8 Ocak 2013 Salı

11-Levent KIRCA - Beni tanıyan bilen var mı?


-------- Original Message --------
Subject: [desifre] Levent Kırca: Beni tanıyan bilen var mı?
From: mollaoglu <omolla12@yahoo.com>


Levent Kırca'yı asmaca oyunu moda, dedik. Ataol Behramoğlu ve Bedri Baykam da katılmışlar oyuna, sağolsunlar... Şurada bir avuç sözde vatansever geçiniyorsunuz, ayıptır be !!!

Allah Levent Kırca'yı başımızdan eksik etmesin.  Diğerlerinden rahatlıkla vaz geçebilirim...

Pazartesi, 07 Ocak 2013 14:27

Beni tanıyan bilen var mı?

Bilenlerin insaniyet namına en yakın mahalle karakoluna müracaatları…

Önemli olduğunu düşünüyorum. 1965 senesinde Cüneyt Gökçer'in öğrencisi olarak sahneye çıktım. Hocamın yönetiminde iki klasik oyun oynadım.

Hemen ardından Orhan Erçin Tiyatrosu'nda tuluat ve ortaoyunu oynadım. Daha sonra devrimci tiyatrolarda çalışmaya başladım. Vasıf Öngören sayesinde epik tiyatroyla tanıştım. "Adam Adamdır", "Asiye Nasıl Kurtulur?" ve tanıştıktan sonra dost olduğum Aziz Nesin'in "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" oyunu, konservatuardan sonra, (aynı zamanda "Dev Genç" üyesiydim) sahnelediğim Nasrettin Hoca oyunu ile Ankara'nın ilk çocuk tiyatrosunu kurdum.

1968'de TRT TV kuruldu. Orada
"Oyun Treni" programıyla şöhreti tattım. Program ve şarkısı hala dillerdedir. Çocukluk arkadaşım Cem Karaca ile (ki sapına kadar devrimciydi o zamanlar) Anadolu turnelerinde dolaştım. TRT'de Enis Fosforoğlu ile birlikte "Siz Olsaydınız ne Yapardınız?" adlı bir komedi programı yaptım. Çok tutan bu program; TRT tarafından komünizm yaptığımız gerekçesiyle yayından kaldırıldı (Enis Fosforoğlu'ndan sorulabilir).

İstanbul TV yeni kurulmuştu. Bu kez
"Bu Oyun Nasıl Oynanmalı" isimli bir sosyal program yaptık. Ayşegül Atik, Özdemir Erdoğan ve ben… TRT, aynı gerekçeyle programı gene yayından kaldırdı. Bir süre yasaklıydım şimdiki gibi.

Bir ortaoyunu koydum sahneye
"Aşağı Yukarı" adında. Ardından; Münir Özkul'un konuk oyuncu olduğu Generallerin Aşkı ile Tuncer Cücenoğlu'nun "Kadıncıklar"oyununu izlemeyen kalmadı.

Tekrar TRT. Bu kez
"Sağlık Olsun" Ayşegül Atik ve ben; müzikler Özdemir Erdoğan. Benim kuşağım çok iyi hatırlar bu programı. Özellikle şarkıları hala dillerde…

İktidar değişti, TRT programı gene yayından kaldırdı. Tiyatromda bu kez Aziz Nesin'in Toros Canavarı oyununu oynadım. Bu oyunu izlemeyen, görmeyen kalmadı. Özellikle İstanbul Açıkhava Tiyatrosu'nda her gece beş bin beş yüz kişi izledi oyunu ve ayakta alkışlandı. Tekrar TRT ve bu kez 21 yıl sürecek
"Olacak O Kadar" programı. 24 bölüm TRT'de yayınlandıktan sonra, program ve ben gene yasaklandık. Ekibimi dağıtmadım ve yüz kişilik bir kadroyla "Gereği Düşünüldü" müzikalini sahneledim. Grup Gündoğarken, İlhan Şeşen, Ozan Doğulu ve Erkan Oğur canlı çalıyorlardı; Sait Sökmen'in Bale Grubu dans ediyordu. Üç sene kapalı gişe oynadı; Nurettin Sözen İstanbul Belediye Başkanı'ydı, çadırı yıktı. Süleyman Demirel Başbakandı; randevu alıp ziyaretine gittim. 'Aracı ol da bankadan kredi alıp çadırımı dirilteyim' dedim. Süleyman Bey; 'kredi seni üzer. Bu parayı sana ben vereyim, geri de almayacağım' dedi. Teşekkür edip parayı kabul etmedim (Süleyman Bey'den sorulabilir).

Özel televizyonlar kuruldu. Cem Uzan'ın Star'ı
"yasaklı" Olacak O Kadar programını istedi. Star'da başladık. Star, ATV, Kanal D'de yıllarca devam etti. Kazandığım paralarla Dolmabahçe Küçükçiftlik Parkı'nda bir tiyatro çadırı yaptırdım. Bu kez "3 Baba Hasan" müzikali sahnelendi. Devrimci bir oyundu, en az üç yıl kapalı gişe oynandı. "Olacak O Kadar" programı yüzünden Kanal D bir gece kapanma cezası aldı RTÜK tarafından… Ekranlar karartılmasın diye, programımı yayından çektim. Hükümeti protesto edip açlık grevi yaptım.

Hiç ara vermeksizin tiyatromu sürdürdüm. Sanattan kazandığımı sanata yatırdım.
"Ateşin Düştüğü Yer" adlı müzikal oyunum bütün ödülleri topladı. Çizgisi tartışılmaz "Son" isimli bir film çektim. Dönekleri anlatan "Fırıldak" adlı bir oyun sergiledim. "Son İstasyon" adlı bir filmin daha yapımcılığını üstlendim ve finanse ettim. Film, Alaska'da ödül aldı. Önceden de "Ne Olacak Şimdi" ve "Altın Şehir" adlı gurur duyduğum iki filmim var. Çizgimi hiç bir zaman saptırmadım.

"Olacak O Kadar" Fox'ta yayınlanırken AKP tarafından yayından kaldırıldı ve ben yeniden yasaklı oldum. Bu kez "Azınlık" adlı oyunumu oynuyorum. Onbinlerce kişi izledi ve 10 ödül aldım. Oyun için AKP tarafından iki soruşturulma başlatıldı. Şu anda Soner Yalçın'ın Samizdat adlı kitabını sahneye koyuyorum. Yasaklı Olacak O Kadar'ın tekrarları dahi büyük reytingler alıyor. Bir kitap yazdım. "Önüm Arkam Sağım Solum Dönek" ikinci ayında, ikinci baskıya girdi.

Bunları neden yazıp başınızı ağrıttım?

Sanatçılar gecesinin arkasından, Bedri Baykam bana 'Modası Geçmiş' diye yazdı. Ataol Behramoğlu da popüler sanatçı olduğumu söyleyerek beni aşağılamaya kalktı. Oysa 'Azınlık'ı Silivri'de altı bin kişiyle birlikte izlediğinde, (Behramoğlu) inanılmaz bir methiye yazmıştı. Onlara cevap hakkımı saklı tutup, takdiri siz okurlarıma bırakıyorum.

Tahmin yapmadan edemeyeceğim. Galiba Halk Partisi'nden bir beklentileri vardı. Farkında olmadan onu bozdum.

Sayın Doğu Perinçek!

Sayın Doğu Perinçek'in de yazdığı gibi; (ki harika bir yazıydı; kendisine teşekkür ediyorum. Bir teşekkür de Bekir Coşkun'a borçluyum yanımda yer aldığı için), dedi ki Sayın Perinçek; 'ucube diyerek o heykeli yıkanlar, o heykelin değerlerini bilmiyorlar mıydı? Fazlasıyla biliyorlardı, heykelin ne anlattığını da biliyorlardı ve ondan korkuyorlardı. Heykele saldırı bu yüzden…'

Bence bana saldırı da bu yüzden.

Kadınlarımız!

Ülkemizde kadınlarımızın, kızlarımızın ne durumda olduğunu en iyi bilenlerden biriyim. Feodalizm yani Pederşahi Sistemi… Yani erkek egemen toplumda, kadının dünkü yeri de bugünkü yeri de hiç iç açıcı değil. Kadınlar her açıdan bastırılıp eziliyor ve sömürülüyor. Bu sömürü adeta gelenek haline gelmiş.

Yapılan bir istatistikte kadın ölümlerinde Türkiye birinci sırada gösterilmiş. Her ne kadar Atatürk, Cumhuriyet'i kurar kurmaz kadına seçme ve seçilme hakkını vermişse de, kadını medeni nikahla güvence altına almışsa da (ki bunu Fransa'dan bile önce yapmıştır) kadını kara çarşaftan kurtarmıştır. Bugünkü hükümet, kadını Cumhuriyet öncesine götürme çabasında. TV'lerde sık sık övülen
"şeriat düzeni" kadının elinden her türlü hakkını alıyor.

Sözü geçen düzende kadın, kocası ya da babası olmadan evden çıkamayacak. Baştan aşağı örtünecek, şahitliği geçerli olmayacak ve otomobil dahi kullanması yasaklanacak. Hepimizin buna karşı durması lazım. Özellikle de kadınların…

Karşı duruyoruz durmasına da acaba yeterli mi?

Gazetelerde, TV'lerde sık sık görüyoruz; dövülen, işkence gören, sığınma evinde olmasına rağmen, karakola müracaat etmesine rağmen, kesilen, çocuklarının gözü önünde kocaları tarafından katledilen kadınların çaresizliklerine tanık oluyoruz. Kadınlara tecavüz edildiğine yakinen şahit oluyoruz. Sonuç; tecavüzcüler yasayla serbest bırakılıyor; tecavüzcüden hamile kalan kadına devlet 'doğur, ben bakarım' diyor (baktıkları ortada). Kadın bu utançla yaşayamayacağı için canına kıyıyor. Tecavüzcü de elini kolunu sallayıp geziyor. Biz ne yapıyoruz? Havanda su dövüyoruz! Tepkilerimizi bu doğrultuda güçlendirmeliyiz.

Küfürler!

Küfürler hep kadınlar üzerinden dönüyor. Küfür etmeyen hemen hemen yok gibi… Dahası trafikte ya da sohbet ederken aynı küfürleri kadınların ağzından duymak da mümkün…

Ne kadar samimiyiz!

Sorunlarımıza başkaldırırken samimi olmalıyız. Gösterdiğimiz tepkiye inanmalıyız. Anam …radım olsun diye; …na ko..yim diye başlayan küfürlerimiz var. Bırakın küfürleri atasözlerimize dahi yeterli tepki koyamadığımız için değiştiremiyoruz. Buyrun birkaç örnek; elinin hamuruyla erkek işine karışma… Saçı uzun aklı kısa… Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin… Kadın çapkınlık yaparsa o.pu olur; erkek yaparsa elinin kiridir…

İnsanlar sohbet ederken bir sessizlik olursa
'kız doğdu' derler. Yani kızın doğumu istenmeyen bir şeydir kırsalda. Erkek evlat babayı mutlu eder. Bu örnekleri kendiniz de çoğaltabilirsiniz. Ama unutmamalı ki; Anadolu'da hala kan davaları sürmektedir. Başlık parası vardır. Ve bir erkek karısının üzerine imam nikahı ile birkaç kadını daha kuma olarak getirmektedir. Kurmak istedikleri düzende erkeklerinizi başka kadınlarla da paylaşacaksınız. Yeteri kadar isyan etmesini bilmeliyiz. (demokratik yollardan)

Neler yaşadık neler?

Bir ara… Hatırlayacağınızdan eminim. Burada; 'başçavuşun eşeği mi o.ruyor?' deyimi yüzünden bütün askerler ayaklanmıştı. Oysa bu bir sözdü yani galat-ı meşhurdu. Burada boşuna mı konuşuyoruz, anlamına geliyordu. Hala da bu söz kullanılır. Hiçbir şey değişmedi. Demek ki tepkimizi boşuna değil, yerinde kullanmalıyız.

Gene yıllar önce, çok izlenen Bizimkiler dizisinin kapıcısı Ercan Yazgan; apartman kapıcısı olarak bir takım dalavereler çeviriyor diye bütün kapıcılar ayaklanmıştı. Oysa Ercan'ın oynadığı, salt bir apartmanın kapıcısıydı. Sadece o kapıcıyı bağlardı. Bütün kapıcıların ayaklanması gerekmezdi. Olacak O Kadar Programı'nda müşterisi bir hayat kadınına
'nerelisin' demişti. Kadında 'şuralıyım' diye cevap vermişti soruya. Bütün şuralılar ayaklandı, biz or..pu muyuz diye. Oysa bir katilin de doğduğu bir şehir vardır. O şehir bütün oralıların katil olduğunu göstermez. Bir fırıncının sahtekârlığını oynarsın. Bütün fırıncılar ayaklanır. Ali Poyrazoğlu dönektir, sanatçıdır. Bu, bütün sanatçıların dönek olduğunu göstermez. Bir hakim rüşvet aldı diye bütün hakimler zan altında kalmazlar.

Tekrar ediyorum; doğru anlayalım, doğru değerlendirelim. Net tavır koyalım.

2013!

2013'ün ilk günlerinde en güzel şey Soner Yalçın'ın tahliyesiydi. Gerçekten çok sevindim. Kendimi onun yerine koyduğum gibi tahliye olamayanların yerine de koydum. Onları tahliye etmeyenlerin yerine de…

Sonra da 'daha çok işimiz var, çok' dedim. Önce AKP devrilecek. Sonra Cumhuriyet kurtarılacak, kadrolaşmalar düzeltilecek. Atatürk'e itibari iade edilecek. Öğrenciler, Türk askerleri ve aydınları salınacak ve şeriatın kapısından geri dönülecek. Tabii bunlar yasal yollardan yapılacak.

Önümüzde iki ayrı seçim var. Sandıktan gene AKP çıkarsa hepimize geçmiş olsun. Artık istesek de Cumhuriyeti kurtaramayız. Ona göre… Aklımızı başımıza toplayalım.

Daha yapacak çok işimiz var…

Levent KIRCA - 06 Ocak 2013

a45UyF58766120130108095711

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder