslüman” hükümetini ve Ak Parti’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya desteğini öven sözleri basın sık sık yer aldı.

 

Kapatma davasına yönelik diğer bir bakış açısıysa, davanın Türk demokrasi tarzıyla ne kadar uyuştuğunu sorguladı. Anayasa ve kanunlar, uzun bir süredir politikacıların yasaklanmasına ve partilerin kapatılmasına izin verdi. Bugüne kadar ülkede 26 tane siyasi parti suçlu bulunarak kapatıldı. Ak Parti, bu durumu ve Türklüğe hakareti kapsayan 301’inci madde gibi yasaları değiştirecek kadar uzun süredir görevde ama bunu yapmadı.

 

Her iki bakış açısının da gerçeklik payı var, özetle Başbakan Erdoğan’ın kötü tökezledi.

 

Davanın zayıf noktalarından biri, yıllar öncesinde yazılan bir anayasaya bağlantılı olarak parti kapatmanın çok daha zor olması. Erdoğan kendi başarısının büyüsüne kapılırsa, geçen Temmuz ayında kendi partisine karşı oy kullanan yüzde 53’lük oranı, onların çıkarlarını koruma konusunda ikna edemez. Erdoğan, yeniden göreve gelmesiyle birlikte kazandığı gücü, Avrupa Birliği’yle ilgili reformların devam ettirmek için kullanamadı. Bu reformlar, İslamlaşma ve iktidarın kısıtlanamayan yükselişine yönelik endişeleri bastırabilmek kullanılacak en uygun araçlardı. Erdoğan ise, Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) önderliğinde, uzun bir liste halinde bekleyen AB reformları öncesinde, türban yasağını gündeme getirdi.

 

Bu kısa vadeli popülist kazanç için Erdoğan, Türkiye’nin demokrasisini güçlendirecek daha geniş çaplı anayasa reform paketini feda etti. Bu ve benzeri diğer adımlar, Erdoğan’ın bugüne kadar attığı adımlara yönelik korkuların artmasına neden oldu.

 

Kapatma davasının Türkiye’deki demokrasi ve istikrar için büyük bir handikap.

 

Birçokları için, özellikle de Türkiye’nin gelişmekte olan orta sınıfını oluşturan görmezden gelen seçmenlere verilen mesaj, Türkiye demokrasisinin onların çıkarlarını koruyamayacak kadar zayıf olduğuydu. Bu mesaj hatta hala dışlanmaya devam eden Kürtler için çok daha büyük bir tehdit özelliği taşıyor.

 

Kapatma davasına çok daha geniş bir bakış açısıyla bakıldığında, bunun bir ölçüde seçilmeyen ve önem derecesi düşürülmüş bürokrasinin Erdoğan ve popüler demokrasiye karşı intikamı olarak kabul edilebilir.

 

Yaşanan değişikliklerin hiçbiri, Türkiye’nin ABD için tehlikeli bölgede oldukça önemli bir müttefik olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bununla birlikte, bazı yanlış adımlar atmış olsa da, Türkiye Müslüman ülkeler arasında en demokratik ve özgür ülke.

 

ABD’nin Türklerin kendi ülkelerinin geleceğine yönelik tartışmalara müdahale etmemesi gerekiyor. Müdahale, ABD’yi kendi çıkarına ters düşen bir şekilde etkisiz kılabilir ve ülkenin demokratik değerlerine zarar verebilir.

 

ABD’nin genel prensiplere bağlı kalıp, detayları Türklere bırakması gerekiyor. ABD’li yetkililerin atması gereken adımlar şöyle sıralanabilir.

 

  • ABD’nin müttefiklik ve ortaklık tanımlamamıza uygun hareket ederek, demokratik kuruluşlarının, Türkiye’nin demokratik değerlere ve laiklik prensibine olan bağlılığının güçlü bir destekçisi olduğumuzu kanıtlamalıyız.
  • Türk liderleri ve kuruluşları istikrarı güçlendirecek ve bölgede ve ülke içinde fikir birliği yaratacak pragmatik çözümler bulma konusunda teşvik etmeliyiz.
  • Türkiye’nin AB üyesi olma hedefini ve yasal, siyasi ve ekonomik alanda gerçekleştirilecek reformları desteklemeliyiz.
  • Irak, Afganistan, Kafkaslar ve Balkanlar konusunda ortak çıkarlar adına, terörizm, enerji güvenliği ve Kıbrıs sorunu ve bölgedeki diğer sorunlar konusunda Türkiye’yle çalışmaya hevesli olmalıyız.

----ooo----

 

TARİH: 27 EKİM 2010

 

BELGE NO: 09ANKARA1549

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Ankara Büyükelçiliği

 

SINIFLANDIRMA: Confidential

 

KONU: İSRAİL BÜYÜKELÇİSİ SORUNLARININ KAYNAĞINI ERDOĞAN'A BAĞLADI

 

1.26 Ekim’de Büyükelçilikte yaptığı konuşmada, İsrail Büyükelçisi Gaby Levy, ülkesinin son dönemde Türkiye ile karşılıklı ilişkilerinin kötüleşmesine yönelik endişelerini dile getirdi ve ilişkinin kötüleşmesinde suçun çoğunlukla Başbakan Erdoğan’a ait olduğunu belirtti. Levy, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, ülkeyi ziyaret eden Çek Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı’yla kendisine “işlerin daha iyi olacağı” mesajını gönderdiğini belirtti. Davutoğlu aynı zamanda, üst düzey bir devlet memuru olan XXX’in kendisini Erdoğan’ın İsrail’e yönelik sert eleştirilerini yumuşatmasını istediğini söyledi.

 

Levy, Erdoğan sürekli olarak Gazze’deki insani durumla ilgili öfkeli açıklamalar yapmasının    

iç siyaset malzemesi olduğunu da söyledi.

 

2. Levy, Erdoğan için arabulucu olarak gösteren siyasi değerlendirmeleri reddetti ve Başbakan’ın partisinin İsrail’e yönelik sert eleştirilerinden anketlerde net bir puan bile alamayacağını söyledi. Levy, aksine Erdoğan’ın sertliğini derinlerde olan bir duyguyla bağdaştırdı. “Erdoğan köktenci. Bizden dini açıdan nefret ediyor” dedi ve nefreti her geçen gün biraz daha yayıldığına dikkat çekti. Levy, Türk dış politikasında, İsrail karşıtı bir değişimin görüldüğüne dikkat çekti ve Türkiye hükümetinin Suriye ile ilişkilerini yeniden gözden geçirme kararı almasına ve Arap Birliği’nde gözlemci statüye sahip olma talebinde bulunmasını dile getirdi.

 

3. YORUM: Hem Türk hükümeti içinden hem de hükümet dışı bağlantılarla, Türkiye’nin İsrail’le kötüleşen ilişkileri üzerine yaptığımız tartışmalar, Levy’nin Erdoğan’a karşı nefretini doğrular nitelikteydi. XXX Erdoğan’ın İran ve Ortadoğu’a yönelik eğiliminin de bu konuya katkıda bulunan faktörler olduğunu söylese de İsrail’e yönelik antipati de ayrı bir faktör.

 

----ooo----

 

TARİH: 11 Ağustos 2006


BELGE NO: 06ANKARA4688


GÖNDEREN MAKAM: ABD Ankara Büyükelçiliği


SINIFLANDIRMA: CONFIDENTIAL//NOFORN


KONU: Türkiye’nin dış politika yaşadığı bölünme, Başbakan’ın çemberi

 

1. Üst düzey Dışişleri Bakanlığı diplomatları ve Başbakan Tayyip Erdoğan’ın etrafındaki sıkı danışman çemberinin arasında uzun süreden beri yaşanan bölünme, son haftalarda belirgin bir şekilde büyüdü. Erdoğan’ın Ak Parti hükümeti altında yaşanan bu ayrılığının en büyük nedeni, hem Erdoğan’ın hem de Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün, çok sayıda girişimin sorumluluğunu üstlenmek için hevesli olan Başbakanlık danışmanı Ahmet Davutoğlu’yla olan yakın bağı. Son zamanlarda, bu tür sıkıntılar kağıt üzerinde daha faza yer almaya başladı. Bu iç kavga, Türk hükümetinin dış politikada aldığı tüm adımları etkiliyor.


2. İyi eğitimli Türk diplomatlar, ABD ve Avrupa’ya neyin satılacağı konusunu iyi bilmelerine rağmen, iç politika söz konusu olduğunda aynısı geçerli değil. Erdoğan’ın, aralarında Davutoğlu ve parti genel başkan yardımcılarının da yer aldığı çekirdek danışmanları, seçim bölgelerinde neyin gideceğini çok iyi biliyor. Ancak, dünyanın nasıl işlemesi gerektiğine dair Türkiye ve İslam merkezli görüşleri, Ankara dışında politikanın nasıl uygulanacağı konusunda bir engel oluşturuyor.


3. (Gizli, yabancıların görmesi yasak) Erdoğan’ın danışmanlarının Dışişleri Bakanlığı’ndan kendisini ayrıştırması, yeni şanslar doğurabilir. Aynı zamanda, yanlış anlaşılmalar olması ve yanlış adımlar atılması olasılığını da artırıyor. Örneğin, Şubat 2006’da Hamas’ın Ankara’ya yaptığı ziyarette Dışişleri Bakanlığı karanlıkta kaldı. Hamas’ın ziyaretiyle ilgilenen AK Partililer, bunu son derece gelişigüzel ve koordinesiz bir şekilde gerçekleştirdi. Bilgilendirilmeyen Dışişleri Bakanlığı, bizimle ön değerlendirme yapma imkanı bulamadı. ABD’nin özellikle attığı geri adım, AKP’nin gerçekten geri adım atmasına neden oldu. Hamas ziyaretinin neden olduğu memnuniyetsizliğin nereden çıktığı ve nedenini üzerindeki kısıtlı anlayışı ortadan kaldırmak, haftalar, hatta aylar sürdü.


4. (Gizli, yabancıların görmesi yasak) Hamas ziyaretinin ardından ABD ve diğer bölgelerde olan AK Partililer için muhtemelen en şaşırtıcı olan şey, eğer biz PKK liderleriyle görüşmüş olsak, kendilerini nasıl hissedeceklerinin sorulmasıydı. Erdoğan’ın çemberi için, bu benzersiz bir durum değil: Onlar için, terörizm PKK ile bağlantılı. Erdoğan’ın hayırsever İslamcı arkadaşı El Kadı’nin terör finansmanından yer alabileceğini düşünmek, spesifik İslami grupların terörist olarak görmesi kadar zor. Hamas ve Hizbullah batı politikalarının ters gitmesinin bir sonucu; çaresiz insanların bir cevabı ancak gerçekte terörist değiller. Onlara bu insanlara mantıklı konuşmalarına izin verin, Türkiye’nin nüfuzunu ortaya çıkarın ve Hamas değişecektir. Bu, Türkiye’nin bölgedeki diğer çabalarında, İran ( Dışişleri Bakanı Manuşer Muttaki’nin Türkiye’deki görüşmelerinde, Erdoğan’ın uluslararası konferanslarda Ahmedinejad ile yaptığı temaslarda); Suriye; (Türkler Beşir Esad’ın Lübnan’dan asker çekilmesini sağlamak ve Hariri soruşturmasında payları olduğunu düşünüyor); Gazze Şeridi ve Lübnan’daki mevcut çatışmalarında açıkça görüldü.


5. (Gizli, yabancıların görmesi yasak) Erdoğan çemberiyle Dışişleri Bakanlığı arasındaki kopukluğa dair daha yakın zamanlı bir örnek, Davutoğlu’nun Temmuz’un ilk haftasında Şam’a yaptığı ve Esad’la yaptığı görüşmeyle ilgili. Bu görüşmede göz ardı edilen Dışişleri Bakanlığı çok öfkelendi (Şam elçileri, Davutoğlu Esad’la görüşürken dışarıda bekletildi).


6. İsrail-Lübnan krizinin büyümesiyle, Erdoğan’ın küçük çemberindeki gerilim de arttı. Erdoğan, liderliğini kullanmak yerine, popülist yeniden seçilme havası içinde, kamuoyu desteğine dayandı. Erdoğan, hiçbir zaman İsrail’e karşı olumlu eğilim göstermeyen ve savunuculuğunu yapmak istediği Sünni destekçilerine oynuyor. Bu kitleleri hedef alan erken sonuçlardan biri, 3 Ağustos’ta Kuala Lumpur’da düzenlenen, Erdoğan’ın Ahmedinmejad’la görüştüğü ve İsrail karşıtı sözlerde bulunduğu İslami Konferans Örgütü konsey toplantısı, ve Gül’ün aynı tarihte Washington Post’a verdiği açık yorumdu. Gül’ün açıklamaları Türk hükümetinin öfkesini olumsuz bir şekilde ortaya koydu ve Washington’daki üst düzey Türk diplomatları gafil avladı.


7. (Gizli, yabancıların görmesi yasak) Suç ortağı olsun olmasın (biz olduğuna inanıyoruz), Gül birtakım çabalarıyla adını kirletti. Dışişleri Bakanlığına yeniden ağırlık kazandırıp kazandırmamak konusunda karar vermeli.

Dışişleri Bakanlığı yetkililer özellikle Kıbrıs gibi titiz konularda hem devlet hem de orduyla bir köprü oluşturulmasında önemli rol üstlenebilir. Veya Başbakan’ın çemberiyle çalışmaya devam edebilirler.

 

----ooo---- 

TARİH: 04 Aralık 2009

 

BELGE NO: 09ISTANBUL440

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD İstanbul Konsolosluğu

 

SINIFLANDIRMA: Confidential

 

KONU: Türkiye-İran İlişkileri: Motivasyonlar, Sınırlamalar, Sonuçlar

 

 

Özet: Türkiye’den ve İran’dan düşünce kuruluşları, iş dünyası temsilcileri ve siyasi aktivist kaynaklarla yaptığımız görüşmelerde şu konularda geniş bir uzlaşmaya varıldı:

 

1) Türkiye bölgesel istikrar ve atışmadan kaçınmak, Türkiye’nin Doğu ile Batı arasında vazgeçilemez bir köprü olabilmek, enerji ve ticaret alanlarında uzun vadeli ilişkileri güçlendirebilmek amacıyla ve Türkiye’nin yaklaşımının Tahran’ın tavrının ılımlı bir hale getirebilmesi adına İran’la daha yakın ilişkiler yürütüyor.

 

2) İran bu yaklaşıma Türkiye’yi diplomatik yalnızlığına karşı bir sığınak, yaptırımlara karşı bir tampon ve halkı için bir güvenlik vanası olarak gördüğünden karşılık veriyor. Ancak,

 

3) Türkiye’nin İran’ın karar alma mekanizmaları üzerindeki etkisi sınırlı, Türkiye İran’ı hiçbir zaman Tahran için stratejik kaygı anlamına gelen bir konuda duruşunu değiştirmeye ikna edemedi.

 

Öte yandan bağlantılarımız, İran’ın karar mercilerinin en azından taktiksel olarak çok taraflı baskıya yanıt verdiğini, Türkiye’nin İran’a karşı BM Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nda alınacak ağır yaptırım kararları konusunda kilit bir rol oynayabileceğini ve oynaması gerektiğini ifade etti. Özetin sonu

 

Türkiye-İran ilişkileri konusunda bağlantıların görüşleri

 

Ahmedinejad’ın 8-9 Kasım’da yapacağı İstanbul ziyareti öncesinde, birkaç hafta boyunca İstanbul’daki Büyükelçilik’in İran Gözlemcisi, Türkiyeli ve İranlı bağlantılarımızın görüşlerini aldı.

 

Konuştuğumuz kişiler arasında Türkiye’den akademik uzmanlar, İran’la iş yapan Türk işadamları, tutuklanma korkusuyla Türkiye’ye sığınan birçok İranlı ve İran’In dış politikasını takip eden ve Tahran’da yaşayan birçok İranlı bağlantı yer alıyor.

 

Türkiye’nin motivasyonları

 

Birçok akademisyen ve düşüne kuruluşu analistine göre Türkiye İran’la birçok ilgili sebep dolayısıyla yakın ilişkiler kuruyor. Bunların birincisi Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” konsepti. İkincisi Türkiye’nin İran politikası “reel politiğin zaferi”ni simgeliyor.

 

Bölgesel istikrar ve çatışmadan kaçınma: Türkiye’den bağlantılar, hatta Dışişleri Bakanlığı’ndan isimler yakın zamanda Türkiye’nin İran konusundaki en kötü sonucun İran’In nükleer tesislerine yapılacak bir saldırı olduğuna inandığını söyledi. İran’ın nükleer silah kapasitesine sahip olması en kötü ikinci sonuç olarak görülüyor. Bu da Türkiye’nin bölgesel istikrarın karşı karşıya kalacağı tehlikelerle ilgili neden bu kadar kaygılı olduğuna yönelik ipucu veriyor. Türk kamuoyu da İran’a saldırıyı İran’ın nükleer silah sahibi olmasından daha tehlikeli görüyor, Tahran’ın bir Müslüman ülkeye saldıracağına inanmıyor.

 

Türkiye’nin ılımlı bir bölgesel lider ve Doğu ile Batı arasında vazgeçilemez bir köprü olarak tanınması: Ankara’da yaşayan bir uluslararası ilişkiler profesörüne göre Türkiye, bölgenin aksi takdirde bir güç boşluğuyla karşı karşıya kalacağı fkriyle İran’la olan ilişkilerini güçlendiriyor. Bölgedeki başka hiçbir ülkenin İran’ı dengeleyebilecek askeri ve ekonomik gücü yok. Türkiye bu boşluğu, İran’ın güçlenmesinden korkan diğer devletler adına dolduruyor.

 

Akademisyene göre Türkiye’nin İran’la ilişkilerini Türkiye’yi Batı için vazgeçilmez bir ortak haline getirecek bölgesel liderlik pozisyonu için de istiyor. Bağlantımız bu durumun Türkiye’yi zaman zaman kendisini ABD hükümetinin duruşundan uzaklaştırmak zorunda bıraktığını ancak bunun ABD’den stratejik bir uzaklaşma olmadığını belirtti.

 

Enerji ve ticaret alanında uzun vadeli ilişkileri güçlendirmek: Türkiye enerji güvenliği ihtiyaçlarının bütün uygun kaynakların değerlendirilmesini gerektirdiğini saklamıyor. Buna karşılık biz, ABD’nin Türkiye’nin enerji arzının çeşitlendirilmesini desteklediğini belirterek İran’ın güvenilir bir ortak olmayabileceği uyarısını yaptık.

 

Türkiye İran’la ticaret ilişkilerini genişletmek istiyor: Hem Türk hem de İranlı yetkililer ikili ticaret hacminin artırılması çağrısı yaptı. Dahası Türkiye, İran’la mali ilişkilerini korumak ve geliştirmek için de adımlar atıyor.

 

İran’ı bölgesel örgütlerle bağlamak: Türkiye’deki bağlantılarımız Davutoğlu, Türk dış politikasını kontrol ettiği sürece, Ankara’nın İran’la iki taraflı ve çok taraflı ilişkiler kurma çabalarını sürdüreceğini, ilişkileri maksimuma çıkarmak için bölgesel uluslararası kurumlarla işbirliği yapacağını söyledi.

 

İran’ın motivasyonları

 

Türkiyeli ve İranlı bağlantılarımıza göre İran Türkiye’yle daha yakın ilişkiler kurmaktan memnun çünkü Türkiye’yi diplomatik yalnızlığına karşı bir sığınak, yaptırımlara karşı bir tampon ve nüfusu için bir güvenlik vanası olarak görüyor. Türkiye’nin İran için değeri özellikle şu altı konuda hissediliyor: Ekonomik, diplomatik, siyasi, kültürel, Türkiye’nin ABD için stratejik önemi.

 

Türkiye’nin İran üzerindeki etkisinin sınırları

 

Türkiye’nin İran üzerindeki etkisi geniş bir alana yayılıyor ancak derine inmiyor. Bağlantılarımızın hiçbiri Türkiye’nin İran’ın liderlerine rejimin stratejik çıkarlarını etkileyecek bir konuda fikir değiştirtebildiğini göremediklerini söyledi.

 

İstanbul’da yaşayan ve gayrı resmi biçimde Davutoğlu’na danışmanlık yapan ve kendisine Eylül ve Ekim ayında İran Dışişleri Bakanı Muttaki’yle yaptığı görüşmelerde eşlik eden bir profesör, Davutoğlu’nun girişimlerinin Tahran’ı 1 Ekim’de yapılacak Cenevre görüşmelerine katılmaya ikna ettiğini söyledi. Ancak diğer bütün bağlantılarımız bu iddiayı reddetti.

 

Davutoğlu’nun Gül ve Erdoğan desteğiyle gerçekleştirdiği haftalar süren şahsi diplomasi girişimleri İran’ın karar mercilerini Türkiye’yle Tahran nükleer reaktörü yakıt takasını işler durumda tutacak bir anlaşmaya ikna edemedi. İş dünyasından bir bağlantımız, “İran Türkiye’nin masadan kalkıp gitmeyeceğini biliyor” dedi.

 

Türkiye gerçekten İran’ı herkesten daha iyi mi anlıyor?

 

Türkiye’nin İran’la daha yakın ilişkiler arayışının altında Ankara’nın Türkiye’nin İran’ın durumunu herkesten daha iyi anladığı varsayımı yatıyor. Ancak İranlı bağlantılarımız bu varsayıma şiddetle karşı çıkıyor. Bu kaynaklar Türkiye’nin İran’ın iç dinamikleriyle ilgili tespitlerini öznel bir süzgeçten geçirdiğini dolayısıyla tespitlerin rejimin istikrarıyla ilgili kanıtları şişirdiğini söylüyor.

 

Türkiye’ye sığınan birbirinden bağımsız iki “Yeşil Hareket” aktivistine göre Türkiye, Ahmedinejad’ın zaferini hemen tebrik ederek ve Yeşil Hareketin siyasi önemini göz ardı ederek büyük bir fırsat kaçırdı. Birçok aktivist bugün Türkiye’nin bölgesel istikrar adına İran’ın rejimin hayatta kalmasına çok fazla bağlı olduğunu düşünüyor.

 

ABD hükümeti gibi Türkiye de İran rejimi içinde birçok fraksiyon olduğunu kabul ediyor. Abdullah Gül’ün Interpol’ün Kırmızı Bülten’le aradığı Rafsancani yanlısı Muhsin Rezai’yle, Erdoğan dahil Türk yetkililerin ise Meclis Başkanı Ali Laricani ile görüşmesi de buna işaret ediyor. Bu durum Türkiye’nin İran’ın en güçlü liderinin kim olacağı konusunda bahislerini bölmeye karar verdiğini de gösteriyor.

 

Sonuçlar

 

Eğer bağlantılarımızın üzerinde uzlaşma sağladıkları bu görüşler doğruysa, bu durum Başbakan Erdoğan’ı İran’a karşı sert bir tavır takınmaya ikna etme çabalarımızın zorlu bir girişim olacağını gösteriyor. Erdoğan P5+1 ülkelerinin duruşuna yakınlaşsa bile Tahran’ın kendisine olumlu yanıt verme ihtimali düşük. Diğer yandan bağlantılarımız İran rejiminin uluslararası baskı altında taktik olarak geri çekildiği örnekleri de hatırlarıyor.

 

Eğer bu doğruysa Türkiye’yi UAEK ve BM Güvenlik Konseyi’nde destekçi bir rol oynamaya ikna edebiliriz ve etmeliyiz.

 

----ooo----

 

TARİH: 23 Mayıs 2007

 

BELGE NO: 07ANKARA1258

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Ankara Büyükelçiliği 

 

SINIFLANDIRMA: Secret

 

KONU: Türk ordusu ve demokrasi 

 

1. Türk ordusunun 27 Nisan’da yayımladığı ve siyasi kriz yaratan muhtıranın ardından, ordunun ülke içi ve yurt dışındaki bağlantılarla konuşmayı reddetmesi yüzünden yapay bir suskunluk hali gözlendi. Bu sessizlik, Genelkurmay İkinci Başkanı Ergin Saygun’un ordunun amaçları ve mevcut düşünce sistemiyle ilgili konuşmaya gönüllü olmasıyla birlikte bozuldu. Türkiye’de demokrasiyi ve anayasal süreci desteklemek için bütün oyuncuların karşılıklı olarak uzlaşması ve pragmatizm gerekliliğine vurgu yapmak için bu görüşmeyi kullandık.

 

2. ABD’nin Türkiye Maslahatgüzarı Nancy McEldowney ile bir araya gelen Saygun, Türkiye’deki ülke içi siyasi konuları gündeme getirdi ve Türk ordusunun neden 27 Nisan muhtırasını açıklamaya zorlandığını anlamanın önemli olduğunu söyledi. Saygun, ordunun sadece Türkiye’nin laiklik sisteminin korumak için sesini yükselttiğini belirtti. Bu, Türk ordusunun gerçekleştirmekte kararlı ve yükümlüğü olduğu birinci sorumluluğudur. Türk anayasasının orduyu laik devleti koruma konusunda güçlendirdiğinin altını çizen Saygun, ordunun da bunu yaptığını ve yapmaya devam edeceklerini söyledi.    

 

3. ABD’nin Türkiye Maslahatgüzarıysa, bu sözlere yanıt olarak Türkiye’nin en değerli özelliğinin laik ve demokratik bir ülke olması olduğunu vurguladı ve bu iki özelliğin korunmaya devam edilmesi gerektiğini söyledi. Maslahatgüzar, ülke genelinde artan gerilim ve kutuplaşmaya dikkat çekti ve ordunun hareketlerinde dikkatli olup, ülkenin menfaatlerini dikkate alması gerektiğini söyledi. Karşılıklı tartışmayı ve istikrarsızlığı önleyip, anayasayla paralel çizgide ilerleyen bir siyasi süreç izlemek Türkiye’nin ve siyasi bağlantısının bir önemi olmadan bütün Türklerin en büyük çıkarıdır.

 

4. Saygun, ordunun karşılıklı tartışma içine girmek istemediğini ve böyle bir şey yapma niyetinde olmadığını söyledi. Saygun, istedikleri takdirde, sokaklara tankları gönderebileceklerini ancak bunu yapmadıklarını belirtti. Saygun aynı zamanda, ordunun siyasi, ekonomik ve sosyal istikrar konusuna uzlaşma konusuna herhangi bir çaba sarf etmeyen Ak Parti’den çok daha fazla önem verdiğini de ifade etti.

 

5. ABD’nin Türkiye Maslahatgüzarı, devam eden parlamenter seçimin sorunsuz bir şekilde devam etmesinin önemli olduğunu ve doğrudan halk oylamasının sonuçlarını tamamen kabul ettiklerini söyledi. Saygun, bu söylenenlere içtenlikle katıldığını söyledi ve Genel Kurmay’ın Ak Parti’yle ne parlamento ne de hükümette herhangi bir sorun yaşadığını belirtti. Saygun ek olarak, tek sıkıntılarının istikrarı tehdit eden radikal politikalar olduğunu söyledi.

 

6. YORUM: Burada, Genel Kurmay'ın devam eden siyasi gerilime yönelik atacağı adımlarla ilgili her kafadan farklı bir ses çıkıyor. En fazla konuşulan şeyse, Ak Parti’nin kapatılıp, bireysel olarak suçlandıkları davaları gündeme getirerek parti liderlerinin güvenilirliğinin sarsılacağı oldu. En dikkatli gözlemciler, ortam halen gergin olduğundan net olarak dile getirilemeyen anlayışı, Genel Kurmay’ın cumhurbaşkanlığı ve İslamcı politikalar konusunda kırmızıçizgilerini belirlediği ve Ak Parti’nin bu sınırları geçmeme konusunda anlaşması olarak gösteriyor. Bütün bu söylentilere rağmen, 22 Temmuz’daki seçimler öncesi manevraların yoğunlaşacağı kesin ve ABD Genel Kurmaylığının demokrasi, uzlaşma ve anayasal sürece sağlayacağı destek ise kritik önem taşımaya devam edecek.

 

----ooo----

 

TARİH: 25 Mart 2005

 

BELGE NO: 05ANKARA1730

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Ankara Büyükelçiliği

 

SINIFLANDIRMA: Confidential

 

KONU: Akıntıyla sürüklenen Türkiye

 

ÖZET:

 

1- Türkiye, iç ve dış politikada, iktidardaki Ak Parti hükümetinin liderlik ve yapısal problemlerinden kaynaklanan bir sapma yaşıyor. Türkiye'nin ve Ak Parti'nin, ABD ile ilişkilerini nasıl idare ettiğini de kapsayan sağlıklı bir kimlik tartışması gecikmiş olsa da başladı. Ancak Ak Parti'nin politikasındaki karışıklıklar, yükselen milliyetçi söylemin doldurmak için fırsat kolladığı bir boşluk yaratıyor. Yaşanan bu politik sapma süreci uzayabilir ve AB reformları ile karşılıklı işbirliğini daha zor bir duruma sokabilir. Bu sapma, gelecek krizin yeni siyasi alternatifler yaratacağı hesap günü gelene kadar devam edebilir. ÖZETİN SONU.

 

2- Ak Parti hükümeti zorlu AB uyum sürecinden geçerken, açıkça iç politika ve ekonomik reformlar tarafında akıntı ve rüzgarla sürüklenen bir gemi görüntüsü çiziyor. 2003 ve 2004 döneminde yapılan yasa değişiklikleri oldukça yetersiz. Ak Parti hükümetinin ordu, Cumhurbaşkanı ve büyük oranda laik devlet bürokrasisiyle işbirliği az seviyede. Ak Parti içindeki yolsuzlukların kontrol altına alınmasında başarı sağlanamıyor. IMF tarafından yeni bir stand-by programı için ön şart olarak istenen bankacılık, vergi idaresi ve sosyal güvenlik yasalarını çıkarmada yavaş kaldı. AB ile olan ilişkileri göz ardı ediyor. Erdoğan AB ile üyelik müzakereleri yürütecek baş müzakereci atamayı geciktirdi; hem Erdoğan hem de Gül, AB'li yetkilileri ve politikacıları rahatsız eden açıklamalarda bulundu. Erdoğan, hala uzun zamandır beklenen kabine değişikliğini gerçekleştirmedi.

 

3 - Ak Parti yetkilileri, hükümetin politikalarındaki bariz sapmayı reddederken, bu durumun [sapma] Erdoğan'ın seçmen tabanını azaltmaya başladığına yönelik bir işaret görmüyoruz. Ak Parti'nin eski seyrini kazanma çabaları İslami/Yeni Osmanlıcı refleksleri nedeniyle tehlikeli bir durumu yansıtıyor. Bu hükümetin ikili ilişkilerimize yeniden odaklanarak, bu ilişkileri daha stratejik bir düzeye taşıyabileceğinden kuşkuluyuz.

 

4- Başbakan Erdoğan yalnızlaştırılmış durumda. Kabinesi ve parlamentodaki grubuyla temasını yitirmiş durumda. Erdoğan'a yakın milletvekilleri ve bakanlar bize, başbakanla artık kolay iletişim kuramadıklarını ve Erdoğan'ın gazabına maruz kalacakları korkusuyla elleri bağlı şekilde secde ettiklerini belirtiyor. Şimdiye kadar Ak Parti politikalarının güçlü savunucuları olan iş dünyası, başbakanın artık kendilerini dinlemek istemediğini hissettiklerini belirtiyor. En son olarak duyduğumuz bilgiye göre ise Erdoğan, büyüme sürecinde içinde yer aldı İskender Paşa Dergahı'ndan en yakınında yer alan dini akıl hocalarıyla da bağlarını kesmiş durumda.

 

5- Bağlantıda bulunduğumuz birçok kişiden aldığımız bilgilere göre, Erdoğan az okuyor ve büyük oranda da İslami eğilimi ağır basan yayın organlarını takip ediyor. Partiye yakın diğer kaynaklardan alınan bilgilere göre de, Erdoğan Dışişleri Bakanlığı'nın analizlerinden yararlanmayı reddediyor, askeri ve Milli İstihbarat Teşkilatı da ellerindeki bilgileri başbakanla paylaşmıyor. Erdoğan'ın dünyaya hiç bir zaman gerçekçi bir bakış açısı olmadı ancak Necmettin Erbakan'ın (Hoca) liderliğini yaptığı Saadet Partisi tarafından İslami kanatta saf dışı bırakılacağı korkusu onun için önemli bir dönümü noktası oldu. Erdoğan, buna rağmen karizmasına, iç güdülerine ve internette yayımlanan komplo hikayeleri ve yeni-Osmanlıcı fantazilerin içinde kaybolmuş danışmanlarının sunduğu süzme bilgilere güveniyor. Örneğin, İslamcı dış politika danışmanı ve Gül'ün yakın destekçisi Ahmed Davutoğlu gibi.

 

6- AKP içinde daha ideolojik bakış açısına sahip Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, özellikle Erdoğan'ın dış gezilerinde perde arkasından entrika çevirmeye devam ediyor. Gül, Erdoğan'ın altını oymaya ve partinin daha büyük bölümünü kendi kontrolüne almaya çalışıyormuş gibi görünüyor. Ak Parti iktidara geldikten dört ay sonra başbakanlığı Erdoğan'a bırakan Gül, bu görevi yeniden elde etmeye çalışıyor olabilir. İngilizceyi daha iyi konuşan Gül, daha 'ılımlı' ve 'modern' bir görüntü çizmeye çalışıyor. Aslına bakılırsa, Gül'ü yakında tanıyanlar, onun Batı'ya karşı Erdoğan'a kıyasla daha ideolojik bir bakış açısına sahip olduğunu belirtiyor. Pragmatik bakış açısını yansıtan Gül, ikili ilişkiler ve Irak'taki seçimlerden beri Türkiye'nin Irak politikası konusunda bazı yapıcı değerlendirmelerde bulundu. Ancak, buna rağmen Gül ve ona benzer şekilde düşünen bazı milletvekilleriyle, gazetecilerin Erdoğan'ın üstüne gelmenin bir yolu olarak ABD karşıtı davranışları kışkırtıyor. Sunni toplumun hislerine tercüman olma arayışı da bu motivasyonun diğer nedenini oluşturuyor.

 

7- Ak Parti içerisindeki kargaşa, Erdoğan taraftarlarıyla partiyi oluşturan diğer eğilimlerin temsilcileri arasında bir büyük bir rahatsızlık yaratmış durumda. *****, Erdoğan'ın hem iç hem de dış politikada ve ABD ile ilişkileri yeniden rayına oturtmada nasıl hareket etmesi gerektiğini bilmediğini söylüyor. İslami cenahın önde gelen isimlerinden ****, içlerinde bulunan ve bize bilgi sızdıran iki kontak kişiye Erdoğan'ın, partide artık oldukça yoğun hale gelen yolsuzluklar nedeniyle istifa etmenin eşiğinde olduğunu söylemiş...

 

Yükselen Milliyetçilik

 

10- Ak Parti'nin güç kaybetmesinin daha rahatsız edici bir sonucu bulunuyor; o da yükselen milliyetçilik. Türkiye'de bu dönemde en çok satılan kitaplardan biri Türklük duygusunu kabartan 'Metal Fırtına' adlı roman oldu. Bu kitapta, ABD'nin Türkiye'yi işgal ettiği ve daha sonra Türklerin, Ruslarla birlik olarak karşı saldırısı anlatıyor. Diğer en çok satan kitap ise 'Mein Kampf'. [Hitler'in siyasi görüşünü ve Nasyonal Sosyalist fikirleri açıklamış olduğu kitap.] 

 

YORUM

 

13 - AB ile müzakerelere başlamak için tarih almak gibi büyük hedeflerinden birine ulaşan Erdoğan liderliğindeki Ak Parti, fikirlerini ve enerjisini kaybetmiş durumda. Şimdilik, AB ve IMF'nin talep ettiği reformlar yeniden güç kazanan milliyetçilerin sert muhalefetiyle karşı karşıya kalacak ve hükümet zor konulardaki kararları ertelemeye çalışacaktır ve değişime ayak direnen hakim duruş olacaktır. Karşılıklı işbirliği daha zor olacak, makul olmayan ABD 'talepleri'nin Türk 'egemenliğini' çiğnediği belirtilerek daha hassas noktaya taşınacaktır.

 

 

14- Politikadaki bu sapma dönemi uzun sürebilir. Ak Parti'nin parlamentodaki çoğunluğu giderek azalıyor ancak bu yavaş biçimde oluyor. Ak Parti içindeki mutsuz havaya rağmen, mevcut durumda bu partiye siyasi bir alternatif bulunmuyor. Ayrıca, bölünmeyi zorlayacak kişi ya da kişiler için de riskler bulunuyor. Erdoğan'ın elinde hala, erken seçime gitme kartı bulunuyor. İşin tehlikeli tarafı ise, zor kararlar ve politik sistemin yeniden düzenlenmesi, hem Ak Parti'yi yeniden canlandırma hem de yeni siyasi rakipler getirecek yeni gerçek bir kriz çıkana kadar ertelenecek…

 

----ooo----

 

TARİH: 25 Şubat 2010

 

BELGE NO: 10ANKARA302

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Ankara Büyükelçiliği

 

SINIFLANDIRMA: Confidential

 

KONU: Müsteşar Burns’un 18 Şubat’ta Müsteşar Sinirlioğlu’yla yaptığı görüşme

 

ABD'nin dün akşam açıkladığı belgeler arasında yer alan 25 Şubat 2010 tarihli bir tutanakta 18 Şubat tarihinde William Burns'le Feridun Sinirlioğlu arasında yine Ankara'da yapılan bir görüşmenin içeriğiyle ilgili detaylara değiniliyor.

 

Toplantıda İran'dan Ermenistan protokollerine, PKK'dan Kıbrıs görüşmelerine ve füze savunma sistemine kadar birçok konuda değerlendirmeler var.

 

İran: Sinirlioğlu Ankara'nın resmi tavrını yinelerken askeri operasyonun Türkiye'ye zarar vereceğini, yaptırımların ise İran halkının kenetlenmesine yol açarak muhalefete zarar vereceğini söyledi. Sinirlioğlu bölge ülkelerinin İran'ı bir tehdit olarak gördüğünü belirterek, "Şam'da bile alarm zilleri çalıyor" dedi.

 

Ermenistan: Sinirlioğlu protokollerin onay süreciyle Minsk süreci arasında eşzamanlılık istedi. Kongre'nin "soykırım" tasarısını kabulünün onay sürecindeki hesapları çıkmaza sokacağını söyleyen Sinirlioğlu, "Aliyev'in kabul edeceği bir şey olursa biz de ilerleyebiliriz" dedi. Sinirlioğlu, gaz anlaşmasıyla ilgili olarak da "Bize güvenmiyor" dedi.

 

Irak: Ankara Başbakan Maliki'den memnuniyetsizliğini dile getirerek, "kontrolden çıkma"ya eğilimli olduğu korkusunu ifade etti. İran'ın bölgede kontrol sağlama çabalarını eleştiren Sinirlioğlu Suudi Arabistan'ın da bölgedeki partilere para verdiğini söyledi.

 

7 Mart seçimlerinden sonra Irak'ın gaz alanlarının Türkiye'yle bağlanması için girişim başlatacaklarını anlatan Sinirlioğlu İran'ın boru hattına muhalif olduğunu savundu. İkinci bir botu hattı fikrini ortaya atan Sinirlioğlu bunun barışa da katkı yapacağını belirtti.

 

Odierno'nun ziyaretini öven Sinirlioğlu terörist PKK'ya karşı Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi'yle belirledikleri hareket planının daha fazla işbirliği getireceğini umduklarını vurguladı.

 

İsrail: Burns'un gerginliğe temas etmesi üzerine Sinirlioğlu sorunun "iki taraflı değil genel" olduğunu söyledi ve bölgenin rahatsızlığını barış sürecindeki tıkanmaya bağladı.

 

Askeri işbirliği, ticaret gibi alanlarda ilişkilerin sürdüğünü turizmde ciddi gerirleme yaşandığını belirtti. Burns Türkiye'nin aracılığıyla yapılabilecek yakınlaşma görüşmelerinin barış sürecine önemli katkı yapacağını söyledi.

 

TÜRKİYE SARKOZY'DEN MEMNUN DEĞİL

 

Suriye: Sinirlioğlu Türkiye'nin diplomatik çabalarının Suriye'yi İran'ın yörüngesinden çıkarmaya başladığını söyledi. "Çıkarları ayrılıyor" dedi. İsrail'in Türkiye'yi görüşmelerde arabulucu kabul etmesi durumunda, Sinirlioğlu, İran'ın daha da yalnızlaşacağını belirtti.

 

AB, Kıbrıs, Yunanistan: Sinirlioğlu, Sarkozy'nin Türkiye'nin üyeliğine muhalefetinin Hıristiyan Avrupa'yla Müslüman dünyası arasındaki kültürel ayrımı derinleştirdiğini söyledi.

 

Sinirlioğlu Papandreu'nun Erdoğan'a yazdığı mektubun üzerine Türkiye ile Yunanistan arasında yeni görüşmelerin başlayacağını söyledi.

 

Görüşmede ayrıca Afganistan, Pakistan, Hindistan, Bosna konuları konuşuldu.

 

İkili Avrupa ilişkileri ve NATO: Türkiye'nin Sarkozy'den memnuniyetsizliğini yineleyen Sinirlioğlu Belçika ve Danimarka'nın PKK'ya yakın örgütleri baskı altına almaktaki gönülsüzlüğünden şikayet etti. Türkiye'den bir ismin NATO Genel Sekreter Yardımcısı olması yönünde ABD Başkanı'nın sözünü hatırlatan Sinirlioğlu, onun yerine çok hak etmeyen bir Alman'ın seçildiğini söyledi ve "Rasmussen'le Merkel arasında bir anlaşmadan şüpheleniyoruz" dedi. Sinirlioğlu," Size güvendik de Rasmussen'in seçilmesine izin verdik" dedi.

 

Füze savunma sistemi: Sinirlioğlu projeyle ilgili Rusya'nın tepkisini sordu, Burns Rusların çok daha rahat olduğunu ve önce ikili sonra Rusya-NATO arasında görüşmeler yapmayı beklediklerini söyledi. Sinirlioğlu Erdoğan'ın Gates'le yaptığı görüşmede dile getirdiği İran tehdidinin öne çıkarılmaması talebini yineledi.

 

----ooo----

 

TARİH: 20 Ocak 2004

 

BELGE NO: 04ANKARA348

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Ankara Büyükelçiliği

 

SINIFLANDIRMA: Confidential

 

KONU: Türkiye Başbakanı Erdoğan Washington'a gidiyor: zorluklar karşısında ne kadar güçlü?

 

Raporun amacı ise Erdoğan’ın 28-29 Aralık tarihlerinde gerçekleşen ABD ziyareti öncesi genel bir tablo çizmek.

 

“Türkiye Başbakanı Erdoğan Washington’a gidiyor: Güçlü engeller karşısında ne kadar güçlü bir lider?” başlıklı raporun girişinde görüşmelerin resmi gündemiyle ilgili beklentilerin yanı sıra kendisi ve partisinin karşı karşıya kalması muhtemel sorunlardan bahsediliyor. “Erdoğan bu sorunların üstesinden gelemezse, bu durum hükümette geçirdiği süreyi, Türkiye’nin demokratik gelişimi ve ABD-Türkiye ilişkilerini etkiler” deniyor.

 

Raporun içinde çok çarpıcı bir “Kiminle uğraşıyoruz?” başlığı var. “Karizmatik, sokaktaki insanın izini taşıyan ve ülke genelindeki yüzlerce üyenin simaları ve görevleri konusunda inanılmaz bir hafızası olan Erdoğan’ın çok güçlü bir pragmatik yanı var. Bu pragmatizm kendisinin geçmişindeki radikal İslamcı çevresinden uzaklaşmasına neden oldu. Bu konu bize kendisinin eski dini lideri Kemal Hoca tarafından üzüntüyle aktarıldı” denilen raporda aynı şekilde Erdoğan’ın pragmatizmi dolayısıyla ajandasındaki türban gibi İslamcı konuların peşinden gitmekten kaçınmasına neden olduğu belirtiliyor.

 

"DOĞAL BİR POLİTİKACI" ANCAK

Erdoğan’a “doğal bir politikacı” yakıştırması yapılıyor ve yolsuzlukla mücadeleye hevesli, muhafazakar değerleri korumaya kararlı “Anadolu Kürsüsü” imajını ortaya koyduğu belirtiliyor.

 

Türkiye’deki elitlerin Erdoğan’a karşı attığı her adımın Başbakan’ın şehirlerdeki ve Anadolu’daki popülerliğine katkıda bulunduğu da ifade edilen raporda, Erdoğan’ın karşısında güvenilir bir siyasi rakip ya da parti olmadığı belirtiliyor.

 

Erdoğan’ın hükümetinin Ak Parti taraftarları dışında ve AB’de de destek bulduğunu bildiği ifade edilen raporda, partiyle ilgili tereddütleri olanların bile elitlerin partinin reformlarına karşı muhalefetinin faydadan çok zarar getirdiğini bildiği ifade edildi.

 

Başbakan’ın AB ülkelerinin liderleriyle yaptığı olumlu görüşmelere de değinilerek “Kendisini bu noktada Müslüman dünyasının en önemli liderlerinden biri belki de en önemli lideri olarak görüyor” deniyor.

 

ERDOĞAN'IN ÖNÜNDEKİ ALTI ENGEL

“Erdoğan’ın önündeki daha derin engeller” başlığı altında ise Erdoğan’ın karakteri, rakip güç odakları, teknokratik derinlik yoksunluğu gibi noktalara değiniliyor.

 

“Erdoğan’ın karakteri” başlığı altında Başbakan’ın aşırı gururu, Allah’ın kendisine Türkiye’yi yönetme görevi vermiş olduğun inanması, otoriter tavrı dolayısıyla etrafında güçlü ve yetenekli danışmanlar olmaması, iktidarda kalma isteğinin kendisini önemli kararlarda korkak davranmaya yöneltmesi ve kadınlara güvensiz olduğu yorumları yapılıyor.

 

“Rakip güç odakları”nda dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın adı geçiyor.

 

“Teknokratik derinlik yoksunluğu” alt başlığında Ak Parti’nin bazı atamalarının işi öğrenmeye uygun olduğu, ancak büyük bir kısmının yetkin olmadığı veya cemaat çıkarlarının peşinde koştuğu söyleniyor.

 

“Halkla ilişkilerin zayıflığı ve gizli ajandaları olduğu imajı” başlığında Erdoğan’ın kendisine haber verme ya da olabilecekleri önleme konusunda danışman yokluğu yaşadığından bahsediliyor. Ak Parti’nin bu imajının elitler tarafından sömürüldüğü ifade ediliyor.

 

“Yolsuzluklar” başlığında Erdoğan’ın servetini belediye başkanlığı döneminde rüşvetle elde ettiği iddialarının kanıtlanamadığı ancak Başbakan’ın bazı danışmanlarının son zamanlarda ihaleleri etkilemesiyle ilgili daha fazla şey duydukları belirtiliyor.

 

Son olarak “İslamcı kompleksler ve önyargılar” başlığında bazı atamaların elitleri, orduyu, cumhurbaşkanlığını ve yargıyı rahatsız ettiği, Erdoğan’ın siyasi anlayışında cemaatçilikten izler olduğu da raporda söyleniyor.

 

----ooo----

 

TARİH: 8 Aralık 2005

 

BELGE NO: 05ANKARA7215

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Ankara Büyükelçiliği

 

SINIFLANDIRMA: Confidential

 

KONU: Türk parlamentosunda iktidardaki Ak Parti içinde bölünme söz konusu değil

 

1. Özet: Erdoğan’ın başında olduğu Ak Parti’nin 357 milletvekili arasında bölünmeler olduğuna dair basında yer alan haberler ve muhalefette dolaşan dedikodulara rağmen, parti –şimdilik- bütünlüğünü koruyor. Ak Parti içinde belirgin dindarlar, pragmatik ve milliyetçi akımlar mevcut. Türkiye’nin Kürt nüfusunun yoğunlukta olduğu güneydoğu bölgesinde yakın dönemde yaşanan olaylar, Ak Parti’nin Kürt kökenli üyeleriyle diğer partinin geri kalanı arasındaki tansiyonu yükseltiyor. Gelecek yıl içinde Ak Parti içinde yavaşça kopmalar yaşanabilir ancak büyük bir bölünme Erdoğan iktidarda kaldığı ve gücünü koruduğu sürece yaşanması düşük bir olasılık.

 

Temenni edilmesine rağmen, Ak Parti henüz parçalanmıyor

2. Son bir yıl içinde Türk basını Ak Parti içinde bölünmeler olacağına dair defalarca imalarda bulundu. Ak Parti içinde ideolojik ve kişisel zeminde fay hatları bulunsa da, Erdoğan iktidarda kaldığı sürece büyük bölünmeler olması beklenmiyor. Hatta, partisinin önde gelen eleştirmenlerinden biri olan Ankara milletvekili Yarbay Ersönmez, bölünme dedikodularının muhalefet tarafından erken seçim sağlamak için öne atıldığını belirtti.

 

Ak Parti’nin ideolojik akımları

3. Ak Parti, görüş açıları birbirinden çok farklı politikacılardan oluşuyor. Parti içinde üç büyük ideolojik akım var. Bunlar, dindar, milliyetçi ve pragmatik. Bu akımlardan hiçbiri belirgin bir çoğunluk oluşturmuyor ve özellikle dindar üyelerin kişisel sadakati ideolojiye baskın geliyor.

 

Dindarlar

4. Neredeyse tüm AK Partili milletvekilleri bir dereceye kadar dini itaatkarlık gösteriyor. Örnek olarak birçoğu Ramazan’da oruç tutuyor. Öte yandan, daha büyük ve daha dindar üyelerden oluşan bir grup söz konusu. Bu gruptakiler geçmişte kapatılan Fazilet Partisi, Ulusal İslami Görüş gençlik grubu eski üyesi ve yasaklanan Müslüman Kardeşler grubu üyeleri. Ak Parti’nin en üst düzey lider kadrosu bu gruba giriyor: Başbakan Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Meclis Başkanı Bülent Arınç, yardımcısı ve Saadet Partisi başkanı Necmettin Erbakan’ın eski sağ kolu İsmail Alptekin.

 

5. Çok sayıda İslamcı Avrupa Birliği’ne (AB) karşı gelse de, Ak Parti üyeleri partilerinin çizgisini takip ederek AB üyeliğini destekliyor. Tipik Türk İslamcısı olarak, Türk ordusunu sevmiyor, orduyla zorunlu askerlik görevi dışında hiçbir bağ bulundurmuyorlar. ABD’ye karşı görüşleri büyük farklılık gösterirken, “arkadaşçı” ve “şüpheli” arasında değişiyor. AK Partili üyelerden birçoğu Müslüman dünyasıyla yakın ilişkileri desteklese de, Erdoğan’ın liderliği altında, karşı oldukları özelleştirme ve yabancı yatırımı kamuoyunda cesaretle savunuyorlar.

 

6. Dindar milletvekillerinin, Erdoğan’ın başörtüsü ve dini okullarda başörtüsü giyilmesi konusundaki kısıtlamaları hafifletememesinden dolayı son derece mutsuz oldukları söyleniyor. Buna rağmen, 2002’den beri hiçbir milletvekili istifa ederek Saadet Partisi’ne geçmedi.

 

Milliyetçiler

7. Milliyetçi olmayan bir Türk bulmak zor. Öyle ki, eski bir milletvekilinin verdiği bilgiye göre, Ak Parti’de çoğunluğu aşırı milliyetçi MHP veya merkez sağ DYP üyeliği yapmış 50’ye yakın vekil, Türk standartlarıyla kıyaslandığında aşırı milliyetçi. Bu grup, Adalet Bakanı ve hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ve meclis başkanvekili Sadık Yakut’tan oluşuyor.

 

8. Milliyetçi AK Partililer, AB ve Kıbrıs için söz konusu olan imtiyazlarda en sert duruşu sergiledi. Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, hükümetin Ankara Anlaşması’nın genişletilmesi protokolünün parlamentoya getirilmesinin milliyetçi partililerin tepkisi yüzünden ertelendiğini defalarca belirtti. Milliyetçi AK Partililer, Türkiye’de etnik Kürtlerin güdülerinden oldukça şüpheli. Aynı zamanda, Erdoğan’ın Ağustos ayında Diyarbakır’da Türkiye’nin bir Kürt sorunu olduğunu açıklamasını eleştiriyorlar. ABD’ye olan yaklaşımları ise dindar meslektaşlarınınkine benziyor

 

Pragmatistler

9. Yurt dışında eğitim görmüş ve diğer meslektaşlarına kıyasla daha fazla seyahat etmiş olan AK Partili pragmatistlerin çoğu İngilizce konuşuyor. Bazıları eski ANAP milletvekili olan pragmatistlerin çoğu Ankara ve İstanbul gibi büyük kozmopolit şehirlerden geliyor. Yabancı yetkililerle yapılan temaslarda yer alan Ak Parti’deki beş başkan yardımcılığı koltuğunun üçü, pragmatistlere ait. Bu kişiler Bülent Gedikli, Reha Denemeç ve Şaban Dişli. Her biri yurt dışında eğitim görmüş bu kişiler İstanbul ve Ankara’yı temsil ediyor. Aynı özellikler, Erdoğan’ın çevirmeni ve dış politika danışmanı Egemen Bağış için de geçerli.

 

10. Pragmatik AK Partililer dış politikada en çok öne çıkan isimler olsalar da, parti içinde milliyetçi ve dindar kesimin ardında kalıyorlar. 2005 yılının başlarında, istifa eden milletvekillerinin çoğunun ANAP’a geçmesi ılımlı AK Partilileri öfkelendirdi. Ak Parti’den ayrılarak ANAP’ın başına gelen Erkan Mumcu, “AK Parti’de kendisini sadece bir misafir olarak hissettiğini” söyledi.

 

11. Erdoğan pragmatistleri kaybetmenin altından kalkamaz. Ak Parti’ye ABD ve Avrupa’da iyi bir diplomasi sergileyen büyük bir çadır görüntüsü kazandırmalarının yanı sıra, pragmatistler İstanbul ve Ankaralı elitlerle bağlantılara sahip. Ak Parti’nin ABD’ye en arkadaşça kesimini oluşturdukları gibi AB üyeliği için gereken liberal politik ve açık piyasa ekonomisi reformlarını savunuyorlar.

 

Kişisel sadakati olanlar

12. AK Partililer kişilik ve politik alanda bölünüyor olmalarına rağmen, kişiliklerinde yatan fay hatları ideolojik fay hatlarını kesip geçiyor. Erdoğan’ın Ak Parti’yi bir araya tutmaya yarayan tutkalı, İstanbul belediye başkanıyken ekibinde yer alan ve ardından onu izleyen milletvekilleri. Bunlar arasında Ekonomi Bakanı Kemal Unakıtan, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, milletvekili İrfan Gündüz ve Erdoğan’ın konuşmalarının metnini yazan Hüseyin Besli var. Bu isimlerin her biri dindar iken, Çubukçu’nun partideki dindar kesimi sürekli desteklediği biliniyor.

 

13. Erdoğan, ‘İstanbul’ Bakanları için yapılan istifa çağrılarına rağmen üç bakanını sürekli savundu. Diğer Ak Parti vekilleri “Tayyip Bey’e” sadakatlerini belirtiyor ve ona yakın kalmak istiyor. Bir kaynak, Erdoğan’ın stratejisinin, emrinde olan kişileri sürekli rekabet içinde tutarak onları ilgisini çekmeye zorladığı, böylece onları kendisine ciddi bir tehdit oluşturamayacak kadar meşgul ettiğini belirtti.

 

14. Gül, Erdoğan’a en büyük rakip olarak duruyor. Aralarındaki fark ideolojiden değil, Gül’ün daha fazla güç istemesinden kaynaklanıyor. Fazilet Partisi’nin parlamentodaki grubunu temsil eden Gül, Kayseri milletvekili Salih Kapusuz, Ak Parti eski halkla ilişkiler başkan yardımcısı Murat Mercan (bu yılın başlarında yetersiz kaldığı için Erdoğan tarafından kovuldu) ve bir diğer Kayseri milletvekili Taner Yıldız bulunuyor.

 

15. Meclis Başkanı Bülent Arınç, partideki en üst düzey üçüncü lider figürü ve Erdoğan’ın gelecekteki olası rakiplerinden biri. Ancak Gül’ün nüfuzu altında olan Arınç, bağlantılarımıza göre belirgin bir sadık AK Partili’nin desteğinden yoksun.

 

Ak Parti’nin Kürt milletvekilleri

16. Çoğunluğu güneydoğudan olmak üzere, Ak Parti’nin yaklaşık 60 milletvekili Kürt kökenli. Partinin en belirgin Kürt kökenli milletvekili, Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat. Ak Parti milletvekilleri dindar eğilim göstererek, Kürt milliyetçiliği üzerindeki ortak bağları öne çıkarıyor. Eski bir Kürt kökenli ve dindar milletvekili, Ak Parti’nin Kürt vekillerinin Kürtleri ilgilendiren konularda son derece pasif kaldığını düşündüğünü belirtti.

 

17. Yakın dönemde yaşanan, Şemdinli’de Jandarma’nın karıştığı bombalama olayları ve Erdoğan’ın Diyarbakır’da yaptığı konuşma, Kürt kökenli vekillerle parlamentonun geri kalanı arasındaki tansiyonu yükseltti. Ankaralı bir Ak Parti vekili, kısa bir süre önce yaşanan gerilimin, Ak Parti’nin dindar kesimini etkilediğini ve parti içindeki diğer gruplara göre gücünü azalttığını belirtti.

 

18. Yorum: Ak Parti’nin parlamentoda sahip olduğu güç, şu ana kadar Erdoğan’ın farklı görüşe sahip milletvekillerinden oluşan çeşitli grupları bir arada tutabilmesi ve güçlü bir muhalefet oluşamamasından kaynaklanıyor. Ortaya çıkan soru, Erdoğan’ın Ak Parti’yi klasik Türk geleneği içinde demokrasi dışı, kişilik-temelli bir hale getirmeden bütünlük içinde tutup tutamayacağı. Ak Parti’ye muhalefet nihayetinde kendi içinde doğacak. Ancak şu an için Erdoğan kontrole sahip gibi görülüyor ve mutsuz milletvekilleri için politik bir alternatif bulunmuyor.

 

----ooo----

 

TARİH: 06 Mart 2009

 

BELGE NO: 09BAKU175

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Bakü Büyükelçiliği

 

SINIFLANDIRMA: Secret/Noforn

 

KONU: İran’da kirli para aklayanlar, yaptırımları ihlal edenler ve Devrim Muhafızları’na para verenler: Bir Bakü numunesi

 

(…)

 

B. “Lotfi” takma adıyla. Ardebil’de büyük bir deri fabrikası işletiyor. Devrim Muhafızları’da (muhtelemen emekli) bir subay ve aslında şirketlerinin sahibi Devrim Muhafızları. Devrim Muhafızları’nın işleri için Malezya, Singapur, Dubai, Türkiye, Irak ve Azerbaycan’a seyahatler yapıyor. Aynı zamanda Devrim Muhafızları’na ve/veya İran istihbarat birimlerine “istediklerini vererek” yardımcı oluyor.

 

(…)

 

E. Cemşid “Cuşkar” Mahmudoğlu. Kendisi ve kardeşleri Türk vatandaşlığı almış İranlı Azerbaycanlılar. Zaman zaman Türk bankası” olarak bahsedilen Bakü Bankası’nın büyük hissedarları. Aslen Tebrizliler ve aileleri zengin altın ve döviz tüccarları. Ancak İran Devrimi’nden sonra işlerini kaybetmişler. Aile Türkiye’ye kaçıp Türk pasaportu almış. Azerbaycan ve İran’daki iş anlaşmaları aynı şekilde Tebriz asıllı Türkiyeliler olan Oromi ailesiyle iç içe geçmiş durumda. Bir bankanın önemli hissedarlarından biri.

 

(Yorum: Banka Türk şirketleriyle ilişkileriyle biliniyor.)

 

F. Şahram Oromi. İran Devrimi’nden sonra Türk vatandaşlığı alan İranlı bir Azerbaycanlı. Kendisi ve kardeşleri Bahram ve Nadir, 1998 yılında “Türk” NAB Dış Ticaret Şirketi’ni kurdu. Merkezi İstanbul’da olan Türkiye, Ortadoğu ve İran arasında kapsamlı bir ticaret yürütüyor. Şirket 1995’ten bu yana Hyundai markasının Azerbaycan distribütörü ve ailenin üyelerinden birinin Samsung’un Türkiye ve Azerbaycan’daki temsilcisi olduğu söyleniyor.

 

----ooo----

 

TARİH: 06 Mart 2009

 

BELGE NO: 09BAKU179

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Bakü Büyükelçiliği

 

SINIFLANDIRMA: Secret/Noforn

 

KONU: İranlı kaynak İran yaptırımlarını ihlal eden ve muhtemelen Buşehr projesini destekleyen “İngiltere’de kayıtlı” şirketin adını verdi

 

1. Bakü’de bulunan bir petrol şirketinin sahibi tanınmış bir İranlı işadamı Bakü’de bulunan İran gözlemcisine “INSULTEC” olarak bilinen, Hindistan asıllı İngiltere vatandaşlarına ait şirketin Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden yapılan bir dizi teslimatla İran hükümetine kaplama, yalıtım malzemesi ve yardımcı ekipman tedarik ettiğini söyledi.

 

----ooo----

 

TARİH: 06 Mart 2009

 

BELGE NO: 09DAMASCUS179

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Şam Büyükelçiliği

 

SINIFLANDIRMA: Confidential

 

KONU: Suriye Devlet Başkanı Esad ve Codel Cardin, İran’ın nükleer programını, barış sürecini, terörü ve insan haklarını görüşüyor

 

(…)

 

17. (…) Esad, Irak’ta bulunan silahlı kuvvetlerle işbirliği eksikliğinin soruna katkıda bulunduğunu söyledi. Suriye Devlet Başkanı, Türkiye’nin varlığıyla sınırın daha karmaşık bir hal aldığını, bölgenin durumunun daha kötü olduğunu, ancak Suriye daha iyi işbirliği imkanı bulduğu için sınırın eskisi kadar geçirgen olmadığını belirtti.

 

----ooo----

 

TARİH: 28 Ağustos 2009

 

BELGE NO: 09ISTANBUL336

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD İstanbul Konsolosluğu

 

SINIFLANDIRMA: Confidential

 

KONU: İran: Bir XXXXX bağlantı Rafsancani’nin bir iş ortağının Hamaney’in kanseri ve Rafsancani’nin bundan sonraki adımlarıyla ilgili görüşlerini paylaştı

 

Özet: XXXXX şirketini temsil eden bir XXXXX iş adamı Rafsancani’ye yakın bir isim olarak tanımladığı XXXXXXX’le olan görüşmesini aktardı. XXXXX, Rafsancani’nin kendisine Dini Lider Ayetullah Hamaney’in ölümcül lösemisi olduğunu ve birkaç ay içinde ölmesinin beklendiğini söyledi. Sonuç olarak Rafsancani, Hamaney’e muhalefet etmeyi bırakıp, Hamaney’in yerine atanacak kişi olarak atanma hazırlıklarına başladığını söyledi.

 

----ooo----

 

TARİH: 13 Kasım 2009

 

BELGE NO: 09BAGHDAD2992

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD İstanbul Konsolosluğu

 

SINIFLANDIRMA: Secret

 

KONU: İran’ın Irak seçim siyasetindeki çabaları

 

(…) Bu önlem büyük oranda İran’ın coğrafi yakınlığından ve diğer ülkelere, özellikle de ABD, Avrupa ve diğer sanayileşmiş ülkelere, finansal ve siyasi olarak pek çekici gelmeyen Irak piyasalarına girmesi dolayısıyla başarılı oldu. Öte yandan Türkiye, özellikle Kuzey Irak’ta İran’ın en büyük ekonomik rakibi.

 

----ooo----

 

TARİH: 16 Kasım 2009

 

BELGE NO: 09TELAVIV2482

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Tel Aviv Büyükelçiliği

 

SINIFLANDIRMA: Secret/Noforn

 

KONU: İran’ın Savunma Bakan Yardımcısı Vershbow ile üst düzey İsrailli savunma yetkililerinin görüşmesi

 

Özet: (…) İsrailli yetkililer Türkiye-İsrail ilişkilerindeki bozulmayla ilgili kaygılıydı ve Suriye ve Lübnan’dan gelen tehditlerden bahsettiler.

 

(…)

 

Gilad, Suudi Arabistan’ın İran’ın (Pakistan desteğiyle) nükleer silah sahibi olmasına karşı çıkacağını, Mısır’ın da destek vereceğini söyledi. Türkiye’nin nükleer silah sahibi olarak yanıt vereceğinden emin değildi. Yine de, İsrail’in çevresindeki bölgede güvenlik durumu İran’ın nükleer silah sahibi olmasıyla ciddi anlamda iyileşecekti.

 

(…)

 

Türkiye’yle ilgili rahatsızlık

 

13. İsrailli yetkililer ayrıca Türkiye’nin, İsrail’in Anadolu Kartalı tatbikatına katılımını iptal etmesiyle büyüyen rahatsızlıklarını dile getirdi. Türkiye’yle stratejik ilişkinin önemine inançlarını belirten yetkililer Erdoğan’ın görüşlerinin günden güne orduyu daha fazla etkisi altına aldığını ve Türkiye’nin Batı’dan çok Doğu’ya bakmasının ilişkilerin bozulmasının bir nedeni olduğunu söyledi. Gilad, Türkiye’nin AB üyelik sürecinin şüpheye düşmesiyle bunun anlaşılır bir duru olduğuna ve başarılı olmak için iki bölgede ilişkilerini dengelemesi gerektiğine inanıyor.

 

14. Baidatz Türklerin Irak’ta Kürt etkisini önlemeye kararlı olduğunu ve bu hedefi gerçekleştirmek için İran ve Suriye’yle ilişkilerini düzeltmesi gerektiğini söyledi. Ona göre en kötü sonuç, Ortadoğu’da yeni bir Türkiye-İran-Suriye-Irak ekseninin ortaya çıkması olur. Gilad aynı zamanda Türkiye’nin İran’la ilişkilerini düzeltmek istediğine de dikkat çekerek son dönemde Hamas’ı desteklemek için bazı agresif planlar yaptığını söyledi. Ancak Baidatz’dan daha iyimser görüşler taşıyorduve Türkiye’nin Irak’ta olumlu bir rol oynadığını ve Türklerin asıl hedefinin ticari açıdan faydalı olabilecek istikrarlı bir Irak olduğunu belirtti. Glad, yakın zamanda İsrail ve Türkiye arasındaki herhangi bir yakınlaşmadan şüphe duyduğunu, ancak Türkiye’nin önemi dolayısıyla İsrail’in ordular arası ilişkileri sürdürmeye devam edeceğini belirtti.

 

15. Gilad ayrıca Vershbow’a İsrail’in Türkiye’yle ilişkilerini düzeltmek için ne yapabileceğini sordu. Vershbow Türkiye’nin bölgede etkili olmak istediğini ve eğer İsrail’le ilişkilerini tehlikeye atarsa konumunu ve tarafsız bir arabulucu olarak etkinliğini riske atacağını belirtti. Erdoğan’ın ideolojik görüşlerinin Türkiye’nin Müslüman komşularına odaklanmasına neden olabileceğini de belirten Vershbow, kendisinin bir realist olduğunu dolayısıyla ABD ya da NATO’yla ilişkileri riske atmayacağını ifade etti. ABD ve İsrail Türkiye’ye karşı sabırlı ve ilgili olup Türkleri bölgede yapıcı bir rol oynamaya gönüllendirmeli.

 

----ooo----

 

TARİH: 18 Kasım 2009

 

BELGE NO: 09TELAVIV2500

 

GÖNDEREN MAKAM: ABD Tel Aviv Büyükelçiliği

 

SINIFLANDIRMA: Secret

 

KONU: 40’ıncı ortak siyasi-askeri grup toplantısı

 

(…)

 

10. İsrail hükümeti Türk hükümetinin son dönemde Suriye ve İran’a yönelip İsrail’den uzaklaşmasını gündeme getirdi. İsrailli katılımcılar Türkiye’nin Gazze’de Hamas’ı desteklediğini, bu arada bölgesel bir süpergüç olmak adına daha “İslami” bir yönde hareket ettiğini söyledi. İsrail hükümeti Türk ordusunun hükümet kararlarını ve stratejik yönlendirmeyi etkileme yeteneğini kaybettiğini belirtti. Geçtiğimiz yılın ardından, İsrail hükümeti katılımcıları Türkiye’yle ilgili içlerinde “kötü bir his” olduğunu söyledi. İsrail hükümeti İsrail Hava Kuvvetleri Komutanı’nın geçmişte Türk mevkidaşıyla görüşmek istediğini ancak Türk tarafının bu teklifi reddettiğini söyledi.


--  -~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~-~ TESTİ  Dolu bir testi idim ben, Baş aşağı ettiniz beni; Eh, boşalıverdim derken... İyi mi ettiniz yani?  Sevgiler vardı içimde Ezgiler vardı, iyilikler... Boşaltıverdiniz, hem de Düşürüp kırmaktan beter.  Hoş, yine bir testiyim ben, Yine varım ama bomboş...   Ahmet Muhip DRANAS  oO-------------------------------------------------------------------Oo  http://orajpoyraz.blogspot.com/