25 Kasım 2017 Cumartesi

ASKERİ OKULLAR AÇILSIN, GATA GENELKURMAY'A BAĞLANSIN

 


ASKERİ OKULLAR AÇILSIN, GATA GENELKURMAY'A BAĞLANSIN

"Askeri okulların yeniden açılması için başlatılan nöbet mücadelesi sürüyor. İstanbul Beşiktaş meydanında tutulan 64'üncü nöbete Cumhuriyetçi Hekimler de katıldı. Hekimler, GATA'nın tekrar Genelkurmay'a bağlanması için kampanya başlattı"

25 Kasım 2017 Cumartesi

Türk Ordusunun bel kemiği olan Askeri Okulların yeniden açılması için başlatılan nöbet mücadelesinde 64'üncü hafta geride kaldı.

İstanbul Beşiktaş meydanında tutulan nöbete Cumhuriyetçi Hekimler de katıldı, GATA'nın Genelkurmay'a bağlanması için kampanya başlattıklarını açıkladı. Cumhuriyetçi Hekimler artık her hafta Askeri Okul eylemine katılacak.

Cumhuriyetçi Hekimler sözcüsü Doktor Hikmet Çevik, askeri hastanelerin yeniden "vatan savaşına göre" yapılandırılması gerektiğini vurguladı.

Çevik, 15 Temmuz Darbe Girişimi'nden sonra kapatılan hastanelerin ordu için önemli olduğunu belirtti.

HABER-KAMERA: ŞENGÜL DERİN

ulusal.com.tr

https://www.ulusal.com.tr/gundem/askeri-okullar-acilsin-gata-genelkurmay-a-baglansin-h182345.html

 
a45UyF587661-171125194411 Oraj Poyraz At 0raj.p0yraz@neomailbox.net 0raj.p0yraz@neomailbox.net
2017/11/25  20:04 1  39  3-ekim-dernegi@googlegroups.com


 

BIR DE BAKMISIM KI OLMUSUM
. . . . . .
Bir de bakmisim ki olmusum
Dunya sonmus basucumda
Bir turlu gozumden gitmez
Ne gurbetlere dusmusum
Isterdim ki avuclarimda...
Kimse halim sual etmez
Sorma nelerden olmusum
Nelere etmisim veda
Boceklere gucum yetmez

Cahit Sitki TARANCI

Ahzab Suresi 53.Ayet:

Ey iman edenler!
Siz zamanini gozetlemeksizin, bir yemege davet edilmedikce, Peygamber in evlerine girmeyin.
Ancak davet edildiginiz vakit girin.
Yemegi yediginizde hemen dagilin, sohbete dalmayin.
Cunku bu hareketiniz Peygamber i uzmekte, fakat o (size bunu soylemekten) utanmaktadir.
Ama Allah, hakki soylemekten cekinmez.
Peygamber in hanimlarindan bir sey istediginiz zaman perde arkasindan isteyin.
Bu, hem sizin kalpleriniz, hem de onlarin kalpleri icin daha temiz bir davranistir.
Sizin Allah in Resulunu uzmeniz ve kendisinden sonra onun hanimlarini nikahlamaniz asla caiz olamaz.
Cunku bu, Allah katinda buyuk (bir gunah) tir.

Kur an-i Kerim in bazi ayetlerine iliskin mazeretler:
1- Bu ayetler yanlis tercume edilmis!
2- Bu ayetler yanlis anlasilmaya musait yani herkes anlayamaz!
3- Bu ayetler zaman asimina ugradi yani bugun gecersiz!
4- Bu ayetler cag disi yani Islam da reform yapilmasi lazim!
5- Bu ayetlere iman etmek imkansiz ama yine de ben bir muslumanim!

Mazeretlerin Cevaplari:

1- Diyanet Vakfi Meali ni, konularinda uzman Ilahiyatci Heyet hazirladi. En cok itibar edilen meal. Heyetteki herkesin yanlis tercume yapmasi imkansiz. Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
2- Kur an-i Kerim i herkesin anlayabilecegine dair ayetler var* ve zaten bu sebeple indirilmis . Tersi ise adaletsizlik olur cunku herkesin anlayamayacagi ve yanlis anlasilmaya musait bir kutsal kitap gondermek Allah a yakismaz. Bir sakinca da sudur; Muslumanlara siz Kur an i anlamazsiniz, sadece biz anlariz diyen ruhban sinifi olusur ki Islam da ruhbanlik haramdir. Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
3- Kur an in, kiyamete kadar , cihansumul(evrensel) yani her zaman ve her yerde hukmunun gecerli olduguna inanmak farzdir. Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
4- Allah 21. yuzyilin hayat sartlarini ve yasam bicimini ezelden beri bildigine gore Allah in bu durumu hesaba katmadigi ni iddia etmek Allah a karsi cok buyuk bir iftiradir. Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.
5- Bu ayetlere iman etmeyenin adi Musluman degil Kafir dir.** Hal boyle iken bu mazeret gecersizdir.

*Bakiniz: Nahl Suresi 89. Ayet, Enam Suresi 38. Ayet, Maide Suresi 15. Ayet, Hac Suresi 16. Ayet.
**Bakiniz: Bakara Suresi 85. Ayet ve Maide Suresi 44. Ayet.

DOGA YASALARI UZERINE DUSUNCELER -4-

Evren hakkinda anlasilmasi en zor sey, anlasilabilir olmasidir. (Albert Einstein)

Yukardaki ironik cumleyi kurarken sanirim Einstein hakliydi. Doga bir yandan sasirtici bir sadelikle kendini sergilerken, diger yandan elimizi attigimiz her noktada yine ayni derecede sasirtici bir matematik barindirmakta. Sularin icinde olusan burgaclardan, bir gezegenin yildiz etrafinda yorungeye oturmasina, bir tasin yamactan yuvarlanmasina, iki atomun birbirleri ile elektron alisverisinde bulunmalarina kadar her yerde dunyanin en ustun beyinlerini zorlayan yasalar hakim. Uzun yillar boyunca insanlar, ortaya bir mantik butunlugune bagli yasalar zinciri koyamadan, seylerin hareketini ancak kopuk kopuk anlayabildiler.

Galileo, Iki buyuk dunya sistemi uzerine dusunceler calismasinda evrenin merkezi nerde? diye sormus ve Simplicio ile Salviati yi konusturarak Aristotales in evren anlayisina ciddi elestiriler getirmisti. Evrenin merkezinin Dunya olup olmadigi sorusu cok ciddi bir soruydu ve kisa sure icinde Galileo nun basini belaya sokacakti. Kendisinden once pek cok dusunur bazi dinsel ve gizemli sebeplerle, evrenin merkezine Dunya yi yerlestirmislerdi. Ayrica Pisagor gelenegine bagli kalan Yunan doga bilimcileri ve ardillari gezegenlerin yorungelerinin tam bir daire biciminde oldugunu savunuyorlardi. Cunku onlarin inancina gore, daire evrendeki en mukemmel geometrik sekildi. Fakat Galileo nun basit bir teleskop ile yaptigi gozlemler bu fikirlerle uyusmuyordu. Galileo Jupiter in 4 tane uydusu oldugunu farketti: Europa, Ganymede, Io ve Callisto. (Bu uydulara Galileo uydulari da denir. Gunumuzde ise Jupiter in 63 uydusu oldugu bilinmektedir.) Bu dort uydu, Jupiter in cevresinde donuyorlardi ve bu durum Galileo nun kafasini karistirmisti. Demek ki, evrendeki gok cisimlerinin illa Dunya cevresinde donmesi gerektigi gibi bir sart olamazdi. Bu durumda, Dunya nin evrenin merkezinde oldugunu ne hakla savunabilirdik? Eserinin bir yerinde sunlari yazdi:
Jupiter in iki uydusunun New Horizons gozlem araci tarafindan cekilen resimleri. Alttaki Io, ustteki Ganymede. Digerleri gorus acisi icinde degiller.

Sunu da eklemeliyim ki, ne Aristotales ne de bir baskasi evrenin merkezinin de facto (gercekten) Dunya oldugunu kanitlayamaz. Eger evrene bir merkez araniyorsa, oraya Gunes in oturtulmasi daha yerinde olur, sirasi geldiginde bunu herkes anlayacak.

Artik Gunes imizin evrenin merkezinde olmadigini, galaksimiz Samanyolu nun dis halkalarindan birinde mutevazi bir sistem oldugunu biliyoruz. Ama elbette Galileo nun bunu bilmesine imkan yoktu. Elindeki imkanlar gayet sinirliydi; buna ragmen dusunceleri kendi cagi icin devrimci ve cok aykiriydi.

Buyuk usta Newton a kadar; gezegenler, isigin hareketi, kutlelerin birbirlerini nasil cektikleri gibi konular, tabiri caiz ise bulanik suda balik avlamak gibi bir karmasa icinde yurudu. Isin icine bolca dinsel inanclar karisiyor ve her doga tartismasinin ardindan teolojik kavgalar patlak veriyordu. Din ile bilimin alanlari netlikle ayrilmamisti ve pek cok insan bilimsel kuramlarin dinsel inanclari tehdit etmeye baslamasindan rahatsizlik duyuyordu. Daha sonra gelistirilecek olan belirsizlik gibi yeni kuramlar ve ozellikle Charles Darwin in evrim teorisi din ve bilim kavgasini doruga tirmandiracakti. Kavga gunumuzde de surmektedir.

Sir Isaac Newton, tam anlami ile fizikte bir donum noktasi oldu. Kendince saplantilari olan, kavgaci, gecinmesi zor bir insandi ve genelde cok yalnizdi. Gencliginde sevmis oldugu bir kadina kavusamamis ve omru boyunca bekar yasamisti. Newton u anlatmak icin bir insanin kendi omrunu harcamasi gerekir. Okul yillarinda hala Aristotalesci gorusler hakimken Newton cebir, geometri, trigonometri dersleri almis, Latince ve Antik Yunanca ogrenmisti. Galileo ve Kepler in calismalarini da okumustu. Neticede, yillar suren bir egitimin ardindan bir ciftlik evine kapandi ve burda kutle cekimi uzerinde dusunmeye basladi. Kafasina bir elma dusunce yercekimi kanununu buldugu seklindeki inanis sadece hos ve gercek disi bir oykuden ibarettir. Gercekte ise, en verimli calismalarini bir kova suyun hareketlerini inceleyerek, merkezkac kuvvetin vakum icindeki etkisini dusunerek yapmistir. Bunun disinda bir prizma ile isigin tayflarini incelemis ve bazi eklemeler yaptigi bir teleskop ile evrensel cekim yasalarini gelistirmistir. Calismalari saymakla bitmez, iyisi mi kendiniz bir yerlerden bulup okuyun derim. En buyuk eseri Philosophiae Naturalis Principia Mathematica (Doga felsefesinin matematik ilkeleri) kitabinda hareket ve kutle cekim kanunlarini 3 yasa ile matematiksel ve geometrik olarak anlatilmistir.

Birinci yasa: Tum cisimler bir kuvvet etkisi tarafindan durumunu degistirmeye zorlanmadikca duzgun dogrusal hareketini veya duraganligini korur. (Eylemsizlik yasasi)
Ikinci yasa: Bir cismin momentumundaki degisim, cisim uzerine uygulanan itme ile orantilidir ve itmenin uygulandigi duz dogru boyunca meydana gelir. Bir cisim uzerindeki net kuvvet cismin kutlesi ile ivmesinin carpimina esittir. (F=m.a) (Momentum bir cismin kutlesi ve hizinin carpimidir.)
Ucuncu yasa: Her kuvvete karsilik, her zaman esit ve ters bir tepki kuvveti vardir: veya iki cismin birbirine uyguladigi kuvvetler her zaman esit ve zit yonelimlidirler.

Newton sadece bazi cikarimlarda bulunmuyor, bir bilim metodolojisi de gelistiriyordu. Kitabinin girisinde bilimin amacini ve yontemlerini kisaca soyle ozetlemisti: Olgulardan doganin kuvvetlerini kesfetmek, sonra da bu kuvvetler yardimiyla diger olaylari aciklamak. Once olgular gozlemlenmeli, bu gozlemler sonucu doganin yasalari kesfedilmeli ve olusturulan kuram olaylari aciklayabilmelidir.
Gelistirilen kuramlar mutlaka gozlem ve deneyler ile pekistirilmeli ve matematiksel olarak modellenebilmeliydi.

Bu yasalardan hareketle Newton daha bir dizi formul gelistirdi. Hepimiz bunlari okul yillarimizdan az cok hatirlayabiliriz. Newton un i$ik hakkindaki calismalarina daha sonra, kuantum bahsinde deginecegim. Simdi artik bilimcilerin elinde, net, formule edilmis ve her zaman sinayabilecekleri yasalar vardi ve bilimsel bir yasanin hangi kriterlere uymasi gerektigi epey sekillenmisti. S.Hawking ve L.Mlodinow un kitabindan devam ediyorum.

Sir Isaac Newton un (1643-1727) uc hareket yasasi Dunya nin, Ay in ve gezegenlerin yorungelerini ve gel-git gibi fenomenleri aciklayan cekim yasasi modern bilim tarihinde yaygin bir kabul gormustur. Olusturdugu denklemler ve onlardan yola cikarak gelistirdigimiz matematiksel cerceve gunumuzde hala ogretilmektedir. Bina cizen bir mimar, araba tasarlayan bir muhendis veya bir roketin Mars a nasil gidecegini hesaplayan bir fizikci tarafindan Newton fizigi (cesitli eklemeler ve revizyonlar ile) kullanilmaktadir.

Doga, bazi yasalar tarafindan yonetiliyor ise, sormamiz gereken uc soru var:

Yasalarin kaynagi nedir?
Yasalarda istisnalar var midir, ornegin mucizeler gibi?
Sadece bir dizi olasi yasa mi vardir?

Bu onemli sorular bilim insanlari, filozoflar ve din bilimciler tarafindan farkli bicimlerde dile getirilmistir. Ilk soruya yaygin olarak verilen yanit -Kepler, Galileo, Descartes ve Newton un yaniti- yasalarin Tanri nin isi oldugudur.

Dr Hawking dogru soyluyor.Descartes, Newton gibi isimler Tanri yi inkar etmediler. Fakat, onlarin Tanri derken anladigi sey ile, gelenekci ve kati bir Hristiyan in, ornegin kadinlari cadilikla suclayan bir engizisyon yargicinin anladigi Tanri arasinda daglar kadar fark vardi. Zaten Dr Hawking bu inceligin farkinda. Filozoflar ve doga bilimciler Tanri ile doga arasinda oyle paralellikler kurmuslardi ki, bir sure sonra Tanri dan mi, yoksa dogadan mi bahsettiklerini anlamak nerdeyse imkansiz hale geliyordu. Diger yandan, dindarlarin tanrisi farkliydi. Bu tanri, yasamin her anina mudahale eden, insanlari cezalandiran ve korkutan, dahasi O nun adina bazi insanlarin diger insanlara ceza tatbik ettikleri askin bir tanriydi.

Felsefeciler Tanri yi inkar etmemislerdir fakat onlarin tarif ettigi Tanri yi doga yasalarinin bir baska ifadesi olarak gorebilmek de mumkundur. Eger Tanri ya farkli ozellikler atfedilmezse -Eski Ahit in tanrisi olmak gibi- Tanri yi ilk sorunun, yani yasalarin kaynaginin yaniti olarak gormek, bir gizemin yerine bir baskasini koymak demektir.

Guzel bir saptama. Tanri kelimesi bazen sorulardan kacis icin mukemmel bir siginak haline gelebilir. Bir seyi anlamiyorsak, isin icinden cikamiyorsak, kisaca Tanri nin hikmeti deyip bir aciklama yaptigimizi dusunebiliriz. Bu olguyu, ABD li bir yazar olan Edward Abbey (1927-1989) su sekilde ifade etmisti: Insanlarin dusunemeyecek kadar yorgun olduklari zaman cikardigi iniltiye Tanri denir. Benzer sekilde Karl Marx da (1818-1883) dunyayi yari felsefi yari teolojik cikarimlarla anlamaya calismanin gerekmedigini, asil onemli olanin dunyayi degistirmek oldugunu dile getirmis ve Tanri inancinin, evreni yorumlamaktan aciz insanlarin afyonu oldugunu soylemisti: Dini istirap, bir ve ayni zamanda, hem gercek istirabin ifadesi hem de gercek istiraba karsi bir protestodur. Din, ezilen yaratigin ic cekisi, kalpsiz bir dunyanin kalbi, ruhsuz kosullarin ruhudur. Din, halklarin afyonudur.

Oyle gorunmekte ki bazi kisiler felsefe ve dinin binlerce yillik teolojik yorumlarindan bunalmislar, tum bu yorumlarin dunyadaki haksizliklari degistirmek icin bir ise yaramadigini anlamislar ve sonunda isyan bayragini cekmislerdi. Hawking e geri donuyorum.

Ilk sorunun yanitina Tanri dersek, isin asil zor yani ikinci soruyla ortaya cikar: Yasalarda mucizeler, istisnalar var midir? Bu sorunun yaniti hakkindaki gorusler kesin bir sekilde ayrilmistir. Eski Yunan in en etkili iki yazari Platon ve Aristotales yasalarda asla istisna olmayacagini savunur. Ancak Kitab-i Mukaddes in bakis acisina gore, Tanri, yasalari yaratmakla kalmaz, ona yakarildiginda istisnalar da yaratabilir: olumcul hastaliklari iyilestirmek, kurakliga son vermek, kroketi olimpik spor olarak kabul etmek gibi.

Hawking in yazdiklarindaki alayciligi sezmemek mumkun degil. Sanki, Dr Hawking kroket sporunun olimpik bir spor olarak kabul edilmemesine biraz karsi. Gencliginde, henuz hastalik semptomlari ortaya cikmamisken kendisi de kroket oynamisti. Devam ediyorum.

Descartes in goruslerinin tersine, neredeyse tum Hristiyan dusunurler Tanri nin mucize yaratmak icin yasalari askiya almaya muktedir olmasi gerektigini savunmuslardir. Newton bile bu turden mucizelere inanirdi. Bir gezegenin cekim gucunun diger gezegenin yorungesi uzerinde bozulma yaratmasindan oturu gezegenlerin yorungelerinin kararsiz oldugunu, bu kararsizligin zamanla buyuyerek gezegenlerin ya Gunes e dusmelerine ya da Gunes sisteminden kopup gitmelerine yol acacagini dusunuyordu. Tanri nin yorungeleri surekli ayarladigina ya da sistemin durmamasi icin goksel saati kurduguna inaniyordu.

Anlasilan Newton ilahi sistemin bir kaosa suruklenmesinden epey korkmus ve Tanri nin bazen ise al atarak ufak tefek ayarlamalar yapmasi gerektigine inanmis. Bugun ise, hem Gunes imizin hem de Dunya mizin geleceginin pek de ic acici olmadigi one surulmekte. Orta buyuklukte bir yildiz olan Gunes in merkezindeki cekirdek fuzyonu sona erdiginde, Gunes icin bir olum-kalim savasi baslayacaktir. Hidrojenin tamami helyuma donusecek, cekirdek buzusecek, yakla$ik 7,3 milyar yil sonra Gunes kirmizi bir dev haline gelecek ve capi 150 kat artacaktir. Parlakligi ise simdikinin 5000 misline ulasacak ve etrafindaki gezegenleri yutmaya baslayacaktir. Ona en yakin gezegen olan Merkur un kurtulmak icin hicbir sansi yoktur. Venus ve Dunya ise once atmosferlerini kaybedecek, ayrica Dunya uzerindeki okyanuslar tamamen kuruyacaktir. Bunun ardindan ise once Venus sonra Dunya, Gunes in cekim alanina kapilacaklar ve onun tarafindan yutulup kaybolacaklardir. Astronomlar, Dunya nin bir kurtulma sansi olup olmadigi uzerinde ciddi olarak dusunmektedirler ama goruldugu kadari ile sevgili Dunya mizin bu gelecekten kacisi yoktur. Gerci o zamana kadar daha epey vaktimiz var, dolayisi ile Dunya uzerindeki senligimize devam edebiliriz.

-devam edecek-

Levent ERTURK
LEVENTERTURK1961
https://leventerturk1961.wordpress.com/


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo






ABDURRAHMAN DİLİPAK: VATİKAN ÇIKARDIĞI CİNLERİ KADROLU İŞE ALIYOR

İslamiyet ile dalga geçilmeyecekmiş.
Hakaret edilmeyecek, küçük düşürülmeyecekmiş.
Peki ya bu nedir şimdi?
Kim hakaret ediyor, kim alay ediyor, kim küçük düşürüyor.

2017 yılında Harry Potter masallarını konuşan eşşek kadar adamlar var karşımızda.
Cinler, periler, elfler falan nedir şimdi?
Bu adam kitaplar yazmış, makaleler yazmakta olan bir kalem sahibi, gazeteci.
Millet bunun ağzından çıkanlara bakıyor.
Bunu adam insan yerine koyup ciddiye alıyor.

Klavuzu karga olanın burnu boktan çıkmazmış, ne kadar doğru.
Ülkemizin en büyük meclisini oluşturan iktidar partisi, onun ilçe, il teşkilatları, millet vekilleri, onun bakanları, müsteşarları, onun atadığı bürokratlar, onun hükumeti, ve hepsinin tepesinde büyük şef, reis, maystro Recep Tayyip ERDOĞAN(RTE) hepsi de aynı zihniyette.
Hepsi de Abdurrahman Dilipak'dan farklı değil, sorsanız bu sözleri hepsi de onaylar.
Evet derler, cinler vardır, kesin, yeminle.
Bizim dinimize göre vardır.
Kutsal kitabımızda yazar zaten, falanca ayet, filanca sure, şu hadis, bu hadis.
Söylerler, ve bakarsanız öyledir de.

Peki bu ülkenin, bu halkın burnu nasıl boktan çıkacak?
2017 yılında eşşek kadar adamlar hala daha Harry Potter masallarıyla ülke idare etmeye yeltenecek de bu iş olabilecek mi?
Başarı şansı var mı bu dangalaklığın?
Tarihte örneği var mı?
1500 küsur yıl geçmiş, yüzlerce devlet, yüzlece emirlik, krallık, hanedan.
Kim bu işlere ne kadar kafasını taktıysa, ne kadar burnunu din iman işlerine soktuysa o kadar boka batmış bu çok açık.
Bire bir korelasyon var, ne kadar çok akıl, o kadar başarı, ne kadar çok iman, dogma, din o kadar batak.
İşte karşınızda tarih duruyor, açın okuyun.
İslam tarihini okuyun.
Ne kadar İslam o kadar hezeyan, o kadar rezillik, o kadar hezimet, o kadar nifak, iç savaş, açlık, fakirlik.

İslam ülkesi denilen ülkeler, imparatorluklar dahi böyledir.
Hani kral, padişah yanına vezir(bilge kişi, akıllı adam, danışman, ingilizce "vise man') aldıysa o kadar iyi olmuştur, hangisi hacı, hoca, iman, şeyh, şıh, falcı, remilci aldıysa o kadar işler boka sarmıştır.
Evet, her kralın bir de akıllı adamı vardır, buna bizim bölgemizde vezir denir.


Oraj POYRAZ ( 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc / oraj_poyraz@alpinaasia.com )
           L2fSIJNoA0xfSNxA      


ABDURRAHMAN DİLİPAK: VATİKAN ÇIKARDIĞI CİNLERİ KADROLU İŞE ALIYOR

18.08.2017

Abdurrahman Dilipak: Vatikan çıkardığı cinleri kadrolu işe alıyor

AKP'ye yakın Yeni Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak, Vatikan'ın cin çıkardığını, çıkardığı cinleri işe aldığını ve istihbaratta kullandığını iddia etti.

Abdurrahman Dilipak, Yeni Akit'te bugünkü köşesindeki "L'exorsizm ve Demonizm!" başlıklı yazısında, Vatikan'ın cin çıkardığı ve çıkardığı cinleri işe alarak istihbaratta kullandığını ileri sürdü.

"Bu L'exorsizm ya da Demonizm de ne, nereden çıktı bunlar derseniz; L'exorsizm, 'Cin çıkarma', Demonizm ise 'Şeytancılık', 'Şeytanlarla mücadele' anlamına geliyor.." diyenlipak şöyle devam etti:

"Bunlar Vatikan ilahiyatındaki iki önemli ana bilim dalı.. Aynı şekilde bu konu ile ilgili Vatikan'ın yasaları ve yönetmelikleri var. Ve bu kurallar bütün Katolik kiliselerinde geçerli ve tabii Vatikan'ın diplomatik misyonları için de bu yasalar bağlayıcı.

Evet, evet, kiliselerde cin çıkarma işi yapılıyor. Çıkarılan cinler yargılanıyor, cezalandırılıyor, hapsediliyor, ya da kilisenin emrine giriyor, yani anlaşıyorlar, 'kadroya alıyorlar'(!). İstihbaratta kullandıkları da söyleniyor, ya da birilerine musallat etmede de.."

"FETÖ'CÜLERİN DE BU İŞLERLE İLGİLENDİKLERİ SÖYLENİYOR"

Abdurrahman Dilipak, "Mesela FETÖ'cülerin de bu işlerle ilgilendikleri söyleniyor" diyerek iddialarını şöyle sürdürdü:

"Ezoterik bir savaş yaşanıyor. Kadrolu Mehdi, Mesih talimat bekliyor.. Laboratuvarlarda Gog ve Magog'ü üretmeye çalışan 'bilim adamları', 'Gen mühendisleri' var. Kimine göre Süleyman aleyhisselamın 'ahid sandığı' açıldı. Biliyorsunuz zaten Mesih geldi, Mehdi de.. Her ne hikmetse sadece FETÖ değil, mesela Evrenesoğlu da Amerika'da, Kesdizani'ler, Ahmediler, Tahir-ül Kadri'ler hep ABD'den, Batıdan icazetli. L'exersist'ler ve Demonolog'lar iyi çalışıyor, fazla mesai yapıyorlar anlaşılan."

http://www.birgun.net/haber-detay/abdurrahman-dilipak-vatikan-cikardigi-cinleri-kadrolu-ise-aliyor-175375.html

 
a45UyF587661-170818154948 Oraj Poyraz oraj.poyraz@openmail.cc
2017/08/18  17:35 2  65  alelma@yahoogroups.com


 

MAHZUN DURMAK
. . . . . .
Sevdigim insanlara
Kizabilirdim,
Eger sevmek bana
Mahzun durmayi
Ogretmeseydi.

Orhan Veli KANIK

Bela, hastalik ve musibetler, gunahlarin kefareti (affolmasi) icin gelir.
Dunyada musibetlere maruz kalip da guzelce sabreden kimse, ahirete gunahsiz gider veya gunahlari azalir
Her musibet, affedilecek bir gunah icin gelir

(Ebu Nuaym)
Lutfen bundan sonra Muslumanlardan eza, cefa ceken, basina bir musibet gelenler aglayip, zirlamasin.
Cunku baslarina gelen her turlu olumsuzluk onlarin Allahin sevgili kullarindan oldugunu gosteriyor.
Ben demiyorum, hadisler, ayetler boyle soyluyor.

Ruhunda sukunete kavusmak ve mutlu olmak isteyen insanlar inanmali ve iman etmelidirler.
Ama hakikatin pesindeki insanlar ic huzurundan feragat etmeli ve yasamlarini bu sorgulamaya adamak;
kendisi ve hayatla yuzyuze gelmekten korkmamak zorundadir.

Friedrich Nietzs


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo






YILMAZ ÖZDİL : YEMEK DUASI

 


YILMAZ ÖZDİL : YEMEK DUASI

25 Kasım 2017



Askerin yemek duası değiştirilmiş, bundan böyle "Tanrımıza hamdolsun, milletimiz varolsun, afiyet olsun" denmeyecekmiş, "Allahımıza hamdolsun" denecekmiş…

*

Türk askerinin kafasına çuval geçirtebilirsin, peygamber ocağı'na kumpas kurdurabilirsin, PKK'yı tanık TSK'yı sanık yapabilirsin, genelkurmay başkanını "terörist" ilan edebilirsin, Türkiye bağırsaklarını temizliyor diyerek, Türk ordusuna "bok" muamelesi yapabilirsin, madalyalı subaylar kahrından canına kıyarken "mermiye kafa atmış" diye alay edebilirsin, tarikatçıların cemaatçilerin ordudan ihraç edilmesine şerh koyarken, Atatürkçü subaylarımızı "fuhuşçu casus" damgasıyla ihraç edebilirsin, asrın iftirasına uğrayan subaylarımıza Akp gazetelerinde "rezil, ahlaksız, tecavüzcü, kepaze, iğrenç, pislik, kafatasçı, namussuz, vatan haini, lekeli, onursuz, katil, dinsiz" diyebilirsin, 30 Ağustos Zafer Bayramı pastasını Akp marşıyla kesebilirsin, Apo posteri taşımayı suç olmaktan çıkarırken Atatürk anıtlarına çelenk koymayı yasaklayabilirsin, dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen'i "soykırımcı" ilan edebilirsin, takvimde başka gün yokmuş gibi Kürdistan ordusuna tam 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı'nda Türkiye topraklarında resmi geçit yaptırabilirsin, Kürdistan ordusunu THY uçaklarıyla taşıyıp, bunların yediği lahmacunun parasını bile ödeyebilirsin, "Kobani'deki kardeşlerimin alnından öpüyorum" diyebilirsin, NATO brifinginde Türkiye'nin yarısını Kürdistan olarak gösteren haritaya hiç ses çıkarmayabilirsin, Apo'yla masaya oturabilirsin, Kandil'le müzakere yapabilirsin, Murat Karayılan'ın Kandil'deki basın toplantısını Anadolu Ajansı'yla canlı olarak yayınlatabilirsin, askeri birliklere "sakın operasyon yapma" talimatı verebilirsin, Şivan Perver'e AKP mitinginde şarkı söyletebilirsin, cephanelik patladığında 25 şehit morgda yatarken "şehrin reklamı olur" diye genelkurmay başkanına sucuk hediye edebilirsin, üstüne "ne var bunda, lokum bile ikram edilir" diyebilirsin, "Hindistan'da Pakistan'da olur böyle şeyler" diyebilirsin, 15 şehit varken Akp milletvekilinin oğluna stadyumda düğün yaptırabilirsin, askeri üssümüzden bayrağımızı indirtebilirsin, şehit babasını hükümeti eleştirdi diye hapse mahkum ettirebilirsin, gazilerimizin protezlerine haciz gönderebilirsin, şehitlerimizin tabutlarını portakal sandığı gibi kamyonet kasasında taşıtabilirsin, Suriyeli Libyalı Mısırlı yaralıları ambulans uçaklarla getirip, eskortlar eşliğinde özel hastanelerde tedavi ettirirken, kendi gazilerimizi evlerine şehirlerarası otobüslerle gönderebilirsin, otobüs biletlerini gazilerimize ödetebilirsin, bedelli askerliği kışlaya bile uğramadan dekontlu askerlik haline getirebilirsin, ensesi kalınsa canı sağolsun, garibansa vatan sağolsun diyebilirsin, kendi çocuklarına askerlik yaptırmayabilirsin, vatan toprağını terkedebilirsin, Süleyman Şah türbesi'ndeki boş sandukaları sırtlayıp tırıs tırıs kaçabilirsin, Kardak kahramanlarımızı hapse tıkarken Ege adalarımızı Yunanistan'a peşkeş çekebilirsin, memleket topraklarını yabancı ordulara emanet edebilirsin, Adana'ya Hollanda, Gaziantep'e Amerikan, Kahramanmaraş'a Alman patriotları kurdurup, Türk milletini siz koruyun diyebilirsin, kanunu değiştirip şehit ve gazi tanımını silebilirsin, şehidi vazife ölümü, gaziyi vazife malülü yapabilirsin, koğuşta ranzasından düşüp ölenle çatışmada hayatını kaybedeni bir tutabilirsin, 50 defa ameliyat olan, organlarını kaybeden gazilerimizden ilaç katkı payı alabilirsin, CHP milletvekilleriyle tesadüfen denk gelip fotoğraf çektiren gazilerimizi işten attırabilirsin, şehit cenazesinde "teröristleri Habur'da karşılayanlar nerede" diye isyan eden kadını, vay sen bizim hükümetimize nasıl laf söylersin diye bayıltana kadar dövebilirsin, şehit tabutuna dolmuş şoförü gibi kolunu yaslayıp "ne mutlu şehit ailelerine" diyebilirsin, Ecyad Kalesi'ni yıkan bedeviye, hem de 10 Kasım'da devlet şeref madalyası takabilirsin, genelkurmay başkanını kamuflajlı asker kıyafeti giydirilmiş sünnet çocuğu gibi bedevinin yanına oturtabilirsin, 30 Ağustos törenlerini yasaklayabilirsin, Atatürk tarafından kurulan TBMM'den Atatürk'ün mareşal üniformalı tablosunu kaldırtabilirsin, Dolmabahçe Sarayı'nda Atatürk'ün yatağının başucunda saygı nöbeti tutan ve her 10 Kasım'da gözlerinden yaşlar süzülen askerlere bile tahammül etmeyip, yasaklayabilirsin, Kürdistan bayrağını Ankara'da göndere çektirebilirsin, Türkiye'de askerlik çağında 425 bin Suriyeli yaşıyorken, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin mevcudundan daha fazla sayıda eli silah tutacak Suriyeli varken, bunlar plajlarda nargile içip götünü gezdirirken, ceplerine para konurken, Mehmetçik'i Suriye'de şehit ettirebilirsin, devlet kurumlarında ağırlama bedeli olarak milyarlarca liralık pasta kek kurabiye parası harcanırken, askerlerimizin karavanasından böcek çıkartabilirsin, Suriyelilere 30 milyar dolar harcanırken, askerlerimizi merdivenaltı yandaş yemek şirketlerinin bayat tavuklarıyla zehirletebilirsin.

*

"Tanrımıza" dersen olmaz!

*

Din'i dil zannediyorsun ama…

Rabbim de affetmez, Allah da affetmez, Tanrı da!



 
a45UyF587661-171125160421 Oraj Poyraz At 0raj.p0yraz@neomailbox.net 0raj.p0yraz@neomailbox.net
2017/11/25  16:04 1  39  3-ekim-dernegi@googlegroups.com


 

ILK SUC
. . . . . .
Dag bicaklar
Erkenden
Guzelligini
Gecenin

Fazil Husnu DAGLARCA

Anadolu daki Milliyetci hareket bosa gitmeye mahkumdur...

Ingiliz Muhipler Dernegi Baskani,
Adliye Nezareti Mustesari ve yazar Sait Molla - 01.05.1920

Iyi ki Turk Dogmusum

14 Subat 2014

Gectigimiz gunlerde bir milletvekili Ataturk olmasaydi gene olurduk ama isimlerimiz Dimitri olurdu, Yorgo olurdu. dedi.

Konu tartisilirken bir arkadasim gozyaslari icerisinde benim fakirhaneyi ziyaret etti. Aklina takilan bir sey varmis ve onu cok uzuyormus. Soyle sevgili arkadasim, nedir senin sorunun? dedim. Arkadaslarimin sorunlariyla ilgilenmeye bayilirim.

Benim ismim, biliyorsun, Dimitri. dedi. Ataturk olmasaydi herkesin ismi Dimitri, Yorgo olacakti ama Ataturk vardi ve buna ragmen benim ismim neden Dimitri? Ben neden faydalanamadim? dedi ve gozyaslarina boguldu.

Ona bir cay getirdim ve teskin etmeye ugrastim. Bak dedim, herkes Turk olamaz, bu bize dogustan verilmis bir hediye, sen Turk degilsin ve buna uzulmeni anlayabiliyorum, senin yerinde olsam ben de uzulurdum, insan icine cikmazdim, talihime saydirirdim, belki hayatima son vermek isterdim. Ama Turk degilsin diye hepten koyverme. Hayata 1-0 yenik baslamissin, daha cok calis, ne bileyim cok iyi bir curling oyuncusu ol, hayatina bir anlam kat. Benim herhangi bir basariya ihtiyacim yok, Turk dogmusum zaten, anlatabiliyor muyum ama senin cilginlar gibi calisman lazim.

Birbirine yapismis islak kirpiklerinin altindan utanc dolu bir bakis atti. Devam ettim. Inan ki seni anliyorum. Denize dokulmussunuz mesela, bu bir travmadir. Denize dokulmek ne abi ya? Ahahaha. Ozur dilerim, sinirlerim bozuldu. Ama Tanri askina, denize dokulmek ne abi? Nasil basardiniz bunu? Ahahaha. Ay devam edemeyecegim.

Gulme krizini atlatmak icin elimi yuzumu yikayip dondugumde Dimitri yi salondaki Turk bayragini koklayip yuzune surerken buldum. Beni gorunce aniden bayragi elinden birakti. Fena yakalanmisti. Yanina gidip omzundan tuttum.

Gizli gizli Turk bayragini opmen kesinlikle ayiplanacak bir sey degil. dedim. Muhtemelen kendi kendine Onuncu Yil Marsi ni da mirildaniyorsundur. Inan ki imkan olsa ben de senin Turk olmani isterdim. Ama bu mumkun degil, anliyor musun? Mendel kanunlari diye bir sey var. Kanuna karsi gelinmez.

Caylari tazeledim. Icim bir tuhaf olmustu. Dimitri yi hala teselli edememistim. Bak dedim, cayimdan bir yudum alarak, O olmasaydi benim de ismim bugun Dimitri olacakti. Sen Dimitri, ben Dimitri, herkes Dimitri, muthis bir kaos, dusunsene. Allah korumus. Ayrica ben annemden yine dogardim ama babam kimdi bilemezdim. Kastan gozden az cok tahmin ederdim ama kesin sudur diyemezdim. Cunku Soyadi Kanunu diye bir sey olmazdi. Elli tane Mehmet var, hangisi babam nereden bilecegim?

Bir nebze sakinlesmisti. Kalkti ve gitmeye koyuldu. Turk bayragini katlayip Dimitri nin cebine $ikistirdim. Itiraz edecek oldu ama usteledim. Genc adamsin, yaninda dursun. dedim. Ellerime sarildi, opturmedim. Hickira hickira gitti. Dimitri, ismini kesinlikle yazmamami rica etmisti. Ama ismini yazmadan cok anlamsiz olacagi icin yazdim. Ismi Dimitri. Uskudar da oturuyor, gozluklu, saclari onden hafif dokulmus, gorseniz hemen tanirsiniz.

Tarihimizi biliyor muyuz?

Vezir Tonyukuk olmasaydi bugun ismimiz Luo-Jin, Yang-Hai, Feng-Sushi idi.

Alaaddin Keykubat olmasaydi bugun ismimiz Refik Jebbour, Aatif Chachehou, Salma Hayek idi.

Barbaros Hayrettin Pasa olmasaydi yuzmeye Yunan adalarina gitmek zorunda kalirdik.

Cengiz Han olmasaydi ne iyi olurdu.

Baltaci Hasan Pasa olmasaydi Kopruluzade Damat Numan Pasa vardi, o da duzgun bir insandi.

Aslan Yurekli Richard olmasaydi bugun ismimiz Tony, Scott, Michael idi. Adam Hacli seferlerini eline yuzune bulastirdi.

http://beyinsizadam.net/
lukasaluka@gmail.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo






ROBERT FİSK: ABD, ORTA DOĞU'DA BİTTİ; KÜRTLERİ TERK EDECEK

 


ROBERT FİSK: ABD, ORTA DOĞU'DA BİTTİ; KÜRTLERİ TERK EDECEK

The Independent'ın deneyimli Orta Doğu muhabiri Robert Fisk, ABD'nin Orta Doğu'da tamamen etkisizleştiğini savundu. bölgede yolsuzluk ve eşitsizliğin ortadan kaldırılamadığına, artık kimsenin insan haklarından söz etmediğine dikkati çeken Fisk, ABD'nin gelecek aylarda Kürtleri terk edeceğini iddia etti.

25 Kasım 2017

Robert Fisk: ABD, Orta Doğu'da bitti; Kürtleri terk edecek

Gazete Duvar'ın çevirisine göre Fisk, bugün yayımlanan (25 Kasım 2017) makalesinde şu ifadeleri kullandı:

"Bir zamanlar, bırakın bir ABD başkanını, bir ABD dışişleri bakanının bile tek bir açıklaması Ortadoğu çapında telefonları yüksek sesle çaldırırdı. Genelde kötücül olsa da, ABD liderleri yetersiz brifing alsa ve (Washington'da siyasi kariyerleri yok etme gücüne sahip) İsrail'den her zaman korkarak hareket etse bile, Reaganlar, Clintonlar ve Obamalar bölgede sahiden de bir etkiye sahipti. Peki bugün eski Osmanlı İmparatorluğu toprakları boyunca kararları kim veriyor?

"Suudi veliaht prens çocuk gibi"

Putin, Esad, Erdoğan, Sisi, Macron ve Ruhani'ye bakmanız yeterli. Bugün manşetlerde yer tutanlar, bu adamlar. Kâh IŞİD'i ölü veya kaybeden, kâh Suriye'yi 'kurtarılmış', kâh Kürtleri 'terörist' ilan ediyorlar; veya Lübnan Başbakanı Saad Hariri'yi Suudi Arabistan'da rehin tutulduğu evinden kurtarıyorlar (gerçi şu an Hariri'nin gözaltına alınmadığına, aslında istifa etme niyeti olmadığına ya da istifa etmiş olsa da bunu artık istemediğine inanmamız gerekiyor). Ve şaşırtıcı biçimde, Muhammed bin Salman giderek daha da az etkili bir görüntü sergiliyor. O, bizzat savaşmayacağı tek komşusu İran İslam Cumhuriyeti de dahil, komşularını korkutmak için Yemen'i, Esad'ın Suriye'sini, Katar'ı, El Cezire'yi ve hatta zavallı Lübnan'ı yok etme girişimleriyle giderek sinir krizi geçirip oyuncaklarını etrafa atan bir çocuğa benzemeye başlamış bir Körfez Veliaht Prensi.

"İsrail, Hamas'ı desteklediğini unuttu"

Dolayısıyla, ikâmet ettiğim Ortadoğu, muhabirlik yapmak için 40 yıldan uzun süre önce geldiğim yere giderek daha az benziyor. O zamanki ABD 'politikası' sık sık hayalperest olmasına, her zamankinden daha çok dağılmış haldeki bir Sovyetler Birliği tarafından dengelenmesine ve bir dizi diktatöre (bu kişiler arasında dönem dönem Saddam Hüseyin, Hafız Esad, Enver Sedat, Ürdün Kralı Hüseyin, Albay Kaddafi ve Şah İran) destek konusunda sürekli teminatlar verilmesine rağmen gerçekti. Bu, aynı zamanda, Filistin Kurtuluş Örgütü ve Arafat'ın -her birkaç yılda bir ABD veya İsrail tarafından listelere alınıp çıkarılmasına rağmen- 'terörist' sayıldığı bir dönemdi. Esasında bunlar, İsraillilerin -bugün tabii ki yeniden 'terörist' kafesine alınan- o iyi, dostane Hamas hareketini, Arafat'ın Lübnan'daki devletçiğine karşı bir denge kurmak amacıyla Gazze'de yeni camiler açması için teşvik ettiği günlerdi. İsrailliler, bu küçük politikalarını fiilen 'unutmuş' durumda.

Ve o uzak geçmişte kalan günlerde, eskinin 'teröristleri'ni bugünün 'ılımlıları' olarak sunan tarikatların ortaya çıkacağını, hepimizin içine Tanrı korkusu salmak ve etkilerini dünyaya yaymak için el Kaide ve IŞİD gibi tamamen yepyeni bir dehşet ortaya çıkaracağını, hatta bunun Pentagon'daki ahmakları bile 'vahiysel' tanımını yapmak zorunda bırakacağını kim tahmin edebilirdi ki? Ve bugün, IŞİD'in yenilgiye uğratıldığını açıklayan kişinin İran cumhurbaşkanı olması ilginç. 'Görevin tamamlandığını' söyleyen kişi eskiden George W. Bush olurdu.

"Macron, Sisi'ye insan haklarını sormadı"

Ve tabii ki bugün Beşar Esad'ı Soçi'ye davet eden, İran ve Türkiye cumhurbaşkanlarıyla sohbet eden, ordusu hâlâ Suriye'de olan ve Mısır'ın Cumhurbaşkanı/Mareşali Sisi ile iyi bir dostluk kuran kişi Putin. Emmanuel Macron'un da Sisi'yi bu ay Paris'e davet edip, Mısır'da 60 bin siyasi tutuklu olmasına, binlerce kişinin 'kaybolmasına' ve gizemli cinayetler işlenmesine rağmen bir kez bile insan haklarından söz etmemiş olmasını da unutmayın. Evet, Hariri'yi Riyad'daki gösterişli hapishanesinden çekip çıkardığı için de -bu arada, bunu gayet iyi becerdi- Macron'a teşekkür etmeli. Fakat Fransa'nın Ortadoğu'da Rusya'dan daha fazla bir reform kaynağı olacağını da düşünmeyin. Ve eğer Beşar Esad yeniden 'herkesle' müzakere etmekten bahsediyorsa, bunu ancak Putin'le görüştükten ve ona (ve kendisine) Suriye'yi 'kurtardığı' için teşekkür ettikten sonra yaptı.

"ABD Kürtleri terk edecek"

Önümüzdeki aylarda terk edilecek, ihanet edilecek veya unutulacak olan Kürtleri ve hepsi üç harfli kısaltmalardan oluşan tuhaf isimli milisleri destekleyen az sayıdaki Amerikan özel güçleri haricinde, ABD gerçekten de bir Cheshire kedisine dönüştü; bazen gözümüzün önünden tamamen kayboluyor. Belki de geriye sadece Cheshire kedisinin gülümsemesi kalacak. Sanırım Ortadoğu'da tek kelimelik bir adı olan tek silahlı güç de Hizbullah. Ve onlar da 'terörist' listesinde – ama tabii ki Putin'in, Hizbullah'ın müttefiki Beşar'ı desteklediği Moskova'da değil.

"Değişmeyen tek şey adaletsizlik"

Bunca yıldır değişmeyen şey ise Ortadoğu'daki Arap ve Müslüman halkların içinde yaşadığı adaletsizlik, yoksullaştırma, eğitim cehaleti, korku ve aşağılama. Ve ortamı Amerikalılardan devralan 'yeni' liderlerin tek biri bile, Arap dünyasının en büyük hastalığı olan yolsuzluğu, eşitsizliği ve Osmanlı İmparatorluğu'nun çökerken miras bıraktığı aşiret politikalarını ortadan kaldırmak için herhangi bir şey yapmıyor. Hümanizm ilerlemek yerine geriledi ve bölge bağlamında, insan hakları ve sivil haklardan pek söz edilmiyor. Derin devlet diktatörlerini, gaddar polisleri ve generalleri sevmeleri için kendi halklarını bir kez daha çocuk yerine koyan Mısır gibi vakalarda, büyük Arap devrimleri kendi kendilerini tüketti. Belki Suudi Arabistan'da hâlâ bir devrim gerçekleşebilir. Prenslerin birbirlerini kilit altına almaya başlamasının, Krallığın sonunun başlangıcı olabileceğini düşünmüşümdür hep.

"IŞİD'den sonraki canavar ne olacak?"

Fakat Ortadoğu'nun yıkılmış ve enkaza dönmüş çehresinde iyimser olmak için pek az sebep var. Ve, El Kaide'nin, sonra IŞİD'in ve Irak-Suriye çöllerinin yanı sıra Sina'dan Mali'ye Afrika çapında hâlâ varlığını sürdüren kapüşonlu ve bıçaklı, korkutucu adamların, bu umutsuz kederden ortaya çıktığını unutmamalıyız. Ve bir sonraki canavar ne olacak? Bugüne kıyasla, 1970'lerin o görkemli günleri gayet de sakin görünüyor. Neredeyse o eski yolsuz Filistin Kurtuluş Örgütü'nün geri dönmesini isteyebilirsiniz. Öyle ki, bugünlerde bir Chesire kedisine bile yaklaşmayan ciddi Amerikan dış politikasının dönüşü bile rahatlatıcı olabilir. Donanmalar eriyip giderken ve 'dünün ihtişamı Ninova ve Tire'ye benzemişken', [Rudyard] Kipling'in 'Recessional'* adlı şiiri bugün coğrafyaya her zamankinden daha uygun görünüyor."

http://www.yurtgazetesi.com.tr/dunya/robert-fisk-abd-orta-dogu-da-bitti-kurtleri-terk-edecek-h61220.html

 
a45UyF587661-171125151445 Oraj Poyraz At Alpinaasia oraj_poyraz@alpinaasia.com
2017/11/25  16:04 1  39  3-ekim-dernegi@googlegroups.com


 

Insan kolay inanan bir canlidir.
Bir seylere inanmak zorundadir.
Inanmak icin iyi bir sebep bulamadiginda, elindeki kotu sebeplerle yetinir.

Bertrand Russell

Atesin altin ve gumusun paslarini giderdigi gibi, bir muslumanin hastaligi da onun gunahlarini giderir

(Ibn Mace, Tib 18)
Lutfen bundan sonra Muslumanlardan eza, cefa ceken, basina bir musibet gelenler aglayip, zirlamasin.
Cunku baslarina gelen her turlu olumsuzluk onlarin Allahin sevgili kullarindan oldugunu gosteriyor.
Ben demiyorum, hadisler, ayetler boyle soyluyor.

HIROSIMA, NAGAZAKI

Insanligin yuz karasi
Hirosima Nagazaki.
Mezar kentlerdir burasi
Hirosima Nagazaki.
Amerikan vahsetiyle
Gorulmemis dehsetiyle
Korku salan mansetiyle
Hirosima Nagazaki.
Yuz binler yanip eridi
Azrail hizli yurudu
Burada insanlik curudu
Hirosima Nagazaki.
Imparator teslim oldu
Ensesinde bomba buldu
Alevleri hakim kildi
Hirosima Nagazaki.
Kimi yasli kadin kuldu
Sabi subyan olum buldu
Ne cabuk da unutuldu
Hirosima Nagazaki.

Fena vurdu vahsi Bati
Kuruttular cumle otu
Bugun dahi durum kotu
Hirosima Nagazaki.
Yuz binleri yilan soktu
Amerika kina yakti
Merhameti asla yoktu
Hirosima Nagazaki.
Su gibi eridi demir
Insanlar olmustu komur
Yok edildi nice omur
Hirosima Nagazaki.
Yahudiler imal etti
Goz dagi vermeye yetti
Yalniz iki ucak gitti
Hirosima Nagazaki.
Hiddeti yim hatirlattim
Derdime ne dertler kattim
Merhameti ben mi sattim
Hirosima Nagazaki.

ASIK HIDDETI


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo






İSMAİL TOPKAYA : TARIMI KÖYLÜNÜN ELİNDEN ALIRSAN NE OLUR VE NE OLDU?: KASABALAŞMA ÜZERİNE



İSMAİL TOPKAYA : TARIMI KÖYLÜNÜN ELİNDEN ALIRSAN NE OLUR VE NE OLDU?: KASABALAŞMA ÜZERİNE

02/06/2017 Cuma



Önce "Tarımı köylünün elinden almak gerek" şeklinde ifade edilen acımasız ama kapitalist üretim tarzı açısından bir o kadar doğru cümlenin gerçekliğine ilişkin kısa Türkiye değerlendirmesi yapmak gerekirse;

Esasen bu memlekette tarım çok ciddi anlamda köylünün elinde olamamıştır zaten. Bunun için her köylünün topak sahibi olmasından tutun, kooperatifleştirmelerin ve kamusal üretim ve tüketim ağının ve ilişkilerinin düzenlenmiş ve geliştirilmiş olması gerekirdi.

Cumhuriyetin 50'li yıllara kadar dönemindeki yokluk, kuruluş ve bazı sapmalar dışında çok şey yapılmak istendiği bir gerçek.

Ama 40'lar ve özellikle 50'lerden sonra tarımın tamamen köylüden uzaklaştırıldığı, köylünün sadece ucuz ve vasıfsız emek olarak görüldüğü ve değerlendirildiği, küçük topraklarda yapılan tarımsal üretimin ülke ekonomik modeli açısından belirleyici olmadığı, büyük toprak sahiplerinin ve özellikle de tüccarlara/aracılara teslim edildiği bir tarımdan söz etmek gerekir.

Son 15 yıl ise bunun finalidir. Hem de ne final. Tüm tarımsal üretim ve ünlerde dışa bağımlı hale geldiğimiz felakete doğru sonuçlanmak üzere olan bir sonuçlanan bir final.

Şimdi yazının asıl teması ve amacına gelirsek yani "tarımı köylünün elinden alırsak ne olur? Ve ne oldu? Sorularının sosyolojik değerlendirmesine;

Her şeyden önce köylü köylü olmaktan çıkarken, haliyle kentli de olamaz... Çünkü kentli olmak başka özellikler ister. Bizim köylü köylülükten çıkarken kentli olma özellikleri ve becerileri kazanmadığı / kazanmak istemediği ve yeterli donanıma sahip olmadığı için kasabalaşır ve onunla da kalmaz kasabalaştırma sürecinin öznesi haline gelir, dolayısıyla yaşadığı ortamı da kasabalaştırır.

Kasabalaşma kendi bağlamında kabalaşma, mafyöz yapılar kurarak ilişkiler üzerinden "iş üretmeyi" kotarmanın peşine düşer. Kasabalaştırma ise kendi bağlamında üretmeden tüketmeyi, yancılığı, rantiyeciliği ve özellikle satma üzerine kurulu bir ticaret yaşamı ve kültürü oluşturma sonuçlarını üretir.

Bir süre sonra ortada ne köy (tarım, hayvancılık, üretim yapan) ne de kent (sanayi, endüstri, bilişim, teknoloji, aydınlanma, sanat, spor v.b) kalır.

Ortaya "kentlerde köy" ve "köylerde kent" olamayan "kasabalar" ve olamayanların kasabalılığı çıkar. Bunlar küçük, orta, büyük ve devasa kasaba diye aynı nitelikte, farklı nüfusa sahip yerleşim alanları haline gelirler.

Üretim yetenekleri ve becerileri değişen veya getirdikleri veya taşıdıkları yetenek ve becerileri işe yaramayan dolayısıyla da mahkûm hale gelen ama öte yandan da kendinden olmayanı da mahkûm hale getiren toplumsal bir yapı ve bu yapıyı oluşturan bir korkunç büyük güruh ortaya çıkar. Çünkü belirleyici olan üretim ilişkilerinde aldığın rol ve o rolün gerekleridir. Üretim ilişkilerinde bir rolün yoksa belirleyiciliğin de yoktur. Sdece belirleyenlerin demokrasi oyununda seçmen rolü olarak belirlenen "dolgu malzemesi" rolü kalır geriye..

Üretimdeki işlevini, rolünü, değerini ve varlığını yitirenler için yeni değerlere ve kendini işlevsel görecek motivasyonel ögelere ihtiyacı olur. Bu öncelikle inanç yani din üzerinden var olmadır. Bu anlamda dinler ve mezhepler belirleyici olur. Ticaret adı altında birkaç iş kolu ve birkaç hacimli sektör alanı (inşaat, al-sat, zanaat dışı tüketici esnaflık) yaşamın ve ekonomik hayatın devamlılığını sağlayan ekonomik işleyiş haline gelir.

Güce ve güçlü olana tapma derecesinde bağlılık ve aidiyet gelişir. Sadaka ekonomisi hayata geçer. Hazineye bağımlı küçük maaşlar, hayır işleri, vakıflar ve tarikat ilişkileri en üst düzeyde belirleyici olurken ve bir süre sonra hayatın kendisi olmaya başlar.

Özetle köy biterken köylülüğün, kent biterken de emeğin ve dolayısıyla emekçinin dönüşümüne bağlı olarak toplumsal yapı ve karakter değişmeye başlar. İdeolojisi veya tarzı olmayan, ama olanlara tabi hareket eden üretimsizlik ilişkilerinin getirdiği kasabalılık "vur de vuralım, öl de ölelim" biçiminde ağırlıklı olarak milli, dini, mezhepsel temalar ile hareket eden ve etme ihtiyacı duyan postmodern kölelik toplumunu/sınıf deformasyonunu yaratır.

Bu literatür bağlamında lümpen proletaryaya tekabül eden / çağrıştıran "lümpen emekçi sınıfın" oluşumu gibi daha karmaşık ve daha girift toplumsal yapılaşmaya neden olur.

Her şekilde memnun olan, olmak zorunda olduğuna inanan, şükredici, farklılıklara karşı giderek daha acımasız, giderek daha vicdansız, büyümeyi gelişmek sanan, olağanüstü hevesli büyük bir tüccar toplumu ve hiyerarşisi sistemleşerek uygun rejimlere dönüşmenin yolunu da açar.

Tarımı köylüden alıp, köylünü kentlileştiremezsen, kentini de köyünü de geliştirmeyi bir yana bırak, muhafaza dahi edemezsin. Ortaya köy ile kent arası ama ne köy üretim becerisi olan ne de kentsel yaşama uyum sağlayabilen tüketici, edilgen, vasıfsız ve vasat bir kitlesellik çıkar.

Mutasyona uğramış veya uğratılmış, kendi farkındalığı peşinde olmayan mücadele etmek yerine uyuşturulmuş toplumsal bir sınıf karakteri ortaya çıkar. Emekçi ve işçi hareketliliğinin durağanlaşması ve etkisizleşmesindeki nedensellik işte bu tarımı elinden alınmışların oluşturduğu "yeni emekçi sınıf" karakteridir. "İşçi sınıfı" üzerindeki sınıf kimliği ve kişiliği erozyonu sadece sendikal yapıların çürümüşlüğü değil, üretim biçimlerinin değişmesine paralel, üretim ilişkilerinde yeniden şekillendirilen emekçilerin kasabalaştırılmış olmasıdır. Sınıf mücadelesi ne kadar zayıflarsa toplumsal yaşama ilişkin çürümüşlük o kadar artar. Çürümeye karşı sınıf bilinci, mücadelesi ve bakış açısını canlı tutmak bir zorunluluktur. Ancak toplumsal sınıf karakterini korumak sadece bilgi, arzu ve yazıp söylemekle olacak bir şey de değildir. Bunun için gereken şey "emekçi sınıf" üzerinden yeni mücadele alanları açmak ve yaşamı tutabilecek denli farkındalık oluşturacak deneyimler örgütlemek ve örgütlenen bu deneyimleri örgüt haline getirmektir. Güçler bir araya gelerek örgütlenilmiyor çünkü. Bir araya gelerek/getirilerek örgütlü bir güç olunuyor.

http://haber.sol.org.tr/blog/serbest-kursu/ismail-topkaya/tarimi-koylunun-elinden-alirsan-ne-olur-ve-ne-oldu-kasabalasma

 


a45UyF587661-170602125700 Oraj Poyraz oraj.poyraz@openmail.cc
2017/06/02  13:27 2  65  alelma@yahoogroups.com


 

Et catera
Ve diger seyler(etc.diye kisaltilir.)

Latin Atasozu

ALLAH SONSUZ MERHAMET VE BAGISLAMA SAHiBiDiR.
***
ZARIYAT 13 : Ateste kivrandirarak yakar.
VAKIA.52 : Yakarak cezalandirmak ona yetmez ; ustune bir de zehirli zakkum yedirir.
GASIA .6 Sonra kuru diken yedirir, cali yedirir.
IBRAHIM.16 : Ofkesini Kontrol edemez ; ustune bir de irinli su icirir.
MUMIN.72 Rad 5 : Boynuna zincirli demir halka baglayarak seni yerde surukler.
HACC 19 : Kafana kaynar su doker
MUHAMMED 15 ve VAKIA 54 : Kafana dokmekle yetinmez, kaynar suyu ,icirererek bagirsaklarini parcalar.
TEVBE 35 : Kizgin demirler, alnini bogrunu sirtini daglar.
NISA 56 : Butun bunlari yaptiktan sonra yine ofkesini alamaz ve daha cok aci cekesin diye, derilerini tazeleyip tekrar tekrar yakar.

Hirkasidir diye bir palaspareyi hilafet alameti ve imtiyazi olarak altin sandiklara koydular halife oldular.
Gah sarka, cenuba, gah garba veya her tarafa saldira saldira Turk Milletini Allah icin, peygamber icin, topraklarini, menfaatlerini benligini unutturacak, Allah a mutevekkil kilacak derin bir gaflet ve yorgunluk besiginde uyuttular

ATATURK, 1931, Lise icin yazdigi Medeni Bilgiler kitabi


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/

BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo