22 Mayıs 2017 Pazartesi

Îslam Öncesi Dönemde "Kız Çocuklarının Diri Diri Gömüldüğü" Yalanı

 


Îslam Öncesi Dönemde "Kız Çocuklarının Diri Diri Gömüldüğü" Yalanı

11 Ocak 2013 by seyhulateist114.

https://seyhulateist.wordpress.com/2013/01/11/islam-oncesi-donemde-kiz-cocuklarinin-diri-diri-gomuldugu-yalani/#more-251

Tekvîr Suresinin 8. ve 9. ayetlerinde bir değinme. Bu ayetleri, Hamdi Yazır, biraz duygusal olarak, dilimize şöyle çevirir:

"Ve o diri gömülen, hangi günahla öldürüldü? Sorulduğu vakit." (Bkz. Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, 1962, 8/5593.)

Diyanet'in resmi çevirisinde de ayetlerin anlamı şöyle:

"Kız çocuğun, hangi suçtan öldürüldüğü kendisine sorulduğu zaman."

İslam'ın "kadın"a nasıl "üstün yer ve değer verdiği"ni anlatan İslamcılar, ikide bir de şöyle derler:

"Cahiliyet (İslam öncesi) döneminde, kadına değer verilmediği için, kız çocukları diri diri gömülürdü, İslam gelince, kadına üstün yerini verdi ve kız çocuklarını diri diri gömme geleneğini de ortadan kaldırdı…"

Bir kez islam Şeriati, "kadına üstün yeri verdiği"nden, "kadın hakları"ndan söz edemez. Edemez çünkü: Kur'an'ındaki "kadın"la ilgili ayetler, hep kadının zararına, kadını küçültücü doğrultudadır. Örnek:

– Bakara Suresinin 228. ayetinde: "Erkeklerin, kadınların zararına, onlardan üstünlüğü (derece) vardır." deniyor.

– Kur'an'ın "Tanrı"sı, hep "eril" sözcüklerle ("huvellahu…" gibi) anlatılır. Sözcükler, bu "Tanrı"nın "erkekliği"ni anlatır niteliktedir. Onun için de "erkek"lerin "üstün" ve "kadın"ların "aşağı (dahası aşağılık)" görülmesi doğaldır.

"Erkek"lerin "derece"lerinin, "kadınların zararına" olacak biçimde "üstün" olduğunu anlatan "ayet"le ne demek istendiğine ilişkin "tefsir"lerin, "fıkıh"ların yazdıkları, gerçeği çarpıcı biçimde sergiler:

Örneğin Fâhruddîn Râzî şöyle der: "Erkeklerin derece üstünlükleri. Erkeklerin kadınlara karşı birçok üstünlükleri vardır:

Birincisi: Erkek, akıl yönünden üstündür.

İkincisi: Diyette (öldürme olayındaki kurtulmalıkta) erkeğin üstünlüğü vardır (Kadın için ödenecek diyet, erkek için ödenecek diyetin yarısı kadardır.).

Üçüncüsü: Miras konularında erkeğin üstünlüğü vardır.

Dördüncüsü: Devlet başkanı ve kadı (yargıç) olmaya elverişlilikte ve tanıklıkta erkeğin üstünlüğü vardır.

Beşincisi: Erkek, kadının (karısının) üstüne evlenebilir, cariye alabilirken, kadının böyle bir hakkı yoktur. Kocasının üstüne evlenemez, kocanın cariye alıp kullanması türünden köle alıp kullanamaz.

Altıncısı: Kocanın mirastaki payı, kadının mirastaki payından çoktur.

Yedincisi: Koca, karısını boşayabilir, boşadıktan sonra da dönüş yapabilir. Kocasının bu eylemi, kadın istemese de gerçekleşir. Kadınsa, kocasını boşayamaz. Boşandıktan sonra da, dönüş yapamaz…

Sekizincisi: Ganimette, erkeğin payı, kadının payından çoktur. Erkeğin kadına karşı üstünlüğü böylece ortaya çıkınca, kadın, erkeğin elinde güçsüz bir tutsak gibidir…"(Bkz. F. Râzî, e't, Tefsiru'l-Kebîr, 6195.)

Öteki tefsirlerde de benzer açıklamalar yer alır ve kiminde, kadına karşı erkeğin daha başka ayrıcalıkları sıralanır. (Bkz. Taberî, Câmiu'l-Beyân, 2/275-276; İbn Kesir, 1/271; Şevkâni, Fethu'l-Kadir, II 237; Kasımi, Mehasinu't-te'vi'l, 3/585; Tefsiru'l-Merâğî, 2/167. Ayrıca bkz. Dr. Kâmil Mûsâ, Kâmusu'l-Mer'e Derece, Beyrut, 1987, s. 15-26.)

– Hiçbir hukuk sisteminde, ilkel hukuklarda bile olmayan bir şey var: Nisa Suresinin 34. ayetinde, karılarının kendilerine başkaldıracaklarına ilişkin kuşkuya, kaygıya düşen kocalara şu yol gösterilmekte: "O kadınları dövün!" Ortada "suç" olmadan "ceza" verilmesi, hangi hukuk sisteminde bulunabilir? "Onları dövün!" ifadesindeki ilkellik de ayrı…

Kur'an'daki "kadın" ların zararına olan "hüküm"leri sıralamaya buradaki yerimiz el vermez. Mirasta oğlana 2, kıza 1 pay verilmesi eleştirilirken, İslamcılar, İslam öncesi dönemde, "kadın"a bu kadar da pay verilmediğini, kadının, mirasta hemen hiçbir hakkı olmadığını ileri sürerler. Bunun, "gerçek"le hiçbir ilgisi yoktur. Kur'an'da, hadisler de, "kadın"a "yeni hak"lar vermek şöyle dursun, İslam öncesi haklarının birçoğunu da elinden almıştır kadının. Bu, ayrı bir yazı konusu olabilir.

"Hadis"lerde, "kadın" son derece aşağılanır. Hor görülen şeylerle bir tutulur, uğursuz görülür. Bu konudaki hadisleri genişçe görmek için, her bir kitabıyla karanlığın belini kıran ve aydınlara, bilim adamlarına örnek olan Prof. Dr. İlhan Arsel'in "Kadın ve Şeriat" adlı kitabı mutlaka okunmalıdır. Bu kitapta, kaynaklar da açık seçik gösterilmiştir. Kitabın sonunda bir de "indeks" vardır ve konular, kitapta kolaylıkla bulunabilir.

Kız çocukları ve İslam öncesi dönem

Şimdi gelelim "kız çocuklarının, İslam öncesi dönemde diri diri gömüldükleri" yalanına.

Böyle bir şey gerçek olamaz, çünkü:

1- Kız çocuklarının neden "diri diri gömüldükleri", Kur'an yorumlarında, hadislerde anlatılırken değişik ve çelişkili "neden"ler ileri sürülüyor:

– Kız çocukları, "yoksulluk yüzünden diri diri gömülüyordu."

– Kız çocukları, "ailelerine leke sayıldığı için diri diri gömülüyordu."

– Kız çocukları, "meleklere katılsınlar diye diri diri gömülüyordu. Çünkü Melekler de Tanrı'nın kızları diye niteleniyordu."

Tefsirlerde yer alan "neden"ler böyle. (Bkz. Râzî, 31169.) Sonuncu nedenin komikliği ortada. Çelişkisi de. Düşünün, hem "melek"lere "Tanrı'nın kızları" diye inanılıyor olacak, hem de kız çocuğu, "ailesi için leke" sayılacak. "Melek" son derece "kutsal bir varlık" görüldüğüne göre, kız çocuğu ailesi için "leke, utanç verici" olamaz. Tersine, son derece "övünç kaynağı" sayılması gerekir "kız"ın. Ayrıca, "meleklere katılsınlar" diye diri diri gömmeye niye gerek görülsün? Bunun için "ölmek" ille de gerekli görülüyorduysa "diri diri toprağa gömmek" niye? "Ölme"nin başka türlüsü yok muydu? Tüyler ürpertici cinayet niçindi?

2- İleri sürülen "neden"lerin "gerçek" olduğu varsayılmış olsa, "kız çocuğu diri diri gömme" geleneğinin çok yaygın olduğunu düşünmemek gerekir. "Kız"ın ailesi yoksulsa, "yoksulluk"tan; zenginse "âr (leke, kınama konusu)" olmasından; ayrıca "meleklere katılsın" diye; yani her durumda uğrayacağı sonuç aynı: Diri diri gömülmek. Bu "gerçek" olsaydı, Araplarda "kız" kalır mıydı? Ve "kadın" olur muydu? Oysa belgeler ortaya koyuyor ki, Araplarda "kadın çokluğu" vardı.

3- "Kız çocuklarının diri diri nasıl gömüldükleri"ni de tefsirler değişik biçimde anlatmakta:

"…Kız çocuğu 6 yaşına gelince, adam karısına: 'Haydi bunu temizle, süsle, hısımlarına gezmeye götüreceğim.' derdi. Oysa çölde bir kuyu kazmıştır onun için. Kızı alıp oraya götürür; 'Bak şunun içine!' der; sonra da arkasından iterek çocuğu o çukura düşürür ve üzerine toprağı döküp yığardı."

" Ya da gebe karısının doğum günü yaklaştığında, koca bir kuyu kazardı. Ağrısı tutunca kadın o kuyunun basma giderdi, kız doğurursa içine atardı kuyunun." (Bkz. Tefsirler, örneğin Arapçalardan F. Râzî, 31/69; Türkçelerden Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, 81 5603, 5604.)

Araplarda, hem de "yaygın biçimde" yaşandığı ileri sürülen bu olayların olduğu apaçık yalan. Ne bir baba, ne de bir anne burada ileri sürüleni yapar. Bu tür şeyin olması, insan doğasına aykırı olduğu gibi, hayvanlarda bile görülmez. İlkellerde, "çocukların Tanrılara kurban edildikleri"ni biliyoruz. Ama, Araplar, o sıralarda, "ilkellik" dönemini çoktan gerilerde bırakmışlardı, İslam döneminden daha ileri bir uygarlığa sahiptiler. Bunun tersine yalanlar uydurulmuş olsa da… Kaldı ki burada söz konusu olan "Tanrı'ya kurban" da değil. Aktarmalarda da bu ileri sürülmüyor. Yani "kız çocuklarının, Tanrılara kurban etmek için diri diri gömüldükleri"nden söz edilmiyor. Böyle bir şey, yani "çocuğu Tanrı'ya kurban etme" de hangi dönemde ve nerede yaşanmış olursa olsun; "çok yaygın" değil, tek tük olurdu. "Tanrı'ya kurban etme" durumu da söz konusu olmayınca, işin mantığı büsbütün ortadan kalkıyor. "Kız çocuklarının yoksulluk için, ya da leke sayıldığı için… diri diri gömüldüklerini" ileri sürmek ve bunu kabul etmek, "annelik, babalık" ne demek; bilmemektir. Ayrıca "insan"ı, insanın doğasını tanımamaktır. İnsanlar, ileri sürülen türden şeyi yapmış olsalardı, türlerini sürdüremezlerdi.

Araplarda, "kız çocuklarını diri diri gömme" geleneği bulunsaydı, İslam öncesinin Arap şairlerinin şiirlerinde de dile getirilirdi. Hem de yaygın olarak yer alırdı şiirlerde, oysa bu yok.

Tefsirler, Ferezdak'ın iki dizesi üzerinde durur. Ne var ki, tefsirlerde bu iki dizi de hep aynı sözcüklerden oluşmuyor, iki dizi de değişik biçimde yer alıyor. (Karşılaştırarak bkz. Arapçalardan Taberi. Câmiu'l-Beyân, 30/46; F. Râzî, 31169; Türkçelerden Hamdi Yazır, Hak Dini Kur'an Dili, 815, 604.)

Dizelerin değişik olması göz önünde tutulursa, sonradan uydurulduğu bile düşünülebilir. Kaldı ki, Ferezdak'ın olduğu ileri sürülen bu iki dize, bize "kız çocuklarının diri diri gömüldüklerini" açık açık anlatıyor. Kimi tefsirde yer alan biçiminde dizeler şu anlamda:

"Bizden öyle kimse çıkmıştır ki VÂÎDAT'ı önlemiş ve VEÎD'i diriltmiştir de artık kimse VEÎD olmamıştır." (Bkz. F. Râzî ve Hamdi Yazır.)

Hamdi Yazır, "VÂÎDAT'a, "çocuklarını gömen vaideler (anneler)" anlamını veriyor. Sözcüğün kökü olan "ve'd" eğer "gömme"yse, "nasıl bir gömme"dir; belirtilmiyor. H. Yazır da yalnızca "gömme" anlamını veriyor; "diri diri gömme" demiyor. Varsayalım ki buradaki "gömme", tefsirlerde anlatılan türden "diri diri gömme"dir; o zaman dizelerdeki "VÂİDAT" niye? Bu sözcük, "çocuklarını diri diri gömen anneler" demekse, tefsirlerde anlatılana uymuyor. Çünkü tefsirlerde, "kız çocuklarını diri diri gömen"in "anneler" değil; "babalar" olduğu anlatılıyor. Bir başka terslik de şu: Tüm tefsirlerdeki biçimlerinde, dizelerde "gömülen"i anlatmak için "veîd" sözcüğü yer alıyor. "Veîd"se eril (erkeğe ait) bir sözcüktür, anlatılan eğer "kız çocuğun diri diri gömülmesi"yse niye dişili olan "veîde" ya ayetteki gibi "me'ûde" yer almıyor? Yani şiirde, "gömülen"in "dişi" değil; "erkek" olduğu anlatılıyor. Bundan, "kız çocuklarının diri diri gömüldükleri" anlamı çıkarılabilir mi? Elbette ki hayır.

Muhammed'in şöyle bir hadisi var:

"Vâid de, mev'ûde de cehenemdedir." (Bkz. Ebu Davud, Sünen, Kitabu's-Sünne/18, hadis no: 4717.)

Sözcükleri, İslam dünyasındaki anlamıyla dilimize çevirelim:

"Kız çocuğunu diri diri gömen de, diri diri gömülen kız çocuğu da cehennemdedir."

"Adalet anlayışı"na bakın siz!

"Kız çocuğunu diri diri gömen kimsenin CEHENNEME gitmesini anladık, ama o zavallı kız çocuğunun cehennem de işi ne, o niye cezalandırılıyor?" diye sorabilirisiniz, "Kız çocuğunun, zulme uğramış olanın ve de kadının hakkı. İslam'da böyle mi korunuyor?" diye de ekleyebilirsiziniz. Ama bu alanda kafa yormaya gerek yok. Nasıl olsa hepsi bir "yalan" üstüne kurulu.

Turan Dursun, Din Bu 1, Sayfa 239-244

Hazırlayan: ArapŞükrü


a45UyF587661-160217142829 Oraj Poyraz At Neomailbox cimcime@neomailbox.net
2016/03/28  10:20 2  65  undefined undefined egemen-turkiye@googlegroups.com

Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







21 Mayıs 2017 Pazar

ARSLAN TEKİN : ‘SULTAN VE HALİFE SATIN ALINABİLİR'



ARSLAN TEKİN : 'SULTAN VE HALİFE SATIN ALINABİLİR'

22.05.2017 arslantekin53@yahoo.com

Mustafa Kemal Atatürk Nutuk'ta şöyle der:

"Muhterem efendiler; pek güzel bilirsiniz ki sultanlarla, halifelerle idare olunmuş ve olunan memleketlerde vatan için, millet için en büyük tehlike, sultanların ve halifelerin düşmanlar tarafından satın alınmalarıdır. Bu, ekseriya suhûletle kabil-i temin olmuştur [kolaylıkla sağlanmıştır]. Meclislerle idare olunan memleketlerde de en mühlik [tehlikeli] cihet, bazı mebusların ecnebî nâm ve hesabına çalınmış ve satın alınmış olmalarıdır. Millet meclislerine kadar, dâhil olmak yolunu bulabilen vatansızlara tesadüf etmek müsteb'ad olmayacağına [olacağı sanılmayacağına] tarihin, bu bâbdaki misâlleriyle hükmetmek zarûrîdir. Bunun için millet, vekillerini intihâb ederken [seçerken], çok dikkatli ve kıskanç olmalıdır." (Mustafa Kemal, Nutuk, 1927, s. 367-368).

M. Kemal bu hükme gelmeden önce "Nâzım Bey" örneğini vermiştir.

Türkiye'nin komünistleri bu Nâzım Bey'i (1966-1935) pek severler. İlk Meclis'te Tokat mebusu idi. 1920'de, Halk İştirakiyun Fırkası'nı (Türkiye Komünist Partisi) kurmuştur. Müslümanlıkla komünizmi telif etmek istemiş, hatta "Komünizm İslâm esaslarına uygundur. Ebubekir komünistti. Müslüman olduktan sonra bütün varlığını yoksullara dağıtmıştı." demiştir.

Meclis, 89 oya karşı 98 oyla Nâzım Bey'i Dâhiliye Vekilliği'ne (İçişleri Bakanlığı'na) seçmiş, M. Kemal, bu seçime karşı çıkmış ve Nâzım Bey'i kabul etmemiş, 1921'de mebusluğu da düşürülmüştür. Sebebini Nutuk'tan okuyalım:

"Nâzım Bey, bizzat ve bilvasıta ecnebî mehâfilinden [mahfiller] bazılarıyla temas yolunu bulmuş ve teşvik ve muâvenete [yardıma] de mazhariyetini temin etmişti." (Nutuk, s. 367).

Ayrıca bu konuya döneceğim. Şu kadarını söyleyeyim: M. Kemal, Nutuk'ta komünizme karşı olduğunu çok açık söylemiştir. Dönemin şartlarında, Sovyetlerle ilişkilerini belli seviyede tutmak için kendisine bağlı bir "Komünist Partisi" kurdurduğu vâkıadır. Ama fikriyatı ve faaliyetiyle başka ülkelerin güdümündeki partiye asla müsamaha göstermemiştir. M. Kemal'in bu kesin tavrı, pek ifade edilmez; ama nerede nasıl söylediği bilinmeyen "Şurası unutulmamalıdır ki Türk âleminin en büyük düşmanı komünistliktir... Her göründüğü yerde ezilmeli..." sözü üzerine tartışma sürüp gider. (Bu sözü Cemal Kutay, 1947'de ortaya atmıştır. C. Kutay'ı hep ihtiyatla karşıladığımı belirtmeliyim.)

M. Kemal'in bu "ezilme" sözünü geçelim ama Nutuk'ta her şey ayan beyan!

Şu zamanda asıl üzerinde durmamız gereken sözü ne?

M. Kemal "... sultanlarla, halifelerle idare olunmuş ve olunan memleketlerde vatan için, millet için en büyük tehlike, sultanların ve halifelerin düşmanlar tarafından satın alınmalarıdır." diyor.

Artık "tek adam" idaresi altındayız. Kontrol-denetleme, TBMM arama... Sultanların yine yeri gelince "Dur!" diyecek sadrazamları vardı. "Tek adam"da o da yok. 21 Mayıs dönüm noktası!

(M. Kemal dönemini en iyi bilenlerden, Nâzım Bey'in rolü üzerine bir de makalesi bulunan "resmî MHP"nin genel başkan yardımcı Prof. Dr. E. Semih Yalçın'ın da kulağını çınlatmış olduk. "Tek adam"a, ekipçe, bile bile yol açtılar!)

Kaynak: 'Sultan ve halife satın alınabilir' - Arslan TEKİN

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/sultan-ve-halife-satin-alinabilir-42874yy.htm

 
a45UyF587661-170522001907 Oraj Poyraz oraj.poyraz@openmail.cc
2017/05/22  04:34 2  65  alelma@yahoogroups.com


 

Para ve insan arasindaki karsilikli iliski soyledir: Insan paranin sahtesini yapar, para da insanin.

Benjamin Franklin

Onlarla savasin ki Allah, sizin ellerinizle onlarin cezasini versin ve ...
Onlari rezil ve rusvan etsin, yardimiyla sizi onlara muzaffer kilsin.
Ve mumin bir kavmin yureklerini ferahlandirsin.

TEVBE SURESI 14.AYET.

Bizi yanlis yola sevk eden habisler, biliniz ki cok kere din perdesine burunmuslerdir

ATATURK, 1923, Adana Nutku, Soylev ve Demecleri


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo