Ve 1999 yılında deprem bölgelerinde yaşananlar bizim için gurur verici miydi?
Anlaşılan kapitalizmi beğenmemişiz.
Komünizmin toplumcu yaklaşımını beğenmişiz.
Peki Türkiye bu denklemde nereye düşer, bizim notumuz nedir?
Bana sorarsanız bu gün büyük deprem gerçekleşse çok büyük rezalet ve hezimetler yaşanacaktır.
Yüz binlere varan sayıda insan haftalarca çökmüş binaların altında kurtarılmayı beklerken açlık, susuzluk, hastalık, kanamalar nedeniyle olduğu yerde can verecektir.
Tıpkı önceki depremde olduğu gibi ülkenin ne kadar soysuz, hırsız, arsız insanı varsa yağma için deprem bölgesine üşüşecektir.
Deprem bölgesinde organ mafyasının rezil suçlar işlediğini duyacak, işitecek ama engellemeye imkan bulamayacağız.
Depremden sonra yardım dağıtımında adaletsizlikler, gecikmeler, yağmalar, gösteriler, kavgalar, büyük toplumsal karmaşalar yaşanacaktır.
Ülkenin ne kadar cemaati, mafyası varsa yardıma geldik diye bölgeye üşüşecektir.
Bu güne kadar ruhsatlı ya da ruhsatsız olarak halkın eline geçmiş olan silahların anlamsız, yasa dışı, ölçüsüz, sınırsız kullanıldığının görecek ve dehşete kapılacağız.
Deprem bölgesinde bir tür ARINMA GECESİ YA DA DÖNEMİ yaşanacaktır.
Deprem sırasında ve sonranda bilinen bütün doğa afetleri eş zamanlı olarak, aynı anda ve peşpeşe yaşanacaktır.
Zemin sıvılaşması, heyelan, tsunami, baraj yıkılması, temiz suların kirlenmesi, büyük endüstriyel yangınlar, patlamalar, endüstriyel ekolojik felaket ve facialar, ani ya da gecikmiş etki yaratan endüstriyel gaz ve sıvı kirlenmeleri, aynı anda pek çok yerde başlayan doğal gaz yangınları, bunca zamandır yapılmış pek çok viyadük, köprü ve geçidin yıkılması nedeniyle bütün deprem bölgesinde ulaşımın tamamıyla durması, bütün GSM şebekesinin çok uzun süre çalışamaz durumda kalması, deprem bölgesinde kalan kentlerin kanalizasyon ve temiz su şebekelerinin aylarca düzeltilemez halde olması, bu nedenle salgın hastalıklar, yaralı ve hastaların çok uzun süre tıbbi yardımdan uzak kalması, tahliye edilememesi, sağ kalmış insanların çadır kuracak, emniyetle ayakta duracak boş alan bulmakta dahi zorlanması ve daha akla gelmeyen pek çok şey olacaktır.
Ve felaketin doğrudan kendisi, felakete hazırlıksız olmaktan başka bütün bunlara ek olarak ülke halkının ahlakını yitirmiş olmasından dolayı olacak ve felaketin şiddetini ağırlaştıracak daha pek çok şey.
Ben hep aynı şeyleri yazdım, söyledim, Türkçe konuşabilen Anadolu ve Trakya Türk halkları diyorum.
Artık ülkü, ilke birliğini yitirmiş, dejenere olmuş, birbirine düşman bir insan kalabalığından bahsetiyoruz.
Halkın içinden kesimler özellikle de cemaatler kendileri dışında kalanları tekfir etmiştir.
Bunlar için diğerlerinin canı, malı, ırzı helaldir.
Bir felaket halinde bu kesimden insanlar kendilerince başkaları saydıkları insanların mahallelerine yağmaya girecektir, toplu tecavüz, yağma, öldürmelerin yaşandığı pogromlar yaşabilir.
Halkın cemaatlerin art niyetli, ikiyüzlü, hiddet ve şiddetine karşı kendini korumaya çalışması, önlem alması elbette bir gereksinimdir.
Büyük Marmara Depremi sonrasında İstanbul, ve benzeri metropollerin varoşlarından insanların sahil kenarlarında özel güvenliği olmayan semtlere akın akın aktığını hayal edin.
Varoşlarda yaşayanlar diğerlerinin varlıklarında haklarının olduğunu zaten düşünmektedir.
Bu nedenle zaten yakalanmadığı sürece yağmalamakta ahlaki bir engel görmemektedir.
Bir de afet durumunda yakalanmama, görülmeme, izlenmeme hissi ortaya çıktığında neler olun siz düşünün.
Türkçe konuşabilen Anadolu ve Trakya Türk halklarının Florida'da kasırga sırasında market yağmalayan halktan daha üstün olduğunu sakın düşünmeyin.
Benzeri durumlarda ülkemizde de yağmalar olmuştur, açın üçüncü sayfa haberlerini okuyun.
TARİH TEKERRÜR EDER.
Bütün bunlar olur, olacaktır, geçmişte bu halk yeteri kadar tahrik edilince başkalarından saydığı insanlara hiç çekinmeden bunu yapmıştır.
Ve bu halk özellikle varoşlar cemaatler tarafından hayli tahrik edilmiştir.
Ve üçüncü sayfa haberlerine dikkat edin, artık varoş halkının diğerlerine bakışını orada göreceksiniz.
Olacaklardan haber vermiyorum, aslında olan şeyleri söylüyorum ben size..
Oraj POYRAZ ( 0raj.p0yraz@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc / oraj_poyraz@alpinaasia.com )
L2fSIJNoA0xfSNxA
ABD, Harvey ve Irma kasırgalarını önemli kayıplarla geride bıraktı. Kasırgalarda dikkati çekense ABD'deki sınıfsal uçurumlar ve kapitalizmin toplumu korumaktaki acizliği oldu.


Tulga Buğra Işık
Salı, 12 Eylül 2017 14:12
Önce Harvey, sonrasındaysa Irma kasırgaları ABD'yi vurdu. Yalnızca Harvey kasırgasında 71 kişinin yaşamını yitirdiği, maddi zararınsa 70 milyar doların üzerinde olduğu söyleniyor. Irma kasırgasıysa Karayipler'de en az 65 milyar dolar hasara sebep olurken, ABD'de de 50 milyar doları bulan zarara yol açtı.
Kasırganın ABD'yi vurmasıyla birlikte pek çok skandal olay yaşandı. Kasırgayla birlikte her şeyini yitiren insanların, kendi başlarına kurtulmaya çalıştıkları görülürken, kiliseler, şirketler ve devlet tarafından atılan pek çok adım tartışma yarattı.
MEGA KİLİSE KAPILARINI KAPATTI
Harvey kasırgasıyla birlikte Teksas'ın Houston kenti büyük zarar gördü. Evleri yaşanmaz hale gelen insanlar sığınacak yer ararken, acil durumun ilan edildiği kentte pek çok kişi sokakta kaldı.
Lakewood bölgesinde bulunan, milyoner din adamı Joel Osteen'e ait bir mega kiliseyse, kasırganın ardından evsiz kalanlara kapılarını kapattı.
16 bin 800 kapasiteli olduğu söylenen kilise, sığınmak isteyen insanları geri çevirdi. Kilisesine büyük miktarlarda bağışlar alan ve insanlara kiliseye para vererek "Tanrı'nın kutsamasını" kazanabileceklerini söyleyen Osteen'in adımı, sosyal medyada büyük tepkiye yol açtı.
Sosyal medyada yaşanan tartışmaların ardından, Osteen kilisenin zor durumda olanlara açılacağını duyurdu, ancak bu sırada acil durum neredeyse sona ermişti.
ABD'de çevre felaketi neyi çağırıyor?
KASIRGADAN KAÇMAYA ÇALIŞAN İŞÇİLERE TEHDİT
Irma kasırgası Florida'yı vururken, eyalette yaşananlar şirketlerin yalnızca gelirlerini umursadığını bir kere daha gözler önüne serdi.
Bir Pizza Hut bayisinde müdür, kasırgadan kaçmak isteyen işçileri cezalandırmakla tehdit etti. Şirket kasırgadan kaçmak isteyen işçilere süre sınırı tanırken, bu süreyi aşanların ücretlerinden kesileceğini açıkladı.
Ayrıca işçilerden 72 saat içinde yeniden çalışmaya başlamaları istendi.
Pizza Hut müdürü, kasırgadan kaçmak isteyen işçilerini tehdit etti
TRUMP'TAN 1 MİLYON DOLAR
Yalnızca ABD Başkanı seçilmek için 66 milyon dolar harcama yapan ve kişisel servetinin 3.5 milyar doların üzerinde olduğu tahmin edilen Donald Trump, kasırgada zarar görenlere 1 milyon dolar yardım yapacağını açıkladı.
Trump'ın bağışlamayı vadettiği paranın azlığı tepki çekerken, paranın nereye gideceğine de uzun bir süre karar verilemedi.
Donald Trump tarafından bağışlanan para, 12 farklı kuruma aktarılırken, bunların arasında evangelist kurumların da olması dikkat çekti. 1 milyon doların 100 bini, ünlü evangelist Billy Graham'ın oğlu Franklin Graham tarafından yürütülen Samaritan's Purse isimli kuruluşa verildi. Franklin Graham'ın Trump'a yakın destek verdiği biliniyor.
Trump'tan yardım alan kuruluşlar arasında, Katolik dernekleri de yer aldı.
ABD'ye bir ders daha: Venezuela, Harvey kasırgası mağdurlarına destek olacak
HALA KİRA İSTEYEN EV SAHİPLERİ
ABD'de pek çok ev kasırganın altından sular altında kalarak yaşanmaz hale geldi. Kasırga en çok yoksullara zarar verirken, pek çok insan kasırgayla birlikte her şeyini kaybetti.
Buna karşın ev sahiplerinin sokakta kalan insanlardan hala kira istemeyi sürdürmesi tartışılan bir başka konu oldu.
Su altındaki evlerde oturan kişiler, ev sahiplerinin duruma karşı anlayışsız olduğunu ve kendilerine kaba davranıldığını bildirdi.
Ev sahipleri hala kira istiyor: 'Verecek hiçbir şeyimiz yok...'
DEVLET MÜDAHALESİ YETERSİZ
Harvey kasırgasıyla birlikte ABD yönetiminin kriz yönetme becerisinin düşüklüğü görüldü. Sular altında kalan insanlar kendi başlarına kurtulmaya çalışırken, devlet imkanlarının kasırga kurbanları için kullanılmadığı görüldü.
Democracy Now'a konuşan Dr. Robert Bullard, "Houston'daki felaket aslında gerçekleşmeyi bekliyordu, dizginsiz kapitalizmin yaşandığını, denetimlerdeki serbestliği, gerekli bölgelendirmenin yapılmadığını, pek çok sorun yaratan endüstrileri düşünürsek, bunlar uzun yıllardır yok sayıldı. Gerçek şu ki bu bir felaketti, ancak çok tahmin edilebilir bir felaketti" ifadelerini kullandı.
Federal Acil Durum Yönetim Kurumu'na ayrılan bütçenin düşüklüğü de tartışma yarattı. Kasırga kurbanlarının pek çok temel ihtiyacı giderilemezken, FEMA'ya ayrılan bütçe neredeyse Harvey kasırgası sonuçlanmadan bitti.
ABD yönetimi kasırganın ilk günlerinde gerekli hiçbir adımı atmazken, sonrasında yaşanan tepkilerin ardından Trump 15.3 milyar dolarlık yardım paketini onayladı. Ancak bu sırada zarar zaten verilmişti.
SOSYALİST KÜBA VE KASIRGA
ABD'de yapılan müdahalelerin geçliği ve yetersizliği, sosyalist Küba ile karşılaştırmalara da yol açtı. Doğa olaylarına karşı önleyici yöntemleri benimseyen Küba, sınırlı kaynaklarına rağmen kasırgayı çok daha hafif atlattı.
Kübalı bir sağlık dergisi editörü, "Bir taksi şoförü Saffir-Simpson ölçeğinde 5 şiddetinde bir kasırganın ne olduğunu anlatabilir ve size hazırlık yapmak için nelere ihtiyaç duyduklarına dair bütünlüklü bir ders verebilir" diyerek Küba halkının kasırgaya ne kadar hazırlıklı olduğunu aktardı.
Küba'dan ABD'ye kasırga dersleri: Tahliye değil önleyicilik!
Kasırga için geniş önlemler alınan Küba'da, elektrik birlikleri, tıbbi-cerrahi tugaylar gibi halk örgütlenmeleri kurularak kasırganın yarattığı hasarla mücadele edildi.
Örgütlü Küba toplumu, içeride kasırgayla başarılı bir mücadele verdiği gibi yüzlerce doktoru kasırgadan etkilenen bölgelere göndererek bir kere daha insanlık dersi verdi.
Yüzlerce Kübalı doktor kasırgadan etkilenen Karayip adalarına gidiyor
Küba, yunusları Irma kasırgasından kurtardı
ttp://haber.sol.org.tr/dunya/abd-kasirgayi-boyle-gecirdi-kapilarini-kapatan-kiliseler-yikilan-evden-kira-isteyen-ev
a45UyF587661-170912155924 Oraj Poyraz At 0raj.p0yraz@neomailbox.net 0raj.p0yraz@neomailbox.net
2017/09/12 16:21 2 65 alelma@yahoogroups.com
Allah seni ozgur yaratmisken, baskasinin kolesi olmaz.
Hz.Ali
BAKARA - 256: Dinde zorlama yoktur.
***
TEVBE - 5: Musrikleri, puta tapanlari buldugunuz yerde oldurun.
DOGA YASALARI UZERINE DUSUNCELER -6-
Hepimizin icinde yasadigi dunyada, bir yonu ile gerceklik gozlerimizin onundedir. Onu goruruz, hissederiz, dokunuruz, tadariz ve cesitli algi organlarimizla bazen keyfini cikarir, bazen verdigi acilara katlanmak zorunda kaliriz. Peki, organlarimizla hissettigimiz dunya gercek midir? Neden sadece kendimizi one cikarir ve gercekligi kendi algimiza gore tarif etmeye calisiriz? Bir yarasa, bir balina veya bir bakterinin gerceklik algisi bizimkinden daha dogru olamaz mi? Duyu organlarimizin otesine gecerek, gerceklik hakkinda farkli yontemlerle yorumlar getiremez miyiz?
Yuvarlak bir fanus icinde yasayan bir japon baliginin gerceklik goruntusu bizimkinden farklidir. Peki, biz gercekligin dogru ve bozulmamis resmine bakip bakmadigimiz nasil bilecegiz? Biz de gorusumuzu bozan dev bir akvaryumun icinde olabilir miyiz? Japon baliginin gerceklik algisi bizimkinden farklidir ama bizimkinin daha gercek oldugundan emin miyiz?
Japon baligi kendince gozlemlere yaparak akvaryumun disindaki nesnelerin devinimlerini yoneten bilimsel yasalari formule edebilir. Ornegin, bizim duz bir cizgide ozgurce devindigini gordugumuz nesne, bozunum nedeniyle balik tarafindan egik bir cizgide hareket ediyormus gibi gozlemlenebilir. Buna ragmen Japon baliginin bozulmus referans cercevesinde formule ettigi yasalar dogru olacaktir ve akvaryumun disindaki nesnelerin gelecekteki hareketlerini ongormesini olanakli kilacaktir. Onun yasalari, bizim cercevemiz icindeki yasalardan daha karma$ik olabilir, ama basitlik bir tercih meselesidir. Eger Japon baligi boyle bir kuram formule ederse, onun bakis acisini gercekligin resmi olarak kabul etmemiz gerekir.
Algilarimizin bize cok guvenilir gibi gorunmesine ragmen onlarin yetersizligi ve goreceligi acikca meydanda. Bu durum felsefede Platon un meshur magara benzetmesi ile ifade edilmistir:
Bazi insanlar karanlik bir magarada, dogduklari gunden beri magaranin kapisina arkalari donuk olarak oturmaya mahkumdurlar. Baslarini da arkaya ceviremeyen bu insanlar, magaranin kapisindan iceri giren isigin aydinlattigi karsi duvarda, kapinin onunden gecen baska insanlarin ve tasidiklari seylerin golgelerini izlemektedirler. Iclerinden biri kurtulur ve disari cikip golgelerin asil kaynagini gorur ve tekrar iceri girip gorduklerini anlatmaya baslar ama icerdekileri, duvarda gorduklerinin zahiri olduguna ve gercegin magaranin disinda cereyan etmekte olduguna inandirmasi imkansizdir.
Hadi magaradan cikalim ... ama nasil? Bir magaradan kurtulmak nisbeten kolay olabilir, ama surekli devinen, degisen bir evrendeki gerceklik maceramiz icin neye guvenebiliriz? Insanlar cesitli yontemlerle evrensel gercekligin resimlerini cekmeye calistilar. Batlamyus a gore evren kocaman bir kure gibiydi ve Dunya onu merkezinde duruyordu. Gerci, merkeze Gunes i koyan modeller de vardi ama Avrupa dusuncesinde, dinsel inanclarin da etkisiyle yuzyillarca Batlamyus ve Aristotales in gorusleri hakim oldu. Kopernik merkeze yeniden Gunes i getirdi ve onun fikirlerini Galileo gelistirdi. Dunya mi Gunes mi derken, ikisinin de merkezde olmadiginin anlasildigi gunumuze kadar geldik.
Bilimkurgu filmi Matrix de farkli bir gerceklik secenegi sunulur. Insan irki akilli bilgisayarlar tarafindan yaratilmis sanal bir gercekligin icinde oldugunu bilmeden yasarken, bilgisayarlar onlarin biyoelektrik enerjilerini (bu her ne demek ise?) emerler. Belki de bu cok zorlama bir senaryo degildir. Bir tur bilgisayar tarafindan yaratilmis bir pembe dizinin karakterlerinden biri olmadigimizi nasil bilecegiz? Eger bazi uzaylilar bizi bu tur bir sanal gerceklik icinde yasatsalar ve kendi icinde tutarli yasalar uygulasalardi, bizim sanal olanin otesinde bir baska gerceklik oldugunu anlamamizin hicbir yolu olamazdi. Uzaylilar distan bakarak neyin gercek, neyin sanal oldugunu bilebilirdi. Ancak sanal dunyanin icinde yasayan varliklar, tipki bizler gibi, kendi dunyalarini disardan goremiyorlarsa, gerceklik resimlerinden kuskulanmalari icin bir sebep yoktur. Bu, her birimizin bir baskasinin ruyasina ait birer hayal oldugunu soyleyen dusuncenin cagdas uyarlamasidir.
Belki de bu yuzden Buddha, her insanin gercekligi kendisinin deneyimlemesi gerektigini tavsiye etmistir. Toltek yerlileri gibi kulturlerde dunyasal varolusun bir ruya oldugu savunulur. Hatta bazilari bilgiye karsi cikar ve bilgi nin her tur supheden arinmis hakikat algilamasini bozdugunu iddia ederler. Bu durum sanki Matrix filminde, arkadaslarina ihanet eden adamin durumu gibidir. Adam, kendisinin bir sanal dunyada yasatildigini anlamistir. Ama sanal dunya gercek dunyadan daha guzel oldugundan, orda yasamayi tercih eder ve konusur: Bunca yildan sonra sunu anlamis bulunuyorum: cehalet mutluluktur!
Gercek ve sanal dunya tartismalari beni farkli bir sonuca goturuyor: Gorunenden veya kuramdan bagimsiz bir gerceklik kavrami yoktur.
Cok iddiali bir cumle gibi gorunmekte ama sanirim Dr Hawking sunu anlatmak istiyor. Ister gercek diyelim, ister sanal olarak kabul edelim; gordugumuz, algiladigimiz ve kuramlarini gelistirdigimiz seyler kendi gercekligimizin bir parcasidir. Devam edelim.
realizm
Gercek bir resim gibi gorunuyor, degil mi? Oysa bu hiper gerceklik denen sanat akimina uygun olarak, kursun kalem ile cizilen bir resim.
Biz, modele dayali gerceklik dedigimiz bir gorusu kabul edecegiz. Buna gore, bir fizik kurami -genellikle matematiksel dogasi olan- bir modeldir ve ayni zamanda modelin unsurlarini gozlemle bagdastiran bir kurallar dizisidir. Bu gorus bize cagdas bilimi yorumlayabilecegimiz bir cerceve saglar. Felsefeciler, Platon dan bu yana yillar boyunca gercekligin dogasi uzerine tartistilar. Kla$ik bilim, ozellikleri belirli gercek bir dis dunyanin varoldugu ve bu ozelliklerin gozlemleyenin algisindan bagimsiz oldugu inancina dayanir. Kla$ik bilime gore, belirli nesneler vardir; bunlar hiz ve kutle gibi, degerleri iyi tanimlanmis fiziksel ozelliklere sahiptir. Bu bakis acisina gore, kuramlarimiz bu nesneleri ve ozelliklerini aciklama girisimidir; olcumlerimiz ve algilarimiz da onlara karsilik gelir. Hem gozlemci hem de gozlenen, nesnel bir varligi olan bir dunyanin parcasidir ve onlarin arasindaki ayrim ozel bir onem tasimaz. Bir baska deyisle, park alanindaki bir yer icin kavga eden insanlar gordugunuzde, orda gercekten park yeri icin kavga eden insanlar var demektir. Bunu izleyen butun gozlemciler ayni niteliklerin olcumlerini yapacaktir ve kendilerini gozlemleyen olsun ya da olmasin, kavga eden insanlar bu niteliklere sahip olacaktir. Felsefede bu inanca gercekcilik denir.
Basit fakat onemli dusunceler bunlar. Oncelikle, dis dunyanin yorumlanmasina gorelilik kuramlarini ve kuantum fizigini katmadan, kla$ik fizigin olculeri icinde baktigimda, dis dunya nesnel bir gercekliktir. Birileri sinemanin onunde kavga ediyorsa, kavga ediyorlardir ve ben o anda olay gozlem ufkundayimdir. Uzerime dogru gelen bir kamyon goruyorsam kacmam gerekir. Bu kadar basit.
Daha genele uyarladigimda, insanlar Pluton cuce gezegeninin varligini kesfetmeden once de Pluton ordaydi ve en buyuk uydusu Charon ve digerleri ile birlikte devinimini surduruyordu. Insan turu ortaya cikmadan on milyonlarca yil once dinozorlar dunyamizda yasadilar ve izlerini biraktilar. Varolmak, av pesinde kosmak icin bizim onlari gozlemlememize muhtac degillerdi. Sanirim buraya kadar bir sorun yok. Fakat kuantum fizigine girince her sey degismeye basliyor.
Gercekcilik cekici bir bakis acisi olarak gorunse de, cagdas fizik hakkinda bildiklerimiz bu gorusu savunmamizi oldukca guclestiriyor.
Ornegin, doganin farkli bir tanimlamasini veren kuantum fiziginin ilkelerine gore, bir parcacigin nicelikleri bir gozlemci tarafindan olculunceye kadar ne belirli bir konumu vardir ne de belirli bir hizi. Bu nedenle yapilan olcumlerin kesin bir sonuc verecegini soylemek dogru degildir, cunku olculmus olan nicelik, sadece olcum anindaki degeri gosterir. Aslinda bazi durumlarda nesnelerin kendi baslarina bir varliklari dahi yoktur, yalnizca bir toplulugun parcasi olarak vardirlar. Ve eger holografik ilke dedigimiz kuram dogruysa, biz ve bizim dort boyutlu dunyamiz cok daha buyuk, bes boyutlu uzay-zamanin sinirinda bir golge olabilir. Bu durumda bizim evrendeki konumumuz fanus icindeki Japon baliginin konumu ile benzerdir.
Kati gercekcilere gore, gercekligi temsil eden bilimsel kuramlarin kaniti onlarin basarilarinda gizlidir.
Evet, bu saptamayi fizikci Richard Feynman da yapmistir. Bilimin en buyuk kaniti onun basarisidir. Gerceklik uzerine binlerce tartismaya girisebiliriz ama bilimsel kuramlarin dogru oldugu sirasinda atom bombasi ile, sirasinda rontgen cihazi ile ve sirasinda Mars yuzeyine gozlem araci indirilerek reel bir sekilde kanitlanmistir. Su an, miniklerin dunyasi ile, bizim uzay-zamanimizin ve makro kozmosun kuramlari kuramlari arasinda ciddi yorum farkliliklari olsa da, bu durum zamanla asilabilir ve gercekligin daha farkli bir tanimi yapilabilir.
Ancak farkli kuramlar ayni fenomeni bambaska kavramsal cerceveler kullanarak basariyla tanimlayabilir. Aslinda, basarili oldugu kanitlanmis pek cok kuram, yerlerini gercekligin tumuyle yeni kavramlarini temel alan ayni olcude basarili baska kuramlara birakmistir.
Yaygin olarak, gercekciligi kabul etmeyenlere gercekcilik karsiti denilmistir. Gercekcilik karsitlari deneysel bilgi ile kuramsal bilgi arasinda ayrim oldugunu varsayarlar. Tipik olarak gozlem ve deneyim anlamli oldugunu, ancak kuramlarin yararli araclardan baska bir sey olmadigini ve gozlemlenen fenomene dair derin bir hakikati temsil etmedigini savunurlar. Hatta gercekcilik karsitlari bilimin gozlemlenebilir seylerle sinirlanmasini istemislerdir.
Bunun bir adim otesi ise, tum seylerin aslinda sadece zihnimizde varoldugunu one surmekle sonuclanir ki, dogrusu, kendi adima ben asla boyle bir seyi kabul etmem. Yorumlari her ne kadar farkli olsa dahi dis dunyanin nesnel gercekligine inanirim ve onu kismen benimle iliskili, ama buyuk oranda bana hic muhtac olmayan bir iliskiler butunu olarak kabul ederim. Herhangi bir kaya parcasi benim zihnimin eseri olamaz. Ben onu bilsem de bilmesem de toplam gercekligin bir parcasidir ve benden bagimsiz olarak vardir. Kendimi bu ekole daha yakin buldugumu soyleyebilirim. Peki, bu gercek tartismalarinda farkli bir yaklasim sergilenemez mi? Seyler var midir yok mudur diye tartismak yerine, daha elastik bir goruse ulasamaz miyiz? Dr Hawking bir cozum yolu oneriyor.
Modele dayali gercekcilik dusuncenin gercekci ve gerceklik karsiti ekolleri arasindaki butun bu tartismalari devre disi birakabilir. Modele dayali gercekcilige gore, modelin gercek olup olmadigini sorgulamak anlamsizdir. Sadece gozlemle uyusup uyusmadigi onem tasir. Gozlemle uyusan iki modelimiz varsa; Japon baliginin gordugu goruntu ve bizim gordugumuz goruntu gibi, birinin digerinden daha gercek oldugu soylenemez. Incelenmekte olan duruma daha uygun olan hangisi ise o kullanilir. Ornegin, akvaryumun icindeki biri icin Japon baliginin gordugu resim kullanisli olabilir. Ama akvaryumun disindakiler icin yeryuzundeki bir akvaryumun cercevesi ile uzaktaki bir galakside olanlari tanimlamak cok $ikintili olurdu; ozellikle de Dunya Gunes in ve kendi ekseninin etrafinda donerken akvaryum da onunla devinecegi icin.
Bilim icin modeller yaptigimiz gibi, gundelik hayatlarimizda da modeller yapariz. Modele dayali gercekcilik sadece bilimsel modellere degil, hepimizin gundelik hayati anlayabilmek ve yorumlayabilmek icin yarattigi zihinsel bilinc ve bilincalti modellere de uygulanir. Gozlemciyi -bizi- duyusal sureclerimiz ile dusunme ve idrak bicimlerimiz tarafindan yaratilan dunya algimizdan ayri tutmanin hicbir yolu yoktur. Algimiz -ve dolayisiyla kuramlarimizin dayanagi olan gozlemlerimiz- dogrudan degildir. Daha ziyade, bir tur mercek tarafindan, insan beyninin yorumlayici yapisi tarafindan sekillendirilir.
Iste bunlar, kesinlikle katildigim dusunceler. Herhangi bir seye baktigimizda asla onun gercekligini goremeyiz, sadece duyu organlarimiz araciligi ile beynimizde olusan bir modeli goruruz. Hatta daha ileri giderek sunu savunacagim; belki -bizler de dahil olmak uzere- hicbir seyin algidan bagimsiz saf bir gercekligi yoktur. (Platon bunu duysa beni dovebilirdi.) Bu anlamda, dogada tum algilardan bagimsiz bir gerceklik aramak bosuna olabilir. Sadece algi organlarimiz ile olusturdugumuz model gercektir, demiyorum. Gercekligin tek ve degismez bir dogasi olmadigini, farkli yasam formlarinin algi seviyelerine gore algilanan goruntuleri oldugunu savunuyorum. Dr Hawkin, gorme uzerine sunlari yazmis:
Modele dayali gerceklik, bizim nesneleri algilayis bicimimizle uyumludur. Gorme surecinde beynimiz optik sinirlerden bir dizi sinyal alir. Bu sinyaller televizyonda gorduklerimize benzer goruntulerden olusmazlar. Optik sinirin retinaya baglandigi yerde kor bir nokta vardir ve gormenin gerceklestigi yer, retinanin merkezinde 1 derecelik bir gorus acisina ve kolunuzu uzatip baktiginizda basparmaginizin eni kadar bir genislige sahip, daracik bir alandir. Yani beyne gonderilen ham veriler , ortasinda bir delik bulunan bulanik bir resme benzer. Neyse ki beynimiz her iki gozden gelen girdileri birlestirir, cevrenin gorsel ozelliklerini ekleyerek olusturdugu varsayimla bosluklari doldurur. Dahasi, retinadan gelen iki boyutlu veriler dizisini okur ve bundan uc boyutlu bir uzay izlenimi yaratir. Bir baska deyisle beyin zihinsel bir resim veya model yaratir. Birisi bir sandalye goruyorum dediginde bu sadece, o kisinin sandalyenin yaydigi isigi zihinsel bir goruntu veya model olusturmak icin kullandigi anlamina gelir.
Yeterince acik. Asla gercek bir sandalye goruntusune sahip olamayiz ama bu bizim bir sandalye uretmemize engel olmaz. Cunku, sandalye yapimi icin kullanacagimiz civi, tahta, keser, cekic vs nesneler de ayni modelleme yolu ile olusturulduklarindan birbirlerine uyum saglarlar ve boylece yuzlerce sandalye uretebiliriz. Onlari uretebilmek icin dogalarinin tam olarak ne oldugunu bilmemize gerek yok. Eger buna gereksinimimiz olsaydi ne bir TV ne de bir araba uretebilirdik. Bir anlamda, bizler de baska seylerin modelleriyiz. Biz nasil bir leoparin zihnimizde modelini olustuyorsak, o da ayni sekilde kendi zihninde bizim bir modelimizi olusturur. Sansimiz varsa bize dokunmaz ve yoluna devam eder. Peki, seyler var olmak icin bizim algilamamiza muhtac midirlar? (Soruyu Newton fizigi baglaminda soruyorum.)
Modele dayali gercekciligin cozdugu veya en azindan savusturdugu bir baska sorun, varolusun anlamidir. Odadaki masanin ben disari ciktigimda ve onu goremedigimde hala orada olup olmadigini nasil bilebilirim? Odayi terk ettigimizde masanin kayboldugu ve geri dondugumuzde ayni konumda yeniden belirdigi bir model olusturulabilir. Ancak bu tuhaf bir model olacaktir. Biz odada yokken bir sey olsa, ornegin tavan cokse ne olur? Odadan ciktigimda masanin kayboldugunu soyleyen modeli temel alirsam, odaya geri dondugumde tavanin yikintisi altinda tekrar beliren masayi nasil aciklayabilirim? Masanin biz odadan ciktigimizda da yerinde kaldigi model daha yalindir ve gozlemlerimizle uyusur. Istenilebilecek olan da budur.
Soyle bir sorgulama yapmak da mumkun. Eger masa benim gozlemime gore varlik bulan bir seyse ve ben odadan ciktigimda, odaya bir baskasi girerse, masa bana gore yok olmak, ama giren kisiye gore var olmak zorundadir. Boylesine zorlamali yorumlara sapmaktansa, masanin ben orda yokken de sessizce bekledigine inanmak sanirim dogaya daha uygundur.
-devam edecek-
Levent ERTURK
LEVENTERTURK1961
https://leventerturk1961.wordpress.com/
| Grup eposta komutlari ve adresleri | : | |
| Gruba mesaj gondermek icin | : | ozgur_gundem@yahoogroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com |
| Gruptan ayrilmak icin | : | ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com |
| Grup Sayfamiz | : | http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/ |
| Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
| BitCoin URL: 16496HKpgEEpx1d6t688HiXXdJP5jdA9xo |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder