Türkiye üzerinde Rabıta gölgesi - 1 - Işık Kansu
Sunuş
Uğur Mumcu'nun 1980'li yıllarda Rabıta çalışmasını nasıl oluşturduğunun tanıklarındanız. O dönemde Cumhuriyet Ankara Bürosu'nda muhabirdik. Uğur Ağabey, biri 1980 öncesi Süleyman Demirel'in, diğeri de 12 Eylül cuntası döneminde olmak üzere iki ayrı Bakanlar Kurulu kararı ile kimi devlet memuru olan din adamları ile imamların Suudi Arabistan kökenli Rabıta örgütünün parasıyla yurtdışına gönderilmesi ile ilgili haberi patlatır patlatmaz hepimiz hummalı bir çalışma içine girmiştik. Uğur Ağabey, peş peşe ilintileri açıklarken, Ankara bürosundaki muhabirler olarak ona bize ulaşan belge ve bilgileri aktarıyor; bilgiler bir havuzda toplanıyordu. Uğur Ağabey, yararlı olanları ayıklıyor, seçiyor, kimi kaynaklara bir kez daha doğru olup olmadığı sorulması gerekenler konusunda uyarıyordu. Uğur Mumcu ve Cumhuriyet, o dönemde toplumun içlerine doğru kök salan bir "tarikat-ticaret-siyaset" ağını isim isim, vakıf vakıf, şirket şirket, bağlantı bağlantı ortaya çıkarmıştı.
2002 yılında AKP iktidara geldiğinde; gazetecilik içgüdüsü ve Mumcu gibi ustalarımızdan edindiğimiz toplumsal sorumluluk kaygısı bizi bir araştırmaya itti: Uğur Mumcu'nun 1980'lerde ortaya çıkardığı Rabıta bağlantıları devam ediyor muydu? O yıllardaki kadrolarla bugün Türkiye'yi yöneten kadrolar arasında bir ilişki var mıydı?
Yaklaşık 10 yıldır notlar tuttuk. İzledik, araştırdık; peşini bırakmadık, haberler ve yazılar yazarak yürüdük bu yolda. Geriye dönüp bir de baktık ki, Uğur Mumcu bizim yolumuzu aydınlatmış, 30 yıl önceden bugünün gizini Rabıta kitabına kazımış.
Bize düşen de, Rabıta kitabının üstündeki tozları almak oldu. Üfledik ve gördük ki, Rabıta'nın rabıtaları, yani bağlantıları, ilişkileri dün olduğu gibi bugün de apaçık karşımızda. Hem de iktidarda.
Bu dizi, işte bu çalışmanın ürünüdür.
Rabıta'nın zabıtası
Uğur Mumcu, ilk baskısı 1987'de, yani bundan 25 yıl önce yapılmış olan kitabında, Rabıta'nın Suudi Arabistan kökenli bir örgüt olduğunu ve bu örgütün temel amaçlarından birinin "Müslüman memleketlerin İslamcı kurallara göre yönetilmesini sağlamaya çalışmak" olduğunu özenle vurgular ve Rabıta'yı şöyle tanımlar:
"Dünyanın en güçlü İslamcı örgütü budur. Bundan daha güçlüsü, örgütlüsü ve zengini yoktur. Rabıtat al-Alam Al-İslami örgütünün maddi kaynakları arasında Suudi-Amerikan ortak petrol şirketi olan Aramco'nun sağladığı fonlar da bulunmaktadır. Rabıta örgütünün maddi kaynakları hakkında hiç kimse bilgi vermez."
Mumcu'ya göre, Rabıta örgütünün kuruluşunda Türkiye'yi, Hilal dergisi sahibi Salih Özcan temsil eder, daha sonra Necmettin Erbakan'ın lideri olduğu Milli Selamet Partisi'nden (MSP) Şanlıurfa milletvekili seçilir, ardından da "Faisal Finans Kurumu"nun kurucusu olur. "Rabıtat al-Alam al-İslami" adlı şeriat örgütündeki ikinci Türk, "Türk-Suudi Arabistan Dostluk Cemiyeti Başkanı" Ahmet Gürkan'dır. Ahmet Gürkan, 1950-57 yılları arasında DP milletvekili iken 1950'de Arapça ezanı yasaklayan Ceza Yasası maddesini kaldırmak için ilk önergeyi verir.
Uğur Mumcu kitabında, bugün Türkiye'yi yönetmekte olan kadroların kökeni sayılan, Milli Görüş düşüncesi etrafında örgütlenen ve 12 Eylül darbesi sonrası kapatılmış olan Milli Selamet Partili Devlet Bakanı Hasan Aksay'ın Türkiye adına katıldığı Rabıta örgütünün 3-14 Mart 1976 tarihleri arasında Pakistan'da toplanan "Uluslararası Seerat Kongresi"nden ve orada konuşulan konulardan söz eder.
"Bütün Müslüman ülkelere, İslam şeriatını benimsemeleri ve şeriatı bütün kanunları ile ana kaynak ve temel kabul etmeleri için acele çağrıda bulunmak. Bütün Müslüman ülkelere, kutsal Kuranımızın dili olan Arapça öğrenimini ilerletmeleri ve statüsünü bütün Müslümanların cihanşümul lisanı seviyesine yüceltmeleri için çağrıda bulunmak."
Kadınlar, halifelik ve İslami öğreti
Kongrenin aldığı kararlar şöyle sıralanmaktadır:
• Kongreye katılan taraflar, İslami öğretiyi ilkokuldan üniversite seviyesine kadar ders olarak okutmalıdırlar.
• Arapça öğrenimi, bilhassa Arapçanın ana lisan olmadığı ülkelerde mecburi olmalıdır.
• Kutsal Kuran'ın asgari beş bölümünün ezberlenmesi, ilköğretim süresince ve bütün ülkelerde mecburi olmalıdır.
• Kuranıkerim'in tamamının öğretilmesi ortaöğrenimde zorunlu olmalıdır.
• Bütün İslam ülkelerinde azami sayıda İslam öğretileri enstitüleri kurulmalı ve enstitüler İslami çalışmalar yapmalıdırlar.
• İslamın önemli emir ve öğütleri takrir şeklinde kaydedilerek her türlü vasıta ile yayımlanması tavsiye edilir.
• İslami ahlak ve değerlerin propagandasına özel bir dikkat sarf edilmelidir.
• İslam ülkelerindeki anayasal müesseseler, İslami esaslara uydurulmalı ve Arapça halka indirilmelidir.
• İslami olmayan kanunlar kaldırılmalı ve şeriata uygun kanunlar güçlendirilmelidir.
• Bütün daire ve işyerlerinde anlaşma ve nizamlar dua ile birlikte takdim edilmeli ve bu yerlerde bir imam bulunmalı ve mescit açılmalıdır.
• Dünyadaki kadınlar İslami yasaklara uymalıdır.
• Tamamen şeriata dayalı modern İslam devleti kurabilmek için gerekli girişimlerde bulunulmalıdır.
• İslam Birliği'nin yeniden kurulması ve daha sonra da bütün Müslüman devletlerin birbirini izleyerek birer "İslam Devleti" olduklarını ilan etmeleri ve bir federasyon teşkil ederek halifeliği ortaklaşa yürütmeleri…
Dört dörtlük medrese yasası
12 Eylül'de anayasaya zorunlu din derslerinin girişinden bu yana Türkiye'de yaşanan tartışmaların, gelişmelerin hemen hemen özü bu kongre kararlarında var. Özellikle de AKP'nin dört dörtlük medrese yasası ile bu kararların yaşama geçmesinde son nokta konulmuş oldu. İsterseniz, Rabıta kongresinde alınan kararlar ile bugün Türkiye'deki uygulamaları bire bir karşılaştıralım:
• Kongreye katılan taraflar, İslami öğretiyi ilkokuldan üniversite seviyesine kadar ders olarak okutmalıdırlar: 4+4+4 yasasının 9. maddesi "Ortaokul ve liselerde, Kuranıkerim ve Hz. Peygamberimizin hayatı, isteğe bağlı seçmeli ders olarak okutulur" hükmünü içeriyor. Milli Eğitim Bakanlığı, bu hüküm doğrultusunda, ortaokul ve liseler için Kuranıkerim, Hz. Muhammet'in hayatı ve temel dini bilgiler derslerinin öğretim programlarını ve ders kitaplarını hazırladı. Üniversitelerde de ilahiyat fakültelerinin ve İslami ilimler fakültelerinin sayısı artırılıyor.
• Arapça öğretimi, bilhassa Arapçanın ana lisan olmadığı ülkelerde mecburi olmalıdır: Bakanlar Kurulu'nun 8 Nisan 2010 tarihli kararı ile örgün eğitim kurumlarında Arapça eğitim ve öğretimin yapılması, Milli Eğitim Bakanlığı'nın önerisi ile sağlandı. Böylece Almanca, Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Rusça ve Çinceden oluşan yabancı dil eğitimi listesine Arapça da eklendi. Bakanlar Kurulu'nun kararının ardından Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı, ilköğretim 4., 5., 6., 7. ve 8. sınıflar için seçmeli ders olarak okutulacak Arapça dersinin müfredatını hazırladı.
• Kutsal Kuran'ın asgari 5 bölümünün ezberlenmesi, ilköğretim süresince ve bütün ülkelerde mecburi olmalıdır: Seçmeli ders olarak müfredata eklenen Kuranıkerim dersi için Talim ve Terbiye Kurulu'nun Ağustos 2012 tarihli onayıyla kabul edilen öğretim programı ve Ekim 2012 tarihinde yayımlanan ders kitabında, "çok sayıda Kuran suresi ve ayetinin sınıfta koro halinde okunarak ezberletilmesi" yer alıyor.
• Kuranıkerim'in tamamının öğretilmesi ortaöğrenimde zorunlu olmalıdır: Dersler seçmeli ders statüsünde Türk milli eğitim müfredatına girdi. Ancak ülke genelinde birçok okul müdür ve müdür yardımcısının, seçmeli ders dilekçelerinde düzenleme yaparak velileri ve öğrencileri seçmeli din derslerini talep etmeye zorladıkları haberlere yansıdı.
• Bütün İslam ülkelerinde azami sayıda İslam öğretileri enstitüleri kurulmalı ve enstitüler İslami çalışmalar yapmalıdırlar: Türkiye'de 46 üniversitenin ilahiyat fakültesi bulunuyor. Bunlardan 41'i devlet, 5'i vakıf üniversitesi statüsüne sahip. Ayrıca, 7 üniversitede de İslami ilimler fakültesi bulunuyor.
• İslamın önemli emir ve öğretileri takrir şeklinde kaydedilerek her türlü vasıta ile yayımlanması tavsiye edilir: Kuranıkerim, Hz. Muhammet'in hayatı ve temel dini bilgiler derslerinde, Kuran'ın tüm öğretileri Hz. Muhammet'in yaşamından öyküler anlatılarak aktarılıyor.
• İslami ahlak ve değerlerin propagandasına özel bir dikkat sarf edilmelidir: Kuranıkerim, Hz. Muhammet'in hayatı ve temel dini bilgiler dersleri "din, ahlak ve değerler" seçmeli ders grubunun içinde müfredata eklendi. 8 bin 500 din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmeni, Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in kurucuları arasında yer aldığı Ensar Vakfı'nın yan kuruluşu olan Değerler Eğitimi Merkezi'nin yayınları ile desteklendi.
Ayrıca Rabıta'nın kongresinde alınan bu kararlardan sonra Türkiye, İslam Konferansı Örgütü'ne üye edildi. Daha sonra adı İslam İşbirliği Teşkilatı'na dönüşen bu örgütün genel sekreterliğine AKP döneminde Ekmeleddin İhsanoğlu atandı ki, Uğur Mumcu, Rabıta kitabında dinsel örgüt ve vakıflardan söz ederken Ekmeleddin İhsanoğlu'nun, İlim Yayma Cemiyeti üyesi ve Aydınlar Ocağı eski genel başkanlarından Prof. Salih Tuğ'un da yönetimde görev aldığı "İslami İlimler Araştırma Vakfı"nın yöneticileri arasında olduğunu kaydeder.
Yine Rabıta kongresinde karar alındığı gibi, Türkiye'deki tüm devlet dairelerinde ve kamusal alanlarda (TBMM dahil) mescitler ve camiler açılırken; başta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi olmak üzere, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay tarafından tersine kararlar verilmesine karşı türban serbest kaldı ve kadınlara İslami yasaklar getirilmiş oldu. Anayasa Mahkemesi tarafından laikliğe aykırı eylemlerin odağı olma gerekçesiyle cezaya çarptırılmış olan AKP'nin Türkiye'yi laik yapısından uzaklaştırarak "ılımlı İslami devlet" olması yolunda adım adım ilerlettiği, uluslararası kaynaklarca da ifade ediliyor.
=============================================================
Türkiye Üzerinde Rabıta Gölgesi -2 : Bereketli Bir Vakıf
Rabıta bağlantılı Bereket Vakfı'nın bereketi bugün de sürüyor.
Vakfın kurucuları arasından maliye bakanları, banka müdürleri çıktı.
Bereketli bir vakıf
Mumcu, Rabıta kitabında, Rabıta ile bağlantılı vakıfları, dernekleri ve onların yöneticilerini sergiler.
Örneğin, Bereket Vakfı'ndan söz eder. Örneğin, Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu'ndan söz eder. Bereket Vakfı'nın, Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu'nun yönetim kurulu üyelerini sayarken Kemal Unakıtan'ın adına rastlarsınız. AKP'nin ilk Maliye Bakanı. O Unakıtan, iktidara gelir gelmez vergi affı çıkarmıştır. Aynı Kemal Unakıtan hakkında Al Baraka Türk yönetim kurulunda görev yaptığı dönemde "naylon fatura" düzenlediği gerekçesiyle hazırlanan bir fezleke Meclis'e sunulmuştur.
AKP üzerinde etkili isimler
Suudi Arabistan kökenli Muvvafaq Vakfı'nın başkanı ve kurucusu işadamı Yasin el Kadı da, Türkiye'deki şirketleri aracılığıyla Albaraka Türk'ün de ortakları arasında yer almıştır. Aynı Yasin el Kadı, ABD'yi hedef alan 11 Eylül 2001 terör saldırılarından sonra BM Güvenlik Konseyi'nin 28 Eylül 2001 tarihinde kabul ettiği 1373 sayılı kararla "El Kaide ve Taliban mensubu olan ya da bu örgütlerle bağlantılı kişiler ve kurumlar" listesine alınmıştır. BM'nin bu kararına dayalı olarak 2001'de çıkarılan Bakanlar Kurulu kararı ile Yasin el Kadı'nın Türkiye'de tüm para, mal, hak ve alacakları dondurulmuş, bu konuda yapılacak işlemler de Maliye Bakanlığı'nın iznine bağlanmıştır. Ancak, AKP döneminde Maliye Bakanı olan Kemal Unakıtan, Yasin el Kadı ile ilgili soruşturmaları yürüten Maliye Bakanlığı'nın bir başmüfettişini görevden almıştır.
Neredeyse bir kabine çıkardı
AKP kadrosunun iskeletini oluşturan Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı'na bağlı Birlik Vakfı yöneticileri arasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da bulunuyordu. Uğur Mumcu Rabıta kitabında, Turgut Özal'ın kardeşi Korkut Özal'ın Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu Yönetim Kurulu üyeleri ile kurduğu kimi şirketlerden söz ettikten sonra "İspa Ticaret Sanayi ve Pazarlama Anonim Şirketi de Korkut Özal'ın bir başka şirketidir" der. Korkut Özal'ın bu şirketteki ortaklarını sayarken Hasan Kalyoncu'nun da ismine yer verir. Hasan Kalyoncu, Erdoğan'ın kurucusu olduğu Birlik Vakfı'nın, eski AKP'li bakanlar Abdülkadir Aksu, Ali Coşkun ve TBMM Başkanı Cemil Çiçek ile birlikte Yüksek İstişare Kurumu üyeliği yapmıştır. Birlik Vakfı'nın kurucuları arasında AKP döneminde görev yapan başka isimler de göze çarpmaktadır:
"Azmi Ateş (AKP'den milletvekili oldu), Ahmet E. Bedük (Talim Terbiye Kurulu üyeliği), M. Bahaeddin Cebeci (Başbakanlık danışmanlığına getirildi, Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olunca Çankaya'ya Başdanışman olarak atandı), Zeki Ergezen (Bayındırlık Bakanı oldu), İrfan Gündüz (AKP'den milletvekili oldu)."
Birlik Vakfı'nın Erdoğan ile birlikte kurucuları arasında yer alan ve gençlik yıllarında Talebe Teşkilatları Federasyonu Başkanlığı yaptığı bilinen Bilal Şahin'in adı, 2007'de İstanbul Şirinevler'de 5 yaşındaki Dilara Dumru'nun ölümüyle gündeme girmişti.
Gazetelere yansıyan haberlere göre, annesinin elinden tuttuğu Dilara Dumru, üstü mukavvayla kapatılmış bir logar çukuruna düşmüş, üstü kapatılmış derede yaklaşık 3 kilometre sürüklenmiş, boğulup ölmüştü.
Dilara'nın düştüğü logar, Tavukçu Deresi'nin ıslah edilmesine yönelik yapılan çalışmalar içindeydi. İhaleyi, AKP'li Kadir Topbaş'ın yönetiminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı İSKİ ihale etmiş, iş MVM adlı firmaya verilmişti. O da Güntek isimli firmayla taşeron olarak anlaşmıştı. Milyonlarca liralık hak ediş alan MVM şirketinin ortağı, Başkan Erdoğan ile birlikte Birlik Vakfı'nı kuran Bilal Şahin'di.
Sezer'in vetosu
Uğur Mumcu'nun Rabıta kitabında dile getirdiği Bereket Vakfı'ndaki isimlerden biri de, Adnan Büyükdeniz'dir. 2006'da AKP iktidarı tarafından Merkez Bankası Başkanlığı'na atanmak istenen Büyükdeniz'in Çankaya'ya gönderilen kararnamesi, dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından veto edilmişti. Mumcu'nun belirlemelerine göre, Bereket Vakfı'nda Topbaş ailesinden de isimler var: Ahmet Hamdi Topbaş, Osman Nuri Topbaş, Mustafa Latif Topbaş, Ali Eymen Topbaş. Bu açıdan bakıldığında Bereket Vakfı, AKP dönemi kadroları açısından çok bereketli bir vakıftır...
Banka genel müdürleri vekiller ve seçilmiş kişilik
Uğur Mumcu, Rabıta kitabında, Al Baraka Türk'ün yönetim kurulunda yer alan isimleri yazarken Zeki Sayın'dan da söz eder. O Zeki Sayın, AKP iktidara gelir gelmez, Türkiye'nin en büyük bankalarından biri olan Ziraat Bankası'nın başına genel müdür olarak atanmıştır. Zeki Sayın, daha sonra tasfiye edilen Emlak Bankası Yönetim Kurulu Başkanlığı'na da getirilmiştir.
Uğur Mumcu, Rabıta kitabında, Al Baraka Türk'ün kuruluş aşamasında görev yapan Korkut Özal'dan söz eder. Eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın kardeşi olan Korkut Özal, bugün Türkiye'yi yöneten Recep Tayyip Erdoğan için Başbakan olduktan sonra "o seçilmiş bir kişiliktir" diyen Korkut Özal'dır. Mumcu, ANAP iktidarı döneminde Turgut Özal'ın, Bakanlar Kurulu'ndan çıkardığı "İslam Kalkınma Bankası'na vergi muafiyeti hakkındaki kanun tasarısı"nı yasalaştırdığına da dikkat çekerek Korkut Özal'ın ilişkilerinden söz ederken şöyle der: "Korkut Özal'ın Suudi Arabistan Krallığı'ndaki 'itibarı' yerindedir. Sık sık Riyad'a gidip gelir. Bu gidiş gelişlerinin birinde İslâm Kalkınma Bankası'nda bir müşavirlik görevini de koparmıştır. Daha önce aynı görevde bulunan, bir Türk Profesördür. Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş... Korkut Özal bu görevi Prof. Yalçıntaş'tan devralmıştır."
Gül'ün hocası
2002 yılında AKP'den İstanbul Milletvekili seçilecek olan Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, bugün Cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül'ün "hoca"larındandır. Bilindiği üzere, Abdullah Gül'ün İslam Kalkınma Bankası uzmanlığı da, Nevzat Yalçıntaş'ın danışmanlık yaptığı dönemlere rastgelir. Abdullah Gül'ün bir başka "hoca"sı, İlim Yayma Vakfı, İslami İlimler Araştırma Vakfı yöneticilerinden, yakın geçmişte ölen Prof. Sabahattin Zaim de, aynı dönemlerde "İslam Kalkınma Bankası Yöneticilerini Seçme ve Değerlendirme Komitesi üyeliği'" yapmıştı.
Abdullah Gül'ün hocaları Nevzat Yalçıntaş ve Sabahattin Zaim, yıllar sonra AKP kadrosunun iskeletini oluşturan Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı'nın (TGTV) da kuruculuğunda birlikte olacaklardır. TGTV kurucuları arasında, Faysal Finans'ın Türkiye'deki kurucu ortaklarından Ahmet Tevfik Paksu, eski Milli Türk Talebe Birliği'nin genel başkanlarından Rasim Cinisli, AKP döneminin Sanayi ve Ticaret bakanlarından Ali Coşkun, eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, bugün TBMM Başkanı olan Cemil Çiçek, kapatılan RP'nin Kültür Bakanı İsmail Kahraman, Al Baraka Türk özel finans kurumunun ilk ortaklarından Korkut Özal ve eski iş ortağı Hasan Kalyoncu ve bugün AKP Milletvekili olan, eski Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu gibi isimler bulunuyordu.
Siyasetçi yetiştiren çatı
TGTV; AKP'ye siyasetçi yetiştiren bir çatıydı adeta. Yine TGTV'ye bağlı Ensar Vakfı'ndan eski İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Mustafa Açıkalın, İlim Yayma Cemiyeti'nden Hayati Yazıcı (şimdi Gümrük ve Ticaret Bakanı), İnsanlığa Hizmet Vakfı'ndan Hikmet Özdemir, Dayanışma Vakfı'ndan Süleyman Gündüz, Ankara Kültür ve Eğitim Vakfı'ndan Ali Yüksel Kavuştu, Hayra Hizmet Vakfı'ndan eski İstanbul Belediyesi Yol Bakım-Onarım Müdürü Zülfü Demirbağ, Gençleri Evlendirme ve Mehir Vakfı'ndan Halil Ürün, Hak-İş'ten Hüseyin Tanrıverdi ve Agah Kafkas AKP'den milletvekili seçilmişlerdi.
=======================================================
Türkiye Üzerinde Rabıta Gölgesi 3 : Bir başka bereketli vakıf
Bir başka bereketli vakıf
Uğur Mumcu, Rabıta çalışmasında, "Bereket Vakfı"nı kuranlardan söz ederken Abdullah Sert'ten de söz eder. Yıllar sonra AKP'den Maliye Bakanı olacak Kemal Unakıtan ve Al Barakacılarla birlikte Bereket Vakfı'nın kurucusu olan Abdullah Sert, 1979'da bir grup isimle birlikte bu kez "Ensar Vakfı"nı kurmuştur. Bu isimlerin arasında bugün AKP'den İstanbul Anakent Belediye Başkanı olan Kadir Topbaş da vardır.
Ensar Vakfı kurucularından bir başka isim de Ahmet Şişman'dır. 2011 Temmuz ayında vefat eden Ahmet Şişman'ın cenaze törenine Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da katılmışlar ve bizzat tabutunu taşımışlardır.
Ahmet Şişman'ın cenazesinde hükümet tam kadro yer aldı.
Bir dönem, AKP'li siyasi kadroları içinde barındıran çatı örgütü olan Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı'nın başkanlığını da üstlenen Ahmet Şişman, aynı zamanda 1990'lı yılların ortasında yayımlanan "Bilgi ve Hikmet" dergisinin sahipliğini de yapmıştır. İslamcı yazar Ali Bulaç'ın genel yayın yönetmeni ve sorumlu yazıişleri müdürü, AKP milletvekili Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a uzun süre danışmanlık yapan Ömer Çelik'in Ankara sorumluluğunu üstlendiği o Bilgi ve Hikmet dergisi, AKP iktidara gelince Başbakanlık Müsteşarlığı, daha sonra Çalışma Bakanlığı yapan, bugün de Milli Eğitim Bakanlığı makamında oturan Dinçer'in, 1995'te Sivas'ta yaptığı bir konferans metnini 12. sayısında makale olarak yayımlamıştır. Eski CHP Grup Başkanvekili olan Ali Topuz'un geçmişte Meclis gündemine taşıdığı bu konferans metninde Dinçer, Cumhuriyet karşıtı bir tutum sergilemiştir. "21. yüzyıla girerken dünya ve Türkiye gündeminde İslam" başlığını taşıyan o makalede Dinçer, "Cumhuriyet kavramının aslında artık bizim için çok fazla bir mana ifade etmediğini söylememiz de mümkündür" sözlerinin yanı sıra, şu görüşlerini de kamuoyu ile paylaşmıştır:
"Türkiye Cumhuriyeti'nin başlangıçta ortaya koyduğu bütün temel ilkelerin, laiklik, cumhuriyet, milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha ademi merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum." Dinçer, 1997 yılı Aralık ayında İstanbul'da biraz önce konu ettiğim Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı tarafından gerçekleştirilen "Demokrasi Sempozyumu"nda yaptığı bir konuşmada da ulus devlete, demokrasiye, bürokrasiye ve modern topluma ilişkin eleştirilerini dile getirmiştir.
Ki, o sempozyumun kapanış bildirisinde, "Bütün meselenin; her zaman her toplumda farklı toplum kesimlerinin, değişik inanç gruplarının, etnik, dini, kültürel ve diğer toplulukların aynı zamanda yaşayacaklarının kabul edilmesi ve rejimin bunu mümkün kılacak şekilde tanzim edilmesi" gereği vurgulanmıştır. "Rejimin yeniden tanzimi"nin istendiği bu sempozyumdaki konuşmasında Dinçer, "…tarihi gelenek içinde yer alan vakıfların, cemaatlerin, özel sektörün yönetimde söz sahibi, daha da önemlisi karar verme ve politika belirlemede güç sahibi olmaları gerektiğini" vurgulamıştır.
İlahi rehberlik
Dinçer'in, yardımcı doçent olduğu dönemde Türkçeye çevirdiği ve 1988'de yayımlanan bir kitaptan da bugünkü gelişmeler açısından söz etmek gerekiyor. "İslam Ekonomisinin Temel Meseleleri" adlı bu kitabın yazarı Pakistanlı Muhammed Ekrem Han. Dinçer'in çevirisiyle kitaptan bir bölümü okuyalım: "Sosyal gerçeklerin farkına varılmasıyla, İslam geçerli hale gelecek ve problemlere İslami çerçeve içinde çözümler getirilebilecektir. Bu yönde gelişme kaydedebilmek için alan çalışmasına dayalı araştırma ve tezler yapılmalıdır. Bu araştırma ve tezler, öğrencileri İslam ile gerçek hayat arasındaki ilgiyi kurabilecek metodolojiyle yetiştirmeyi amaç edinmelidir. Üniversitedeki öğretim üyeleri de bu yönde araştırma projeleri hazırlamalıdır. Bu tür bir eğitim tarzının, gerçek hayat şartlarının farkında olan ve problemlere ilahi rehberliğin ışığında çözümler arayan öğrenci neslini yetiştireceğine inanıyorum. Böylece bilginin İslamlaştırılması hareketi, günümüz laik toplumlarından İslam toplumuna geçiş için bir araç olacaktır. Bugüne kadar değişim süreci, çoğunlukla politik bir süreç olarak algılanmıştır.
Sonuçta, İslamlaşma süreci sadece politik bir süreç olarak kabul edilse bile Müslüman gruplar faydalı kanunlar hazırlayabilirler. Ancak gerçek hayat şartlarının farkında olan ve bu hayatla ilgili problemleri çözme kapasitesi ve kabiliyetine sahip liderliği oluşturamazlar. Politik sürecin önemi inkâr edilemez, ama tüm bilginin İslamlaştırılması hareketi, politik alanda da gerçek lider tipini yetiştirmeye yardımcı olacaktır."
Dinçer'in geçmişteki rejimin yeniden tanzim edilmesi ve tüm bilginin İslamlaştırılmasına yönelik çabalarının, büyük bir bölümünü Milli Eğitim Bakanı olduktan sonra yaşama geçirdiğinin altını çizmek gerekiyor.
İlim Yayma'ya kutlama
Eğitim-İş Sendikası, geçen aylarda AKP'nin son çıkardığı dört dörtlük medrese yasası ile ilgili bir rapor hazırlamış, İmam Hatipliler Derneği gibi, Ensar Vakfı gibi kimi örgütlerin imam-hatip ortaokullarının sayısının artırılması ve kentlerin en iyi yerlerinde okullarla yer değiştirilmesi için valilik ve il milli eğitim müdürlükleriyle toplantılar yaptığını da duyurmuştu.
Bir hatırlatma daha: 19 Mayıs'ı kısıtlayan genelgesini durduran Danıştay'ın kararını "hukuki bir garabet" olarak nitelendiren Dinçer'in başında bulunduğu Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okullarda Ensar Vakfı'nın düzenlediği toplantılara çağrılar yapılırken 29 Ekim 2011'de Cumhuriyet Bayramı törenleri Van depremi bahane edilerek iptal edilmiştir. Ama aynı Milli Eğitim Bakanlığı'ndan sorumlu Dinçer, Uğur Mumcu'nun "Rabıta" kitabında sıkça sözü edilen İlim Yayma Cemiyeti'nin 60. yılını kutlama törenlerine katılmayı görev bilir. Bir konuşma yapar ve İlim Yayma Cemiyeti'ne teşekkür eder. Çünkü İlim Yayma Cemiyeti, Ensar Vakfı gibi Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte çalışmaktadır artık:
"Eğitim alanlarındaki çalışmalarımızda maddi ve manevi desteklerinden büyük güç aldığımız 100'den fazla imam hatip lisesini MEB'e kazandıran İlim Yayma Cemiyeti'ne bugünün Milli Eğitim Bakanı olarak şu üç alandaki katkıları için teşekkürlerimi borç biliyorum. İlköğretim, ortaöğretim, din kültürü ahlak bilgisi ile imam hatip liselerinin yenilenen müfredat programları ve yeni hazırlanan kitapların tanıtımı, İlim Yayma Cemiyeti'nin katkılarıyla 81 ilde, 25 bin öğretmene 21 öğretim üyesi tarafından yapıldı. Cemiyetin yurdumuzun pek çok yerinde inşaat halinde bulunan imam hatip okul binası, pansiyon ve spor salonlarının tamamlanmasında çok değerli destekleri oluyor. İlim Yayma Cemiyeti'mizin 60. yılını bu duygularla kutluyor, daha nice 10 yıllar yapmış olduğu değerli hizmetlere yeni halkalar eklemesini diliyorum.''
Ensar Vakfı'nın, yeni milli eğitim sistemine katkısı bununla da kalmaz. Bu ay düzenlenen "Uluslararası Değerler ve Eğitim Sempozyumu" için çalışmalara hız verir. "Değerler eğitimi açısından ders kitapları ve materyalleri. Din ve değerler eğitimi. İslam ve değerler. Öğretmen yetiştirme programlarında değerler eğitimi" gibi konuların tartışılacağı sempozyumun "Bilim Kurulu"na, Dinçer'in, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı'na atadığı Emin Karip de eklenir. Daha sonra Emin Karip, bilim kurulundan çıkarılır ama konuşmacı olarak kendisine yer verilir. Hem de AKP iktidarı döneminde YÖK'e yürütme kurulu üyesi olarak atanan Prof. Dr. Mehmet Şişman ile birlikte…
AKP'NİN AİLE VAKFI
Bir diğer konu: Dinçer'in sorumluluğu altındaki Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretim Genel Müdürü İrfan Aycan, imam hatip lisesi müdürlüklerine birer yazı göndererek, "Değerler Eğitimi Merkezi" tarafından yapılacak "İmam Hatip Liselerinde Arapça Öğretimi Sempozyumu"na katılımın sağlanması çağrısında bulunur. Sempozyumu düzenleyecek olan Değerler Eğitim Merkezi, Dinçer'in kurucular kurulu üyesi olduğu Ensar Vakfı'nın oluşturduğu bir merkezdir. Ensar Vakfı'nın şu andaki Başkanı İsmail Cenk Dilberoğlu, aynı zamanda İstanbul İl Genel Meclisi'nin AKP'li üyelerindendir.
Ensar Vakfı'nın başkan yardımcılarından Mehmet Sarımermer, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün damadıdır. Bir diğer Genel Başkan Yardımcısı Hasan Can, AKP'li Ümraniye Belediye Başkanı'dır. Vakfın Sekreteri İbrahim Bacacı, Gül'ün damadı Mehmet Sarımermer'in Fenn Bilgi Teknolojileri Sanayi ve Ticaret şirketinden ortağıdır. Ensar Vakfı Mütevelli Heyeti üyeleri arasında AKP'li Zeytinburnu Belediye Başkanı Murat Aydın, AKP İstanbul Milletvekili Feyzullah Kıyıklık da bulunmaktadır. Bir başka heyet üyesi de, AKP'li Bahçelievler Belediye Başkanı Osman Develioğlu'nun oğlu Ziya Develioğlu'dur. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Ziya Develioğlu'nun düğününde, evlenen çiftten üç çocuk yapmalarını istemiştir. Dinçer'in oğlu ve aynı zamanda Enerji Bakanı Taner Yıldız'ın damadı olan Asım Dinçer de vakfın bugünkü mütevelli heyetinde üyedir. Anlayacağınız, Ensar Vakfı bugün adeta AKP'nin bir aile kuruluşudur…,
VAKFIN AMACI EĞİTİM SİSTEMİNE UYARLANIYOR
Şöyle ki… Dinçer'in kurucular kurulu üyesi olduğu Ensar Vakfı'nın en önemli çalışmalarından biri, "interaktif Kuranıkerim öğrenme CD"sinin bütün imam hatip lisesi öğretmen ve öğrencilerinin hizmetine sunulmuş olması…
Ayrıca vakfın "www.dinkulturuogretmeni.com" adresindeki sitesi de ilk ve ortaöğretim din kültürü ve ahlak bilgi öğretmenleri için hazırlanmış. Ensar Vakfı'nın bir başka hizmeti de "ilmihal, tefsir vb. dini ilimlerle ilgili seminerler, konferans ve yardım faaliyetleri"ni yürütmek. Ensar Vakfı'nın amacına gelince… Vakıf, amacını şöyle açıklıyor: "Herkesin kendi dini ve felsefi inançlarına göre eğitim ve öğretim yapma hakkını kullanmasına destek ve yardım sağlamak temel misyonumuzdur. Bu konuda, kamusal alanı etkilemek ve yönlendirmek; özel alanda hizmet üstlenen kurumları desteklemek ve yardım etmek genel amacımızdır." Ensar Vafı'nın amaçlarını etkilemek ve yönlendirmek için bugün elinde çok büyük bir olanak bulunuyor, o da vakfın kurucularından Dinçer'in Milli Eğitim Bakanı olması… Dinçer, Milli Eğitim Bakanlığı'na atanır atanmaz, bakanlığın görev tanımındaki "Atatürk inkılap ve ilkelerine bağlı, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen vatandaş yetiştirme" hedefini "kanun hükmünde kararname" ile kaldırıyor…
O hedef yerine Dinçer, bakanlığın görevleri arasına "öğrencileri, bedeni, zihni, ahlaki, manevi, sosyal ve kültürel nitelikler yönünden geliştirme, insan haklarına dayalı toplum yapısının ve küresel düzeyde rekabet gücüne sahip ekonomik sistemin gerektirdiği bilgi ve beceriyle donatmak" amacını yerleştirir. Bu hedefte "katılımcı ve ademi merkezi" yapı "insan haklarına dayalı toplum yapısı" ifadesinde yerini bulmuştur.. "Daha Müslüman" yapı ise "ahlaki, manevi yönden geliştirme" vurgusundadır. Kısacası, "milli ve laik eğitim" yerini, "etnik ve dinsel" yelpazeye bırakacaktır. Eğitim hedefinde "milliyetçilik" kalkarken "küresel" denerek bugün dünyaya egemen kılınmış resmi ideoloji olarak "küreselleşme" başat konuma oturacak; buna koşut olarak da "sosyal devlet" ilkesi kalkarken "rekabet gücüne sahip ekonomik sistem" tanımıyla "piyasacılık" genç kuşaklara sunulacak tek tip ekonomi politik algı sistemi olacaktır. Dinçer'in gazetelere yansıyan "motor gücünü yükseltip kaportayı hafiflettik" diye nitelendirdiği bakanlık teşkilat kanundaki değişim işte budur.
======================================================
Türkiye üzerinde Rabıta gölgesi 4 : Rabıta bağlantılı İmamlar
1980'li yıllarda yurtdışına gönderilen imamlar hep yükseldi
Uğur Mumcu'nun Rabıta kitabına göre 17 Ağustos 1980 ve 28 Nisan 1981 tarihli iki ayrı Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye'den toplam 73 din görevlisi Rabıta parasıyla yurtdışında görevlendirildi.
Rabıta kitabında adları yer alan isimlerin, kararname çıktığı dönemde hangi görevde oldukları (ayraç içindeki unvanlar) ve AKP döneminde ise ne yaptıklarına ilişkin kimi örnekler şöyle:
• Yusuf Altaş (Müftü-Zonguldak): 1980'deki ilk kararname ile yurtdışına gönderildi. Şu anda Diyanet İşleri Başkanlığı Yüksek Seçici Kurul Başkanı ve Din İşleri Yüksek Kurulu üyesi.
• Abdullah Demircioğlu (Müftü-Arsin): 1980'de Belçika'nın Gent kentine din görevlisi olarak gönderildi. Şu anda Gent'te kurulu Avrupa İslam Fakültesi Rektörü.
• Hüsamettin Çalışkan (Müftü-Ezine): Mamak Müftüsü.
• Yasin Makasoğlu (Müftü-Buldan): Dursunbey Müftüsü.
• Kemal Sandıkçı (Yüksek İslam Enstitüsü-Samsun): Prof. Dr., Rize İlahiyat Fakültesi Kurucu Dekanı, Rize Üniversitesi Rektör Yardımcısı. Rize Üniversitesi, senatosunun oybirliğiyle aldığı karar ve TBMM'den çıkarılan yasa ile bu yıl adını "Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi" olarak değiştirdi.
• Dr. Cahid Baltacı (İstanbul Şeri Siciller Arşiv Uzmanı, Müftü Vekili-Fatih): Prof. Dr., Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi.
• Yusuf Bilgin (Vaiz-Ankara): Fethullah Gülen'in 1962'de Mamak Muhabere Alayı'ndan askerlik arkadaşı. 1980 tarihli kararname ile Belçika'ya gitti. Müftülük, vaizlik yaptı, 1995'te emekli oldu.
• Celalettin Baykoz (İmam-Hatip Lisesi Müdürü – Gemlik/Bursa): Belçika Limburg bölgesi din kültürü öğretmeni, eski Executif üst kurul üyesi.
• İsmail Durmuş (Yüksek İslam Enstitüsü asistanı-Samsun): Prof. Dr., Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi.
• Nurettin Başyiğit (İmam Hatip Lisesi öğretmeni-Bursa): Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim görevlisi.
• Hayrettin Şallı (Diyanet İşleri Başkanlığı uzmanı): Görevlendirildiği Hollanda'da Hollanda Diyanet Vakfı kurucusu oldu. Berlin Din Hizmetleri Ataşeliği yaptı.
• Ömer Öztop (İmam-Hatip Lisesi Müdürü-Kartal): Ensar Vakfı kurucusu ve yöneticisi. "Hutbelerle İslam", "Kaynaklarıyla Müminlere Vaazlar" adlı kitapların yazarı.
• Ali Serter (Diyanet İşleri Başkanlığı Hac İşleri Müdürü): Köln Din Hizmetleri Ataşesi.
• Yılmaz Güneylioğlu (İmam-Hatip Lisesi öğretmeni-Ankara): DSP'li Milli Eğitim Bakanı Metin Bostancıoğlu döneminde Ankara Gölbaşı İmam Hatip Lisesi öğretmeni iken "meslek lisesinden genel liselere öğrenci geçişini yasaklayan genelgeye uymama" gerekçesiyle soruşturma geçirdi. Mamak Lisesi Müdürlüğü yaptı.
• Mehmet Erkal (İmam-Hatip – İstanbul): Prof. Dr., Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü öğretim üyesi, Ensar Vakfı kurucusu.
• Ö. Faruk Turan (İmam-Hatip – Beyoğlu/İstanbul): Din Hizmetleri Müşaviri ve Belçika Türk İslam Diyanet Vakfı Başkanı.
• Abdullah Özgönüller (Milli Eğitim Bakanlığı Din Eğitimi Genel Müdürlüğü uzmanı): Milli Eğitim Bakanlığı Din Eğitimi Genel Müdürlüğü Daire Başkanı.
• Sabahattin Karasu (İmam-Hatip Lisesi Müdürü – Sarıyer/İstanbul): AKP'li çok sayıda siyasetçiyi içinden çıkaran 100'e yakın dinsel amaçlı vakıf ve örgütün çatı örgütü olan Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı'nın kurucusu.
• Alaaddin Şahin (İmam-Hatip Lisesi Müdürü – Kartal/İstanbul): Eylül 1981'den Temmuz 1985'e kadar Frankfurt'un Offenbach kasabasındaki Yavuz Sultan Selim Camisi'nde görev yaptı. Kurucuları arasında AKP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, eski Başbakanlık Müsteşarı ve bugünkü Çalışma Bakanı Ömer Dinçer'in de bulunduğu Ensar Vakfı'nın kurucusu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde Türkiye'ye türban davası açan ve bu davayı yitiren Leyla Şahin'in babası. Nuruosmaniye Camii imamı iken Kadir Topbaş tarafından İETT Müşteriler Daire Başkanlığı'na atandı. Hürriyet gazetesi yazarı Yalçın Bayer'in 17 Mart 2007 tarihli yazısına göre Alaaddin Şahin, aynı zamanda Akıncılar – Milli Görüş anlayışından gelmektedir ve Başbakan Erdoğan'ın da "ağabey" dediği bir isimdir.
• Baki Yıldız (Müftü-Gürün): Tavşanlı Müftüsü.
• Mürsel Sıradağ (Müftü-Bulancak): Müftülükten emekli.
• Mahmut Sezgin (Vaiz-Kastamonu): AKP döneminde Polatlı Müftülüğü'ne kadar yükselen Sezgin, 2008 yılında camilerde toplanan yardım paralarını zimmete geçirmek suçundan tutuklandı.
Parti kapattıran imam
Ramazan Yenidede, Uğur Mumcu'nun Rabıta kitabını yazdığı 1987'den 8 yıl, Uğur Mumcu'nun katledilmesinden de 2 yıl sonra, yani 1995'te Refah Partisi'nden Denizli milletvekili seçilir. RP kapatılınca Yenidede, Fazilet Partisi'ne geçer. FP de kapatılır. Anayasa Mahkemesi'nin FP'yi kapatma gerekçelerinden biri de Ramazan Yenidede'nin yaptığı bir basın toplantısında söyledikleridir.
Uğur Mumcu'nun Rabıta kitabında sözünü ettiği ve ilki Süleyman Demirel'in Başbakan olduğu 1980 yılını, diğeri de 12 Eylül askeri dönemini kapsayan iki kararname ile ve Rabıta örgütünün parasıyla yurtdışına gönderilen 73 imam ve din adamından biri de Ramazan Yenidede'dir. Yenidede, Denizli Müftü Yardımcısı iken Rabıta parasıyla yurtdışına gönderilmiştir.
Ramazan Yenidede, Uğur Mumcu'nun Rabıta kitabını yazdığı 1987'den 8 yıl, Uğur Mumcu'nun katledilmesinden de 2 yıl sonra, yani 1995'te Refah Partisi'nden Denizli milletvekili seçilir. RP kapatılınca Yenidede, Fazilet Partisi'ne geçer. FP de kapatılır. Anayasa Mahkemesi'nin FP'yi kapatma gerekçelerinden biri de Ramazan Yenidede'nin yaptığı bir basın toplantısında söyledikleridir. Yenidede'nin, soruşturma dosyalarında yer alan ve FP'nin kapatılmasına gerekçe olan sözlerinden bir bölüm şöyledir:
"Hırsız, ben Atatürkçüyüm ve laikim diyor, soysuz böyle diyor. Hazine yerlerini işgal edenlerin elinden bu yerleri almaya giden kamu görevlilerinin karşısına Atatürk posterleriyle çıkılıyor."
Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başkomutanı, Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk'e yönelik bu sözleri söyleyebilen Ramazan Yenidede, yalnızca FP'nin kapatılmasına değil, kendisinin de 5 yıl siyaset yasağı kapsamına girmesine yol açar.
=======================================================
Türkiye Üzerinde Rabıta Gölgesi 5 : Rabıta Bağlantılı Mttb
1960'lı ve 70'li yıllarda Necip Fazıl hayranı kadro bugün ülke yönetiminde
| Recep Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül ve Cemil Çiçek MTTB'de yetişti |
Rabıta Bağlantılı Mttb
Uğur Mumcu Rabıta kitabında, Rabıta örgütünce yayımlanan "A World Guide to Organizations of Islamic Activites" yani "İslamcı Eylem Örgütleri Dünya Rehberi"nin "Rabıta Ofisleri ve Temsilcileri" ile ilgili bölümünde "Milli Türk Talebe Birliği"nin de adının geçtiğini belirtir. Mumcu ayrıca, "Rabıtat-ül İslam"ın Ürdün'de bastı¬rıp dağıttığı, "Sanem Adam", yani "Put Adam" adlı ve Atatürk aleyhine kitabın, Avrupa'da Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde dağıtıldığını belirterek, bu kitabın dağıtımında aracı olanların başında Kadir Mısıroğlu'nun geldiğini belirtiyor ve şu notu düşüyor: "Mısıroğlu, 1971 yılı başlarında İstanbul'da Milli Türk Talebe Birliği konferans salonunda Atatürk aleyhine yaptığı konuşma nedeniyle kovuşturuluyor. Devir, sıkıyönetim devridir, sıkıyönetim komutanı da Faik Türün'dür. Türün'ün emrindeki savcılık, Mısıroğlu'nun şu konuşmasında suç bulmaz ve 11.10.1971 gün ve 296/56 sayı ile kovuşturmaya yer olmadığı kararı verir."
Mısıroğlu, MTTB'de yaptığı konuşmada şunları söylemiştir: "İnkılap bitti. Yüznumaramıza kadar değişti. Yüznumaramız Garbın yüznumarası oldu. Cumamız pazar oldu. Değişmeyen hiçbir şeyimiz kalmadı. Artık tavizi onlar verecektir. Saha inkı¬lapçılara değil, inkılap aleyhtarlarına açıktır. Yolunuz açık olsun, gazanız mübarek olsun."
Saltanatın kaldırılıp yerine Cumhuriyetin ilanını, halifeliğin kaldırılmasını ve Latin harflerinin kabul edilmesini "dinsizlik" sayan Mısıroğlu'nun işte bu konuşması, dönemin İstanbul Sıkıyöne¬tim Komutanı tarafından soruşturulmaz.
Çünkü dönem; dinci kadroları hoş görme dönemidir.
1960'ların sonuna doğru dönemin Milli Birlik Komitesi üyesi Osman Köksal, "laik okullarda yetişen gençlere haksızlık yapıldığını" aktarmak üzere dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a çıkar. Genelkurmay Başkanlığı'ndan Çankaya Köşkü'ne çıkmış olan Sunay, "Ne haksızlığı" der, "bugünkü okullar birer anarşi yuvası haline geldi. Bu okullardan yetişen gençlere memleket idaresi teslim edilemez. On yıl sonra bunların hepsi işbaşına geçecekler. Onlara nasıl güvenebiliriz? Hem biz laik okullara karşı imam hatip okullarını bir 'alternatif' olarak düşünüyoruz. Devletin kilit mevkilerine yerleştireceğimiz kişileri bu okullarda yetiştireceğiz."
Kanlı Pazar olayı da Sunay'ın cumhurbaşkanlığı dönemine denk gelir. Milli Türk Talebe Birliği'nin en bildik eylemlerinden biridir "Kanlı Pazar". İstanbul'a gelen ABD 6. Filosu'nu kınamak üzere öğrenci ve işçiler 16 Şubat 1969 Pazar günü bir yürüyüş düzenlerler. Bunun üzerine Komünizmle Mücadele Derneği (KMD) ve Milli Türk Talebe Birliği (MTTB), bu yürüyüşte "komünistlere ders vermek" ve Amerikan 6. Filosu'nu korumak üzere cihat çağrıları yapar.
O dönemde MHP'li olan, son yıllarda Demokrat Türkiye Partisi (DTP) ile Hür Parti liderliklerinde gördüğümüz Yaşar Okuyan, Kanlı Pazar öncesini şöyle anlatır: "O zaman İstanbul'da öğrenciydim. MTTB ve KMD'nin yöneticileri arkadaşımız, ağabeylerimizdi. İç içeydik. Kanlı Pazar öncesi olayların gizlisi saklısı yoktu. Her şey gözler önünde, orta yerde cereyan etti. Hazırlıklar açıkta yapıldı. Mesela MTTB'ye kamyonlarla sopalar geldi. Gelen geçenin gözü önünde kamyonlar boşaltıldı. Sonra dövüşeceklere dağıtıldı."
16 Şubat 1969 gününü Orhan Tüleylioğlu, "Neden Öldürüldüler? Bu Kan Kurumaz" adlı kitabında özetle şöyle anlatır: "ABD karşıtı göstericiler Taksim'e doğru yürüyüşe geçmek üzere Beyazıt'ta toplanırken sağ militanlar da saatler öncesinden Taksim'e gelmişti. Kamyonlarla ve otobüslerle Anadolu'nun her yanından taşınan KMD üyesi dinciler ve ülkücü komandolar Dolmabahçe'ye toplandılar; kıble olarak 6. Filo'yu alarak, tekbirlerle cihat namazı kılarak ve 'Kanımız aksa da zafer İslamın' sloganlarıyla Taksim'e yürüdüler. Burada binlerce militana bomba, taş, sopa, satır dağıtıldı. Taksim Parkı'nda da toplu namaz kılan bu militanlar, ellerinde taş ve sopalarla alana girecek göstericileri beklemeye koyuldular. Göstericiler Taksim'e girerken, sağcı militanların sopalı, taşlı ve bıçaklı saldırısına uğradı. Beş dakika içinde Taksim kana bulanmış, Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan bıçaklanarak öldürülmüş, yüzlerce gösterici yaralanmıştı." Kanlı Pazar'da 2 kişi öldürülür, yüzlerce kişi yaralanır.
MTTB iktidarda
| Necip Fazıl |
MTTB üye ve yöneticileri, Necip Fazıl Kısakürek'in düşüncelerine hayrandırlar. Toplantılarında, törenlerinde, tiyatro oyunlarında Necip Fazıl'a öncelik tanırlar. Necip Fazıl, 1975'te Milli Türk Talebe Birliği'nin (MTTB) düzenlediği Milli Gençlik Gecesi'nde okuduğu "Gençliğe Hitabe"si MTTB'li gençler arasında ağızdan ağıza dolaşır. Necip Fazıl, şöyle demiştir o gün:
"Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre... Birincisi iki buçuk asır... Aşk, vecd, fetih ve hâkimiyet... İkincisi üç asır... Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet... Üçüncüsü bir asır... Allah'ın, Kuran'ında 'belhüm adal-hayvandan aşağı' dediği cüce taklitçilere ve batı dünyasına esaret... Ya dördüncüsü? .... Son yarım asır!.. İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle, madde planında kurtarıldıktan sonra ruh planında ebedî helâke mahkûmiyet... İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören... Bunları, yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık, çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi... Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...
Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle bütün 'dikey'leri 'yatay' hale getirecek bir çığlık kopararak 'mukaddes emaneti ne yaptınız?' diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlik...
Halka değil, Hakka inanan; meclisinin duvarında 'Hâkimiyet Hakkındır' düsturuna hasret çeken, gerçek adaleti bu inanışta bulan ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik..."
Yıllar sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu yıl şubat ayında AKP İstanbul İl Gençlik Kolları'nın 3. Olağan Kongresi'ne telekonferans yöntemiyle katılır ve Necip Fazıl Kısakürek'ten alıntı yapar:
"Altını çiziyorum; modern, dindar bir gençlikten bahsediyorum. Dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı bir gençlikten bahsediyorum."
Ardından da Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, böyle bir hedefi koyan kadroyu geçen mayıs ayında Konya'da açıklar:
"Üstad Necip Fazıl Kısakürek, bizim için sembol isim. Bizim tarihimizde, düşünce hayatımızda önemli rol oynayan, iz bırakan önemli bir isim. Bizim kuşağımızda emeği olan bir isim. Türkiye'de soylu, seviyeli düşünce adına, kim varsa, Necip Fazıl Kısakürek'ten pay almıştır. Bizim kendi düşünce dünyamız adına bunun aynen söyleyebilirim. Türkiye, bugün çok büyük bir değişim geçiriyor. Son 10 yıldır Türkiye, büyük bir değişim geçiriyor. Bu değişimin başında olan ekipler, bunu gerçekleştirenler, o dönemde yetişmiş olanlar, bütün birikimlerini, Necip Fazıl Kısakürek'in düşüncesinden, emeğinden beslenerek bugünlere gelmiştir."
Atalay'ın sözünü ettiği "dininin, dilinin, beyninin, ilminin, ırzının, evinin, kininin, kalbinin davacısı" olarak yetişmiş ve bugün 1923 devrimi ile kurulmuş Cumhuriyeti değiştiren kadrodur bu.
ÖNEMLİ MAKAMDALAR
1960'lı-70'li yıllarda Milli Türk Talebe Birliği'nde üye olan, görev alan kadroların büyük bir kısmı da bugün AKP iktidarının önemli makamlarındadırlar. MTTB'de yetişen, bugün Türkiye'yi yöneten kimi isimler ve geçmişte MTTB'de yaptıkları görevlere örnek verirsek:
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül (MTTB'de Merkez İcra Konseyi Muhasibi, İcra Konseyi üyesi, Genel Yönetim Kurulu üyesi ve Tiyatro Müdürü), TBMM Başkanı Cemil Çiçek (1970'te Sen Sinod Meclisi'ne de yabancıların atanması nedeniyle tartışmalara yol açan Fener Rum Patrikhanesi aleyhine gösterilerin de yer aldığı MTTB'nin düzenlediği 'Fetih Haftası' mitinginde konuşma yaptı), Başbakan Recep Tayyip Erdoğan (MTTB Tesisler Müdür Yardımcısı, Kültür Müdürü), Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay (MTTB üyesi), Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç (MTTB faaliyetlerine katıldı), Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu (MTTB faaliyetlerine katıldı), Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer (MTTB Dış Temaslar Müdür Yardımcısı), Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Bahaettin Cebeci (MTTB İcra Konseyi üyesi, Kültür Müdürü ve Murakebe Heyeti yedek üyesi), AKP Genel Başkan Danışmanı ve milletvekili Akif Gülle (MTTB Samsun Başkanı), İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş (MTTB Orta Öğretim Komitesi üyesi), Konya Belediye Başkanı Tahir Akyürek (MTTB Eğitim Müdür Yardımcısı, Genel Yönetim Kurulu üyesi ve muhasibi), Batman Üniversitesi Rektörü Abdüsselam Uluçam (MTTB Tiyatro Müdür Yardımcısı, Tiyatro Müdürü), eski İş ve İşçi Bulma Kurumu Genel Müdürü Hüseyin Coşkun (MTTB Merkez İcra Konseyi Başkanlığı ve Genel Sekreterliği), eski İş ve İşçi Kurumu Müdür Yardımcısı Hüseyin Gözlü (MTTB Trafik Eğitim Müdürü), AKP Kayseri Milletvekili, eski Bayındırlık Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Yaşar Karayel (MTTB İcra Konseyi Başkanlığı, Basın Yayın Müdürlüğü ve Yönetim Kurulu üyeliği), AKP Kayseri Kocasinan Belediye Başkanı Bekir Yıldız (MTTB'de çeşitli görevlerde bulundu), eski AKP Osmaniye Milletvekili ve Sermaye Piyasası Kurulu üyesi İbrahim Mete Doğruer (MTTB üyesi).
İlk türban eylemi ile bağ
MTTB'nin aynı yıllarda destek verdiği girişimler arasında ilk türban eylemi de vardır. 1968'de, yasak olmasına karşın okula türban ile girmekte ısrar eden Ankara İlahiyat Fakültesi'nin 1859 No'lu öğrencisi Hatice Babacan'ın, disiplin kurulu kararıyla fakülteden kaydı silinir. Bunun üzerine Ankara İlahiyat Fakültesi öğrencileri boykota başlar. O günlerde ilk türban eylemini gerçekleştiren Hatice Babacan, AKP iktidarlarında Devlet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Başbakan Yardımcılığı yapan Ali Babacan'ın halasıdır. Bu türban eylemi ve boykotunu destekleyen bildirilerin altına imza atan dönemin Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Talebe Derneği Başkanı da AKP iktidarlarında İçişleri Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı görevlerini üstlenmiş olan Beşir Atalay'dır. O türban eylemi nedeniyle boykot yapan İlahiyat Fakültesi öğrencileri tarafından protesto edilen yine aynı fakültenin öğretim üyelerinden Bahriye Üçok'un ise 1990'lı yılların başında bir terör saldırısı sonucu aramızdan alındığını da unutmayalım.
VE SONUÇ
Gerek Uğur Mumcu'nun saptamaları, gerekse bizim bu izlerin üzerinden yaptığımız haber takibi şu yalın gerçeği göstermektedir: Ne derseniz deyin, AKP ve kadroları, zaman içinde büyük bir disiplin ve örgütlülük içinde, düzenli bir organizasyon ve hiç kuşkusuz büyük bir dış destekle iktidara gelmişlerdir. Uğur Mumcu'nun deyişiyle hedefe giden yolda "tarikat-ticaret-siyaset" üçgenini çok iyi kurgulamışlardır.
Başarılarının altında yatan giz buradadır!
Demem o ki:
Gazetecilik, gündelik iştir. Güncele dayanır, o günü ilgilendirir. O gün taze yazılan, ertesi gün bayatlar.
Bayatlamayan; zaman geçse de değişmeyen ilişkiler, bağlantılar, ilintilerdir.
Gazeteciliğin zor yanı; o ilişkileri, bağlantıları, ilintileri, tarihin hızla akıp giden sayfaları arasında yakalayıp işlemek, kamuoyuna duyurmaktadır.
Uğur Mumcu'yu sıra dışı, seçkin bir araştırmacı gazeteci yapan işte bu yönüdür.
Açınız bakınız Rabıta kitabına, açınız bakınız ABD'nin ilk Körfez saldırısına. Gün gibi ortadadır aralarındaki tüm rabıtalar...
Uğur Mumcu'yu yaşatan, adını diri tutan, bize kalıt bıraktığı yazılarını bir daha, bir daha okutan işte bu yönüdür. Çelişki gibi görünse de hiç çelişmeyen bir başka gerçeği söylemek gerekirse, öldüren de öldürten de bu yönüdür.
BİTTİ
a45UyF58766120130107114011- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Cicegi kucumseyen, tanri yi da kucumser.
A.dumas
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Devlet ve milletimizin parcalanmasi ve Ermeni ve Yunan esaretine dusulmesi soz konusudur. Alti yuz elli sene efendilik eden bir milletin kole mevkiine dusmesi kolay bir hadise degildir.
(6 Temmuz 1919)
K. ATATURK
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Anadolu'yu bosaltmalari karsiliginda, Trakya Yunanlilara birakilabilir.
19.09.1921, Bakanlar Kurulu
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
"Tanri kotulukten ve acidan korumak istiyor mu?
Fakat bunu yapmaya gucu mu yok?
Eger yoksa, O gucsuz, ya da kesinlikle her seye gucu yeten degildir.
Her seye gucu yeten fakat istemeyen mi?
Eger oyle ise , O kotudur, ya da kesinlikle tum iyilik degildir.
O, ne gucu yetiyor, ne de istemiyor mu?
O zaman. O'nu Tanri diye cagirmak sacma olur.
O, hem gucu yetiyor hem de istiyor mu?
O zaman kotuluk nereden geliyor?"
(Istencin Ozgur Secimi Uzerine. Giris.)
EPICURE
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Ben,Manevi Miras olarak,
Hicbir Ayet, hicbir Dogma,
Hicbir Donmus ve kaliplasmis Kural birakmiyorum.
Benim Manevi Mirasim Bilim ve Akildir...
K.Ataturk
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Kurmus oldugum gruba uye olun
Moderasyonsuz, sansursuz ve ozgur bir gruptur:
Ozgur_Gundem-subscribe@yahoogroups.com
Ayrilmak isterseniz de:
Ozgur_Gundem-unsubscribe@yahoogroups.com
Arzu ederseniz bloguma da goz atabilirsiniz.
http://orajpoyraz.blogspot.com/
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder