Şahın oğlu Rıza Pehlevi blr kaç gündür Mısır- İsrail hattında.
Kudüste kipa takarak Batı Duvarında dua etti, dilek tuttu.
Dileğinin ne olduğu belli, İran'a dönüp Şah olmak. 😄
Destek hazır ABD, İsrail.
Oraj POYRAZ(0raj.p0yraz@neomailbox.net)
L2fSIJNoA0xfSNxA
--
- - - - - - - - - - - - - - - -
Genc Osman dedigin bir kucuk usak,
Beline baglamis ibrisim kusak,
Askerin icinde birinci usak,
Allah Allah deyip gecer genc Osman...
~Genc Osman dedigin bir kucuk aslan,
Bagdatin icine girilmez yastan,
Her ana dogurmaz boyle bir aslan,
Allah Allah deyip gecer genc Osman...
Bagdatin kapisini Genc Osman acti,
Dusmanin cumlesi onunden kacti,
Kelle koltugunda uc gun savasti,
Allah Allah deyip gecer Genc Osman...
Kayikci Kul Mustafa ~
- - - - - - - - - - - - - - - -
"Bir an önce yaşamaya başlayın ve her günü ayrı bir hayat olarak sayın."
~Seneca~
- - - - - - - - - - - - - - - -
En onemli seks organi beyindir.
~Ohio'lu 90 yasindaki Regina Brett'in kaleminden~
- - - - - - - - - - - - - - - -
SİNAN MEYDAN : DERSİMDE ZEHİRLİ GAZ KULLANİLDİ İDDİASİNA CEVAP SİZ KİMİ KANDIRIYORSUNUZ
16 Aralık 2019
1 Aralık 2019 Pazar gecesi Alman ARD kanalında "Unutulan Katliam: Atatürk Alevileri Nasıl Öldürdü?" adlı bir belgesel yayımlandı. Thorsten Mack ve Karaman Yavuz'un hazırladığı 6 dakikalık belgeselde şöyle denildi: "Türk arşivlerinde bulunan 1937 tarihli önemli bir belge Dersim'den sorumlu generalin zehirli gaz talebinden sonra Nazi Almanya'sına 20 ton zehirli gazın ısmarlandığını gösteriyor. Kemal Atatürk Türkiye'yi modern ulus devlet haline getirirken Hitler'le birlikte çalıştı katliam yaptı"
Bugün Alman ARD kanalının bu çirkin iddiasına cevap vereceğim…
"DERSİM'DE ZEHİRLİ;GAZ" İDDİASININ TARİHİ
Alman ARD kanalında gündeme getirilen bu "zehirli gaz" iddiası yeni değil; Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlarının 50 yıldır dile getirdikleri bayat bir iddia bu…
Bu iddiayı yıllar önce ilk olarak Nuri Dersimi "İntikam İntikam İntikam (…) Kürdistan denen ana yurdun kurtuluşu için intikam" diye haykırdığı "Kürdistan Tarihinde Dersim" adlı propaganda kitabında ortaya attı. (1) Daha sonra harekat sırasında Ankara'da olan ancak yıllar sonra anılarında harekatı görmüş gibi anlatan İhsan Sabri Çağlayangil siyaseten "CHP'yi lekelemek için" bu zehirli gaz iddiasını tekrarladı. (2) 2011-2014 arasında birçok gazete bu iddiayı dile getirdi. Alman ARD kanalından önce -son olarak- Mayıs/Haziran 2019'da Dersim Gazetesi'nde "Zehirli Gaz Belgelerini Açıklıyoruz" başlığıyla zehirli gaz iddiası dillendirildi. Manşetten verilen belgede Türkiye'nin Almanya'dan gaz ABD'den uçak istemesi bunların alınıp Dersim'de kullanıldığı biçiminde çarpıtılarak yorumlandı. Oysaki o belgede istenen gazın alındığına ve Dersim'de kullanıldığına ilişkin hiçbir ifade yok.
Nisan 1915'te Almanlar Belçika Ypres'te zehirli gaz kullandılar. (3) I. Dünya Savaşı sırasında zehirli gazlar nedeniyle 1 milyona yakın tıbbi vaka gerçekleşti 90 bin insan öldü. (4)
17 Haziran 1925 tarihli Cenevre Protokolü'nde boğucu zehirli gazların savaşlarda kullanılması yasaklandı. (5) Türkiye bu yasak kararını 1929'da kabul etti. (6)
Ancak Cenevre Protokolü zehirli gazların kullanılmasını engelleyemedi: İspanyollar Fas'ta İspanya karşıtı sivillere hardal gazıyla saldırdı. (7) 1935'te İtalya Habeşistan'a saldırdığında zehirli gaz kullandı. Bu nedenle 1930'larda pek çok ülke zehirli gazlara karşı "aktif" ve "pasif" korunma önlemleri almaya başladı. İşte o ülkelerden biri de Türkiye'ydi.
Türkiye 1927-1939 arasında zehirli gazlara karşı şu "pasif korunma önlemlerini" aldı:
1927'de "Muharebe Gazlarından Korunma Talimatı" yayımlandı.
1928'de "Cephe Gerisinin Havaya (Gaza) Karşı Korunması Talimatnamesi" yayımlandı.
1931'de "Halk İçin Havaya (Gaza) Karşı Korunma Talimatı" yayımlandı.
Bu talimatlara göre il ilçe ve bucaklardaki askeri ve mülki amirler havaya (gaza) karşı gerekli tüm önlemleri almakla ve halkı bilgilendirmekle görevlendirildi.
1932'de Ankara Mamak'ta bir kimya laboratuvarı açıldı.
1933'te "Hava Hücumlarından Korunma Cemiyeti" kuruldu. Bu cemiyet 1934'te "Cankurtaran" adlı bir dergi çıkardı. Dergi halkı zehirli gazlara karşı uyardı.
1933'te "Zehirli ve Boğucu Gazlar ve Hava Hücumlarından Korunma İşleri Müdürlüğü" kuruldu.
1934'te "Zehirli Gazlarla Bunları Kullanmaya Mahsus Vasıtaların Memlekete Sokulması ve Yaptırılmasını Yasaklayan Kanun" kabul edildi.
1934'te hava taarruzlarına karşı halkı bilgilendirmek ve savunma önlemleri almak için İçişleri Bakanlığı'na bağlı "Seferberlik Müdürlüğü" kuruldu.
1935'te Türk Hava Kurumu'nun (THK) 6. Kongresi'nde konuşan Başbakan İsmet İnönü "Türkiye'nin hava (gaz) tehlikesine maruz olduğunu bilmeliyiz ve söylemeliyiz" diyerek halkı THK'ya yardıma çağırdı.
1935'te "Kimya Harbinden Korunmaya Mahsus Kanun" çıkarıldı.
1935'te "Hava Taarruzlarına Karşı Korunmada Yurt Sıhhat İşleri Talimatı" hazırlandı.
1935'te Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı "Hava ve Zehirli Gaz Mücadele Şubesi" oluşturuldu.
1935'te THK "Hava (Gaz) Tehlikesini Bilenler Üyeliği" başlattı. Bu kampanyaya katılanlar THK'ya uçak alımı için yardım edecekti. Kampanyaya Atatürk ve İnönü de katıldı.
1935'te "Vilayetlerde Açılacak Zehirli Gazlardan Korunma Kursları Hakkında Talimat" çıkarıldı. 1935'ten itibaren yurdun her tarafında önce asker sivil resmi görevliler; öğretmenler öğrenciler doktorlar sonra halk için hava saldırılarından ve zehirli gazlardan korunma kursları açıldı. Kurslara katılmayanlara para cezası verilecekti. 1935'ten itibaren okullarda zehirli gaz dersleri ve konferansları verilmeye başlandı. 1935'te İstanbul'da "Hava (Gaz) Tehlikesi Mitingi" yapıldı. Anadolu'da da pek çok ilde ve ilçede hava (gaz) tehlikesi konusunda halkı bilinçlendirmek için toplantılar yapıldı konferanslar verildi. Bu toplantılardan biri de 1936'da Dördüncü Umum Müfettiş ve Tunceli Valisi Abdullah Alpdoğan tarafından Elaziz'de yapıldı. (8). Atatürk düşmanları 1936'da Elazığ'daki "bu pasif korunma toplantısını" bile "Dersim'de gaz kullanıldığının belgesi" diye pazarlamaktan çekinmediler.
1935'ten itibaren zehirli gazlar konusunda halkı bilgilendirmek için sergi afiş ve broşürler hazırlandı. "Sıhhiye Mecmuası" "Kızılay Mecmuası" "Havacılık ve Spor" "Türk Hava Mecmuası" "Ülkü" gibi pek çok dergide zehirli gazlar konusunda yazılar çıktı. ; Örneğin 1934-1935'te Ülkü dergisinde Hikmet Rıfat "Zehirli Gazlar" adlı bir yazı dizinde tüm zehirli gazları halka tanıttı. (9) Bu konuda çok sayıda kitap çıktı. Neredeyse her hafta gazetelerde zehirli gazlar konusunda halka bilgi verildi. Ağaçlandırma çalışmaları yapıldı.
1935'te Ankara'da Kızılay Gaz Maskesi Fabrikası açıldı. Fabrikada yılda 300 bin maske üretilecekti. Burada yapılan maskelere "Türk Halk Maskesi" veya "Kızılay Maskesi" adı verildi. Gaz maskesi satışını artırmak için kampanyalar düzenlendi.
1935'ten itibaren gaz saldırılarına karşı sığınaklar yapmak için çalışmalara başlandı. Yeni yapılacak tüm binalara sığınak zorunluluğu getirildi.
1936'da "Savaş Zamanlarında Işıkların Söndürülmesi ve Karartılması Talimatnamesi" hazırlandı.
1937'de "Hava Müdafaa Genel Komutanlığı" kuruldu.
1937'de "Gaz Genel Komutanlığı" kuruldu.
1938'de "Vilayet Hava Korunma Komisyonları" kuruldu.
1938'de "Hava Taarruzlarına Karşı Korunma Kanunu" kabul edildi. (10).
Atatürk Türkiye'si II. Dünya Savaşı öncesinde zehirli gazlara karşı aldığı bu "pasif korunma" önlemleriyle kendi halkını korumak istedi. Bütün bu çalışmalar insanı "öldürmek" için değil "yaşatmak" için yapıldı.
Alman ARD kanalının "Türkiye Dersim'de zehirli gaz kullandı" iddiası 1937'de Türkiye'nin Almanya'dan gaz istediğini gösteren bazı arşiv belgelerine dayanıyor. (Bu belgeleri internette görebilirsiniz). ARD bu gazın "Dersim'de Alevileri katletmek için istendiğini" söylüyor. Oysaki istenen gazların alındığını ve dahası Dersim'de kullanıldığını gösteren bir belge yok.
Peki o zaman "Neden Türkiye 1937'den itibaren yurt dışından gaz istedi?" Çünkü 1930'ların sonlarında birçok ülke hava (gaz) saldırısına karşı "pasif" ve "aktif" korunma önlemleri alıyordu. İşte Türkiye'nin II. Dünya Savaşı'nın ufukta göründüğü 1937'de ve 1938'de yurt dışından "gaz istemesi" de muhtemel bir hava (gaz) saldırısına karşı bir "aktif korunma" önlemiydi.
1925 Cenevre Protokolü'ne rağmen bazı Avrupa ülkeleri zehirli gaz üretimine devam ettiler. Uzmanlar geleceğin savaşlarında zehirli gazların kullanacağını söylüyordu. (11) 1931'de "Havacılık ve Spor" dergisindeki "Zehirli Gaza Karşı Sivil Halkı Ne Şekilde Koruyabiliriz?" başlıklı bir makalede aynen şöyle deniliyordu: "Almanya Amerika İtalya Fransa İngiltere Rusya bütçelerinden gaz yapmak için milyonlarca lira ayırıyorlar. Muharebede hiçbir kuvvet bu hükümetleri gaz kullanmaktan men edemeyecektir. " (12).
1930'larda "zehirli gaz" en tehlikeli savaş silahı olarak görülüyordu. Nitekim 1935'te İtalya Habeşistan'da zehirli gaz kullandı.
Atatürk 1 Kasım 1935 tarihli meclisi açış konuşmasında şöyle dedi: "Son uluslararası olaylar Türk milleti için kuvvetli bir hava ordusunun ne denli önemli olduğu konusunda bir kanıt olmalıdır. Çok emekle kurduğumuz canımızla korumaya ant içtiğimiz kutsal yurdun havadan saldırılara karşı güvenlik altında bulunması demek bize saldıracakların kendi yurtlarında bizim de aynı zararları yapabileceğimize güvenimiz demektir…" (13) Görüldüğü gibi Atatürk Türkiye'ye saldıracakları caydırabilmek için "kuvvetli bir hava ordusuna" sahip olmamız gerektiğini belirtiyordu. İşte bu "güçlü hava ordusunun" silahlarından biri de gazdı. Türkiye işte böyle bir ortamda II. Dünya Savaşı öncesinde "aktif korunma için" gaza sahip olmak istedi.
Türkiye Atatürk'ün de imzaladığı 07.08.1937 tarihli bir Bakanlar Kurulu kararıyla Alman şirketlerden bazı zehirli gazlar ile bunları uçaklara doldurma aygıtı satın almaya karar verdi. 18. 08. 1938 tarihinden itibaren gaz üreticisi Alman şirketlerle görüşmelere başlandı. Ancak görüşmeler sonuçsuz kaldı.
Bunun üzerine Türkiye 20.03.1938'den itibaren hem "gaz" hem de bu konuda "uzman" isteğiyle gaz üreticisi bir İngiliz şirketine başvurdu. Ancak İngiltere bu gazları ve gaz uzmanını ancak 1939 Nisan ayı sonunda gönderebileceğini bildirdi. (14) Bilindiği gibi II. Dersim Harekatı 1938'de gerçekleştirildi. O sırada Türkiye'nin elinde zehirli gaz yoktu.
Gaz Şube Müdürü Nuri Refet Bey hava birlikleri için gaz satın almak gazlı bomba yaptırmak için Almanya'ya gönderildi. Zehirli gazlardan korunmak için Almanya'dan gaz sığınak uzmanı Dr. Scossberger Türkiye'ye getirildi. Gaz konusunda bilgi almaları için Bnb. Ethem ve Tğm Şaban Emül 1.5 ay Almanya'da eğitime gönderildi. (15) Ayrıca hava hücumlarından korunma uzmanı Alman Hamsley de Türkiye'ye getirildi. (16).
Türkiye ufukta görünen II. Dünya Savaşı'na hazırlıksız yakalanmak istemiyordu. Bir taraftan "pasif korunma önlemi" olarak zehirli gazlardan korunmak diğer taraftan "aktif korunma önlemi" olarak zehirli gazlara sahip olmak istiyordu. Başka türlü "caydırıcı" olamazdı.
Demem o ki Türkiye'nin kendi halkını gaz saldırısından koruma çabasının (aktif korunma önleminin) belgelerini "Dersim'de zehirli gaz kullanıldığının kanıtı" diye pazarlıyorlar.
1- Nuri Dersimi Kürdistan Tarihinde Dersim İstanbul 1994 s. 306. ;
2- Turgut Özakman Cumhuriyet Türk Mucizesi İkinci Kitap s. 809-810.
3- Havacılık ve Spor 15 Nisan 1931 S. 45 s. 740.
4- Bülent Bakar Hava Taarruzlarına Karşı Türkiye'de Pasif Korunma İstanbul 2019 s.17 23 24.
5- Havacılık ve Spor S. 45 s. 741.
6- Resmi Gazete 20.01.1929.
7- Bakar s.20.
8- Cumhuriyet 28. 6 1936.
9- Ülkü 1934-1935 S.14-17.
10- Bakar s. 21-179. Sabit Çetin İkinci Dünya Savaşı'nda İstanbul ve Trakya'da Alınan Tedbirler: Pasif Korunma ve Tahliye Basılmamış Yüksek Lisans Tezi Ankara 2008 s. 12-60.
11- Türk Hava Mecmuası 15 Kanunuevvel 1928 S. 62 s. 930 931.
12- Havacılık ve Spor 1 Nisan 1931 S.44 s.724.
13- Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri Ankara 2006 s. 834-835.
14-; Cengiz Özakıncı "İngiliz Devlet Arşivinden Gizli Belgelerle Kanıtlıyoruz: Dersim'de Zehirli Gaz Kullanılmadı" Bütün Dünya 1 Haziran 2012 s. 73-77. ;
15- Hakan Arslantürk Cumhuriyet Döneminde Türkiye'de Sivil Savunmanın Tarihi Gelişimi Basılmamış Doktora Tezi Ankara 2005 s. 44 Çetin s.15 Bakar s. 64.
16- Bakar s.204.
https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/sinan-meydan/dersimde-zehirli-gaz-kullanildi-iddiasina-cevap-siz-kimi-kandiriyorsunuz-5511341/
- - - - - - - - - - - - - - - -
Ersan Şen VS Hadi Özışık
https://www.youtube.com/watch?v=MhlGFP_w0fg
- - - - - - - - - - - - - - - -
DOĞA YASALARI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER -3-
Böylece geldik felsefenin en büyük ustalarından birine: Rene Descartes. (1596-1650) "Yöntem üzerine konuşmalar" felsefeyi seven herkesin kitaplığında olması gereken bir eserdir. Bu çalışmada Descartes, önce hınzırca bir biçimde insanları iğneleyerek işe başlar: "Sağduyu bu dünyada en adil şekilde dağıtılmış şeydir; çünkü herkes kendi aklının ve sağduyusunun doğruluğundan emindir" İnsanların kendi varlıklarından (ve içinde bulundukları varoluşsal konumdan) çok emin olmalarına karşılık Descartes alabildiğine şüpheci bir insandır. Öyle ki bir sobanın karşısında oturup dinlendiğinden bile emin değildir. Rüya veya hayal görüyor da olabilir. İçinde bulunduğu varoluş durumu aslında gelip geçici bir yanılsama da olabilir. Ama emin olduğu tek şey, kendi varlığı üzerinde düşünüyor olduğudur. Böylece meşhur sözünü söyler: "Düşünüyorum; o halde varım." Descartes'in bu düşünce tarzı yüzyıllar sonra varoluşçuluk (egzistansiyalizm) felsefesinde başka bir şekilde dile getirilecektir: "Varoluş özden önce gelir." Bu düşüncede "öz" olarak kabul ettiğimiz varlığımız bile aslında seçimlerimiz ile oluşturduğumuz bir formdur. Aslolan ise varoluşumuzun farkına varmamızdır ve bu anlamda insan ile bir ağaç kurdunun arasında fark yoktur. Fakat, ilerleyen yıllarda buna da karşı çıkılacak ve "bilinç" problemi anlaşılması en zor sorunlardan biri olarak fenomenal bilimlerin karşısına dikilecektir. Descartes ile devam edelim. Daha önce, doğadaki şeylerin sanki bir tür "zihinleri" olduğu gibi algılanmasına Descartes karşı çıktı. Alıntılıyorum:
Descartes, bütün fiziksel fenomenlerin -Newton'un ünlü hareket yasalarının öncüleri olan- üç yasanın yönettiği devinen kütlelerin çarpışmalarına dayanarak açıklanması gerektiğine inanıyordu. Bu doğa yasalarının her yerde ve her zaman geçerli olduklarını öne sürdü ve bu yasalara uyulmasının devinen kütlelerin zihinleri olduğu anlamına gelmediğini açıkça belirtti. Ayrıca Descartes günümüzde "başlangıç koşulları" dediğimiz konunun önemini de anlamıştı. Başlangıç koşulları; bir sistemin, hakkında öngörüde bulunulan herhangi bir zaman aralığının başlangıcındaki durumunu tanımlar. Doğa yasaları, verili bir dizi başlangıç koşuluyla bir sistemin zaman içerisinde nasıl gelişeceğini tayin eder, ancak belirli bir başlangıç koşulları dizisi olmaksızın gelişim tamamlanamaz. Örneğin sıfır zamanda tam üstümüzdeki bir güvercin pislemiş olsun, o düşen nesnenin yolu Newton yasalarınca belirlenir. Ancak güvercinin sıfır zamanda bir telefon teli üzerinde kımıldamadan duruyor ya da saatte yirmi mil hızla uçuyor oluşuna bağlı olarak, ortaya çıkan sonuçlar çok farklı olacaktır. Fizik yasalarını uygulayabilmek için, bir sistemin nasıl başladığı veya en azından belirli durumu bilinmelidir. (Bu yasalar bir sistemi zaman içinde geriye doğru izlemek için de kullanılabilir.)
Hawking'in değindiği bu konu bazılarınca "başlangıç durumuna bağlı hassasiyet" olarak ifade edilmiştir. Bir sistemin başlangıcındaki durumlarda en ufak bir sapma olduğunda, uzun bir N zaman içinde sistemin ilerleyişinde çok büyük sapmalar gerçekleşecektir. Bunu örneklemek için bir bilardo masası gösterilir. Diyelim ki 10 top bulunan bir masada beyaz topa hep aynı şekilde, aynı hızla, aynı kuvvetle vursak dahi asla aynı hareket kombinasyonunu elde edemeyiz. Topa vuruş esnasındaki en ufak bir değişiklik, diğer toplara çarpıldığında zincirleme olarak ufak sapmalar doğuracak bu da rotayı değiştirecektir. Bilardo topunun sıfır sürtünme katsayısına sahip olduğunu ve sonsuza kadar hareket edeceğini varsayarsak, zaman ilerledikçe sapmanın ne kadar çok artacağını tahmin edebiliriz. Bu fenomen aynı zamanda evrenimizdeki minik şeytandır ve düzenli sistemleri beklenmedik sapmalara sürükleyen türbülans etkisi olarak bilinir. Musluktan akan suyun aniden yalpalamaya başlaması, bir uçağın hava boşluğuna girmesi ve benzer fenomenlere doğada sıklıkla rastlanabilir ve bunların önceden öngörülmesi nerdeyse imkansızdır.
Doğa yasalarının varlığına duyulan inancın tazelenmesiyle, bu yasaları Tanrı kavramıyla uzlaştırmaya yönelik yeni girişimler de başgösterdi. Descartes'e göre Tanrı isterse etik önermelerin veya matematiksel kuramların doğruluğunu veya yanlışlığını değiştirebilir ama doğayı değiştiremezdi. Doğa yasalarını Tanrı'ın emrettiğine inanıyordu, ancak Tanrı'nın bu yasalardan başka seçeneği yoktu; onları seçmişti, çünkü sadece bu yasalar mümkündü. Bu anlayış Tanrı'nın otoritesini çiğnemek olarak görülebilirdi ancak Descartes bu yasaların Tanrı'nın kendi öz doğasının yansımaları olduğunu, bu yüzden değiştirilemez olduğunu söyleyerek bundan kurtulmanın yolunu bulmuştu. Bu doğruysa, Tanrı'nın her biri farklı başlangıç koşullarına karşılık gelen birbirinden çok farklı dünyalar yaratma şansına sahip olduğu düşünülebilir. Ancak Descartes bunu da yadsır. Ona göre, evrenin başlangıcında nasıl bir düzenleme olursa olsun, zaman içerisinde tıpkı bizimkine benzeyen bir dünya (alem) ortaya çıkacaktır. Dahası, Descartes'e göre Tanrı dünyayı bir kez yaratıp düzene soktuktan sonra tamamen kendi başına bırakmıştır.
Descartes'in bu düşünceleri ile, aslında ateizme geniş bir yol açılmıştı. Madem ki doğa yasaları Tanrı'nın özünün yansımaları olarak görülüyordu, o zaman bir Tanrı'dan bahsetmenin anlamı neydi? Tıpkı fizikte bir dönem yer alan "esir" fikri gibi, bu düşünce de tamamen devre dışı bırakılıp geriye sadece doğa yasaları kalamaz mıydı? Açıkçası, bu, dinsizce bir fikirdi ve fikrin olgunlaşması için sanayi devriminin ardından gelen modernizm dönemine kadar beklemek gerekecekti. Ortaçağ ve yeni çağdan günümüze kadar uzanan felsefe süreci içinde, doğa yasaları ile Tanrı inancını uzlaştırma çabaları yoğun olarak gözlemlenmektedir. Benzer sıkıntılar İslam düşüncesi içinde de yaşanmış ve geleneksel kanadın aşkın ve mutlak hakim Allah fikrine karşılık, Allah'ın neyi seçerse onun doğru olduğu veya Allah'ın doğru ve iyi olan şeyleri seçtiği gibi düşünceler birbiri ile çarpışmıştır. Bunların bir kısmına kısaca değinirsem. "Allah cüziyatı bilir mi?" sorusu, açıkça tüm partiküllerin olası tüm hareketlerinin Allah tarafından bilinip bilinemiyeceğine dair bir tartışmaydı. Gelenekçiler, Allah'ın ilmini inkar gibi görünen bu fikre karşı çıktılar. Buna karşılık, Antik Yunan filozoflarından etkilenen Müslüman düşünürler, Allah'ı her an her şeye müdahale eden bir ilah gibi düşünmek yerine, onun temel yasaları koyduğunu ve ilminin alemlerde yansıdığını iddia ediyorlardı. Bir başka mesele ise alemin ezeli ve ebedi olup olmadığına dair tartışmalarda ortaya çıkmaktaydı. Alem eğer ezeli ve ebedi ise o zaman kendisi de ezeli ve ebedi olan Allah ile doğa arasında ne fark vardı?…
Farabî, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi filozoflar akılla vahyi uzlaştırma çabaları sarfederken, gelenekçi kanadın büyük temsilcisi İmam Gazzali (1058-1111) Makasıd el-Felasife (Filozofların maksatları) ve Tehafüt el-Felasife (Filozofların tutarsızlıkları) isimli eserlerinde filozofları küfre düşmekle veya bidat (dine sonradan eklenen yenilikler) icat etmekle suçlamıştır. İslam alemi genelde bu ekol üzerinde yürümüş ve zaman içinde doğal bilimlerden ciddi şekilde kopmuştur. Ne yazık ki eleştirel ve araştırmaya dayalı düşüncenin yerini, kopyacı ve taklitçi gelenek almıştır. Buna karşılık doğa bilimleri ise, salt zihinsel tartışmalar yerine gözleme, deneye, modellemeye, yanlışlamaya dayalı metodları benimsemiştir. Alıntılamaya devam ediyorum.
Doğa yasası kavramına ilişkin çağdaş anlayışımız filozofların uzun uzadıya tartıştığı bir konudur ve ilk bakışta zannedildiğinden daha incelikli bir meseledir. Örneğin, filozof John W. Carroll "tüm altın kürelerin çapı bir milden daha azdır" ifadesiyle "tüm uranyum-235 kürelerinin çapı bir milden azdır" ifadelerini karşılaştırır. Gözlemlerimiz Dünya'da çapı bir milden daha büyük bir altın küre bulunmadığını söyler ve gayet güven içinde hiçbir zaman olmayacağını savunabiliriz. Yine de olmayacağına inanmamız için herhangi bir neden yoktur ve bu nedenle bu ifade bir doğa yasası olarak kabul edilemez. Öte yandan, "tüm uranyum-235 kürelerinin çapı bir milden daha azdır" ifadesini bir doğa yasası olarak düşünebiliriz. Çünkü nükleer fizik hakkında bildiklerimize göre, bir uranyum-235 küresinin çapı yaklaşık 16 santimetreden daha fazla büyürse bir nükleer patlamayla kendi kendini yok eder. Dolayısıyla böyle bir kürenin olmayacağını biliriz. Bu önemli bir ayrımdır, çünkü gözlemlediğimiz her genellemenin doğa yasası olarak düşünülemiyeceğini ve çoğu doğa yasasının çok daha büyük, birbirine bağlı yasa sistemlerinin bir parçası olduğunu gösterir. Çağdaş bilimde doğa yasaları genellikle matematiksel olarak ifade edilir. Kesin ya da yaklaşık olabilirler; ama istisnasız hepsinin -evrensel olarak değilse de en azından tam olarak belirlenmiş koşullar altında- gözlemlenmiş olması gereklidir. Örneğin, devinen nesnelerin hızı ışık hızına yakınsa Newton yasalarının değiştirilmesi gerektiğini artık biliyoruz. Yine de, karşılaştığımız hızların ışık hızının çok altında olduğu günlük yaşam koşullarında, en azından çok iyi tahminlerde bulunmamızı sağladıkları için Newton yasalarını yasa olarak kabul ediyoruz.
Yukardaki ifadeler çok önemlidir. Bu ifadelerle artık görelilik kuramlarına geçiş yapılmakta. Bir doğa yasası, belli ve dar bir alan içinde, kendi uzay-zaman gerçekliği içinde doğru ve geçerli olabilir. Tıpkı kütle çekim kanunlarını izah eden Newton çekim yasaları gibi. Hiçbirimiz bu yasaların geçersiz olduğunu öne süremeyiz. İki-üç metre yüksekten, bir balkondan aşağı düşerseniz veya arabanızla saatte 120 km hızla giderken bir ağaca toslarsanız; çekim, kuvvet, ivme, momentum gibi kavramları içeren bu yasaların doğru olduğunu çok acı verici bir biçimde anlayabilirsiniz. Diğer yandan, inanılmaz derecede büyük mesafeleri içeren galaktik ölçülerde ve işin içine saniyede yaklaşık 299 bin kilometrelik ışık hızı girdiğinde Newton fiziği doğru sonuçlar vermeyecektir. Bu durumda genel ve özel görelilik kuramlarının matematiği devreye girer. Işık hızı C sembolü ile ifade edilir ve genelde bir vakum (boşluk) ortamında iken hızı tam olarak 299,792,458 m/saniyedir. Ama vakum dışındaki bir ortamda, örneğin suyun veya camın içinden geçerken hızı C değerinden düşük olacaktır.
Yukarda ele alınan bir başka konu ise, gözlemin önemli olmasına karşılık, bir şeyin davranış biçimini matematiksel olarak ifade ettiğimizde artık tek tek gözlem yapmaya ihtiyacımız olmadığı gerçeğidir. Eğer bir uranyum-235 izotopu 16 santimetreden daha fazla büyüdüğünde nükleer bir patlama ile kendini yok ediyorsa, o zaman doğayı gözlemleyip çapı 16 santimden büyük uranyum-235 izotopu aramamızın bir anlamı yoktur, çünkü doğası gereği böyle bir şey varolmayacaktır. Uranyum-235 zincirleme bir nükleer fisyon oluşturacak kadar güçlü bir izotoptur ve nükleer silah yapımında kullanılmıştır.
-devam edecek-
Levent ERTÜRK
LEVENTERTURK1961
https://leventerturk1961.wordpress.com/
- - - - - - - - - - - - - - - -
Kabiliyet
~Affedilmez hata
LEHCET'UL HAKAYIK (GERCEKLERIN DILI)~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Kadının Namusunu Erkeklere Karşı Koruması, Ününü Kadınlara Karşı Korumasından Çok Daha Kolaydır.
~ROCHEBRUNE~
- - - - - - - - - - - - - - - -
YALNIZLIK SIIRI
. . . . . .
Bilmezler yalniz yasamayanlar,
Nasil korku verir sessizlik insana;
Insan nasil konusur kendisiyle;
Nasil kosar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler.
~Orhan Veli KANIK~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Topal Osman'ın heykeli dikiliyorsa Seyit Rıza'nın da olmalı…
- - - - - - -





- - - - - - -
Yasar_Kemal-Yolda.epub
Sunay_Akin-Kiz_Kulesindeki_Kizilderili.pdf
MartinEsslin_DramSanatininAlani.pdf
Cevat_Rifat_Atilhan-31_Mart_Faciasi.epub
Nil_Peri_Gokce-Saglikli_Beslenme_Guzellik_ve_Cinsellik.epub
Mesnevi-2.Cilt-Mevlana_Celaleddin_Rumi.epub
Practice_Makes_Perfect_French_Sentence_Builder.pdf
Aylakliga_Ovgu-Bertrand_Russell-Cem_Yayinevi.pdf
Isaac_Asimov-Gunesin_Tanrilari.epub
Fono-Kendi_Kendine_Hizli_Ingilizce_Ucuncu_Basamak_Kitap_2_.pdf
Termodinamik_Designed.pdf
Stage_4-Henry_James-Washington_Square.pdf
Sofinin_Dunyasi-Jostein_Gaarder.epub
Arthur_Miller-Saticinin_Olumu_1.pdf
ARISTOPHANES_IN_BARISI.docx
Dario_Fo-Acik_Aile.pdf
Dean_Koontz-Hicbir_Seyden_Korkma.epub
TURK_DILINDE_MANTIKSAL_ANLAMSAL_VE_SOZEL_DIZILER-YUKSEL_GOKNEL.pdf
Namik_Kemal-vatanyahutsilistre.pdf
Paul_Heyse-Andrea_Delfin.pdf
Charles_Panati-Siradan_Seylerin_Sira_Disi_Kokleri_2009_.epub
BERTOLT_BRECHT-GALILLE_GALILEO.doc
Ermeniler_Tarafindan_Yapilan_Katliam_Belgeleri_I_1914_1919_Documents_On_Massacre_Perpetrated_By_Armenians.pdf
Ruh_Adam.pdf
Saygi_Ozturk-Belgelerle_Ergenekon.epub
Mehmet_Baydur-KAMYON.pdf
Julia_Navarro-Kutsal_Kefen.epub
Osmanli_Devletine_Kadar_Turkler-Cesitli.epub
KayhanTuncoz-DikkatYaziliVar.pdf
William_Shakespeare-Romeo_Juliet.pdf
- - - - - - -
"> "> "> "> "> "> "> ">
- - - - - - -
OrajKalip
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
- - - - - - - - - - - - - - - -
Genc Osman dedigin bir kucuk usak,
Beline baglamis ibrisim kusak,
Askerin icinde birinci usak,
Allah Allah deyip gecer genc Osman...
~Genc Osman dedigin bir kucuk aslan,
Bagdatin icine girilmez yastan,
Her ana dogurmaz boyle bir aslan,
Allah Allah deyip gecer genc Osman...
Bagdatin kapisini Genc Osman acti,
Dusmanin cumlesi onunden kacti,
Kelle koltugunda uc gun savasti,
Allah Allah deyip gecer Genc Osman...
Kayikci Kul Mustafa ~
- - - - - - - - - - - - - - - -
"Bir an önce yaşamaya başlayın ve her günü ayrı bir hayat olarak sayın."
~Seneca~
- - - - - - - - - - - - - - - -
En onemli seks organi beyindir.
~Ohio'lu 90 yasindaki Regina Brett'in kaleminden~
- - - - - - - - - - - - - - - -
SİNAN MEYDAN : DERSİMDE ZEHİRLİ GAZ KULLANİLDİ İDDİASİNA CEVAP SİZ KİMİ KANDIRIYORSUNUZ
16 Aralık 2019
1 Aralık 2019 Pazar gecesi Alman ARD kanalında "Unutulan Katliam: Atatürk Alevileri Nasıl Öldürdü?" adlı bir belgesel yayımlandı. Thorsten Mack ve Karaman Yavuz'un hazırladığı 6 dakikalık belgeselde şöyle denildi: "Türk arşivlerinde bulunan 1937 tarihli önemli bir belge Dersim'den sorumlu generalin zehirli gaz talebinden sonra Nazi Almanya'sına 20 ton zehirli gazın ısmarlandığını gösteriyor. Kemal Atatürk Türkiye'yi modern ulus devlet haline getirirken Hitler'le birlikte çalıştı katliam yaptı"
Bugün Alman ARD kanalının bu çirkin iddiasına cevap vereceğim…
"DERSİM'DE ZEHİRLİ;GAZ" İDDİASININ TARİHİ
Alman ARD kanalında gündeme getirilen bu "zehirli gaz" iddiası yeni değil; Atatürk ve Cumhuriyet karşıtlarının 50 yıldır dile getirdikleri bayat bir iddia bu…
Bu iddiayı yıllar önce ilk olarak Nuri Dersimi "İntikam İntikam İntikam (…) Kürdistan denen ana yurdun kurtuluşu için intikam" diye haykırdığı "Kürdistan Tarihinde Dersim" adlı propaganda kitabında ortaya attı. (1) Daha sonra harekat sırasında Ankara'da olan ancak yıllar sonra anılarında harekatı görmüş gibi anlatan İhsan Sabri Çağlayangil siyaseten "CHP'yi lekelemek için" bu zehirli gaz iddiasını tekrarladı. (2) 2011-2014 arasında birçok gazete bu iddiayı dile getirdi. Alman ARD kanalından önce -son olarak- Mayıs/Haziran 2019'da Dersim Gazetesi'nde "Zehirli Gaz Belgelerini Açıklıyoruz" başlığıyla zehirli gaz iddiası dillendirildi. Manşetten verilen belgede Türkiye'nin Almanya'dan gaz ABD'den uçak istemesi bunların alınıp Dersim'de kullanıldığı biçiminde çarpıtılarak yorumlandı. Oysaki o belgede istenen gazın alındığına ve Dersim'de kullanıldığına ilişkin hiçbir ifade yok.
Nisan 1915'te Almanlar Belçika Ypres'te zehirli gaz kullandılar. (3) I. Dünya Savaşı sırasında zehirli gazlar nedeniyle 1 milyona yakın tıbbi vaka gerçekleşti 90 bin insan öldü. (4)
17 Haziran 1925 tarihli Cenevre Protokolü'nde boğucu zehirli gazların savaşlarda kullanılması yasaklandı. (5) Türkiye bu yasak kararını 1929'da kabul etti. (6)
Ancak Cenevre Protokolü zehirli gazların kullanılmasını engelleyemedi: İspanyollar Fas'ta İspanya karşıtı sivillere hardal gazıyla saldırdı. (7) 1935'te İtalya Habeşistan'a saldırdığında zehirli gaz kullandı. Bu nedenle 1930'larda pek çok ülke zehirli gazlara karşı "aktif" ve "pasif" korunma önlemleri almaya başladı. İşte o ülkelerden biri de Türkiye'ydi.
Türkiye 1927-1939 arasında zehirli gazlara karşı şu "pasif korunma önlemlerini" aldı:
1927'de "Muharebe Gazlarından Korunma Talimatı" yayımlandı.
1928'de "Cephe Gerisinin Havaya (Gaza) Karşı Korunması Talimatnamesi" yayımlandı.
1931'de "Halk İçin Havaya (Gaza) Karşı Korunma Talimatı" yayımlandı.
Bu talimatlara göre il ilçe ve bucaklardaki askeri ve mülki amirler havaya (gaza) karşı gerekli tüm önlemleri almakla ve halkı bilgilendirmekle görevlendirildi.
1932'de Ankara Mamak'ta bir kimya laboratuvarı açıldı.
1933'te "Hava Hücumlarından Korunma Cemiyeti" kuruldu. Bu cemiyet 1934'te "Cankurtaran" adlı bir dergi çıkardı. Dergi halkı zehirli gazlara karşı uyardı.
1933'te "Zehirli ve Boğucu Gazlar ve Hava Hücumlarından Korunma İşleri Müdürlüğü" kuruldu.
1934'te "Zehirli Gazlarla Bunları Kullanmaya Mahsus Vasıtaların Memlekete Sokulması ve Yaptırılmasını Yasaklayan Kanun" kabul edildi.
1934'te hava taarruzlarına karşı halkı bilgilendirmek ve savunma önlemleri almak için İçişleri Bakanlığı'na bağlı "Seferberlik Müdürlüğü" kuruldu.
1935'te Türk Hava Kurumu'nun (THK) 6. Kongresi'nde konuşan Başbakan İsmet İnönü "Türkiye'nin hava (gaz) tehlikesine maruz olduğunu bilmeliyiz ve söylemeliyiz" diyerek halkı THK'ya yardıma çağırdı.
1935'te "Kimya Harbinden Korunmaya Mahsus Kanun" çıkarıldı.
1935'te "Hava Taarruzlarına Karşı Korunmada Yurt Sıhhat İşleri Talimatı" hazırlandı.
1935'te Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı "Hava ve Zehirli Gaz Mücadele Şubesi" oluşturuldu.
1935'te THK "Hava (Gaz) Tehlikesini Bilenler Üyeliği" başlattı. Bu kampanyaya katılanlar THK'ya uçak alımı için yardım edecekti. Kampanyaya Atatürk ve İnönü de katıldı.
1935'te "Vilayetlerde Açılacak Zehirli Gazlardan Korunma Kursları Hakkında Talimat" çıkarıldı. 1935'ten itibaren yurdun her tarafında önce asker sivil resmi görevliler; öğretmenler öğrenciler doktorlar sonra halk için hava saldırılarından ve zehirli gazlardan korunma kursları açıldı. Kurslara katılmayanlara para cezası verilecekti. 1935'ten itibaren okullarda zehirli gaz dersleri ve konferansları verilmeye başlandı. 1935'te İstanbul'da "Hava (Gaz) Tehlikesi Mitingi" yapıldı. Anadolu'da da pek çok ilde ve ilçede hava (gaz) tehlikesi konusunda halkı bilinçlendirmek için toplantılar yapıldı konferanslar verildi. Bu toplantılardan biri de 1936'da Dördüncü Umum Müfettiş ve Tunceli Valisi Abdullah Alpdoğan tarafından Elaziz'de yapıldı. (8). Atatürk düşmanları 1936'da Elazığ'daki "bu pasif korunma toplantısını" bile "Dersim'de gaz kullanıldığının belgesi" diye pazarlamaktan çekinmediler.
1935'ten itibaren zehirli gazlar konusunda halkı bilgilendirmek için sergi afiş ve broşürler hazırlandı. "Sıhhiye Mecmuası" "Kızılay Mecmuası" "Havacılık ve Spor" "Türk Hava Mecmuası" "Ülkü" gibi pek çok dergide zehirli gazlar konusunda yazılar çıktı. ; Örneğin 1934-1935'te Ülkü dergisinde Hikmet Rıfat "Zehirli Gazlar" adlı bir yazı dizinde tüm zehirli gazları halka tanıttı. (9) Bu konuda çok sayıda kitap çıktı. Neredeyse her hafta gazetelerde zehirli gazlar konusunda halka bilgi verildi. Ağaçlandırma çalışmaları yapıldı.
1935'te Ankara'da Kızılay Gaz Maskesi Fabrikası açıldı. Fabrikada yılda 300 bin maske üretilecekti. Burada yapılan maskelere "Türk Halk Maskesi" veya "Kızılay Maskesi" adı verildi. Gaz maskesi satışını artırmak için kampanyalar düzenlendi.
1935'ten itibaren gaz saldırılarına karşı sığınaklar yapmak için çalışmalara başlandı. Yeni yapılacak tüm binalara sığınak zorunluluğu getirildi.
1936'da "Savaş Zamanlarında Işıkların Söndürülmesi ve Karartılması Talimatnamesi" hazırlandı.
1937'de "Hava Müdafaa Genel Komutanlığı" kuruldu.
1937'de "Gaz Genel Komutanlığı" kuruldu.
1938'de "Vilayet Hava Korunma Komisyonları" kuruldu.
1938'de "Hava Taarruzlarına Karşı Korunma Kanunu" kabul edildi. (10).
Atatürk Türkiye'si II. Dünya Savaşı öncesinde zehirli gazlara karşı aldığı bu "pasif korunma" önlemleriyle kendi halkını korumak istedi. Bütün bu çalışmalar insanı "öldürmek" için değil "yaşatmak" için yapıldı.
Alman ARD kanalının "Türkiye Dersim'de zehirli gaz kullandı" iddiası 1937'de Türkiye'nin Almanya'dan gaz istediğini gösteren bazı arşiv belgelerine dayanıyor. (Bu belgeleri internette görebilirsiniz). ARD bu gazın "Dersim'de Alevileri katletmek için istendiğini" söylüyor. Oysaki istenen gazların alındığını ve dahası Dersim'de kullanıldığını gösteren bir belge yok.
Peki o zaman "Neden Türkiye 1937'den itibaren yurt dışından gaz istedi?" Çünkü 1930'ların sonlarında birçok ülke hava (gaz) saldırısına karşı "pasif" ve "aktif" korunma önlemleri alıyordu. İşte Türkiye'nin II. Dünya Savaşı'nın ufukta göründüğü 1937'de ve 1938'de yurt dışından "gaz istemesi" de muhtemel bir hava (gaz) saldırısına karşı bir "aktif korunma" önlemiydi.
1925 Cenevre Protokolü'ne rağmen bazı Avrupa ülkeleri zehirli gaz üretimine devam ettiler. Uzmanlar geleceğin savaşlarında zehirli gazların kullanacağını söylüyordu. (11) 1931'de "Havacılık ve Spor" dergisindeki "Zehirli Gaza Karşı Sivil Halkı Ne Şekilde Koruyabiliriz?" başlıklı bir makalede aynen şöyle deniliyordu: "Almanya Amerika İtalya Fransa İngiltere Rusya bütçelerinden gaz yapmak için milyonlarca lira ayırıyorlar. Muharebede hiçbir kuvvet bu hükümetleri gaz kullanmaktan men edemeyecektir. " (12).
1930'larda "zehirli gaz" en tehlikeli savaş silahı olarak görülüyordu. Nitekim 1935'te İtalya Habeşistan'da zehirli gaz kullandı.
Atatürk 1 Kasım 1935 tarihli meclisi açış konuşmasında şöyle dedi: "Son uluslararası olaylar Türk milleti için kuvvetli bir hava ordusunun ne denli önemli olduğu konusunda bir kanıt olmalıdır. Çok emekle kurduğumuz canımızla korumaya ant içtiğimiz kutsal yurdun havadan saldırılara karşı güvenlik altında bulunması demek bize saldıracakların kendi yurtlarında bizim de aynı zararları yapabileceğimize güvenimiz demektir…" (13) Görüldüğü gibi Atatürk Türkiye'ye saldıracakları caydırabilmek için "kuvvetli bir hava ordusuna" sahip olmamız gerektiğini belirtiyordu. İşte bu "güçlü hava ordusunun" silahlarından biri de gazdı. Türkiye işte böyle bir ortamda II. Dünya Savaşı öncesinde "aktif korunma için" gaza sahip olmak istedi.
Türkiye Atatürk'ün de imzaladığı 07.08.1937 tarihli bir Bakanlar Kurulu kararıyla Alman şirketlerden bazı zehirli gazlar ile bunları uçaklara doldurma aygıtı satın almaya karar verdi. 18. 08. 1938 tarihinden itibaren gaz üreticisi Alman şirketlerle görüşmelere başlandı. Ancak görüşmeler sonuçsuz kaldı.
Bunun üzerine Türkiye 20.03.1938'den itibaren hem "gaz" hem de bu konuda "uzman" isteğiyle gaz üreticisi bir İngiliz şirketine başvurdu. Ancak İngiltere bu gazları ve gaz uzmanını ancak 1939 Nisan ayı sonunda gönderebileceğini bildirdi. (14) Bilindiği gibi II. Dersim Harekatı 1938'de gerçekleştirildi. O sırada Türkiye'nin elinde zehirli gaz yoktu.
Gaz Şube Müdürü Nuri Refet Bey hava birlikleri için gaz satın almak gazlı bomba yaptırmak için Almanya'ya gönderildi. Zehirli gazlardan korunmak için Almanya'dan gaz sığınak uzmanı Dr. Scossberger Türkiye'ye getirildi. Gaz konusunda bilgi almaları için Bnb. Ethem ve Tğm Şaban Emül 1.5 ay Almanya'da eğitime gönderildi. (15) Ayrıca hava hücumlarından korunma uzmanı Alman Hamsley de Türkiye'ye getirildi. (16).
Türkiye ufukta görünen II. Dünya Savaşı'na hazırlıksız yakalanmak istemiyordu. Bir taraftan "pasif korunma önlemi" olarak zehirli gazlardan korunmak diğer taraftan "aktif korunma önlemi" olarak zehirli gazlara sahip olmak istiyordu. Başka türlü "caydırıcı" olamazdı.
Demem o ki Türkiye'nin kendi halkını gaz saldırısından koruma çabasının (aktif korunma önleminin) belgelerini "Dersim'de zehirli gaz kullanıldığının kanıtı" diye pazarlıyorlar.
1- Nuri Dersimi Kürdistan Tarihinde Dersim İstanbul 1994 s. 306. ;
2- Turgut Özakman Cumhuriyet Türk Mucizesi İkinci Kitap s. 809-810.
3- Havacılık ve Spor 15 Nisan 1931 S. 45 s. 740.
4- Bülent Bakar Hava Taarruzlarına Karşı Türkiye'de Pasif Korunma İstanbul 2019 s.17 23 24.
5- Havacılık ve Spor S. 45 s. 741.
6- Resmi Gazete 20.01.1929.
7- Bakar s.20.
8- Cumhuriyet 28. 6 1936.
9- Ülkü 1934-1935 S.14-17.
10- Bakar s. 21-179. Sabit Çetin İkinci Dünya Savaşı'nda İstanbul ve Trakya'da Alınan Tedbirler: Pasif Korunma ve Tahliye Basılmamış Yüksek Lisans Tezi Ankara 2008 s. 12-60.
11- Türk Hava Mecmuası 15 Kanunuevvel 1928 S. 62 s. 930 931.
12- Havacılık ve Spor 1 Nisan 1931 S.44 s.724.
13- Atatürk'ün Söylev ve Demeçleri Ankara 2006 s. 834-835.
14-; Cengiz Özakıncı "İngiliz Devlet Arşivinden Gizli Belgelerle Kanıtlıyoruz: Dersim'de Zehirli Gaz Kullanılmadı" Bütün Dünya 1 Haziran 2012 s. 73-77. ;
15- Hakan Arslantürk Cumhuriyet Döneminde Türkiye'de Sivil Savunmanın Tarihi Gelişimi Basılmamış Doktora Tezi Ankara 2005 s. 44 Çetin s.15 Bakar s. 64.
16- Bakar s.204.
https://www.sozcu.com.tr/2019/yazarlar/sinan-meydan/dersimde-zehirli-gaz-kullanildi-iddiasina-cevap-siz-kimi-kandiriyorsunuz-5511341/
- - - - - - - - - - - - - - - -
Ersan Şen VS Hadi Özışık
https://www.youtube.com/watch?v=MhlGFP_w0fg
- - - - - - - - - - - - - - - -
DOĞA YASALARI ÜZERİNE DÜŞÜNCELER -3-
Böylece geldik felsefenin en büyük ustalarından birine: Rene Descartes. (1596-1650) "Yöntem üzerine konuşmalar" felsefeyi seven herkesin kitaplığında olması gereken bir eserdir. Bu çalışmada Descartes, önce hınzırca bir biçimde insanları iğneleyerek işe başlar: "Sağduyu bu dünyada en adil şekilde dağıtılmış şeydir; çünkü herkes kendi aklının ve sağduyusunun doğruluğundan emindir" İnsanların kendi varlıklarından (ve içinde bulundukları varoluşsal konumdan) çok emin olmalarına karşılık Descartes alabildiğine şüpheci bir insandır. Öyle ki bir sobanın karşısında oturup dinlendiğinden bile emin değildir. Rüya veya hayal görüyor da olabilir. İçinde bulunduğu varoluş durumu aslında gelip geçici bir yanılsama da olabilir. Ama emin olduğu tek şey, kendi varlığı üzerinde düşünüyor olduğudur. Böylece meşhur sözünü söyler: "Düşünüyorum; o halde varım." Descartes'in bu düşünce tarzı yüzyıllar sonra varoluşçuluk (egzistansiyalizm) felsefesinde başka bir şekilde dile getirilecektir: "Varoluş özden önce gelir." Bu düşüncede "öz" olarak kabul ettiğimiz varlığımız bile aslında seçimlerimiz ile oluşturduğumuz bir formdur. Aslolan ise varoluşumuzun farkına varmamızdır ve bu anlamda insan ile bir ağaç kurdunun arasında fark yoktur. Fakat, ilerleyen yıllarda buna da karşı çıkılacak ve "bilinç" problemi anlaşılması en zor sorunlardan biri olarak fenomenal bilimlerin karşısına dikilecektir. Descartes ile devam edelim. Daha önce, doğadaki şeylerin sanki bir tür "zihinleri" olduğu gibi algılanmasına Descartes karşı çıktı. Alıntılıyorum:
Descartes, bütün fiziksel fenomenlerin -Newton'un ünlü hareket yasalarının öncüleri olan- üç yasanın yönettiği devinen kütlelerin çarpışmalarına dayanarak açıklanması gerektiğine inanıyordu. Bu doğa yasalarının her yerde ve her zaman geçerli olduklarını öne sürdü ve bu yasalara uyulmasının devinen kütlelerin zihinleri olduğu anlamına gelmediğini açıkça belirtti. Ayrıca Descartes günümüzde "başlangıç koşulları" dediğimiz konunun önemini de anlamıştı. Başlangıç koşulları; bir sistemin, hakkında öngörüde bulunulan herhangi bir zaman aralığının başlangıcındaki durumunu tanımlar. Doğa yasaları, verili bir dizi başlangıç koşuluyla bir sistemin zaman içerisinde nasıl gelişeceğini tayin eder, ancak belirli bir başlangıç koşulları dizisi olmaksızın gelişim tamamlanamaz. Örneğin sıfır zamanda tam üstümüzdeki bir güvercin pislemiş olsun, o düşen nesnenin yolu Newton yasalarınca belirlenir. Ancak güvercinin sıfır zamanda bir telefon teli üzerinde kımıldamadan duruyor ya da saatte yirmi mil hızla uçuyor oluşuna bağlı olarak, ortaya çıkan sonuçlar çok farklı olacaktır. Fizik yasalarını uygulayabilmek için, bir sistemin nasıl başladığı veya en azından belirli durumu bilinmelidir. (Bu yasalar bir sistemi zaman içinde geriye doğru izlemek için de kullanılabilir.)
Hawking'in değindiği bu konu bazılarınca "başlangıç durumuna bağlı hassasiyet" olarak ifade edilmiştir. Bir sistemin başlangıcındaki durumlarda en ufak bir sapma olduğunda, uzun bir N zaman içinde sistemin ilerleyişinde çok büyük sapmalar gerçekleşecektir. Bunu örneklemek için bir bilardo masası gösterilir. Diyelim ki 10 top bulunan bir masada beyaz topa hep aynı şekilde, aynı hızla, aynı kuvvetle vursak dahi asla aynı hareket kombinasyonunu elde edemeyiz. Topa vuruş esnasındaki en ufak bir değişiklik, diğer toplara çarpıldığında zincirleme olarak ufak sapmalar doğuracak bu da rotayı değiştirecektir. Bilardo topunun sıfır sürtünme katsayısına sahip olduğunu ve sonsuza kadar hareket edeceğini varsayarsak, zaman ilerledikçe sapmanın ne kadar çok artacağını tahmin edebiliriz. Bu fenomen aynı zamanda evrenimizdeki minik şeytandır ve düzenli sistemleri beklenmedik sapmalara sürükleyen türbülans etkisi olarak bilinir. Musluktan akan suyun aniden yalpalamaya başlaması, bir uçağın hava boşluğuna girmesi ve benzer fenomenlere doğada sıklıkla rastlanabilir ve bunların önceden öngörülmesi nerdeyse imkansızdır.
Doğa yasalarının varlığına duyulan inancın tazelenmesiyle, bu yasaları Tanrı kavramıyla uzlaştırmaya yönelik yeni girişimler de başgösterdi. Descartes'e göre Tanrı isterse etik önermelerin veya matematiksel kuramların doğruluğunu veya yanlışlığını değiştirebilir ama doğayı değiştiremezdi. Doğa yasalarını Tanrı'ın emrettiğine inanıyordu, ancak Tanrı'nın bu yasalardan başka seçeneği yoktu; onları seçmişti, çünkü sadece bu yasalar mümkündü. Bu anlayış Tanrı'nın otoritesini çiğnemek olarak görülebilirdi ancak Descartes bu yasaların Tanrı'nın kendi öz doğasının yansımaları olduğunu, bu yüzden değiştirilemez olduğunu söyleyerek bundan kurtulmanın yolunu bulmuştu. Bu doğruysa, Tanrı'nın her biri farklı başlangıç koşullarına karşılık gelen birbirinden çok farklı dünyalar yaratma şansına sahip olduğu düşünülebilir. Ancak Descartes bunu da yadsır. Ona göre, evrenin başlangıcında nasıl bir düzenleme olursa olsun, zaman içerisinde tıpkı bizimkine benzeyen bir dünya (alem) ortaya çıkacaktır. Dahası, Descartes'e göre Tanrı dünyayı bir kez yaratıp düzene soktuktan sonra tamamen kendi başına bırakmıştır.
Descartes'in bu düşünceleri ile, aslında ateizme geniş bir yol açılmıştı. Madem ki doğa yasaları Tanrı'nın özünün yansımaları olarak görülüyordu, o zaman bir Tanrı'dan bahsetmenin anlamı neydi? Tıpkı fizikte bir dönem yer alan "esir" fikri gibi, bu düşünce de tamamen devre dışı bırakılıp geriye sadece doğa yasaları kalamaz mıydı? Açıkçası, bu, dinsizce bir fikirdi ve fikrin olgunlaşması için sanayi devriminin ardından gelen modernizm dönemine kadar beklemek gerekecekti. Ortaçağ ve yeni çağdan günümüze kadar uzanan felsefe süreci içinde, doğa yasaları ile Tanrı inancını uzlaştırma çabaları yoğun olarak gözlemlenmektedir. Benzer sıkıntılar İslam düşüncesi içinde de yaşanmış ve geleneksel kanadın aşkın ve mutlak hakim Allah fikrine karşılık, Allah'ın neyi seçerse onun doğru olduğu veya Allah'ın doğru ve iyi olan şeyleri seçtiği gibi düşünceler birbiri ile çarpışmıştır. Bunların bir kısmına kısaca değinirsem. "Allah cüziyatı bilir mi?" sorusu, açıkça tüm partiküllerin olası tüm hareketlerinin Allah tarafından bilinip bilinemiyeceğine dair bir tartışmaydı. Gelenekçiler, Allah'ın ilmini inkar gibi görünen bu fikre karşı çıktılar. Buna karşılık, Antik Yunan filozoflarından etkilenen Müslüman düşünürler, Allah'ı her an her şeye müdahale eden bir ilah gibi düşünmek yerine, onun temel yasaları koyduğunu ve ilminin alemlerde yansıdığını iddia ediyorlardı. Bir başka mesele ise alemin ezeli ve ebedi olup olmadığına dair tartışmalarda ortaya çıkmaktaydı. Alem eğer ezeli ve ebedi ise o zaman kendisi de ezeli ve ebedi olan Allah ile doğa arasında ne fark vardı?…
Farabî, İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi filozoflar akılla vahyi uzlaştırma çabaları sarfederken, gelenekçi kanadın büyük temsilcisi İmam Gazzali (1058-1111) Makasıd el-Felasife (Filozofların maksatları) ve Tehafüt el-Felasife (Filozofların tutarsızlıkları) isimli eserlerinde filozofları küfre düşmekle veya bidat (dine sonradan eklenen yenilikler) icat etmekle suçlamıştır. İslam alemi genelde bu ekol üzerinde yürümüş ve zaman içinde doğal bilimlerden ciddi şekilde kopmuştur. Ne yazık ki eleştirel ve araştırmaya dayalı düşüncenin yerini, kopyacı ve taklitçi gelenek almıştır. Buna karşılık doğa bilimleri ise, salt zihinsel tartışmalar yerine gözleme, deneye, modellemeye, yanlışlamaya dayalı metodları benimsemiştir. Alıntılamaya devam ediyorum.
Doğa yasası kavramına ilişkin çağdaş anlayışımız filozofların uzun uzadıya tartıştığı bir konudur ve ilk bakışta zannedildiğinden daha incelikli bir meseledir. Örneğin, filozof John W. Carroll "tüm altın kürelerin çapı bir milden daha azdır" ifadesiyle "tüm uranyum-235 kürelerinin çapı bir milden azdır" ifadelerini karşılaştırır. Gözlemlerimiz Dünya'da çapı bir milden daha büyük bir altın küre bulunmadığını söyler ve gayet güven içinde hiçbir zaman olmayacağını savunabiliriz. Yine de olmayacağına inanmamız için herhangi bir neden yoktur ve bu nedenle bu ifade bir doğa yasası olarak kabul edilemez. Öte yandan, "tüm uranyum-235 kürelerinin çapı bir milden daha azdır" ifadesini bir doğa yasası olarak düşünebiliriz. Çünkü nükleer fizik hakkında bildiklerimize göre, bir uranyum-235 küresinin çapı yaklaşık 16 santimetreden daha fazla büyürse bir nükleer patlamayla kendi kendini yok eder. Dolayısıyla böyle bir kürenin olmayacağını biliriz. Bu önemli bir ayrımdır, çünkü gözlemlediğimiz her genellemenin doğa yasası olarak düşünülemiyeceğini ve çoğu doğa yasasının çok daha büyük, birbirine bağlı yasa sistemlerinin bir parçası olduğunu gösterir. Çağdaş bilimde doğa yasaları genellikle matematiksel olarak ifade edilir. Kesin ya da yaklaşık olabilirler; ama istisnasız hepsinin -evrensel olarak değilse de en azından tam olarak belirlenmiş koşullar altında- gözlemlenmiş olması gereklidir. Örneğin, devinen nesnelerin hızı ışık hızına yakınsa Newton yasalarının değiştirilmesi gerektiğini artık biliyoruz. Yine de, karşılaştığımız hızların ışık hızının çok altında olduğu günlük yaşam koşullarında, en azından çok iyi tahminlerde bulunmamızı sağladıkları için Newton yasalarını yasa olarak kabul ediyoruz.
Yukardaki ifadeler çok önemlidir. Bu ifadelerle artık görelilik kuramlarına geçiş yapılmakta. Bir doğa yasası, belli ve dar bir alan içinde, kendi uzay-zaman gerçekliği içinde doğru ve geçerli olabilir. Tıpkı kütle çekim kanunlarını izah eden Newton çekim yasaları gibi. Hiçbirimiz bu yasaların geçersiz olduğunu öne süremeyiz. İki-üç metre yüksekten, bir balkondan aşağı düşerseniz veya arabanızla saatte 120 km hızla giderken bir ağaca toslarsanız; çekim, kuvvet, ivme, momentum gibi kavramları içeren bu yasaların doğru olduğunu çok acı verici bir biçimde anlayabilirsiniz. Diğer yandan, inanılmaz derecede büyük mesafeleri içeren galaktik ölçülerde ve işin içine saniyede yaklaşık 299 bin kilometrelik ışık hızı girdiğinde Newton fiziği doğru sonuçlar vermeyecektir. Bu durumda genel ve özel görelilik kuramlarının matematiği devreye girer. Işık hızı C sembolü ile ifade edilir ve genelde bir vakum (boşluk) ortamında iken hızı tam olarak 299,792,458 m/saniyedir. Ama vakum dışındaki bir ortamda, örneğin suyun veya camın içinden geçerken hızı C değerinden düşük olacaktır.
Yukarda ele alınan bir başka konu ise, gözlemin önemli olmasına karşılık, bir şeyin davranış biçimini matematiksel olarak ifade ettiğimizde artık tek tek gözlem yapmaya ihtiyacımız olmadığı gerçeğidir. Eğer bir uranyum-235 izotopu 16 santimetreden daha fazla büyüdüğünde nükleer bir patlama ile kendini yok ediyorsa, o zaman doğayı gözlemleyip çapı 16 santimden büyük uranyum-235 izotopu aramamızın bir anlamı yoktur, çünkü doğası gereği böyle bir şey varolmayacaktır. Uranyum-235 zincirleme bir nükleer fisyon oluşturacak kadar güçlü bir izotoptur ve nükleer silah yapımında kullanılmıştır.
-devam edecek-
Levent ERTÜRK
LEVENTERTURK1961
https://leventerturk1961.wordpress.com/
- - - - - - - - - - - - - - - -
Kabiliyet
~Affedilmez hata
LEHCET'UL HAKAYIK (GERCEKLERIN DILI)~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Kadının Namusunu Erkeklere Karşı Koruması, Ününü Kadınlara Karşı Korumasından Çok Daha Kolaydır.
~ROCHEBRUNE~
- - - - - - - - - - - - - - - -
YALNIZLIK SIIRI
. . . . . .
Bilmezler yalniz yasamayanlar,
Nasil korku verir sessizlik insana;
Insan nasil konusur kendisiyle;
Nasil kosar aynalara,
Bir cana hasret,
Bilmezler.
~Orhan Veli KANIK~
- - - - - - - - - - - - - - - -
Topal Osman'ın heykeli dikiliyorsa Seyit Rıza'nın da olmalı…
- - - - - - -





- - - - - - -
Yasar_Kemal-Yolda.epub
Sunay_Akin-Kiz_Kulesindeki_Kizilderili.pdf
MartinEsslin_DramSanatininAlani.pdf
Cevat_Rifat_Atilhan-31_Mart_Faciasi.epub
Nil_Peri_Gokce-Saglikli_Beslenme_Guzellik_ve_Cinsellik.epub
Mesnevi-2.Cilt-Mevlana_Celaleddin_Rumi.epub
Practice_Makes_Perfect_French_Sentence_Builder.pdf
Aylakliga_Ovgu-Bertrand_Russell-Cem_Yayinevi.pdf
Isaac_Asimov-Gunesin_Tanrilari.epub
Fono-Kendi_Kendine_Hizli_Ingilizce_Ucuncu_Basamak_Kitap_2_.pdf
Termodinamik_Designed.pdf
Stage_4-Henry_James-Washington_Square.pdf
Sofinin_Dunyasi-Jostein_Gaarder.epub
Arthur_Miller-Saticinin_Olumu_1.pdf
ARISTOPHANES_IN_BARISI.docx
Dario_Fo-Acik_Aile.pdf
Dean_Koontz-Hicbir_Seyden_Korkma.epub
TURK_DILINDE_MANTIKSAL_ANLAMSAL_VE_SOZEL_DIZILER-YUKSEL_GOKNEL.pdf
Namik_Kemal-vatanyahutsilistre.pdf
Paul_Heyse-Andrea_Delfin.pdf
Charles_Panati-Siradan_Seylerin_Sira_Disi_Kokleri_2009_.epub
BERTOLT_BRECHT-GALILLE_GALILEO.doc
Ermeniler_Tarafindan_Yapilan_Katliam_Belgeleri_I_1914_1919_Documents_On_Massacre_Perpetrated_By_Armenians.pdf
Ruh_Adam.pdf
Saygi_Ozturk-Belgelerle_Ergenekon.epub
Mehmet_Baydur-KAMYON.pdf
Julia_Navarro-Kutsal_Kefen.epub
Osmanli_Devletine_Kadar_Turkler-Cesitli.epub
KayhanTuncoz-DikkatYaziliVar.pdf
William_Shakespeare-Romeo_Juliet.pdf
- - - - - - -
"> "> "> "> "> "> "> ">
- - - - - - -
- - - - - - - - - - - - -
a45UyF587661
- - - - - - - - - - - - -
| Grup eposta komutlari ve adresleri | : | |
| Gruba mesaj gondermek icin | : | ozgur-gundem@googlegroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur-gundem+subscribe@googlegroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc |
| Grup Sayfamiz | : | https://groups.google.com/g/ozgur-gundem/ |
| Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
Özgürlük adam, henüz yeni kurdum.Siyasi iktidarın sürekli yasakladığı, polisiye önlemler ile gizlemeye çalıştığı şeyleri burada biriktireceğim. Videolar, resimler, makaleler falan. | : | http://insulaelibertatis.com/ |
| Eposta adresleri (Derdiniz varsa buradan ulaşın.) | : | 0raj.p0yraz@neomailbox.net oraj.poyraz@openmail.cc HvLWPtIjJR8X@protonmail.com 0PjukdvspdUh@mail2tor.com |
| Tor ağı üzerindeki web siteleri Darkweb diye bilinir, TorBrowser kullancaksınız. | : | http://45m2jpfwn6ydfrqyhw5jbqszyip45pvi6m2cyo3722wyhur6yuitgbyd.onion/ http://kbq4ghhydumvhgvwkccbad5g7ae2yho6a4llxuy2z4oa6dox6gjtngad.onion/ |
Özgürlük adam, henüz yeni kurdum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder