7 Kasım 2013 Perşembe

10-Nusret KEBAPÇI :VEKİLİMİN TÜRBANI…

Nusret bey iyi yazmış, uzun yazmış.
Ben özetleyeyim.
Meclise türbanlı dönen vekiller milletin değil, ait olduğu cemaatin imamı kimse onun vekilidir demiş.
Doğru mudur, değil midir?

Yalan dolana hiç gerek yok.
Çocuk kandırır gibi kıvırtmaya da gerek yok.
Bunların mücadelesini verdikleri giyim aksesuarı estetik kaygılarla değil, iklim şartları nedeniyle değil, genel geçer giyim anlayışıyla ilgili değil.
Fikirlerini açık açık, ağızlarıyla söylüyorlar.
Egemenlik milletin değil, Allahındır diyorlar.
Demokrasi bir tramvaydır, ister biner ister ineriz diyorlar.
Demokresi bir tağut rejimidir diyorlar.
Adam açık açık islam devlettir diyor..

Mesele türban, ayakkabı, pantalon, etek değildir.
Mesele koca bir toplumu zorla kendi dinlerine sokma meselesidir.
Herkesi Müslüman etme, herkesi Sünni kılma, herkesi Nurcu yapma, herkesi Fitnebaz Cemaat müridi yapma projesidir bunların hedefi.
Bin kere yazıldı, çizildi, bin kere söylendi.
Kendi ilahiyatçıları, imamları, şeyhleri, mürit liderler hep söylediler.
Bütün kavga bunun kavgasıdır.

Pazardan domates alırken bile bir muayene yaparız.
Yaralı, bereli, çürüklü, delikli domates almayız.
İşte ey halk, bunların kafasındaki türban altta yatan çürüğün, bozuğun işaretidir.
Kafada türban, beyinde politik islam zihniyeti.
Seçimlerinizi buna göre yapın.

Peki ne yapmak lazım?
İşte zurnanın zırt dediği yer burası.
Bu insanların esas arızası üzerinde yoğunlaşmak lazım.
Bu insanların esas arızası giydikleri elbiseler değildir.
Giyim kuşam bunlar için politik islamın bayrağıdır.
Esas arıza politik islam, zihniyetidir.
Artık ana soruna odaklanmanın zamanı gelmiştir.
Köylerde, kasabalarda diğer insanlara politik islamın ne olduğunu, ne olmadığını anlatmanın zamanı gelmiştir.
İnsanların dini hassasiyetlerinden bahisle ana konuya girmeden, tali konular üzerinde uğraşı vermenin bir faydası olmadığı görülmüştür.


Türbanla mücadele çağdaş insanlar açısından uğrunda mücadele edilebilir, mücadeleye değer bir mevzi değildir.
Üstelik türbanla yapılacak mücadele esas konulardaki arızaları gündemden uzaklaştırır.
Bir başka yan etki de, gerçekte siyasal giyim ile geleneklerden kaynaklanan giyim tarzları arasında bir ayrım yapmak mümkün değildir.
Türbanla uğraşan ofsayta düşer.
Bu kadar basittir.

Çağdaş insanların, günümüz topluma politik islamın tarihte yarattığı büyük yıkımları, arızaları anlatmaları gerekir.
Halka dine toplumsal görevler yüklemenin, kişisel bir alan olmaktan çıkarılmasının ne gibi hasarlar yaratacağını örneklemek gerekir.
Şükürler olsun ki, mürteci bir iktidar günümüz Türkiyesine çok güzel irtica örnekleri vermektedir.
Mürtecilerin kendi yargılarına göre toplumu formatlamaya çalışmasının,
mahalle baskısı yaratarak ülke sathında faşizan dalgalar yaratmasının,
devlet aygınıtın kendi zihniyetlerine göre diğerlerine karşı kötüye kullanmasının,
çok güzel örnekleri sergilenmektedir.

Muhalefet partileri ise kimlerin kurtarıcı olduğunun heyecanlı tartışmaları içindedir.
Hemen bütün politik aktörler Amerikan Elçisiyle görüşmek için gayret sarfetmektedir.
Yine yasal zeminde kalan bütün politikacılar Amerika'daki Siyonist çevrelerle yakınlık içindeki yerli Yahudi iş adamlarını araya koyarak New York'dan randevular koparmanın peşindedir.
Herkes küresel güçlere icazet için yalvarır konuma düşmenin ne kadar şerefsizce, ne kadar ilkesizce olduğunu umursamadan bunu yapmaktadır.

Açık seçik söylüyorum.
Anadolu ve Trakya denilen karaparçası üzerinde yaşayan,
giderek adına Türkiye Halkları Devleti deme eğilimi içine girdiğimiz bu devletin hükümranlık alanında yaşayan insan kalabalığının,
hak ve menfaatlerinin bu şekilde sağlanması mümkün değildir.

New York'dan icazet almak için kırk takla atanlar bu halkın menfaatlerini koruyamaz.
Onlar ancak kendilerinin, ailelerinin, kendilerine izin verenlerin menfaatlerini koruyabilir.
İzlediğimiz bir demokrasi mizanseni, bir kandırmacadır.
Oyun kurucular New York'dadır.
Yasal zeminde olan herkes onaylanmış, izin verilenlerdir.
Ülkenin yerel değerlere bağlı, politik aktörleri ise yasadışı ilan edilmiş, marjinalize edilmiştir.
Onlar büyük oranda Silivridedir.

CHP, MHP, AKP, bunların lider kadlorı hep kiralık oyunculardır.

Hepsi de birbirinin alternatifi olsun diye, seçmenleri kontrol altında tutma göreviyle ayaktadır.
Bunlara güvenenler boş bir hayale güvenmektedir.


Saygılar
Oraj POYRAZ
--------------



Nusret KEBAPÇI :VEKİLİMİN TÜRBANI…

Bir kaç gündür basın yayın organlarının verdiği habere göre Hac'dan dönen bazı bayan vekillerimiz TBMM'ye türbanla gireceklermiş…

Ve biliyorsunuz bir süreden beri kamu kurumlarında da türban serbest bırakıldı.

Peki, tüm bu yapılanlarla ne amaçlanıyor dersiniz?
İsterseniz konuyu öncelikle o açıdan tartışalım…

TBMM'de başkanlık kürsüsünün arkasında ne yazıyor?

"Egemenlik kayıtsız, şartsız milletindir"

Bu söz bildiğiniz gibi Atatürk'e ait…

Hadi egemenliği anladık diyelim, ya "kayıtsız şartsız olmak" o neyi ifade ediyor…

Anlamı şu:

Millet adına bu egemenlik kullanılırken…

Dini…

Etnik…

Ya da herhangi bir başka otoritenin etkisi altında kalınamaz…

Millet'e gelince o da;

Etnik ve dini kökeni ne olursa olsun aynı vatan üzerinde yaşayan, aynı dili konuşan, ortak bir tarihsel kökeni ve ekonomik birlikteliği olan, aynı duygu ve düşünceleri paylaşan bir topluluk anlamına gelmiyor mu?

Ve seçilen vekiller hangi partiden seçilmiş, hangi etnik ve dini kimlikten gelmiş olurlarsa, olsunlar, sonuçta adları üzerinde; milletin vekilleri değil mi?

O halde mecliste vekillerin türban takmaları ki…

Her tarikat ve cemaate göre rengi ve bağlanması değişmektedir…

Ben sadece türbanlıları…

Veya falan tarikatı…

Cemaati temsil ediyorum anlamına gelmez mi?

Böyle olunca da ister istemez egemenliğimizin kaynağı Millet olmayıp…

Herhangi bir şeyh, emir, hoca, derviş, dede falan olmayacak mı?

Çünkü mensubu olduğunuz dini otoritenin dışında karar verilmesi mümkün olamayacağına göre…

Bu durumda ilgili vekil, milletin değil…

Ancak herhangi bir tarikatın…

Cemaatin vekili olabilecektir…

O zaman nerede kalıyor millet egemenliği?

Aslında amaç biraz da o…

Cumhuriyeti kuranlar çıkardıkları "Devrim Yasalarıyla" toplumda dini ve etnik parçalanmayı kaldırmak…

Ortak değerleri olan bir millet yaratmayı amaçlıyorlardı…

Bu nedenle çeşitli etnik ve dini kimliklerden oluşan halkın birbirine yaklaşıp kaynaşmasını sağlamak adına, dini kıyafetlere kısıtlama getirilmiştir…

Denilmiştir ki:

"Herhangi bir din ya da mezhepten ancak bir kişiye mabet dışında dini kıyafetle gezme hakkı verilebilir…""

Çünkü biliyorlardı ki bu tür kıyafetler toplumda parçalanma tehlikesi oluşturur…

Mecliste o kadar sarıklı, takkeli, hacı, hoca milletvekili varken Şapka Kanunu'nun başına neden meclis yazıldı dersiniz…

O cemaat ve tarikatları temsil eden vekilleri, milletin vekili yapmak…

Şimdi tekrar milletin vekilleri; tarikat ve cemaat vekilleri yapılmaya çalışılmaktadır…

Bu bir anlamda binilen dalı kesmektir…

Çünkü laiklik olduğu için kadın hakları bulunuyor…

Onun için meclis var…

O sayede yasalar yapabiliyorsunuz…

Yani kısacası

Laikliği yok etmek, kendi eliyle kölelik halkasını tekrar boynuna geçirmektir…

Hatırlatayım istedim…

 

31–10–2013

Nusret KEBAPÇI


a45UyF587661-201307301451-10

  ^^^^^ - vvvvv

 

zaryop:jaro
Bu yollara dalip da degismeyen yoktur.

TEBRIZ' LI SEMS
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com
Ayrilmak isterseniz de :
Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup Sayfamız :
http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.com/


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder