7 Ocak 2013 Pazartesi

11-Mehmet Necati GÜNGÖR - OLAYI TEVİLDE ZORLANIYORLAR!

Şimde ben de internet camiasına bir soru yönelteyim.
Gündeminde ülke topraklarının bir bölümünde otonomi, özerk bölge, federatif ya da konfederatif bölge, hatta tam bağımsızlık olan bir görüşme masasına oturmak ne anlam taşır?
Mevcut hükümet, meclis ve diğer anayasal kurumların bu konuları müzakere etmeye hakları ve yetkileri var mıdır?
Mecut anayasa ister vesayet anayası, ister militer bir anayasa olsun, hükümetin bu anayasa dışına ve üstüne çıkma hakkı var mıdır?
Anayasa, yasalar laf olsun, torba dolsun diye mi icat edilmiştir?
Anayasayı tağyir tebdil ve ilga etme suçu oluşması için hangi unsurlar gerekir?
Vatana ihanet ne demektir, bu suçun oluşması için hangi unsurlar gerekir?
Ülkenin anayasal kurumları bu suçların soruşturmasını, takibini ve yasal tedbirlerini yapmadığına, yapamadığına göre, ülkenin göz göre parçalanmasını izlemek mi gerekir?
Ülkenin mecliste bulunan milliyetçi görünümlü bir partisi MHP ve solcu ve cumhuriyetçi görünümlü bir partisi CHP'nin apaçık görülen bu gidişe onay vermesi nasıl yorumlanmalı?
Kendini milliyetçi olarak tanımlayan ve zannedenler ne zaman harekete geçecektir?
Ülkücüler ülke parçalanmadan ne kadar önce 12 Eylül'le ilgili eski defterlerden kafaların kaldırıp etraflarına bakacaklar?
Solcular ne zaman merkez çatı partilerinin New York icazetli, AKP katalizörü olarak görevlendirilmiş bir parti olduğunu fark edecekler?
Ülke bölünecek mi?
Ülkenin kalan parçalarının rejimleri tıpkı Mısır, Fas, Tunus, Cezayir, Pakistan, Bangladeş, Somali gibi herhangi bir ilahiyatçının öğretisine göre formatlanacak mı?
Adına Türk denilen kalabalıklar bunlardan razı mıdır?

Halkımızda görülen sessizlik yaşananların onayı olarak mı kabul edilmeli?

Saygılar.
Oraj POYRAZ

Mehmet Necati GÜNGÖR - OLAYI TEVİLDE ZORLANIYORLAR!

Kolay değil. Bu kadar şehit kanına karşılık katillerle aynı masaya oturmak hiçbir yetkilinin kolaylıkla izah edebileceği bir durum değildir.

Bunu "terörü bitirme çabası" olarak görenler de vardır, "ihanet" diyenler de.

Tevili fevkalade zor bir durum.

Başbakan bunu önce inkar etti. Çok da ağır ifadeler kullandı. Dedi ki:

"Terör örgütü ile görüşen şerefsizdir, namussuzdur! Biz bu güne kadar terör örgütü ile masaya oturmadık, bundan sonra da oturmayız."

Yardımcısı Bülent Arınç da O'ndan geri kalmadı:

"Biz, terör örgütü ile pazarlık yapacak namussuz ve ahlaksızlardan değiliz!"

Sosyal medyada bu sözler kendi seslerinden veriliyor ve tıklanma rekorları kırıyor.

Başbakan, Kayseri konuşmasında muhalefete meydan okurken de şunları söyledi:

"Bizim dört kez bunlarla (terör örgütü) bir araya oturduğumuzu söyleme şerefsizliğini yapanlar bu alçakça iftirada bulunanlar, bunun hesabını her yerde vereceklerdir

Kendilerine baksınlar. Terörist başını ANAP'a MHP'ye DSP kim emanet etti. Onu asma sözünü kim verdi.

Ecevit basın toplantısında Öcalan'ın niçin idam edemeyeceklerini açıklıyor. Sonra gelip Devlet Bahçeli'ye soruyorlar. 'Sayın Başbakan gerekli olanları açıkladı. Benim bir şey söylemeye gerek yok' diyor. Sayın Bahçeli sen kimi kandırıyorsun. Bunların hepsi kayıtlarda var.

Şunu bilin Tayyip Erdoğan'ın başında bulunduğu bir iktidar hiçbir zaman terör örgütü ile masaya oturmaz."

Çin gezisinin son durağı olan Şanghay'da bir gazetecinin sorusu üzerine de bu görüşmeleri devlet adına yapan MİT müsteşarı Hakan Fidan'ı

"O benim sır küpüm. Türkiye Cumhuriyeti devletinin sır küpü. Biz insan kıyma makinesi değiliz. Mit müsteşarımızı İmralı'ya gönderen benim, Oslo'ya gönderen benim."

diyerek hem koruma altına alıyor, hem görüşmeyi ağzından kaçırıyor; yani bir nevi itirafta bulunuyor.

Şimdi de İngiltere'de Kuzey İrlanda barış süreci müzakerelerini yürüten Jonathan Powell'e kulak verelim:

"Uzun süre teröristlerle görüştüğümüzü reddettik. Demokratik hükümetler için terörist gruplarla konuşmayı kabul etmek, bu gruplar hala masum insanları öldürürken çok zordur."

İşte Başbakan'ın en son sözleri:

Atatürk Havalimanında açıklama yapan Erdoğan, tek muhatap Öcalan mı sorusuna kızarak şu cevabı veriyor:

"-Olayın bizim açımızda iki ayağı var: 1-Devlet ayağı, 2- Siyaset ayağı.. Ama bunu anlamayanlar var. Bu inceliği ayırt edemeyen siyasetçiler var. İstihbarat teşkilatı yürütmenin en önemli ayağıdır. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Bizler de şu anda bu adımı attık. Tabii bu esnada gelişmeler var. Bizler siyasetçi olarak böyle bir görüşmenin içinde olmadık, olmayacağız. Biz terörle mücadele, siyasetçiyle müzakere ederiz."

Yukarıya aldığımız sözlerden, Hükümetin terörle müzakerede İngiliz aklıyla hareket ettiğini görüyoruz.

Hükümetimiz teröristlerle görüştüğünü uzun süre reddettikten sonra, topu "yürütmenin en önemli ayağıdır" dediği MİT'in üstüne yıkıyor.

Bu kadar görüşmeden sonra bombayı Kandil'in kara yılanı patlatıyor:

Fırat Haber Ajansı'na açıklamalarda bulunan Karayılan, Kasım ayından bu yana bir devlet heyetinin İmralı'da Abdullah Öcalan'a görüşmeler yürttüğünden haberdar olduğunu belirterek;

"bütün bunlar yeni bir çözüm sürecinin başladığı anlamına henüz gelmemektedir. Bu görüşme ve diyalogların Kürt sorununda bir çözüm sürecine dönüşüp dönüşmeyeceği ancak önümüzdeki günlerde anlaşılacaktır. Çözüm projemizi bir protokolle 5 Mayıs 2011'de Başbakan'a sunulmak üzere Türk heyetine sunduk. Kürt tarafı olarak bizim çözüm projemiz bu protokollerdir. Ayrıca önderliğimizin hazırladığı yol haritası var. Türk tarafının projesinin de açığa çıkması, ortaya konulması gerekmektedir. Bunlar olmadan, peşinen, 'silah bırakılacak, silah bırakma hedeflenecek' gibisinden yaklaşımlarla herhangi bir yere varılamaz. Kimse bu silahları eğlenmek için ya da farklı keyfi bir amaç için eline almadı. Bu silahlı güçlerin varlığının bir nedeni vardır."

Anladınız mı şimdi?

Başbakan Erdoğan'ın siyasi baş danışmanı Yalçın Akdoğan bunu en iyi anlayanlardan. Bakın, ne diyor:

"Karayılan'ın açıklamalarını afaki gördüm. Abdullah Öcalan'ın iradesine karşı bir tavır sergiliyor. Öcalan'a racon kesiyor. Kandil'den gelen açıklamalar bende negatif bir etki uyandırdı"

Evet, Karayılan bence de racon kesiyor.

Demek istiyor ki; hükümet ne derse desin biz bildiğimiz yolda yürüyeceğiz.

Bunun anlamı şudur:

Kan akmaya devam edecek, bunu ancak Öcalan'ın bizzat dizginleri ele alarak durdurabileceği kamuoyuna pompalanacak.

Sonunda, Öcalan'ın serbest bırakılması da dahil, akla gelen her şeyi dayatacaklar!

Bakalım, bu yıkıntının altında kimler kalacak?!

a45UyF58766120130107101511

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder