8 Ocak 2013 Salı

11-"BİN YILLIK KAVGA" MerdanYANARDAĞ

Evet islamın en parlak dönemi denilen, hala daha özlemi duyulan, altın çağ denilen dönem Gazali sonrası dönem değildir.
Bu dönemde yetişmiş büyük bilginler aslında henüz sünniliğin, sünni mezheplerin icat edilmediği şanslı bir dönemin insanlarıdır.
Elbette Şiiliğin daha ilk anda mezhepleşerek batağa girdiğini de belirtmek gerek.
Çünkü mezhep demek dinde, imanda, ibadette, yaşamda standartlar aynı zamanda bir tek tip olma, totaliterleşme, farklılıklara tahammülün kaybolması demektir.
Farklılıklarla mücadele, aslında din ve öğreti dışında kalan herşeyle mücadele ederek onu kendine benzetme demektir.
Buna biz kısacası cihat diyoruz.

Başkaları bir sürü kavramı birbirine karıştırıp, aslında şöyledir, böyledir derler, ortaya iyi birşeyler sunmaya çalışır ama, gerçek budur.
Bir tür fikir kanseridir, islam alemi bu zihin kanserine Gazali ve mezhep kurucusu büyük imamlarla yakalanmıştır.
Hala daha da bataklığın içinde debelenip durmaktadır.
Bu gün islam aleminde gül bahçesinde gezermişçesine rahat rahat gezen, tarumar eden kafir ordularına bu imkanı veren de budur.
İslam ülkelerinin kendilerini savunamayacak duruma düşmenisin, idari, askeri, ekonomik vesayet altına düşmesinin de en büyük ve temel sebebi budur.
Tektip olma/etme, totaliterleşme, farklılıklara tahammülsüzlük ve mücadele.
Ve 2013 yılı itibariyle Türkler tekrar bu bataklığın kıyısından ortasına doğru adımlar atmak üzeredir.
Allah milletimizi korusun.

Oraj POYRAZ

"BİN YILLIK KAVGA" MerdanYANARDAĞ (22.12.2012-Yurt Gazetesi)

merdan.yanardag@yurtgazetesi.com.tr

İslam dünyası uzayan bir Ortaçağ'ın içinden geçiyor.
Bin yıla yayılan uzun, acılı ve kanlı bir çağ bu.
İmam Gazali'nin (1058-1111) Bağdat Nizamiye Medresesi Müderrisliğini terk edip, Mekke'de iman tazeledikten sonra İslam'da içtihat kapısını kapatmasıyla başlayan karanlık bir bin yıl...

İmam Gazali'nin ünlü risalesi 'Tehatüful Felasife' yani "FelsefeninTutarsızlığı"nı yazarak başlattığı tutuculuk çağı...
Kutsal kitaplar dışında hiçbir eser insanlık tarihinde bu kadar etkili

olmamış ve trajik sonuçlar yaratmamıştır.
İslam dünyasının yükselişini sonlandıran, bilimin ve felsefenin kâfirlik sayıldığı, insan aklının teslim alındığı büyük gericilik dönemi...
Aklın değil
"naklin" esas alındığı yıllar.

Doğu dünyasının ilk siyaset bilimi kitabı olan 'Siyasetname'nin yazarı ünlü Selçuklu Veziriazamı Nizamül Mülk'ün saraya davet ederek SultanSencer'e danışman yaptığı Gazali, ümmeti soru soran, eleştiren, itiraz eden bir kütle değil, itaat eden ve teslim olan bir topluluk olarak tanımlıyor.

Gazali sadece günümüze kadar gelen egemen Sünni teolojisini kurmuyor,Şia öğretisi üzerinde de etkili oluyor.
İçtihat (yorum, yeni kural koyma) kapısını kapatarak dinin akla ve bilime göre yorumlanmasının ve çağa uydurulmasının önünü kesiyor.
Onu donduruyor ve böylece İslam dinini insanlığın tarihsel yürüyüşünün önünde gerici bir engele dönüştürüyor.
İbni Sina'yı, Farabi'yi kafirlikle suçluyor.
İmam Gazali'nin öğretisi, bugünün geri ve Batı'nın kölesi olan İslam dünyasını yaratan anlayıştır.

***

İmam Gazali'ye en büyük itiraz yine İslam dünyasından Hanefi-Sünni öğretisinin içinden gelmiştir.
'Doğu'nun en büyük âlimlerinden, felsefeci ve yorumcu İbni Rüşt (1126-1198) Gazeli'yi Endülüs'ten eleştiriyor ve onun görüşlerini mahkûm ediyor.

Aynı zamanda Kordoba Kadısı olan ve Endülüs Sultanı Yusuf'a danışmanlık yapan İbni Rüşt, bilimin ve felsefenin kâfirlik olamayacağını, insan aklının özgür bırakılması gerektiğini, dini

kuralların akıl ve mantıkla çelişmesi halinde akla göre yorumlanmasının doğru olacağı görüşünü savunuyor.
Çünkü diyor İbni Rüşt;
"İnsan aklı da Allah vergisi bir yetenektir" ve bu nedenle akla uygun olan, nakle (kutsal söz, vahiy) aykırı olamaz.

İbni Rüşt Kurtuba'da (İspanya'nın bugünkü Kordoba kenti) Gazali'yi eleştiren ünlü reddiyesini yazıyor;
'Tehatüfül Tehafül' yani 'Tutarsızlığın Tutarsızlığı'...
İbni Rüşt felsefenin ve felsefecilerin gerçeğin bilgisine ulaşmanın yolunu açtığını, tutarsızlığın buna karşı çıkmak olduğunu söylüyor.

Yazılı tarihin en önemli ve en büyük polemiklerinden biridir.
İbni Rüşt bu tartışmayı entelektüel ve felsefi düzeyde kazanıyor ama siyasal planda kaybediyor.
Çünkü İslam dünyasının sultanları, halifeleri, şeyhleri itaat ve teslimiyeti savunan Gazali'yi destekliyorlar.
İbni Rüşt unutulmaya terk ediliyor.

***

Antik Çağ Grek bilimi ve felsefesi uzmanı olan, Aristo'dan Platon'a kadar çok sayıda felsefe ve bilim insanının eserlerine yorumlar yazan, onlara şerhler düşen İbni Rüşt'ün kitapları Latinceye çevriliyor.
Batı, unuttuğu Antik Çağın bilim insanlarını ve felsefecilerini, yeniden

İbni Rüşt'ün eserlerinden öğreniyor.
Bu eserler Arapçadan Latinceye çevriliyor ve Batı'da Rönesans'ı başlatıyor.
Batı İbni Rüşt'ün, Doğu ise İmam Gazali'nin yolundan gidiyor.

Sonuç ortadadır:

İşte İbni Rüşt, o uzun Ortaçağ'ını yaşayan Doğu'da, 21.Yüzyılda bile Taliban ve Suudi rejimlerini yaratan İslam dünyasında sadece bir yerde, Türkiye'de kazanıyor.
Bu topraklarda gerçekleşen 1908 Jöntürk ve 1923 Cumhuriyet devrimlerinin tarihsel ve felsefi anlamı budur.

İmam Gazali'nin izleyicileri yaklaşık yüzyıldır, son çözümlemede birer burjuva aydınlanma hamlesi olan ve insanlık tarihinin ilerici kazanımları hanesine yazılan devrimleri boğmaya çalışıyor.
Bugünkü siyasal kavgaların temelinde bu bin yıllık kavga yatıyor.
Yürüyen ve hâlâ bizi teslim alan kavga, bu topraklarda tam bin yıldır devam eden insan soyunun ve aklının özgürleşmesi mücadelesidir.
AKP gericiliği, İslam'ın süren Ortaçağı içinde sadece bir sonuçtur.

Elbette tarihin akışına, insan doğasına, akla ve bilime karşı savaşanların uzun vadede kazanması imkânsızdır.
Ancak bilinmelidir ki,gericilik geçici de olsa (kısa vadede) amaçlarına ulaşabilir.
Toplumubir önceki çağın değerlerine yeniden iade edebilir.
Pakistan ve Mısır'ın acıklı serüvenleri bu olasılığı bütün boyutlarıyla gözler önüne seriyor.
İşte bu nedenle,
Türkiye'de İmam Gazali'nin bir kez daha kazanmasına izin vermemek gerekiyor.

 a45UyF58766120130108113911

--

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder