- İş Bankası'ndan kurucu intifa senedi açıklaması
- Ekrem İmamoğlu protestolarına jet hızıyla iddianame: Savcı 74 kişi için hapis istiyor
- ABD, madenlere çökme anlaşmasını Ukrayna'ya resmen iletti
- KYK 'de soruşturma tehdidi: "Barınma hakkını sopa olarak kullanmanıza izin vermeyeceğiz"
- Barikatları aşan dayanışma: ODTÜ'den boykot çağrısı
- Bir kuşağın adını koyamadığı isyan: Neoliberal vahşet
- Sağlık meslek gruplarıyla ilgili yeni yönetmelik yayımlandı
- TTB'den hekimlere çağrı: İşkence bulgularını belgeleyin
- Kızıldere'de katledilen devrimciler anıldı: "Kızıldere bir devrimci kardeşlik destanıdır"
- İlkokulda oruç tutma yarışması yapıldı, İlçe Milli Eğitim Müdürü de öğrencilere madalya taktı
- Polis işkenceyi belgeleyen avukatı da darbetti!
- RTÜK'ten Özgür Özel'e NTV yanıtı, kanallara tehdit: 'Bu sözleri yayınlamak suçtur'
- Hesaplama Hızınızı Artıracak 10 Hızlı Zihinsel Matematik Hilesi
- ' Kürdistan' planında yeni aşama – Banu Avar uyardı: Mezopotamya projesi geliyor | Eray Çelebi – Banu Avar
- ABD'de cadı avı Harvard'da: Ortadoğu Araştırmaları Merkezi direktörü Cemal Kafadar "Filistin yanlısı" olduğu için görevden alındı
- Gidecek yeri kalmayanların diyarı
- Yavruvatan'da başörtüsü krizi: "Güney Kıbrıs'ta başörtüsü serbest. Kuzey Kıbrıs'ta yasak"
- Rutin dışı atamalarla 'partizanlaşan yargı'
- Güzel Giden Sohbetin Büyüsünü Anında Bozan 8 İletişim Hatası
- Murat Ağırel: İmamoğlu'na operasyon aceleye geldi
- Boykot listesine Doğuş Grubu da eklendi: 'Dibi görecekler'
- Sansürü görmeyen Altun'dan "boykot" tepkisi: Yerli ve milli medyaya kin güdülüyor
- " Bak şimdi bunu da benden bilecekler"
- JD Vance Grönland'a gidip, Danimarka'yı eleştirdi: "Grönland halkına iyi davranmadınız"
- Beren Saat'ten gözaltılara tepki: Taleplerini dinleyin
- Alman istihbaratından çarpıcı iddia: Rusya, NATO üyesi bir ülkeye Saldırabilir
- BM'den Rümeysa Öztürk'ün ABD'de gözaltına alınmasına tepki
- Pirinç pilavını cam gibi parlatan aşçılık sırrı– Ayrıca tane tane olmasını da sağlıyor
- RTÜK üyesi: Youtube ve Facebook lisans süreçleri yasal dayanaktan yoksun
- İran'dan Trump'ın mektubuna 4 ana başlıkla detaylı cevap
- JD Vance Grönland'a gidip, Danimarka'yı eleştirdi: "Grönland halkına iyi davranmadınız"
=======================
İş Bankası'ndan kurucu intifa senedi açıklaması
İş Bankası, kurucu intifa senetleri üzerinden Atatürk'ün vasiyetnamesinin ihlal edildiği ve vasiyet yararlanıcısı olan kurumların bilerek zarara uğratıldığı yönündeki iddialara dair açıklama yaptı.
Açıklamada "Sosyal medya mecralarında son dönemde Bankamız itibar ve şöhretine kasteden, yatırımcıların karar ve davranışlarını etkilemeye yönelik spekülatif, aynı zamanda sermaye piyasası mevzuatı ve bankacılık mevzuatı tahtında da suç teşkil eden gerçek dışı beyan ve iddialara itibar edilmemelidir." ifadesi yer aldı.
28-Mart-2025 ,
İş Bankası, kurucu intifa senetleri üzerinden Atatürk'ün vasiyetnamesinin ihlal edildiği, vasiyet yararlanıcısı olan kurumların bilerek zarara uğratıldığı ve bankanın hukuka aykırı davrandığı yönündeki iddialara dair açıklama yaptı.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi; "Bankamız Esas Sözleşmesi'nin 22'inci maddesinde düzenlenmekte olan kurucu intifa senetleri hukuken pay senedi mahiyetinde olmayıp intifa senedi niteliğindedir. Kurucu intifa senetleri, hukuken sermayede herhangi bir payı temsil etmemekte, sahibine genel kurula katılma hakkı, oy hakkı gibi pay sahipliği hakları bahşetmemekte, sadece mal varlıksal haklar sağlamaktadır.
Nitekim Bankamız Esas Sözleşmesinin anılan maddesinde kuruluşta çıkarılacak hisse senetlerinden bir defada 100 adet alanlara bir adet kurucu intifa senedi verileceği ifade edilmektedir. Aynı madde, bu hakkın dört milyon sermayeye kadar mevcut olduğunu, sermayenin bundan fazla artırılması halinde kurucu intifa senedi verilmeyeceğini de düzenlemekte olup 1927 yılında sermayenin bu tutara ulaşmasından sonra artık kurucu intifa senedi verilmemiştir.
Bankamızın 31-05-1991 tarihli Olağanüstü Genel Kurulunda o dönemdeki hissedarları tarafından alınan karar ile sermaye artırımına gidilmiş ve yasal mevzuat ile Yüksek Mahkeme içtihatlarına uygun bir şekilde Esas Sözleşmemizin 58 inci maddesinde değişiklik gerçekleştirilerek, kurucu intifa senedi sahiplerine dağıtılacak kar payı ödemeleri "ödenmiş sermayenin 250 Bin TL'lik bölümü" ile sınırlandırılmıştır. Anılan Esas Sözleşme değişikliği tescil de edilmek suretiyle Bankamız açısından hukuken uygulanmakla yükümlü olunan bir hüküm haline gelmiştir. Dolayısıyla ilgili tarihten itibaren yapılan kar dağıtımları, tescil edilmiş bu Esas Sözleşme değişikliği dikkate alınarak, Bankamızın tabi olduğu kanunen yetkili otoritelerin bilgisi ve denetiminde uygulanmıştır.
Kaldı ki kurucu intifa senedi sahipleri sermaye artışına iştirak etmediklerinden artırılmış sermayeden temettü almamaları hakkaniyete de uygun bir işlemdir.
Bankamızın 1991 tarihli Genel Kurulu ve Esas Sözleşme değişikliğinin üzerinden 30 yıldan fazla süre geçmesinden sonra mevcut koşulları ile diğer bir ifade ile kurucu intifa senedinin mahiyetini ve sahibine sağladığı hakların kapsamını bilerek Bankamız kurucu intifa senedi edinen ve birlikte hareket ettiği düşünülen bir takım kimselerce, kar dağıtımına ilişkin anılan Esas Sözleşme maddesine ve uygulanmasına ilişkin olarak bir takım spekülatif iddia ve itirazlar öne sürülmeye başlanmış, öne sürülen bu spekülatif iddia ve itirazlar bu kişiler tarafından açılan haksız davalar ile yargıya taşınmıştır.
"Gerçek dışı beyan ve iddialara itibar edilmemelidir"
Birlikte hareket ettiği düşünülen davacılar, edindikleri kurucu intifa senetleri üzerinden nemalanmak çabasıyla kamuoyunun ilgisini çekme ve taraftar toplama adına herhangi bir maddi ve/veya hukuki temeli de olmayan şekilde Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün vasiyetnamesine yönelik yanıltıcı iddia ve haksız isnatlarda da bulunarak, hemen hemen hepsi aynı içerikte dilekçeler ve taleplerle muhtelif hukuk davaları ikame edilmiş, yanı sıra suç duyurularında da bulunmuşlardır.
Halen devam eden yargı süreçlerinde bugüne kadar verilmiş olan tüm kararlar usul ve yasaya uygun olarak hali hazırda Bankamız lehine olup hukuki süreçlerin tamamlanması beklenmektedir.
Bilindiği üzere Bankamızın da kurucusu olan Yüce Atatürk'ün vasiyeti gereğince Atatürk hisselerine isabet eden temettünün tamamı Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu'na Bankamız tarafından tam ve zamanında ödenmekte olup, Bankamızın tüm süreçteki işlemleri ilgili otoritelerin bilgisi ve denetimi altında gerçekleşmektedir. Keza vasiyetin ihlal edildiği yönünde Bankamız aleyhine yine aynı kişiler tarafından Sulh Hukuk Mahkemeleri nezdinde açılan davalar da kesin olarak reddedilmiştir.
Bu minvalde sosyal medya mecralarında son dönemde Bankamız itibar ve şöhretine kasteden, yatırımcıların karar ve davranışlarını etkilemeye yönelik spekülatif, aynı zamanda sermaye piyasası mevzuatı ve bankacılık mevzuatı tahtında da suç teşkil eden gerçek dışı beyan ve iddialara itibar edilmemelidir.
Bankamız, faaliyetlerini hukuka, yasal mevzuata, ahlaka ve etik değerlere uygun bir şekilde yerine getiren köklü bir kurumdur. Bu tür haber, iddia ve yorumlara itibar edilmemesini, söz konusu yalan, yanlış veya yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, yorum yapan ya da bunları yayan tüm ilgililer hakkında Bankamızca yasal girişimlerde bulunulacağını kamuoyunun bilgisine sunarız."
⦿ https://www.bloomberght.com/is-bankasindan-kurucu-intifa-senedi-aciklamasi-3745156
=======================
Ekrem İmamoğlu protestolarına jet hızıyla iddianame: Savcı 74 kişi için hapis istiyor
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınmasıyla başlayan ve günlerdir devam eden protestolara ilişkin jet hızıyla iddianame hazırlandı. 74 kişiye hapis cezası istendi.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından başlayan protestolara ilişkin savcılık jet hızıyla iddianame hazırladı.
İktidara yakın medya kuruluşları tarafından servis edilen habere göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın iddianamesinde 74 kişi hakkında "Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama" suçundan 6'şar aydan 3'er yıla kadar hapisle cezalandırılmaları talep edildi. Ayrıca kamuoyunda 'siyasi yasak' olarak da bilinen "seçme seçilme hakkından yoksun bırakma"nın da dahil olduğu "belli haklardan yoksun bırakılma" cezası da 74 kişinin tümü için istendi. (Politika Servisi)
=======================
ABD, madenlere çökme anlaşmasını Ukrayna'ya resmen iletti
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, nadir toprak elementleriyle ilgili anlaşma önerisini bugün ABD tarafından resmi olarak aldıklarını bildirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, nadir toprak elementleriyle ilgili anlaşma önerisini bugün ABD tarafından resmen aldıklarını bildirdi.
Zelenskiy, başkent Kiev'de düzenlediği basın toplantısında, ABD tarafıyla imzalanması beklenen anlaşmanın hazırlık sürecine değindi. ABD'nin hazırladığı anlaşma taslağının bugün resmi olarak kendilerine iletildiğini aktaran Zelenskiy, ilgili uzmanların belgeyi inceleyeceklerini söyledi.
Ukrayna devleti için uygun olan anlaşma versiyonuna onay vereceğini ifade eden Zelenskiy, "Eğer bizim için riskli bir durum olursa, elbette ki bunları toplumumuzla bir sır saklamadan paylaşırım" dedi.
AA'nın haberine göre Zelenskiy, "Borçları kabul etmeyeceğiz, bunlar benim için kesinlikle net. En azından şimdilik geçmişten bahsediyoruz. Herhangi bir olasılık, yeni destek paketleri olursa, o zaman ABD muhtemelen belirli koşulları koyabilir" diye konuştu.
Trump'ın savaşının sonlandırılmasına yönelik önerisine göre ABD, Ukrayna'daki madenlerin işletmesini üstlenecek; bunun karşılığında elde edilen gelirlerin yüzde 50'si Ukrayna için kurulacak bir fona devredilecek, ABD ise savaşta Ukrayna için yaptığı "harcamaların" bedelini geri alacak.
Trump'a göre Rusya, ABD'nin yatırım yaptığı bir ülkeye saldırmaya cesaret edemeyecek, bu da Ukrayna'nın güvenliği için yeterli olacak.
"ABD, ateşkesin denetimi için Türkiye ile görüşecek"
Zelenskiy, Karadeniz'de ve enerji altyapılarına yönelik ateşkes sağlanması yönünde geçen günlerde Suudi Arabistan'da varılan anlaşma hakkında da konuştu. Denetim mekanizması isteğini dile getiren Zelenskiy, aksi takdirde ateşkes anlaşmasının işe yaramayacağını söyledi.
ABD'nin önce bu konuyu değerlendirdiğini ifade eden Zelenskiy, "Ardından Suudi Arabistan ve Türkiye'yle, ayrıca bazı Avrupa ülkeleriyle de denetim yapmaya hazır olup olmadıkları konusunda istişarelerde bulunacağını öğrendik" diye konuştu.
Suudi Arabistan'ın, ateşkesin izlemesi için gereken imkanlara sahip olmadığını söyleyen Zelenskiy, "Ama mesela Karadeniz'de güvenliği gözetleyebilecek ülkelerden birinin Türkiye olabileceği mantığını anlıyorum" dedi.
Putin'in "Geçici yönetim atansın" şartına itiraz
Zelenskiy, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, müzakerelerin başlayabilmesi için "geçici yönetim atanması" şartını da değerlendirdi.
Zelenskiy, bunu "savaşı uzatma çabası" olarak niteledi ve "Tek yaptığı, müzakere sürecini ve savaşı sona erdirmek için adım atma olasılığını geciktirmek" dedi.
Zelenskiy, Rusya'da savaşın bitmesinden yana olan muhalefetle de savaşın sona erdirilmesi için görüşmeye hazır olduklarını ifade etti. (Dış Haberler)
⦿ https://www.evrensel.net/haber/548338/abd-madenlere-cokme-anlasmasini-ukraynaya-resmen-iletti
=======================
KYK 'de soruşturma tehdidi: "Barınma hakkını sopa olarak kullanmanıza izin vermeyeceğiz"
Mersin Üniversitesi KYK Kız Yurdu'nda eylem yapan öğrenciler hakkında idari soruşturma açılmasına tepki gösteren Mersin Kadın Platformu, öğrencilerin yurttan atılmakla tehdit edildiğini duyurdu.
Adnan Özyalçıner
Mersin Kadın Platformu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından başlayan protestolarda haklarında yurt yönetimi tarafından soruşturma başlatılan üniversite öğrencileri için Mersin Üniversitesi KYK Kız Öğrenci Yurdu önünde basın açıklaması gerçekleştirdi. Kadınlar burada "Öğrencilere değil katillere barikat", "Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz" ve "Yaşasın kadın dayanışması" sloganları attı.
' Öğrenciler ifadeye zorlandı'
Platform adına açıklamayı yapan Fatma Ardal, son günlerde yaşanan protestoların ardından öğrencilerin yaşadığı baskılara dikkati çekti. Fatma Ardal, "22 Mart Cumartesi gecesi bu yurtta öğrenciler anayasal haklarını kullanarak bu hukuksuzluklara karşı ses çıkardı. Eylem anında polis, bazı kadın öğrencilerin ismini kullanarak hedef gösterdi. Bir kadın öğrenci eylem anında bayıldı. Polisin barikatı buna rağmen açmaması halinde kadın öğrenciler, baygın öğrenciye içeride müdahale ettiler. Öğrenciler anayasal haklarıyla direnirken yurda gelen polis ve yurt müdüresi olayı kriminalize ederek öğrencileri cezalandırmakla, yurttan atmakla ve gözaltıyla tehdit etti. Öğrencilerin görüntüleri polis memurlarının kişisel telefonlarıyla çekildi. Üstelik bu görüntüler de tehdit unsuru olarak kullanıldı" diye belirtti.
' Kadınların sesi olmaya devam edeceğiz'
Yurtta kalan öğrencilerin "tacize varan davranışlarla" ifadeye çağrıldığını belirterek eylemlere katılmayan öğrencilerin dahi ifadeye zorlandığını belirten Fatma Ardal, "Bir kadın öğrenci 'Yurttan çıkarma' ile cezalandırıldı. Diğer katılımcılara idari soruşturma açıldı. Öğrenciler ifadeye çağrılırken adeta taciz edildi. Bir öğrenci banyodayken blok memuru tarafından banyo kapısı açılmaya zorlanarak yurt müdüresinin kendisiyle konuşmak istediği söylendi. Yine günlerdir yurdun önünde TOMA ve Çevik Kuvvet bekletiliyor. Burası cezaevi değil, eğitim alanıdır. Öğrencilerin temel hakkı olan barınma hakkını bir sopa olarak kullanmanıza geçit vermeyeceğiz. Bizleri her yan yana gelişimizde tehdit eden polislere ve KYK yönetimine soruyoruz; Rahatsız edici olan, her gün en az 3 kadının öldürülmesi mi yoksa buna karşı ses çıkarmamız mı? Hukuksuzca gözaltına alınan öğrencilerin-çocukların, gözaltında ve tutuklamada tacize çıplak aramaya maruz bırakılan kadınların sesi olmaya devam edeceğiz" dedi. (MA)
=======================
Barikatları aşan dayanışma: ODTÜ'den boykot çağrısı
29-Mart-2025
"Birbirimizin deneyimlerimlerinden öğrenerek, bu mücadeleyi beraber ilerletebileceğimizi düşünüyor ve gerekliliğini görüyoruz. Üniversiteleri boykota, sınıfı genel grev, direnişe çağırıyoruz"
Adnan Özyalçıner
ODTÜ'de de eylemlilik, Türkiye'nin geri kalanında da olduğu gibi İmamoğlu'nun geceleyin diplomasının iptal edilmesi ve ardından gözaltına alınmasıyla başlayan süreçle başladı. İlk gün 5. Yurt önünden başlayan yürüyüş, okula sığmadı. Güvenpark'a gitmek için okuldan yürüyüşe geçen öğrenciler, Söğütözü'nde polis ile karşılaştı. Şiddetli biber gazı müdahalesiyle karşılaştıktan sonra köprüaltında saatlerce direnilmesine rağmen polis barikatı aşılamadı.
Ertesi gün ise derslerin normal seyrinden sonra ODTÜ'nün A1 kapısına (ODTÜ metro girişi) yürüyüşe geçildi, yine 5. Yurt önünden. A1'e giden yolda ODTÜ'lüler, önce Hacettepe, sonra da Bilkent öğrencileri ile buluştular. A1 kapısına doğru yürürken şiddetli polis müdahalesi başladı. Polis barikatını aşmak için Eskişehir yoluna doğru yürüyen öğrencilerin üzerine önce plastik mermi, sonra gaz kapsülleri, en son da TOMA ile müdahale edildi. Kızılay'dan ODTÜ'yü duyup destek için gelen binlerce Ankaralı ise aynı müdahaleye maruz kaldı. Bu denli sert müdahalenin karşısında ise ODTÜ yolun geri tarafına, C heykeline çekildi ve basın açıklaması okundu. İlk defa, "Şiddet Varsa Boykot Var" dendi; hem ODTÜ hem de tüm Türkiye geneli üniversiteler boykota çağrıldı.
Boykot süreci, daha ilk günden önceki zamanlarda forumlara katılmamış, ortak karar almayı deneyimlememiş sıra arkadaşlarımızın, "Birleşmekten başka şansımız yok" zorunluluğunun kavranmasıyla beraber boykotun örgütleyicileri olma konusunda inisiyatif almalarıyla başladı. Örgütlü baskı ve yasakların üstesinden ancak örgütlü bir mücadelenin gelebileceği kitleler tarafından pratikte hızlıca kavranmıştı.
Ertesi gün ise ODTÜ geneline geniş katılımlı forumlarla başlandı. Yıllardır boykot örgütlemiyor olmanın, ÖTK'ların fiili olarak yasaklanmış olmasının etkileriyle bazı şeyler el yordamıyla halledilmeye çalışılsa da o gün alınan forumlar çok geniş katılımlarla geçti. Mühendislik Fakültesi olarak topluca alınan foruma yüzlerce kişi katıldı, bütün mühendislik bölümlerinden temsilciler seçildi, boykotun mühendislikte nasıl örüleceği konuşuldu. Ardından alınan ODTÜ geneli forumda bundan sonraki süreçte ne yapılacağı konuşuldu. Okulun en büyük amfisinin tamamen dolduğu, yüzlerce kişinin katıldığı bu forum da boykot kararının en net şekilde duyurulduğu alan oldu. Kampüsün ablukası ve polis şiddetiyle biten o akşam, bir sonraki güne şu kararı bırakmıştı: biz sınıflarımızdan başlayarak bölümümüzde, fakültemizde, kampüsümüzde taleplerimizi belirleyeceğiz ve bu talepler etrafında boykotu öreceğiz.
Bölümlerde alınan forumlar, taleplerin çoğu noktada ortaklaştığını da gösterdi bize: gözaltıların serbest bırakılması, ablukanın kaldırılması, nitelikli eğitim, seçilmiş rektör, yeni bir hükümet, ÖTK'ların yeniden kurulması. Peki, öğrencilerin boykotu, bu talepleri karşılatacak şekilde nasıl örülebilir? Bunlar yerellerde nasıl somut planlar haline dönüşebilir? soruları, forumlara katılan ve katılmayan öğrenci gençliğin gündemi, derdi haline geldiği noktada boykotun bu güçlülükte geçmesi de kaçınılmaz oldu. ODTÜ geneli forumdan çıkan boykot kararı, bu yerel forumlarla bu şekilde perçinledi. Gün içerisinde alınan birçok foruma, hafta sonu olmasına rağmen yüzlerce öğrenci katıldı; buna rağmen nasıl daha kalabalık olabiliriz sorusu en acil sorulardan biri olarak karşımıza çıktı.
Pazartesi günü, bölüm buluşmaları, pankart boyamaları, basın açıklamaları ile başladı. Makine Mühendisliği ve Beşeri Bilimler kendi basın açıklamalarını okudular. Ardından bütün bölümler kendi yürüyüşleri, kendi pankartları ve kendi tomaları ile rektörlükte buluştu. Buradaki basın açıklamasının ardından bölümlere geçildi ve forumlar, etkinlikler gün içerisinde devam etti.
Genel grev, genel boykot, genel direniş çağrısı haftanın başından itibaren öğrencilerin ana odağı haline geldi. Çatışmaya gitmenin direnişin tek yolu olmadığı, kendi alanlarımızda boykotu örgütlemenin; bütün Türkiye'yi genel greve, Hayatı Durdurmaya çağırmanın da direnişin önemli bir yönü olduğu forumlarda konuşulan ana konulardan biriydi. ODTÜ'den bu sesin nasıl yükseleceği, öğrenci gençlik olarak işçi hareketinin önderliğini nasıl yapabileceğimizi tartışırken, günlük gazetenin düzenli kullanımı, düzenli çağrılarımız, akademisyenlerimizi mücadeleye katmaktaki ısrarımız ön plana çıktı.
Mimarlık gibi bazı alanlar bir önceki günden kendi ders programlarını belirlemiş, bunu uygulamış olsalar da bazı alanlar daha tecrübesiz yakalandı. El yordamıyla son dakika konulan etkinlikler, forumlar, açık dersler ile boykotun ilk günü okulun her yerinde amfilerin boş, bölümlerin boş, çimlerin, merdivenlerin dolu olduğu bir şekilde geçti. Aynı günün akşamı, 5. Yurt'tan yürüyüşe başlanıldı. Fizik bölümünde herkese açık bir forum alındı. O noktada herhangi bir genç için forumların devamlılığını hem bu süreçte hem de ilerleyen öğrencilik hayatında sağlamanın önemi netti. Beraber karar alabilmenin zorluğu herkes tarafından hissedilse de günler geçtikçe kolaylaşıyor, gençlik hayata çözüm odaklı bir perspektiften bakmayı deneyimledikçe geliştiriyordu.
Ertesi gün, daha tecrübeli, daha boykotçu bir şekilde güne başlandı. Neredeyse tüm bölümlerin günlük net bir planlarının olduğu, insanların bölüme gelmesinin garantiye alındığı bir hat izlendi. İİBF-A'nın "Grev ve Ekonomik Boykot", Biyolojik Bilimlerin "Evrim 101" açık derslerinden tutalım, Fizik bölümünün kantin toplantılarına dolu bir gün geçirildi. Bu açık dersler sadece birer etkinlik olarak değil, önceki forumlarda kararlaştırılan nitelikli eğitim talebini örmenin adımları olarak da inşa ediliyordu: öğrenciler "nasıl bir eğitim istiyoruz?" sorusunun cevabını bulabilmek için, kendilerine gösterebilmek için kendi ders programlarını inşa ediyordu. Özgür, eşit akademinin neye benzeyebileceğini pratikte görerek daha somut, daha güçlü talepler geliştirmelerinin önlerini açıyordu. Ablukanın önceki cumadan beri kesintisiz olarak sürdüğü bu salı günü, ablukaya karşı direnme, yeniden A1'e yürüme kararı alındı. Binlerce kişilik, ucu gözükmeyen bir kalabalık 5. Yurt önünden çıkıp A1'e yürüdü. Polisin müzakere çağırması üzerine beklenirken oturma eylemi başladı. Polisten ablukanın kalkacağı, polislerin geri çekileceği, bunun sabahtan uygulanacağı üzerine söz alındı.
Ancak ertesi sabah polis sözünü tutmadı. Ne tomalar ne polisin geri çekildiği, aksine gün içerisinde giderek daha fazla emniyet aracının kapılara yığıldığı bir gün geçirildi. Aynı önceki gün gibi çarşamba günü de öğrenciler günü daha dolu geçirme konusunda daha tecrübeliydi. Boykotun kendisinin bir ders bırakıp evde oturma süreci olursa anlamını büyük ölçüde yitireceği, günümüzü sınıfımızla beraber, mücadelemizi büyütecek ve taleplerimiz etrafında birleştirecek bir alan olarak ele alınması gerektiği artık genel geçer bir düşünceydi. Akşam, ablukanın kaldırılmaması, verilen sözün tutulmaması üzerine öğrenciler yeniden A1'e yürüdü. Müzakerenin sonuçsuz kalması üzerine polis müdahalesi başladı, 30 sıra arkadaşımız burada işkence ile gözaltına alındı.
Ertesi gün bu şiddete karşı ne yapacağımızı, bu ortamdan kalıcı mekanizmaları nasıl çıkartacağımızı konuşmak için bölümlerimizde toplandık. Bazı bölümlerde Öğrenci Temsilci Kurullarının (ÖTK) kurulması için geçici komiteler seçildi. Akşam ise rektörlük önünde bir basın açıklaması yapıldı. Ardından yapılan açık forumda her bölümün kendi temsilcisi konuşma yaptı, bölümlerinde neler yaptıklarından bahsetti. ÖTK'lerin resmiyette tanınan ve demokratik bir biçimde kurulması, Cinsel Tacizi Önleme Birimlerinin yeniden aktifleştirilmesi birçok bölümün ortak talebi olarak sayıldı. ÖTK'lerin bu süreçte acil bir talep olarak ortaya çıkması, mücadelenin bu kitlesellikte ve örgütlülükte ilerlemesinin kalıcılaştırılması, yükselerek biriktirilmesinin zorunluluğunun görülmesinden geçiyordu. Gençlik bir araya gelip mücadeleyi nasıl büyüteceğiz sorusuna bir haftasını harcadığında, bunun yollarını görmek ve inşa etmek düşündüğümüzden çok daha kolaydı.
ODTÜ'den ortak çağrımız: biz ülkemizin geri kalanından aslında çok da farklı değiliz. Birbirimizin deneyimlerinden öğrenerek, paylaşarak bu mücadeleyi beraber ilerletebileceğimizi düşünüyor ve bunun gerekliliğini görüyoruz. Yeniden, tüm üniversiteleri boykota, tüm sınıfı genel greve, direnişi büyütmeye çağırıyoruz!
⦿ https://www.evrensel.net/haber/548328/barikatlari-asan-dayanisma-odtuden-boykot-cagrisi
=======================
Bir kuşağın adını koyamadığı isyan: Neoliberal vahşet
Neoliberalizm gençleri üç kuruşa fabrika ve iş yerlerine hapsetti. Sendikaları kırdı, var olanı ele geçirdi. Ellerini bozkurtlaştırarak havaya kaldıran gençler işte bu neoliberal kapitalizmin nesli.
Uğur Zengin
Saraçhane'nin gençleri sıfırdan değil, eksiden başlayan bir gençlik neslini temsil ediyor. Eğitimin özelleştirilmesiyle kredi piyasasına çekilmiş, borçla kelepçelendirilmiş, hayaller satın almış bir nesil şimdi öfkeyle adım atıyor.
Anlatılarını, kavramlarını, anahtar sözcüklerini tek potada erittiğinizde yaşanan neoliberal vahşet ayan beyan ortada. Eğitim ve sağlıkta özelleştirme, düşük ücret, işsizlik, geleceksizlik, artan kira fiyatları, dinselleşme, enflasyon, yüksek vergiler, adaletsizlik… Cesaretlerinin de, korkularının da kaynağı neoliberal şiddet.
Türkiye işçi sınıfının ilk kitlesel mitingi yaptığı, yaşlı bir kadının "Maluliyet aylığı 120 lira, ev kirası 150 lira" pankartı kaldırdığı yerde, Saraçhane'de 61 yıl sonra, 20'li yaşlarının başında genç bir kadın şunları söylüyor: "Nişantaşı Üniversitesinde hemşirelik okuyorum. Genel olarak part-time işler oluyor, müsait oldukça onlara gitmeye çalışıyorum çünkü öğrenciyim, okumam gereken bir okulum var. Hem ona yetişmeye çalışıyorum hem de işe yetişmeye çalışıyorum. Bir kazancımın olması gerekiyor çünkü. Ya çoğu zaman ben evde aç yattığımı bilirim, sırf kiramı ödeyebileyim diye. Bu hak değil yani, gitti tamamen her şey elimizden gitti…"
Neoliberalizm gençleri üç kuruşa fabrika ve iş yerlerine hapsetti. Sendikaları kırdı, var olanı ele geçirdi. Kamu hizmetlerinin neredeyse tamamını özelleştirildi. Ücretliler dipte büyük bir yarışa sürüklendi. Vahşi bir kemer sıkma rejimi geliştirildi. Güvencesiz, esnek çalışma modeli yaygınlaştı. Polise ayrılan bütçe de fiziki şiddet de arttı.
Neoliberalizmin kodları Saraçhane'de; ellerini bozkurtlaştırarak havaya kaldıran gençler işte bu neoliberal kapitalizmin nesli.
Ağırlıklı olarak 18-25 yaş aralığındalar. İlkokulu, liseyi ve üniversiteyi bitirip, 'sosyalizasyon' süreçlerini tamamladıkları 2018-2025 yılları küresel pandemi ve büyük depremin yaşandığı, sermaye içi kavganın şiddetlendiği, genel-yerel seçim sandıklarının kurulduğu, başkanlık sisteminin hayata geçirildiği, resmi enflasyon ibresinin yüzde 770'i gösterdiği, özel üniversitelerin palazlandığı, sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlandığı, Suriye'de vekalet savaşının sürdüğü, yoğun göçlerin yaşandığı yıllar oldu. Çok dahası var.
Saraçhane'nin gençleri işte bu sonuçlardan yola çıkan, iktidara şiddetli tepki duyan, kafası karışan ancak arayışta olan bir kuşağı temsil ediyor.
Kitlede öne çıkanlardan biri Tarık. Bir elinde Atatürk resmi diğerinde bozkurt işareti. Konuşmak, maskesini açmak, yüzünü göstermek istiyor. Ona taleplerini soruyorum: "Düzgün bir ekonomi istiyorum her şeyden önce. Yarınımın garanti olmasını istiyorum. Laiklik istiyorum, hürriyet istiyorum. Seçme ve seçilme hakkımın kayıtsız şartsız hiçbiri baskı altında olmadan uygulanmasını istiyorum. Yargılanacaksa herkes düzgün yargılansın. Benim umurumda değil, ne Tayyib'i ne İmamoğlu'su. Ben şu anda apolitik bir gencim. Son seçimden sonra apolitik oldum ben."
Araya giriyorum:
► Geliyorsun slogan atıyorsun, baştan aşağı siyaset konuşuyorsun. Bütün siyasetin gözü Saraçhane'de. Nasıl apolitik oluyorsun? Bir siyasi partinin üyesi olmamayı mı kastediyorsun?
► Aynen. Hiçbir partinin üyesi değilim, hiçbir siyasetçiye de sempati beslemiyorum.
► Nasıl bir parti olsa üye olursun?
► Tamamen şeffaf bir parti olursa üye olurum. Her yapacağı işten gençleri haberdar eden bir parti olursa üye olurum. Parti içinde delegelerle değil de, gençlerle yürüyen bir parti olursa üyesi olurum.
► Şu anda okuyorsun değil mi?
► Ben aşçıyım, şu an aktif olarak bir yerde çalışmıyorum, sezona gideceğim İzmir'e.
► Aslında işçisin…
► İşçiyim abi, evet direkt işçiyim. Herkes yaptığı çakallığı, çaldığı parayı, çaldığı hakkı, sana vereceği paradan çaldığı hakkı düzgün bir şeymiş gibi anlatmış durumda. Bu çok yanlış bir şey aslında ama demografik bozulma buna yol açtı.
► Aslında mülteci göçü yoğunlaşmadan önce de Türkiye'de ekonomik krizler yaşandı...
► Tabii, tabii, tabii. Peki, şimdi sadece, sadece mülteciler geldi de kötü oldu demeye hayır, çok haksızlık olur. Sadece mülteciler değil, zaten şöyle bir olay olur. Avrupa Birliğinden para alıyoruz mültecilere bakmak için. Ama yani sen tank palet fabrikanı gidip 40-50 milyon dolar gibi hani komik rakamlara satarsan Araplara, bunu çekersin. Şeker fabrikanı satarsan bunu çekersin. Gidip dışarıdan tohum kullanırsan, ata tohumunu kullanmazsan bunu çekersin. Bu sadece aynı mültecilerle alakalı olan bir şey değil.
Benzeri çok diyalog yaşadık.
Bir başka genç barmenlik yapıyorken işsiz kalmış. 20'li yaşlarının başında. Yüksek kiralar nedeniyle ailesiyle yaşıyor. Türkçü olduğunu söylüyor, soruyorum:
► Nedir senin için Türkçülük?
► Türk gelenek ve göreneklerine saygılı olmak. İslamiyetçilik adı altında, siyasal İslam adı altında, komünizm adı altında Türklerin kültürü bozuldu. Mahalle kültürümüz bile kalmadı.
► Türkçülüğü nereden, hangi kaynaklardan okuyorsunuz?
► (Bir başkası araya giriyor) Ben Türkçülükte net değilim. Benim net olduğum tek şey Atatürkçüyüm. Ben sadece Atatürk görüşümde ilerliyorum.
► (Diğeri devam ediyor) Nihal Atsız okudum. Ya Nihal Atsız'ın da savunduğun yerlerini alırsın, savunmadığın yerlerini almazsın. Kim? Salak değilsin, beynin var, muhakeme yeteneğin var. Kötü bir sözünü örnek verip kafatasçı demek çok saçma.
► Irkçı değilim diyorsun?
► Değiliz abi, hiç değil. Benim benle sorun olmayan kimseyle sorunum yok arkadaşlar. Benim benimle sorunu olan milletlerle sorunum var.
Bu kuşak, tıpkı Tarık gibi yoksulluk nedeniyle üniversiteye gidemeyen, diplomayı alsa da işsiz kalan ya da iş bulsa da düşük ücret dayatılan, lügatlarında "sendika", "grev", "boykot" kavramları henüz bulunmayan, hangi siyasal simge ile kendisini özdeşleştirirse özdeşleştirsin zihninde ideolojik bütünsellik barındırmayan bir gençlik kuşağı. Alandaki 'milliyetçi gençler' buluştukları heterojen meydanın gözle görünen parçalarından oldu. Bu yüzden içlerinden biri, "Vallahi ben burada yedisinden yetmişini her türlü insanı gördüm. Ben ilk defa bu kadar insan çeşitliliği gördüm Türkiye'de. Hani normalde bir Türk tipi vardır ya, burada o yok. Herkes pırlanta gibi, herkes hürriyeti ve demokrasiyi savunmak için burada" diyordu.
Artık otobüsten gelen ses kesildi. "Ağabey artık sen buradan git, burası karışacak" dediler. Hızlıca fotoğraflarını çektim. Biber gazının kokusu geldi. Koşuşturma başladı. Kimi gözaltına alındı, kimi tutuklandı. Ancak koşu sürüyor. Koşucular farkında olsa da, olmasa da küresel vahşete karşı bu koşunun nasıl örgütleneceği bütün bir toplumun geleceğini belirleyecek. O zaman başta gençler, iyi koşular!
⦿ https://www.evrensel.net/haber/548311/bir-kusagin-adini-koyamadigi-isyan-neoliberal-vahset
=======================
Sağlık meslek gruplarıyla ilgili yeni yönetmelik yayımlandı
Sağlık Meslek Mensuplarının Serbest Meslek İcrası Hakkında Yönetmelik, Sağlık Bakanlığı tarafından Resmi Gazete'de yayımlandı.
Sağlık Bakanlığının, "Sağlık Meslek Mensuplarının Serbest Meslek İcrası Hakkında Yönetmeliği" Resmi Gazete'de yayımlandı. Yönetmelik kapsamındaki sağlık meslek mensupları, klinik psikolog, hemşire, hemşireliğe eş değer sağlık memuru, ebe, fizyoterapist, odyolog, diyetisyen, dil ve konuşma terapisti, podolog ve iş ve uğraşı terapisti (ergoterapist) olarak belirlendi.
Yönetmeliğe göre, bu kapsamdaki sağlık meslek mensupları, sağlık meslek hizmet birimi açabilecek, bu merkezleri açmak için ruhsat almak zorunlu olacak. Aynı ünvana sahip en fazla üç sağlık meslek mensubu tarafından müşterek sağlık meslek hizmet birimi açılabilecek, bu birimin ruhsatı her bir sağlık meslek mensubu için ayrı düzenlenecek.
Ruhsat belgesi düzenlenmesinden itibaren 6 ay içinde faaliyete geçmeyen sağlık meslek hizmet biriminin ruhsatı iptal edilecek. Sağlık meslek mensubu, yalnızca reçete veya tedavi planında yer alan işlemleri uygulayacak ve yetkisi dışında bir uygulama yapamayacak.
Sağlık meslek hizmet birimlerinde mesleğini serbest olarak icra eden sağlık meslek mensupları başka bir sağlık kuruluşunda çalışamayacak.
İleri seviye tıbbi donanım gerektiren durumlarda hizmet sunulamayacak
Sağlık meslek hizmet birimlerinde şu durumlarda sağlık hizmeti sunulamayacak:
"Hekim müdahalesi ve ileri seviye tıbbi donanım gerektiren durumlar, hayati tehlike arz eden akut ve kronik durumlar. Sistemik enfeksiyon bulgusu gösteren durumlar. Yaralanma, travma veya anafilaktik reaksiyonlar gibi acil durumlarda ilkyardım dışındaki uygulamalar. Tıbbi teşhis gerektiren işlemler. Sağlık meslek mensubunun, yetki ve donanımı dışında olan her türlü tıbbi müdahale gerektiren durumlar."
Sağlık meslek hizmet biriminin tabelasında 'özel sağlık meslek hizmet birimi' ibaresi bulunacak. (ANKA)
⦿ https://www.evrensel.net/haber/548356/saglik-meslek-gruplariyla-ilgili-yeni-yonetmelik-yayimlandi
=======================
TTB'den hekimlere çağrı: İşkence bulgularını belgeleyin
TTB, son dönemde sokak eylemlerine yönelik artan polis şiddeti, işkence ve kimyasal gaz kullanılmasına karşı çıkarak, hekimlere "İşkence bulgularını belgeleyin, suç cezasız kalmasın" çağrısını yaptı.
Adnan Özyalçıner
Ankara – Türk Tabipleri Birliği (TTB)'den yapılan açıklamada protesto eylemlerine yönelik polis şiddetine tepki gösterilerek "Meslektaşlarımızı faillerin cezasız kalmamaları için işkence bulgularını adli raporları ile belgelemeye davet ediyoruz" çağrısı yapıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) soruşturmasına karşı başlayan protestolarda yurttaşlara yönelik şiddet ve kimyasal gaz kullanımının kabul edilemez olduğunu vurgu yapılan TTB açıklamasında, işkence ve kötü muamelenin sadece mağdurları değil; toplumu bir bütün olarak etkileyen ağır bir insan hakları ihlali olduğuna dikkat çekildi.
" Şiddet sistematik hal aldı"
Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ve kendi iç hukuk düzenlemeleri çerçevesinde işkenceyi önlemekle yükümlü olduğu hatırlatılarak "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Birleşmiş Milletler İşkenceye Karşı sözleşme ve Anayasa'nın 17. maddesi, işkenceyi kesin bir dille yasaklamaktadır. İşkence, dünyanın birçok ülkesinde devletler tarafından insanlık dışı bir cezalandırma, yıldırma-sindirme ve korku iklimi yaratma amacıyla kullanılmaktadır. Ülkemizde uzun zamandır devam eden işkence ve kötü muamele, özellikle son on gündür, basın-yayın mecralarına da yansıdığı üzere, demokratik ve anayasal haklarını herhangi bir şiddet unsuruna başvurmadan kullanmak isteyen insanlar üzerinde sistematik bir hal almıştır" denildi.
" Her türlü kötü muameleye karşıyız"
Kolluk kuvvetlerinin toplantı ve gösterilere biber gazı, basınçlı su ve plastik mermi kullanarak müdahale etmesi, yakalama ve gözaltı işlemleri sırasında başvurdukları linç düzeyinde kaba dayak, yerde sürükleme, ters kelepçe, çıplak arama, cinsel taciz vb. uygulamalar işkencede yeni bir aşamaya geçildiğini gösterdiğine işaret edilerek "Gaz kapsülünün göstericileri hedef alarak fırlatılmasının işkence yasağının ihlali olacağını belirtmektedir. İşkencenin sistematik hale getirilmesinden ve olağanlaştırılmasından, sakatlıklara ve can kayıplarına yol açacak sonuçlar doğurmasından endişe duyuyoruz. İnsan hakları ve hekimlik değerleri gereği, her türlü işkence ve kötü muameleye karşı olduğumuzu bir kez daha vurguluyoruz" ifadelerine yer verilerek hekimler faillerin cezasız kalmaması için işkence bulgularını adli raporlarıyla belgelemeye davet edildi. (Evrensel)
⦿ https://www.evrensel.net/haber/548381/ttbden-hekimlere-cagri-iskence-bulgularini-belgeleyin
=======================
Kızıldere'de katledilen devrimciler anıldı: "Kızıldere bir devrimci kardeşlik destanıdır"
30 Mart 1972 tarihinde gerçekleşen Kızıldere Katliamı'nda hayatını kaybeden devrimciler Mersin'de anıldı. Anmada Kızıldere'nin bir devrimci kardeşlik destanı olduğu vurgulandı.
Mersin – 30 Mart 1972 tarihinde gerçekleşen Kızıldere Katliamı'nda hayatını kaybeden devrimciler unutulmadı. Askerlerle çıkan çatışmada katledilen Mahir Çayan, Sinan Kazım Özüdoğru, Hüdai Arıkan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Ertan Saruhan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Nihat Yılmaz ve Ahmet Atasoy Mersin Emek ve Demokrasi Platformu tarafından Özgür Çocuk Parkı'nda yapılan açıklamayla anıldı. '1972 Kızıldere'den 2025, bu tarih bizim' pankartının açıldığı eylemde 'Mahir, Hüseyin, Ulaş. Kurtuluşa kadar savaş' ve 'Yaşasın halkların kardeşliği' sloganları atıldı.
" Devrimci kardeşlik destanı"
Açıklamada konuşan platformun sözcüsü Kemal Göçmen, katliamda yaşamını yitirenleri unutmayacaklarını söyleyerek "Onları imha ederek devrimci hareketi yok edebileceklerini düşünenlerin istedikleri olmadı" dedi.
Kızıldere'nin bir devrimci kardeşlik destanı olduğuna işaret eden Göçmen "Niksar'ın Kızıldere köyünde kuşatılan 10 devrimcinin sağ olarak yakalanma durumu varken ne pahasına olursa olsun imha etme kararı alınmış ve uygulanmıştı. Kararın altında Süleyman Demirel'in, İsmet İnönü'nün, Org. Memduh Tağmaç'ın imzaları vardı. Operasyonu, daha sonra 12 Eylül darbesinin başında yer alan dönemin MİT Müsteşarı Korg. Nurettin Ersin yönetti. 70'li yılların iç savaşını tezgahlayan kilit isimlerden MİT'çi Mehmet Eymür infaz timinin başındakilerdendi" dedi.
" Saldırıda NATO eli var"
Bu saldırının NATO eliyle ülkemizdeki gladyo yapılanmasıyla gerçekleştirildiğine dikkati çeken Göçmen "Bugüne kadar ülkemizde gerçekleştirilen tüm kirli operasyonlar bu tertibat tarafından yapılmıştır. Bugün ülkemizdeki zulmün temelleri de o dönem atılmıştır" ifadelerini kullanarak zaferin baskı ve zulme karşı direnen halkların olacağını söyledi. (MA)
=======================
İlkokulda oruç tutma yarışması yapıldı, İlçe Milli Eğitim Müdürü de öğrencilere madalya taktı
Aydın'ın Karacasu ilçesinde bir okulda ilkokul öğrencileri arasında oruç yarışması düzenlendi. Bir ay boyunca en çok oruç tutan öğrenciler ödüllendirildi, madalyayı da İlçe Milli Eğitim Müdürü taktı.
Aydın'ın Karacasu ilçesinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı bir okulda ilkokul öğrencileri arasında oruç yarışması düzenlendi. Bir ay boyunca sınıflarında en çok oruç tutan öğrencilerin ödüllendirildiği yarışmanın ödül törenine İlçe Milli Eğitim Müdürü de katıldı.
Alemler İlk ve Ortaokulunda Alemler Cami İmam Hatibi ve Alemler Ortaokulu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Furkan Hakan Büyükpamukçu koordinesinde düzenlenen etkinlikte 9 sınıfta en çok oruç tutan 9 öğrenciye madalya verildi.
Anaokulu da dahil olmak üzere ödül verilen etkinlikle ilgili bilgi veren Büyükpamukçu, "İnşallah bu yılı başlangıç olarak kabul edip gelenekselleştireceğiz. Ramazan ayında iyilik haftasında sahip çıktıkları için küçük bayramlık ödüllerle ödüllendirildiler" ifadelerini kullandı.
Karacusu İlçe Milli Eğitim Müdürü Aşkın Güneş, daha sonra öğrencilere madalya taktı. (ANKA)
=======================
Polis işkenceyi belgeleyen avukatı da darbetti!
10 yıl 6 ay hapis cezası onanan ve hakkında yakalama kararı çıkartılan Tacettin Kalgı, götürüldüğü Siverek Emniyet Müdürlüğü'nde işkenceye maruz bırakıldı. İşkenceyi belgeleyen avukat da darbedildi.
"Örgüt üyeliği" iddiasıyla aldığı 10 yıl 6 ay hapis cezası Antep Bölge Mahkemesi tarafından onanan ve hakkında yakalama kararı çıkartılan Tacettin Kalgı, gözaltına alınıp götürüldüğü Siverek Emniyet Müdürlüğü'nde işkenceye maruz bırakıldı. İşkenceyi belgeleyen avukat da darbedildi.
Hakkında "örgüt üyeliği" iddiasıyla verilen 10 yıl 6 aylık hapis cezasının Antep Bölge Adliye Mahkemesi (İstinaf) tarafından onanması ve mahkemenin yakalama kararı çıkarması sebebiyle yaşadığı evden polis baskınıyla gözaltına alınan Tacettin Kalgı, götürüldüğü Siverek Emniyet Müdürlüğü'nde işkenceye uğradığı ortaya çıktı.
Siverek Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2015 yılında "örgüt üyeliği" iddiasıyla başlattığı soruşturma kapsamında gözaltına alınan Kalgı, ifadesinin alınması ardından serbest bırakıldı. Hazırlanan iddianamenin Siverek 1'inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesiyle başlayan yargılama süreci sonunda, mahkeme Kalgı hakkında 31-Mart-2021 'de aynı iddiayla 10 yıl 6 ay hapis cezası verdi. Aynı yıl Antep Bölge Adliye Mahkemesi'ne taşınan karar, 18-Nisan-2022 'de mahkeme tarafından da onandı. Mahkeme, Kalgı hakkında yakalama kararı çıkardı. Dosya üst mahkeme olan Yargıtay'a giderken Kalgı, bugün sabah saatlerinde Siverek'te yaşadığı evden gözaltına alındı ve Siverek Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü.
İşkence emniyette müvekkili Kalgı'yı görmeye giden avukatı Sabri Güngen'in olayı belgelemesi sonucunda ortaya çıktı. Sağ gözünde belirgin morluk ve darp izleri bulunan müvekkilinin fotoğrafını çeken avukat Güngen, 15 kişilik polis şiddetine uğradı. Sol ayağında ezilme olduğuna dair darp raporu alan Güngen, müvekkili Kalgı'yla birlikte Siverek Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.
Öte yandan Siverek Adliyesi'ne çıkarılan Tacettin Kalgı, kararın yüzüne okunması ardından Siverek T Tipi Cezaevi'ne götürüldü. (MA)
⦿ https://www.evrensel.net/haber/548400/polis-iskenceyi-belgeleyen-avukati-da-darbetti
=======================
RTÜK'ten Özgür Özel'e NTV yanıtı, kanallara tehdit: 'Bu sözleri yayınlamak suçtur'
CHP lideri Özgür Özel'in Maltepe'deki mitingi yayınlamayan NTV'ye mühlet vermesine ve ardından Doğuş Grubu şirketlerini boykot listesine eklemesine RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin'den yanıt geldi.
Adnan Özyalçıner
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Maltepe'de gerçekleştirilen "Ekrem İmamoğlu'na Özgürlük Mitingi"nde iktiar medyası ve bağlantılı şirketlere yönelik boykot çağrısını yineledi. Protestoları görmeyen medya kuruluşlarını boykot ettiklerini hatırlatan Özel, "Bizden para kazanmak isteyen bunlara para kazandırmayacak" diyerek söz konusu medya kuruluşlarına reklam verenleri de boykot edeceklerini açıkladı.
Özel, NTV'yi kastederek, "Bakın şimdi bakın, bugüne kadar 'Yapma' dediler, 'Bekle' dediler. Hadi bakayım o NTV nerede? Göreyim onu. Hava durumu yayınlıyor. Saat 15.00'te bunun firmalarını ilan edeceğim, bu meydanı görmeyene gücümü göstereceğim. Son 4 dakika" ifadelerini kullandı. Süre dolunca Özel, Doğuş Grubu'nun şirketlerini ifşa etti ve boykot listesine ekledi. Özel, "Bu dakikadan itibaren bu NTV düzelip de boykot listesinden çıkana kadar NTV'yi izlemiyoruz. NTV'ye reklam verenlerin ürünlerini almıyoruz. Ve Doğuş Grubu, Star TV, Kral FM... Günaydın Restoran'a gidilmiyor... Nusret'in kapısından bile geçilmiyor. Bunlar araba da satıyorlar. Bundan sonra Doğuş Grubunun sattığı arabaları almayacağız. Maltepe'yi görmeyen satışın dibini görecek, söz veriyoruz" dedi.
Ebubekir Şahin: Bu söylemlerin canlı ya da banttan yayılması suçtur
Özel'in sözlerine dair Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Başkanı Ebubekir Şahin'den açıklama geldi. Protestoları, mitingleri ekrana yansıtmayan, halkın sesini duyurmayan kanallara "Ülkemizin gözbebeği olan yerli ve milli medya kuruluşlarımız" dedi. Özgür Özel'in sözlerini yayınlamanın suç olduğunu iddia etti.
Şahin, "Televizyonların yayın akışına müdahale ederek 'son 2 dakika, son 3 dakika' diyerek kendilerini yayınlamayan kanalları boykot çağrılarıyla tehdit edenler, basın özgürlüğünden söz edemez! Ülkemizin gözbebeği olan yerli ve milli medya kuruluşlarımız ile özel ve kamu teşebbüslerini boykot adı altında hedef göstermek, bu kurumlarda çalışan binlerce emekçiyi ve ailelerini doğrudan hedef almak, özgürlük değil en hafif tabirle baskıdır, zulümdür" ifadelerini kullandı.
"Bu söylemlerin canlı yayınlarla ya da sonradan haberler, alt yazılar veya bant yayınları aracılığıyla yayılması ise açıkça suçtur" diyerek yayınlayan kanalları tehdit eden Şahin, "Tüm baskılara rağmen yayın akışını değiştirmeyen ve basın özgürlüğünü savunan medyamıza teşekkür ederiz" diye devam etti.
March 29, 2025
Boykot listesi
CHP'nin "Halkın haber alma hakkını gasbedene, haksıza, hukuksuza, halkı yok sayana, görmeyen, duymayan, söylemeyene, milli iradeye saygı göstermeyene cevabımız" diyerek açıkladığı güncel boykot listesi şöyle:
Espressolab
ETS
TRT
Demirören Holding
CNN Türk
Kanal D
D&R
İdefix
Milli Piyango
Misli.com
İddia.com
İhlas Medya Grubu
TGRT
İhlas Ev Aletleri
Turkuvaz Medya Grubu
A Haber
ATV
Sabah
Doğuş Grubu
NTV
Star TV
Kral FM
Doğuş Otomotiv
Günaydın Restoran
Nusr-Et
(Medya Servisi)
=======================
Hesaplama Hızınızı Artıracak 10 Hızlı Zihinsel Matematik Hilesi
28-03-2025 0
Matematikle arası iyi olmayan çok kişi var. Ama şunu kabul etmek gerekir: Günlük hayatta sürekli hesap yapıyoruz. Para üstü hesaplarken, faturaları kontrol ederken, bütçe yaparken. Bu yüzden hızlı hesap yapabilmek önemlidir.
Zihinsel matematik, günlük hayatta hız kazandıran değerli bir beceridir. Karmaşık görünen işlemleri saniyeler içinde halletmenizi sağlar. Tıpkı VeePN VPN servisinin internet hızınızı artırması gibi, doğru matematik stratejileri de zihinsel hızınızı arttırır. Aşağıda zihinsel matematik becerinizi geliştirecek 10 harika matematik hilesi bulacaksınız.
1. Çiftleri Tamamlama Tekniği
Büyük sayıları toplamak yerine, çiftleri tamamlamak daha hızlı bir yol olabilir. Örneğin, 49 + 37 işlemini düşünelim. 49'a 1 ekleyerek 50 yaparsanız, geriye 36 kalır. Şimdi 50 + 36 = 86. İşte bu kadar! Küçük oynamalar büyük hız kazandırır.
2. 9 ile Çarpma Hilesi
9 ile çarpmak göz korkutucu olabilir ama bir sırrı var. Örneğin 9 × 7 işleminde, 7'nin bir eksiğini al: 6. Şimdi bunu 9'a tamamlayan sayı ne? 3. Sonuç: 63. Her zaman çalışır!
3. 5 ile Çarpma Kolaylığı
5 ile çarpmak bazen zordur ama burada bir hile var: Sayının yarısını alın ve 10 ile çarpın. Örneğin 46 × 5 mi? 46'yı ikiye böl: 23. Sonra 10 ile çarp: 230.
4. Çapraz Çarpma ile Hızlı Çarpım
İki basamaklı sayıları çarpmak zaman alır ama çapraz çarpma yöntemi hızınızı artırabilir. Örneğin 23 × 31 işlemini ele alalım.
3 × 3 = 9
2 × 1 = 2
(2 × 3) + (3 × 1) = 9
Şimdi 209 sonucu elde ettik! Pratik yaptıkça daha da hızlanırsınız.
5. Karesini Alma Hilesi
Bir sayının karesini hızlıca hesaplamak mı istiyorsunuz? 50'ye yakın ise, bu yöntemi deneyin: 53² hesaplamak için, 50'den farkı bulun (+3), bu farkı ekleyip çıkarın:
(50 + 3) × (50 – 3) + 3² = 2500 + 9 = 2809
İnanılmaz derecede hızlı!
6. Sonu 5 ile Biten Sayıların Karesi
Sonu 5 ile biten herhangi bir sayının karesini hızla bulabilirsiniz. Örneğin 35² işleminde:
3'ü alın, bir fazlasıyla çarpın: 3 × 4 = 12
Sonuna 25 ekleyin. Sonuç: 1225
Deneyin, her zaman işe yarar!
7. Bölme İşlemlerinde 1.25 Hilesi
Bazı bölme işlemlerinde sayıyı 1.25 ile çarpmak, işlemi kafa karışıklığı olmadan daha hızlı yapmanıza yardımcı olabilir. Özellikle sayıyı 0.8'e bölmek gerektiğinde bu yöntem oldukça işe yarar. Bir sayıyı 0.8'e bölmek, aynı sayıyı 1.25 ile çarpmakla aynı sonucu verir. Örneğin:
160 ÷ 0.8 =?
Bunun yerine:
160 × 1.25 = 200
Zihinden işlem yapmak için sayıların yönünü değiştirip çarpmak genellikle daha kolaydır. Bu tür hileler, günlük hesaplamalarda hız kazandırır ve işlem yükünü azaltır.
8- 11 ile Çarpma Kuralı
Bu yöntemle, 11 ile çarpma işlemini kolayca kafadan yapabilirsiniz. Kural oldukça basittir: İki basamaklı bir sayıyı 11 ile çarpmak için, sayının basamaklarını ayırır ve araya bu iki basamağın toplamını yerleştirirsiniz.
Örneğin, 52 × 11 işlemini düşünelim. 5 ve 2'nin toplamı 7 olduğundan, sonucu 572 olarak yazabilirsiniz. Yani 52 × 11 = 572. Eğer basamaklar toplamı 10 veya daha büyükse, elde var mantığıyla işlem yapılır. Örneğin, 67 × 11 işleminde 6 + 7 = 13 eder, bu durumda ortaya 3 yazılır, 1 elde 6'ya eklenir ve sonuç 737 olur.
9- Zihinden Yüzde Hesabı
Yüzde hesaplamak kafa karıştırıcı olmak zorunda değil. Doğru teknikle saniyeler içinde zihinden çözebilirsin. Örneğin 30'un %10'u 3'tür. %20'si? 3 × 2 = 6. %5'i? 3 ÷ 2 = 1.5.
Temel yüzde değerlerini bilmek çok şey kazandırır.
10. 2 Katına Çıkarma – Yarıya Bölme Tekniği
Bu teknik zihinsel matematikte hız kazandıran basit ama etkili bir yöntemdir. Temel mantığı, çarpma işlemlerinde bir sayıyı iki katına çıkarırken diğerini yarıya indirmektir; bu durumda sonucun değişmediği matematiksel olarak kanıtlanmıştır. Örneğin, 16 × 25 işlemini yaparken 25'i iki katına çıkarıp 50 yapar, 16'yı ise ikiye bölüp 8'e indirirsiniz. Sonra 50 × 8 işlemini yapar ve kolayca 400 sonucuna ulaşırsınız. Bu teknik özellikle 5, 25, 50 gibi sayılarla yapılan çarpmalarda ya da çift sayıların kullanıldığı işlemlerde çok işe yarar.
Sonuç olarak
Bu konu ile ilgili pratik yapabileceğiniz birçok internet sitesi bulunuyor. Zihinsel matematik becerilerinizi geliştirmek için çeşitli alıştırmalar ve interaktif oyunlar sunan bu siteler, öğrenmeyi hem kolay hem eğlenceli hale getiriyor. Ancak bazı içeriklere erişim bölgesel kısıtlamalara tabi olabilir. Bu gibi durumlarda, VeePN gibi bir VPN hizmeti kullanarak coğrafi engelleri aşabilir ve dilediğiniz platforma güvenli şekilde ulaşabilirsiniz. Özellikle en iyi Fire TV VPN servisi ile bağlantınızı hızlandırabilir, öğrenme sürecinizi kesintisiz sürdürebilirsiniz.
⦿ https://www.matematiksel.org/hesaplama-hizinizi-artiracak-10-hizli-zihinsel-matematik-hilesi/
=======================
' Kürdistan' planında yeni aşama – Banu Avar uyardı: Mezopotamya projesi geliyor | Eray Çelebi – Banu Avar
⦿ https://youtu.be/x_366wgDCNQ
=======================
ABD'de cadı avı Harvard'da: Ortadoğu Araştırmaları Merkezi direktörü Cemal Kafadar "Filistin yanlısı" olduğu için görevden alındı
Harvard Üniversitesi, ünlü Osmanlı tarihçi Cemal Kafadar'ın Ortadoğu Araştırmaları Merkezi Direktörlüğü görevine son verdi. Karar, üniversite üzerinde antisemitizm baskısı kuran ve hocaları fişleyen Harvard Yahudi Mezunlar İttifakı'nın raporuna dayanıyor. Raporda Ortadoğu Çalışmaları Merkezi'nin "İsrail'i ırkçılık, apartheid ve soykırım gibi kötülüklerin sembolü olarak" gördüğü, yapılan etkinliklerin Filistin yanlısı olduğu iddia ediliyor ve ismi açıklanmayan bir öğrencinin, Prof. Kafadar'ın "sınıfta Filistin yanlısı konuşmalar yaptığını" söylediği aktarılıyor.
Serbestiyet
29-Mart-2025
Harvard Üniversitesi yönetimi, Sosyal Bilimler Geçici Dekanı Prof. David M. Cutler ile üniversitenin Ortadoğu Çalışmaları Merkezi'nin (Center for Middle Eastern Studies – CMES) müdürü olan profesör Cemal Kafadar ve müdür yardımcısı profesör Rosie Bsheer'in görevlerine son verdi
Karar, merkezin İsrail-Filistin meselesine dair etkinlikleri nedeniyle İsrail yanlısı çevrelerce antisemitizmle suçlamasının ardından geldi.
Merkezin müdürü Cemal Kafadar'ın 2024-2025 akademik yılı boyunca izinde olması nedeniyle, yerine geçici direktör olarak atanan Küresel Sağlık profesörü Salmaan A. Keshavjee görevine devam edecek.
Karar e-posta ile gerekçesiz bildirildi
Dekan Cutler, bazı merkez çalışanlarına gönderdiği e-postada, Kafadar'ın yıl sonunda CMES müdürlüğünden ayrılacağını duyurdu. Mesajında, Kafadar'a verdiği hizmetler için teşekkür eden Cutler, 16 Nisan'a kadar merkeze yeni lider adayları önerilmesini istedi. Ancak e-postada görevden almanın gerekçesine dair herhangi bir bilgi yer almadı. Rosie Bsheer'in adı ise mesajda geçmedi.
Harvard geri adım mı atıyor?
Son haftalarda Harvard yönetimi, antisemitizm suçlamalarına karşı adımlar atmaya başlamıştı.
Örneğin, Harvard Halk Sağlığı Okulu, Batı Şeria'daki Birzeit Üniversitesi ile olan araştırma ortaklığını askıya aldı.
Eski Harvard Rektörü Lawrence Summers, Şubat ayında CMES'in düzenlediği bir panelin Uluslararası Holokost Anma İttifakı tarafından tanımlanan antisemitizm sınırlarını "çok büyük ihtimalle" aştığını öne sürdü. Harvard, bu tanımı Ocak ayında yapılan bir uzlaşma anlaşması kapsamında resmen benimsemişti.
Cemal Kafadar neden hedefteydi?
Üniversiteye baskı kuran ve fişlemeler yapan Harvard Yahudi Mezunlar İttifakı tarafından hazırlanan bir raporda, Ortadoğu Çalışmaları Merkezi'nin İsrail'i "ırkçılık, apartheid ve soykırım gibi kötülüklerin sembolü olarak" tasvir ettiğini iddia etmişti.
Raporda, merkezin İsrail-Filistin çatışmasına orantısız şekilde odaklandığı ve birçok etkinliğin taraflı olduğu öne sürülmüş, ismi açıklanmayan bir öğrencinin, "Kafadar'ın sınıfta Filistin yanlısı ifadelerde bulunduğu" ifadesine de yer verilmişti.
Cemal Kafadar ve Rosie Bsheer'in fakülte üyeliği görevlerinin ise devam edeceği belirtildi.
=======================
Gidecek yeri kalmayanların diyarı
Bugün arefe günü. Sadece İsrail'i eleştiren bir makale yazdığı için maskeli polislerce alıkonulan ve vizesi iptal edilen doktora öğrencisi Rümeysa Öztürk, Ramazan Bayramı'na Louisiana'daki bir iade merkezinde giriyor. Rümeysa'nın 20'li yaşlardaki onlarca İstanbullu hemşerisi ise gösteri ve yürüyüş haklarını kullandıkları için anayasaya, AYM ve AİHM içtihadına aykırı bir şekilde tutuklu oldukları cezaevlerinde bayramı karşılıyor. Bu topraklar, özgür düşünen serbest ruhlar için belki de hep "gidemeyenlerin ülkesiydi", ama artık maalesef dünya da "gidecek yeri kalmayanların diyarı". Bu küresel karabasanın ve nefes darlığının sebebi bu.
Yunus Emre Erdölen
29-Mart-2025
Louisiana, en başarılı Amerikan üniversitelerinde bugünlerde en çok konuşulan eyaletlerden biri. Sadece Filistin'e destek protestolarına katıldıkları için Trump'ın göçmen polislerince "kaçırılan" ve vizeleri, hatta Green Card'ları iptal edilen yabancı üniversite öğrencileri apar topar bu eyaletteki iade merkezlerine gönderiliyor. ABD'nin güneyinde bulunan bu eski Fransız sömürgesi muhafazakar eyaletin kötü koşullarıyla meşhur iade merkezleri düne kadar iki başarılı yabancı öğrenciyi ağırlıyordu: Columbia'da okuyan Filistinli Mahmut Halil ve Georgetown'ın Hintli öğrencisi Badar Khan Suri.
Maalesef bu hafta bu iki isme bir Türk de eklendi: Rümeysa Öztürk. Tufts Üniversitesi'nde doktora yapan Rümeysa Öztürk, Massachusetts'in Somerville kentinde iftarını açmak için arkadaşına giderken ve telefonda annesiyle konuşurken, üzerlerinde üniforma veya resmi bir arma olmayan maskeli güvenlik güçleri tarafından ters kelepçelendi, bir arabaya bindirildi, adeta kaçırıldı. Rümeysa'nın başına gelen bu olaya, gözaltı veya tutuklama demek mümkün değil.
Her ne kadar ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, genç kadını "Hamas destekçisi" olmakla suçlamış olsa da Rümeysa hakkında tek bir suç isnadı veya hukuki süreç, hatta somut bir delil yok. Rümeysa'nın sınır dışı edilmesi için maalesef bunlara gerek de yok. Zira Trump'ın Filistin destekçisi yabancı öğrencilere karşı başlattığı bu savaşta, "hukuka" yer yok.
Hamas'ın "h"si yok
Rümeysa Öztürk'ün eğitim ve kariyer bilgilerini paylaştığı Linkedin dışında, kendi kimliğiyle yer aldığı herhangi bir sosyal medya profili bulunmuyor. Açık kaynaklarda ABD'nin terör örgütü olarak kabul ettiği Hamas'a dair bir cümlesi veya açıklaması, herhangi bir destek beyanı da yok. Trump hükümeti, göreve geldiği ilk günden beri 2024 seçimlerinde yoğun destek aldığı İsrail lobisinin desteğiyle seçim vaadi olarak sunduğu gaddar bir "sınır dışı planını" sistematik bir şekilde uyguluyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, Göç ve Vatandaşlık Yasası m. 237 (a) (4) (C) (i) " ABD 'nin dış politikasına olası olumsuz sonuçlar" doğuracağı değerlendirmesi yaptığı yabancı öğrencilerin vizelerini ve hatta Green Card'larını (Yeşil Kart) hiçbir mahkeme kararı veya suç isnadı olmadan subjektif bir değerlendirmeyle iptal ediyor, ardından bu yabancı öğrenciler güvenlik güçlerince alıkonuluyor ve sınır dışı edilmek üzere iade merkezlerine kapatılıyor. Bu nedenle haftalardır Filistin eylemlerinin yoğun bir şekilde düzenlendiği Columbia gibi prestijli Amerikan üniversitelerinin yurtları ve lojmanlarında polisler cirit atıyor, ellerinde listelerle öğrenci avına çıkıyor, yurt odalarını, lojmanları basıyor, öğrencileri takip ederek tek başlarına yakalamak için pusu kuruyor.
ABD Dışileri Bakanı Marco Rubio, bugüne dek bu maddeye dayanarak tek taraflı olarak yaklaşık 300 öğrencinin vizesinin iptal edildiğini duyurdu. Rubio'ya sunulan bu listeleri, seçim döneminde Trump'ı destekleyen İsrail lobisi üniversitelerdeki İsrail destekçisi öğrenci, mezun ve hocalardan gelen fişleme dosyalarıyla oluşturuyor. İsrail lobisi bu listeleri bizzat bakanlığa teslim ediyor.
⦿ https://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2025/03/image-83.png
Filistin hakkında sosyal medya paylaşımı yapan, eylemlere katılan yüzlerce üniversite öğrencisi ve hocadan oluşan bu fişleme listelerinin bir kısmı Canary Mission adındaki bir sitede kamuoyuna "ifşalanıyor". İsrail lobisi böylece hem bakanlığa bu kişileri ihbar ediyor, hem de İsrail'i destekleyen özel şirketlere bu kişileri işe almaması için bir veri tabanı sunuyor. İşte Rümeysa Öztürk'ün de ismi bu fişleme sitesinde. Rümeysa Öztürk okul gazetesinde üç arkadaşıyla beraber 32 lisansüstü öğrencinin desteklediği bir mektup kaleme aldığı için radara takılmış. Bu yazıda "Hamas"ın "h"si bile geçmiyor, üstüne üstlük her bir cümle çok dikkatli bir şekilde yazılmış. Gazze soykırımından bahsedilirken "soykırım iddiası" ibaresi seçilmiş, hukuki bir sonuç veya antisemitizm suçlaması doğurmayacak şekilde özenle oluşturulmuş.
⦿ https://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2025/03/image-84.png
Makalenin ana teması: Tufts Üniversitesi'nin İsrail'de faaliyet gösteren şirketlerle bağlantılarını kesmesi, bu şirketlere yatırım yapmaması, Gazze'deki soykırımı kabul etmesi. Rümeysa Öztürk'ün bu makale dışında açık kaynaklarda tespit edilebilecek tek bir paylaşımı, cümlesi, fotoğrafı yok. Sadece kısacık bir makale nedeniyle öğrenci vizesi iptal edilmiş ve sınır dışı edilmek isteniyor.
Bu şaşırtıcı bir durum değil. Zira Trump hükümeti, İsrail'e yönelik her türlü eleştiriyi Hamas desteği veya antisemitizm olarak kabul ediyor. Marco Rubio'nun tabiriyle " ABD'ye okumak için gelen yabancı öğrencilerin hükümetin resmi politikasını eleştirmesini" kabul etmiyor, her türlü ifade biçimini, eleştiriyi, protestoyu sınır dışı sebebi olarak değerlendiriyor.
Kapatılan Şehir Üniversitesi mezunu ve Columbia'daki yüksek lisansı sırasında ABD'nin en prestijli resmi burslarından biri olan Fulbright'a hak kazanan doktora öğrencisi Rümeysa Öztürk'ün akıbetini ise ABD'deki hukuk mücadelesi belirleyecek. Amerikan federal mahkemeleri daha öncesinde Rümeysa'nın vizesinin iptal edilmesine dayanak olan geniş takdir yetkisinin anayasaya aykırı olduğuna kanaat getirmişti. Bu nedenle bu maddeye dayanılarak sadece görüşlerinden dolayı sınır dışı edilmek istenen yabancı öğrenciler, anayasadaki ifade özgürlüğü hükümlerine aykırılık iddiasıyla mahkemeye başvurdu. Fakat Trump hükümeti mahkeme kararlarına uymama akımına katılarak bu süreci çoktan zedeledi. Normalde Massachusetts eyaletindeki federal mahkeme, Rümeysa'nın eyalet sınırları dışına çıkarılmaması kararını vermiş olsa da Trump hükümeti bu mahkeme kararını beklemeden Rümeysa'yı başka bir eyalete gönderdi bile. Amerikan basınına göre Rümeysa ilk 24 saat avukatıyla görüştürülmedi. İlk gün hukuki destek alamadı.
Peki hukukun "h"si var mı?
Rümeysa, Louisiana'daki diğer yabancı öğrenci arkadaşlarıyla birlikte mahkeme kararını bekleyecek. Başkan Trump'ın, başkan yardımcısı JD Vance'nin ve Elon Musk'ın her hoşlarına gitmeyen kararda tehdit ettikleri federal yargıçlar anayasayı, Trump hükümeti de Rümeysa lehine çıkan olası bir kararı uygularsa eğitimine devam edecek ve özgür kalacak. Avukatlarının mahkeme nezdinde ileri süreceği argümanlar oldukça basit: Hakkında hiçbir soruşturma, suç kaydı, somut bir iddia olmadan yabancı bir öğrencinin sadece fikirleri nedeniyle sınır dışı edilemeyeceği, bunun anayasadaki ifade özgürlüğü düzenlemesine aykırı olduğu.
Yani; ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüş hakkı, devletin resmi politikalarını toplumu şok edici ifadeler kullanma pahasına eleştirme özgürlüğü, bireysel sorumluluğu esas alan bir tarafsız, bağımsız ve öngörülebilir bir yargılama süreci, en geniş anlamda demokratik bir hukuk devletinin en basit gereklilikleri.
⦿ https://serbestiyet.com/wp-content/uploads/2025/03/image-38.jpeg
Rümeysa için sokağa çıkan, Trump'ı protesto eden, aralarında İsrail lobisi tarafından fişlenmemek için yüzlerini kapayan yabancı öğrencilerin de bulunduğu Amerikalıların talepleri bunlar.
Sadece barışçıl gösteri ve yürüyüş haklarını kullandıkları için anayasaya aykırı bir şekilde gözaltına alınan, tutuklanan 18-19 yaşındaki onlarca öğrencinin Çağlayan önünde bekleyen endişeli aileleri gibi.
Nasıl bir küresel karabasandır ki Rümeysa anayasal haklarını kullandığı ve sadece mevcut rejimin kırmızı çizgilerini eleştirdiği için eğitim hakkından, özgürlüğünden mahrum edilmeye çalışılırken, kardeşi yaşındaki hemşerileri feryat ederek haykıran avukatlarına göre haklarında şiddet eylemlerine katıldıklarına dair somut isnatlar olmaksızın sadece gösterilere katıldığı veya dağılma çağrılarına uymadığı için (gösteri ve yürüyüş hakkı için izin şartı yok) gözaltına alınıyor, AİHM ve AYM içtihadına aykırı olarak tutuklanıyor.
Rümeysa Louisiana'daki bir iade merkezinde; aralarında Filistin eylemcisi gençlerin de bulunduğu kardeşi yaşındaki onlarca hemşerisi ise İstanbul'un farklı ilçelerindeki cezaevlerinde Ramazan Bayramı'na giriyor.
Gidilecek yeri kalmayanların diyarında, gidemeyenlerin ülkesinde
Gülay Göktürk, 28 Şubat'ın ağır zulmü altında ezilen ama ülkesini de terk etmeyen, edemeyenlerin yaşadığı hisleri meşhur "Gidemeyenlerin Ülkesi" yazısında şu cümlelerle anlatmıştı:
" Telefonlarım, faksım günlerdir susmuyor. Elektronik posta kutum dolup taşıyor. Hırsından ağlayan, umutsuzluğundan intiharı düşünen insanlarla konuşuyorum her gün.
" Böyle bir ülkede dünyaya gelmek için ne suç işledik Allah'ım?" diye yakınıyorlar. Hepsi de kötü kaderlerine kahretmişler. Başlarını alıp, çekip gitmek istiyorlar. Başka bir ülkede göçmen olmayı, kendi ülkelerinde zenci sayılmaktan daha kolay hazmedebileceklerini düşünüyorlar belki… böyle aşağılanarak yaşamaktan, bu kadar hiçe sayılmaktan, her dakika "burunları sürtülerek" hizaya sokulmaktan kurtulmaktan başka bir şey düşünemiyorlar. Ama gidecek hiçbir yerleri yok. Başka bir dilleri, başka bir evleri, başka bir ülkenin banka cüzdanı yok. Kapana kısılmışlar… Sessiz ve terkedilmiş çoğunluk… terkedilmiş ve ihanete uğramış…
…
Kendi ülkenin değil, bir yaban elin yalnızı olmayı göze alarak çekip gitmek…
Ve kendi yurdunun her gün biraz daha "gidemeyenlerin ülkesi"ne dönüşmesini uzaktan acılar içinde seyretmek… Buna yürek dayanır mı?"
Bu yazının tarihe düşüldüğü 1999'dan beri 26 sene geçti. 28 Şubat'ta Gülay Göktürk'e faks çeken ve mektup yazanları kenara sıkıştıran sopayı tutan eller değişti; ama maalesef onca mücadeleye rağmen o sopa kırılamadı, birilerini kenara sıkıştırmaya, hizaya sokmaya devam ediyor. Adliyelerin, karakolların önünde endişeyle çocuklarını bekleyen aileler nöbetleşe yer değiştiriyor, ama adliyelerin, karakolların önü maalesef hiç boş kalmıyor.
İşin kötüsü bugünleri anlatmak için "gidemeyenlerin ülkesi" ifadesi de yeterli değil. Dünya artık "gidecek yeri kalmayanların diyarı". Trump hükümeti, bir zamanlar Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla dünyada kınadığı ne kadar insan hakları ihlali, antidemokratik uygulama varsa hepsinin bayraktarlığını yapıyor; mahkeme kararlarına uymuyor, medyaya ve muhaliflere savaş açıyor, anayasaya açıkça aykırı kararlara imza atıyor, kuvvetler ayrılığını yerle bir ediyor. Biden hükümetinin Gazze soykırımına ortak olup askıya aldığı ne kadar değer varsa hepsini büyük bir şölen ve keyifle milyarlarca insanın gözü önünde yok ediyor. "Bu ABD 'de bile oluyor, demek ki normal, alışın" algısını keyifle yayıyor. Her ülkede mevcut rejimin sınırını aşmanın bedeli artık çok daha fazla, farklı görüşlere tahammül çok daha az, her ülke giderek özgür düşünen serbest ruhlar için farklı baskı oranlarını haiz hapishanelere dönüşüyor. Kimi ülkede devlet eliyle tutuklama kararlarına, kimi ülkede sınır dışı işlemlerine, kimi ülkelerde ise özel sektörde istihdam ayrımcılıklarına, sokaklarda nefret saldırılarına dönüşüyor. Sorgulayan, tepki gösteren insanlar için küresel bir nefes darlığı salgını var.
Maalesef Batı'nın İsrail ve Trump uğruna yere fırlattığı hukuk devleti, demokrasi ve insan haklarına bir tekmeyi de Doğu'dan vurmak halihazırda bu değerlerle barışık olmayanlar için paha biçilemez bir fırsat. Bu küresel karabasanda hiç umut yok da değil; Batı'nın günahlarına ortak ederek haksız yere tekelinde gördüğü bu değerleri kenara bırakması belki Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra ilk kez Doğu'daki milyonlara ikna edici, kökleri bu topraklarda olan bir yerel insan hakları ve demokrasi mücadelesi için bir fırsat sunuyor. Batı'ya seslenmek, kızmak, "neden ses çıkarmıyorsunuz?" demek yerine Batı'ya inat yeni bir hikaye yazmaya odaklanmak için paha biçilemez bir şans var.
Bu toprakların işte bu yeni hikayeye çok ihtiyacı var. Rümeysa Öztürk arkadaşlarıyla yazdığı ve sınır dışı edilmesine sebep olan kısacık makalesini Amerikalı siyah aktivist yazar James Baldwin'in şu sözleriyle bitirmişti: "Eğitimin paradoksu tam olarak şudur: Kişi bilinçlenmeye başladıkça, içinde eğitim gördüğü toplumu sorgulamaya başlar." Ne tesadüf ki siyah hakları savuncusu James Baldwin, ABD ve bir lobi faaliyeti ile gittiği İsrail'i sorgulayarak kendi kişisel entellektüel eğitimine başlamış ve ABD'deki ırkçılıktan bunalarak soluğu Türkiye'de almış, hayatının en güzel yıllarını 1961-1971 arasında İstanbul'da geçirmişti. Türkiye'nin her zaman olduğu gibi kutuplaşmanın ve siyasi tartışmaların yoğun olduğu iki darbe arası çalkantılı bir dönemi bile kendi tabiriyle bütün melezliği, özgünlüğü ve hoşgörüsüyle Baldwin'in "hayatını kurtarmış", yeniden yazmasını, romanlar, şiirler kaleme almasını sağlamıştı.
Baldwin'e 60 sene önce bugünden bakınca tuhaf gelebilecek bir şekilde nefes olmayı başaran bu toprakların nihayetinde durmadan el değiştiren sopanın kırıldığı yeni bir hikayeye ihtiyacı var.
En çok da bu bayram arefesinde Çağlayan'da, Fatih'te, Louisiana'da umutsuz bir şekilde bekleyen gençlerin. "Gidecek yeri kalmayanların diyarında", "gidemeyenlerin ülkesinde" küstürülen kardeşlerimizin, çocuklarınızın.
Formül basit: mevcut rejimin kırmızı çizgisini aşan fikirleri nedeniyle ABD'den sınır dışı edilen gençlerin özgürce yazabileceği, araştırma yapabileceği, gösteri ve yürüyüş hakkını kullanabileceği demokratik bir hukuk devleti. Rümeysa'lara özgüvenli bir şekilde sahip çıkacak, Trump'a ve Batı'ya inat demokratik değerleri sahici bir şekilde uygulayan ve benimseyen bir hikaye. James Baldwin'in tabiriyle çocuklarına içinde bulunduğu toplumu özgürce sorgulayabilme, eleştirme şansı veren özgüvenli bir ülke.
İlgilisine öneriler:
Trump'ın yabancı öğrencilere karşı açtığı hukuki süreç hakkında detaylı yazım: https://serbestiyet.com/featured/israil-ve-trump-amerikan-universitelerini-nasil-yerle-bir-ediyor-200128/
Biraz daha James Baldwin ve İstanbul: https://serbestiyet.com/featured/james-baldwinler-bir-daha-istanbula-gelir-mi-183559/
⦿ https://serbestiyet.com/featured/james-baldwinler-bir-daha-istanbula-gelir-mi-183559/
https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/gidecek-yeri-kalmayanlarin-diyari-202337/
=======================
Yavruvatan'da başörtüsü krizi: "Güney Kıbrıs'ta başörtüsü serbest. Kuzey Kıbrıs'ta yasak"
Orta dereceli okullara 'başörtüsü' tartışması yavru vatan KKTC'yi gerdi. Hükümetin boneye izin veren tüzüğü, öğretmenler sendikasının tepkisiyle geri çekilince, okullara başörtüsüyle öğrenci alma kararı okul yönetimlerine bırakıldı. Lefkoşa'daki İrsen Küçük Ortaokulu'nda bir öğrencinin başörtülü şekilde okula girmek istemesi üzerine gergin anlar yaşandı. AK Parti sözcüsü Ömer Çelik, görüntüler için "açık faşizm" dedi. KKTC'deki iktidar ortağı YDP'nin lideri ve Bayındırlık Bakanı: "Güney Kıbrıs'la birleşip AB'ye girilseydi, başörtüsüne yine karşı çıkacak mıydınız? Düşünün Hristiyan AB'de ve Güney Kıbrıs'ta başörtüsü serbest. Müslüman Kuzey Kıbrıs'ta yasak. Güney Kıbrıs'ta Rum Okul Müdürü, başörtülü kız öğrenciye zulüm ettiği için görevden alınıyor."
Serbestiyet
29-Mart-2025
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC), ortaöğretim kurumlarında kılık kıyafet kurallarına ilişkin işleyişin okul yönetimlerine bırakılmasının ardından, bir okulda başörtülü bir öğrenci içeri alınmadı.
Lefkoşa'daki İrsen Küçük Ortaokulu'nda bir öğrencinin başörtülü şekilde okula girmek istemesi üzerine gergin anlar yaşandı.
🧕 KKTC'de başörtülü öğrenci okula alınmadı
Lefkoşa'da bir öğrencinin başörtülü şekilde okula girmek istemesi üzerine gergin anlar yaşandı
🏫 Ortaöğretim kurumlarında kılık kıyafet kurallarına ilişkin düzenleme okul yönetimlerine bırakılmıştıhttps://t.co/ksg0FGoo6S pic.twitter.com/XfyaoOCPe4
— Ayrımcılık Hattı (@AyrimcilikHatti) March 28, 2025
⦿ https://twitter.com/AyrimcilikHatti/status/1905587660938186927
Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Başkanı Selma Eylem ve okul öğretmenleri tarafından engellenen öğrenci, diğer velilerle kısa süreli tartışma yaşadı.
Milli Eğitim Bakanlığı Genel Ortaöğretim Dairesi Müdürü Yusuf İnanıroğlu, öğrencinin okula alınması gerektiğini belirtti, ancak bu talep okul yönetimi tarafından reddedildi.
Daha sonra yetkililerin yardımıyla öğrenci okula girince, tepki gösteren sendika başkanı Eylem bayıldı.
KKTC Bakanlık yetkililileri okula geldi.
Başörtülü öğrenci içeri alındı.
Müdüre Gülden Öyçüm, tüm çabalara rağmen başörtülü öğrencinin okula alınmaması için direndiği esnada bayıldı geberesice ❗❗❗ pic.twitter.com/5cXPBVY07D
— Sabri Amca (caps) (@sabriamcaparodi) March 28, 2025
⦿ https://twitter.com/sabriamcaparodi/status/1905662524915417174
Görüntüler Türkiye'ye de yansıyınca tepkiler arttı.
AK Parti sözcüsü Ömer Çelik, "Fanatiklerin eğitim hakkını engellemesi açık bir faşizmdir" açıklamasını yaptı.
Kriz, Başbakan Ünal Üstel'in talimatı ile hazırlanan "Ortaokullar ile Ortaöğretim Kurumları İçinde ve Dışında Uyulacak Kurallar ve Disiplin (Değişiklik) Tüzüğü" ile başladı.
KKTC'de eğitim kurumlarındaki kılık kıyafet kurallarına yönelik farklı uygulamaları standart hale getirmeyi amaçlayan tüzük değişikliği orta öğretim okullarının öğrencilerine bone üzerine bandana takma hakkı tanıyordu.
Ancak, öğretmen sendikaları düzenlemeye karşı çıkarak protesto gösterileri düzenledi.
Başbakan Ünal Üstel, sendika temsilcileriyle bir araya geldi. Görüşmeler sonucunda tüzüğün geri çekileceği açıklandı.
Alınan karar doğrultusunda, "Ortaöğretim Kurumları İçinde ve Dışında Uyulacak Kurallar ve Disiplin (Değişiklik) Tüzüğü" Resmi Gazete'den kaldırıldı. Böylece, kılık kıyafet kurallarına ilişkin belirleme yetkisi yeniden okul yönetimlerine bırakıldı.
Ancak okullardaki tartışmalar devam ediyor.
Kimi aileler çocuklarının okula başörtüsüyle gitmesi konusunda ısrarcı davranırken, öğretmenler ise tüzüğe işaret ederek buna izin vermiyor.
Başbakan Ünal Üstel'in "Konuyu paydaşlarla istişare edip yeniden değerlendireceğiz" açıklamaları sonrasında gözler siyasi partilerin bu konuda alacağı tavra çevrildi.
UBP Genel Sekreteri Oğuzhan Hasipoğlu, tartışmalara yol açan ve öğretmen sendikalarının eylemine neden olan "Ortaokullar ile Ortaöğretim Kurumları İçinde ve Dışında Uygulanacak Kurallar ve Disiplin Değişiklik Tüzüğü"nün Bakanlar Kurulu'nda yeniden ele alınmak amacıyla geri çekildiğine vurgu yaparak, konunun görüşülüp tartışılacağını söyledi:
" Eğitim Bakanımız bütün sendikaları çağırdı, hatta iktidar partilerin genel sekreterleri olarak biz de katıldık. 2 gün önce de konu tekrardan Bakanlar Kurulu'nda görüşüldü."
Şahali: 18 yaş sınırı göz önünde bulundurulmalı
CTP ise tüzüğe karşı. CTP Milletvekili Erkut Şahali, "Anayasa bir bireyi reşit yani yetişkin olarak tanımlanması için 18 yaşına gelmiş olmasını şart koşuyor. 18 yaş sınırının göz önünde bulundurulması gerekir. Umuyorum ki toplumsal huzurun tesis edilmesine dair kaygı, en öncelikli kaygı olur" dedi.
Tartışmalara Yeniden Doğuş Partisi (YDP) Genel Başkanı, Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Erhan Arıklı, İskele'de düzenlenen iftar programında sert tepki gösterdi:
" Karşımızda Kıbrıs Türkü adına konuştuklarını iddia eden, sayıları az da olsa sesleri çok çıkan, azgın ve ırkçı bir grup var. Bu azgın-ırkçı grup canları her sıkıldığında veya bizden farklı bir ses duyduklarında ya geldiğimiz yere dönmemizi ya da Arabistan'a gitmemizi öneriyorlar. Aradan 50 yıl geçmesine rağmen bizi hala daha eşit vatandaş olarak göremeyen ve hazmedemeyen bu kişilere neremizle güleceğimizi şaşırdık"
" Bunların hepsi de solcu ve federasyoncu. Bunlara tek bir sorum var; uğruna öldüğünüz federasyon mümkün olsaydı, Güney Kıbrıs'la birleşip AB'ye girilseydi, başörtüsüne yine karşı çıkacak mıydınız? Düşünün Hristiyan AB'de ve Güney Kıbrıs'ta başörtüsü serbest. Müslüman Kuzey Kıbrıs'ta yasak. Bizdeki laikliğin sınırlarını evrensel ilkeler değil, ırkçı-solcu ama aynı zamanda da faşist zihniyetli sendikalar belirliyor.
" Güney Kıbrıs'ta Rum Okul Müdürü, başörtülü kız öğrenciye zulüm ettiği için görevden alınıyor. Bakan kız öğrenci ve ailesinden özür diliyor. Biz de ise sendikalar iki kız öğrenciyi bahane edip, greve gidiyor, binlerce çocuğun eğitim hakkını engelliyor. Onlara göre, başlarını örten 14 yaşındaki iki kız çocuğu, laiklik için büyük tehlike. Bu azgın, ırkçı ve faşist zihniyete yazıklar olsun…"
=======================
Rutin dışı atamalarla 'partizanlaşan yargı'
Anayasa Mahkemesine göre ucundan bile siyasete bulaşmış bir hâkimin eski görevine dönmesi yargı bağımsızlığı için tehlike arz ediyorsa, bakan yardımcılığı gibi siyasi bir kadrodan başsavcılığa yapılan bir geçişi sanırım tartışmaya bile gerek yok. Başsavcı Akın Gürlek mevzuatımızdaki büyük bir boşluktan yararlanmış daha doğrusu yararlandırılmıştır. Hani Ekrem İmamoğlu'nun 28 kişiyle birlikte faydalandığı "diploma denklik şartı" konusundaki dönemsel boşluk gibi. Hukuku zorlayıp İmamoğlu'nun diplomasını hukuk görünümlü bir takım ayak oyunlarıyla iptal ederseniz, ileride birileri de yine hukuku zorlayarak Başsavcısı Akın Gürlek'in imzasıyla başlatılan bütün soruşturmaları yok sayar..
Ramazan Bulut
29-Mart-2025
2019 yılında bir başka mecrada kaleme almış olduğum bir makaleme şöyle giriş yapmıştım:
" Devlet memurusunuz ve mevcut iktidara muhalifsiniz.
Gönül verdiğiniz partinizin bir mitinginde, çıkıp iktidarı eleştiren gayet ateşli bir konuşma yapıyorsunuz.
Ertesi gün amiriniz çağırdığında, başınıza gelecekleri tahmin etmek çok da zor değil.
Öte yandan, yine kamuda bir bürokrat olmakla birlikte iktidar yanlısısınız.
Çıkıp bu kez muhalif partileri yerden yere vuran bir miting konuşması yapıyorsunuz.
Ertesi gün kurumunuza geldiğinizde, onlarca övgü ve taltif sizi bekliyor.
Böyle bir şey mümkün müdür?
Mümkündür."
Sisteme yeni dâhil edilen "bakan yardımcılıkları" idi konu.
Yazı başlığı ise "Partizanlaşan Bürokratlar"dı.
Yapılan düzenleme ile kabine üyelerinin Meclis dışından olması şartı getirilmiş, eski "Bakanlar Kurulu"nun yerini "Cumhurbaşkanlığı Kabinesi" almıştı.
Buna paralel olarak "müsteşarlıklar" kaldırılmış yerine "bakan yardımcılıkları" ihdas edilmişti.
Bir tek cumhurbaşkanı "seçilmişler" kategorisine girmiş; cumhurbaşkanı yardımcılıkları, bakanlar, cumhurbaşkanlığı politika kurulları üyelikleri ve bakan yardımcılıkları da atanmışlar grubu içerisinde yerlerini almıştı.
Atanmış ve seçilmiş farkının önemi, siyaset ve yönetim ayrımında yatar.
Seçilmişlerin görevi, kamu politikalarına ilişkin kararları almak, atanmışların görevi ise alınan bu kararları tarafsız bir şekilde uygulamaktır.
Ancak atanmış kategorisinde yer almasına rağmen Cumhurbaşkanı yardımcılıkları ile bakanlara da Anayasanın 106. Maddesinde seçilmişlere tanınan "yasama dokunulmazlığı" verilmiştir.
Bunun anlamı şudur:
" Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar siyaset yapabilir yani meydanlara inebilirler"!
Ancak aynı şey bakan yardımcıları için geçerli değildir.
Zira onlar bildiğiniz kamu görevlisidir; kadroları, valiler gibi istisnai memuriyet kadrosudur.
Valiler nasıl siyaset yapamazsa bakan yardımcıları da yapamaz.
Vali ile bir bakan yardımcısı arasındaki tek fark, görev süresi ile ilgilidir.
Valilik kadrosuna atama müktesep bir hak doğururken, bakan yardımcısının görevi ise Cumhurbaşkanı'nın görev süresi ile sınırlıdır.
Seçilmemiş olmalarına ve yasama dokunulmazlığı zırhları bulunmamalarına rağmen bir kısım bakan yardımcılarını seçim mahallerinde ve ellerinde mikrofonlarla sürekli gördük.
Yani bakan yardımcıları hukuki (de jure) olarak "bürokrat" görünse de fiili (de facto) olarak "politik" bir şahsiyet halini almış oldu.
Bunda ne var, diyemeyiz!
Amerikalı politikacı Linda Lingle şöyle der:
" Bütün politikacılar, daha çok gelecek seçimleri düşünürler. Devlet adamı ise gelecek nesilleri."
" Partizanlık" ise bunun bir üst seviyesidir.
Bilindiği üzere siyasal bir kavram olarak partizanlık, yaşam dâhil her hakkı kendi partisine layık görmektir.
Bir "partizan" için sadece partisi ve "tu kaka öteki" vardır.
Akın Gürlek'in yargıya muhteşem dönüşü!
Kısacası bakan yardımcılığı yapan biri bürokrasiden gelmişse artık eski görevine dönememelidir; hele ki yargı makamlarına…
Ya da atanmış biri olarak politik arenaya inen bir bakan yardımcısı hakkında "memur suçları" hükmünün işletilmesi gerekir.
Bu uzunca girişin nedeni eski bir bakan yardımcısı olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek üzerinden devam eden tartışmalardır.
Akın Gürlek İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, ardından 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı görevlerini yürütürken kamuoyunda tartışmalı görülen birçok siyasi davada verdiği hapis cezaları ile ünlenmişti.
Mesela Gürlek, Anayasa Mahkemesi'nin CHP milletvekili Enis Berberoğlu'na ilişkin verdiği hak ihlali kararını uygulamayarak Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) kararını tanımamıştı
Gürlek İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı iken Cumhurbaşkanı kararıyla 2022 yılında Adalet Bakan Yardımcılığı görevine atandı.
Bu görevde iki yıl kaldı ve 2024 yılında İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olarak yargıya geri döndü.
İlk itiraz CHP'den gelmişti:
" Bakan yardımcılığı gibi siyasi bir görevden, yargı mensubu olarak atamasının yapılması yasaya aykırıdır."
Akabinde CHP tarafından Hâkim ve Savcılar Kurulu'na (HSK) atanmayla ilgili sonuç alınamayan bir başvuru yapılmıştı.
Ayrıca böyle bir atama çok da olağan değildi.
Birincisi, hâkim ve savcılar ile TSK mensuplarının seçilme haklarının diğer bürokratlardan farklılık arz etmesidir.
Bir bürokratın seçim için çekildiği görevine geri dönmesi mümkün iken bu hak yüksek mahkeme üyeleri, hâkimler, savcılar, bu meslekten sayılanlar ile subay ve astsubaylara verilmemiştir.( 298 sayılı Kanun ek 7. Mad.)
Seçim için meslekten çekilen, CHP'den aday gösterilmediği için tekrar eski görevine dönmek isteyen YARSAV eski başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu'nun başvurusunu Anayasa Mahkemesi bu nedenle reddetti.( Başv. No: 2015/7352)
Anayasa Mahkemesi gerekçesini "mahkemeler ile hâkimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığının sağlanması" olarak belirtmiştir.
Mahkeme açıkça bir partiye üye olup sonradan ayrılmayı dahi "yargı bağımsızlığı" için tehlikeli görmüştü.
Ucundan bile siyasete bulaşmış bir hâkimin eski görevine dönmesi yargı bağımsızlığı için tehlike arz ediyorsa, bakan yardımcılığı gibi siyasi bir kadrodan başsavcılığa yapılan bir geçişi sanırım tartışmaya bile gerek yok.
İkincisi Akın Gürlek için adeta tenzili bir rütbeydi bu; hem özlük hakları hem de makam itibariyle.
Bunu askeri literatürde somutlaştırırsak, bir korgeneralin alay komutanı olarak bir birliğe atanması demektir.
Ancak bu atamayı makul kılan geleceğe yönelik bir takım beklentilerin olmadığı söylenemez.
Malumunuz üzere bir önceki savcılar İrfan Fidan ile Şaban Yılmaz Yargıtay üyeliklerine seçilmiş; İrfan fidan oradan tartışmalı bir şekilde Anayasa Mahkemesi üyeliğine terfi etmişti.
Üstelik iktidarın kural tanımazlığı yanında böyle bir atamanın lafı bile olmazdı.
Üçüncüsü Akın Gürlek hep hâkim olarak görev yapmıştı.
Bir hâkimin savcı, bir savcının hâkim olarak atanmasının önünde yasal bir engel olmasa da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı gibi bir makama yapılan bu atama kesinlikle rutin dışıydı.
Çünkü sırf Çağlayan ve Kartal adliyelerindeki savcı sayısı 600 civarında, Türkiye genelinde ise 5000'in üzerindedir.
Yani 5000 savcı dururken bir hâkimin gözler önündeki bir makama başsavcı olarak atanması, ayrıca Gülek'in hem yaşı hem de savcılık tecrübesinin olmaması doğal olarak bazı soru işaretlerini de birlikte getiriyordu.
Dolayısıyla Akın Gürlek 'in başsavcı olarak başlattığı soruşturmalarla birlikte bu soru işaretleri adeta mitoz bölünmeye uğradı.
Esenyurt, Beşiktaş, Beykoz Belediye Başkanları ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ'ın tutuklanmaları en göze çarpanlarıydı.
Nitekim başlatılan Ekrem İmamoğlu soruşturması ise çoğalarak kalınlaşan bu soru işaretlerine bir de ünlem ekledi.
Hukuk zorlanmaya gelmez.
Peki, böyle bir atama Akın Gürlek 'in suçu muydu?
Tabii ki değil…
Başsavcı Akın Gürlek mevzuatımızdaki büyük bir boşluktan yararlanmış daha doğrusu yararlandırılmıştır.
Hani Ekrem İmamoğlu'nun 28 kişiyle birlikte faydalandığı "diploma denklik şartı" konusundaki dönemsel boşluk gibi.
Hukuku zorlayıp İmamoğlu'nun diplomasını hukuk görünümlü bir takım ayak oyunlarıyla iptal ederseniz, ileride birileri de yine hukuku zorlayarak Başsavcısı Akın Gülek'in imzasıyla başlatılan bütün soruşturmaları yok sayar.
Bu mümkün müdür?
Bugün mümkünse yarın da mümkün olacaktır.
⦿ https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/rutin-disi-atamalarla-partizanlasan-yargi-202423/
=======================
Güzel Giden Sohbetin Büyüsünü Anında Bozan 8 İletişim Hatası
Hepimiz zaman zaman sohbet ederken hata yapabiliriz. Ama bazı davranışlar var ki, farkında olmadan insanları deli edebiliyoruz!
Öykü Demirağ
29-Mart-2025
Farkında olmadan yaptığınız yaygın iletişim hataları…. "Aa, ben öyle biri değilim!" diye düşünüyorsanız, bir daha düşünün. Çünkü bilmeden hepimiz küçük konuşma hataları yapıyoruz! Sohbeti ilerletmek isterken aslında karşımızdakini sıkıyor, iletişim kurduğumuzu sanırken monolog çekiyoruz. Bir arkadaşınız size bir şey anlatırken "Ama geçen gün ben de…" diye araya giriyor musunuz? Ya da soru sormuş gibi yapıp kendi cevabınızı mı veriyorsunuz? Merak etmeyin, yalnız değilsiniz! İşte farkında olmadan yaptığınız yaygın iletişim hataları…
1. "Boomerask" yapmak
Şimdi dürüst olalım, hiç sadece kendi cevabınızı vermek için birine soru sorduğunuz oldu mu? Mesela şöyle bir sahne hayal edin:
" Sence kahvenin en güzel hali sütlü mü, sade mi?"
Karşınızdaki tam cevap verecekken: "Bence kesinlikle sütlü! Hatta geçen gün şöyle bir kahve denedim…"
Ee, madem cevabı kendiniz verecektiniz, neden sordunuz? İşte buna "boomerasking" deniyor! Yani, aslında karşınızdakine pek de değer vermeden, sadece konuşmaya bahane yaratmak. Ve tahmin edin ne oluyor? İnsanlar bu davranışı manipülatif buluyor ve kendilerini önemsiz hissediyor. O yüzden, birine soru soruyorsanız, gerçekten onların cevabını dinlediğinizden emin olun. Yoksa, karşı taraf içinden "Soru sormasaydın keşke" diyebilir!
2. İnsanların lafını kesmek
Bazı insanlarla konuşurken cümleleri tamamlamaya fırsat bile bulamazsınız çünkü hop! Cümleniz yarıda kesilir. Eğer sık sık başkasının sözünü kesiyorsanız, üzgünüz ama bu biraz saygısızca olabilir.
Evet, bazen konuşacak çok şeyimiz var ve kendimizi tutamıyoruz. Ama unutmayın, sohbet bir monolog değil, diyalogdur! Uzmanlara göre, sürekli insanların lafını kesmek, karşınızdaki kişiye "Seni dinlemiyorum, sen önemli değilsin" mesajı verebilir. Ve inanın, bu hiç hoş bir his değil.
Kural net: Karşınızdaki kişi konuşurken bekleyin, hatta bazen bir saniye durup düşünün. Kim bilir, belki de onların söyleyeceği şey çok daha ilginçtir!
İlginizi çekebilir:
Yeni Yıl Hedeflerine Ulaşmak İsteyenlere: Hayatınızı Kısa Sürede Değiştirmenize Yardımcı Olacak 11 Öneri
3. Sürekli kendinizi anlatmak
Birinin sadece kendisi hakkında konuştuğu bir sohbetin içinde kaldınız mı? Aman Tanrım, bu tam bir eziyet!
Herkes kötü bir buluşma hikayesi dinlemiştir: Karşınızdaki kişi; kendi hayatı, işi, tatili, köpeği, çocukluk travmaları hakkında durmadan konuşur ve size tek kelime etme fırsatı vermez. Konuşmanın bir noktada sohbetten çok, tek taraflı bir podcast'e dönüştüğünü fark edersiniz.
Elbette herkes kendini anlatmak ister ama işin sırrı denge. Sohbet bir tenis maçı gibidir; karşılıklı top atıp durmazsanız, oyun keyifsiz olur. Yani, biraz kendinizden bahsedin, biraz da karşınızdakine söz hakkı verin. Kimse birinin saatlerce kendi hayat hikayesini anlatmasını istemez. (Gerçekten, istemez!)
4. Sürekli tavsiye vermek
Sürekli tavsiye vermek en sık yapılan iletişim hataları arasında bulunuyor. Arkadaşınız size derdini anlatırken, hemen "Şunu yapmalısın, bunu denemelisin!" moduna mı giriyorsunuz? İşte burada bir duralım. Hepimiz bir problem duyduğumuzda çözmek isteriz, ama bazen insanlar sadece içini dökmek ister. Her zaman akıl vermek zorunda değilsiniz! Bazen en büyük destek, sadece "Anlıyorum, bu gerçekten zor bir durum" demektir.
TEDx konuşmacısı Dana Caspersen'e göre, sürekli tavsiye vermek, karşı tarafa "Sen bunu kendi başına çözemiyorsun, ben sana anlatayım" hissi yaratabilir. Ve inanın, bu hiç hoş bir duygu değil. O yüzden, biri size bir derdini anlattığında hemen çözümler sunmak yerine önce "Bunu duymak üzücü, nasıl hissediyorsun?" gibi bir şeyler söylemeyi deneyin. Emin olun, farkı hissedeceksiniz!
İlginizi çekebilir:
Sebebi Bunlar Olabilir! Bazı İnsanların Sizden Hoşlanmamasının 9 Olası Nedeni
5. Kapalı uçlu sorular sormak
" Bugün iyi misin?"
" Evet."
"… Peki…"
İşte en büyük sohbet öldürenlerden biri: Kapalı uçlu sorular! Eğer konuşmanın tıkanmasını istemiyorsanız, "Evet" veya "Hayır" gibi kısa yanıtlarla biten sorular sormaktan kaçının. Çünkü bu tür sorular sohbeti ilerletmek yerine durma noktasına getirir.
Bunun yerine, daha açık uçlu sorular sorun! "Güzel bir gün geçirdin mi?" yerine "Bugün seni en çok ne mutlu etti?"
Gördünüz mü? Açık uçlu sorular, karşınızdaki kişinin düşünmesini ve anlatmasını sağlar. Böylece konuşma doğal bir şekilde akar gider!
6. Anında konuyu değiştirmek
Diyelim ki birine "Son zamanlarda neler yapıyorsun?" diye sordunuz ve o da heyecanla yeni bir hobiye başladığını anlattı. Ama siz "Harika! Bu arada, geçen gün şunu duydun mu?" diyerek bambaşka bir konuya geçtiniz…
İşte bu, sohbeti baltalamanın en kestirme yolu! Çünkü karşınızdaki kişi, söylediklerinin sizin için önemli olmadığını hissedebilir. Takip soruları sormak, karşınızdakine değer verdiğinizi gösterir. Eğer biri size bir şey anlatıyorsa, ilgilendiğinizi belli edin ve konuyu derinleştirin.
7. Karşı tarafı sorguya çekmek
Sohbet etmek, karşılıklı bir etkileşimdir. Ama bazen farkında olmadan karşımızdakini soru yağmuruna tutarak sorguya çekmiş gibi hissedebiliriz. Düşünün, birisi size sürekli sorular soruyor ama kendisinden hiçbir şey paylaşmıyor. Ne hissedersiniz? Büyük ihtimalle rahatsız olursunuz. Çünkü sohbet tek taraflı bir sorgulama değil, karşılıklı bir alışveriştir. Eğer sürekli soru sormak yerine kendi düşüncelerinizi de paylaşır ve sohbeti dengeli bir hale getirirseniz, konuşma çok daha samimi ve doğal olur.
8. Küçümseyici dil kullanmak
Sohbetin büyüsünü bozmanın en hızlı yollarından biri de küçümseyici ifadeler kullanmaktır. Karşınızdaki kişi duygularını veya düşüncelerini paylaştığında, onları küçümsemek, sohbeti bir anda çıkmaza sokar. Unutmayın, sohbet sadece kelimelerden ibaret değildir. İçtenlikle dinlemek ve karşılıklı anlayış göstermek, sohbeti çok daha anlamlı hale getirir.
⦿ https://www.verywellmind.com/common-conversation-mistakes-11699413
https://listelist.com/guzel-giden-sohbetleri-bozan-iletisim-hatalari/
=======================
Murat Ağırel: İmamoğlu'na operasyon aceleye geldi
murat.agirel@cumhuriyet.com.tr
29-Mart-2025 Cumartesi
İBB soruşturmasında tutuklamalar ile ilgili sorgu evraklarını incelemeye devam ediyorum.
Şunu belirtmem gerekiyor. Halen ifade tutanaklarına ulaşamadığım onlarca kişi var. Ancak ulaştıklarım içerisindeki gördüğüm akla mantığa uymayan ve izaha muhtaç öyle çelişkiler var ki bunca yıldır dava dosyalarını okumama rağmen şaşırmadan edemiyorum.
Tutuklananlar kimlerdi? İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İmamoğlu'nun danışmanı ve İBB Medya AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İnşaat Sanayi AŞ Genel Müdürü Tuncay Yılmaz, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık dahil olmak üzere, yolsuzluk soruşturmasında 48 kişi; terör soruşturmasında ise Mahir Polat, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan ve Reform Enstitüsü Direktörü Mehmet Ali Çalışkan...
Halen malum medyanın "560 milyar TL'lik yolsuzluk" ve "Terör örgütlerine 100 milyon dolar gönderilmiş" manşetlerinin kaynağını soruşturma evraklarında bulamadım. Bence onlar da bulamadı!
Çünkü aylardır bu hususları yazan, adeta halihazırdaki dosya içeriklerini satır satır yazan kişilere de sordum "kem küm" dışında bir şey duymadım.
Kumpas davalarında yargılanan biri olarak bir kez daha uyarmak istiyorum. Bizler daha yargılanmadan davaların açılacağı, kimlerin tutuklanacağı, daha polis gelmeden gözaltı haberlerini o süreçte okumuştuk.
Tam artık bu durumdan ders alındı derken şimdi yine o dönemde aktif olan, kumpas davalarının aparat tanığı, kitaplar yazdırılan ekranlara mayın eşeği gibi sürülen kişiler yine bu süreçte meydanda.
Mesela Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ın ifadesini okudum. Resul Emrah Şahan'ın avukatı değerli dostum Hüseyin Ersöz'ün savunmasında bir kısım dikkatimi çekti.
Hüseyin Ersöz uyarıyor ve diyor ki:
"Soruşturmaya esas meselelerin ilk kez yerel seçimlerin hemen öncesinde spekülasyon amaçlı olarak sosyal medya hesaplarından birinde paylaşılmış olmasıdır. Bu husus o tarihte Sabah ve Takvim gazetelerinde de seçim sürecini etkilemek, müvekkilimizi terör örgütleriyle iltisaklı göstermek amacıyla kullanılmıştır. Bu husus o tarihte Sabah ve Takvim gazetelerinde de seçim sürecini etkilemek, müvekkilimizi terör örgütüyle iltisaklı göstermek amacıyla kullanılmıştır. X (Twitter) kullanıcısı 'kuscubasıesref' isimli sosyal medya hesabından bugün tarafımıza yöneltilen suçlamalar 29-Mart-2024 tarihinde 30 paylaşımlı seri halinde kamuoyunda müvekkilimiz hakkında olumsuz bir algı oluşturmak ve seçim sürecini provoke etmek amacıyla paylaşılmıştır."
Baktım gerçekten böyle. Yahu tweet'teki ifadelerle soruşturma dosyasındaki ifadelerin bir virgülü mü değişmez. Aynısı yer alıyor.
Hüseyin Ersöz'ü aradım ve sordum. Bu hususta 29-Mart-2024 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunulmuş. Ancak bu kişinin kimliği tespit edilememiş. Daimi arama kararı çıkarılmış.
Aklım daha da karıştı. Kimliği tespit edilemeyen kişi mi gizli tanık, yoksa gizli tanık 2024 yılında yazılan yazıları mı savcılığa sunmuş?
Bakın devam edelim...
Ekrem İmamoğlu'na yöneltilen sorular reklam panoları ihalesi ile ilgili. İddiaya göre bedeller piyasa rayici altında belirlenmiş ve ayrıcalık tanınarak belli firmalara verilmiş.
Bu aslında İçişleri Bakanlığı tarafından verilen 1 Şubat 2022 tarihli ve 2022/30 sayılı soruşturma iznine dayalı bir soruşturmaydı.
Halbuki Danıştay Birinci Dairesi, 29-Aralık-2022 'de bu kararı bozdu.
Danıştay Birinci Dairesi'nin ( 20-12-2022 tarihli Esas No 2022/1622, Karar No: 2022/2221 sayılı) emsal kararında şu ifadeler yer aldı:
" ...Söz konusu ihalelere ait muhammen bedellerin yeterli araştırma yapılmadan rayiç bedellerin altında bedellerle belirlendiğine dair tespitin 'sübjektif' olduğu, belediyenin tasarrufu altındaki alanlarda bulunan açık ve kapalı reklam ünitelerinin kiraya verilmesine ilişkin ihalelerde bu ünitelerin geçmiş yıllarda yapılan kiralama ihalelerinde oluşan kira ve/veya ecrimisil bedellerinin esas alındığı, muhammen bedelin tespitinde usule aykırılığın 'somut olarak' ortaya konmadığı, kaldı ki benzer kiralamalarda ilgili kurum ve kuruluşların muhammen bedel tespiti için belediyeden bilgi alarak fiyat araştırması yaptıkları, belediyenin reklam ünitelerinin reklam ajansları tarafından kısa süreli olarak reklam verenlere kiraya verilmesinde oluşan fiyatların esas alınarak uzun süreli bu kiralamanın bedelinin düşük olduğu sonucuna varılamayacağı, kaldı ki bu ünitelerin ajanslar tarafından sürekli olarak kiraya verilemediği, kimi zaman bu ünitelerin boş kaldığı, varsayımdan hareketle bu ihalelerde muhammen bedelin düşük tespit edildiği sonucuna ulaşılamayacağı..."
Fakat İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma içerisinde yukarıda yazdığım olayı Danıştay'ın kararına rağmen işleme alarak dosyaya dahil etti. Danıştay'ın kararı da "Her ne kadar..." ifadesi kullanılarak bir paragrafta yer aldı.
İnanın aklım almıyor.
Konuştuğum kaynaklar ek klasörler var göreceksin diyor.
Ben ulaşamadım, ulaşabileni de görmedim, duymadım. Çok ulaşılabileceğini de düşünmüyorum. Çünkü bu hamle neresinden bakarsanız bakın aceleye getirilmiş gibi duruyor. Belli ki CHP'nin önseçim kararı bu süreci hızlandırmış.
CHP'lilerin oyuyla cumhurbaşkanı adayı olduktan sonra İmamoğlu'na böyle bir operasyon yapmakla aday olmadan önce operasyonu gerçekleştirmek arasında görüntü açısından çok fark var.
Fakat sonuç olarak bu operasyon, siyasi tarihteki yerini, uzun ya da kısa vadede, İmamoğlu'na Cumhurbaşkanlığı yolunu açan soruşturma olarak kayıtlara geçecek.
⦿ https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/murat-agirel/imamogluna-operasyon-aceleye-geldi-2313984
=======================
Boykot listesine Doğuş Grubu da eklendi: 'Dibi görecekler'
29-03-2025
CHP Genel Başkanı Özgür Özel boykot listesini genişletti, reklam verenlere seslendi: "Hesabını bu meydana göre yap."
Maltepe'de 'Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu'na Özgürlük Mitingi'nde konuşan Özel, Doğuş Grubu bünyesindeki NTV, Star TV, Volkswagen, Günaydın Restoran ve Nusret'i boykot listesine eklediklerini açıkladı.
Özel şöyle konuştu.
► Çıkıp (Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'dan bahsediyor) "Basını tehdit edemezsiniz" diyor. "Saraçhane'yi göreni başımızın üstünde tutacağız, görmeyeni yerin dibine gömeceğiz" dedik. "Basın demokrasilerde boykot edilmez" diyor. 2008-2009'da Doğan Medya Grubu'na boykota daveti bizzat başbakan sıfatıyla bunlar davet ediyordu…
► Bugüne kadar sabrettik. "Konuşuyoruz, görüşüyoruz, ekranın ortasına sizi koyuyoruz" diyorlar. Bu sabah aradılar; "Mitingi vermeye korkuyoruz, İletişim Başkanlığı'ndan telefonlar alıyoruz, RTÜK'le tehdit ediliyoruz" diyorlar…
► Bize ihanet eden TRT'yi asla ve asla açmıyoruz. Beyaz TV, Demirören (CNN Tük, Kanal D…) ve Turkuvaz (ATV, A Haber) medyalarını asla ve asla açmıyoruz.
► Bir sözüm de reklam verenlere; eğer biz TRT, CNN Türk, A Haber, Beyaz TV, Türkiye, Akşam ve Yeni Şafak'ta reklamınızı görürsek o ürünü almayacağız. Reklam veren hesabını bu meydana göre yap.
► Hani nerede o NTV? Hava durumu veriyor. Saat 14:56, 15:00'te bunun firmalarını ilan edeceğim. Bu meydanı görmeyene gücünü göstereceğim. Son dört dakika… Bu dakikadan düzelip boykot listemizden çıkana kadar NTV'yi izlemiyoruz. NTV'de reklam verenlerin ürünlerini almıyoruz.
► Doğuş Grubu, NTV'nin yanında Star TV, Kral FM, çokça gidilen restoranları var. Günaydın Restoran'a gidilmiyor, Nusret'in kapısından geçilmiyor…
► Ayrıca bunlar araba satıyorlar. Tabii Volkswagen Almanya'da sendikanın da güçlü olduğu bir firma. Ama bundan sonra bu bayilik NTV'de durdukça, NTV de bize böyle davrandıkça Doğuş Grubu'nun sattığı arabaları almayacağız (Not: Grupta Audi ve Skoda da var).
► Sözüme değer veren herkese, tüm şirketlere, kişilere duyurumdur. Doğuş Grubu bu saraydan korktukça, bu meydanı görmedikçe yerin dibine gömülecektir. Bunlar Gezi olaylarında da iki gün penguen yayınlayıp üçüncü gün nedamet getirmişti. Çabuk affedeceğimizi sanmasınlar. Bu meydanı görmeyenler satışın dibini görecek, söz veriyoruz.
Maltepe'deki 2 milyon 200 bin kişiyi görmeyen bir haber kanalı olur mu?
NTV'yi, Star TV'yi izlemiyor, Kral FM'i dinlemiyoruz.
Nusret'in kapısından geçmiyor, Doğuş grubunun sattığı arabaları almıyoruz.#SürekliBoykot pic.twitter.com/mxFmitzoBu
— CHP İletişim (@CHP_iletisim) March 29, 2025
Boykot sitesine erişim engellendi
https://twitter.com/CHP_iletisim/status/1905968259242893746
⦿ https://www.diken.com.tr/boykot-sitesine-erisim-engellendi/
https://www.diken.com.tr/boykot-listesine-dogus-grubu-da-eklendi-dibi-gorecekler/
=======================
Sansürü görmeyen Altun'dan "boykot" tepkisi: Yerli ve milli medyaya kin güdülüyor
İletişim Başkanı Altun, CHP liderinin "ideolojik kumpanyasına katılmayan her medya kuruluşunu ve yerli firmayı hedef aldığına" dikkat çekti.
Sansürü görmeyen Altun'dan "boykot" tepkisi: Yerli ve milli medyaya kin güdülüyor
İletişim Başkanı Fahrettin Altun, CHP Genel Başkanı'nın bugünkü açık hava toplantısında medya kuruluşlarına yönelik sözlerine dair X'te paylaşım yaptı.
Altun, açıklamasında CHP liderinin sözlerinin partisinin "ideolojik saplantılarını yansıttığını ve siyasal acziyetini gözler önüne serdiğini" belirtti.
CHP'nin, Batılı medya kuruluşları karşısında ilgi arayışı içinde olduğunu savunan Altun, buna karşın "binlerce emekçinin alın teriyle faaliyet gösteren yerli ve millî medya kuruluşlarına karşı kin güttüğünü" ifade etti.
► CHP'nin bugün ( 29-Mart-2025 Cumartesi) Maltepe'de düzenlediği "Ekrem İmamoğlu'na özgürlük" mitingini NTV, Habertürk gibi kurumlar yayınlamadı. Daha önce de CHP'nin benzer mitingi ve halk buluşmalarını yayınlamamışlardı.
Altun, CHP liderinin "ideolojik kumpanyasına katılmayan her medya kuruluşunu ve yerli firmayı hedef aldığına"dikkat çekerek, bu tutumun toplumu kutuplaştırmaya yönelik bir girişim olduğunu vurguladı. Açıklamasında "Bu çabanın aziz milletimiz nazarında bir hükmü yoktur" diyen Altun, siyaset kurumunun birleştirici olması gerektiğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sık sık vurguladığı "siyaset ayrıştırma değil, birleştirme sanatıdır" sözünü hatırlatan Altun, Ramazan Bayramı arifesinde toplumun huzur ve birlik içinde olması gerektiğinin altını çizdi.
CHP'nin Boykot Çağrısı: Medya ve Markalara Tepki
İstanbul Maltepe'de düzenlenen destek mitinginde CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınması ve ardından tutuklanması sürecinde, ana akım medya kuruluşlarının ve bazı markaların tutumunu sert bir dille eleştirdi. Özel, bu süreçte eylemlerini görmezden gelen medya organlarına ve belirli firmalara yönelik boykot çağrısını genişletti.
Özel ve CHP yönetimi, 24 Mart'ta boykot edilecek markaların listesini paylaşmış, ardından 25 Mart'ta boykotyap.comadlı bir internet sitesi üzerinden bu listeyi duyurmuştu. Ancak siteye mahkeme kararıyla erişim engeli getirildi. Bugünkü mitingde konuşan Özel, boykot listesinin genişletildiğini ve yeni markaların eklendiğini açıkladı.
Özel, şu sözlerle medya ve reklamverenlere çağrıda bulundu:
"TRT'yi bir daha asla açmıyoruz. CNN Türk, TGRT, A Haber, Beyaz TV, Demirören ve Turkuvaz Medya'yı asla ve asla açmıyoruz. Bir sözüm de reklam verenlere: Eğer biz TRT, CNN Türk, A Haber, Beyaz TV, Türkiye, Akşam ve Yeni Şafak'ta reklamınızı görürsek o ürünü almayacağız."
Espressolab yetkililerinin kendisine ulaştığını belirten Özel, marka yetkililerinin kendileriyle görüşmek istediklerini ifade ederek şunları söyledi:
"Vakıf üniversitelerinde küçük kafeleri ele geçirip pahalıya satanlar var. Boykot deyince gençler bu ismi bağırdı. Yetkililer bize ulaşmaya çalıştı. Dedikleri şu: 'Görüşelim, ne yapmamız gerekiyorsa anlaşalım.' Eğer üniversite kampüslerinde gençlerin gönlünü yaparsa, oradan çekilirse, Espressolab'leri öğrencilere kantin olarak bırakırsa, öğrenciler de 'biz bunları affettik' derse, o zaman yanıma gelirsin dedim."
Medyaya yönelik boykot listesine yeni eklemeler yapan Özel, şu açıklamalarda bulundu:
"Habertürk ve NTV yayında yoktu. Habertürk yayına geçti ama NTV hâlâ yayın yapmıyor. Bu dakikadan itibaren, NTV düzelip de boykot listemizden çıkana kadar NTV'yi izlemiyoruz. NTV'nin yanında Star TV, Doğuş Grubu, Kral FM… Günaydın Restoran'a gidilmiyor, Nusret'in kapısından geçilmiyor. Ayrıca, Doğuş Grubu'nun sattığı arabaları da almayacağız. Volkswagen, Almanya'da sendikanın güçlü olduğu bir firma. Ama bundan sonra bu bayilik NTV'de durdukça, NTV bize böyle davrandıkça Doğuş Grubu'nun sattığı arabaları almayacağız."
(EMK)
=======================
" Bak şimdi bunu da benden bilecekler"
MUSTAFA DURMUŞ -
March 29, 2025
Prof. Dr. Mustafa Durmuş – Son iki yıldır sıkı gelir (ücret), para ve maliye politikalarıyla enflasyonu aşağıya çekmeye, yüksek faiz oranları ve baskılanmış döviz kuruyla sıcak parayı ülkeye çekerek döviz rezervi biriktirmeye çalışan ve tüm bu politikaların bedelini de halka ödettiren Mehmet Şimşek'in başını çektiği ekonomi yönetimi, 19 Mart'ta yargının İmamoğlu ve ekibine yaptığı siyasi operasyonlarla, deyim yerindeyse ters köşe oldu. "Kazanımların" önemli bir kısmı çöpe gitti.
Milyarlarca liralık kurtarma paketi
Durumu toparlayabilmek için ekonomi yönetimi, kapsamı onlarca milyar lirayı bulan bir kurtarma paketi uygulamaya başladı.
Emeklilerine sadece 1,000 lira zam yaparak bayram ikramiyesini 4,000 liraya çıkaran ve bunu yaparken de "daha ne yapalım, elimizden ancak bu kadar geliyor" diyen siyasal iktidar, söz konusu olan yerli ve yabancı sermaye sınıfı ve süper zenginlerin menfaatlerinin korunması olduğunda kesenin ağzını açmakta tereddüt etmiyor. Kamu kaynaklarını bu kesime rahatça akıtıyor.
Hukuksuz operasyonlar kitleleri sokağa döktü
Zaten son derece kırılgan olan finansal sistem, yargı eliyle yapılan sivil darbenin son perdesi olan bu operasyonun şokunu atlatmakta zorlanıyor. Operasyonun ardından, başta üniversiteli gençler olmak üzere neredeyse tüm toplum sokaklara çıkınca, eş zamanlı olarak üniversitelerde boykotlar başlayınca, ekonomideki bu kırılganlığı siyasetteki sorunlar ve istikrarsızlaşma izledi. Ana muhalefet partisi CHP eylemliliğini artırarak erken seçim için iktidarı zorlamaya başladı. Tüm bu gelişmelerin ekonomi üzerindeki etkilerinin son derece yıkıcı olduğu/olacağı kuşkusuz.
Siyasal iktidarın da ekonominin de yumuşak karnını oluşturan bazı sektörlerden ya da alanlardan başlayalım. Bunların başında finans sektörü geliyor.
Borsa çöktü
Kapitalizmin tarihinde her büyük ekonomik krizin önce menkul kıymetler borsasında başladığı biliniyor. Çünkü borsanın temeli olan spekülasyon ve manipülasyon krizleri tetikliyor. 1929-33 Büyük Depresyonu bunun bilinen en iyi örneklerinden birisi.
Nitekim 20 Mart'ta değeri 9,000'e kadar düşen İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda (BİST100) bir haftada dört kez devre kesiciler uygulamaya sokulmak durumunda kalındı. Endeks, TL varlıklarda başlayan satış dalgası yüzünden ilk gün yüzde 8,72 kayıpla tarihinin en sert düşüşlerinden birine tanık oldu. Bankacılık endeksi yüzde 8,5'in üzerinde kayıp yaşadı. Borsanın piyasa değerinden sadece 1 günde 31,5 milyar dolar silindi. Borsalarda yaşanan kriz, ardından gelebilecek bir finansal krizin de belirtisi olduğundan ekonomi yönetimi acil müdahaleye başladı.
Yabancı çıkışları arttı!
Merkez Bankası verilerine göre, yabancılar geçen hafta net 443,8 milyon dolarlık hisse senedi ve net 439,5 milyon dolarlık devlet iç borçlanma senedi (DİBS) sattı. Böylece geçen hafta finans piyasalarından yabancıların toplam çıkışı 883,3 milyon dolar oldu. Oysa aynı yabancılar bir önceki hafta yaklaşık 2 milyar dolarlık giriş yapmıştı (7-14 Mart haftasında 480,1 milyon doları hisse senedi için, 1 milyar 465,3 milyon doları da DİBS için olmak üzere toplamda 1 milyar 945,4 milyon dolar getirmişlerdi).
Borsaya can simidi
▪ T. Varlık Fonu bünyesindeki kamu bankalarına ait aracı kurumlar büyük çapta (7 milyar TL'yi aşan) hisse alımı yaparak borsaya destek oldular.
▪ Hisse piyasasına (borsa) yönelik bir destek kararı da Sermaye Piyasası Kurulu'ndan geldi. Kurul, şirketler ile bağlı ortaklıkların, genel kurul kararı olmaksızın yönetim kurulu kararıyla geri alım programı yapabileceğini duyurdu. Duyurunun ardından 18 borsa şirketi toplamı 5,5 milyar lirayı bulan tutarda geri alım yapacağını açıkladı.
▪ Ayrıca bankalara hisse geri alımında sermaye esnekliği tanındı. Bu yılın sonuna kadar geri alım yoluyla edindikleri hisselerin çekirdek sermayeden indirilmeyeceği teminatı verildi.
Böylece borsadaki erime durduruldu. Şirketlerin ve bankaların kendi hisselerini geri satın almaları teşvik edilerek endeks değerinin tekrar yukarı çıkması ve gerçekte temeli olmayan yeni kârlar sağlamalarının yolu da açılmış oldu.
Kârlar özelleştirilirken, zarar sosyalleştiriliyor!
Özetle başta T. Varlık Fonu aracılığıyla yapılan hisse alımlarıyla, batmakta olan şirketlerin hisseleri satın alındı ve bu operasyon sonucunda ortaya çıkan zarar böylece sosyalleştirildi yani tüm topluma mal edildi. Gerisini emekçiler düşünsün…
Bir olumsuzluk da para piyasalarında yaşandı. Para Piyasası Fonları genellikle kısa vadeli devlet tahvilleri, bonolar ve vadeli mevduat gibi düşük riskli araçlardan oluşuyor.
Geçen hafta başlayan ekonomik çalkantıdan sonra devlet tahvillerinin faizinin artması (dolayısıyla fiyatının düşmesi) bünyesinde ağırlıklı olarak tahvil barındıran finansal fonların getirisini düşürdü. Böyle olunca da para piyasası fonlarına olan ilgi azalarak bir anda tersine döndü. Öyle ki Merkez Bankası Para ve Banka İstatistiklerine göre, 14 Mart'ta 1 trilyon 487 milyar lira olan bu fonların büyüklüğü, 21 Mart'ta 1 trilyon 326 milyar liraya geriledi. Yani bu fonlardan 161 milyar liralık çıkış yaşandı.
Dolarizasyona yönelim artıyor!
Bu arada, Merkez Bankası'na göre, aynı haftada yurt içi yerleşiklerin yabancı para mevduatı (parite etkisinden arındırılmış olarak) geçen hafta 5 milyar 862 milyon dolar arttı. (1) Bu da fon piyasasından çıkan paranın büyük ölçüde döviz tevdiat hesaplarına kaydığını ortaya koyuyor.
Bu durum yabancıların tahvil stoku içindeki payını yüzde 10'a kadar geriletti. Aynı zamanda ekonomide bir süredir aşılmaya çalışılan yeni bir dolarizasyon sürecinin başlamakta olduğunu da ortaya koydu.
Kur Korumalı Mevduatların (KKM) hala tasfiye edilemediği bir dönemde para sahiplerinin tekrar Döviz Tevdiat Hesaplarına (DTH) yönelmesi yakın geçmişte yaşanan ekonomik kayıpların ve kamu zararının tekrarlanabileceğinin bir işareti.
Fonlardan çıkışları durdurabilmek amacıyla ekonomi yönetimi çözüm olarak, bu fonların getirilerini artırabilmek için kendi payından vaz geçmeyi planlıyor. Yani bu fonlar aracılığıyla elde edilen gelirler ve TL cinsi mevduatlardan alınan Gelir Vergisinin oranlarının tekrar düşürüleceği açıklandı.
Özetle, bir kez daha "kârlar özelde kalırken, zarar sosyalleştiriliyor". Üstelik bu son derece adaletsiz bir biçimde yapılıyor: Asgari ücretin biraz üstünde gelir elde eden bir ücretliden net yüzde 15 Gelir Vergisi alan devlet şimdi en zengin para sahibinin milyarlarca liralık gelirinden yüzde 15'in altında bir vergi alacak.
Döviz kuru fırladı, döviz rezervleri sert bir biçimde düştü!
Döviz ve altın piyasaları bu operasyonlardan beklendiği gibi en fazla etkilenen diğer finansal araçlar oldular. Öyle ki 1 günde dolar 41 liraya ve Euro 44 liraya fırladı. 1 gram altının fiyatı 1,400 liraya kadar yükseldi.
Bu durum karşısında ekonomi yönetimi hem TCMB hem de kamu bankalarındaki dövizleri güncel değerinin altında fiyatlardan piyasaya satmak durumunda kaldı. Bu müdahaleye rağmen kurdaki artış ortalama yüzde 4 oldu. Yani küçük çapta bir tür devalüasyon yaşandı.
Piyasaya döviz satışı sonucunda sadece birkaç günde, TCMB Başkanına göre döviz rezervlerindeki azalma 25 milyar doları, diğer bazı hesaplamalara göre 27 milyar doları buldu. Yani son iki yıldır büyük çapta bedeller ödenerek (yüksek faiz başta olmak üzere) biriktirilen döviz rezervlerinin yaklaşık yüzde 40'ı üç günde yok edildi.
Pandemiden daha kötü
Covid-19 Pandemisi sırasında ortaya çıkan gelişmelerle (2020 yılı) bir karşılaştırma yapmak sorunun ciddiyetini anlamak açısından önemli olabilir. 2020 yılının ağustos ayında 1 dolar 7,40 lira, risk primi (CDS) 560 ve reel özel sektör döviz açığı 165 milyar dolardı. MB döviz rezervlerinde 6 ayda 30 milyar dolarlık bir azalma olurken, yurt dışına çıkan sermaye 12 milyar dolar oldu.
Bugün itibarıyla dolar 38 lira civarında, CDS 328, reel özel sektör döviz açığı 148 milyar dolar ve sadece üç günde Merkez Bankası döviz rezervlerindeki azalma 27 milyar dolar civarında. Yurt dışına ne kadar sermaye çıktığını görmek için yeni verilerin açıklanmasını beklemek lazım. Ancak girişler bıçak gibi kesildi. Ne de olsa "hız öldürmez ani duruş öldürür!"
▪ Merkez Bankası ayrıca, dövizdeki aşırı yükseliş ve oynaklığı azaltmak amacıyla TL uzlaşmalı vadeli döviz satımı işlemini başlattığını açıkladı. Söz konusu adımla, yurtiçi yerleşiklerin olası döviz talebinin, rezerv kaybı yaşamadan karşılanması (kur riski zararının önlenmesi) ve böylelikle kur baskısının azaltılması amaçlanıyor. Sermayenin kur zararı kimin üzerine yıkılacak bir düşünün!
Faizlerin yükseltilmesi kaçınılmaz hale geliyor!
▪ Liranın değer kaybını azaltmak ve dolarizasyonu yavaşlatmak amacıyla Para Piyasası Kurulu (PPK), bir ara kararıyla, gecelik borç verme faiz oranını 200 baz puan artırarak yüzde 44'ten yüzde 46'ya çıkardı. Politika faizi yüzde 42,5'te, gecelik borçlanma faizi de yüzde 41'de sabit tutuldu.
Bu gelişmenin ardından ticari kredi faizleri kamu bankalarında yüzde 50'ye, özel bankalarda ise yüzde 59'a kadar yükseldi. Mevduata verilen faizler de yüzde 47'ye kadar çıktı. Faizlerdeki bu artışın kredi borcu olan bireyleri de şirketleri de bilançoları bozulacak olan bankaları da olumsuz etkileyeceği açık.
Faiz oranlarının yükselmesinin halihazırda en yüksek konkordato oranına sahip, başta inşaat (453 adet) ve tekstil (258 adet) olmak üzere, tüm ekonomi üzerinde daraltıcı ve işsizliği artırıcı etki yaratması da kaçınılmaz. Burada da zararın bir kez daha sosyalleştirilmesine tanık oluyoruz.
Bazı iş insanları da durumdan rahatsız olsalar gerek ki "bankaların kredi tahsislerini yavaşlattığını, para çekme işlemlerinde sorunlar yaşandığını yani kendi paralarına ulaşamayarak likidite sorunu yaşadıklarını" ileri sürüyorlar.
Özcesi bir tür "ekonosit" yaşanıyor. Yani yurttaşların, iktidarın bilerek ve isteyerek uyguladığı politikalar yüzünden, ekonomik olarak hayatta kalamayacak bir duruma getirilmesi hali.
Bu operasyonların kısa vadede somut şu sonuçları olacaktır:
Hâlihazırda yetersiz olan döviz rezervleri daha da azalacak, bunu telafi edebilmek için kamu daha yüksek faizlerden döviz cinsinden dışarıdan ve içeriden borçlanmak durumunda kalacak. CDS'in daha da yükselmesi borçlanma maliyetlerini artacak.
Kurdaki artış sürecek ve bu durum, yüzde 30-40 geçişkenlik oranıyla, enflasyonu yükseltecek. Hayat, özellikle de emekçiler için çok daha pahalı ve zor bir hale gelecek. Nitekim Bank of Amerika yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 28,1'e, politika faizini ise yüzde 32,5 yükseltti.
Bir yandan enflasyon artarken diğer yandan ekonominin bazı temel sektörlerinde durgunluk yaşanacak, bu da iflasları ve işsizliği artıracak. Yani ülke ekonomisi yeni bir stagflasyonist sürece girecek.
Döviz kurundaki ve enflasyondaki yükseliş reel ücretlerin düşmesiyle sonuçlanacak. Bu yılın sonuna kadar asgari ücret artırılmayacağı için emekçilerin ve emeklilerin yoksulluğu daha da artacak.
Son olarak, eğer siyasal iktidar toplumun demokratikleşme, hak hukuk ve adaletin sağlanması ve barış gibi temel taleplerine olumlu yanıt vermeyip daha da sertleşirse, ekonomideki bu göstergelerin daha da kötüleşeceğini tahmin etmek için kâhin olmaya gerek yok.
Kıssadan hisse!
Zamanın birinde köyün birinde bir gelin ineğin sütünü sağmak için ahıra gidiyor. İnek yeni buzağılamış, buzağısı da gelip sütü emmesin diye gelin o buzağıyı bir ağaca bir iple bağlıyor. Şeytan da orada duruyor, buzağıya şöyle bir bakıyor ve şu ipi biraz gevşeteyim diyor. İpi gevşetince buzağı da geliyor anasından tam sütünü emecek, gelin bunu önlemek için şöyle elinin tersiyle buzağıya vurunca, bunu gören inek "vay sen benim yavruma nasıl vurursun" diye geline bir tepik atıyor. Gelin kanlar içinde yere yuvarlanıyor. O sırada gürültüyü duyan kayınbaba ahıra geliyor, bir bakıyor gelin kanlar içinde yerde yatıyor. "İnek benim gelinimi öldürdü" diyor ve eve gidip tüfeği alıyor ve ineği vuruyor. O sırada ahıra gelinin kocası geliyor. Bir bakıyor inek kanlar içinde yerde, gelin kanlar içinde yerde, buzağı yerde. Babasının elinde ise tüfek. "Sen benim karımı, ineğimi nasıl vurursun" diyor ve o da babasını vuruyor, sonra da "ben bu acıya dayanamam" deyip kendini vuruyor. Her şeyi bir köşede sessiz sedasız izleyen Şeytan: "Yahu şu işe bak, tüm olan biteni de benden bilecekler, oysa ben sadece ipi bir parça gevşettim…"
_______________
Dip notlar:
(1) TCMB, Haftalık Para ve Banka İstatistikleri, Yabancı Para Mevduatlarda Haftalık Değişim ve Parite Etkisi (Yurt İçi Şubeler, Milyon ABD Doları), 21-Mart-2025 .
⦿ https://acikgazete.com/bak-simdi-bunu-da-benden-bilecekler/
=======================
JD Vance Grönland'a gidip, Danimarka'yı eleştirdi: "Grönland halkına iyi davranmadınız"
Serbestiyet
29-Mart-2025
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü'nü ziyareti sırasında yaptığı açıklamalarda Danimarka'yı Grönland'a yeterli yatırım yapmamakla suçladı ve ABD'nin adanın güvenliği ve refahı için daha iyi bir ortak olacağını savundu.
Konuşmasında Danimarka hükümetine sert eleştiriler yönelten Vance, "Mesajımız çok basit: Danimarka, Grönland halkına iyi davranmadı," dedi.
Grönland'ın sahip olduğu stratejik öneme vurgu yapan Vance, Danimarka'nın adaya yönelik yatırımlarını yetersiz bulduğunu belirtti:
" Grönland halkına yeterince yatırım yapmadınız. Bu muazzam, güzel kara parçasının güvenlik altyapısına da yeterince yatırım yapmadınız."
Vance, eleştirilerinin Grönland halkına değil, Danimarka yönetimine yönelik olduğunu vurguladı:
" Bizim argümanımız Grönland halkına değil — bence olağanüstü insanlar ve burada olağanüstü bir fırsata sahipler. Asıl meselemiz Danimarka liderliğiyle. Onlar Grönland'a yatırım yapmadı, güvenliğine yatırım yapmadı."
Donald Trump'ın başkanlığı döneminde gündeme gelen "Grönland'ı satın alma" fikrine atıfta bulunan Vance, ABD'nin Grönland'ın güvenliği için daha sorumlu bir ortak olacağını dile getirdi:
" Başkan 'Grönland'a sahip olmalıyız' dediğinde, bu adanın güvende olmadığını söylüyor."
Vance, Grönland halkının ABD ile iş birliği yapması gerektiğini ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
" Umarız Grönland halkı ABD ile ortaklık kurmayı seçer. Çünkü egemenliklerine ve güvenliklerine saygı gösterecek tek ülke biziz — çünkü onların güvenliği bizim güvenliğimizdir."
Askeri müdahale gibi bir yaklaşımı reddeden Vance, bu sürecin karşılıklı anlayışa dayalı şekilde yürütülebileceğini savundu:
" Biz askeri güç kullanılmasının gerekeceğini düşünmüyoruz. Bu mantıklı bir yol ve Grönland halkının aklıselim sahibi insanlar olduğunu düşündüğümüz için, Trump tarzı bir anlaşma yapabileceğimize inanıyoruz. Bu hem onların güvenliği hem de Amerika'nın güvenliği için gerekli."
Vance'in bu açıklamaları, Danimarka yönetiminden sert tepki aldı. Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen, bu ifadelerin "müttefikler arası diplomatik nezaketle bağdaşmadığını" söyledi.
=======================
Beren Saat'ten gözaltılara tepki: Taleplerini dinleyin
Saat, "Eğer ülkemiz gelecekte ilerleyecekse, bu gençler sayesinde olacak. Lütfen canlarını yakmayın, taleplerini dinleyin, serbest kalsınlar" dedi.
Saat, paylaşımı şöyle:
"Kapılarda ağlayan anneleri gördükçe içim parçalanıyor; Türkiye'nin en iyi üniversitelerinin öğrencilerinin aileleri onlar. Eğer ülkemiz gelecekte ilerleyecekse, bu gençler sayesinde olacak. Lütfen canlarını yakmayın, taleplerini dinleyin, serbest kalsınlar."
⦿ https://bianet.org/haber/beren-saatten-gozaltilara-tepki-taleplerini-dinleyin-305983
=======================
Alman istihbaratından çarpıcı iddia: Rusya, NATO üyesi bir ülkeye Saldırabilir
Almanya'da basına sızdırılan bir istihbarat raporunda, Rusya'nın NATO üyelerine yönelik saldırı gerçekleştirme ihtimalinin ciddi bir tehdit olarak değerlendirildiği belirtildi. Alman istihbarat servisleri, Moskova'nın olası bir saldırısına karşı dikkatli olunması gerektiği konusunda uyarıda bulundu.
29-Mart-2025
Alman istihbaratından çarpıcı iddia: Rusya, NATO üyesi bir ülkeye Saldırabilir
Almanya'nın istihbarat ve savunma yetkilileri, Rusya'nın bir NATO üyesine yönelik askeri harekât düzenleme ihtimaline dikkat çekti. Konuya ilişkin değerlendirmeler, Alman basını tarafından ortak bir yayınla kamuoyuna aktarıldı.
Alman Dış İstihbarat Teşkilatı (BND) ve Federal Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan raporda, Moskova yönetiminin Avrupa'nın güvenliğini tehdit eden unsurlar barındırdığı ifade edildi. Belgede, Rusya'nın NATO sınırlarına yönelik olası bir taarruz planı üzerinde duruldu.
Rus askeri gücünü genişletme stratejisi izliyor
Değerlendirmede, Kremlin'in Batı ile uzlaşmaz bir tutum sergilediği vurgulandı. Rus ordusunun Ukrayna'daki operasyonlarını yoğunlaştırdığı ve diplomatik çözüm sinyali vermediği aktarıldı. Ayrıca, Rus askeri gücünün genişleme stratejisi izlediği kaydedildi.
Yetkililer, Rusya'nın askeri kapasitesini artırmaya devam ettiğini ve bölgesel gerilimi tırmandırdığını dile getirdi. NATO ülkelerinin bu gelişmeler karşısında hazırlıklı olması gerektiği uyarısında bulunuldu.
=======================
BM'den Rümeysa Öztürk'ün ABD'de gözaltına alınmasına tepki
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi Sözcüsü Liz Throssell, ABD'deki Tufts Üniversitesi'nde doktora eğitimi alan Türk öğrenci Rümeysa Öztürk'ün ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) görevlilerince gözaltına alınmasının uluslararası hukukla bağdaşmadığını bildirdi.
29-Mart-2025
Throssell, AA muhabirinin " ABD'deki Tufts Üniversitesinde doktora eğitimi alan Türk öğrenci Rümeysa Öztürk, maskeli ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi ( ICE) görevlilerince gözaltına alındı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 'Hamas'ı desteklediğini' iddia ettiği en az 300 yabancı öğrencinin vizelerinin iptal edildiğini duyurdu. Bunlar arasında ABD'den sınır dışı edilecek olan Türk öğrenci Öztürk de var. Öztürk ve diğer öğrencilerin 'Hamas yanlısı/İsrail karşıtı' olarak damgalanması, bu şekilde muamele görmesi ve sınır dışı edilmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?" sorusunu yazılı yanıtladı.
Uluslararası insan hakları hukuku uyarınca, milliyeti ne olursa olsun herkesin, misilleme korkusu olmadan ifade özgürlüğü ve barışçıl toplanma hakkı gibi belirli özgürlüklere sahip olduğunu hatırlatan Throssell, "(Rümeysa Öztürk hakkındaki) Uluslararası insancıl hukuk kapsamında korunan insan hakları ve özgürlüklerine ilişkin herhangi bir davranıştan dolayı tutuklama keyfidir." ifadesini kullandı.
Throssell, ABD'nin taraf olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin (ICCPR), bir ülkenin bu konudaki yükümlülüklerini belirlediğini kaydederek, "Örneğin, ICCPR ifade özgürlüğü ve barışçıl toplantı haklarının yanı sıra bir ülkede yasal olarak bulunan vatandaş olmayanların haklarını keyfi sınır dışı edilmekten korur ve tüm vatandaş olmayanlar dahil herkesi ayrımcılığa karşı korur." değerlendirmesinde bulundu.
Öztürk'ün gözaltına alınması
ABD'de doktora eğitimi gören Rümeysa Öztürk, 25 Mart akşamı iftara gitmek için Massachusetts'teki evinden çıktığı anda sivil ICE görevlileri tarafından gözaltına alınmıştı.
Öztürk'ün avukatı Mahsa Khanbabai, müvekkilinden haber alınamadığını açıklamış, Tufts Üniversitesinden yapılan yazılı açıklamada da bu gözaltı işlemi için üniversite yönetimine herhangi bir şekilde haber verilmediği belirtilmişti.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio, dün bir soru üzerine, Öztürk'ün vizesinin iptal edildiğini doğrulamış ve "Size üniversite kampüslerimizi yerle bir eden bir sosyal aktivist olmanız için değil, gelip eğitim almanız ve bir derece almanız için vize verdik." ifadesini kullanmıştı.
Öztürk'ün gözaltına alınması, Donald Trump yönetiminin Filistin destekçisi öğrenciler ve akademisyenlere karşı baskı uyguladığı dönemde gerçekleşti. Daha önce de Filistinli aktivist ve yakın zamanda Columbia Üniversitesinden mezun olan Mahmud Halil gözaltına alınmıştı.
⦿ https://www.ekonomim.com/dunya/bmden-rumeysa-ozturkun-abdde-gozaltina-alinmasina-tepki-haberi-809055
=======================
Pirinç pilavını cam gibi parlatan aşçılık sırrı– Ayrıca tane tane olmasını da sağlıyor
Pirinç pilavı pişirirken tane tane ve parlak olmasını sağlayan basit püf nokta
Pirinç pilavı Türkiye'de her sofranın vazgeçilmezidir. Kuru fasulye, nohut, kırmızı et, tavuk gibi türlü türlü yemeklerin yanına servis ediliyor.
Hazırlarken de tane tane olması için pilava bazı püf nokta dokunuşları yapmanız gerekiyor. Bu dokunuşun adı ise *küp şeker* dir.
Pirinç pilavını pişirirken tencereye 1 adet küp şeker atmanız hem parlak olmasını hem de tane tane olmasını sağlıyor.
TANE TANE PİRİNÇ PİLAVI TARİFİ
haber7.com'daki pirinç pilavı tarifine göre gereken malzemeler şunlar:
2 su bardağı pirinç,
3 su bardağı kaynar su,
2 çorba kaşığı tereyağı,
3 çorba kaşığı zeytinyağı,
1 çay bardağı tel şehriye,
2-3 damla limon suyu,
Tuz
=======================
RTÜK üyesi: Youtube ve Facebook lisans süreçleri yasal dayanaktan yoksun
RTÜK Üyesi Tuncay Keser, RTÜK'ün Youtube ve Facebook üzerinden başlattığı lisans sürecini değerlendirdi. Keser, "YouTube ve Facebook gibi platformlar için başlattığı lisans süreci, yasal dayanaktan yoksundur. İfade özgürlüğüne, çok sesliliğe haksız, hukuksuz bir müdahaledir" dedi.
29-Mart-2025
RTÜK, Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasına uzanan süreci ekrana taşıyan televizyon kanallarına yaptırımlar uyguladı. Sözcü TV'ye 10 gün yayın durdurma cezası verildi. Bu ceza, RTÜK mevzuatında lisans iptalinden önceki en ağır yaptırım olarak biliniyor.
Üst Kurul toplantısından YouTube kanalı üzerinden yayın yapanlara yönelik de karar çıktı. RTÜK, 1.3 milyon abonesi olan Fatih Altaylı ile tutuklanan İlker Canikligil'in 900 binden fazla abonesi olan Flu TV Youtube kanallarına da lisans almaları için 72 saat süre verdi.
"İfade özgürlüğüne, çok sesliliğe haksız, hukuksuz bir müdahale"
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) üyesi Tuncay Keser, " RTÜK'ün YouTube ve Facebook gibi platformlar için başlattığı lisans süreci, yasal dayanaktan yoksundur. İfade özgürlüğüne, çok sesliliğe haksız, hukuksuz bir müdahaledir" dedi.
RTÜK'ün YouTube ve facebook gibi platformlar için başlattığı lisans süreci, yasal dayanaktan yoksundur. İfade özgürlüğüne, çok sesliliğe haksız, hukuksuz bir müdahaledir. https://t.co/y1jXWHAbtl için yazdığım muhalefet şerhinden👇 https://t.co/KwlVTktkZ0 pic.twitter.com/kKft91cOIu
— Tuncay Keser (@tuncayksr) March 29, 2025
Keser sosyal medya hesabındaki paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
"RTÜK'ün YouTube ve facebook gibi platformlar için başlattığı lisans süreci, yasal dayanaktan yoksundur.
İfade özgürlüğüne, çok sesliliğe haksız, hukuksuz bir müdahaledir. Söz konusu kararla internet alanındaki çok sesliliğin hedef alındığı, özgürlük alanının daraltılmaya çalışıldığı açıktır. 6112 sayılı kanunla verilen "düşünce çeşitliliğini" sağlama görevinin tersine, internet ortamındaki bağımsız gazetecilik ve ifade özgürlüğü, maddi ve idari külfet ile nesnellikten uzak bir denetim getiren lisans süreçleriyle cendereye alınmaktadır.
İdareye, internet yayıncılığı konusunda çok geniş ve keyfi bir müdahale olanağı veren söz konusu karar hukuki dayanaktan yoksundur, hukuk devleti ilkesine aykırıdır."
=======================
İran'dan Trump'ın mektubuna 4 ana başlıkla detaylı cevap
İran medyası, Tahran'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın mektubuna, nükleer program, balistik füzeler, bölgesel politikalar ve tehditler olmak üzere dört ana başlık altında, Trump'ın üslubuna benzer bir dille yanıt verdiğini duyurdu.
29-Mart-2025
İran, ABD Başkanı Donald Trump'ın Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'e hitaben yazdığı mektuba ilişkin detaylı bir yanıt verdi. İranlı Öğrenciler Haber Ajansı (İSNA), El Arabi El Cedid haber sitesine dayandırdığı haberinde, Tahran'ın cevabının nükleer program, balistik füzeler, bölgesel politikalar ve tehditler olmak üzere 4 ana başlığa odaklandığını iddia etti.
Savunma ve füze programlarına ilişkin müzakereleri kesin bir dille reddetti
Haberde, Tahran'ın, ABD Başkanının mektubundaki tüm madde ve paragraflara tek tek ve Trump'ın üslubuna uygun bir dille karşılık verdiği belirtildi. Ayrıca, İran'ın yalnızca 2015 Nükleer Anlaşması çerçevesinde ve karşılıklı saygı temelinde müzakereye açık olduğu vurgulanırken, savunma ve füze programlarına ilişkin müzakereleri kesin bir dille reddettiği ifade edildi.
Herhangi bir saldırıya karşılık vermekte sınır tanımayacak
İranlı kaynaklara göre, Tahran yanıtında, bölgesel müttefikleriyle ilişkilerinin ikili anlaşmalara dayandığını ve müttefiklerinin bağımsız hareket ettiğini ifade etti. Ayrıca, bu taraflarla yapılacak muhtemel anlaşmalara açık olduğunu belirtti. Ulusal güvenliğini ve çıkarlarını kararlılıkla koruyacağını ve herhangi bir saldırıya karşılık vermekte sınır tanımayacağını da vurguladı.
Öte yandan, haberde Tahran'ın Trump'ın mektubuna Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) üzerinden yanıt vermeyi reddettiği, bunun yerine geleneksel arabuluculuk kanallarını kullanmayı tercih ederek, Umman'a güvendiği ifade edildi.
⦿ https://www.ekonomim.com/dunya/irandan-trumpin-mektubuna-4-ana-baslikla-detayli-cevap-haberi-809101
=======================
JD Vance Grönland'a gidip, Danimarka'yı eleştirdi: "Grönland halkına iyi davranmadınız"
Serbestiyet
29-Mart-2025
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Grönland'daki Pituffik Uzay Üssü'nü ziyareti sırasında yaptığı açıklamalarda Danimarka'yı Grönland'a yeterli yatırım yapmamakla suçladı ve ABD'nin adanın güvenliği ve refahı için daha iyi bir ortak olacağını savundu.
Konuşmasında Danimarka hükümetine sert eleştiriler yönelten Vance, "Mesajımız çok basit: Danimarka, Grönland halkına iyi davranmadı," dedi.
Grönland'ın sahip olduğu stratejik öneme vurgu yapan Vance, Danimarka'nın adaya yönelik yatırımlarını yetersiz bulduğunu belirtti:
" Grönland halkına yeterince yatırım yapmadınız. Bu muazzam, güzel kara parçasının güvenlik altyapısına da yeterince yatırım yapmadınız."
Vance, eleştirilerinin Grönland halkına değil, Danimarka yönetimine yönelik olduğunu vurguladı:
" Bizim argümanımız Grönland halkına değil — bence olağanüstü insanlar ve burada olağanüstü bir fırsata sahipler. Asıl meselemiz Danimarka liderliğiyle. Onlar Grönland'a yatırım yapmadı, güvenliğine yatırım yapmadı."
Donald Trump'ın başkanlığı döneminde gündeme gelen "Grönland'ı satın alma" fikrine atıfta bulunan Vance, ABD'nin Grönland'ın güvenliği için daha sorumlu bir ortak olacağını dile getirdi:
" Başkan 'Grönland'a sahip olmalıyız' dediğinde, bu adanın güvende olmadığını söylüyor."
Vance, Grönland halkının ABD ile iş birliği yapması gerektiğini ifade ederek sözlerini şöyle sürdürdü:
" Umarız Grönland halkı ABD ile ortaklık kurmayı seçer. Çünkü egemenliklerine ve güvenliklerine saygı gösterecek tek ülke biziz — çünkü onların güvenliği bizim güvenliğimizdir."
Askeri müdahale gibi bir yaklaşımı reddeden Vance, bu sürecin karşılıklı anlayışa dayalı şekilde yürütülebileceğini savundu:
" Biz askeri güç kullanılmasının gerekeceğini düşünmüyoruz. Bu mantıklı bir yol ve Grönland halkının aklıselim sahibi insanlar olduğunu düşündüğümüz için, Trump tarzı bir anlaşma yapabileceğimize inanıyoruz. Bu hem onların güvenliği hem de Amerika'nın güvenliği için gerekli."
Vance'in bu açıklamaları, Danimarka yönetiminden sert tepki aldı. Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Løkke Rasmussen, bu ifadelerin "müttefikler arası diplomatik nezaketle bağdaşmadığını" söyledi.
=======================
- - - - - - - - - - - - - - - -
Daima daha temiz, daima daha uzak olarak düşünülen bir tanrı ile daima daha günahkâr insan arasındaki ayrılığın yarattığı gerginlik, insanlığa zorla kabul ettirilen en büyük kuvvet sınavlarından biridir.
Günahkârlar için Tanrı sevgisi bir mucizedir.
Yunanlılar tanrısal bilgi ile insan bilgisizliği arasında niçin böyle bir gerginlikle karşılaşmadılar?
Bu iki uçurumu birleştiren köprüler, var olmayan yeni yaratıklar olsalar gerek (Melekler mi?
Vahiy mi?
Tanrının Oğlu mu?
)
~Friedrich Wilhelm Nietzsche
(d. 15 Ekim 1844 - ö. 25 Ağustos 1900)
Ahlâk ve değerler sisteminin kuruluşuna yönelik bir temel çerçevesinde
çağının kültür, din ve felsefe görüşlerini eleştiren nihilist Alman düşünür, filolog.~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Beni derginin kicina koyanin gelir kicina korum.
~Can YUCEL~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Dünya Hali
Çingene benleri, ne dersiniz, pembe olmalıydı
değil mi?…
Ama dünyada her şey olması gerektiği gibi
olmuyor ki…
~Can Yücel~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Ömer Hayyam Bütün Dörtlükler [ 69. - 389 ]
~Bahar geldi; başka şey istemem kafamda;
Hele akla hiç yer vermem bahar soframda;
Şarap, seninleyim bu mevsim, koru beni:
Söğüt ağacı, sen de ser gölgeni altıma.
ŞARAB: Arapça, içecek şey, anlamında bir kelime. Aşk ve mahabbet anlamına kullanılır. Coşkun aşk halleri ki, bu durumdaki kişi aşkta sadakat imtihanından geçer. Kemale erenlerin hali budur. Bu kelimeyle ilgili bazı deyimler şunlardır:
Şaraphane : Melekût âlemi, kâmil arifin iç dünyası.
Şarab-ı Puhte: Yıllanmış, kıvamını bulmuş şarap. Her türlü kayıttan, sınırlamadan kurtulmuş saf ve mücerred zevk.
Şarab-ı ham : Çiğ şarap. Dünyevî zevk ile karışık hayat.
Şarap-ı Tevhîd : Allahın zâtında mahvolup, her türlü maddî bağdan kurtulma.
İki türlü şarap vardır: Biri maddî, dünyevi, alkol ihtiva eden içilmesi haram olan içki, ki bu insanı içince sarhoş eder. Diğer şarap ise, aşk şarabıdır. Allahı sevmekten kaynaklanan zevkin sonucu olarak ortaya çıkan bir tür mestlik, melankoli hâli. Sûfîler bu bakımdan, içmeden sarhoş olanlardır, diye tanımlanır. Marifet, içmeden, manâ sarhoşu olmaktadır. Her iki sarhoşta ortak bazı özellikler vardır. Bunlardan biri, her ikisi için dış âlemin bir anlamı yoktur; sarhoşluk, her iki grubu dış dünya ile alakalı bir takım ilgilerden kesmiştir, ikisi arasındaki pek çok farktan bir diğeri de, şudur: : Mânâ sarhoşunda, karaciğerden kaynaklandığı söylenen bir tür iç hararet, maddî şarab içende bulunmaz.~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Her iki karimla da talihim kotu gitti.
Birincisi beni terketti, ikincisi terketmedi.
~Patrick Murray~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Ne umuyorduk ki olric?
optugumuz kurbaga prens cikti diye hayatimiz peri masalina mi donusecekti?
Umma olric,yasak dusler kurma...
~Tutunamayanlar | Oguz Atay~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Çok Mütevazıyimdir Bu Yüzden Sadece İyi Olduğumu İddia Ediyorum...
Yoksa MÜKEMMEL Olduğumu Herkes Bilir ...
~Bilinmeyen Birisi~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Fethullahçılar devleti sardı.
Her kuruluşun başında bir imam var.
Emniyet'in tüm arşivi cemaate taşındı.
Hedef seçilen kişiyi usûlsüz dinleyip kayıtları şantaj için kullanıyorlar.
Devleti ele geçirmeye çalışıyorlar.
'Nereden biliyorsunuz?' sorusu üzerine (Hanefi) Avcı 'Bunları ben de yaptım da ondan' diyor
~Hanefi AVCI~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Turgay Yildiz : BEN AŞI YAPTIRMAM GARDAŞ…
https://www.youtube.com/watch?v=H0Ee8YTuNe0
- - - - - - - - - - - - - - - -
Aslında en zoru, kayıp oyunu kazanmaktır.
~Dr. Dave ~
- - - - - - -










- - - - - - -
Alexandre_Dumas-Uc_Silahsorler.epub
Karekok_Yayinlari-YGS_Biyoloji_Denemeleri.pdf
Bahattin_Turan-Cogur_Metodu_.pdf
Osho-Bos_Kayik-Hiclikle_karsilasmalar_carpismalar.epub
Bilgisayar-2.pdf
Kostebek-Necip_Hablemitoglu.epub
Terry_Deary-Ates_Hirsizinin_Kacisi.epub
Orhan_Kemal-TERSINE_DUNYA.doc
Osmanli_Belgelerine_gore_Ermeni-Fransiz_Iliskileri_III_1920-1922_.pdf
ELS_26.pdf
William_Shakespeare-On_Ikinci_Gece.epub
Sonuncu_Kurban-Agatha_Christie.epub
Homeros-Odysseus.pdf
Bediuzzaman_Said_Nursi-Kastamonu_Lahikasi.epub
Nazim_Hikmet_29_Kemal_Tahir_e_Mapushaneden_Mektuplar.epub
Sabahattin_Alinin_Butun_Oykuleri_2-Sabahattin_Alinin_Butun_Oykuleri_2.mobi
Latin_I.pdf
Joan_Konner-Ateistin_Kutsal_Kitabi_1_.epub
Siyah_Sut-Elif_Safak.mobi
Anthony_Horowitz-Ermisler_yada_gunahkarlar.doc
Jean_Tardieu-SINFONIETTA-KONUSMA.doc
Heinrich_von_Kleist-KIRIK_TESTI.pdf
OEGCA_Test4.pdf
Beyer-piano_metodu.pdf
Mircea_Eliade-Dinsel_Inanclar_ve_Dusunceler_Tarihi-Cilt_1.pdf
Erkeklerin_Hikayeleri-Murathan_Mungan.epub
SteveJobs-iPhoneYardim.Net.epub
Turk_Siyasal_Tarihi.pdf
TIYATRO_Turleri.doc
Kara_Kule_Cilt7_Kule-Stephen_King.epub
- - - - - - -
"> "> "> "> "> "> "> ">
- - - - - - -
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
Grup eposta komutlari ve adresleri | : | |
Gruba mesaj gondermek icin | : | ozgur-gundem@googlegroups.com |
Gruba uye olmak icin | : | ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com |
Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
Grup Sayfamiz | : | https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
![]() Siyasi iktidarın sürekli yasakladığı, polisiye önlemler ile gizlemeye çalıştığı şeyleri burada biriktireceğim. Videolar, resimler, makaleler falan. | : | http://insulaelibertatis.com/ |
Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc HvLWPtIjJR8X@protonmail.com 0PjukdvspdUh@mail2tor.com |
Tor ağı üzerindeki web siteleri Darkweb diye bilinir, TorBrowser kullancaksınız. | : | http://45m2jpfwn6ydfrqyhw5jbqszyip45pvi6m2cyo3722wyhur6yuitgbyd.onion/ http://kbq4ghhydumvhgvwkccbad5g7ae2yho6a4llxuy2z4oa6dox6gjtngad.onion/ |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder