11 Ocak 2016 Pazartesi

Levent GÜLTEKİN : İslamcılığın, İslamcıların geldiği yeni aşama


Levent GÜLTEKİN : İslamcılığın, İslamcıların geldiği yeni aşama

Türkiye'de İslamcılar, İslamcılık akıl almaz bir noktaya geldi.

Politik hatalardan, kusurlardan bahsetmiyorum. Bir iktidar eğitim, tarım, dış politika gibi alanlarda yanlışlar yapabilir. Biz de eleştirir, uyarır, protesto ederiz.

Mesela 'Şehircilik politikanız insani değil, rantı öncelemeniz bu ülkeyi yaşanmaz hale getiriyor' diyerek kınayabiliriz. Onlar da bir takım gerekçeler öne sürerek, yaptıklarını savunabilirler. Bu durum her iktidar için geçerli.

Fakat mesele 'yanlış' yapmanın,'hatalı' politikanın ötesine geçti.

Yolsuzluk iddiaları, Anayasa ihlalleri, hukuki problemler, haksız tutuklamalar, baskınlar… Ülkenin doğusundaki kanlı manzaralar, sivil ölümler… Her gün kahrolarak izliyoruz.

İş kazaları normal kabul ediliyor. Rüşvet aklanıyor.

Tüm bunlar yaşadığımız sorunlardı. Bunun da ötesine geçildi. İslamcılar artık kötülüğü, yanlışlığı, çirkinliği inkar etmiyor, var güçleriyle savunuyor ve yüceltiyor.

Zıtlaşma, had bildirme üzerinden sürdürdükleri iktidarda kalma mücadelesi gözlerini kör etti. Akıllarını iflasa sürükledi. Ruhlarını köreltti.

Alenen kötülük üretiyorlar. Kötülüğü övüyorlar. İnsan ahlakına, insan haysiyetine, evrensel değerlere aykırı söz ve davranışlarıyla gurur duyuyorlar.

Bu yeni bir aşama.

Kabalığı, tehdidi, şantajı, hakareti, kavgayı… tasvip ediyor, alkışlıyorlar.

Bir süre öncesine kadar, yolsuzluk yapan yüceltilmezdi. Küfürbazlar el üstünde tutulmazdı. Tehditle, şantajla iş görenler onurlandırılmazdı.

Durum değişti. Bir kötülük yarışı başladı.

'Hayırda (iyilikte) yarışınız' ilkesi tam tersine döndü. Kim ne kadar şer üretiyorsa, o kadar takdir topluyor. Şer yarışı, tezahüratlar eşliğinde hız kazanıyor.

'En çirkef", nasıl 'en makbul'oldu?

İslamcı aydınların, yazarların, gazetecilerin, kanaat önderlerinin, siyasetçilerin… (hâlâ kaldıysa) vicdanlarına seslenmek istiyorum: Siz ne yaptığınızın farkında mısınız? Bu ülkeye, bu topluma bu kadar kötülük yapmayı içinize nasıl sindiriyorsunuz? Kötülüğü, kabalığı, şantajı, tehdidi, gaddarlığı, ikiyüzlülüğü yüceltmekten niçin zerre kadar çekinmiyorsunuz?

Yolsuzluk yapanı kınamadığınız gibi el üstünde tutuyorsunuz.

Tehdit edeni, şantaj yapanı, iftira atanı, hakaret edeni göklere neden çıkarıyorsunuz?

En çok kim çirkefleşiyorsa, onu en büyük kahraman ilan ediyorsunuz…

Bu tutumunuzun toplumu nereye götüreceğini hiç mi düşünmüyorsunuz Allah aşkına?

Hani nerede İslam terbiyesi? Hani nerede peygamber ahlakı? Hani nerede İslam'ın vazettiği değerler? Hani nerede 'İyiliği emredip kötülükten men etme' ilkesi? 'Emr-i bi'l ma'ruf, nehy-i an'il münker'i ne çabuk unuttunuz?

Kötülüğü övmeyi, yaymayı kendinize nasıl yakıştırırsınız?

İslam'a, İslam terbiyesine uyan tek bir sözünüz, tek bir politikanız, tek bir davranışınız, tek bir hareketiniz kaldı mı?

Hayatınızda, kişiliğinizde, ahlak anlayışınızda, siyasi zafer adına yücelttiğiniz değerlerde zerre kadar İslam var mı?

Hiç mi düşünmüyorsunuz bu geldiğiniz noktayı?

'Dava uğruna', insanlığı hiçe sayıyorsunuz

Dindar olsun olmasın, hepimiz, bu toprağın evladıyız. Bizde, ölenin arkasından kötü konuşulmaz.

Söylediğimiz en ağır söz, bir sitemdir: 'Allah taksiratını (kusurlarını) affetsin' deriz. O kadar. Fakat böyle olmadı.

İslamcı bir kanaat önderi, o kadar çok insanın kalbini kırmış, o kadar çok insanı utandırmış, ikrah ettirmişti ki… Öyle kötü bir üslupla, korkunç iftiralarla, hakaret ve küfürlerle toplumu rahatsız etmişti ki… İnsanlar ona hakkını helal etmedi.

Siz İslamcılar ise bu cenazeye büyük bir gururla sahip çıkıp, onu yücelttiniz. Benzersiz törenler düzenlediniz. Onun namına helallik isteme, toplumun gönlünü alma gereği de duymadınız. 'Ardından kötü konuşanlar, gavurluğunu belli ediyor' minvalinde, akıl almaz sözler söylediniz!

Tamam ölünün arkasından bu kadar kötü konuşmak bence de uygun değil. Ama sizin, ölen o kimseyi'dava için 'bu kadar methetmenize, onun'taksirat'ını hiç umursamamanıza ne diyeceğiz?

'İslam davası' deyip duruyorsunuz. Hakaretle, iftirayla, şantajla, başkasının ölüsüne ettiği küfürlerle ün kazanmış bir gazeteciyi böyle kahraman ilan etmek, İslam'a, peygamber ahlakına uyar mı?

Böyle bir insanın cenazesine cumhurbaşkanı, başbakan katılıyor. Üstelik bir yumuşatma yok, umursamama var. Bir barıştırma yok, tarafgirlik var.

Bu sorumsuz, düşüncesiz tutumun gençleri nasıl etkilediğini, toplumu nasıl utandırdığını ve umutsuzluğa sürüklediğini hiç düşündünüz mü?

Samimi bir söz söyleyin

Kötülüğün bu kadar itibar gördüğü bir ülkede hangi çocuk, hangi genç iyi olmayı, iyi kalmayı hedefler ki?

Cumhurbaşkanı yolsuzluk yapanı el üstünde tutuyor. Uçağından indirmiyor. Bu hiç zorunuza gitmiyor mu?

Yolsuzluk yapanın alenen ödüllendirildiği başka bir dönem hatırlıyor musunuz bu ülkede?

Pervasız müfterilerin, kibirli, yalancı, gaddar, hak yiyen kimselerin kahraman ilan edildiği, 'sağlam kişilikli' kabul edildiği, 'dava adamı' olarak saygı gördüğü bir düzen kurdunuz. Farkında mısınız?

Bu tür kimselere yöneltilen iltifatın, değerleri nasıl aşındırdığını, toplumu nasıl yozlaştırdığını göremeyecek kadar mı aklınızı yitirdiniz? Ruhunuz mu çürüdü? Vicdanınız mı köreldi?

Bu ülkede çocuklar, kadınlar, yaşlılar… insanlar öldürülüyor. Gencecik askerler, polisler kör bir inat uğruna feda ediliyor.

Fakat sizden en küçük içten bir söz duymuyoruz. Bir üzüntü, bir vicdan belirtisi göremiyoruz.

İdealinizdeki 'menzil' burası mıydı?

Güçlü Müslümanlar, makam, mevki, kudret sahibi İslamcılar… Dava adamları, yiğitler, aslanlar, mücahitler… Topluma örnek olacak, bizleri aydınlık bir geleceğe taşıyacak hayırlı evlatlar…

Varacağınız yer burası mıydı? Bizi getireceğiniz menzil, burası mıydı?

İslamcıların maddi bakımdan en güçlü, manevi bakımdan en zayıf dönemine şahitlik etmek, toplumun büyük çoğunluğunu utandırıyor artık. Ve siz, kötülüğü, küfürbazlığı, iftiracılığı, dışlamayı, korkutmayı… öve öve 'davaya hizmet ettiğinizi', mesafe kat ettiğinizi sanıyorsunuz!

Gazeteler sizde, TV'ler sizde, kültür merkezleri sizde, sahne, kürsü, mikrofon sizde, fakat toplumun tamamına söyleyecek sözünüz yok. Ancak kendi mahallenize hitap edebiliyorsunuz.

Fikir, proje, öneri, yenilik… şöyle dursun, sizden olmadığını düşündüğünüz kimselere selam bile veremiyorsunuz. Mahalli aydın, mahalli siyasetçi haline geldiniz.

Özgürlüğe tahammülünüz yok.

Çatışmadan başka bir yöntem bulamıyorsunuz.

En pespaye kimseleri, sırf sizden diye göklere çıkarmaktan başka yol bilmiyorsunuz.

Kötülüğü, yanlışlığı, çirkinliği hem üretiyor, hem de savunuyorsunuz.

Şeytana uymaktan öte…

Akit gazetesi çizgisi, İslamcı camiada uzak durulan,'rahatsız edici' görülen bir çizgiydi.

Nasıl oldu da hepiniz birden o çizgiye kaydınız? Nasıl oldu da hepiniz birden kötülüğe teslim oldunuz?

Hani, nerede 'Müslüman zarafeti'? 'İslam medeniyeti' nerede?

Tebessümünüz yok, sürekli öfkeyle saldırıyorsunuz.

Tevekkülünüz, imanınız, şükrünüz nerede? Nefisle mücadele, ruh terbiyesi, kardeşlik nereye kayboldu?

Haydi diyelim şeytana uyuyorsunuz. Şeytanlığı alkışlamak neyin nesi?

Ölümler bile sizi duraksatmıyor

Yaşantınızın, tek bir sözünüzün, tek bir davranışınızın, tek bir politikanızın İslam'la, Müslümanlıkla, insani değerlerle bağdaşır yanı kalmamış. Hak, hukuk, adalet, Allah korkusu diye bir derdiniz yok.

Buna rağmen siz İslamcı, dindar, Müslümansınız… tüm bunlardan rahatsız olup itiraz edenler de'İslam karşıtı' öyle mi?

Hem böyle davranıp hem de topluma, ülkeye, dünyaya hala İslamcılık taslıyorsunuz!

Toplumun bir kesimini kandırabilirsiniz. Ama unutmayın… en cahil insan bile, sizin bu kötüye gidişinizi görüyor. Analiz edemiyor, adını koyamıyor belki… fakat görüyor.

Siz ise, kendi halinizi fark etmekten maalesef acizsiniz.

Tövbe etmeye, başkalarının hakkını teslim etmeye,'iyiliğe yönelip, kötülükten sakınmaya' da hiç niyetiniz yok gibi.

İçinizden birileri bu kötü gidişe dur diyecek diye boşuna beklemişiz.

Ölümler bile sizi 'tefekkür'e yöneltmiyorsa, benim sözümün ne faydası olur?

Hiç.

Bakın Mehmet Akif tam da sizi anlatıyor:

"Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile…

Adem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nafile!

Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir;

Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir."


a45UyF587661-160111114646 Oraj Poyraz At Neomailbox cimcime@neomailbox.net
2016/01/11  12:20 2  65  undefined undefined egemen-turkiye@googlegroups.com

 
--

Insanlar arasindaki fark ufaktir.
Ancak bu ufak fark buyuk farkliliga neden olur.
Ufak fark tutumlardir.
Buyuk farklilik ise bu tutumun olumlu veya olumsuz oldugudur.

CLEMENT STONE

Gormedin mi ki, Allah butun yerdekileri sizin hizmetinize sundu.
Ve emriyle denizde seyredip giden gemileri de.
Gogu de izni olmaksizin yere dusmekten o tutuyor.
Gercekten Allah insanlara cok sefkatli, cok merhametlidir.

Hacc-65

DOGA YASALARI UZERINE DUSUNCELER -1-

Her satirinda beynimi tetikleyen harika bir kitap okuyorum: Buyuk Tasarim . Dr Stephen Hawking ve Leonard Mlodinow tarafindan yazilmis. (Dogan Kitapcilik. Ceviri: Selma Ogunc)

Sanirim Dr Hawking i tanitmama gerek yok. Bedeni nerdeyse tamamen islevsiz duruma gelen bu adam, akli ile galaksiler arasinda yolculuk etmekte. Leonard Mlodinow a gelince. ABD li bir fizikci. Babasi, Buchenwald toplama kampinda bir yil kadar tutulmus ve Polonya da Nazi yonetimine karsi gerceklestirilen direnisin basina gecmis. Aile bu soykirimdan kurtulup ABD ye yerlesmisler. Burda kucuk yaslarda kimya ve fizige ilgi duyan Mlodinow, Israil deki bir kutuphanede Feynman in fizik yasalari uzerine tezleri kitabini okuduktan sonra tamamen fizige yonelmis. Hic sasirmadim. Richard Feynman, fizigi milyonlarca insana sevdiren gercek bir dehadir.

Simdi bu kitabin doga yasalarina ayrilan bolumunden alintilar yaparak, kendimden de yorumlar katarak bir seyler karalayacagim.

Doga yasalari hepimizin oylece kabul ettigi gercekliklerdir. Onlara alisiriz; oyle alisiriz ki bir sure sonra onlarin aslinda ne kadar sasirtici olduklarini unuturuz ve merak hissimiz hayatin akisi icinde olur gider.

Oysa insanlik binlerce yil boyunca, etrafinda gordugu ve bir anlam veremedigi olaylari aciklamak icin sayisiz inanc ve mitoloji gelistirdi. Neden volkanlar aniden ofkelenip ates sacmaya basliyordu, neden Gunes bazen karariyordu, neden sakin bir havada firtina patlayip gemileri denizin dibine gonderiyordu? Misir dan Hind diyarlarina, Iyon medeniyetinden Maya uygarligina kadar her yerde insanlar bu sasirtici ve korkutucu olaylari aciklamak icin binlerce tanri, tanrica, melek veya ifrit modelleri gelistirdiler. Yakla$ik 50 bin yil oncesine uzanan avci-toplayici atalarimizdan miras aldigimiz korkular hepimizin bireysel ve kolektif bilincaltina kadar isledi ve dinsel davranislarimizin temelini olusturdu: Tanrilara sukran dualari, sunulan kurbanlar, olum rituelleri, bereket sarkilari, tanrilarin insanlara ahlaksizliklarindan dolayi kitlik, savas veya afetler yagdirmalari ve bundan kurtulmak icin mabetlere dolusan insanlar. (Cok uzaga gitmeye gerek yok. Ingiltere Londra da 1665 yilinda cikan buyuk bir yangindan dolayi, binlerce insan kiyametin geldigini zannedip kiliselere dolusmuslardi. Halley kuyruklu yildizinin her gelisinde ise insanlar korku icinde kiyameti beklemislerdir. Bunlara volkanlarin, depremlerin insan uzerindeki etkilerini ekliyebilirsiniz.)

Bilimsel dusuncemiz ise, tum insanlik tarihi ile kiyaslandiginda cok yeni sayilabilir. Gerci, o muhtesem Iyon medeniyetinde bilimimizin temelleri atilmisti ama, pek cok tarihsel sebep yuzunden yuzyillar boyunca uykuya yatti ve onlarin yerini genelde teolojik aciklamalar aldi. Bu arada, belirtmeliyim ki, su an uzerinde tepistigimiz topraklarda muhtesem bir insan yasadi: Milet li Thales. M.O 624-546. (Simdiki Aydin in Didim ilcesinde) Felsefenin ve bilimin onculerinden sayilan Thales cesitli geometrik kuramlar gelistirmis ve bir Gunes tutulmasini onceden hesaplayip haber vermistir.

Ne yazik ki, o donemlerin devlerini tek tek sayabilmem cok zor ve yazinin tamamen amaci disina tasmis olurum. Arkhimedes, Anaksimandros, Empedokles, Epikurus, Oklid, Pythagoras. Daha bir suru isim... Simdi bu isimleri alfabetik sira ile yazmak kolay, ama inanin her biri ayri bir dunya, ayri bir gunes... Onlarin actigi yol, buyuk usta Galileo ve nihayet Newton a kadar uzandi .. arada binlerce yol emekcisi var. Dunyanin her yerinden bilgi emekcileri. Yunan, Roma, Misir, Babil, Islam topraklari, ortacagdaki Kilise nin aykiri dindarlari .... Neyse, uzun mesele.

Bilimsel kuramlarla ilgili olarak bazi insanlarin yanlis bir kanaatleri bulunur. Herhangi bir onerme, bir kuram eger yanlis ise bunun bilim disi oldugu gibi iddialarda bulunulur. Oysa ki, bilimsel kuramin en onemli ozelligi, onun yanlislanabilir olmasidir. Yanlislanamayan sey, bilimden cok kehanetin, mistik sezgilerin veya inanclarin alanina girer. Karl Popper, tumevarimsal dusuncenin her durumda gozlemlenebilir veya sinanabilir olamiyacagini farkederek, ispatlamaktan cok yanlislamak olgusu uzerinde durmustur. Ornegin:

Uydumuz Ay kasar peynirinden yapilmistir derseniz bu, bilimsel bir onermedir. Cunku yanlislanabilmesi mumkundur. Ote yandan, Ay i goze gorunmeyen melekler hareket ettirir, bunu ancak iman sahibi kisiler farkedebilir derseniz, bu bir bilimsel onerme degildir; zira goze gorunmeyen melekleri olcmek, sinayabilmek mumkun degildir. Bir bilimcinin gelistirdigi kuram; olculebilir, yanlislanabilir, farkli insanlar tarafindan gozlemlenebilir, denenebilir olmalidir. Bunu, Richard Feynman Fizik yasalari uzerine kitabinda soyle aciklar:

Once bir tahminde bulunursunuz. Gulmeyin, saka yapmiyorum. Eger tahmininiz, kuraminiz, yapilan olcumlerle, deneylerle, gozlemlerle celisiyorsa yanlistir. O anda, sizin ne kadar zeki, ne kadar sempatik oldugunuzun onemi yoktur. Tahmininiz verilerle celisiyorsa yanlistir. Hepsi bu kadar !

Ben de, bu kadar giris fasli yeter diyerek sozu Dr Hawking e veriyorum.

Iyonyalilar, antik Yunan felsefesine ait farkli ve genellikle birbirine karsit geleneklere sahip pek cok ekolden biriydi. Ne yazik ki Iyonyalilarin dogaya bakis acilari -genel yasalar araciligi ile aciklanabilen ve bir dizi basit ilkeye indirgenebilen gorusleri- yalnizca birkac yuzyil boyunca etkili olabildi. Bunun nedenlerinden biri, Iyonya kuramlarinin ozgur irade, amac veya dunyanin islerine karisan tanrilar kavramlarina yer vermemeleriydi. Bunlarin ihmal edilmesi o zamanin cogu Yunan dusunuru icin son derece urkutucuydu, tipki gunumuzde bir cok insan icin oldugu gibi! Ornegin filozof Epikurus (yak.M.O. 341-270) standart atomcu goruslere dogaci filozoflarin yazgilarina kole olmaktansa, tanrilar hakkindaki mitleri izlemenin daha iyi oldugunu soyleyerek karsi cikti. Aristotales de atomcu gorusu reddetti; cunku insanlarin ruhsuz ve cansiz maddelerden meydana gelmis olmasini kabul edemiyordu. Iyonyalilarin, insanin evrenin merkezinde olmadigi gorusu, kozmosu anlamamizda bir donum noktasi olmustur, ancak bu gorus Galileo Galilei ye kadar, nerdeyse yirmi yuzyil boyunca bir kenara birakildi.

Sanirim bir sigara molasi vermenin zamani geldi. Hawking in cok kisaca dokundugu bu surec bir anlamda iman ile aklin, dogal yasalarin birbiri ile catismasinin tarihidir. Bu ayni zamanda dogal fenomenleri dogal sureclerle aciklama tarihi olarak bilinir. Herhangi bir hastaligi bir yerel tanrinin laneti ile aciklamak da mumkundur ve her zaman buna inananlar olacaktir. Bir depremin ise, gunahlarimizin bedeli olarak gerceklestigini de dusunebiliriz ki boyle dusunenler gunumuzde bile mevcuttur. Yukardaki pasajda, benim ozellikle ilgimi ceken yer ise surasi: insanin evrenin merkezinde olmadigi gorusu, kozmosu anlamamizda bir donum noktasi olmustur. Kesinlikle katiliyorum. Insanlar nedense, dinsel inanclar araciligi ile kendilerini ustun ve secilmis zannederler. Insanin, bir tanri tarafindan secildigi veya onun halifesi oldugu inanci hala cok yaygindir ve binlerce ilahiyatci tarafindan islenmektedir.

Peki, illa, bilim ile din catismak zorunda midir? Mesela, dindar bir bilimci olamaz mi? Elbette olabilir ve zaten pek cok dindar bilimci bulunmaktadir. Sorun surda ki, dinsel bir inanc baskalarina mutlak dogru bilimsel gercek olarak dayatilamaz. Veya tersine, bilimsel bir bulgunun herhangi bir inanci ispat ettigi savi son derece tartismali olabilir. Bilimsel kuramlar yanlislanabilirken, inanclar icin yanlislama yontemi bulunmaz. Sorgulayan Denemeler kitabinda Bertrand Russel bunu guzel bir benzetmeyle anlatir. Herhangi bir kisi, tum evrenin kocaman bir kaplumbaganin uzerinde durdugunu iddia edebilir. Peki, kaplumbaga neyin uzerinde duruyor, diye sordugunuzda ise, ondan asagisinin hep kaplumbaga oldugunu soyleyerek cevap verebilir. Bu cevabi yanlislayamazsiniz. Galaksinin neresini gosterirseniz gosterin, soz konusu kisi, bu kaplumbaganin daha da otelerde oldugunu soyleyerek sorunuzu savusturabilir. Veya bunlarin gozle gorulemiyecegini, manevi aleme ait oldugunu da iddia edebilir. Benzer durum cennet, cehennem, Tanri nin huzuru, meleklerin Tanri yi ovdukleri yer, herhangi bir din buyugunun manevi makami gibi inanclar icin de gecerlidir.

Din ile bilim bazen icice gecse de, bunlarin alanlarinin birbirlerinden ayrilmasinda fayda gorunmekte. Buna bir ornek vermek istersem, dindar bir fizikci olan Newton, bas eseri Philosophia Naturalis Principia Mathematica (Doga Felsefesinin Matematiksel Ilkeleri) kitabinda, kutle cekim kanunlarini herkes tarafindan sinanabilecek formullerle ifade etmistir ki, bu formul ve yasalarin yakin uzaydaki dogrulugu bilinmektedir. Aksi halde, ne uydumuz Ay a ne de cesitli gezegenlere gozlem uydulari gonderebilirdik. Eger Newton, anlasilabilir cekim kanunlari yerine Isa efendimizin sevgisi tum varliklari birbirine baglar gibi seyler yazsaydi, herhalde bu cok anlasilmaz bir sav olurdu.

Doga ile ilgili kuramlarin formule edilmesi, yasalastirilmasi, bizler farkina varmasak da hayatimizin her aninda gecerlidir. Ornegin, Newton fizigini uzay-zaman kavrami ile revize eden gorelilik kuraminin matematiksel cikarimlari, uzaydan yerinizin bulunmasini saglayan GPS kuresel yer belirleme sistemi (global positioning system) teknolojisinde kullanilmaktadir.

Elbette doga yasalari ile ilgili tartismalar burda bitmez. Kaldi ki Demokritos, Anaksimandros gibi doga felsefecilerinden bu yana insanlarin doga yasalari ve atom hakkindaki dusuncelerinde koklu degi$iklikler olmustur. Kismetse onlara da Dr Hawking in kitabini takip ederek deginecegim.

-devam edecek-

Levent ERTURK
LEVENTERTURK1961
https://leventerturk1961.wordpress.com/


Grup eposta komutlari ve adresleri :
Gruba mesaj gondermek icin : ozgur_gundem@yahoogroups.com
Gruba uye olmak icin : ozgur_gundem-subscribe@yahoogroups.com
Gruptan ayrilmak icin : ozgur_gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Grup kurucusuna yazmak icin : ozgur_gundem-owner@yahoogroups.com
Grup Sayfamiz : http://groups.yahoo.com/group/Ozgur_Gundem/
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz : http://orajpoyraz.blogspot.com/







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder