22 Ekim 2013 Salı

10-Levent Kırca - Ölme eşeğim ölme

Abi haklı, biliyorum uzun, uzuuuun yıllar hiçbirşey değişmeyecek.
Ölme eşeğim ölme hikayesi.
Ama, ben de değişmeyeceğim.
Şu ülkede yaşamanın mükafatı da Leven Kırca gibi adamlar.
Hayal gücüm çok geniş değildir, ama sanki gözlerimle görmüş gibiyim.
Bir Kurban Bayramı 1. gün klasiğidir.
Aynen aşağıdaki gibi olur.
Olacak O Kadar skeçlerinde görür gibiyim.
Vallahi okurken güldüm, etraftan baktılar.
Deli mi ne?

Bu ülke böyle işte.
Gençlik yıllarımda Kanada'ya mı, yoksa Avusturalya'ya mı göçsek tartışmaları vardı.
Ben o zaman da kesin kanaatimi belirtmiştim.
Bu mizahtan, bu muhabbetten yoksun kalırsam ölürüm diye.
Elin Amerikalısı, İngilizi soğuk soğuk konuşacak.
Ben içime boğulacağım.
Dayanamam, en çok birkaç ay sonra hasta falan olurum diye düşünmüştüm.
Muhabbete, hem de Türk muhabbetine bayılırım.
Sanmam böylesi olsun, yoktur eşi benzeri.

Şu toprakların kaçakları bile hala özlem içinde.
Arjantinde Fenerbahçe fanatiği Ermeniler var bilirim.
Uruguayda, Amerika'da bu toprakların ürettiklerine üşüşenler de vardır.
Yunanistan'a göçen Rumların gönlü hala İstanbul'da.

İyi ki göçmemişim, burada kalmışım, Levent Kırca sağolsun.
Bana yaşama ümidi verdi.
Yüce Dei(!) ondan razı olsun.


Saygılar
Oraj POYRAZ
--------------


Levent Kırca - Ölme eşeğim ölme

Evet, sıra geldi bu haftaki yazıya…
Daha doğrusu gelmiş.

Hafta ne çabuk dönüyor.

Çabuk dönüyor dediysem, "Dönekler" kadar da çabuk değil.

Evet kalem elimde, kâğıt önümde.
Başlamak üzere besmele çekmekteyim ki, gözüm Tümamiral Semih Çetin'in bana hapishaneden gönderdiği şapkaya takılıyor.
Bir anlamda amiralle göz göze geliyorum.
İçimden, "Hepinizi oradan çıkaracağım.
Kuru kuruya 'Mustafa Kemal'in Askerleriyiz!
' diye bağırmakla olmuyor.
Bu bir 'and'dır.
Hepiniz çok yakında hapishanelerden çıkıp, çocuklarınıza ve ailelerinize kavuşacaksınız.
Cumhuriyet için sadece siz yanmayacaksınız.
Biz de yanmaya hazırız"
diye geçiriyorum.

Gözümü Semih Çetin'in şapkasından zor söküp, başlıyorum yazmaya…

Kurban Bayramı

Çok kurbanla giriyoruz bayrama.
Teröristlerin kurban ettikleri.
Şehit olarak kurban olan askerlerimiz, polisin kurban ettikleri, hükümetin ve Tayyip'in kurbanları.

Bindik arabamıza…

Köyde bir evim var, oraya gideceğiz dinlenmek amaçlı.
Bir arkadaşım da bizi davet etmiş.
Arife gecesini onlarla geçireceğiz.
Ertesi gün de bayram namazına gideceğiz hesapta.
Uğradık arkadaşıma.
Gece güldük, eğlendik.

O yörenin insanlarıyla tanıştırdılar beni.
Hele bir artist dedikleri muhterem var ki, benden komik.
Adamın boyu 1.45, oturduğu zaman ayakları iskemleden yere değmiyor.
Bakkal dükkânı varmış.
Raftaki bütün içkileri kendisi içermiş.

Namaza kalktık…

Bu artist denilen Arkadaş karga b.
kunu yemeden dayandı kapıma.
Daha erken değil mi, dedim.
Canım, dedi, kalabalık olur içerisi, yer bulabilmek için hemen gidelim.

Neredeyse caminin ilk müşterisi bizdik.

Tayyip Erdoğan "Onlar, ayakkabıyla girmiştir" demesin diye, ekstra dikkat ederek ayakkabılarımızı çıkarıp torbaladık.
Ortalara bir yere bağdaş kurup oturduk.
Zaman içinde doldu cami.
Doldukça doldu.
AKP yanlısı vaazı da dinledik.
Erdoğan'ın ne kadar barışçı olduğunu, Suriye konusunda ne kadar haklı olduğunu dinledik bol bol.

Derken, sıra namaza geldi.

İmama uymak için ayağa fırladığımızda, kalabalıktan saf tutmanın mümkün olamadığını gördüm.
Bir safa zar zor giriyorum.
Arada bir süre direniyorum.
Çok geçmeden, pırt, saf dışı.
Namaz başlamak üzere.
Ben koşturup duruyorum.
Derken başladı namaz.
Sıkışıklıktan ben artist denen arkadaşın poposunda secdeye vardım.
Benim arkamdaki de benim popomda.
Neyse, iş selamlama faslına geldi.
Baş önce sola çevrilir, "Esselamün aleyküm ve rahmetullah" denir.
Sonra baş sağa çevrilir ve aynı şey söylenir.
Bütün başlar önce sola, sonra sağa hep birlikte döner.
Ben doğru yaptığımdan eminim.
Başımı sağa çevirdiğimde, sağımdaki adam da başını bana çeviriyor"Selamün aleyküm" dediğine ben de boş bulunup "Aleyküm selam" demişim.
Allah affetsin ve namazımızı kabul etsin.

Namaz bitiminde, hemen bütün köyle bayramlaştık.
Kahvede çaylar içtik.
Ve bir ailenin kurban kesimine icabet ettik.
Bütün aile bahçede.
Küçük kızlar, oğlanlar dizilmişler"Oğlanların bazıları takkeli, kızların başı örtük seyredecekler" Amcası, dedi, kurbanın sahibi.
Dedim, caiz midir?
Öğrensinler, dedi.
Komşular bir yanda, akrabalar bir yanda tören başladı.

Yaman Kasap

Kasap 1.90 boyunda kıvırma bıyıklı bir zat.
Bıçakları birbirine sürtüp duruyor.
İçim gıcıklanıyor ama yapacak bir şey yok.
Kasap bir daha bıçakların ağızlarını birbirine sürüyor bu kez kıvılcım çıkıyor.
Bıçağını bilerken yan gözle bana bakıyor "Ben bu işi iyi yaparım" dercesine.
Kapıyı açtılar, dört beş kişi zor tutuyor.
Bir koç çıktı ortaya.
Şöyle herkes bir titredi.
Koçu zaptetmek mümkün değil.

Bir an İspanya arenasında boğa güreşlerine geldim sandım.
Güçlükle durdu boğa, pardon koç.
Sağ bacağını da yere vurarak toprağı eşiyor, burnundan da buharlar çıkıyor.
Bir matador eksik.

Bir an durdu koç.
Kasap da durdu.
Bakıştılar.
Bahçede sessizlik oldu.
Sanki koç, celladını tanır gibiydi.
Kasap da koça kuşkulu gözlerle bakıyordu.
Birden ortalık karıştı.
Koç bir debelendi.
Kendini tutan gençlerin elinden kurtulup, bahçenin içinde dört dönmeye başladı.
Çocuklara doğru koşuyor.
Çocuklar çığlık kıyamet kaçışıyor, kadınlar da öyle.
Benim de üzerime geldi mübarek.
Ben erkekliğe şey sürmemek için arkamı döndüm.
Dönmemle birlikte mabadıma bir tos yedim.
Çoluk çocuk gülmekten, salya sümük yerlere yapıştı.
Kadınlar da öyle.
Sonra içerde ne oluyor, ne bu gürültü diye bakmak için kapıyı aralayan "artistin" açtığı kapıdan kaçtı gitti koç.
Ardından da çığlık çığlığa ev sakinleri.
Bahçede kalanlardan biri "Bilmiyorlar işi, bilmiyorlar" dedi. "Ben, işte bu yüzden benimkini balkonda kestim.
Üstelik benim ki, büyükbaş"
dedi"Kaçıncı kattasınız?" diye sordum"Beşinci kattayız" "Peki" dedim"Beşinci kata çıkarmak zor olmadı mı?" "Yok" dedi"Allah'tan asansör var" Asansöre bindirmiş büyükbaşını, beşinci katta kesip parçalamış.

"Allah akıl fikir versin" dedim.
Ona değil tabii, kendi kendime.

Az sonra, maaile koçu yakalamışlar, çekiştirerek.
Toros canavarı gibi getirdiler.

Koç yanımdan geçerken, bana burnundan soluyarak şöyle bir baktı.
Ben de ona baktım.
Bakıştık.
Onu yatırıp güçlükle ayaklarını bağladılar.
Bir ayağını da can çekişebilmesi için serbest bıraktılar.

Kurban sahibi yanıma yaklaştı.
Sabah, komşusunun koçu boynuna bıçağı yedikten sonra kaçmış.
Düşünebiliyor musunuz?
Hayvanın bir yandan boynundan kan fışkırıyor, bir yandan da meydanı geziyor dörtnala.
Kasap koçu tekrar eve getirebilmek için, dizlerinden bacaklarını kesmiş mübareğin.

Bir çocuk girdi kapıdan, "Kasap abi" dedi, "bu başparmak senin mi?
Köy meydanında kedinin ağzından aldım"
Kasap ellerini havaya kaldırıp kontrol etti.
Sağ başparmağı yoktu"O parmak benim değil" dedi, "o sol başparmak" Bana dönüp, "Benimki sağ, geçen kurbandan beri kayıp", çoçuğa "Sen" dedi, "bir de yan bahçedeki kasaba sor"

Neyse; demin burnundan soluyan koç kesildi.
Fışkıran kandan hepimizin alnına bir parmak sürüldü.
Koç şişirilip bir ağaca asıldı ve yüzüldü bir torbaya.
Benim için de bir parça hazırladılar.

Aldım eve getirdim, koydum dolaba.
Dolabı her açtığımda göz göze geliyorum onunla.
Bana bahçede baktığı gibi bakıyor.
Sanki ben de gözlerimi kaçırıyorum.
Onu yemem.
Yiyebilmem mümkün değil.
Belki uzun bir süre et de yiyemem.
Bakarsınız vejetaryen olmuşum…
Kim bilir?…

Köy yeri…

Derken, köydeki köy evime vasıl oldum.
O insanların güzelliğini, insanlığını anlatmaya sayfalar yetmez.
Bayram süresince kimi sacda yaptığı ekmeğini getirdi, kimi yumurtasını, kimi yoğurdunu…
Yarım elma, gönül alma.

Bu bayram köyde olduğum, gerçek insanlarla birlikte olduğum için çok mutlu oldum.
Hep birlikte yeni vefat eden birinin cenazesine gittik.
Son derece sakindi.
Kimsenin siyah elbisesi ve siyah güneş gözlüğü yoktu.
Kimse yalandan ağlamadı.
Kimse ağlamıyor, diye sordum birine.
Ölenin arkasından ağlanmaz, ölüm doğal karşılanır.
Eğer gözyaşımız varsa onu memleketimiz için dökmeliyiz, dedi.
Bir an film seyrettiğimi düşündüm.

Köye gelmeden on gün önce, İstanbul'da ikamet ettiğim eve girerken, komşumuz hanımefendinin üzerime doğru geldiğini gördüm.
Her halde, "Hal hatır soracak" dedim kendi kendime.
Hanımefendi yanıma vasıl olduğunda; "Size söylemek istediğim bir şey var" dedi"Lütfen buyrun, rica ederim" dedim.

"Sizin kedi" dedi, "sizin bahçeye değil, bizim bahçeye işiyor"

Bunu duyunca biraz da abartarak; "Aman yarabbi, ne diyorsunuz?!" dedim.
"Siz hiç merak etmeyin.
Ben onun kulağını çeker, altını bezlerim.
Böylece kimsenin toprağına işeyemez"

Herkesin bayramını; öncelikle hapishanelerde yatanların ve onların yollarını gözleyenlerin bayramını kutluyor, bir an önce "Kurtuluş" diliyorum.


a45UyF587661-201307301451-10

  ^^^^^ - vvvvv

 

zaryop:jaro
Kendini guclukler karsisinda sabretmeye alistir, cunku haksizlik karsisinda Hak icin sabretmek en iyi ahlaktir.

Hz.Ali
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com
Ayrilmak isterseniz de :
Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.com/


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder