Rıfat Serdaroğlu: AÇIK AÇIK KONUŞMALIYIZ
Sürekli olarak günlük yazı yazmak, insana kendini çok sık test etme olanağı veriyor. Her gün yazılı belge bırakıyorsunuz. Aradan zaman geçse de, eğer yazdıklarınızda yanlış varsa o gelip sizi buluyor. Yazdıklarınız doğru olduğu halde ya yazılanlardan rahatsız olanlar, ya da yanlış bilenler tarafından acımasızca eleştiriliyorsunuz.
Sık sık şöyle bir eleştiriyle karşılaşıyorum;
"Rifat Bey, sizi her gün beğenerek takip ediyorum ve paylaşıyorum. Fakat bu günkü yazınızda ırkçılık ve ayrımcılık yapmışsınız. Sizi kınıyorum!"
Bakın, gelin artık açık açık konuşalım;
-Danıştay'ın Türk Tanımı; 18 Şubat 2011 tarihli kararı!
TÜRK kelimesi bir ırkın değil, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan dili-dini-ırkı-rengi-cinsiyeti- siyasi düşüncesi-felsefi inancı-mezhebi ne olursa olsun, tüm vatandaşların bir araya gelerek oluşturdukları ve herkesi kucaklayan Milletin ortak adı olup, aksi yöndeki davacı iddialarına itibar edilmemiştir. Türkiye Cumhuriyetine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes Türk'tür!
-Irkçılık;
Bir halkın, bir grup insanın diğer halk ya da insanlardan farklı olmakla kalmayıp, aynı zamanda diğerlerinden fiziksel, entelektüel ya da ahlaki bakımdan daha iyi, daha güçlü, daha yüksek ya da daha yaratıcı olduğunu, bu üstünlüğün atalarından miras alınmış olan biyolojik farklılıklardan kaynaklandığını savunan anlayışa IRKÇILIK denir.
-Ayrımcılık;
Bir kişinin cinsiyeti, ırkı, ten rengi, dini ya da inancı, siyasi görüşü, yaşı, engelli olması ya da milli, sosyal ya da etnik kökeni sebebi ile başkalarından daha kötü muamele görmesini beraberinde getiren haksız ve yanlış bir muameledir.
Ben bu üç tanıma da yürekten inanırım. Bu ülkede yaşayan herkesin
TÜRK MİLLETİ şemsiyesi altında, hukuk-eşitlik-adalet-özgürlük-sosyal devlet ve lâik devlet anlayışıyla her türlü inanışını, kültürel değerlerini yaşamasını savunurum. Irkçılık ve Ayrımcılığa, sonuna kadar karşı çıkarım.
Bu uğurda can vermek gerekirse, bir an dahi tereddüt etmem.
Fakat herkesin şu gerçeği de çok iyi anlaması şarttır;
Kimse Türk Milletini sürekli olarak aldatamaz ve bizi aptal yerine koyamaz.
Her Devlet kendini terör eylemlerine karşı korumak zorundadır!
Eğer sen, Kürtçülük ve Kürt Milliyetçiliği yapıyorsan, üstelik eline silah alıp çolukçocuk, genç- yaşlı, sivil-devlet görevlisi ayırmadan insanları öldürüyorsan, sen insanca bir muameleyi hak etmiyorsun demektir. Yasalar çerçevesinde Devlet Kurumları, Türk Milletine yaptığın zulmü durdurur ve seni ensenden yakalayıp, yargıya teslim eder.
Türkiye'nin Kürt kökenli iş adamları-bilim insanları- akademisyenleri- gazetecileri-aydınları, Türk Devletini değil de Kürtçü-Bölücüleri savunmaya kalkarlarsa, onlar da Türk Milletinin dostu değildirler.
Eğer bu kişiler, silahlı örgüt mensuplarına; "Ben de Kürdüm ama senin gibi düşünmüyorum. İnsanları öldürmeye, yabancı istihbarat örgütlerine kulluk etmeye devam ederseniz, beni de karşınızda bulursunuz" demezlerse, onlar da Türk Milletinin hoşgörüsünü hak edebilirler mi?
Herkes yerini, tarafını belli etmek durumundadır. Yemi Türk Milletinin tarlasından yiyeceksin, ama sütünü Kürtçü-Bölücülerin tarafına vereceksin! Böyle bir olay yok. Ya Türk Milletindensin, ya değilsin. Vesselam…
-Eğer deden, hem Ruslarla hem Fransızlarla beraber olmuş ve benim dedelerimi arkadan hançerlemişse, abilerin Asala adlı terör örgütüyle Türk Diplomatları öldürmüşlerse, kardeşlerin şu an PKK Narko-Terör öğütün emrinde Türk Askeri ve Türk Polisini öldürüyorsa, sen bu alçaklıklara karşı çıkıp Türk Milletinden yana tavır almıyorsan ve bu alçakları eleştiren bana "Irkçılık-ayrımcılık yapıyorsun" diyorsan, sen de Türk Milletinin hoşgörüsünü hak etmiş olur musun?
Ermenistan Devleti, orada Türkçe gazete yayınlanmasına izin verir mi?
Bırakın gazeteyi, bir tek Türk'ün yaşamasına, iş yapmasına izin verir mi?
Karar vereceksiniz, ya Türk Milletindensiniz ya değilsiniz. Bu kadar…
-Eğer sen, Türk Milletinin düşmanı olan PKK Narko-Terör örgütüne mühimmat ve para yardımında bulunuyorsan, İsrail Subayları bunlara savaş eğitimi veriyor ve öldürmeyi bu çakallara öğretiyorlarsa, bu sebepten binlerce Türk Askeri can veriyorsa, sen bu ülkede yaşayan Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı olarak bunlara karşı çıkmıyorsan, sen de Türk Milletinin hoşgörüsünü hak edebilir misin?
-Eğer sen, Cumhuriyetin ve Demokrasinin sana verdiği nimetlerden yararlanıp, Federe İslam Devletini kurmak istiyor ve rejime ihanet ediyorsan, şeriatçı terör örgütleriyle işbirliği yapıyorsan, Türk Milletini her zaman kandıramazsın.
Türk Milleti gerçeği anladığı anda seni alaşağı eder…
Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok zor bir dönemden geçiyor. Herkes hem iktidar hem de muhalefeti dikkatle izlesin. Bu günler kim Türk Milletinin dostu, kim düşmanı sorusunun cevap bulacağı günlerdir.
Yeter artık kimse karnından konuşmasın ve lütfen tarafını belli etsin, azık değil mi, gencecik vatan evlatlarına…
a45UyF587661-151114103631 Oraj Poyraz At Neomailbox cimcime@neomailbox.net
2015/11/14 11:00 1 39 undefined undefined add_anadoluhareketi@googlegroups.com
Inanilmayacak seylere inaniyorum demek yalan soylemektir.
VOLTAIRE
Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki:
Erkege, hanimini ne sebeple dovdugu sorulmaz.
Ebu Davud, Nikah 43, 2147
DOGA YASALARI UZERINE DUSUNCELER -3-
Boylece geldik felsefenin en buyuk ustalarindan birine: Rene Descartes. (1596-1650) Yontem uzerine konusmalar felsefeyi seven herkesin kitapliginda olmasi gereken bir eserdir. Bu calismada Descartes, once hinzirca bir bicimde insanlari igneleyerek ise baslar: Sagduyu bu dunyada en adil sekilde dagitilmis seydir; cunku herkes kendi aklinin ve sagduyusunun dogrulugundan emindir! Insanlarin kendi varliklarindan (ve icinde bulunduklari varolussal konumdan) cok emin olmalarina karsilik Descartes alabildigine supheci bir insandir. Oyle ki bir sobanin karsisinda oturup dinlendiginden bile emin degildir. Ruya veya hayal goruyor da olabilir. Icinde bulundugu varolus durumu aslinda gelip gecici bir yanilsama da olabilir. Ama emin oldugu tek sey, kendi varligi uzerinde dusunuyor oldugudur. Boylece meshur sozunu soyler: Dusunuyorum; o halde varim. Descartes in bu dusunce tarzi yuzyillar sonra varolusculuk (egzistansiyalizm) felsefesinde baska bir sekilde dile getirilecektir: Varolus ozden once gelir. Bu dusuncede oz olarak kabul ettigimiz varligimiz bile aslinda secimlerimiz ile olusturdugumuz bir formdur. Aslolan ise varolusumuzun farkina varmamizdir ve bu anlamda insan ile bir agac kurdunun arasinda fark yoktur. Fakat, ilerleyen yillarda buna da karsi cikilacak ve bilinc problemi anlasilmasi en zor sorunlardan biri olarak fenomenal bilimlerin karsisina dikilecektir. Descartes ile devam edelim. Daha once, dogadaki seylerin sanki bir tur zihinleri oldugu gibi algilanmasina Descartes karsi cikti. Alintiliyorum:
Descartes, butun fiziksel fenomenlerin -Newton un unlu hareket yasalarinin onculeri olan- uc yasanin yonettigi devinen kutlelerin carpismalarina dayanarak aciklanmasi gerektigine inaniyordu. Bu doga yasalarinin her yerde ve her zaman gecerli olduklarini one surdu ve bu yasalara uyulmasinin devinen kutlelerin zihinleri oldugu anlamina gelmedigini acikca belirtti. Ayrica Descartes gunumuzde baslangic kosullari dedigimiz konunun onemini de anlamisti. Baslangic kosullari; bir sistemin, hakkinda ongorude bulunulan herhangi bir zaman araliginin baslangicindaki durumunu tanimlar. Doga yasalari, verili bir dizi baslangic kosuluyla bir sistemin zaman icerisinde nasil gelisecegini tayin eder, ancak belirli bir baslangic kosullari dizisi olmaksizin gelisim tamamlanamaz. Ornegin sifir zamanda tam ustumuzdeki bir guvercin pislemis olsun, o dusen nesnenin yolu Newton yasalarinca belirlenir. Ancak guvercinin sifir zamanda bir telefon teli uzerinde kimildamadan duruyor ya da saatte yirmi mil hizla ucuyor olusuna bagli olarak, ortaya cikan sonuclar cok farkli olacaktir. Fizik yasalarini uygulayabilmek icin, bir sistemin nasil basladigi veya en azindan belirli durumu bilinmelidir. (Bu yasalar bir sistemi zaman icinde geriye dogru izlemek icin de kullanilabilir.)
Hawking in degindigi bu konu bazilarinca baslangic durumuna bagli hassasiyet olarak ifade edilmistir. Bir sistemin baslangicindaki durumlarda en ufak bir sapma oldugunda, uzun bir N zaman icinde sistemin ilerleyisinde cok buyuk sapmalar gerceklesecektir. Bunu orneklemek icin bir bilardo masasi gosterilir. Diyelim ki 10 top bulunan bir masada beyaz topa hep ayni sekilde, ayni hizla, ayni kuvvetle vursak dahi asla ayni hareket kombinasyonunu elde edemeyiz. Topa vurus esnasindaki en ufak bir degi$iklik, diger toplara carpildiginda zincirleme olarak ufak sapmalar doguracak bu da rotayi degistirecektir. Bilardo topunun sifir surtunme katsayisina sahip oldugunu ve sonsuza kadar hareket edecegini varsayarsak, zaman ilerledikce sapmanin ne kadar cok artacagini tahmin edebiliriz. Bu fenomen ayni zamanda evrenimizdeki minik seytandir ve duzenli sistemleri beklenmedik sapmalara surukleyen turbulans etkisi olarak bilinir. Musluktan akan suyun aniden yalpalamaya baslamasi, bir ucagin hava bosluguna girmesi ve benzer fenomenlere dogada $iklikla rastlanabilir ve bunlarin onceden ongorulmesi nerdeyse imkansizdir.
Doga yasalarinin varligina duyulan inancin tazelenmesiyle, bu yasalari Tanri kavramiyla uzlastirmaya yonelik yeni girisimler de basgosterdi. Descartes e gore Tanri isterse etik onermelerin veya matematiksel kuramlarin dogrulugunu veya yanlisligini degistirebilir ama dogayi degistiremezdi. Doga yasalarini Tanri in emrettigine inaniyordu, ancak Tanri nin bu yasalardan baska secenegi yoktu; onlari secmisti, cunku sadece bu yasalar mumkundu. Bu anlayis Tanri nin otoritesini cignemek olarak gorulebilirdi ancak Descartes bu yasalarin Tanri nin kendi oz dogasinin yansimalari oldugunu, bu yuzden degistirilemez oldugunu soyleyerek bundan kurtulmanin yolunu bulmustu. Bu dogruysa, Tanri nin her biri farkli baslangic kosullarina karsilik gelen birbirinden cok farkli dunyalar yaratma sansina sahip oldugu dusunulebilir. Ancak Descartes bunu da yadsir. Ona gore, evrenin baslangicinda nasil bir duzenleme olursa olsun, zaman icerisinde tipki bizimkine benzeyen bir dunya (alem) ortaya cikacaktir. Dahasi, Descartes e gore Tanri dunyayi bir kez yaratip duzene soktuktan sonra tamamen kendi basina birakmistir.
Descartes in bu dusunceleri ile, aslinda ateizme genis bir yol acilmisti. Madem ki doga yasalari Tanri nin ozunun yansimalari olarak goruluyordu, o zaman bir Tanri dan bahsetmenin anlami neydi? Tipki fizikte bir donem yer alan esir fikri gibi, bu dusunce de tamamen devre disi birakilip geriye sadece doga yasalari kalamaz miydi? Acikcasi, bu, dinsizce bir fikirdi ve fikrin olgunlasmasi icin sanayi devriminin ardindan gelen modernizm donemine kadar beklemek gerekecekti. Ortacag ve yeni cagdan gunumuze kadar uzanan felsefe sureci icinde, doga yasalari ile Tanri inancini uzlastirma cabalari yogun olarak gozlemlenmektedir. Benzer $ikintilar Islam dusuncesi icinde de yasanmis ve geleneksel kanadin askin ve mutlak hakim Allah fikrine karsilik, Allah in neyi secerse onun dogru oldugu veya Allah in dogru ve iyi olan seyleri sectigi gibi dusunceler birbiri ile carpismistir. Bunlarin bir kismina kisaca deginirsem. Allah cuziyati bilir mi? sorusu, acikca tum partikullerin olasi tum hareketlerinin Allah tarafindan bilinip bilinemiyecegine dair bir tartismaydi. Gelenekciler, Allah in ilmini inkar gibi gorunen bu fikre karsi ciktilar. Buna karsilik, Antik Yunan filozoflarindan etkilenen Musluman dusunurler, Allah i her an her seye mudahale eden bir ilah gibi dusunmek yerine, onun temel yasalari koydugunu ve ilminin alemlerde yansidigini iddia ediyorlardi. Bir baska mesele ise alemin ezeli ve ebedi olup olmadigina dair tartismalarda ortaya cikmaktaydi. Alem eger ezeli ve ebedi ise o zaman kendisi de ezeli ve ebedi olan Allah ile doga arasinda ne fark vardi?
Farabi, Ibn-i Sina, Ibn-i Rusd gibi filozoflar akilla vahyi uzlastirma cabalari sarfederken, gelenekci kanadin buyuk temsilcisi Imam Gazzali (1058-1111) Makasid el-Felasife (Filozoflarin maksatlari) ve Tehafut el-Felasife (Filozoflarin tutarsizliklari) isimli eserlerinde filozoflari kufre dusmekle veya bidat (dine sonradan eklenen yenilikler) icat etmekle suclamistir. Islam alemi genelde bu ekol uzerinde yurumus ve zaman icinde dogal bilimlerden ciddi sekilde kopmustur. Ne yazik ki elestirel ve arastirmaya dayali dusuncenin yerini, kopyaci ve taklitci gelenek almistir. Buna karsilik doga bilimleri ise, salt zihinsel tartismalar yerine gozleme, deneye, modellemeye, yanlislamaya dayali metodlari benimsemistir. Alintilamaya devam ediyorum.
Doga yasasi kavramina iliskin cagdas anlayisimiz filozoflarin uzun uzadiya tartistigi bir konudur ve ilk bakista zannedildiginden daha incelikli bir meseledir. Ornegin, filozof John W. Carroll tum altin kurelerin capi bir milden daha azdir ifadesiyle tum uranyum-235 kurelerinin capi bir milden azdir ifadelerini karsilastirir. Gozlemlerimiz Dunya da capi bir milden daha buyuk bir altin kure bulunmadigini soyler ve gayet guven icinde hicbir zaman olmayacagini savunabiliriz. Yine de olmayacagina inanmamiz icin herhangi bir neden yoktur ve bu nedenle bu ifade bir doga yasasi olarak kabul edilemez. Ote yandan, tum uranyum-235 kurelerinin capi bir milden daha azdir ifadesini bir doga yasasi olarak dusunebiliriz. Cunku nukleer fizik hakkinda bildiklerimize gore, bir uranyum-235 kuresinin capi yakla$ik 16 santimetreden daha fazla buyurse bir nukleer patlamayla kendi kendini yok eder. Dolayisiyla boyle bir kurenin olmayacagini biliriz. Bu onemli bir ayrimdir, cunku gozlemledigimiz her genellemenin doga yasasi olarak dusunulemiyecegini ve cogu doga yasasinin cok daha buyuk, birbirine bagli yasa sistemlerinin bir parcasi oldugunu gosterir. Cagdas bilimde doga yasalari genellikle matematiksel olarak ifade edilir. Kesin ya da yakla$ik olabilirler; ama istisnasiz hepsinin -evrensel olarak degilse de en azindan tam olarak belirlenmis kosullar altinda- gozlemlenmis olmasi gereklidir. Ornegin, devinen nesnelerin hizi i$ik hizina yakinsa Newton yasalarinin degistirilmesi gerektigini artik biliyoruz. Yine de, karsilastigimiz hizlarin i$ik hizinin cok altinda oldugu gunluk yasam kosullarinda, en azindan cok iyi tahminlerde bulunmamizi sagladiklari icin Newton yasalarini yasa olarak kabul ediyoruz.
Yukardaki ifadeler cok onemlidir. Bu ifadelerle artik gorelilik kuramlarina gecis yapilmakta. Bir doga yasasi, belli ve dar bir alan icinde, kendi uzay-zaman gercekligi icinde dogru ve gecerli olabilir. Tipki kutle cekim kanunlarini izah eden Newton cekim yasalari gibi. Hicbirimiz bu yasalarin gecersiz oldugunu one suremeyiz. Iki-uc metre yuksekten, bir balkondan asagi duserseniz veya arabanizla saatte 120 km hizla giderken bir agaca toslarsaniz; cekim, kuvvet, ivme, momentum gibi kavramlari iceren bu yasalarin dogru oldugunu cok aci verici bir bicimde anlayabilirsiniz. Diger yandan, inanilmaz derecede buyuk mesafeleri iceren galaktik olculerde ve isin icine saniyede yakla$ik 299 bin kilometrelik i$ik hizi girdiginde Newton fizigi dogru sonuclar vermeyecektir. Bu durumda genel ve ozel gorelilik kuramlarinin matematigi devreye girer. I$ik hizi C sembolu ile ifade edilir ve genelde bir vakum (bosluk) ortaminda iken hizi tam olarak 299,792,458 m/saniyedir. Ama vakum disindaki bir ortamda, ornegin suyun veya camin icinden gecerken hizi C degerinden dusuk olacaktir.
Yukarda ele alinan bir baska konu ise, gozlemin onemli olmasina karsilik, bir seyin davranis bicimini matematiksel olarak ifade ettigimizde artik tek tek gozlem yapmaya ihtiyacimiz olmadigi gercegidir. Eger bir uranyum-235 izotopu 16 santimetreden daha fazla buyudugunde nukleer bir patlama ile kendini yok ediyorsa, o zaman dogayi gozlemleyip capi 16 santimden buyuk uranyum-235 izotopu aramamizin bir anlami yoktur, cunku dogasi geregi boyle bir sey varolmayacaktir. Uranyum-235 zincirleme bir nukleer fisyon olusturacak kadar guclu bir izotoptur ve nukleer silah yapiminda kullanilmistir.
-devam edecek-
Levent ERTURK
LEVENTERTURK1961
https://leventerturk1961.wordpress.com/
| Grup eposta komutlari ve adresleri | : | |
| Gruba mesaj gondermek icin | : | ozgur_gundem@yahoogroups.com |
| Gruba uye olmak icin | : | ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com |
| Gruptan ayrilmak icin | : | ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com |
| Grup kurucusuna yazmak icin | : | ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com |
| Grup Sayfamiz | : | http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/ |
| Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz | : | http://orajpoyraz.blogspot.com/ |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder