20 Aralık 2015 Pazar

TÜRK DENİZCİLİĞİ VE MAYMUNLAR

TÜRK DENİZCİLİĞİ VE MAYMUNLAR.
http://www.ozel-buro-istihbarat.com tarafından derlenmiştir.

Osmanlı'nın maymunları donanmada görevlendirdiği, bu hayvanları gemilerin serenlerine çıkartmak suretiyle gözcülük yaptırdığı eskiden beri bilinmektedir. Akdeniz'i Türk gölü haline getiren Osmanlılar, özellikle II. Bayezit'ten sonra gemicilik sanatıyla, deniz seferlerinin incelikleriyle daha fazla meşgul oldular. Bu arada, uzağı görme yeteneği son derece gelişmiş olan eğitimli maymunlardan yararlanma yoluna gidilmişti. Kısaca söylemek gerekirse, ünlü denizcilerimiz maymunları birer dürbün veya teleskop gibi kullanıyorlardı. Kuzey Afrika'dan getirilen iri maymunları Gelibolu ve İstanbul tersanelerinde bir güzel eğittikten sonra, savaş gemilerinde gözcü olarak görevlendiriyorlardı. İşte böyle ciddi bir şekilde terbiye edilen gözcü maymunlar gemilerin serenlerine ve cundalarına çıkıyorlar, ufukları gözetliyorlar, engin denizlerde kendilerine doğru yanaşmakta olan bir gemi görünce, kendilerine özgü yöntemlerle derhal aşağıya haber verip gerekli önlemlerin alınmasına vesile oluyorlardı...

Eski İstanbul'da yelken, halat, makara, zift, varil... Kısacası bütün gemici ihtiyaçlarının satıldığı yer Galata'da, iki köprü başı arasındaki saha idi. Gazi köprüsü başında, Sokullu Mehmet Paşa Camii (Azapkapısı Camii) civarında da bir sıra maymuncu dükkanı vardı; burada tersane gemileri ve tüccar gemileri için eğitimli maymunlar satılırdı. III. Murat'ın hocası olup daha sonra da Rumeli Kazaskerliği yapan Molla Abdülkerim Efendi gayet tutucu, sinirli, her aklına geleni yapan, padişah üzerindeki nüfuzuna dayanarak hiç kimseden korkmayan bir adamdı. Güzel konuşur, camilerde vaaz ettiği zaman dinleyicileri çok memnun ederdi. Bir gün, bu hoca bir kitapta "maymun cinselliğe alet olur" diye bir yazı okumuş, sinirinden ateş kesilmişti. Hemen arkasına binlerce insan toplayarak Azapkapısı Çarşısı'na gitmiş, maymuncu dükkanlarını basmış, ne kadar maymun varsa yakalatıp hayvancıkları oradaki ağaçlara astırarak idam ettirmişti. Bu olaydan sonra hocaya da "Maymunkeş İmam" lakabı takılmıştı.

Konuyla ilgili bir yazıda deniliyor ki:

'Bilhassa Hicri 999 yılında İstanbul meydanlarındaki bütün büyük ağaçlar, sanki maymundan meyve vermiş ağaçlara benzemişti. İri maymunlar için özel idam sehpaları bile kurularak cesetleri halka teşhir ediliyordu. Abdulkerim atına atlar, semt semt dolaşır, idam edilecek maymunların iplerini kendi eliyle çekerdi. Böyle tuhaf bir karaktere sâhip olan Kazasker Efendi'nin iyi tarafları da vardı. Meselâ hayır yapmayı severdi. Gayri müslim unsurlara karşı da derin birgay-zı ve kini vardı. Bir gün Hristiyanları ve Yahudileri kötülemek hatırına geldi. O zamanlar her din mensubunun ayrı renkli serpuşları vardı. Hristiyanlar gök, Yahudiler sarı takke giyerlerdi. Kazasker, bunların takkelerini siyah ve kırmızı çuhaya çevirdi.

Kasımpaşa'da, şimdiki Deniz Hastanesi'nin bulunduğu tepe -Abdullah Camii'ne, Seydi Ali Reis Cami'ne kadar- Yahudi maşatlığı, alt tarafı da Müslüman mezarlığı idi. Abdulkerim Efendi, maşatlığa bir cami yaptırmayı kafasına koymuştu. Yahudilerin şiddetli itirazları karşısında buna muvaffak olamıyordu. 1591 yılında Abdülkerim Efendi, yaptıracağı mabedin bütün inşaat malzemesini hazırlamıştı. Bir gece, çok kalabalık bir işçi grubu faaliyete geçti. Sabahleyin kalkanlar, maşatlığın yerinde minareli bir caminin yükseldiğini gördüler. Molla Efendi'nin cesaretine, bu harikulade el çabukluğuna hayran oldular. Devlet'te Molla Efendi' nin bu oldu bittisini kabul etmekten başka bir şey yapamazdı. İşte şimdi "Yel değirmeni Camii" adını taşıyan cami böylece "Maymunkeş imam' tarafından yapılmıştı.

Molla Kerim Efendi, mabedini yaptırdıktan iki sene sonra ölmüş, buradaki Kasım Çavuş mezarlığına gömülmüştü.

İmam Efendi, öldüğü gün, şehirdeki bütün maymuncular sevinmişler ve şenlikler yapmışlardı"

Kaynak:28 Şubat 1951 tarihli Tarih Hazinesi'nin 7. sayısı

http://www.yenidenergenekon.com/894-idam-edilen-maymunlar/




a45UyF587661-151220162313 Oraj Poyraz At Neomailbox cimcime@neomailbox.net
2015/12/20  17:20 2  65  undefined undefined egemen-turkiye@googlegroups.com

 
--

EN MUTLU GUN
. . . . . .
En mutlu gun en mutlu saat
Kurumus korelmis yuregimin bildigi,
en buyuk umutlari gucun ve gururun
Hissettigim, gecip gitti.
Guc mu dedim? Evet oyle dusunmustum
Ama yazik! Coktan yitip gitti hepsi
Gencligimin hayalleri-
Ama bosver simdi.
Ya gurur, ne yapacagim senle simdi
sakin ol ruhum!
Belki bir diger bas devralir
Uzerime doktugun zehri.
En mutlu gun-en mutlu saat
gozlerimin gordugu gorecegi,
En paralk isiltisi gucun ve gururun
Hissettigim:
Ama o zaman cektigim aciyla
Gucun ve gururun umudunu verselerdi,
Yasamazdim o parlak saati tekrar
Cunku onun kanatlarindaydi kara alasim
Ve cirptikca-bir oz dokuluyordu
Oldurmeye yeterli
Onu bilen bir ruhu.

Edgar Allan Poe

Allah Resulu (a.s.) soyle buyurmustur:
Israil ogullarindan bir ummet kaybolmustur.
Ne yaptigi bilinmiyor.
Ben zannetmem ki o ummet fareden baska bir sey olsun.
Gormez misiniz?
O, kendisi icin deve sutu konuldugunda icmez de koyun sutu konuldugu zaman onu icer.
Ebu Hureyre den (r.a.) bildirildigine gore:

Sahih-i Muslim
Hadis No: 5315

Kuran daki Celiskiler ve Nedenler (3)

Bazi Ayetlerin Muhkem (Kesin) Anlamli, Bazilarinin Da Mutesabih (Supheli) Oldugu Ve Celismeli Gorunumun Bundan Dogdugu Iddialarindaki Gecersizlikler

Seriatcilar, Kur an ayetlerinin cesitli anlamlara gelebilecek sekilde indirildigini ve boyle oldugu icindir ki, hem muglak (guc anlasilir) hem de celismeli ymis gibi gorunduklerini ileri surerler:

Kur an in bazi ayetleri herkes tarafindan anlasilabilecek nitelikte seylerdir; bunlara muhkem ayetler adi verilir. Bazi ayetleri ise herkesin anlayamayacagi sekilde gonderilmistir ki, bunlara da mutesabih , yani supheli ayetler deniri Tanri kesin ayetler yaninda suphe uyandiracak nitelikte ayetler yollamistir; cunku, gonderdigi ayetlerin tumunun herkes tarafindan anlasilmasini istememistir. Bazi ayetleri herkesin anlayamayacagi sekilde indirmis olmasinin nedeni, bir yandan fikir ozgurlugunu gelistirmek ve diger yandan cahil Arabin inanc bocalamasina kapilmasini onlemek icindir. Cunku, eger her sey anlasilir sekilde aciklanmis olsaydi, cahil Araplara o anda akillarinin alamayacagi bir sey soylenmis olur, bu da onlari tereddude dusurebilir, urkutebilirdi. (1)

Ve iste guya bundan dolayidir ki, Kur an daki ayetler celiskiliymis gibi gorunmektedir. Dikkat edilecegi gibi, seriatcilarin iddialarina gore Tanri, esas itibariyle fikir ozgurlugunu olusturmak amaciyla ayetleri farkli anlamlarda indirmistir. Guya bazi ayetleri anlasilmaz nitelikte kilmakla, bunlarin yorumlanmasina ve boylece cesitli durumlara ve ihtiyaclara uydurulmasina ve ayni zamanda Arabin inanc bocalamasinda kalmamasina olanak yaratmak istemistir! Bununla da Islamiyette dinin temellerinin guclenmesini saglamistir.(2)

Yukaridaki iddialara sarilanlar, genellikle Kur an in Al-i Imran Su-resi ndeki su ayeti ornek verirler:

...Oyle bir Tanri ki, sana kitap indirdi. Onun bir kismi apacik ayetlerdir ve bunlar kitabin temelidir. Diger kismiysa cesitli anlamlara benzerlik gosterir ayetlerdir. Yureklerinde egrilik olanlar fitne cikarmak ve onlari tevil etmek icin anlamlari acik olmayan ayetlere uyarlar. Halbuki, onlarin tevilini ancak Allah bilir. Bilgide supheleri olmayacak kadar kuvvetli olanlarsa derler ki biz inandik ona, hepsi de Rabbimizdendir . Bunu akli tam olanlardan baskalari dusunemez (Al-i Imran Suresi, ayet 7).

Hemen belirtelim ki, ne bu ayet (ve benzerleri) ne de seriatcinin yukaridaki aciklamasi, Kur an daki celismelerin gercek nedenlerini ortaya cikaracak yeterlilikte degildir. Ayetlerden bazilarinin mutesabih (supheli, kapali) nitelikte olmasi, ne fikir ozgurlugunu saglamak icindir ne de cahil Arabin tereddude dusmesini ya da urkmesini onlemek icindir. Eger Muhammed in Tanrisi fikir ozgurlugunu yaratmak isteseydi, ayetleri anlasilmaz ya da celismeli sekilde gonderecek yerde, anlasilir sekilde kilar ve kisilere, ozgur akil rehberligiyle, bunlari uygulamak ya da degistirme yeterliligini saglardi. Kalkip da, Bazi ayetlerin tevilini ancak Allah bilir deyip, anlamini sadece kendisine sakladigi ayetleri kisilere gozu kapali sekilde kabul ettirmez ve onlardan, anlamini bilmedikleri bir sey icin Biz inandik ona, hepsi de Rabbimizdendir demelerini beklemezdi. Cunku, bunu yapmakla, fikir ozgurlugunu temelinden yikmis olacagini bilirdi. Mutesabih (supheli) ve celismeli hukumler yoluyla fikir ozgurlugunu yaratmanin mumkun olamayacagini ELBETTEKI dusunurdu. Zira, fikir ozgurlugu, herhangi bir hukmu, sirf Tanri dan gelmistir diye kabul etmekle ya da yorumlamakla degil, fakat onu akilci yoldan degistirebilmekle, yerine yepyenisini getirebilmekle, cerh edebilmekle olusabilir. Oysa ki, Kur an a gore aklin rehberligi diye bir sey soz konusu degildir; vahiylerin akil suzgecinden gecirilerek yok edilmesi mumkun degildir. Aksine, Kur an da Tanri ve peygamber emirlerinin mutlakligi, degismezligi, ongorulmustur. Kisinin tum yasantilarini en ince noktasina kadar duzenleyen ve insan aklina bunlari ogrenmekten baska bir olanak vermeyen bu emirleri insan iradesiyle degistirmek, ilga etmek mumkun degildir; cunku yasaklanmistir: Bakara Suresi ndeki Ayetlerimi degistirmeyin (Bakara Suresi, ayet 41) seklindeki hukumden tutunuz da, Kitabi batil kilacak hicbir sey olmadigina (Fussilet Suresi, ayet 41-42) ya da kitabi ciddiye almayip reddedenlerin cehennemlik sayilacaklarina (Bakara Suresi, ayet 113-115) varincaya kadar, Kuranda yer alan buyruklar, fikir ozgurlugunu kokunden kurutacak nitelikte seylerdir.

Araplari tereddude dusurmemek ya da urkutmemek icin bazi ayetlerin mutesabih nitelikte gonderildigi iddiasina gelince... Boyle bir iddia, Tanri yi aciz durumdaymis gibi tanimlamaktan baska bir ise yaramaz. Cunku, eger Tanri, kendi yarattigi kullarini tereddude dusurmekten ya da urkutmekten cekiniyor ise, bu takdirde, gucsuzlugunu, aczini itiraf etmis oluyor demektir. Eger onlari urkutebilecek emir vermekten cekiniyor da, bu emri bazilarinin anlayamayacagi bir dilde veriyor ise, bu takdirde kullarindan korkuyor demektir! Ote yandan kullarina diledigi gibi anlayis gucu sagladigini ya da onlari dogru yola sokmak,gonullerini acmak olanagina sahip oldugunu soyleyen bir Tanri nin (ornegin, Enam Suresi, ayet 125), bazi ayetleri mutesabih nitelikte gondermeye neden ihtiyac duymus olabilecegi de ayrica anlasilmasi guc bir sorundur!

Butun bunlar bir yana, Muhammed in ilk anlarda yerlestirdigi ayetlerden anlasilan odur ki, Tanri, kendi emirlerinin herkes tarafindan anlasilmasini istemis bu nedenle de, buyruklarini apacik olmak uzere gonderdigini bildirmistir. Daha once diger ummetlere -sirf anlasinlar diye-, kendi dillerinde kitap gonderdigi gibi, Araplara da Kur an i, apacik bir dille, Arapca olarak, yani Araplarin kendi anlayacaklari dilde hem de yedi farkli okunusta gondermistir.

Yani anlasilmasini istedigi icindir ki, Kur an i apacik olmak uzere, en acik ve en anlasilacak tarzda, hem de cesitli Arap kavimlerinin kullandiklari yedi lehcede olmak uzere indirdigini soylemistir. Kur an in apacik olmak uzere gonderildigine dair Kur an da sayisiz denecek kadar cok ayet vardir. Butun bunlar ortadayken, bazi ayetleri muhkem (kesin, anlasilabilir) ve bazilarini mutesabih (supheli, anlasilamaz) sekilde gondermesinin ELBETTEKI anlami olamaz ve aksini iddia etmek ELBETTEKI yersizdir.

Dipnotlar ;

1)Sahih-i..., c.ll,s.62 vd.

2)Cerrahoglu, age, s. 17 vd
https://kuranelestirisi.wordpress.com/2011/11/24/kurandaki-celiskiler-ve-nedenler-3/


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder