30 Nisan 2016 Cumartesi

Karikaturler ve acitan sozler....



a45UyF587661-160311104337 Oraj Poyraz At Neomailbox cimcime@neomailbox.net
2016/04/30  10:00 1  39  undefined undefined 1923atamizindeyiz@googlegroups.com

Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







Cazim GÜRBÜZ : Sinek tersinden nane yaprağı ve...

Yaaa işte İslam bilimi böyle bir şeydir.

İslam ahlakı, İslam hukuku, İslam tıbbı, İslam adaleti, İslam ekonomisi, İslam şusu, İslam busu, artık aklınıza ne gelirse İslam adına söylenebilecek neler varsa hep böyledir.

Deney, gözlem, ispat, kanıt, yöntem, yol, yordam, kayıt ve bunun gibi şeyler yok.

Herşey keyfi, canın nasıl isterse, içinden nasıl gelirse, nasıl hoşuna giderse, temel yöntem budur.

Saygılar Oraj POYRAZ L2fSIJNoA0xfSNxA.


Cazim GÜRBÜZ : Sinek tersinden nane yaprağı ve...

30.04.2016 cazimgurbuz@yahoo.com

Osmanlı Padişahı, hemi de Tanzimatçı ve de yenilikçi II.Mahmut'un hekimbaşısı Behçet Efendi'nin 1862 yılında yazdığı "Hezar Esrar" adlı bir tıp kitabı var.

Aşağıya aldığım saçmalıklar bu kitapta bir tamam yazılı:

Sinek tersinden nane yaprağı nasıl yetiştirilir?

El-cevap:

Sinek tersine bulanmış bir ip, toprağa dikilirse o ip nane yaprakları verir.

Gülmeyin.

Demek ki adam denemiş, siz de deneyin belki naneyi elde edersiniz.

Devam edelim mi?

Tamam.

Bakınız, Behçet Efendi Hazretleri, dolu'nun çaresini bulmuş.

Okuyunuz:

Timsah ya da maymun derisi alınır, bir köyün bir yerine asılırsa, bu köye dolu düşmez.

Yahu ruhunu mu çağırsak ne etsek, Behçet Efendi, depremin de çaresini biliyordur, mesela eşek derisi iyi gelir mi acaba, fay hatlarını bir ayarda tutar bakarsın.

Hadi bir tane daha yazalım.

Behçet Efendi, nihayet tıpa gelmiş.

Ve nasırın ilacını beyan eylemiş:

Nasırlı bir adam hilâli gökte ilk görüşünde "Ay gördüm ay gibi, nasırım oldu yağ gibi" diye üç kez tekrar eder, sonra da salavat parmağını tükürükleyip nasırın üzerine sürerse o nasırdan eser kalmaz.

Yalancının nasırına basayım mı?

Basmamışlar o devirde adam Osmanlı sarayında bu zırvalarla hekimbaşılık yapmış, sözüm ona şifa dağıtmış.

Geçenlerde "Osmanlı'da Hoca Nüfuzu" başlıklı bir yazı yazdım.

Birisi yorum yapmış diyor ki "Kemalist misin nesin, niye Osmanlı düşmanlığı yapıyorsun?

"Kemalistler orada dursunlar, biz soralım:

Türk Milliyetçileri ne yapar?

Söz gelimi yukarıdaki utanç verici saçmalıkların üstünü mü örter kimse görmesin diye?

Kafaya bakın hele!

Bu kafaların yeri Türk Milliyetçilerinin yanı değildir, Osmanlı Ocaklarına gitsinler.

Neyse...

Fırça faslına son verelim de sevgili okurlar, devam edelim yukarıya yazdığım eğlenceli saçmalıklara...

Kayserili Mehemmed Sadık Efendi'nin nefesinden başlayalım.

Aşağıya metnini aldığım ilan 1878 yılında Vakit Gazetesinde yayınlanmış.

Bakın ne diyor:

"Sara illeti, kara sevda, ağırlık, gaflet, evham, sarılık, sıtma, kulunç, baş, göz, kulak ağrıları, yürek çarpması vesair illetlerin envanına (her türüne);

Kayseri'de medfun ve meşhur meşahihi ecille-i kiramdan Şeyh Taceddin-i Veli kaddes Allahü sırrehu sülale-i tahirelerinden Mehemmet Sadık Efendi okumaktadır.

Mumaileyhin (adı geçenin) nefesi mücerreptir (denenmiştir).

Kendisi Mahmut Paşa'yı Veli Cami-i Şerifinin avlusunda 14 numaralı dükkânda bulunmaktadır."

Yaa böyle işte...

Nefese bak nefese...

Şimdi öyle nefesler ne arıyor...

Nefesten anıta geçelim.

Mustafa Reşit Paşa, Gülhane Hatt-ı Hümayunu'nu okuduğu yere "Meydan-ı Adalet" adının verilmesini ve oraya bir anıt dikilmesini ister.

O ister ama yobaz takımı istemez.

Padişaha giderler etki altına alırlar, bu konuda verilmiş Bakanlar Kurulu kararını onaylattırmazlar.

Böylece Beyazıt Meydanı "gâvur olmaktan" kurtulur.

Karatahta ile bitirelim.

Tanzimat'ın ilanından sonra açılan modern okullarda sınıflara kara tahtalar konur.

Malûm zihniyet hemen başkaldırır:

-İstemezük!

-Niye istemiyorsunuz?

-Kara tahta kâfir işidir de ondan!

Bu küflü kafaların "Kâfir" diye karşı çıktığı karatahtaları Müslüman yapmak için çareler ararlar ve bulurlar da.

Mekke'ye gönderilir tüm kara tahtalar, "Hacı" ve "Müslüman" yapılır.

Böylece artık Müslüman olan kara tahtalar okullara sokulabilir.



- Cazim GÜRBÜZ

 
a45UyF587661-160430094829 Oraj Poyraz cimcime@neomailbox.net
2016/04/30  10:00 1  39  1923atamizindeyiz@googlegroups.com


 


Korkuyu bilen, ama onu yenende vardir yurek; ucurumu goren, ama gururla bakanda.
Ucurumu goren, ama kartal gozleriyle bakanda, ucurumu kartal penceleriyle kavrayanda vardir yurek.

Friedrich Nietzsche

Muminin gunahlari affoluncaya kadar bela ve hastalik gelir

(Hakim)
Lutfen bundan sonra Muslumanlardan eza, cefa ceken, basina bir musibet gelenler aglayip, zirlamasin.
Cunku baslarina gelen her turlu olumsuzluk onlarin Allahin sevgili kullarindan oldugunu gosteriyor.
Ben demiyorum, hadisler, ayetler boyle soyluyor.

Soylediginiz yalan ne kadar buyuk olursa o kadar etkili olur ve insanlarin o yalana inanmasi da o kadar kolaylasir.

Joseph GOEBBELS
(Hitler in Propaganda Bakani)


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







29 Nisan 2016 Cuma

AKP'nin ekonomi karnesi korkutucu

 


AKP'nin ekonomi karnesi korkutucu

CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici, AKP'nin 2003-2014 arası dönemini kapsayan araştırmasını Odatv'yle paylaştı...


28.04.2016 21:20 

CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici, AKP'nin 2003-2014 arası dönemini kapsayan araştırmasını Odatv'yle paylaştı.

Aynı zamanda ekonomist olan Kesici'nin araştırmasına göre Erdoğan'ın Türkiye'yi dünyanın en büyük 10 ekonomisi yapma hayalinin de gerçekçi olmadığını ortaya koydu. Çünkü araştırmaya göre Türkiye, dünyanın en kötü 15 ekonomisi arasında 9. sırada bulunurken, AKP iktidarı döneminde Türkiye'nin büyüme oranı da Cumhuriyet dönemi iktidarları arasındaki en düşük oranı yakalamış durumda.

Öyle ki AKP'nin ve Erdoğan'ın her fırsatta "karneyle alışveriş yapılan dönem" olarak tanımladığı koalisyon döneminin de dahil olduğu 2002'ye kadar olan 57 yıllık büyüme ortalaması 5.1 iken 2003-2015 arası 13 yıllık büyüme ortalaması 4.7'de kaldı.

Kesici'nin araştırmasına göre kişi başına milli gelirin son 10 yılda ufak farklar dışında hiç değişmediği görülüyor.

Araştırmanın en çarpıcı bölümü ise Türkiye'nin AKP iktidarı dönemi boyunca aldığı borçlar...

Rakamlara göre 2002'de 107 milyar dolar olan toplam borç miktarı, 2015'te 405 milyar dolara çıkmış durumda. Borç rakamlarında çarpıcı fark ise hane halkı borcu araştırmasında ortaya çıkıyor. Araştırmaya göre 2002'de sadece 4 milyar dolar olan hane halkı borç toplamı 2015'te 155 milyar dolara kadar ulaştı.

İşte İlhan Kesici'nin AKP'nin "ekonomik  istikrarını" gözler önüne seren çarpıcı araştırması...

(Grafikleri büyütmek için üzerine tıklayabilirsiniz)

Odatv.com

 
a45UyF587661-160429095342 Oraj Poyraz At Openmail oraj.poyraz@openmail.cc
2016/04/29  12:00 1  39  1923atamizindeyiz@googlegroups.com


 



--

Cui bono ?
Ne cikarla?
(Cinayet kime yarar?, Marcus Tullius Cicero, Pro Milone, 12.32)

Latince Atasozleri

Ibni Abbas radiyallahu anh anlatiyor :
Peygamber aleyhisselam zamaninda gunes tutulmustu. Allah in Resulu namaz kilip uzun uzun kiyamda kaldi...Bundan sonra Peygamberimiz soyle buyurdu :
— Muhakkak gunes ile ay Allah in ayetlerinden birer ayettir. Hic bir kimsenin olumu ve yasamasi icin tutulmazlar ; su halde tutulduklarini gorunce Allah i zikrediniz.
Insanlar dediler ki :
— Ey Allah in Resulu , durdugun yerde bir sey almaya uzanmis oldugunu , sonra da irkilip geri cekildigini gorduk. Bunun uzerine Peygamber aleyhisselam :
— Kati olarak Cenneti gordum de , bir salkim uzum yakaladim. Koparmaya muvaffak olsaydim , dunya durdugu surece ondan yiyebilecektiniz. Bana Cehennemde gosterildi. Su anda gordugum manzaradan daha kotu hic bir manzara gormedim. Cehennemdekilerin cogunu da kadinlardan gordum, buyurdu.
— Ey Allah in Resulu , ne sebeble onlarin cogu kadinlardandir...diye sordular da , Peygamber ( Aleyhisselam ) :
— Kufurleri sebebiyle , cevabinda bulundu.
— Allah a mi kufrediyorlar...diye yine sordular. Peygamber aleyhisselam :
— Kocalarina ve kendilerine yapilan nimete kufrediyorlar ; onlardan birine dunyayi versen , yahud omru boyunca iyilikte bulunsan , yine senden hoslarina gitmeyen bir sey gorunce , senden hic bir zaman hayir gormedim , derler , buyurdu.

( Buhari - Muslim - Nesei )
Cehennemle ilgili hadis. Sahihmis bilenler denetlesin.

Kure Isiniyorsa Bana Ne?

23 Temmuz 2013

Kuresel isinma var! diye bagirip cagiranlar... Derdiniz nedir? Kure biraz isinsa ne olur sorarim size? Dogalgaz faturamiz yari yariya dusse kotu mu? Buzullar eriyecekmis. Bak sen! Ne faydasini gordun buzullarin? Valla su yasima geldim, ben bir faydasini gormedim. Goren varsa buyursun soylesin. Bilakis insanoglu olarak buzullarin pek cok zararini gorduk. Eskimolara hayati zindan eden, Titanic i batiran bu buzullar degil mi? Yuzlerce masum insan o geminin batmasiyla hayatini kaybetti. Bunlarin ailelerini de hesaba katsan muthis bir rakam cikiyor ortaya. Sebep kim? Buzullar. Kimse bana buzullari savunmasin.

HER SEY BBC NIN ZARARINA! 

Burada kritik soru su: Buzullarin erimesi kimin zararina? Hemen soyleyeyim, buzullarin erimesi sadece her sene buzullarda bir belgesel ceken BBC ye koyar... BBC kimin? Israillilerin. Simdi bir seyler netlesiyor mu?

Kuresel isinmayla ilgili bir Kyoto Protokolu nden bahsediliyor. Internette ufak bir arastirma yaptim. Ve sonuc: Kyoto, Japonya da bir sehir. II. Dunya Savasi nda Pearl Harbour a saldiranlarin da Japonlar oldugunu hatirlatmama gerek yok sanirim.

Bir de su acidan bakalim: Kure isininca ne olacak? Dev enerji sirketleri, ozellikle dogalgaz deposu Rusya bundan olumsuz etkilenecek. Rusya kimin? Ruslarin. Hala bir seyler netlesmedi mi?

Kutup ayilarinin nesli tukenecekmis. Bir kutup ayisinin hayatimizin hangi asamasinda isimize yaradigini biri anlatabilir mi? Soylari tukenecekse bu onlarin basarisizligi olur. Bizimle alakasi yok. Soyu tukenmeyen nasil tukenmiyor?

Insanoglu mu suclu? Ya insanoglu tabiattaki en yardimsever canlidir ya. Insanlara laf atanin alnini karislarim. Kutup ayilarinin neslinin tukenmesiyle ilgilenen baska bi canli soyleyin? Pandalar mi? Su yilanlari mi? Guldurmeyin beni. Gercekten cok komiksiniz, ornekleriniz bile sacma. Onlarin kendilerine faydasi yok. Kimse kusura bakmasin ama sen bir kutup ayisi olarak neslinin tukenmemesi icin ne yaptin? Kis uykusu adi altinda alti ay afedersin bir tarafini devirip yattin. Yalansa yalan de. Tabiatta milyonlarca cins hayvan var. Ben her hayvanin neslini koruyacaksam benim neslimi kim koruyacak? Fatih in nesliyiz biz. Bizi kim koruyacak? Ote yandan bir kisim medyanin soylari tukeniyor diye bas bagirdigi kutup ayilari hic de oyle zor durumda degiller sanki. Reklamlarda gordugumuz kadariyla kola icip keyif yapiyorlar ve hallerinden gayet memnun gorunuyorlar. Kutup ayilarinin acisindan rant devsirenler kim, asil soru bu.

DINOZORLARI DA MI BIZ YOK ETTIK?

Ayrica adaptasyon denen bir sey var. Buzullar eridi diyelim. Kutupta duramayan kutup ayilari gelsinler soyle Orta Avrupa ya dogru. Basimizin ustunde yerleri var. Bir sicak bir ates basar, iki uc nesil sonra onlar da alisir. Alisan nasil alisiyor?

Her seyde insanoglunu sorumlu tutmak da moda oldu. Vurun abaliya. Yahu insanoglu daha 50 bin yildir falan var. Dunya ise 5 milyar yasinda. Biz yokken her sey daha mi iyiydi? Dunya gulluk gulistanlik bir yer miydi? Iste bundan kuskuluyum. Dinozorlari kim yok etti? Biz mi yok ettik? Neticede tabiatta bir dongu var, herkes birbirini yiyor. Biz insanlar hepinizi yiyoruz. Ve bu cok hosumuza gidiyor.

Ben inaniyorum ki kuresel isinmayi protesto edenler yarin gezegenimiz birazcik daha isindiginda, mesela subat ayinda plaj keyfi yapmanin tadina vardiginda hatasindan donecek ve kandirilmis oldugunun farkina varacak. Asil korkulmasi gereken kuresel isinma degil, icimizde ve disimizda bizi bolmek isteyen unsurlar. Umarim farkina variriz.

http://beyinsizadam.net/
lukasaluka@gmail.com


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







Örsan K. Öymen : İslamcı darbeyi böyle tamamlayacaklar

 


Örsan K. Öymen : İslamcı darbeyi böyle tamamlayacaklar

Halkın büyük çoğunluğunun tepki vermediğini veya korktuğunu gördükleri anda, son darbeyi vuracaklar, İslamcı darbeyi tamamlayacaklar

28.04.2016 21:00

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı makamını işgal eden İsmail Kahraman adlı gerici yobaz, Anayasa'daki laiklik ilkesine karşı çıktı, Anayasa'nın dinden kaçınmaması gerektiğini söyledi, Türkiye Cumhuriyeti rejiminin ve Anayasa'nın temel ilkelerinden birisi olan Laiklik ilkesine meydan okudu!

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın değiştirilmesi bile teklif edilemeyecek olan 2. Maddesi şöyle der: "Türkiye Cumhuriyeti…demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir."

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 24. Maddesi de laiklik ilkesine açıklık getirir: "Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla, her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını, yahut dince kutsal sayılan şeyleri, istismar edemez ve kötüye kullanamaz."

Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Anayasa'nın temel ilkesini savunmakla yükümlü ve sorumlu TBMM Başkanı ise, Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Anayasa'nın temel ilkelerinden birisine savaş açıyor!

ASIL AMAÇ 24. MADDEYİ DEĞİŞTİRMEK

İşin özeti şudur: Laiklik ilkesini fiilen ortadan kaldıran AKP, bu ilkeyi resmen ve hukuken de ortadan kaldırmak için harekete geçti. Amaçları, mümkünse 2. Maddeyi, değilse 24. Maddeyi değiştirmektir! Padişah Erdoğan'ın, Sadrazam Davutoğlu'nun ve Vezir Kahraman'ın ortalığı yatıştırmak için sonradan yaptıkları açıklamaların hiçbir anlamı ve önemi yok. Çünkü Erdoğan da, Davutoğlu da, Kahraman da, laiklik terimini kullanırken, kavramın anlamını ve özünü çarpıtıyorlar.

Laiklik, devlet, siyaset, hukuk ve eğitim işlerinin dinden arındırılması ve bu işlerin dinden arındırılması koşuluyla, dini ibadet ve inanç özgürlüğünün güvence altına alınmasıdır. Laiklik, AKP'nin, Erdoğan'ın, Davutoğlu'nun, Kahraman'ın anladığı gibi, koşulsuz olarak dini ibadet ve inanç özgürlüğünün güvence altına alınması ve devletin tüm dinlere eşit mesafede durması değildir. Laiklik, dine bir sınır çekilmesi, dinin kişisel inanç alanıyla sınırlandırılması anlamına gelir. Laiklik, dindarların dinlerini özel yaşamda, camiide, kilisede ve sinagogda yaşamalarını sağlar; dinlerini devlete, siyasete, hukuka ve eğitim sistemine bulaştırmalarına izin vermez.

Dine bir sınır çekilmesi neden önemlidir? Çünkü demokratik bir ülkede ve devlette tüm vatandaşların belli bir dinin üyesi olmak veya dindar olmak gibi zorunluğu yoktur. Devletin dini olmaz, vatandaşın dini olur veya dini olmaz. Devletin dini olursa, o devletin vatandaşları da zorla o dine ait olmak veya dindar olmak zorunda kalırlar. O nedenle devletin ve o devletin omurgasını oluşturan Anayasa'nın dini olmaz. Demokratik bir ülkede Anayasa laiklik ilkesini içermek zorundadır. Özellikle Türkiye gibi İslamcı faşizmin yükselişte olduğu ülkelerde bu yaşamsal bir önem taşımaktadır.

İSLAMCI DARBEYİ TAMAMLAYACAKLAR

Erdoğan ve Davutoğlu laiklik karşıtı siyasetçiler, AKP laiklik karşıtı bir siyasi partidir. Demokrasiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bu odakların amacı, İslamcı zihniyeti herkese zorla dayatmaktır. Bunu yıllarca görmeyenlerin şimdi hayretlere düşmesi trajiktir. Erdoğan'a ve AKP'ye zamanında tepki vermeyen medya üyelerine, akademisyenlere, siyasetçilere, iş adamlarına ve iş kadınlarına düşen, ömür boyu bu utançla yaşamaktır.

Şu anda Erdoğan ve AKP, yobaz gerici İsmail Kahraman adlı şahıs üzerinden, Laiklik ilkesini tartışma konusu haline getirip, halkın nabzını yokluyor. Amaç halkı alıştıra alıştıra Laiklik ilkesini ortadan kaldırmak. Halkın büyük çoğunluğunun tepki vermediğini veya korktuğunu gördükleri anda, son darbeyi vuracaklar, İslamcı darbeyi tamamlayacaklar.

Teokratik Padişahlık düzenini öngören Anayasa değişikliğini referanduma götürüp, halkı, laik ve anti-laik olarak karpuz gibi ortadan ikiye bölecekler, Türkiye'yi iç savaşa sürükleyecekler. Bir yandan, "Başkanlık" adını verdikleri Padişahlık sistemiyle, fiilen ortadan kaldırdıkları yasama, yürütme ve yargı arasındaki güçler ayrılığı ilkesini resmen ve hukuken ortadan kaldıracaklar, bir yandan da, Laiklik ilkesini ortadan kaldırarak, Orta Çağ'dan kalma teokratik düzeni mezardan diriltecekler.

O nedenle, Anayasa'daki demokratik, laik, hukuk devleti ilkesine inanan tüm vatandaşlar, tepkisiz kalmamalı, Anayasa'nın ve rejimin temel ilkelerine sahip çıkmalıdır. Polis, sivil darbecileri ayakta tutmak için halkın üzerinde baskı kursa ve şiddet uygulasa bile, halk korkmamalı, sivil darbecilere karşı Anayasa'nın temel ilkelerini korumak için, yine Anayasa tarafından güvence altına alınmış olan protesto ve gösteri hakkını kullanmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün makamını işgal eden yobaz gerici İsmail Kahraman istifa edene kadar, halk demokratik tepkisini etkili bir biçimde ortaya koymalıdır.

Çok geç olmadan, halk da artık şunu görmelidir: Korkaklıktan ve uyuşukluktan özgürlük ve adalet çıkmaz. Özgürlük ve adalet mücadelesi sadece ve sadece cesaretle birlikte anlam kazanır ve sonuca ulaşır.

Örsan K. Öymen

Odatv.com



 
a45UyF587661-160429094744 Oraj Poyraz cimcime@neomailbox.net
2016/04/29  12:00 1  39  1923atamizindeyiz@googlegroups.com


 


Si vis amari, ama
Sevilmek istiyorsan once sev.

Latin Atasozu

Turkler kendi gucleri ile adam olamaz.
Ingilizler elimizden tutup bizi kurtaracak.

Yazar Refi Cevat Ulunay -21.05.1919

Halki her zaman atesleyin, asla sogumasina ve dusunmesine izin vermeyin.

Joseph GOEBBELS
(Hitler in Propaganda Bakani)


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







Doğa ve Doğaüstü

 


Doğa ve Doğaüstü

İnançlılarla tartışırken pek çok tartışmanın bu noktada düğümlendiğini farkettim.
Özellikle bilimsel konularda tartışma yapıldığında, inançlı kişi bilimin açıklayamadığını düşündüğü birşeyleri gündeme getiriyor ve birşeyi bilimin açıklayamadığını gösterdiği takdirde her nedense kendi teist tezleriyle ilgili birşeyler kanıtladığını zannediyor.

Pek çok kez, inançlının getirdiği ve bilimin açıklayamadığını iddia ettiği konuda teistin bilimsel bilgilerinde eksiklik gözleniyor.
Yani aslında bilimin güzel bir şekilde açıkladığı pek çok konuyu da teist bilimin açıklayamadığı konu zannediyor.
Bu bazen teistin bilimsel konulardaki bilgi eksikliğinden, bazen yaratılışçı medyanın propagandalarının yol açtığı bilimsel şartlanmalardan, bazen ise merak edilen konunun teknik ayrıntılarının fazlalığından kaynaklanıyor.
Ya da bu faktörlerin birkaçı bir arada bulunabiliyor.
Özellikle evrim ve biyoloji ile ilgili konularda bu durum daha çok dikkat çekiyor.
Çünkü yaratılışçı medyada teistleri kendilerinden emin hissettirecek pek çok çarpıtılmış ve yalan yanlış sunulmuş, içlerinde bilimsel terimler geçen ama kendisi bilimle ilgisiz yazilar ve bilgiler bulunuyor.

Fakat sorun ne olursa olsun, konu ister bilimsel açıklaması olan fakat teistin bunun farkında olmadığı bir konu olsun, isterse gerçekten de bilimin henüz çözemediği bir konu olsun, asıl sorun başka bir noktada toplanıyor.
Sorun, teistin bilimsel açıklaması olmadığını düşündüğü konuları şu veya bu sebeple Tanrı'nın varlığına delil olarak görmesi.
Aslında gördüğü tam olarak bu değil teistin.
Teist sadece, bilimsel açıklaması olmayan şeylerin altında doğaüstü bir faktör görüyor.
Konunun gerçekten de doğal bir açıklaması olup olmadığı meçhul, eğer yoksa ileride bulunup bulunmayacağı meçhul, bulunmasa bile bunun olayın altında doğaüstü bir faktor olduğu anlamına gelip gelmediği meçhul, doğaüstü bir faktörün olaydan sorumlu olduğu farzedilse bile, bu doğaüstü faktörün ne tür birşey olduğu meçhul.
Fakat bu kadar bilinmeyene rağmen, teist yine de, açıklaması olmadığını düşündüğü birşeyin altında kendi dininin Tanrısını bulabiliyor.
Bunun yönlendirilmis ve şartlanmıs bir düşünce şekli olduğu gören için çok açık ama şimdilik bunu gözardı edelim ve ortada bilinmeyen olduğu durumlarda (ki bilinmeyenin gerçekten de varolduğunu farzediyoruz burada, yani teistin cehaletini görmezden geliyoruz ve gercekten de bilimin açıklayamadığı bir konudan bahsettiğimizi farzediyoruz), bu durumun bilinmeyenin altında doğaüstü bir faktör aramayı geçerli kılıp kılmadığına bakalım.

"Naturalizm" (Doğalcılık) ve "Supernaturalism" (Doğaüstücülük)

Bunu incelemek için, önce bir felsefi tanımlama yapmalıyız"Naturalizm" (Doğalcılık) ve "Supernaturalism" (Doğaüstücülük) olarak ifade edilebilecek iki bakış açısı vardır felsefede.
Doğalcılık adından da anlaşılabileceği gibi, her şeyin doğal bir sebebe indirgenebileceğini söyler.
Nesneler, olaylar, hatta değer yargıları gibi soyut şeyler dahi, doğacılık bakış açısına göre doğada varolan gerçekler ve somut varlıklarla etkileşim bağlamında açıklanabilir.
Bunun daha özel bir biçimi olan materyalist naturalizme göre ise madde varolan tek gerçekliktir.
Evrendeki her şey ve tüm kanunlar maddeye indirgenebilir.

Doğaüstücülük ise bunun tam tersi anlaşılabileceği gibi.
Bu bakış açısına göre olaylar, kavramlar ve değerler doğaüstü güç ya da güçlerin veya doğaüstü bir otoritenin varlığını gerektiyor.
İlk bakışta doğal açıklamalar kabul edilebilir, ama derine inildiğinde her şeyin özünde ve temelinde doğaüstü bir güç ve düzen vardır bu bakış açısına göre.

Ayrıca doğaüstücü bakış açısına göre doğaüstünün kabulü temel önkabullerimizin zorunlu bir sonucudur.
Onlara göre dünyaya ilişkin en temel önkabullerimiz, bizi zorunlu olarak doğaüstünün kabulüne götürür.
Naturalistlere göre ise, doğaüstünün kabulü zorunlu önkabullerimiz arasında değildir.

Bu iki bakış açısı arasındaki fark, teistlerle ateistler arasındaki temel farkı oluştuyor bana göre.
Ateistler daha çok naturalist bakış açısını benimsiyorlar.
Doğanın varolan tek şey ve her şey olduğunu düşünüyorlar.
Ve doğayı açıklamak için doğa dışı herhangi bir faktöre gereksinim olmadığını düşünüyorlar.
Teistler ise doğaüstücü bakış açısını benimsiyorlar ve varolan gerçekliğin dışında ve ötesinde, onu kapsayan bir doğaüstü gerçeklik olduğunu ve bu doğaüstü gerçeklik olmadan evrenin açıklanamayacağını düşünüyorlar.

Bu iki bakış açısı birbirine zıt ve bir arada varolamayacak şeyler.
Yani kişi ya birini, ya da diğerini kabul etmek zorunda.
Temel sorun bu iki dünya görüşü arasındaki uyuşmazlıktan kaynaklanıyor.

Peki bu iki bakış açısı arasında bir tercih yapabilir miyiz?
Hangisi gerçeği temsil etmektedir ve bunu nasıl anlayabiliriz?

Önkabuller

Her düşünce ve bu düşünceyi ifade etmek için kurduğumuz her cümle, bazı önkabullerin varlığını gerektirir.
Birine "Buzdolabından bana bir kola getir" dediğinizde, bu ifade birkaç önkabulde bulunmaktadır.
Karşınızda konuştuğunuz bir kişi bulunduğunu, konuştuğunuzda bu kişinin sizi anlayacağını, bu talebinizi yerine getireceğini, bu kişinin bu talebi yerine getirmeye muktedir olduğunu, ortada bir buzdolabı bulunduğunu ve bu buzdolabının içinde kola bulunduğunu farzetmektesiniz böyle bir cümle kurarken.

Felsefi tartışmalar, daha çok kullanılan dilin ve kelimelerin ifade ettiği anlamların analizi üzerine kurulmaktadır artık günümüzde pek çok durumda.
Dolayısıyla, bu işlem önkabullerin analizini gerektirmektedir.
Zorunlu ve zorunlu olmayan önkabuller, bu sebeple çok önemli bir ayrımdır.
Yani hangi önkabuller olmazsa olmaz şeylerdir, hangileri keyfidir.

Zorunlu önkabuller, temel olarak dört tanedir.(Burada zorunludan kasıt, bu önkabullerin kabul edilmemesi durumunda ortaya kendisiyle çelişen bir döngü çıkmasıdır).

1) Mantık kurallarının geçerliliği (Ki bunlar kısaca şu üç kanunla özetlenebilir: 1) A, A'dır, 2) A, non-A değildir, ve 3) A ile non-A bir arada doğru olamaz)

2) Başka zihinlerin varlığı

3) Başka zihinlerle ortak bir kavramsal dünyanın varlığı

4) Bu kavramsal dünyanın değişmezliği (stabilitesi)

Bu önkabuller, ister naturalist, ister supernaturalist olsun, herkesin, tum insanların konuşurken ve iletişim kurarken yaptıkları önkabullerdir.
Bunlar olmadan, zaten fikir iletişimi, hatta düşünce dahi mümkün değildir.

Öyleyse, eğer doğaüstücülerin fikirleri doğruysa, doğaüstü fikri ya bunlardan önce gelmeli, ya da bunlardan doğrudan çıkmalıdır.

Doğaüstü fikrinin bunlardan önce gelmeyeceği açıktır.
Çünkü Tanrı veya herhangi bir doğaüstü kavramı daha tartışmaya, hatta tanımlamaya başlamadan önce yukarıdaki önkabullere sahip olmak gerekmektedir.
Demek ki ilk olasılık geçerli değil.
Öyleyse ikinci olasılığı değerlendirmeli ve doğaüstü fikrinin, bu önkabullerden doğrudan çıkan birşey olup olmadığına bakmalıyız.

Bunu günlük hayattan alınmış bir örnek üzerinde inceleyelim.
Diyelim ki bir Çinli adam var karşımızda.
Kendisi Çin'in orta kesimlerinde bir yerde yetişmiş ve temel matematik ve bilim eğitimi almış olmasına rağmen, kendi ulkesi dışında hiçbirşey bilmiyor.
Bizlerin kültürüne, tarihine, diline yabancı.
En azından bizlerin Çin'e, Çin'in kültürüne, diline ve tarihine olduğumuz kadar yabancı bize.
Bir taoist olarak yetiştirilmiş ve bu yüzden de Tanrı ve Tanrılar fikrine yabancı.

Deneyimizin özü, bu kişiye islamı ve Tanrı inancını öğretmek üzerine kurulu.
Konu, bu kişiye bunları öğretip öğretemeyeceğimiz veya ikna edip edemeyeceğimiz değil, bu kişiye bunları öğretirken neye dayanacağımız yönünde.
Doğal olana mı, doğal olmayan, doğaüstü olana mı?

Nereden başlarsınız?
Bu kişiye ne dersiniz?
Neler anlatırsınız?
Anlattıklarınız doğaya, gözlenebilir ve tecrübe edilebilir olan şeylere mi dayanır, yoksa doğaüstü şeylere mi?
Kuran'ın gerçekten Tanrı sözü olduğuna bu kişiyi nasıl inandırırsınız?

Eğer objektif biçimde duruma bakarsanız, doğalcılığı ve gözlenebilir dünyanın devamlılığını önkabul olarak farzetmek zorunda olduğunuzu göreceksiniz.
İkinizin de dünyada aşağı yukarı aynı temel tecrübelere sahip olduğunuzu farzetmeden kendisine örnek dahi veremeyeceğinizi ve birşey anlatamayacağınızı farkedeceksiniz.
Yani ister istemez doğal olanı öne koymaktasınız, oradan doğal olmayana ulaşmaktasınız.
Durum bunun tersi değildir.

Doğal ve Doğaüstü

Demek ki doğal olmayan, doğalcı bakış açısının savunduğu gibi "ekstra" birşeydir, "fazladan" birşeydir.
Temel dayanak değil, sonradan ortaya çıkan ve dünya görüşüne eklenen birşeydir.
Dolayısıyla da, bu fazladan faktörü hesaba katmadan dünyanın anlaşılıp anlaşılamayacağına bakmak öncelikli ve temel tavırdır.

Kısacası, doğaüstücü kesimin temel tezi, yani doğaüstü fikrinin en temel anlayışımızda ve önkabullerimizde bulunduğu ve beynimize işlenmiş olduğu fikri yanlıştır.
Peki sonradan da olsa, yine de doğaüstü fikrini dünya görüşümüze katmanın bir gerekcesi var mıdır?
Bizi doğaüstü fikrini kabule götürecek başka herhangi bir faktör var mıdır?

Bilindiği gibi, doğaüstü fikri açıklanamayan konularda gündeme getirilir.
Bilinmeyenler inançlının silahı ve dayanağıdır.
Ortada bilinmeyen varsa veya inançlı bilinmeyen olduğunu düşünüyorsa, bunun bir doğaüstü fikrini gerekli ve zorunlu kıldığını düşünür inançlı.

Farzedelim ki tüm gözlem ve açıklama çabalarımıza rağmen ve beynimizin tüm kapasitesini kullanmamıza rağmen, bir olayı açıklayamıyoruz.
Bu ne demektir?
Doğa içinde kalarak ve doğal faktörlere dayanarak bu olayın açıklaması yapılamaz, demek ki doğaüstüne dayanmalıyız mı demektir, yoksa ortada çözemediğimiz bir problem var ve mevcut bakış açımız ve elimizdeki mevcut bilgiler bu problemi çözmeye yetmiyor mu demektir?

Tecrübeden biliyoruz ki, pek çok konuda çözümsüz görünen problemlerle karşılaşırız.
Çocukluktan itibaren hayatımız bu tür tecrübelerle doludur.
Elimize bulmaca şeklinde bir oyuncak verilmiştir çocukken ve ne kadar uğraşırsak uğraşalım çözememişizdir.
Hatta o çocuk aklımızla o bulmacanın çözülemeyeceğine kanaat getirmişizdir.
Ya da kullanmasi karışık bir elektronik alet satın almış ve o kadar kurcalamamıza rağmen kullanmayı başaramamışızdır.
Elimizdeki tüm gözlem ve deney gücümüzü kullanmış, beynimizin tüm kapasitesini kullanmış, fakat yine de aleti kullanmayı başaramamışızdır.
Hatta aletin bozuk olduğuna kanaat getirmişizdir.

Fakat bir de şöyle tecrübelerimiz yok mudur?
Örneğin o aletle ugraşmayı bırakıp, aradan biraz zaman geçtikten sonra aklımıza birden yeni bir fikir gelmesi ve gidip onu denedikten sonra aleti kullanmaya başladığımız veya çözülmez zannettiğimiz bir bulmacayı bir süre sonra çözdüğümüz, baştan hiçbir açıklaması ya da çözümü olmadığını düşündüğümüz ve düşünsel olarak tamamen tıkandığımız bir konuda aradan biraz zaman geçtikten sonra başka alternatifler görmeye başladığımız, hatta sorunun probleme temel yaklaşım şeklimizde olduğunu sonradan keşfettiğimiz durumlar az mıdır hayatta?

Tüm bunları hatırlayıp, çözülmemiş ve açıklaması olmayan bir olaya baktığımızda, o olayın da bu tür birşey olabileceğini farzetmek mi daha mantıklıdır, yoksa bu problemin doğa içinde kalarak çözümü yok, açıklama için doğaüstü faktörleri kullanmamız gerek demek mi daha mantıklıdır?

Bize su anda çözümsüz görünüp de, daha sonra çözümlü görünen olaylar olduğunu bilmemize rağmen, neden her çözümsüz olayla karşılaştığımızda olayın altında doğaüstü faktor arama eğiliminde olalım?
Böyle bir kabule bizi zorlayan ne vardır?
Dikkat edilirse böyle bir kabule bizi zorlayan hiçbirşey yoktur.
Zorlayan degil ama teşvik eden birşey vardır, o da problemin çözümsüz gözükmesidir.
Fakat bir problemin çözümsüz gözükmesinin, gerçekten de çözümsüz olduğu anlamına gelmediğini sayısız örnekten ve tecrübeden biliyoruz.
Buna rağmen pes edip doğaüstüne sarılmak nasıl bir tavırdır ve nasıl bir gerekçedir, bunu bir de bu bakış açısından düşünün.

Ayrıca, dediğimiz gibi, çözümsüz bir problemde doğaüstüne sarılmak bir çözüm değildir, bir pes ediştir.
Çünkü birşeyi doğaüstüyle açıklamak aslında açıklamamaktır.
Sadece açıklıyormuş gibi görünüp kendini kandırmaktır.

Ayrıca, her şeye rağmen yine de farzedelim ki doğaüstü bir açıklama yapmaya karar verdiniz.
Elinizdeki tek veri bu olayın mevcut kosullar altında doğal faktörlere dayanarak açıklanamaması olmasına rağmen, buradan çıkıp da nasıl bir spesifik doğaüstü açıklamaya ulaşabilirsiniz?
Doğaüstü, adı üstünde doğaüstüdür.
O kadar geniş bir olasılık yelpazesini kapsar ve o kadar netlikten uzaktır ki, aslında ortada bir açıklama yoktur.
Doğaüstü bir açıklama yapmak için, daha önceden uydurulmuş, ya da biryerlerden hazır alınmış doğaüstü kavramlara ihtiyaç vardır.
Eğer böyle bir kavram yoksa, yeni birinin icat edilmesi gerekecektir çünkü.
Fakat varsa, dikkat ederseniz bu kavramın seçimi tamamen keyfidir.
Kişinin geleneklerine, düşünce alışkanlıklarına, geçmişine, bildiklerine, bilgi düzeyine, hayat tecrübesine, vs.
dayanır.
O doğaüstü faktor birisi için hayalet, başka biri için cin ya da şeytan, bir başkası için uzaylılar, başka biri için ise Tanrı olabilir.
Ya da bir ilkel kabilede yaşayan bir birey için, kabilenin dışındakı büyük agacın ruhu olabilir.
Bunların hangisidir doğru olan?
Bunların herhangi birini diğerine tercih etmeye bizi itecek ve önyargılardan ve geçmişten gelen şartlanmalardan arınmış, objektif bir yol var mıdır?
Yoksa aslında bunların hepsi keyfi ve uydurma olan seyler midir?

Bir de olaya böyle bakın ve elinizi vicdanınıza koyup söyleyin, doğalcılık mıdır daha mantıklı olan ve tercih edilmesi gereken, yoksa doğaüstücülük mü?

http://pozitifateizm.wordpress.com/2014/08/03/doga-ve-dogaustu/


a45UyF587661-160217165223 Oraj Poyraz At Neomailbox cimcime@neomailbox.net
2016/04/29  10:20 2  65  undefined undefined egemen-turkiye@googlegroups.com

Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/