10 Aralık 2015 Perşembe

Havva Ana bir ekonomisttir!

Havva Ana bir ekonomisttir!

Haftanın en önemli ekonomi olayına Danıştay imza attı. Basında "Havva Ananın direniş başarısı" olarak sunulan Danıştay'ın Yeşil Yol Projesini durdurma kararı şüphesiz son günlerin değil son yılların en önemli ekonomik olayı. Ekonomiye uzak olanlar konuyu sadece bir politik ya da ekolojik mesele olarak görebilirler. Ama Havva Ana meselesi, yani Yeşil Yol denilen Karadeniz'in yaylalarını otoyolla birleştirecek olan projenin durdurulması sadece bir politika ya da çevre meselesi değil, özünde kapitalizmin en önemli taşıyıcı düşüncesine vurulan ağır bir darbedir. Kapitalizm en hassas yerinden vurulmuştur. Nerden mi? Müşterek mallardan.

Kapitalizmin en güçlü katalizörü olan müşterek malların kullanımı sorununu 1968 yılında bir biyolog olan Garrett Hardin fark etmişti. Ortak Malların Trajedisi adlı teorisi son derece basit ve mantıklıydı. Diyordu ki, hava, deniz, su, orman gibi ortak malları kişilerin inisiyatifine bırakırsan, hızla tüketilirler ve sonunda insanlara kalan sadece trajedi olur. İşte bu mantıklı teori kısa sürede politika ve yakın arkadaşı ekonominin temel düşüncesi oldu. Devletler, şirketler ve gücü elinde bulunduranlar ortak malların mülkiyetini ele geçirerek bunların daha iyi korunacağı şeklinde bir düşünce geliştirdiler. Sonrasında da halklara ait olan dereden ormana, denizden meraya kadar her yeri özelleştirerek yönetimleri altına aldılar. Kendilerine göre haklıydılar elbette. Hem mallar korunuyordu hem de ekonomiye katma değer sağlanıyordu. Eğer bu ortak alanlar insanların kuru vicdanına bırakılaydı yok olup gideceklerdi. Tıpkı Yeşil Yol Projesi ile yapılmaya çalışılan şey gibi. Yaylalar halkın kullanımına bırakılırsa hem ekonomiye katkıları olmayacak hem de kısa sürede yok olup gidecektir. Ortak Malların Trajedisi teorisi bunu açıkça ve mantıklı şekilde söylüyordu zaten. Tersinin olacağını, yani bu ortak malların insanların kullanımına bırakılırsa uzun süre verimli şekilde yaşayacağını söyleyen tek bir teori bile yoktu. Maalesef ekonomi bilimi böyle bir teori yaratamamıştı. Trajedi kimsenin isteyeceği bir şey değildi. Öyle ise Havva Ananın temel argümanı hatalıydı. Ne diyordu Havva Ana: "Bu yaylalar, üzerinde yaşayan insanlarındır ve onları en iyi biz kullanırız."

Ortak mallar Havva Ananın dediği gibi değil, şirketler ya da devletler tarafından işletilirse kalıcı olurlardı. Havva Ananın öne sürdüğü düşünce yakın bir zamana kadar hatalı kabul ediliyordu. Ta ki 2009 yılına kadar. O yıl, kapitalizmin en güçlü sac ayağına ekonomi tarihinin en sert darbesi indirilmişti. Hem de bu topraklardan, yani Türkiye'den. Nasıl mı?

Ekonomi tarihinin belki de tam olarak kavranamayan bu hikayesini gelin yeniden hatırlayalım. 1970'lerde Alanyalı balıkçıların balık alanlarını paylaşımları büyük kavgalara neden oluyordu. Yaşanan tatsızlıklara devlet yetkilileri de bir çözüm bulamamıştı. Üstelik bu tartışmalı ortamda yükselen bencillik duyguları balık alanlarının hızla yok olmasına sebep oluyordu. Peki ne yapılmalıydı öyleyse? Ortak malların trajedisinin yeniden yaşanmaması için devletten yardım mı istenmeliydi? Alanyalı balıkçılar böyle yapmamışlardı. Akıllarına başka bir fikir gelmişti. Bir kooperatif kurdular. Kooperatif balık alanlarını belirledi ve balıkçılara kura çekerek dağıttı. Her balıkçı ertesi gün bir yandaki balık alanına kaydırılıyordu. Böylece herkesin şansı eşit oluyordu. Hem balık alanları korunuyor hem de balıkçılar para kazanıyordu. Yani insanlar ortak alanları hem kullanıyor hem de koruyorlardı. Şimdi merak edenleriniz olacaktır, hikaye güzel ama kapitalizmin en önemli teorisi ile ne ilgisi var diye. İşte, hikayenin can alıcı noktası burası.

Nobel Ekonomi Ödülünü veren komite Amerikalı ekonomist Elinor Ostrom'un bir makalesini incelerken Alanyalı balıkçıların hikayesini görür. Ostrom'un teorisi ve Alanyalı balıkçıların çözümü tam anlamıyla muhteşemdir. Hem de ekonomi tarihinin gidişatını değiştirecek kadar. İşte, kapitalizme en büyük darbe o gün indirilir.

Nobel Komitesi, tarihinde ilk kez bir kadın ekonomiste, Elinor Ostrom'a, 2009 yılında Nobel Ekonomi Ödülünü verdi. Neden mi? Alanyalı denizcilerin ortak malları kullanmasındaki dahiyane fikirlerinden dolayı.

İşte, Havva Ananın dediği de Elinor Ostrom'un dediğinden farklı değildi: Mülkiyet hakkına başvurmaksızın da müşterek mallar korunabilir; hem de çok daha iyi şekilde.

Havva Anayı her halde şu anda daha iyi anlıyoruz. O aslında sadece bir ekonomist; "Eşitsizliğin giderilmesi için kapitalizmin ortadan kalkması lazım" diyen iş adamının "ütopya"sını gerçekleştirmeye çalışan yalnız bir ekonomist.


a45UyF587661-151210101307 Oraj Poyraz At Neomailbox cimcime@neomailbox.net
2015/12/10  11:00 1  39  undefined undefined add_anadoluhareketi@googlegroups.com

 

TUREDI

Egelense bile suyu kesemez,
Kendini dograyan hizar turedi
Yuzune soylerim korkar kusemez
Sirtiyla dusunen yazar turedi

Kirli suda kara komur aklarken
Hayaletin golgesinde saklarken
It uyudu hirsiz mali haklarken
Memlekette uyurgezer turedi

Papaz urbasini giyindi softa
Ne guzel anlatir iki tarafta
Imam yikamaya basladi mevta
Kahkaha icinde bizar turedi

Cok kafalar yardi delinin tasi
Vakitsiz acilir gelinin basi
Daha kurumadan gozunun yasi
Brutusle yatan Sezar turedi

Gunden gune geriledi okuma
Avrat uzerine emir uc kuma
Millet kafasini soktukca kum a
Kostebek gozunde nazar turedi

Azrail e is yok gezer avara
Kimi aglar kimi iser duvara
Hele su diriler dursun kenara
Olulerden korkan mezar turedi

Tilki horoz oldu aldi kumesi
Akil isi kurka yattim demesi
Oyunun kurali son kademesi
Boyle akil satan pazar turedi

Dualar Denize yagdirdi suyu
Hamsi balinaya kurdu pusuyu
Baliklar vurgun yer asirlar boyu
Sulari cekilmis hazar turedi

Deniz Sahinoglu

Tanim: Resulullah (sav) ve Hz.Ebu Bekr (ra) zamaninda bir avuc hurma ve un mukabilinde birkac gun boyu devam eden mut a nikahi yapardik.
Bu hal, Hz.Omer (ra) in Amr Ibnu Hureys hadisesi vesilesiyle mut ayi yasaklamasina kadar devam etti.

Muslim, Nikah 16, (1405)
Hadis No : 5635

DOGA YASALARI UZERINE DUSUNCELER -4-

Evren hakkinda anlasilmasi en zor sey, anlasilabilir olmasidir. (Albert Einstein)

Yukardaki ironik cumleyi kurarken sanirim Einstein hakliydi. Doga bir yandan sasirtici bir sadelikle kendini sergilerken, diger yandan elimizi attigimiz her noktada yine ayni derecede sasirtici bir matematik barindirmakta. Sularin icinde olusan burgaclardan, bir gezegenin yildiz etrafinda yorungeye oturmasina, bir tasin yamactan yuvarlanmasina, iki atomun birbirleri ile elektron alisverisinde bulunmalarina kadar her yerde dunyanin en ustun beyinlerini zorlayan yasalar hakim. Uzun yillar boyunca insanlar, ortaya bir mantik butunlugune bagli yasalar zinciri koyamadan, seylerin hareketini ancak kopuk kopuk anlayabildiler.

Galileo, Iki buyuk dunya sistemi uzerine dusunceler calismasinda evrenin merkezi nerde? diye sormus ve Simplicio ile Salviati yi konusturarak Aristotales in evren anlayisina ciddi elestiriler getirmisti. Evrenin merkezinin Dunya olup olmadigi sorusu cok ciddi bir soruydu ve kisa sure icinde Galileo nun basini belaya sokacakti. Kendisinden once pek cok dusunur bazi dinsel ve gizemli sebeplerle, evrenin merkezine Dunya yi yerlestirmislerdi. Ayrica Pisagor gelenegine bagli kalan Yunan doga bilimcileri ve ardillari gezegenlerin yorungelerinin tam bir daire biciminde oldugunu savunuyorlardi. Cunku onlarin inancina gore, daire evrendeki en mukemmel geometrik sekildi. Fakat Galileo nun basit bir teleskop ile yaptigi gozlemler bu fikirlerle uyusmuyordu. Galileo Jupiter in 4 tane uydusu oldugunu farketti: Europa, Ganymede, Io ve Callisto. (Bu uydulara Galileo uydulari da denir. Gunumuzde ise Jupiter in 63 uydusu oldugu bilinmektedir.) Bu dort uydu, Jupiter in cevresinde donuyorlardi ve bu durum Galileo nun kafasini karistirmisti. Demek ki, evrendeki gok cisimlerinin illa Dunya cevresinde donmesi gerektigi gibi bir sart olamazdi. Bu durumda, Dunya nin evrenin merkezinde oldugunu ne hakla savunabilirdik? Eserinin bir yerinde sunlari yazdi:
Jupiter in iki uydusunun New Horizons gozlem araci tarafindan cekilen resimleri. Alttaki Io, ustteki Ganymede. Digerleri gorus acisi icinde degiller.

Sunu da eklemeliyim ki, ne Aristotales ne de bir baskasi evrenin merkezinin de facto (gercekten) Dunya oldugunu kanitlayamaz. Eger evrene bir merkez araniyorsa, oraya Gunes in oturtulmasi daha yerinde olur, sirasi geldiginde bunu herkes anlayacak.

Artik Gunes imizin evrenin merkezinde olmadigini, galaksimiz Samanyolu nun dis halkalarindan birinde mutevazi bir sistem oldugunu biliyoruz. Ama elbette Galileo nun bunu bilmesine imkan yoktu. Elindeki imkanlar gayet sinirliydi; buna ragmen dusunceleri kendi cagi icin devrimci ve cok aykiriydi.

Buyuk usta Newton a kadar; gezegenler, isigin hareketi, kutlelerin birbirlerini nasil cektikleri gibi konular, tabiri caiz ise bulanik suda balik avlamak gibi bir karmasa icinde yurudu. Isin icine bolca dinsel inanclar karisiyor ve her doga tartismasinin ardindan teolojik kavgalar patlak veriyordu. Din ile bilimin alanlari netlikle ayrilmamisti ve pek cok insan bilimsel kuramlarin dinsel inanclari tehdit etmeye baslamasindan rahatsizlik duyuyordu. Daha sonra gelistirilecek olan belirsizlik gibi yeni kuramlar ve ozellikle Charles Darwin in evrim teorisi din ve bilim kavgasini doruga tirmandiracakti. Kavga gunumuzde de surmektedir.

Sir Isaac Newton, tam anlami ile fizikte bir donum noktasi oldu. Kendince saplantilari olan, kavgaci, gecinmesi zor bir insandi ve genelde cok yalnizdi. Gencliginde sevmis oldugu bir kadina kavusamamis ve omru boyunca bekar yasamisti. Newton u anlatmak icin bir insanin kendi omrunu harcamasi gerekir. Okul yillarinda hala Aristotalesci gorusler hakimken Newton cebir, geometri, trigonometri dersleri almis, Latince ve Antik Yunanca ogrenmisti. Galileo ve Kepler in calismalarini da okumustu. Neticede, yillar suren bir egitimin ardindan bir ciftlik evine kapandi ve burda kutle cekimi uzerinde dusunmeye basladi. Kafasina bir elma dusunce yercekimi kanununu buldugu seklindeki inanis sadece hos ve gercek disi bir oykuden ibarettir. Gercekte ise, en verimli calismalarini bir kova suyun hareketlerini inceleyerek, merkezkac kuvvetin vakum icindeki etkisini dusunerek yapmistir. Bunun disinda bir prizma ile isigin tayflarini incelemis ve bazi eklemeler yaptigi bir teleskop ile evrensel cekim yasalarini gelistirmistir. Calismalari saymakla bitmez, iyisi mi kendiniz bir yerlerden bulup okuyun derim. En buyuk eseri Philosophiae Naturalis Principia Mathematica (Doga felsefesinin matematik ilkeleri) kitabinda hareket ve kutle cekim kanunlarini 3 yasa ile matematiksel ve geometrik olarak anlatilmistir.

Birinci yasa: Tum cisimler bir kuvvet etkisi tarafindan durumunu degistirmeye zorlanmadikca duzgun dogrusal hareketini veya duraganligini korur. (Eylemsizlik yasasi)
Ikinci yasa: Bir cismin momentumundaki degisim, cisim uzerine uygulanan itme ile orantilidir ve itmenin uygulandigi duz dogru boyunca meydana gelir. Bir cisim uzerindeki net kuvvet cismin kutlesi ile ivmesinin carpimina esittir. (F=m.a) (Momentum bir cismin kutlesi ve hizinin carpimidir.)
Ucuncu yasa: Her kuvvete karsilik, her zaman esit ve ters bir tepki kuvveti vardir: veya iki cismin birbirine uyguladigi kuvvetler her zaman esit ve zit yonelimlidirler.

Newton sadece bazi cikarimlarda bulunmuyor, bir bilim metodolojisi de gelistiriyordu. Kitabinin girisinde bilimin amacini ve yontemlerini kisaca soyle ozetlemisti: Olgulardan doganin kuvvetlerini kesfetmek, sonra da bu kuvvetler yardimiyla diger olaylari aciklamak. Once olgular gozlemlenmeli, bu gozlemler sonucu doganin yasalari kesfedilmeli ve olusturulan kuram olaylari aciklayabilmelidir.
Gelistirilen kuramlar mutlaka gozlem ve deneyler ile pekistirilmeli ve matematiksel olarak modellenebilmeliydi.

Bu yasalardan hareketle Newton daha bir dizi formul gelistirdi. Hepimiz bunlari okul yillarimizdan az cok hatirlayabiliriz. Newton un i$ik hakkindaki calismalarina daha sonra, kuantum bahsinde deginecegim. Simdi artik bilimcilerin elinde, net, formule edilmis ve her zaman sinayabilecekleri yasalar vardi ve bilimsel bir yasanin hangi kriterlere uymasi gerektigi epey sekillenmisti. S.Hawking ve L.Mlodinow un kitabindan devam ediyorum.

Sir Isaac Newton un (1643-1727) uc hareket yasasi Dunya nin, Ay in ve gezegenlerin yorungelerini ve gel-git gibi fenomenleri aciklayan cekim yasasi modern bilim tarihinde yaygin bir kabul gormustur. Olusturdugu denklemler ve onlardan yola cikarak gelistirdigimiz matematiksel cerceve gunumuzde hala ogretilmektedir. Bina cizen bir mimar, araba tasarlayan bir muhendis veya bir roketin Mars a nasil gidecegini hesaplayan bir fizikci tarafindan Newton fizigi (cesitli eklemeler ve revizyonlar ile) kullanilmaktadir.

Doga, bazi yasalar tarafindan yonetiliyor ise, sormamiz gereken uc soru var:

Yasalarin kaynagi nedir?
Yasalarda istisnalar var midir, ornegin mucizeler gibi?
Sadece bir dizi olasi yasa mi vardir?

Bu onemli sorular bilim insanlari, filozoflar ve din bilimciler tarafindan farkli bicimlerde dile getirilmistir. Ilk soruya yaygin olarak verilen yanit -Kepler, Galileo, Descartes ve Newton un yaniti- yasalarin Tanri nin isi oldugudur.

Dr Hawking dogru soyluyor.Descartes, Newton gibi isimler Tanri yi inkar etmediler. Fakat, onlarin Tanri derken anladigi sey ile, gelenekci ve kati bir Hristiyan in, ornegin kadinlari cadilikla suclayan bir engizisyon yargicinin anladigi Tanri arasinda daglar kadar fark vardi. Zaten Dr Hawking bu inceligin farkinda. Filozoflar ve doga bilimciler Tanri ile doga arasinda oyle paralellikler kurmuslardi ki, bir sure sonra Tanri dan mi, yoksa dogadan mi bahsettiklerini anlamak nerdeyse imkansiz hale geliyordu. Diger yandan, dindarlarin tanrisi farkliydi. Bu tanri, yasamin her anina mudahale eden, insanlari cezalandiran ve korkutan, dahasi O nun adina bazi insanlarin diger insanlara ceza tatbik ettikleri askin bir tanriydi.

Felsefeciler Tanri yi inkar etmemislerdir fakat onlarin tarif ettigi Tanri yi doga yasalarinin bir baska ifadesi olarak gorebilmek de mumkundur. Eger Tanri ya farkli ozellikler atfedilmezse -Eski Ahit in tanrisi olmak gibi- Tanri yi ilk sorunun, yani yasalarin kaynaginin yaniti olarak gormek, bir gizemin yerine bir baskasini koymak demektir.

Guzel bir saptama. Tanri kelimesi bazen sorulardan kacis icin mukemmel bir siginak haline gelebilir. Bir seyi anlamiyorsak, isin icinden cikamiyorsak, kisaca Tanri nin hikmeti deyip bir aciklama yaptigimizi dusunebiliriz. Bu olguyu, ABD li bir yazar olan Edward Abbey (1927-1989) su sekilde ifade etmisti: Insanlarin dusunemeyecek kadar yorgun olduklari zaman cikardigi iniltiye Tanri denir. Benzer sekilde Karl Marx da (1818-1883) dunyayi yari felsefi yari teolojik cikarimlarla anlamaya calismanin gerekmedigini, asil onemli olanin dunyayi degistirmek oldugunu dile getirmis ve Tanri inancinin, evreni yorumlamaktan aciz insanlarin afyonu oldugunu soylemisti: Dini istirap, bir ve ayni zamanda, hem gercek istirabin ifadesi hem de gercek istiraba karsi bir protestodur. Din, ezilen yaratigin ic cekisi, kalpsiz bir dunyanin kalbi, ruhsuz kosullarin ruhudur. Din, halklarin afyonudur.

Oyle gorunmekte ki bazi kisiler felsefe ve dinin binlerce yillik teolojik yorumlarindan bunalmislar, tum bu yorumlarin dunyadaki haksizliklari degistirmek icin bir ise yaramadigini anlamislar ve sonunda isyan bayragini cekmislerdi. Hawking e geri donuyorum.

Ilk sorunun yanitina Tanri dersek, isin asil zor yani ikinci soruyla ortaya cikar: Yasalarda mucizeler, istisnalar var midir? Bu sorunun yaniti hakkindaki gorusler kesin bir sekilde ayrilmistir. Eski Yunan in en etkili iki yazari Platon ve Aristotales yasalarda asla istisna olmayacagini savunur. Ancak Kitab-i Mukaddes in bakis acisina gore, Tanri, yasalari yaratmakla kalmaz, ona yakarildiginda istisnalar da yaratabilir: olumcul hastaliklari iyilestirmek, kurakliga son vermek, kroketi olimpik spor olarak kabul etmek gibi.

Hawking in yazdiklarindaki alayciligi sezmemek mumkun degil. Sanki, Dr Hawking kroket sporunun olimpik bir spor olarak kabul edilmemesine biraz karsi. Gencliginde, henuz hastalik semptomlari ortaya cikmamisken kendisi de kroket oynamisti. Devam ediyorum.

Descartes in goruslerinin tersine, neredeyse tum Hristiyan dusunurler Tanri nin mucize yaratmak icin yasalari askiya almaya muktedir olmasi gerektigini savunmuslardir. Newton bile bu turden mucizelere inanirdi. Bir gezegenin cekim gucunun diger gezegenin yorungesi uzerinde bozulma yaratmasindan oturu gezegenlerin yorungelerinin kararsiz oldugunu, bu kararsizligin zamanla buyuyerek gezegenlerin ya Gunes e dusmelerine ya da Gunes sisteminden kopup gitmelerine yol acacagini dusunuyordu. Tanri nin yorungeleri surekli ayarladigina ya da sistemin durmamasi icin goksel saati kurduguna inaniyordu.

Anlasilan Newton ilahi sistemin bir kaosa suruklenmesinden epey korkmus ve Tanri nin bazen ise al atarak ufak tefek ayarlamalar yapmasi gerektigine inanmis. Bugun ise, hem Gunes imizin hem de Dunya mizin geleceginin pek de ic acici olmadigi one surulmekte. Orta buyuklukte bir yildiz olan Gunes in merkezindeki cekirdek fuzyonu sona erdiginde, Gunes icin bir olum-kalim savasi baslayacaktir. Hidrojenin tamami helyuma donusecek, cekirdek buzusecek, yakla$ik 7,3 milyar yil sonra Gunes kirmizi bir dev haline gelecek ve capi 150 kat artacaktir. Parlakligi ise simdikinin 5000 misline ulasacak ve etrafindaki gezegenleri yutmaya baslayacaktir. Ona en yakin gezegen olan Merkur un kurtulmak icin hicbir sansi yoktur. Venus ve Dunya ise once atmosferlerini kaybedecek, ayrica Dunya uzerindeki okyanuslar tamamen kuruyacaktir. Bunun ardindan ise once Venus sonra Dunya, Gunes in cekim alanina kapilacaklar ve onun tarafindan yutulup kaybolacaklardir. Astronomlar, Dunya nin bir kurtulma sansi olup olmadigi uzerinde ciddi olarak dusunmektedirler ama goruldugu kadari ile sevgili Dunya mizin bu gelecekten kacisi yoktur. Gerci o zamana kadar daha epey vaktimiz var, dolayisi ile Dunya uzerindeki senligimize devam edebiliriz.

-devam edecek-

Levent ERTURK
LEVENTERTURK1961
https://leventerturk1961.wordpress.com/


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder