29 Temmuz 2022 Cuma

YILMAZ ÖZDİL: ERKEKLER ERKEKLERLE EVLENSİN ÖYLE Mİ?

YILMAZ ÖZDİL: ERKEKLER ERKEKLERLE EVLENSİN ÖYLE Mİ?

yozdil@sozcu.com.tr

19 Nisan 2022



İkinci Dünya Savaşı sona erdi.

ABD'nin en büyük savaş gemisi Missouri, İstanbul'a geldi.

Sayın basınımız o zamanlar da yalakaydı.

Missouri'nin gelişi anbean takip ediliyor, vatandaşa duyuruluyordu, "Missouri Cebelitarık'tan geçti, Missouri İtalya açıklarında, Missouri Ege Denizi'nde" filan… Her geçtiği yerden fotoğraflar yayınlanıyordu, gemilerden röportajlar yayınlanıyordu.

Peki, sayın basınımızın o dönemin ilkel şartlarında, Akdeniz'in ortasından fotoğraf çekebilme, röportaj yapabilme imkanı var mıydı?

Elbette yoktu.

Amerikalılar çekiyor, bunlara veriyor, bunlar da yayınlıyordu.

Bugün olduğu gibi, o gün de "sahibinin sesi"ydiler.

Neticede, İstanbul Boğazı'na demirlediler.

Mübarek cuma gününe denk getirmişlerdi.

Hayırlara vesileydi yani!

Çok kısa süre önce elalemin zırhlıları Boğaz'a demirledi diye kurtuluş savaşı başlatan millet… Elalemin zırhlılarını "kurtarıcı" gibi karşıladı.

Sayın ahalimiz el sallamak için Beylerbeyi'nden Üsküdar'a, Beşiktaş'tan Sarayburnu'na kadar bütün sahillerimize yığıldı.

Sevinç çığlıkları atıldı.

Davullar zurnalar çalındı.

Missouri, toplumsal histeriye dönüşmüştü.

Sayın yalaka basınımız, tarihimizde ilk kez İngilizce manşet attı.

Sekiz sütuna "Welcome Missouri" denildi.

Dolmabahçe Sarayı'nın hemen yanındaki Bezmialem Valide Sultan Camisi'nin minareleri arasına "Welcome" mahyası asıldı.

Kız Kulesi'ne "Welcome Missouri" afişi asıldı.

Hereke'de özel halı dokundu, üzerinde İstanbul haritası vardı, Missouri'nin komutanı oramiral Henry Hewitt'e hediye edildi.

Kerhaneye bembeyaz badana yapıldı, duvarlarına "hoşgeldiniz denizciler" yazıldı.

Aman ha, Amerikalı bahriyelilere cinsel hastalık bulaşmasın diye, doktorlar gönderildi, kerhane komple muayeneden geçirildi.

Kerhanede çalışan kadınların göbeklerine "welcome" yazıldı.

Dolarlarını Türk parasına çevirsinler diye, Dolmabahçe'de döviz bürosu açıldı.

Taksim meydanı'na dev boyutlu Missouri fotoğrafı yerleştirildi.

Tekel, Missouri markasıyla sigara üretti.

Ptt, Missouri anısına pul çıkardı.

Amerikan bayraklı uçurtmalar uçuruldu.

İstanbul belediyesi, Beşiktaş'tan Karaköy'e kadar tüm binaları pırıl pırıl boyadı, asfaltı yeniledi.

Sadece Amerikalı bahriyelilere hizmet vermesi için, Dolmabahçe'yle Taksim arasında çalışan, 12 adet belediye otobüsü tahsis edildi.

Otobüsler ücretsizdi.

Sinemalarda, tiyatrolarda 80'er adet koltuk Amerikalılara ayrıldı, sakın bilet parası alınmasın diye sıkı sıkıya tembih edildi.

Rus salatası aniden Amerikan salatası oldu!

Niko ve Aleko adında iki kardeş, Rum vatandaşlarımızdı, İstiklal caddesi'nde, Atlantik ve Pasifik adıyla iki büfe işletiyorlardı, tost, sosis filan, bugünkü tabirle fastfood satıyorlardı.

Uyanık Niko efendi cafcaflı bir tabela hazırladı, "Amerikan salatası 35 kuruş" yazdı, büfesinin camına yerleştirdi, İstanbul kuyruğa girdi!

Kırk yıllık kani, olmuştu yani…

Memlekette ne kadar büfe, birahane, lokanta varsa, hepsi Amerikan salatası'nın üstüne atladı, menülerdeki Rus salatası silindi, Amerikan salatası yazıldı.

★

Eisenhower geldi.

Türkiye Cumhuriyeti'ne resmi ziyaret yapan ilk ABD başkanıydı.

Bizimle hiç alakası olmayan Kore savaşı'na asker göndermemizi pek takdir etmişti, İncirlik'i tahsis etmemizi, Türk topraklarına Amerikan füze rampaları, radar istasyonları kurmamızı pek beğenmişti.

Demokrat Parti'ye teşekkür mahiyetinde ziyarete gelmişti.

Sayın basınımız o zamanlar da haysiyetsizdi.

Eisenhower'ın dünyada en çok Türkiye'ye önem verdiğini, sadece Türkiye'ye geldiğini yazdılar.

Halbuki, İtalya, Fransa, İspanya, Yunanistan, Fas, Tunus, İran, Pakistan, Hindistan, Afganistan turuna çıkmıştı, 11 ülke geziyordu.

Geçerken Türkiye'ye de uğrayacak, sadece bir gece kalacaktı.

Sayın basınımız şöyle manşetler attı…

"Başkanın şeref dolu hayatı"

"Sulhsever lider Eisenhower"

"Hür dünyanın başkanı"

"Evine hoşgeldin başkan"

"Çalışkan başkan Eisenhower"

"Başkanla mühim işler konuşulacak"

"İşte başkanın uçan sarayı"

"Makam uçağı Boeing 707, başkan Eisenhower'ı güneş hızıyla getirecek"

"Yüzbinler coşkuyla karşılayacak"

"Muazzam tezahüratla karşılanacak"

Evet… Utanmaz basınımız kelimesi kelimesine bunları yazdı.

Ankara ve İstanbul radyoları adım adım, naklen yayınladı.

Ankara'nın bulvarlarına, kavşaklarına zafer takları kuruldu, bu zafer taklarına "we like Ike" sloganı yazıldı.

Eisenhower'ın lakabı Ike'ydı.

"I like Ike" sloganı, Eisenhower'ın seçim sloganıydı.

Yani… Başkent Ankara'nın her yerine bu slogan asılarak, Türkiye Cumhuriyeti'nin de Eisenhower'ın seçmeni olduğu ilan ediliyordu!

Ayrıca, bu zafer taklarına gene İngilizce olarak "daima eleleyiz Ike, Türkler senin hakiki dostlarındır Ike" sloganları yazıldı.

Elektrik direklerine Amerikan bayrakları çekildi.

Yol kenarlarına ilkokul öğrencileri sıralandı, hepsinin eline kağıttan Amerikan bayrakları tutuşturuldu.

Eisenhower'ın 60 metrekarelik tuval üzerine devasa boy yağlı boya portresi yaptırıldı, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nin binasına asıldı.

Eisenhower'ın geçeceği güzergaha, bir değil, iki değil, 12 askeri bando yerleştirildi.

Erzurum, Trabzon, Aydın, Silifke, Balıkesir, Gaziantep, Kars ve Bursa'dan gelen halk oyunları ekipleri, güzergah boyunca oynadı.

Ankara, İstanbul, Konya, Erzurum, ABD Başkanı'nı fahri hemşehri ilan etti iyi mi…

Türkiye Muharip Gaziler Derneği, ABD başkanını "fahri üye" yaptı.

Ankara Üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi, siyasi ilimler dalında fahri doktora verdi.

ABD başkanının heyetinde, oğlu, John Eisenhower da vardı.

Binbaşıydı.

Kendisine, ODTÜ mütevelli heyeti başkanlığı teklif edildi!

Neyse ki, efendi adamdı… "Amma iğrenç insanlarsınız birader" demedi, kibarca "kabul edebilmek için yeterli donanımım yok" dedi.

ABD başkanının heyetinde, gelini de vardı.

ABD başkanının gelinine, Ankara Çocuk Sağlığı Derneği'nin şeref üyeliği takdim edildi.

ABD başkanı, Esenboğa'ya indi.

Siyah bir otomobile bindirildi, kortej eşliğinde, motorlu polislerin eskortluğunda şehre getirildi.

Tam şehrin girişinde, kortej durdu.

ABD başkanı siyah otomobilden indirildi, yol kenarlarında bekleyen Türk halkını selamlaması için üstü açık otomobile bindirildi.

O otomobil, Lincoln'dü.

K serisi, cabriolet'ydi.

Siyahtı.

Tavanı bez'di.

Arkaya toplanıp, açılıyordu.

Sadece 45 adet üretilmişti.

12 silindirdi.

Üç ileri, manuel vitesti.

Dört kapılıydı.

Koltukları deri, kahverengiydi.

Sağ ön koltuğu katlanırdı.

1934 modeldi.

Eisenhower bu tören otomobiline bindi, şapkasını sağ eline aldı, kollarını kupa kazanmış futbolcular gibi havaya kaldırdı, Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentinde, alkışlana alkışlana, ayakta tur attı.

Misafir devlet adamından ziyade, şehri fethetmiş muzaffer bir komutan edasındaydı.

O otomobil…

Atatürk'ün otomobiliydi!

23 Nisan, 29 Ekim gibi özel günlerde Atatürk'ün halkı selamlaması için, 1934 yılında, maliye bakanlığı tarafından satın alınmıştı.

Rahmetli olana kadar, sadece Atatürk tarafından kullanılmıştı.

Manevi değeri nedeniyle, 1938'ten sonra İsmet İnönü tarafından kullanılmamıştı.

Atatürk'ün naaşı 1953'te Anıtkabir'e defnedilmiş, bu otomobil de 1958'de yine maliye bakanlığı tarafından Anıtkabir'e devredilmişti.

Ordu donatım tamir fabrikasında onarımı ve bakımı yapılmıştı, müze olarak sergilenmesi için Anıtkabir'de duruyordu.

İşte bu otomobil, 1959'da Anıtkabir'den çıkarıldı.

Türk halkını selamlaması için Eisenhower'ın altına verildi.

Sonra işi bitince tekrar Anıtkabir'e gönderildi.

Türk halkı, cumhuriyet tarihi boyunca o otomobilin üzerinde sadece Mustafa Kemal Atatürk'ü ve ABD başkanını gördü!

★

Amerika Amerika

Türkler dünya durdukça

beraberdir seninle

hürriyet savaşında

Bu bir dostluk şarkısıdır

kardeşliğin yankısıdır

Kore'de olduk kan kardeşi

sönmez bu yangının ateşi

★

Gençlerimiz muhtemelen ilk defa duymuştur ama, yaşı 60'ın üzerinde olanlar bu şarkıyı eminim çok iyi hatırlar.

1950'li yılların pop starı Celal İnce söylüyordu.

Demokrat Parti iktidara gelir gelmez, Amerikan yalakalığı tavan yapmış, Celal İnce'nin bu şarkısı hit olmuştu, marş gibi ezberlenmişti.

Celal İnce ABD'de yaşıyordu, eşi Amerikalıydı, Türkçe yayına başlayan Amerika'nın Sesi Radyosu'nda söylüyordu.

Amerika'nın Sesi Radyosu, bu şarkıyı tek taraflı plastik plaklara onbinlerce adet basmış, dostluğun hediyesi olarak İzmir Fuarı'ndan başlayarak, Türkiye'nin her yerinde "bedava" dağıtmıştı.

Plağın ambalajında New York ve İstanbul'un fotoğrafları vardı.

Ayrıca, Franklin Roosevelt, Thomas Jefferson, George Washington, Patrick Henry, Namık Kemal, Ziya Gökalp ve Atatürk'ün özgürlük konusundaki sözleri yeralıyordu.

Sayın ahalimiz hep bir ağızdan söylüyordu, Amerika Amerika, Türkler dünya durdukça, beraberdir seninle, hürriyet savaşında!

★

Amerikan 6. filosu geldi.

Karaya ayak basan Amerikan bahriyelileri, tam bağımsız Türkiye sloganları atan üniversite öğrencileri tarafından Dolmabahçe'den denize döküldü, "yankee go home" sloganları atıldı.

Derhal dinci basın devreye sokuldu.

"Müslüman Türkiye, komünistlere ölüm" manşetleri atıldı.

Camilerin önünde megafonlarla anonslar yapıldı, "cihada hazır olun, din elden gidiyor" denildi.

Gayet netti…

Amerikan çıkarlarına karşı çıkınca "din elden gidiyor"du!

Güya "bayrağa saygı" mitingi organize ettiler.

Dolmabahçe'deki Bezmialem Valide Sultan Camisi'nde toplandılar, Amerikalıları bile şoke ederek, 6. filoyu "kıble" yaparcasına namaz kıldılar!

★

Obama geldi.

Başkan seçilir seçilmez ilk yurtdışı gezisini Türkiye'ye yapmıştı.

Anıtkabir'e uğrayacak diye Misak-ı Milli kulesine oda parfümü sıkıldı.

Çankaya Köşkü'nde dip köşe temizlik yapıldı; cumhurbaşkanı Abdullah Gül, vişneli yaprak sarması, peynirli suböreği, içliköfte, tava lagos, deniz börülcesi, enginarlı mantı, safran sosu gezdirilmiş limon kremalı fıstıklı baklava, nevzine ve kaymaklı ayva tatlısıyla, corvus teneira ve sarafin cabernet sauvignon şarapları ikram etti.

Tbmm'ye geçen ABD başkanına bizzat Tbmm başkanımız tarafından gümüş tepside çifte kavrulmuş lokum tattırıldı, turkuaz çini tabak hediye edildi.

Normalde meclise pek uğramayan mebuslarımız, iki saat önceden yerlerine oturdu, ABD başkanı girer girmez ayağa fırlayarak dakikalarca alkışladılar, coşkuyla alkışlamaktan avuçları kızardı, çıkışta hatıra fotoğrafı çektirmek için kuyruğa girdiler.

İstanbul'a geçen ABD başkanına Dolmabahçe Sarayı Müsabihan Köşkü'nde sanat musikisi dinletisi sunuldu.

ABD başkanıyla asrın liderimiz elele oturdu, duygulu anlar yaşandı.

ABD başkanı nezaketen müziği dinliyormuş gibi yaptı, şu enstrümanın ismi ne diye sordu, kanun dediler, ağırlama heyetinden biri sırıtarak espri yaptı, kanun ama mecliste çıkardığımız kanunlardan değil dedi, ABD başkanı gülmedi.

Havayı yumuşatmak için ud'la country parça çalmaya başladılar, ABD başkanı daha fazla dayanamadı, kalkalım artık dedi.

Sultanahmet Camisi'ne geçen ABD başkanı, kapıda ayakkabılarını çıkardı, Müslüman aleminin gönlünü fethetti, sayın ahalimizden ağlayanlar oldu.

ABD başkanının çoraplı ayakları akşam ana haber bültenlerinde azz sonra'yla duyuruldu, kapıda çıkardığı ayakkabılarının önden, yandan, yukardan, her açıdan görüntüleri yayınlandı, 45 numaraydı, ayakkabıları mobese kamerasından gösteren televizyon bile oldu.

ABD başkanı Ayasofya'ya girerken, sütunun kenarında oturan sokak kedisinin kafasını okşadı, şırrak, kediyi canlı yayına çıkardılar!

"Gli" isimli mübarek kedinin şaşı olduğu, daha önce Ayasofya'yı ziyaret eden Papa tarafından okşanarak kutsandığı anlaşıldı.

Ntv'ye çıkarılan emekli bir diplomat, ABD başkanının hayvan sevgisini anlattı.

Tophane-i Amire'ye geçerek, üniversite öğrencilerine konuşan ABD başkanı, sanki beş vakit namaz kılıyormuş gibi "ezandan önce bitirelim" dedi, duygu sağanağı yaşandı, ABD başkanının ezana hürmetinden ötürü gözyaşlarına boğulanlar oldu.

Habertürk'e çıkarılan bir ilahiyatçı, Abd başkanlarının namaza olan saygısını anlattı.

Adanalı kebapçılar beş koyun keserek yaptıkları beş metrelik kebabı ABD başkanına ithaf edip, Beyaz Saray'a gönderdi.

Bartınlı ev kadınları, belediye binası önünde basın açıklaması yaparak, ABD başkanının eşi first leydiye tel kırma işlemeli şal postaladı.

Ceyhanlı bir vatandaşımız, haber ajansları aracılığıyla duyurdu, ABD başkanının kızlarına cooker cinsi yavru köpek hediye edeceğini müjdeledi. Ama, Sivas esnafı daha atik davrandı, kangal yavrularının çoktan gönderildiği açıklandı.

Van'ın Gürpınar ilçesine bağlı Çavuştepe köyünde 44'üncü ABD başkanı şerefine 44 kurban kesildi, alınlarına sürüldü, davul zurnayla halay çekildi, Çavuştepe sakinleri adına Cnntürk'e konuşan Abdülkerim Kulaz "her zaman arkasındayız, çocuklarına da bir gözü mavi, bir gözü sarı Van kedisi hediye edeceğiz" dedi.

(O zamanlar Star haber'deydim… Baktık ki, sayın ahalimiz ABD başkanına bayılıyor, ABD başkanının ninesinin Afrika'daki Kogelo köyünden hemşerileri olan ve Kayseri imam hatip lisesinde okuyan Kenyalı öğrencileri canlı yayına çıkardık. Sayın ahalimiz kameranın önüne doluştu, "Türkiye sizinle gurur duyuyor" diye omuzlara aldılar, pastırma yedirdiler, Kenyalı imam hatiplilere gesi bağlarında dolanıyorum'u söylettik, reyting rekoru kırıldı.)

(Ertesi gün… Eşşek yüküyle uydu parası ödedik, harbi harbi Kenya'nın Kogelo köyünden canlı yayın yaptık. ABD başkanının uzaktan teyzesinin görümcesini, halasının bacanağını filan, kolundan yakaladığımızı yayına çıkardık. Dilleri dönmedi, selam diyemediler, salam Türkiye dediler. Yemek pişirdikleri kazanları ters çevirip darbuka yaptılar, bir konser verdiler kardeşim, yıkıldı ortalık.)

Samsunlu yerel sanatçı, üzerine "Mister Obama" kazıttığı kemençeyi ABD büyükelçiliği'ne gönderdi.

Konyalı kunduracı ABD başkanına özel ayakkabı imal etti, seçimi kazanırsa bir çift göndereceğim diye kendi kendime söz vermiştim dedi.

Vezirköprülü el sanatları öğretmeni, ABD başkanının ailesine seccade, yemeni ve Osmanlı yeleği tasarladı.

Beyşehirli balıkçılar, buğulama yapsınlar diye, Air Force One uçağına 6.5 kilo sazan gönderdi. "İyi de bu balıklar yolda kokmaz mı?" diye sorulunca, "bi şeycik olmaz, strafor kutularda buzladık" dediler.

Zonguldaklı emekli işçi, Devrek bastonu kargoladı.

Deri konfeksiyoncuları derneği, ABD başkanına siyah deri ceket yaptırdı, Susurluk kuzu derisinden yapılan ceketin astarı şile bezinden, düğmeleri buffalo boynuzundandı.

Halı ihracatçıları birliği, ABD başkanına özel halı dokuttu, sekiz ayda hazırlandı, düğümleri Bursa ipeğinden yapıldı.

Bir baklava firması, ABD başkanı için özel, kuş üzümlü, fıstıklı, çikolatalı baklava icat etti, "Obama Baklava" ismini Türk Patent Enstitüsü'ne tescil ettirdi, ABD başkanının kaldığı otele gönderdi.

Bir aydınlatma firması, ABD başkanına abajur hediye etti, abajarun ismi "umudun ışığı"ydı, ABD başkanının dünyayı aydınlatmasını sembolize ediyordu.

Vakko, ABD başkanına kadife kumaştan, lale motifli kravat hediye etti, first leydi için de Kanuni Sultan Süleyman tuğralı, Haliç desenli eşarp tasarlandı.

Uzaylı sanatçımız Mustafa Topaloğlu "Hello Obama, hoşgeldin başkanlığa, durdur bu savaşları, bitsin artık gözyaşları, geri getir umutları" şeklindeki klibini yayınladı, hit oldu.

Siirt valisi, ABD başkanına İngilizce tweet attı, "ben Türkiye'de valiyim, sizi seviyorum, hayatınız ve başkanlığınız çok başarılı, sizin gibi olmayı umut ediyorum" diye yazdı.

Akp yağdanlığı yalaka gazetelerimiz "I love Obama" başlıklarıyla çıktı.

★

E, bu zihniyetin gelmiş geçmiş hali buyken…

★

İçişleri bakanımız çıktı, ABD'nin derin planını açıkladı.

"Amerika erkekler erkeklerle evlensin istiyor, ben buna müsamaha etmiyorum" dedi.

★

Vay sinsi Amerikalılar vay…

İçişleri bakanımız olmasa, göt elden gidecek demek ki.

https://www.sozcu.com.tr/2022/yazarlar/yilmaz-ozdil/erkekler-erkeklerle-evlensin-oyle-mi-7082568/

İlhan Selçuk : ŞAŞIP KALIYORUM …



İlhan Selçuk : ŞAŞIP KALIYORUM …

Arap İngiliz'le birleşmiş Türk'ü arkadan vurmuş;

Ermeni Rus'la birleşmiş,
Doğu Anadolu'yu kana bulamış;

Rum Yunan'la, Yunan İngiliz'le birleşmiş,
Batı Anadolu'yu ele geçirmiş.

Ülkenin mahvolmadık, yıkılmadık, yanmadık,
kan dökülmedik, kül olmadık hiçbir yeri kalmamış,

Elde avuçta İstanbul ile İzmir bile yok!..

Anadolu'nun altı yedi milyon nüfuslu en yoksul bölümüyle, yüzde doksan beşi okuma yazma bilmez,

yorgun, yoksul, bitkin, ezik bir halk..
Nasıl kurtulmuşuz?..
Şaşıp kalıyorum...

Yunan'ı nasıl denize döküp hizaya getirmişiz,

İngiliz'i İstanbul'da nasıl çıkarmışız,
dünyanın süper güçleriyle masaya nasıl eşit oturmuşuz?

Yıl 1923
Anadolu'da 10-11 milyon savaş artığı yaşıyor;  aç biilaç,  parasız;

Yüzde 95'i elifi görse mertek sanacak kadar alfabesiz…

 Ne yapacaksın?..
Demokrasi yap!.. Nasıl yapacaksın?..

2000'li yıllarda Nurcu tarikatının ardına
Bu kadar adam takılmışken,

1923'ün yanmış yıkılmış Anadolu'sunda nasıl demokrasi yapacaksın?..

Kalan ne? Yıl 1923
Komşunun komşuyu boğazladığı iç savaşlardan,  Anadolu'yu mezbahaya döndüren dış savaşlardan yeni çıkmışsın.

Fabrikan yok,
İşçin yok,
İş adamın yok,  
Mühendisin yok,
Doktorun yok,
Uzmanın yok,
Tüccarın yok,
Suyun yok,
Barajın yok,
Elektriğin yok,

Kadınların çarşafta çuvala giriyor,
Erkeğin dört karı alıyor,

Yurttaşlik yasası yok,

Üniversiten yok,

Banka yok,

Burjuva yok,

Proletarya yok,

İhracatçı yok,

İthalatçı yok,

Sermayen yok.

Kalkın bakalım...
Nasıl kalkınacaksın?...

Sermayesiz ekonomik kalkınmanın yumurtasız omletten ne farkı var?

Mustafa Kemal kuşağı ne yapmış?...

Yöneticiler devletçiliğe neden ve nasıl sarılmış?..

Türkler bankacılığı nasıl öğrenmiş?..

Merkez Bankası 1930'a değin neden açılamamış?..

Özel sektör nasıl oluşturulmuş?..
Yeni devlet nasıl kurulmuş?..

Çağdaş öğretime nasıl geçilmiş?

1920'de 10-11 milyon nüfusun yüzde 95'i
Alfabesizken savaş artığı bir toplumla,
Okuma yazma seferberliği nasıl açılmış?

Kitaplıklarda kitap yokken,
Ulusal kütüphane nasıl kurulmuş?..

Okullarda tarih kitabı bile yokken tarih nasıl yazılmış?..

Yok olmanın kuyusundan çıkıp var olmanın doruğuna nasıl tırmanılmış?..

Yunanlı ile dostluk nasıl kurulmuş?..

Avrupa'da saygınlık nasıl kazanılmış?..

Şaşıp kalıyorum...

2000'li yılları geçtiğimiz,
Yetmiş milyonluk Türkiye'nin haline bakıyorum...

Hiçbir şeyimiz yokken neler yapmışız?..

Herşeyimiz varken neler yapamıyoruz?..

Bir de bu ortamda,
Mustafa Kemal'e saldıranlara bakıyorum...

Daha çok şaşıp kalıyorum...

--

- - - - - - - - - - - - - - - -

Neden liman diyince
Hatirima direkler gelir
Ve acik deniz diyince yelken
Mart diyince kedi,
Hak diyince isci
Ve neden ihtiyar degirmenci
Allaha inanir dusunmeden
Ve ruzgarli havalarda
Yagmur egri yagar

~Orhan Veli KANIK~

- - - - - - - - - - - - - - - -

"Atomların parçalanmasından elde edilecek bir enerji kaynağının var olabileceğini uman biri, hayal dünyasında geziniyor demektir."

~(1933, Nükleer Santraller ile ilgili olarak, Ernest Rutherford)~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Ansızın Yükseliveren Kişiler Pek Beğenilirler.

Ama Toprağa Hızla Basın Bir Kere, Tozun, Samanların, Tüylerin Yükseldiğini Göreceksiniz.

~HARE~

- - - - - - - - - - - - - - - -

YASARKEN
. . . . . .
Agaclarin daha bu bahcelerde
Butun yemisleri dalda sarkiyor,
Umutlarin mola verdigi yerde
Geceler bir nehir gibi akiyor.
. . . . . .
Baksan bir uzaklik var hangi yana,
Hangi esyaya donsen bos bir ayna;
Varmak istedigim uzak limana
Gemiler beni almadan kalkiyor.
. . . . . .
Gelmedi gun daha calmadi saat,
Daha ucurmuyor beni bu kanat;
Sabirsizlanma, ey kapimdaki at
Gunes daha gozlerimi yakiyor.

~Ahmet Muhip DRANAS~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Her canliya Hak, layik olan cevheri verir;
Tirtil iki dis bulsa eger ormani yerdi.
Sayet kediler haftada bir gun ucabilse,
Dunyada butun sercelerin nesli biterdi.

~Bekir Sidki Erdogan~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Gülten

de gülüm ela bir günde geleceğim
istanbul darmadağın olacak, saçlarım
darmadağın. Hepsi, darmadağın Toparlanacağız, birlikte,
ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm
hem de çelikten toprağını dele dele hayatın De ki: bitmiştir umut, bitmiştir
sevgi, bitmiştir güven
sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır
hasretten-hakikaten-ten değiştiren yüzüm Bekle-
şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak şiirler var, mektuplar var, çocuklar var,
sokaklar var, kediler ölüm yok bize Bekle
artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz
bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak

~Küçük İskender~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Çanakkale Şehitlerine

Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...
O, rûkü olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Vurulmuş temiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilâl uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor
Gökten ecdâd inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın
"Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın.
Herc u merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
"Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

~Mehmet Akif Ersoy~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Ömer Hayyam Bütün Dörtlükler [ 97. - 389 ]

Gönül Bijen i kuyu gibi gam zindanında;
Akıl Sührabı ölmüş derdinin sayvanında;
Dünya Siyavuşunun öcünü almak için
Gam, Rüstemin Turan gibi gönlünü talanda.

- - - - - - - - - - - - - - - -

ÇALINAN SORULAR... TURGAY YILDIZ

https://www.youtube.com/watch?v=TQlCSlN4q24

OrajKalip

- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Özgürlük adam, henüz yeni kurdum.

Siyasi iktidarın sürekli yasakladığı, polisiye önlemler ile gizlemeye çalıştığı şeyleri burada biriktireceğim.

Videolar, resimler, makaleler falan.
:
http://insulaelibertatis.com/

SİNAN MEYDAN: CUMHURİYET BUĞDAYI

SİNAN MEYDAN: CUMHURİYET BUĞDAYI

"Eskiden dışarıdan un ithal ederdik, şimdi dışarıya buğday ihraç ediyoruz" (Son Posta Gazetesi, Cumhuriyet 15. Yıl İlavesi, 29 Ekim 1938)

Türkiye, son yıllardaki yanlış tarım politikaları nedeniyle bu topraklara yetişen pek çok tarım ürünü gibi buğdayı da ithal etmeye başlıyor. "Kendi buğdayımızı dahi yurt dışından temin etmek durumunda kalıyoruz," sözü maalesef gerçek oluyor. (Çağlar Keyder-Zafer Yenal, "Türkiye'nin Büyüyen Tarım Sorunu: İklim Değişikliği ve Devlet", (sarkac.org), 15 Ocak 2022)

Oysa 1923'te Cumhuriyet ilan edilirken buğday ithal eden Türkiye, 15 yılda, 1938'te buğday ihraç etmeye başlamıştı:

OSMANLI'DA BUĞDAY KITLIĞI VE AÇLIK

Tarih boyu Anadolu dünyanın tahıl ambarlarından biri oldu. Selçuklu'dan Osmanlı'ya Türkler Anadolu'da yüzyıllar boyunca ektiler, biçtiler, bu topraklarda kendi kendilerine yettiler.

1596-1607 arasındaki uzun Avusturya ve İran savaşları sırasındaki Celali İsyanları nedeniyle köylünün üçte ikisi köyünü bırakıp "çift bozup" kentlere göç etti. Köylerin terk edilmesiyle tarımsal üretim, özellikle de buğday üretimi azaldı. Buğday üretimi azalınca devlet, Avrupa'ya buğday satışını durdurdu. Buğday darlığı, zaman zaman kıtlığa yol açtı. Osmanlı'da 1494-1503 arasında, 1564'te, 1573-1576 arasında ve 1603'te Anadolu'da kıtlık görüldü. Yeterli buğday bulunamadığı için ekmeğin fiyatı çok yükseldi. Sonunda hububat alım satımı "vesikaya" bağlandı. 1607'de İstanbul'da İngiliz elçisi bile yiyeceği ekmeğin buğdayını ancak vesikayla satın alabildi. Osmanlı tebaası 15 yıl ekmek bulmakta zorlandı, halk açlıkla pençeleşti. (Mustafa Akdağ, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası, s. 42, 43, 89, 421-425) Osmanlı'da son büyük kıtlık 1873-1875 arasında görüldü. Ankara, Kırşehir, Yozgat, Çankırı ve Sivas'ta on binlerce insan açlıktan öldü. 12 Mayıs 1874'te Ankara'dan Basiret Gazetesi'ne gönderilen bir mektupta şöyle denilmekteydi: "Yirmi dört saatte bir defa arpa unundan bir bulamaç içiyoruz. Bu da bitmek üzeredir. Öküz ve diğer hayvanların tamamı telef oldu… Çoluk çocukların ekmek diye feryatlarına tahammül etmek mümkün değildir." 1873-1875 arasında Ankara'nın Keskin kazasındaki 160-170 köydeki 52.000 kişiden 20.000'i açlıktan öldü, 7.000'i başka yerlere göç etti. (Türk Ziraat Tarihine Bir Bakış, İstanbul, 1938, s. 210-213).

Osmanlı'da 16. yüzyıldan itibaren toprak düzeninin bozulması, sürekli savaşlar ve zaman zaman yaşanan kuraklıklar nedeniyle tarımsal üretim azaldı. 19. yüzyıldan beri Batı'nın sadece sanayi ürünleri değil, tarım ürünleri de Türkiye'yi istila etmeye başladı. Osmanlı, 19. yüzyılda buğday, pirinç gibi en temel tarım ürünlerini ithal etti. Örneğin, Osmanlı, 1878-1913 arasında her yıl ortalama net 75 bin ton un, 65 bin ton pirinç ve 10 bin ton buğday ithal etti. Bu ürünler için yabancı ülkelere her yıl net 2 milyon altın liraya yakın para ödendi. Fakat bu ithal tarım ürünleri ancak büyük kentlerin ihtiyacını karşıladı. Osmanlı, Rusya'dan buğday satın aldı.

1914-1918 arasındaki Birinci Dünya Savaşı sırasında, tarımsal nüfusu oluşturan erkeklerin büyük bir bölümünün askere alınması ve savaş sonunda kaybedilen topraklar nedeniyle Osmanlı'da tarımsal üretim iyice azaldı. Genel Seferberlik döneminde 66 milyon dekar olan hububat üretimi 35 milyon dekara düştü. Savaş sırasında hububat üretimi % 40 azaldı. Bu nedenle savaş öncesinde 28-35 para eden buğday, savaş sonuna doğru 1917 başında 80-90 paraya yükseldi. İstanbul'a gelen un azalınca ekmek fiyatları arttı. 12 Ağustos 1914'te İstanbul'da ekmek 60 paraya yükseldi. Devlet ordunun ihtiyacını karşılamak için tüccardaki buğday, koyun, patates, fasulye, nohut, soğan, sadeyağ gibi malların % 25'ine "tekâlifi harbiye" olarak el koydu. Savaşta buğday ve ekmek dışındaki tüketim maddeleri de iyice azaldı. (İlhan Tekeli-Selim İlkin, Cumhuriyetin Harcı, s.6, 11, 13) 1918'de İstanbul'da ekmek sıkıntısı baş gösterdi.

1919-1922 arasında Kurtuluş Savaşı sırasında Anadolu'da buğdaysız, ekmeksiz ve aç kalan insan sayısı hiç de az değildi.

Osmanlı'da Tarımsal Üretimi Artırma Çabaları

Osmanlı'da, Tanzimat döneminin başında, 1838'de, Dışişleri Bakanlığı'na bağlı bir "Ziraat ve Sanayi Meclisi" toplandı. 1840'ta çiftçilere tohumluk dağıtıldı. 1843'te bir "Ziraat Meclisi" daha toplandı. Bu meclis, bazı göçmenleri ziraata yönlendirdi. Çiftçileri yüksek faizden kurtarmanın yollarını aradı. Eyalet, sancak ve kaymakamlıklara birer "ziraat müdürü" ve "müdür yardımcısı" tayin edildi. Tarımsal üretimi artırmak da dâhil çeşitli konularda görüşlerine başvurmak için eyaletlerden murahhaslar çağrıldı. Eyaletlere "imar meclisleri" gönderildi. 1846'da ilk defa "Ziraat Bakanlığı" kuruldu. Hayvan hasatlıklarına karşı bazı tedbirler alındı. 1846'da Ayamama Çiftliği'nde ilk "Ziraat Mektebi" açıldı. 1848'de Fransa'dan baytar ve nalbant; 1849'da da Mektebi Tıbbiyenin Botanik Bahçesi için Viyana'dan bahçıvan getirilmesine karar verildi. 1845'te "Hayvanların Otlatılması ve Bağ ve Bahçelerin Muhafazası Hakkında Nizamname" kabul edildi. 1860'lardan itibaren pamuk tarımına önem verildi. Devlet, pamuk tarımını teşvik için 1862'de bir irade yayınladı. Buna göre üreticilere bazı kolaylıklar sağlandı. 1863'te çiftçilere önemli miktarda pamuk tohumu dağıtıldı. 1866'da Amerika'dan pamuk tohumu getirildi ve çiftçilere dağıtıldı. 1866'da pamuk yetiştiricilerine madalya verilmesine karar verildi. Tanzimat döneminde Osmanlı Devleti, uluslararası sergilerde bazı Türk tarım ürünlerini sergiledi. 1856'da bir "Orman Mektebi" açıldı. 1891'de "Halkalı Ziraat Mektebi" açıldı. Ayrıca 19. yüzyılda çeşitli vilayetlerde de çeşitli ziraat mektepleri açıldı.

Türkiye'de Tanzimat'tan Cumhuriyete kadar tarımsal üretimi artırma çabaları maalesef istenilen sonucu vermedi.

Atatürk, 1923'te Cumhuriyeti ilan ederken Türkiye'de nüfusun % 85'i köylerde yaşıyordu. Halkın temel geçim kaynağı tarımdı. Ancak tarım ilkel yöntemlerle yapılıyor, pek çok arazi ekilmeden öylece boş duruyordu. Çiftçi parasız ve bilgisizdi. Tarımsal üretim çok yetersizdi.

Erken Cumhuriyet Dönemi Tarım Politikaları

Atatürk, "Türkiye'nin gerçek sahibi ve efendisi, gerçek üreticisi olan köylüdür" diyerek yola çıktı.

Atatürk'ün, 8 Nisan 1923 tarihli "9 Umde Beyanname"sinin 3. ve 5. maddeleri tarımla ilgiliydi.

1923'te İzmir İktisat Kongresi'nde tarımla ilgili ilk önemli kararlar alındı.

1924'te "Köy Kanunu" çıkarıldı.

1925'te köylüyü, çiftçiyi ezen "Aşar Vergisi" kaldırıldı.

1929'da "Tarım Kredi Kooperatifleri" kuruldu.

"Ziraat Bankası" çiftçiye en uygun şekilde kredi verecek biçimde yeninden yapılandırıldı.

Tarım eğitimi için yurt dışına öğrenci gönderildi.

Eğitimde başöğretmen olan Atatürk, tarımda da başçiftçi oldu. 1925'te Ankara'da "Atatürk Orman Çiftliği"ni kurdu. Başka yerlerde de başka çiftlikler kurdu. Atatürk'ün örnek çiftliklerinde modern tarım ve ileri hayvancılık teknikleri uygulandı. Ziraat Enstitüsü ve tarım okullarında okuyan öğrenciler buralarda staj yaptı.

1930'da Ankara'da kurulan "Yüksek Ziraat Mektebi," 1933'te ziraat, orman, baytar, ziraat sanatları ve tabiat ilmi adlı 5 bölümden oluşan "Yüksek Ziraat Enstitüsü"ne dönüştürüldü. Bu enstitüye çok sayıda Alman profesör getirildi. 1930'da İstanbul, Bursa, İzmir, Adana'da "Orta Ziraat Okulları" açıldı. 1930'da "Hayvan Sağlık Memurları Okulu", Bursa, Eriklice, Antalya, Diyarbakır'da "İpek Böcekçiliği Okulları" açıldı. Bursa'daki okul 1939'da "İpek Böcekçiliği Enstitüsü" oldu. Osmanlı'dan kalan 3 ziraat okulu iyileştirildi. Bunlara ek olarak Ankara, Kastamonu, Sivas, İzmir, Balıkesir, Bursa, Erzincan, Adana, Erzurum, Çorum'da "Uygulamalı Ziraat Okulları" açıldı. Ankara ve Adana'da da "Tarım Makinist Okulları" açıldı. 1943-1947 arasında 5 "Teknik Ziraat Okulu" ve 2 "Teknik Bahçıvanlık Okulu" açıldı.

Köylüye süne böceğine dayanıklı buğday tohumu, 6 çeşit çeltik tohumu ve pamuk tohumu dağıtıldı. Çiftçiye dağıtılan yabancı tohumlar gümrük vergisinden muaf tutuldu. (Tarih IV, Kemalist Eğitimin Tarih Dersleri, s. 281-282) Önceleri Avrupa'dan, Amerika'dan ve Kıbrıs'tan alınan tohumlar halka dağıtılırken, 1926'dan itibaren "tohum ıslah" çalışmalarına başlandı.

1926-1948 arasında İstanbul, Eskişehir, Adapazarı, Ankara, Kayseri, Antalya, Erzurum, Samsun'da "Tohum Islah İstasyonları"; Ordu, Çorum, Erzurum ve Atatürk'ün örnek çiftliklerinde "Deneme Tarlaları"; İstanbul, Adapazarı, Eskişehir, Ankara, Antalya, Samsun, Erzurum'da "Tohum Üretme Çiftlikleri" kuruldu. (Tekeli-İlkin, s. 300)

1928'deki büyük kuraklık nedeniyle Cumhuriyeti kuranlar kuru tarıma yöneldi. Atatürk'ün isteği ile Numan Kıraç, kuru tarım eğitimi için ABD'ye gönderildi. Kıraç, 1931'de yurda dönünce Eskişehir'de "Dry Farming Deneme İstasyonu"nu kurdu.

1938'de "Köy ve Ziraat Kongresi" toplandı.

12 Şubat 1937'de "Zirai Kombinalar İdaresi" kuruldu. Atatürk, 11 Temmuz 1937'de örnek çiftliklerini hazineye bağışladı. Bu çiftlikleri yönetmek için 1 Ocak 1938'de "Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu" oluşturuldu. 1938'de "Toprak Mahsulleri Ofisi" kuruldu. 1940'ta Milli Korunma Kanunu'nun çıkarılmasından sonra boş devlet arazilerinde Tarım Bakanlığının devlet adına tarım yapmasına izin verildi. 1 Mart 1950'de "Zirai Kombinalar" ve "Devlet Ziraat İşletmeleri" birleştirilerek "Devlet Üretme Çiftlikleri" kuruldu.

1923-1938 arasında Ankara, Bilecik, Halkalı, Kırklareli, Tekirdağ ve Manisa'da fidanlıklar kuruldu. 1938'de halka 3.022.960 fidan dağıtıldı.

Elma, incir, zeytin, fındık, narenciyeler, fıstık, kayısı üzerince çalışmak için Arifiye, Aydın, Giresun, Antalya, Gaziantep, Malatya ve İzmir'de birer "Meyvecilik İstasyonu"; Kastamonu, Niğde, Ankara, Erzincan, Kütahya, Çanakkale, Alanya, Tarsus, İzmir ve Mersin'de birer "Meyve Fidanlığı" kuruldu.

Yabani zeytin ağaçlarının aşılanması için İzmir, Muğla, Balıkesir, Çanakkale'de birer "Seyyar Zeytin Bakım Teşkilatı" kuruldu. 1939'da "Zeytin Kanunu" çıkarıldı.

Çay fidanı yetiştirmek üzere de Rize'de bir "Çay Fidanlığı" kuruldu.

Erken Cumhuriyet dönemi tarım politikaları oldukça başarılı oldu. 1920-1938 arasında pamuk, tütün, şeker pancarı, üzüm, fındık, incir, zeytin ve buğday üretiminde önemli miktarda artışlar oldu.

1926'da "Islahı Hayvanat Kanunu" kabul edildi. Hayvan hastalıklarıyla mücadele edildi. Bu amaçla 28 adet çeşitli aşı ve serum hazırlandı. Karacabey, Sultansuyu, Konya ve Çukurova haraları; Sivas, İnanlı, Erzurum, Diyarbakır, Adana ve Mahmudiye aygır depoları; Kars, İnanlı inekhaneleri kuruldu. Merinos koyunu yetiştirildi. Bu sayede hayvan varlığında önemli miktarda artış sağlandı.

Cumhuriyetin Buğday Islah Çalışmaları

1928'de Yeşilköy Tohum Islah İstasyonu'nda, İtalya'dan getirilen Mentana buğdayı üzerinde çalışmalar yapıldı.

Tohum Islah Enstitülerinde, Türkiye'de yetişen buğdaylarının sınıflandırması yapılarak verimli ve hastalıklara karşı dayanıklı türler geliştirildi.

Erken Cumhuriyet döneminde Tohum Islah Enstitülerinde buğday varyetelerinin araştırılması sonunda yeni buğday varyeteleri elde edildi. Böylece dünyada o zamana kadar bilinen varyetelere Vulgare'den 113, Compactum'dan 50, Durum'dan 46, Turgidum'dan 19, Polonicum'dan 6, Persicum'dan 1 ve Aegilopides'ten 1 yeni varyete eklendi. Bu araştırmalara kadar dünyada bilinen 270 Vulgare çeşidinin 223'üne Anadolu'da rastlandı. 113 de yeni çeşit bulundu. Bu çalışmalar sayesinde Türkiye de "buğdayın menşei olan ülkeler" arasına katıldı. (Tekeli-İlkin, s. 306-307)

Yeşilköy Tohum Islah İstasyonu'nda 113 nolu sert buğday, 1012 nolu Tesalüp Buğdayı; Adapazarı Tohum Islah İstasyonu'nda Bindane Cumhuriyet Buğdayı, Eskişehir Sazova Tohum Islah İstasyonu'nda A. Numan Kıraç öncülüğünde Makarnalık Sarı Buğday 710, Yumuşak Buğday AK 702, Sert Ak 52 ve Yayla 305 buğdayları; Ankara Tohum Islah İstasyonu'nda 253 nolu sert buğday üretildi. Geliştirilen bu buğday cinsleri, köylünün kullandıklarına göre % 20-30 daha fazla ürün verdi. Kurak yıllarda bu fark % 100'e kadar çıktı. (Ali Turhan Atay, "Türk Tohum Islahının Tarihçesi", Tarım ve Mühendislik, S.78-79, s.46-47; Tekeli-İlkin, s. 307)

1938 yılında gazeteler şöyle yazıyordu: "Eskiden dışarıdan un ithal ederdik, şimdi dışarıya buğday ihraç ediyoruz" (Son Posta, Cumhuriyet 15. Yıl İlavesi, 29 Ekim, 1938, s.6)

https://www.sozcu.com.tr/2022/yazarlar/sinan-meydan/cumhuriyet-bugdayi-7037540/

--

- - - - - - - - - - - - - - - -

Insanlara beklediklerinden fazlasini ver ve bu isi yaparken kibar ol.

~Anonim Nasihat~

- - - - - - - - - - - - - - - -

"Hiçbir hediye alma;
hediye seni körletir ve doğruyu görmeni engeller."

~Lord God~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Acta non verba
Hareket, soz degil. (ABD Ticari Deniz Akademisi mottosu)

~Latin Atasozu~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Accipe Hoc
Bunu al.

~Latince Atasozleri~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Eğer düşman menzil içinde ise sende öylesindir.

MURPHY KANUNLARINDAN
Murphy kanunları ilk olarak 1949 yılında Captain Ed Murphy tarafından "Anything that can go wrong will go wrong" "yanlış gitme olasılığı bulunan bir şey, yanlış gider" olarak emrindeki proje yöneticisi George Nicholsun yarattığı bazı durum ve tersliklerden mülhem olarak vazedilmiştir.
Zaman içinde pek çok kişi benzer terslikleri Murphy kanunu adı altında listeye eklemiş, kurallar anonim bir hal almıştır.
1917 doğumlu Edward A.Murphy Jr.ABD Hava Kuvvetlerinde 1949da roketler üzerine deney yapan mühendislerden biriydi.
İnsan üzerine ivmelenmenin etkilerini inceliyordu (USAF proje MX981).
Deneylerden biri pilot üzerinde 16 değişik noktaya akselometre takılması gerekiyordu.
Sensör bir yapıştırıcı ile ancak iki türlü takılabiliyordu ve birisi 16 sensörün tamamını da yanlış takmayı becerdi.
Bunun üzerine Murphy, daha sonra kanun olarak nitelendirilecek ilk söylemlerini bir basın toplantısında açıkladı.
Bir kaç ay içinde "Murphynin Kanunları" mühendislik sahasında çalışanlar arasında yayıldı ve 1958de de nihayet Websterin sözlüğüne girdi.

- - - - - - - - - - - - - - - -

SOZ

Aynada baska guzelsin,
Yatakta baska;
Aldirma soz olur diye;
Tak takistir,
Sur surustur;
Inadina gel,
Piyasa vakti,
Mahallebiciye.

Soz olurmus,
Olsun;
Dostum degil misin\?

~Orhan Veli Kanik~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Yetim Bahçe

Senin güllerin her yerde açar
Dağda, bayırda, kırda, bozkırda
Bozkır biraz şüpheli ama
Günlerden bir gün açar mı açar
Bozkır dediğin sakar
Senin güllerin her yerde açar
Ya benim güllerim
Sevinen çocuk gözlerinde bir
Bedava iyilik yapanların gözlerinde iki
Bağışlamasını bilen yüreklerin en kuytu yerinde
açar üç
Benim güllerimle senin güllerin el ele
En güzel bahçe
Benim güllerim olmadıkça
Senin bahçelerin yetim, yitik

~Bedri Rahmi Eyüboğlu~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Bilim ve fen nerede ise oradan alacagiz ve ulusun her bireyinin kafasina koyacagi.

~K.Ataturk~

- - - - - - - - - - - - - - - -

Bu dunyada herkes bir sey olmaya calisirken, sen hic ol. Menzilin yokluk olsun.
Insanin comlekten farki olmamali.
Nasil ki comlegi tutan disindaki bicim degil, icindeki bosluk ise, insani ayakta tutanda benlik zanni degil hiclik bilincidir.

~TEBRIZ' LI SEMS~
OrajKalip

- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -

Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur-gundem@googlegroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : 0raj.p0yraz@neomailbox.net  /  oraj.poyraz@openmail.cc
Grup Sayfamiz : https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/
Özgürlük adam, henüz yeni kurdum.

Siyasi iktidarın sürekli yasakladığı, polisiye önlemler ile gizlemeye çalıştığı şeyleri burada biriktireceğim.

Videolar, resimler, makaleler falan.
:
http://insulaelibertatis.com/