17 Şubat 2013 Pazar

15-Bülent ESİNOĞLU - Sınıf farkındalığı olmadan, adalet olmaz


Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

 

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927


Bakın bu çok önemli.
Kişi herşeyden önce dünyadaki yerini doğru bilecek.
Ben neredeyim, ben kimim, ben hangi gruptayım, sosyal sınıfım nedir?
Bunları bilecek, sonra da ben ne olmalıyım, nereye doğru gitmeliyim demeli.
Ancak, bütün bu yer tesbitlerinden sonra hak ve menfaatlerinizi tesbit edebilirsiniz.
Misal köylü müsün, işçi misin, memur musun, işsiz misin, esnaf mısın?
Bunları bilir ve sonra bu bakışla ne istiyorsun, neyin eksik bunları belirlersin.
Daha başta sen kimsin bu soruya doğru cevap veremediysen şiştin kardeşim.
İşte o zaman başbakanı dini, imanıyla tartmaya kalkarsın.
Köyüne beş camiden sonra beş daha istersin.
Açlıktan nefesin koktuğu halde bu konuda bir talebin olmaz.
Cümle alem hamuduyla götürdüğü halde görmezsin.
Kısacakı, önce yerini bileceksin.
Abi bunu demiş.

Oraj POYRAZ

Bülent ESİNOĞLU - Sınıf farkındalığı olmadan, adalet olmaz

Yaşadığımız Türkiye'nin en önemli ihtiyacı adalettir.

Adalet ihtiyacı ekmek su kadar elzem bir ihtiyaçtır.

Demokrasilerde (siz onu kapitalizm diye okuyun) fırsat eşitliğinin, adalete giden yol olduğu anlatılır.

Geniş halk kitleri için daralan fırsatlar dünyasında, birey yeni fırsatlar yaratamadığı için kendisini suçlu bulur. Ve adaletsizlikler karşısında suskunlaşır.

Adalet bireysel mücadele ile elde edilen bir şey değildir.

Daralan fırsatların, farkında olmak demek, sınıf farkındalığı demek değildir.

Bireysel çıkarların bilincine varmak, beklide adaleti en çok bozan bir yapıdır.

Yaşananların sebebi sınıf farkındalığının gelişmemiş olmasındadır.

Çöplüklerden yiyecek toplayanların, sınıf bilinci yoksa, adalet mücadelesi verme bilincine ulaşamaz.

Adalet mücadelesi verme işi, bir bilgiye, bir farkındalılığa ulaşma neticesinde yapılacak bir iştir.

Bu sebepten halk önderleri gerekir.

Önderleri içeri attınız mı, adaleti hapse attınız anlamındadır.(Tüm halkı hapse atacak halleri olmadığından)

Sınıf farkındalığına, en büyük darbeyi vuran, kaderciliktir, sahte umutlardır, bireyciliktir.

Sayısız yorumcu, gelir dağılımındaki bu korkunç uçurumdan yola çıkarak, sosyal felaket getireceğini söyler.

Hatta bu cümleleri, Washington Post'un anlı şanlı makale yazarları da belirtir. Büyüme olmazsa, işsizlik artar, bu durum da sosyal barışı bozar diye…

Bunlar kısmen doğruymuş gibi görünse de, doğru değildir.

Egemen sınıflar, emeğin kendisini savunacak araçların kurulmasına izin vermiyorsa, çalışanlar da sınıf bilincine sahip değillerse, adalet orada biter.

Adalet egemen sınıfın insafına kalır.

Tarih de, onların hiç insafının olmadığını defalarca kanıtlamıştır.

Adaletin bu mu dünya, ifadesi, herhalde buradan çıkmış olsa gerek.

Adalet diye konuşulan ve kurumlaşan kurumlar, daha önce, egemenlere karşı verilmiş mücadele sayesinde elde edilmişlerdir.

Fakir ve çalışanlar sadece egemenlerin siyasetlerini ve koydukları kuralları takip eder ve uyarlar.

Çalışanların kendisini savunacak siyasetlere varması için, ne bilgisi vardır, ne de bu bilgiyi (siyaset) toplayacak vakti vardır. (Medya egemen sınıfların çıkarının sürdürülmesi için vardır.)

Bir toplumda adalet; tarafların hak ve çıkarlarını kollama ve kullanması ile paralel gider.

Hiç kimse bir başkasına, ahlak ve adalet bahşedemez.

Adalet; bir mücadelenin, bir örgütlenmenin karşılığında kazanılan konumdur.

Köleler, yarım yamalak da olsa, örgütlenip baş kaldırmasalardı, hala insanlar alınıp satılıyor olacaklardı.

Çalışanların sınıf farkındalığı belirsizleştikçe, adalet azalır, sömürü ve kölelik artar.

Egemen sınıflar, kendi sınıf çıkarlarını sürdürmesi için, işbirlikçileri örgütlemesi onun için esastır.

Çalışan sınıfların da, hak ve çıkarlarını savunması için kendi aralarında örgütlü olması gerekir.

Dünyada, 1929 dan buyana, hatta 1929'dan da beter, işsizlik ve gelir dağılımı felaketi sürmektedir.

Egemen sınıflar, ya sahte örgütlenmeler ile çalışanların örgütlülüğünü engellemiştir.

Ya da, yarattığı sahte umutlar, sahte gelecek vaatleri, kadercilik ve öte dünyada iyi yaşama vaatleri ile çalışanların örgütlenmesinin önünü kesmiştir.

Yani adaletin önünü kesmiştir.

Sınıf sözcüğünden korkan emekçinin veya aydının elde edebileceği hiçbir hak yoktur.

Emperyalizm, sınıf, sınıf çıkarı gibi sözcüklerden korkan ve anlamaya çalışmayan aydın, aydın değildir.

Elbette bu ifadeleri bilmek ve anlamak yetmez.

Haksızlıkları, bir vicdan meselesi olarak almakta, ahlakidir denilemez.

Haksızlık ve adalet diye üzerinde durduğumuz ve anlamaya çalıştığımız, kitlesel haksızlıktır.

Bir sınıfın, öteki sınıf üzerinde kurduğu tahakkümdür.

Özde şunu söylemeye çalışmaktayım; adalet mücadelesi, her zaman adı söylenmese de, bir sınıf mücadelesidir.

16.2.2013, bulentesinoglu@gmail.com

a45UyF587661-201302172119-15

^^^^^ - vvvvv

--
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kucuk kapidan gecmeye kendilerini mecbur bilenler, egilirler!.

C.Sahabettin

- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -

Ben,Manevi Miras olarak,
Hicbir Ayet, hicbir Dogma,
Hicbir Donmus ve kaliplasmis Kural birakmiyorum.
Benim Manevi Mirasim Bilim ve Akildir...

K.Ataturk


Daha gun o gun degil, derlenip durulmesin bayraklar.
Dinleyin, duydugunuz cakallarin ulumasidir.
Saflari siklastirin cocuklar,
Bu kavga fasizme karsi, bu kavga hurriyet kavgasidir.

Nazim Hikmet Ran

"Tanri kotulukten ve acidan korumak istiyor mu?
Fakat bunu yapmaya gucu mu yok?
Eger yoksa, O gucsuz, ya da kesinlikle her seye gucu yeten degildir.
Her seye gucu yeten fakat istemeyen mi?
Eger oyle ise , O kotudur, ya da kesinlikle tum iyilik degildir.
O, ne gucu yetiyor, ne de istemiyor mu?
O zaman. O'nu Tanri diye cagirmak sacma olur.
O, hem gucu yetiyor hem de istiyor mu?
O zaman kotuluk nereden geliyor?"

(Istencin Ozgur Secimi Uzerine. Giris.)
EPICURE

Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com

Ayrilmak isterseniz de:
Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com

Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder