29 Kasım 2013 Cuma

10-Sizin işinizi en iyi patron bilir!



Sizin işinizi en iyi patron bilir!

Şirket içi eğitim sektörü her gün biraz daha büyüyor.
Şirketler çalışanlarını eğitmek için giderek daha fazla para harcıyor.
Çünkü çalışanlara öğretilen bilginin geçerlilik süresi oldukça kısa.
Kısa sürede demode oluyor, etkisini yitiriyor ya da daha gelişmiş bir versiyonu piyasaya sürülüyor.
Bilgi adeta bir cep telefonu gibi sürekli daha gelişmiş bir modelini geliştiriyor.
Üstelik şirket içi eğitimlerde sunulan kişisel gelişimden satış tekniklerine kadar birçok bilginin iş hayatı dışında bir kullanım alanı da bulunmuyor.
Fakat bu bilgi o kadar iyi bir fabrikasyonla dizayn ediliyor ki hatalı, eksik ya da tutarsız olduğunu söyleyebilmek gerçekten çok zor.
İspat yükümlülüğü daima karşı tarafa bırakılıyor.
Öyleyse gelin şimdi şirket içi eğitimlerde sunulan bilginin bu gizli doğasını çözümleyelim.
Bu bilgiler çalışanlara neden öğretiliyor dersiniz?

Bilgiyi bazen bir bileşim, bazen bir sentez, bazen de bir gerilim olarak kullanan şirket içi eğitim kültürü daima değişen bu moda bilgiyi üstün bir konuma getirmiştir.
Bunun dışındaki her türlü bilgiye aşağı bir bilgi gözüyle bile bakılmaz; bilgi olmadığı düşünülür.
Hurafe, inanç ya da önyargı sınıfına sokulur.
Diyelim ki öğretilen, bir müşteriye "siz" diye hitap etmeniz gerekliliğidir.
Karşılığında "buna her zaman gerek yok; başka hitap şekilleri de var" dediğinizde size aptalmışsınız gibi bakılır.

Bilginin antikçağdan beri gelen "açıkseçiklik" nosyonu tahrip edilerek yerine karmaşık prosedürler getirilmiştir.
İki kişi arasındaki iletişimin doğal çıktısı olan içtenlik bile kavga anında zoraki gülümsemeye döndürülmüştür.
Yani bilgi beden, ruh ve kişiye bağlı halinden arındırılarak tamamen şirket amaçlarına yönelik hale getirilmiştir.
Böylece evrensel olduğunu ileri sürer ve araçsal bir nitelik kazanır.
İyi, güzel ve içten gibi kavramlarla ilişkisini ortadan kaldırarak kolayca hesaplama ve maksimumlaştırma gibi şirket gelirinin arttırılmasına yönelik iki hedefe yönelir.

Daima uygulamanın içine yerleştirilmesini ister.
Mesela verilen birkaç saatlik satış eğitimi sonrası herkesin bir beyin cerrahı gibi ameliyat yapmasını bekler.
Danışmanı iyi dinler ve mükemmel bir kavrayış gösterirseniz bilginin bedenin içine yerleşeceği sanılır.
Yerleştiremeyenlerin tembel muhalifler olduğu düşünülür.
Birkaç saatte beyin cerrahı yetiştirme fikrinin ne kadar gülünç olduğu görmezden gelinir.
Bunun bu kadar kısa sürede nasıl olacağını sorduğunuzda alacağınız yanıt istemenizin yeterli olacağıdır.

Bilgi tamamen bireyseldir.
Usta ile çırak, öğretmen ile öğrenci, anne ile çocuk gibi hiyerarşik bir şekilde iletilmez.
Eğitmeni dinler ve mükemmel şekilde kavrarsanız hayata geçirmek için başkaca birine ihtiyaç duymazsınız.
Böylece kişiyi herhangi bir otorite önünde eğilmeden bilgi sahibi yaptığını söyler.

Bu tür bilgi şirket sahipleri tarafından fonlanan bir özelliğe sahiptir.
İşyeri ve çalışanlar bu bilgi vasıtasıyla sürekli bir denetim altında tutularak sadece patronun otoritesi güçlendirilmekle kalmaz, işçilerin direnme becerileri de sınırlanır.
Bu yaklaşım işyeri bilimini yaratan F.
Taylor'un "sizin işinizi en iyi patron bilir" şeklindeki düşüncesinden başka bir şey değildir.

Bu tür bilginin başarı yaratma kapasitesi sınırlıdır"Uyguladım, çok başarılı oldum" diyen bir kaç çalışanın sınırlı artçı eylemlerinden başka bir başarı yoktur ortada.
O nedenle de bilgi sürekli yenilenme ihtiyacı hisseder.
Satış eylemi yüzyıllardır aynı formunu korurken satış eğitimlerinin neredeyse her hafta değişik bir yaklaşımla sunuluyor olması başka nasıl izah edilebilir ki?

Artık bilgi güçlülerin, tepedekilerin ve patronların bilgisidir ve çalışanların bu bilgi dışında sahip oldukları tüm bilgiler değersizdir.
Yükselme, satü ve terfi gibi hedefler de bu bilgiye sahip olanlara dağıtıldığı için çalışanların bu bilgiyi kabul etmekten başka seçenekleri yoktur.
Ama unutulmamalıdır ki bu bilgiyi benimsemeye iten gönüllü girişimciliğimiz değil geleceğe yönelik içinde bulunduğumuz belirsizliktir.
Aslında bu noktada yanıtlanması gereken tek soru var: Neden bu tür geçici bilgiler zihnimizde kolayca kabul görür?

Bu sorunun yanıtını ayrıntılı verecek değiliz.
Merak edenler İngiliz nörolog Oliver Sacks'ın "Karısını şapka sanan adam" kitabını okuyabilirler.
Ama kısaca yanıtlamak gerekirse bu durum bir sağ yarımküre sendromudur ve kişilerin bu anomaliyi farketmesi kolay değildir.
Kısaca nörolojik işlev yetersizliği...

Eğer şirket içi bir eğitime katılır ve size öğretilen bilgilerden bu sebeplerle tiksinti duyarsanız şunu bilmeniz belki biraz acınızı hafifletebilir: Sizin işinizi en iyi patron bilir!


a45UyF587661-201307301451-10

  ^^^^^ - vvvvv

 
--
zaryop:jaro
Kotulukten cekinmek, iyi bir is yapmaktan yegdir.

Hz.Ali
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com
Ayrilmak isterseniz de :
Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.com/


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder